Konusunu Oylayın.: Sünen-i Dârekutnî

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Sünen-i Dârekutnî
  1. 18.Nisan.2011, 22:19
    1
    Misafir

    Sünen-i Dârekutnî






    Sünen-i Dârekutnî Mumsema Sünen-i Dârekutnî


  2. 18.Nisan.2011, 22:19
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 27.Eylül.2013, 20:19
    2
    Üstad
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Eylül.2007
    Üye No: 2553
    Mesaj Sayısı: 951
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 11

    Cevap: Sünen-i Dârekutnî




    SÜNNET KAVRAMININ HUKUKÎ ANLAMI VE DÂREKUTNΒNİN
    SÜNEN’İ ÜZERİNE BİR İNCELEME*
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    Çev.: Harun Reşit DEMİREL


    Yazarın Önsözü
    Bizim için hükümler koyan ve bu hükümlerin içinde bulunan
    helal ve haramı açıklayan, bizlere dinin cevaz verdiklerini sevdiren,
    yasakların ise kerih gösteren, bize indirdiklerini açıklamak için hak
    dinle ve hidâyet üzere efendimiz Muhammed’i (s.a.v.) gönderen Allah’a
    hamd olsun. Onun, meşru olan işleri söz, fiil ve takrirleriyle ortaya
    koyması ve yasak olan işleri de nehyetme, beğenmeme ya da
    engel olma şeklinde olan açıklaması en hayırlı açıklamadır. O, bizlere
    * Çevirisini yaptığımız bu araştırmanın orijinal ismi, es-Sünnetü’n-Nebeviyyetü ve
    Beyânu MedlûlihⒺ-Şer’î ve et-Tarifu bihâli Süneni’d-Dârekutnî’dir. Bu kitapçık,
    Dâru’l-Kalem tarafından daha önce Abdu’l-Hayy el-Leknevî’nin Tuhfetu’l-Ahyâr bi
    İhyâi Sünneti Seyyidi’l-Ebrâr ve onunla birlikte bulunan Nuhbetu’l-Enzâr Alâ
    Tuhfetu’l-Ahyâr (Dımeşk, 1992) isimli eserin sonunda Beyânu Medlûli Lafzi’s-Sünne
    fi’l-Kütübi’l-leti Sümmiyet biha ve Beyânu Hâli Süneni’d-Dârekutnî fî Kütübi’s-Sünen
    adı altında (s.9-15 ve 144-166 arasında) yayınlanmış, ancak önemine binaen aynı
    yayınevi tarafından müstakil bir kitapçık olarak tekrar yayınlamıştır. (Dımeşk,
    1992) Biz tercümemize, yazarın az da olsa bazı ilaveler yaptığı bu baskıyı esas aldık.
    Yazar, bu çalışmasında dipnotlarda gösterdiği kaynaklara ilişkin detaylı bibliyografik
    bilgilere yer vermemektedir. Biz bu kaynakları tekrar gözden geçirerek, zikrettiğimiz
    eksiklikleri gidermeye gayret ettik. Ulaşamadığımız bir-iki kaynağı da yazarın
    verdiği şekilde sunduk. Ayrıca yazarın eserde örnek olarak zikrettiği hadislerin, verilmeyen
    diğer kaynaklarına da işaret ettik.
    Sünnetin hukuki değeri tartışmalarına katkı sağlayacağını ümit ettiğimiz için bu
    çalışmayı tercüme ederek, Türk okuyucuların istifadesine sunduk.
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    306
    gecesi de gündüz gibi aydınlık olan doğru bir yol bırakmıştır. Bu yoldan
    ancak helak olanlar sapar.
    Bizlere, hem kendi sünnetine hem de Hulefâ-i Raşidîn’in sünnetine
    uymamızı emrederek şöyle buyurmuştur: “Benim ve benden sonra
    hidâyet üzere olacak olan Hulefâ-i Raşidîn’in sünnetine sarılın. Zor
    işlerinizde sabredip dayanınız.” Bidat ve sonradan ihdas edilmiş olan
    şeyler hakkında da
    sakındırarak: “İşlerde sonradan çıkan şeylere dikkat ediniz! Bilesiniz
    ki –dindeki- bütün yeni şeyler bidat ve bütün bidatlar ise dalalettir.”
    2 buyurmuştur.
