Konusunu Oylayın.: Hayatın Kalbine Yolculuk Okumakla Başlar

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Hayatın Kalbine Yolculuk Okumakla Başlar
  1. 24.Nisan.2011, 00:07
    1
    Misafir

    Hayatın Kalbine Yolculuk Okumakla Başlar






    Hayatın Kalbine Yolculuk Okumakla Başlar Mumsema Hayatın Kalbine Yolculuk Okumakla Başlar


  2. 24.Nisan.2011, 00:07
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 24.Nisan.2011, 12:20
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Hayatın Kalbine Yolculuk Okumakla Başlar




    Okumak ihtiyacı barut gibidir, bir kere ateş aldı mı hiç sönmez. Hayat içindeki enerjimizi ve gücümüzü, okuduğumuzu doğru anlayıp yaşamımızda gereği tatbik ederek elde edebiliriz. İnsanın Allah’ın rızasına uygun, O’nun istediği doğrultuda erdemli yaşama kavuşabilmesi zorunludur. Bunun için de vahiy merkezli bir okuyuş gerçekleştirilmelidir. Bu okuyuşun, Kitab’ı insanlara açıklayan tebliğ eden resullerden bağımsız olmaması gerekir.

    Allah’ın Kur’an’da ilk mesajı olan “Oku” (ikra) emri, gereği gibi algılanamadığı için okumaların mahiyeti muallâk bir karamsarlık ya da anlamsızlık içinde devam etmektedir. Dikkat çekici olan toplumunun içinde okuma yazma bilmeyen birisi olan Hz Muhammed(sav) gerçekten neyi okuyacaktı, nasıl okuyacaktı? Kendi ifadesi ile okuma bilmezdi! Gerçekten okuma bilmez miydi? Vahiy gelmeden önceki süreçte bir anlamda Allah tarafından nübüvvete hazırlanma süreci gibi düşünebileceğimiz Hira mağarasında yalnızlığa çekilip içsel bir muhakeme, yoğun tefekkür içinde bulunması Allah’ın Resulü’nün hayatı okuması değil miydi?

    Kitaplar ve kevni ayetler yaşam pınarlarımızdır. Bazen bir rüzgâr, güneş, ay, yanardağlar, bir insanın dünyaya gelişi ve büyüme seyri okuma iddiasında bulunduğumuz ciltler dolusu kitaptan daha fazla düşünce ve teşekkürü öğretebilir. Okumalarımız kalp merkezli gerçekleşmelidir. Okumayı bilgiyi beyninde dokümantasyon haline dönüştürenler yaşam içinde sadece bazı kazanımlar elde edebilirler. Çevremde nice insanın okuyarak rahatladığını, sorunlarıyla baş etme gücü kazandığını yakından gözlüyorum. Okumak, ruhsal sorunlarla baş etmeyi kolaylaştırıyor, kişilerin ufuklarını zenginleştiriyor, insan ilişkilerinde başarılı, yaşamda dirençli olmalarına katkıda bulunuyor. Okumak için iki eli bir araya gelmeyen milletin iki yakası da bir araya gelmez. Okumalarımız Allah’tan bağımsız ve seküler yaşamın algı biçimi ile değil, bilakis yaşadığımız dünyayı da, geleceğimizi de kurtarmak adına Allah’ın koyduğu ölçüler dâhilinde olmalıdır.

    İnsan hayatında her okuyuş istediği neticeye götürmeyebilir. Nasıl ki bazı gıdalar insanda zehirlenmeye sebep veriyor ise yanlış okumalar da düşünceyi ve yaşamı ifsad eder, kalbin zihnin zehirlenmesine sebep olur. Okumak zihnî hayatı uyandırmalı! Zihnimizi başkalarının hazırladığı bir bal ile değil kendi ürettiğimiz mahsuller ile bilgiyi kitap sayfalarından hakkaniyete çevirebilerek, yürek fetihlerimizi gerçekleştirebiliriz. Okuduğunu tahlil etmeyen, daha önce okuduklarıyla karşılaştırmayan, her an kendi kafasını kullanmayan zekâsını mahveder. Okumak, sayfanın bütününü, cümleleri, kelimeleri anlamaktır. Dikkat gevşeyince gölge düşünceler kalır kafada. Çabuk okuyan dikkatini teksif edemez.

