Konusunu Oylayın.: Okumalarımız, Sünnetullaha Uygun Bir Zihnin ve Pratiğin İnşasına Hizmet Etmeli

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Okumalarımız, Sünnetullaha Uygun Bir Zihnin ve Pratiğin İnşasına Hizmet Etmeli
  1. 24.Nisan.2011, 00:08
    1
    Misafir

    Okumalarımız, Sünnetullaha Uygun Bir Zihnin ve Pratiğin İnşasına Hizmet Etmeli






    Okumalarımız, Sünnetullaha Uygun Bir Zihnin ve Pratiğin İnşasına Hizmet Etmeli Mumsema “Okumalarımız, Sünnetullaha Uygun Bir Zihnin ve Pratiğin İnşasına Hizmet Etmeli”


  2. 24.Nisan.2011, 13:07
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Okumalarımız, Sünnetullaha Uygun Bir Zihnin ve Pratiğin İnşasına Hizmet Etmeli




    Hayatı ve Kitabı Sünnetullaha Uygun Bir Zihin ve Kimlik İnşası İçin Okumalıyız

    Toplumun kitaplara olan genel ilgisi, hayata bakışıyla da doğrudan ilgili. Özal döneminde küresel dönüşümlerle doğru orantılı neo-liberal hayat algısı yeni nesiller üzerinde olumsuz etkiler uyandırmıştı. Bunun meyvelerini bugün toplamaktalar. Dolayısıyla kitap okunduğu ifade edilse bile, ağırlığın daha çok magazinel olanlar ve kişisel gelişim kitaplarında olduğunu söylemek mümkün. Kitleler, varolan durumlarını sorgulamak, kişilikleri üzerinde hayatlarını dönüştürücü kitaplar okumaktan ziyade, hayatın kıyısında, hatta çoğu zaman dışında kalmış bir ameliyeyi yerine getirir gibi, merak duygusunu, hayal dünyalarını tatmin amacıyla kitap okumaktalar çoğunlukla. Kimlik ve kişilik sorunları, resmi ideolojiye ya da küresel dönüşümlere koşulsuz teslimiyet, ahlaki ve zihinsel yozlaşma vb. sebepleri göz önünde bulundurduğumuzda tercih sebeplerinin de bu meyanda seyretmesi doğaldır. Tabii bu tespitimiz kitap okurları açısından geçerli, geniş kitlelerin bu ameliyeyi yerine getirdiklerini söylemek zor.
    Neyin, nasıl okunacağı; okumanın amacı, hayata dair hedeflerle doğrudan orantılı. Düşünmenin, soru sormanın, cevap arayışı içerisinde olmanın bir sonucudur kitap okumak. Üstelik bireysel yapılan bir amel olsa da, aslında toplu kimliğin, toplu faaliyetlerin bir uzantısıdır. Okumanın ardından tartışma/istişare gelebilmelidir. Bu olmayınca, aktüel gelişimlerle doğru orantılı bir tüketim ameliyesine dönüşmekte kitap okumak. Kimi zaman “Çok okuyor ama kafası çok karışık” diye tanımladığımız insanlar vardır çevremizde ki bu husus bununla alakalıdır.
    Kitap okumakla hayatı okumak eşzamanlı olması gereken bir süreçtir kanımca. Bir tatmin aracı, bilgiyi yığma ve buradan güç devşirme aracı ya da bir hobi faaliyeti değildir olması gereken. Okumayı belirleyen şey ihtiyaçlardır. İhtiyaçları ise toplu olarak ifa ettiğimiz kimliksel yürüyüşümüz belirler. Ne aradığımız, neyi bulmak, neleri biriktirmek istediğimiz ve istikametimizin sağlıklılığı da burada gizlidir.