    İçeriği hoş olan bu eserde, Peygamber’in (s.a.v.), sahâbenin ve
    tabiînin sözlerindeki sünnet lafzının manasından bahsettim. Çağımızda
    bazı insanların, sünneti hafife almaları, bizden önce gelen bazı
    fukahâ’nın da bir takım hadislerde veya bazı sahâbe ve tabiîn sözlerinde
    gelen sünnet-i nebevîye lafzını, fıkıh terminolojisindeki anlamıyla
    kullanarak hata yapmaları beni bu eseri yazmaya sevketti. Onlardan
    sadır olan bu hata bende Peygamber (s.a.v.), sahâbe ve tabiîn
    sözlerinde vârid olan “sünnet” lafzının manasını ortaya çıkartmaya
    yöneltti. Bunu açıklamak için de bu küçük ve özlü kitapçığı yazdım.
    Eserde bu husus için bir çok deliller getirdim. Söylediklerimi teyid ve
    açıkladıklarımı desteklemek için muhaddis ve hadis hâfızlarının büyüklerinin
    sözlerine müracaat ettim. Allah’tan yardım, irşad ve doğruluk
    istedim. O, sahibim ve bana yetendir. Hamd alemlerin
    Rabbına, salât ve selâm Peygamberimiz Muhammed’e onun ehline,
    ashabına ve din gününe dek ona tabi olanlara olsun.
    Riyâd, 9 Cemaziyel Evvel 1411 Pazartesi.
    Yazar: Abdu’l-Fettah Ebû Gudde
    Sünnet: Bu lafz-ı şerîfin çok değişik tanımları vardır. Alimler bu
    tariflere yönelmişler ve her biri ihtisası ve bilgisi nispetinde sünneti
    tanımlamışlardır. Onun şer’î delillerden bir delil olduğunu kabul eden
    usûlcüler sünneti şöyle tarif etmişlerdir: “Peygamber’den (s.a.v.)
    2 Hadisi İrbâd b. Sâriye’den Ebû Dâvud ve Tirmizî tahriç etmiş, Tirmizî hadis hakkında
    “Hasen-Sahîh” demiştir. (Çev: İrbâd b. Sâriye rivâyet etmiştir. Müslim Ebi’l-
    Hasen Müslim b. el-Haccac, Sahîh, (Tah: Muhammed Fuad Abdu’l-Bakî), İst., 1992,
    II. bsk.., Cum’a, Bab(13), no: 43; Ebû Dâvud Süleyman b. Eş’as, Sünen, İst., 1992,
    II. bsk., Sünne, Bab(5), no: 4607; İbn Mâce, Abdullah b. Muhammed b. Yezîd, Sünen,
    İst., 1992, II. bsk., Mukaddime, Bab(7), no: 45; Nesâî Ebî Abdirrahman Ahmed
    b. Şuayb, Sünen, İst., 1992, II. bsk., Iydeyn, Bab(22), no: 1576; Dârimî Ebû Muhammed
    Abdullah Abdi’r-Rahmân, Sünen, İst., 1992, II. bsk., Bab(16), no: 96;
    Ahmed b. Hanbel, Müsned, İst., Trh., III/310, 371; IV/126, 127; Müellif, hadisi
    Tirmizî’nin de rivâyet ettiğini ve hadis hakkında “Hasen-Sahîh” olarak hüküm bildirdiğini,
    belirtmesine rağmen elimizdeki matbu nüshada hadisi bulamadık.)
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    307
    sadır olan söz, fiil ve takrîrleridir.”3 Fakihler ise değişik tariflerde bulunmuşlardır.
    Bu tariflerden bir tanesi şudur: “Peygamber’in (s.a.v.)
    özürsüz olarak bazı kereler terketmekle beraber ibadet kastıyla devamlı
    yaptığı şeyler veya Hulefâ-i Râşidîn’in tamamı veya birisinin
    Peygamber’den (s.a.v.) sonra yaptıkları şeylerdir.”4
    Sünneti bazı fakihler ise şöyle tarif etmişlerdir: “Farz ve vâcip ifade
    etmeksizin Peygamber’den (s.a.v.) sadır olan şeylerdir. Bu haliyle
    sünnet, beş esastan vâcip ve vâcip dışındakilere karşılık gelmektedir.”