    Okumak, içimizdeki meçhul âlemin kapılarını açan bir anahtar! İç dünyamızın sınırlarını genişleten kitap değil mi? Okumak, bir dostluk kurmaktır diyor Proust. Diğer dostluklardan farkı samimiyetinde! Çirkinliğinden sıyrılmış bir dostluk. Okumak, dostluğu ilk saf hâline ircâ eder. Kitaplarda merâsime ihtiyaç yok. İstersek akşamı onlarla geçiririz.

    Sıhhatli bir zekâ, kitapları çalışmalarına tâbi kılar. Onun için yaşamın en asilidir okumak, daha doğrusu asilleştiricidir. Kitap zekâyı kibarlaştırır. Okumak, iki ruh arasında âşıkane bir mülâkattır. İnsanın okumaya ve anlamaya muhtaçlığı toprağın suya olan muhtaçlığından daha fazladır. Düşünmek isteyen hayata yönelik müspet kaygıları olanlar için bu durum kaçınılmaz bir sorumluluktur. Çok okumak önemli değil okunanın insanın hayatında nasıl karşılık bulduğu yaşamına ne kattığı ya da nelerden tövbe ettirdiğidir. Okuma ve anlama sorumluluğundan kaçan şahısların ve toplumların sürekli edilgen bir yaşamı ve mahkûmiyet içindeki bozuk yaşamlarını içselleştiriyorlar. Okumada asıl olan uhrevi kaygıları dünyevi kaygıların önünde tutmaktır. Okuyan toplumların yaşadıkları dünyayı daha anlamlı kıldıklarını görüyoruz.

    Hayat yolculuğu hiç bitmeden devam ediyor. Ecel vaki olana kadar olan sürecek olan bu hayat merhalesinde içinde bulunduğumuz hayatın her günü adeta çevirdiğimiz kitabın sayfaları gibidir. Önemli gördüğümüz diğer bir konuda insanın, insanlığa ve kendine katkı sağlayabilmek adına, okuyup yaşadığı toplumda yönlendirici olabilmesi önemlidir. Doktor, mühendis, mimar veya akademik alanda öncü olmak adına bunlar çocuklarımızı yönlendirebileceğimiz alanlar olabilir. Çağımızda ki yanlış algılardan biriside, kişinin konumunun sahip olduğu diplomalar ve kariyerle belirlenmesidir. Ancak olması gereken insanların kişiliğini öne çıkarmak, onlara sorumluluk yüklemektir. İnsanlığa ve kendine faydalı bir şahsiyetin sınırları, mevcut sistemin belirleyici kuralları ile olmamalıdır.

    Yaşadığımız coğrafyada özellikle 1980 sonrası İslami mücadelenin öne çıkması toplum nezdinde Müslümanların sorumluluk alması ve toplumu kısmen de olsa etkileyici olması gerekmektedir. Bunun içinde üniversitelerde Müslümanlar etken bir kimliğe bürünmeli, okuyan insan sayımızı arttırmalıyız. Etkileme gücünden mahrum olanların etkilenme girdabına nasıl girdiklerini hep beraber müşahede ediyoruz. Hayatın hangi kademesinde olursa olsun önce adamlığını, İslami kimliğini, Allah’a karşı sorumluluğunu unutmayanlar, hayatlarını ve geleceklerini bahtiyarlık üzerine kuracak olanlardır.