    Kitap okumayı zaafa uğratan hususlar arasında, düşünsel gerileyişler ve zihinleri bulandıran rölativistik gelişmeler yanında internetin hayatımızı kuşatan yönlerini de baş köşeye oturtmak gerekir. Bilgisayar karşısında tüketilen zaman ayrı bir bahis konusudur ki kitaba olan ilginin azalmasının önemli nedenlerinden biridir bence. Bilgiye internet üzerinden kolay ulaştığını zannetme, aslında kolay ve çabuk tüketilen bilgiye ulaştığını görememe tavrını besler. Oysa bilginin edinimi ve ahlakımıza, dağarcığımıza ve kimliğimize yansıması süreci yüzyüze paylaşım ve sosyal ilişki ağı içerisinde gerçekleşir. Doğrusu da budur. Test edilmemiş, paylaşılmamış ve ortak amellere hizmet etmeyen bilgi hem ağırlık oluşturur hem de bir süre sonra değersizleşir. İşte internet böylesi bir bilgi yığınıyla karşı karşıya bırakmakta bizi.
    Bir müslümanın okuma serüveni, usuli anlamda netleşme, hayata dair sahih bir perspektif edinme ve okumalarını bunun üzerine bina etme anlayışı üzerine kurulu olmalıdır. Yukarıda da dediğim gibi bunları besleyecek kaynak eserler ve araştırma kitapları öncelikli olanlardır. Tarih, edebiyat, sanat vb. ilgilerimiz bu perspektifi ve bu perspektif üzere ortaya konan amellerimizi besleyici ve geliştirici mahiyette olmalıdır.
    Kitap okumayı artırmak, özellikle genç nesiller açısından düşünüldüğünde, onları kuşatma çabalarıyla atbaşı giden bir ameliyeyi gerektirir. Gençliğe yönelik projelerimizin gelişimiyle okuma ameliyesinin artırılması paralel giden hususlardır. Öncelikli olarak disipline bir eğitim sürecinin ve bu süreci besleyecek kaynak eserlerin belirlenmesi gereklidir. Bu süreç, ortak seminer, çalışma vb. ortamlarla işletilmelidir. Yani gençlik hayattan kopuk olmayan bir formasyona tabi tutulmalıdır. Kimlik aşılama, usuli anlamda netleşme, sağlıklı bir tarih perspektifine kavuşturma, nasıl bir dünyada yaşadığını takip edebilme gibi hasletlere kavuşturabilmek için okuma faaliyetleri denetimli olmalıdır. Kitaba nitelikli ilgi ancak bu kimliksel süreçle beraber oluşur-gelişir. Bu noktada özellikle öğretmenlik mesleğini irca eden kardeşlerimizin üzerine de çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Onların da vakıayı görmelerini sağlayıcı çabalarımız olmalı. Gençliği kuşatmak sadece gençleri kuşatmak değildir. Ailelerin de sürecin içine katıldığı projelere ihtiyaç vardır ki, aslında bütün bu saydıklarımız aynı zamanda okuma ameliyesini kendi doğal ortamında artıran etmenlerdir. Bu türden okuma, öğrenme, biriktirme, paylaşma ve yaşamlaştırma sürecini en sağlıklı yol olarak görmekteyim. İlişkilerimizin ve yürüdüğümüz hattın mukavimliği, okuma ameliyesinin de niteliğini belirleyecektir.
    İslami/tevhidi camianın özellikle ilk ve orta öğretim müfredatlarında büyük boşluklar ve eksiklikler var. Çocuklarımız büyüdükçe bunu daha bir fark eder olduk. Bu alanlarda vahiy merkezli, hurafelerden temizlenmiş, çocukların anlam dünyalarına indirgenmiş, algılarına ve dimağlarına hitap eden nitelikli çalışmalara, hem araştırma düzeyinde hem de teknik açıdan ihtiyacımız var. Gerek okumayı teşvik edici, bilgilendirici hikaye kitapları, gerekse siyer, peygamberler tarihi, usul, ahlak gibi konularda periyodik anlamda takip edebileceğimiz metodları içeren çalışmalar neredeyse hiç yok. El yordamıyla