    5
    Muhaddisler ise sünneti şöyle tanımlarlar: “Gerek Peygamberliğinden
    önce gerekse sonra olsun Peygamber’den (s.a.v.) nakledilen
    söz, fiil, takrîr, sıfat, ahlak, adet veya hareketleridir.”6
    İmam Şatibî Muvafakat7da bu konuyla alakalı şöyle der: “Şeriatta
    ikinci delil sünnettir. Sünnet, Kur’ân-ı Kerîm’in açıklamadığı, aksine
    ister Kurân’dakini açıklamak için olsun ister olmasın, Peygamber
    (s.a.v.) tarafından konuyla ilgili nakledilen sözlerdir. Zira sünnet;
    Kitap ve sünnette bulunsun veya bulunmasın sahâbenin yaptıkları
    şeyler olup sahabenin bu hareketi ya kendilerince sabit olduğu halde
    bize ulaşmamış bir sünnete ittibadan ya içtihatlarından veyahut da
    kendilerinden öncekilerin yaptıkları içtihattır.”
    Allame Cemâluddin Kâsimî Kavâidu’t-Tahdîs8 isimli eserinde
    şöyle der: “İkaz; asrındaki hadisciler ve şâri’nin ıstılahındaki ve sahabe
    döneminde sünnetten murat, Peygamber (s.a.v.) söz, fiil ve takrirlerinin
    gösterdiği şeylerdir. Bundan dolayıdır ki sünnet Kurân’a
    mukabil (karşılık) kılınmıştır. Böyle kabul edilince sünnet mendûb
    için kullanıldığı gibi vâcip için de kullanılmıştır. Usûlcüler ve
    fukahânın ıstılahında ise sünnet, vacibin zıttıdır. Bu tarif, yeni bir
    kavram/terim ve sonradan ortaya çıkan bir örftür.”
    Sünnetin bu tarifleri içerisinde benim araştırdığım konuya en
    yakın olan tanım, muhaddislerin tanımıdır. Ancak burada benim gayem
    yukarıda geçen değişik manalarla hadisin tarifini yapmak değil,
    3 Sadru’ş-Şerîa, et-Tavdîh Şerhu’n-Tenkîh,, II/2; Şevkânî, İrşâdu’l-Fuhûl, s. 31, (Çev:
    Sadru’ş-Şerîa, et-Tavdîh Şerhu’n-Tenkîh, Beyrût, Trh., II/2; Şevkânî, İrşâdu’l-Fuhûl,
    (Tah: Ebû Mus’ab Muhammed Saîd el-Bedrî), Beyrût, 1997, VII. Bsk., s. 67)
    4 Bu tanımı Abdu’l-Hayy el-Leknevî’nin Tuhfetu’l-Ahyâr bi İhyai Sünneti’l-Ebrâr isimli
    eserinden Hanefî fakihlerin –Sünnet- kelimesi hakkında yapmış oldukları 22 tanımdan
    3, 9 ve 16. tanımları iktibas ederek aldım
    5 Mustafa Sıbâî, es-Sünnetü ve Mekânetuha fî’t-Teşrî’, Beyrût, 1985, IV. bsk., s. 48
    6 İbn Teymiyye, Mecmuu’l-Fetâvâ, XVIII/6-10; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî Şerhu Sahîhi’l-
    Buharî, XIII/252-253, (Çev: İbn Teymiyye, Mecmuu’l-Fetâvâ, XVIII/6-10; İbn Hacer,
    Fethu’l-Bârî Şerhu Sahîhi’l-Buharî, Beyrût, II. bsk., Trh., XIII/210-1)
    7 IV/3, (Çev:Şâtibî, el-Muvafakât, Dâru’l-Fikri’l Arabî, b.y.y., Trh., IV/3)
    8 s. 146, (Çev:Kâsimî, Kavâidu’t-Tahdîs fî Mustalahi’l-Hadîs, (Tah: Muhammed Behcet
    el-Baytâr), Beyrût, 1961, II. bsk., s. 146)
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    308
    Peygamber’in (s.a.v.) hadislerinde veya sahâbe ve tabiîn sözlerinde
    vârid olan sünnet lafzının manasını teşhis etmektir. Sünnet lafzının
    bu anlamının kaybolması eski fukahâdan bazısını ve onları takip eden
    bir kısım müteahhir dönem fakihleri merfu’, mevkûf veya maktu’
    hadis ve âsârda gelen “sünnet” veya “sünnetten” tabirlerine istinaden
    bir şeyin fıkhî anlamda sünnet olup olmaması konusunda yanlış
    delillendirmeye düşürmüştür. Sünnet sözünden kastedilen şer’î ıstılah
    manasının kaybolmasından dolayı, mütekaddim dinî ıstılah manası
    yerine daha sonra oluşan müteahhir fıkhî ıstılah manası üzerine
    hüküm verilmiştir. Düzeltmek ve açıklamak istediğim şey ise budur.