  4. 24.Nisan.2011, 12:20
    2
    Editör



    Okumak ihtiyacı barut gibidir, bir kere ateş aldı mı hiç sönmez. Hayat içindeki enerjimizi ve gücümüzü, okuduğumuzu doğru anlayıp yaşamımızda gereği tatbik ederek elde edebiliriz. İnsanın Allah’ın rızasına uygun, O’nun istediği doğrultuda erdemli yaşama kavuşabilmesi zorunludur. Bunun için de vahiy merkezli bir okuyuş gerçekleştirilmelidir. Bu okuyuşun, Kitab’ı insanlara açıklayan tebliğ eden resullerden bağımsız olmaması gerekir.

    Allah’ın Kur’an’da ilk mesajı olan “Oku” (ikra) emri, gereği gibi algılanamadığı için okumaların mahiyeti muallâk bir karamsarlık ya da anlamsızlık içinde devam etmektedir. Dikkat çekici olan toplumunun içinde okuma yazma bilmeyen birisi olan Hz Muhammed(sav) gerçekten neyi okuyacaktı, nasıl okuyacaktı? Kendi ifadesi ile okuma bilmezdi! Gerçekten okuma bilmez miydi? Vahiy gelmeden önceki süreçte bir anlamda Allah tarafından nübüvvete hazırlanma süreci gibi düşünebileceğimiz Hira mağarasında yalnızlığa çekilip içsel bir muhakeme, yoğun tefekkür içinde bulunması Allah’ın Resulü’nün hayatı okuması değil miydi?

    Kitaplar ve kevni ayetler yaşam pınarlarımızdır. Bazen bir rüzgâr, güneş, ay, yanardağlar, bir insanın dünyaya gelişi ve büyüme seyri okuma iddiasında bulunduğumuz ciltler dolusu kitaptan daha fazla düşünce ve teşekkürü öğretebilir. Okumalarımız kalp merkezli gerçekleşmelidir. Okumayı bilgiyi beyninde dokümantasyon haline dönüştürenler yaşam içinde sadece bazı kazanımlar elde edebilirler. Çevremde nice insanın okuyarak rahatladığını, sorunlarıyla baş etme gücü kazandığını yakından gözlüyorum. Okumak, ruhsal sorunlarla baş etmeyi kolaylaştırıyor, kişilerin ufuklarını zenginleştiriyor, insan ilişkilerinde başarılı, yaşamda dirençli olmalarına katkıda bulunuyor. Okumak için iki eli bir araya gelmeyen milletin iki yakası da bir araya gelmez. Okumalarımız Allah’tan bağımsız ve seküler yaşamın algı biçimi ile değil, bilakis yaşadığımız dünyayı da, geleceğimizi de kurtarmak adına Allah’ın koyduğu ölçüler dâhilinde olmalıdır.

    İnsan hayatında her okuyuş istediği neticeye götürmeyebilir. Nasıl ki bazı gıdalar insanda zehirlenmeye sebep veriyor ise yanlış okumalar da düşünceyi ve yaşamı ifsad eder, kalbin zihnin zehirlenmesine sebep olur. Okumak zihnî hayatı uyandırmalı! Zihnimizi başkalarının hazırladığı bir bal ile değil kendi ürettiğimiz mahsuller ile bilgiyi kitap sayfalarından hakkaniyete çevirebilerek, yürek fetihlerimizi gerçekleştirebiliriz. Okuduğunu tahlil etmeyen, daha önce okuduklarıyla karşılaştırmayan, her an kendi kafasını kullanmayan zekâsını mahveder. Okumak, sayfanın bütününü, cümleleri, kelimeleri anlamaktır. Dikkat gevşeyince gölge düşünceler kalır kafada. Çabuk okuyan dikkatini teksif edemez.