ve sınırlı alanları içeren mütevazi çalışmalar var. Bunlar da kendimize ait tekniklerle bezeli değil; ya da çağdaş tekniklerden alıntılara monte edilen çalışmalar; içerikleri de tartışmalı. Çağdaş eğitim tekniklerinden faydalanılabilir elbette, ancak çocuklarımızın belli bir yaştan belli bir yaşa basamakları belirlenmiş ve köşe taşları netleşmiş bir eğitim programımız var ise bu bir anlam ifade eder. Aynı hususlar üniversite gençliği için de geçerli.
    İslami mücadele sürecinde temel eserler olarak belirlenmiş ve sürecimize katkıda bulunmuş çalışmalarla birlikte, tarih, siyaset bilimi, edebiyat alanlarında da belirlenmiş bir müfredata ihtiyaç olduğu izahtan varestedir. Okumalarımız bu minval üzere işlemeli, aynı zamanda bu çalışmaların üzerine -denetimli bir tarzda- dünyadaki gelişmelerle paralel okuma süreçleri oluşturulmalıdır. İnsanlığın düşünce dünyasını etkileyen “İzm”ler ve bunlara ilişkin arka plan okumaları da usuli netleşmenin ardından gelmelidir. Bununla paralel yapılmalıdır demiyorum; çünkü böylesi bir uğraş hem ütopik hem de zihin bulandırıcı olur. Kimlik inşası netleşmeden mesela “Şu liberalizm ne menem bir şeydir, öğrenilsin” diyerek gençlerin gündemine felsefi-siyasi-kültürel anlamda sokmak vahim neticeler doğurabilir. Aynı husus muhafazakar yazın-edebiyat alanları için de geçerlidir. Batı merkezli materyalist felsefelerden korumaya çalıştığımız gençliği, yine Batı merkezli ruhçu-spiritualist-maneviyatçı-mistik anlayışlara teslim etmemeliyiz. Materyalizme hücum eden her eser İslami olmayabilir, olmuyor da. Hatta bunların hemen tamamının İslamla, vahiyle çatışan, nesilleri egemen düşünüş biçimlerine yaklaştıran, pasifize eden, fıkhetme melekelerini dumura uğratan yönleri olduğunun farkına varılmalı. Resmi ideolojinin karşısına konan, alternatifmiş gibi sunulan bin yıllık tarih öyküleri ve öykücülerine karşı da uyanık olunması şart. Osmanlıcı nostaljik perspektiflerle yazılan tarih, siyaset, kültür kitaplarının tevhidi düşünüş biçimini engellediği, ahlakı dogmalaştırdığı, fehmetme gücünü gerilettiği ve güce, hakimiyete endeksli din algıları ürettiği unutulmamalı.
    Her eğitim-öğretim süreci, ilkokuldan üniversiteye kadar vahiy merkezli denetimden geçirilmek durumundadır. Kur’an çalışmaları, Kur’an’a yaklaşımdaki yanlışlar ve doğrular, sahih sünnet ve siyer bilgisi, İslam tarihine ilişkin tespitler, yakın dönem sistem tahlilleri ve aktüel konular dahil olmak üzere, her konuya yaklaşımın vahyin ışığında değerlendirilmek durumunda olduğu akidesi ve melekesi gençlerimize aşılanmalıdır. Hayatın hangi vechesine bakılırsa bakılsın, hangi pratiğin içerisinde olunursa olunsun, hangi okuma faaliyeti yapılırsa yapılsın nesiller, değer merkezli yasalar olarak niteleyeceğim sünnetullaha dayalı bir hayat telakkisi doğrultusunda yetiştirilmelidir. Yukarıda ifade ettiğim boşlukları doldurma çabası gütmemiz elzemiyetini korumakla birlikte, elimizde varolan materyallerimizi bu minval üzere derleyip toplamak ve disiplinize etmek olmazsa olmazlarımızdandır.