    Başarı Allah’tandır.
    Bu Çalışmada Araştırma Konusu Olan “Sünnet” Sözünün Açıklaması
    Bilindiği gibi “sünnet” kelimesi Peygamber’in (s.a.v.) sahâbe ve
    tabiîn sözlerinde çok geçen lafızlardandır. Gerçekte sünnet, dinde
    tabi olunan meşrû’ yol, iktida ve talep [uyulması gerekli görülen ve
    istenen], sena ve istihsan [güzel görülen ve öğülen] bağlamında
    Rasûlullah’tan (s.a.v.) gelen hanîf, nebevî bir metottur. Buna bir çok
    örnek verilebilir. Bunlardan bir kısmını az sonra takdim edeceğim.
    Yine bilinmektedir ki fukahanın dilinde dolaşan ve fıkıh kitaplarında
    geçen “sünnet” fıkhî bir terim olarak devamlı bulunduğudur.
    Sünnet, onlara göre farz ve vacibin karşılığıdır. Bu fıkhî ıstılah H. II.
    asır ve sonrasında, tabiîn zamanından sonra ortaya çıkmış ve yaygınlaşmıştır.
    Çeşitli mezheplerin fakihlerinden bazıları bu iki manayı karıştırma
    hatasına düşmüşlerdir. Onlar gerek Hz. Peygamber (s.a.v.), gerekse
    sahâbe ve tabiîn sözlerinde gelen sünnet lafzını daha sonraki
    terim manasında teşvik edilen işin sünnet olması konusunda delil
    olarak kullanmışlardır. Bu ise dikkat edilmesi gereken bir hatadır.
    Nebevî hadislerde, sahabî ve tabiî sözlerinde varid olan “Sünnet” kelimesi,
    genel şer’î manaya dayanmakta ve bu ise itikad, ibadet, muamelat,
    ahlak, adap ve benzeri şeylere şâmil olmaktadır. Bu kelimenin
    içinde farz, vâcip ve teşvik edilen şeyler meşrû’ müstehab da vardır.
    Allâme Abdu’l-Ganî en-Nablusî el-Hadikatu’n-Nediyye Şerhu’t-
    Tarikati’l-Muhammediyye9 adlı eserinde şunları söyler: “Hz. Peygamber
    (s.a.v.)’in sünneti; Onun sözleri, fiilleri, inançları, ahlakı ve başkasının
    söz ve fiillerine sukût etmesine verilen isimdir.”
    9 Abdu’l-Hayy el-Leknevî’nin Tuhfetu’l-Ahyâr bi İhyai Sünneti’l-Ebrâr olduğu gibi, s.
    51, (Çev: Abdu’l-Hayy el-Leknevî’nin Tuhfetu’l-Ahyâr bi İhyai Sünneti’l-Ebrâr olduğu
    gibi, (Nuhbetu’l-Enzâr alâ Tuhfeti’l-Ahyâr) ile beraber, Dımeşk, 1992, I. bsk., (Gözden
    geçiren: Abdu’l-Fettah Ebû Gudde), s. 51)
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    309
    Fıkıhçıların sözlerinde ve fıkıh kitaplarında geçen “Sünnet” kelimesi
    ise onların farz ve vacibin karşılığı olarak sınırlandırdıkları özel
    ıstılahî bir anlama dayanmaktadır. Halbuki iki anlam ve iki kullanım
    arasındaki fark son derece açıktır. Hz. Peygamber’in (s.a.v.)
    hadislerinde, sahabe ve tabiînin sözlerinde sünnet olarak geçmiş olmasından
    dolayı o amelin sünnet olduğuna hükmetmek açık bir hatadır.
    Hadis ve Âsâr10 [Sahabe ve Tabiîn sözleri)]’da Geçen “Sünnet”
    Kelimesinin Açıklanması
    Sana takdim ettiğim manayı daha fazla izah için “sünnet” kelimesinin
    geçtiği Peygamber (s.a.v.) hadisleri ve âsâr’dan birkaç tanesi
    şöyledir:
    1-Âişe’nın (r. a) rivâyet etmiş olduğu hadis; Peygamber (s.a.v.)