    Okumak, içimizdeki meçhul âlemin kapılarını açan bir anahtar! İç dünyamızın sınırlarını genişleten kitap değil mi? Okumak, bir dostluk kurmaktır diyor Proust. Diğer dostluklardan farkı samimiyetinde! Çirkinliğinden sıyrılmış bir dostluk. Okumak, dostluğu ilk saf hâline ircâ eder. Kitaplarda merâsime ihtiyaç yok. İstersek akşamı onlarla geçiririz.

    Sıhhatli bir zekâ, kitapları çalışmalarına tâbi kılar. Onun için yaşamın en asilidir okumak, daha doğrusu asilleştiricidir. Kitap zekâyı kibarlaştırır. Okumak, iki ruh arasında âşıkane bir mülâkattır. İnsanın okumaya ve anlamaya muhtaçlığı toprağın suya olan muhtaçlığından daha fazladır. Düşünmek isteyen hayata yönelik müspet kaygıları olanlar için bu durum kaçınılmaz bir sorumluluktur. Çok okumak önemli değil okunanın insanın hayatında nasıl karşılık bulduğu yaşamına ne kattığı ya da nelerden tövbe ettirdiğidir. Okuma ve anlama sorumluluğundan kaçan şahısların ve toplumların sürekli edilgen bir yaşamı ve mahkûmiyet içindeki bozuk yaşamlarını içselleştiriyorlar. Okumada asıl olan uhrevi kaygıları dünyevi kaygıların önünde tutmaktır. Okuyan toplumların yaşadıkları dünyayı daha anlamlı kıldıklarını görüyoruz.

    Hayat yolculuğu hiç bitmeden devam ediyor. Ecel vaki olana kadar olan sürecek olan bu hayat merhalesinde içinde bulunduğumuz hayatın her günü adeta çevirdiğimiz kitabın sayfaları gibidir. Önemli gördüğümüz diğer bir konuda insanın, insanlığa ve kendine katkı sağlayabilmek adına, okuyup yaşadığı toplumda yönlendirici olabilmesi önemlidir. Doktor, mühendis, mimar veya akademik alanda öncü olmak adına bunlar çocuklarımızı yönlendirebileceğimiz alanlar olabilir. Çağımızda ki yanlış algılardan biriside, kişinin konumunun sahip olduğu diplomalar ve kariyerle belirlenmesidir. Ancak olması gereken insanların kişiliğini öne çıkarmak, onlara sorumluluk yüklemektir. İnsanlığa ve kendine faydalı bir şahsiyetin sınırları, mevcut sistemin belirleyici kuralları ile olmamalıdır.

    Yaşadığımız coğrafyada özellikle 1980 sonrası İslami mücadelenin öne çıkması toplum nezdinde Müslümanların sorumluluk alması ve toplumu kısmen de olsa etkileyici olması gerekmektedir. Bunun içinde üniversitelerde Müslümanlar etken bir kimliğe bürünmeli, okuyan insan sayımızı arttırmalıyız. Etkileme gücünden mahrum olanların etkilenme girdabına nasıl girdiklerini hep beraber müşahede ediyoruz. Hayatın hangi kademesinde olursa olsun önce adamlığını, İslami kimliğini, Allah’a karşı sorumluluğunu unutmayanlar, hayatlarını ve geleceklerini bahtiyarlık üzerine kuracak olanlardır.



  5. 25.Aralık.2014, 10:46
    3
    yasemin
    Mum Ve Merhem Olabilmek..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Eylül.2014
    Üye No: 104691
    Mesaj Sayısı: 1,411
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15
    Bulunduğu yer: Allah'ıma Seferdeyim..

    Cevap: Hayatın Kalbine Yolculuk Okumakla Başlar

    İlk emir bile Oku ise ,okumanın ilim öğrenmenin ne derece mühim birşey olduğu anlaşılmalı.


  6. 25.Aralık.2014, 10:46
    3
    Mum Ve Merhem Olabilmek..
    İlk emir bile Oku ise ,okumanın ilim öğrenmenin ne derece mühim birşey olduğu anlaşılmalı.





+ Yorum Gönder