    Yazar: Bahadır Kurbanoğlu


  3. 24.Nisan.2011, 13:07
    2
    Silent and lonely rains



    Hayatı ve Kitabı Sünnetullaha Uygun Bir Zihin ve Kimlik İnşası İçin Okumalıyız

    Toplumun kitaplara olan genel ilgisi, hayata bakışıyla da doğrudan ilgili. Özal döneminde küresel dönüşümlerle doğru orantılı neo-liberal hayat algısı yeni nesiller üzerinde olumsuz etkiler uyandırmıştı. Bunun meyvelerini bugün toplamaktalar. Dolayısıyla kitap okunduğu ifade edilse bile, ağırlığın daha çok magazinel olanlar ve kişisel gelişim kitaplarında olduğunu söylemek mümkün. Kitleler, varolan durumlarını sorgulamak, kişilikleri üzerinde hayatlarını dönüştürücü kitaplar okumaktan ziyade, hayatın kıyısında, hatta çoğu zaman dışında kalmış bir ameliyeyi yerine getirir gibi, merak duygusunu, hayal dünyalarını tatmin amacıyla kitap okumaktalar çoğunlukla. Kimlik ve kişilik sorunları, resmi ideolojiye ya da küresel dönüşümlere koşulsuz teslimiyet, ahlaki ve zihinsel yozlaşma vb. sebepleri göz önünde bulundurduğumuzda tercih sebeplerinin de bu meyanda seyretmesi doğaldır. Tabii bu tespitimiz kitap okurları açısından geçerli, geniş kitlelerin bu ameliyeyi yerine getirdiklerini söylemek zor.
    Neyin, nasıl okunacağı; okumanın amacı, hayata dair hedeflerle doğrudan orantılı. Düşünmenin, soru sormanın, cevap arayışı içerisinde olmanın bir sonucudur kitap okumak. Üstelik bireysel yapılan bir amel olsa da, aslında toplu kimliğin, toplu faaliyetlerin bir uzantısıdır. Okumanın ardından tartışma/istişare gelebilmelidir. Bu olmayınca, aktüel gelişimlerle doğru orantılı bir tüketim ameliyesine dönüşmekte kitap okumak. Kimi zaman “Çok okuyor ama kafası çok karışık” diye tanımladığımız insanlar vardır çevremizde ki bu husus bununla alakalıdır.
    Kitap okumakla hayatı okumak eşzamanlı olması gereken bir süreçtir kanımca. Bir tatmin aracı, bilgiyi yığma ve buradan güç devşirme aracı ya da bir hobi faaliyeti değildir olması gereken. Okumayı belirleyen şey ihtiyaçlardır. İhtiyaçları ise toplu olarak ifa ettiğimiz kimliksel yürüyüşümüz belirler. Ne aradığımız, neyi bulmak, neleri biriktirmek istediğimiz ve istikametimizin sağlıklılığı da burada gizlidir.
    Kitap okumayı zaafa uğratan hususlar arasında, düşünsel gerileyişler ve zihinleri bulandıran rölativistik gelişmeler yanında internetin hayatımızı kuşatan yönlerini de baş köşeye oturtmak gerekir. Bilgisayar karşısında tüketilen zaman ayrı bir bahis konusudur ki kitaba olan ilginin azalmasının önemli nedenlerinden biridir bence. Bilgiye internet üzerinden kolay ulaştığını zannetme, aslında kolay ve çabuk tüketilen bilgiye ulaştığını görememe tavrını besler. Oysa bilginin edinimi ve ahlakımıza, dağarcığımıza ve kimliğimize yansıması süreci yüzyüze paylaşım ve sosyal ilişki ağı içerisinde gerçekleşir. Doğrusu da budur. Test edilmemiş, paylaşılmamış ve ortak amellere hizmet etmeyen bilgi hem ağırlık oluşturur hem de bir süre sonra değersizleşir. İşte internet böylesi bir bilgi yığınıyla karşı karşıya bırakmakta bizi.
    Bir müslümanın okuma serüveni, usuli anlamda netleşme, hayata dair sahih bir perspektif edinme ve okumalarını bunun üzerine bina etme anlayışı üzerine kurulu olmalıdır. Yukarıda da dediğim gibi bunları besleyecek kaynak eserler ve araştırma kitapları öncelikli olanlardır. Tarih, edebiyat, sanat vb. ilgilerimiz bu perspektifi ve bu perspektif üzere ortaya konan amellerimizi besleyici ve geliştirici mahiyette olmalıdır.
    Kitap okumayı artırmak, özellikle genç nesiller açısından düşünüldüğünde, onları kuşatma çabalarıyla atbaşı giden bir ameliyeyi gerektirir. Gençliğe yönelik projelerimizin gelişimiyle okuma ameliyesinin artırılması paralel giden hususlardır. Öncelikli olarak disipline bir eğitim sürecinin ve bu süreci besleyecek kaynak eserlerin belirlenmesi gereklidir. Bu süreç, ortak seminer, çalışma vb. ortamlarla işletilmelidir. Yani gençlik hayattan kopuk olmayan bir formasyona tabi tutulmalıdır. Kimlik aşılama, usuli anlamda netleşme, sağlıklı bir tarih perspektifine kavuşturma, nasıl bir dünyada yaşadığını takip edebilme gibi hasletlere kavuşturabilmek için okuma faaliyetleri denetimli olmalıdır. Kitaba nitelikli ilgi ancak bu kimliksel süreçle beraber oluşur-gelişir. Bu noktada özellikle öğretmenlik mesleğini irca eden kardeşlerimizin üzerine de çok önemli sorumluluklar düşmektedir. Onların da vakıayı görmelerini sağlayıcı çabalarımız olmalı. Gençliği kuşatmak sadece gençleri kuşatmak değildir. Ailelerin de sürecin içine katıldığı projelere ihtiyaç vardır ki, aslında bütün bu saydıklarımız aynı zamanda okuma ameliyesini kendi doğal ortamında artıran etmenlerdir. Bu türden okuma, öğrenme, biriktirme, paylaşma ve yaşamlaştırma sürecini en sağlıklı yol olarak görmekteyim. İlişkilerimizin ve yürüdüğümüz hattın mukavimliği, okuma ameliyesinin de niteliğini belirleyecektir.