    şöyle buyurmuştur: “Nikah benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi
    işlemezse benden değildir. Evleniniz, muhakkak ki ben diğer ümmetlere
    karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim...” 11 İbn Mâce, Kitabu’n-
    Nikah’ın başında zikretti.İsnadı zayıftır, ancak sahih şahitleri vardır.
    2-Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin rivâyet ettiği hadis; Peygamber
    (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Dört şey Peygamberlerin sünnetindendir;
    haya, güzel koku, misvak kullanmak ve nikah”12 Tirmizî Kitabu’n-
    Nikah’ın başında zikretmiştir. İsnadı zayıftır.
    3-Enes b. Mâlik (r.a) hadisi; Dedi ki: Peygamber (s.a.v.) şöyle
    bana buyurdular ki: “Ey oğlum! Sen hiçbir kimseye kalbinde kötülük –
    hıyanet- düşünmeksizin sabahlayabilirsen ve akşamlayabilirsen böyle
    yap!” Sonra bana buyurdular ki: “Ey Oğlum! Bu benim sünnetimdir.
    Kim benim sünnetimi ihya ederse muhakkak beni sevmiştir. Kim de
    beni sevmişse benimle cennette beraberdir.”13 Tirmizî İlim kısmında
    zikrettikten sonra bu vecihle hadis hasen-garib’tir demiştir.
    10 (Çev: Eser kelimesinin çoğulu olan âsâr, haber kelimesinin müradifidir. Ancak Horasan
    fakihleri bu terimi sahabeden mevkûf olarak gelen haberlere itlak etmişler,
    merfû’a da haber demişlerdir. Onlara göre Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sözleri haber,
    sahabenin sözleri(mevkûf) ise eser’dir. İbn Hacer, hem mevkûf’a hem de maktû’a
    eser dendiğini belirtmektedir. Koçyiğit Talat, Hadis Terimleri Sözlüğü, Ank., 1992, s.
    119)
    11 I/492, (Çev: İbn Mâce, Sünen, Nikah, Bab(1), no: 1846, İsnadı zayıftır, ancak bu
    hadisin sahîh şahitleri vardır.)
    12 IV/37, (Çev: Tirmizî, Câmi’, İst., 1992, II. bsk., Nikah, Bab(1), no: 1080, Ebû Gudde
    hadisin --isnadı zayıftır- demesine rağmen Tirmizî hadis hakkında –hasen, garibolduğunu
    belirtir.)
    13 V/322, (Çev: Tirmizî, Câmi’, İlim, Bab(16), no: 2678, Tirmizî bu vecihle hadise –
    hasen, garib- demiştir. et-Taberânî Süleyman b. Ahmed b. Eyyüb Ebu’l-Kâsım, el-
    Mu’cemu’l-Evsat, (Tah: Tarik b. Abdillah b. Muhammed Abdi’l-Muhsin b. İbrahim
    el-Hüseynî), Kahire, 1415, VI/125; el-Mu’cemus-Sağîr, (Tah: Muhammed Şakûr
    Muhammed el-Hacc Emrîr), Beyrût-Amman, 1985, II/102)
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    310
    4-Cerîr b. Abdillah el-Becelî hadisi: Hadis uzuncadır ve hadisin
    içinde bir kıssa anlatılmaktadır. Hadisin son kısmı şu şekildedir: “.....
    Kim İslamda güzel bir sünnet-çığır, yol- açarsa ona ve ondan sonra
    gelip de –onu- yapanlara diğerlerinin ecri eksilmeksizin sevap vardır.
    Kim de İslam’da kötü bir çığır –yol, sünnet- açarsa ona ve ondan sonra
    gelip de onu yapanların diğerlerinin de günahı eksilmeksizin günah
    vardır.”14 Müslim, zekat kitabı, “Sadaka ve benzeri şeyleri teşvik babı”
    altında tahriç etmiştir.Hadisi aynı zamanda Tirmizî, en-Nesâî, ve
    İbn Mâce de rivâyet etmişlerdir.15
    5-Amr b. Avf b. Yezîd b. Milhe babasından o dedesinden o da
    Peygamber’in (s.a.v.) şöyle dediğini rivâyet eder: “Muhakkak ki din
    yılanın deliğine kaçıp orda kaldığı gibi Hicaz’a sığınacaktır. ..... Din
    garib başladı garib bitecektir. Ne mutlu gariblere ki benden sonra sünnetimi
    ifsat eden insanları ıslah ederler.”16 Tirmizî, Kitabu’l-İman da
    “İslam garib başladı tekrar garib olacaktır.”