    İslami/tevhidi camianın özellikle ilk ve orta öğretim müfredatlarında büyük boşluklar ve eksiklikler var. Çocuklarımız büyüdükçe bunu daha bir fark eder olduk. Bu alanlarda vahiy merkezli, hurafelerden temizlenmiş, çocukların anlam dünyalarına indirgenmiş, algılarına ve dimağlarına hitap eden nitelikli çalışmalara, hem araştırma düzeyinde hem de teknik açıdan ihtiyacımız var. Gerek okumayı teşvik edici, bilgilendirici hikaye kitapları, gerekse siyer, peygamberler tarihi, usul, ahlak gibi konularda periyodik anlamda takip edebileceğimiz metodları içeren çalışmalar neredeyse hiç yok. El yordamıyla ve sınırlı alanları içeren mütevazi çalışmalar var. Bunlar da kendimize ait tekniklerle bezeli değil; ya da çağdaş tekniklerden alıntılara monte edilen çalışmalar; içerikleri de tartışmalı. Çağdaş eğitim tekniklerinden faydalanılabilir elbette, ancak çocuklarımızın belli bir yaştan belli bir yaşa basamakları belirlenmiş ve köşe taşları netleşmiş bir eğitim programımız var ise bu bir anlam ifade eder. Aynı hususlar üniversite gençliği için de geçerli.
    İslami mücadele sürecinde temel eserler olarak belirlenmiş ve sürecimize katkıda bulunmuş çalışmalarla birlikte, tarih, siyaset bilimi, edebiyat alanlarında da belirlenmiş bir müfredata ihtiyaç olduğu izahtan varestedir. Okumalarımız bu minval üzere işlemeli, aynı zamanda bu çalışmaların üzerine -denetimli bir tarzda- dünyadaki gelişmelerle paralel okuma süreçleri oluşturulmalıdır. İnsanlığın düşünce dünyasını etkileyen “İzm”ler ve bunlara ilişkin arka plan okumaları da usuli netleşmenin ardından gelmelidir. Bununla paralel yapılmalıdır demiyorum; çünkü böylesi bir uğraş hem ütopik hem de zihin bulandırıcı olur. Kimlik inşası netleşmeden mesela “Şu liberalizm ne menem bir şeydir, öğrenilsin” diyerek gençlerin gündemine felsefi-siyasi-kültürel anlamda sokmak vahim neticeler doğurabilir. Aynı husus muhafazakar yazın-edebiyat alanları için de geçerlidir. Batı merkezli materyalist felsefelerden korumaya çalıştığımız gençliği, yine Batı merkezli ruhçu-spiritualist-maneviyatçı-mistik anlayışlara teslim etmemeliyiz. Materyalizme hücum eden her eser İslami olmayabilir, olmuyor da. Hatta bunların hemen tamamının İslamla, vahiyle çatışan, nesilleri egemen düşünüş biçimlerine yaklaştıran, pasifize eden, fıkhetme melekelerini dumura uğratan yönleri olduğunun farkına varılmalı. Resmi ideolojinin karşısına konan, alternatifmiş gibi sunulan bin yıllık tarih öyküleri ve öykücülerine karşı da uyanık olunması şart. Osmanlıcı nostaljik perspektiflerle yazılan tarih, siyaset, kültür kitaplarının tevhidi düşünüş biçimini engellediği, ahlakı dogmalaştırdığı, fehmetme gücünü gerilettiği ve güce, hakimiyete endeksli din algıları ürettiği unutulmamalı.
    Her eğitim-öğretim süreci, ilkokuldan üniversiteye kadar vahiy merkezli denetimden geçirilmek durumundadır. Kur’an çalışmaları, Kur’an’a yaklaşımdaki yanlışlar ve doğrular, sahih sünnet ve siyer bilgisi, İslam tarihine ilişkin tespitler, yakın dönem sistem tahlilleri ve aktüel konular dahil olmak üzere, her konuya yaklaşımın vahyin ışığında değerlendirilmek durumunda olduğu akidesi ve melekesi gençlerimize aşılanmalıdır. Hayatın hangi vechesine bakılırsa bakılsın, hangi pratiğin içerisinde olunursa olunsun, hangi okuma faaliyeti yapılırsa yapılsın nesiller, değer merkezli yasalar olarak niteleyeceğim sünnetullaha dayalı bir hayat telakkisi doğrultusunda yetiştirilmelidir. Yukarıda ifade ettiğim boşlukları doldurma çabası gütmemiz elzemiyetini korumakla birlikte, elimizde varolan materyallerimizi bu minval üzere derleyip toplamak ve disiplinize etmek olmazsa olmazlarımızdandır.

    Yazar: Bahadır Kurbanoğlu





+ Yorum Gönder