    6-İrbâd b. Sâriye hadisi; İrbâd dedi ki: Peygamber (s.a.v.) dinî bir
    nasihatta bulundu. ...sonunda şöyle buyurdular: “Benden sonra sizlerden
    yaşayanlar bir çok ihtilaflar görecektir. Sünnetime ve hidayete
    ermiş râşid halifelerin sünnetine dikkat ediniz Ona yapışınız. Güç işlere
    sabredip dayanınız. Dindeki yeni şeylere dikkat ediniz. Muhakkak
    ki bütün bidatlar dalalettir.”Ebû Dâvud, Sünen17’inde Kitabu’s-Sünne
    bölümünde, Luzûmu’s-Sünne kısmnda, Tirmizî, Câmi18’inde “Doğru
    yola veya sapıklığa çağırıp ona tabi olan” kısmında rivayet etmişlerdir.
    Tirmizî, hadis hakkında –Hasen-Sahih- şeklinde görüş bildirmiştir.
    Burada gelen lafız Ebû Davud’a aittir.19.
    7-Enes b. Mâlik hadisi ise şudur; Yemen ehlinden bir gurup
    Peygamber’in (s.a.v.) yanına gelerek dediler ki:
    -Bizimle beraber birisini gönderde o bize İslam’ı ve sünneti öğretsin.
    Enes der ki: Peygamber (s.a.v.), Ebû Ubeyde’nin elini tutarak
    14 Nevevî, Şerh, V/104, (Çev: Nevevî, Sahîh-i Müslim bi Şerhi’n-Nevevî, Beyrût, 1987,
    VII/104)
    15 (Çev: Müslim, Sahih, İlim, Bab(6), no: 15, Zekat, Bab(20), no: 69; Nesâî, Sünen,
    Zekat, Bab(64), no: 2552; İbn Mâce, Sünen, Mukaddime, Bab(14), no: 203; Ahmed,
    Müsned, IV/357, 359, 360, 361)
    16 V/288, (Çev: Tirmizî, Câmi’, İman, Bab(13), no: 2629, 2630, Tirmizî hadis hakkında,
    -Hasen, Sahîh- demiştir.; Müslim, İman, Bab(65), no: 232; İbn Mâce, Fiten,
    Bab(15), no: 3986, 3987; Ahmed, Müsned, I/398, II/389, IV/73; et-Taberânî, el-
    Mu’cemu’l-Kebîr, X/99, XI/70, XVII/17, el-Mu’cemu’l-Evsat, II/261, III/250, V/149,
    VI/65, VII/206, VIII/308; el-Mu’cemus-Sağîr, I/183)
    17 V/13
    18 V/319
    19 (Çev: Ebû Dâvud, Sünen, Sünne, Bab(5), no: 4607; Tirmizî, Câmi’, İlim, Bab(16), no:
    2676, Tirmizî hadis hakkında –hasen, sahîh- demiştir; Ayrıca bkz: İbn Mâce, Sahih,
    Mukaddime, Bab(6), no: 42, Hadisteki lafız Ebû Dâvud’a aittir.)
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    311
    dedi ki: “Bu ümmetin eminidir.”20 Müslim, Fedâil’de “Ebû Ubeyde b.
    el-Cerrah’ın fazileti” kısmında zikretmiştir.
    8-Ebû Mûsa el-Eş’arî’nin rivâyet etmiş olduğu hadis; Dedi ki:
    Peygamber (s.a.v.) bize bir konuşmasında sünnetimizi açıkladı, namazımızı
    öğretti ve dedi ki: “Namaz kıldığınızda safları düzgün tutunuz’
    İçinizden birisini namaz imamı olsun...”21 Müslim, Namaz kitabı,
    “namazda teşehhüd “ babında rivayet etmiştir.
    9-Enes b. Mâlik’in üç kişinin, Peygamber’in (s.a.v.) ibadeti hakkında
    rivâyet etmiş olduğu hadis: Bu hususta onlara Peygamber’in
    (s.a.v.) ibadeti haber verilince sanki onlar onu azımsadılar... ve
    hadisin sonunda Rasûlullah (s.a.v.); “Dikkat ediniz! Muhakkak ki ben
    Allah’tan sizden daha fazla korkar ve –ibadet hususunda- Ona karşı
    sizden daha muttakiyim. Ancak oruç tutar iftar ederim. Namaz kılar
    uyur ve kadınlarla evlenirim. Kim benim sünnetimi terk ederse benden
    değildir.” dedi. Buharî22 Nikah kitabının başında rivayet etmiştir. hadisi
    ayrıca Müslim23,ve en-Nesâî 24. De rivayet etmişlerdir. Hadis
    Buharî’nin lafzıyladır.
    10-Urve b. ez-Zübeyr’in de söz konusu olduğu Âişe(R.anha) hadisi;
    Âişe’ye sordum ve dedim ki; Allah (c.c.)’ın “Safâ ile Merve şüphesiz
    Allah’ın nişanlarındandır. Her kim Beytullahı hacceder veya umre
    yaparsa onları tavaf etmesinde bir günah yoktur.” (Bakara 158) ayeti
    hakkında görüşün nedir? Vallahi hiçbir kimseye Safâ ile Merve arasında
    say yapmazsa günah yoktur. Âişe dedi ki: Kız kardeş,imin oğlu!
    Ne kötü söyledin. Şayet bu ayet senin yorumladığın gibi olsaydı, o
    zaman dediğin doğru olurdu. Ne var ki bu ayet Ensar hakkında nazil
    olmuştur....., Muhakkak ki Sa’y’ı yapmak Rasulullah’ın sünnetidir.
    Hiç kimse Safâ ile Merve arasında Sa’y’ı terk edemez.” Buharî25 Hac
    Kitabı, “Safa ve merve’nin vucûbiyeti” kısmı, Müslim26, Hac Kitabı,
    “Say’ın, Sefa ve Merve arasında, haccın rükünlerinden olduğu ve onsuz
    haccın olmayacağının beyanı” kısmında rivayet etmiştir.
    20 XV/192, (Çev: Müslim, Sahîh, Fedâilu’s-Sahabe, Bab(7), no: 53-54)
    21 Müslim , IV/119, (Çev: Müslim, Sahîh, Salat, Bab(16), no: 62; İbn Huzeyme Muhammed
    b. İshâk, Sahih İbni Huzeyme, (Tah: Muhammed Mustafa el-A’zamî), Beyrût,
    1970, III/43; İbn Hıbban ebû Hâtim el-Mustî, Sahih İbn Hıbban, (Tah: Şuayb
    Arnavud), Beyrût, 1992, II. bsk., V/541)
    22 Buharî, Fethu’l-Bârî, IX/104, (Çev: Buharî Muhammed b. İsmaîl, Sahih, İst., 1992,
    II. bsk., Nikah, Bab(1)
    23 IX/107, (Çev: Müslim, Sahîh, Nikah, Bab(1), no: 5)
    24 VI/60, (Çev: Nesâî, Sünen, Nikah, Bab(4), no: 3215; Ayrıca bkz: Ahmed b. Hanbel,
    Müsned, İst., Trh., II/158; III/241, 259, 285; V/409; Dârimî, Sünen, Nikah, Bab(3),
    no: 2175)
    25 III/498, (Çev: Buhari, Sahîh, Hacc, Bab(79)
    26 IX/21, (Çev: Müslim, Sahîh, Hacc, Bab(43), no: 259; İbn Hıbban, Sahih, IX/149;
    Ahmed, Müsned, VI/144, 227; el-Beyhakî, Ahmed b. el-Hüseyn b. Ali b. Mûsa Ebû
    Bekr, es-Sünenü’l-Kübrâ, (Tah: Muhammed Abdu’l-Kâdir Atâ), Mekke, 1994,
    VI/475)
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    312
    11-Şeddâd b. Evs ve İbn Abbas’ın birlikte rivâyet etmiş oldukları
    hadis: İkisi, Peygamber’in (s.a.v.) şöyle dediğini rivâyet ederler: “Erkek
    için sünnet olmak “sünnet”, kadınlar için soylu bir davranıştır.”
    Hadisi Tabaranî, Vâlid Ebi’l-Melîh’ten ve Ahmed, Müsned27’te rivâyet
    etmiştir. İsnadının üçü de zayıftır.
    12- Ebû Saîd el-Hudrî hadisi: Dedi ki: İki kişi bir yolculuğa çıkmışlardı.
    Namaz vakti girdiğinde yanlarında su yoktu. Her ikisi de
    temiz toprakla güzelce teyemmüm edip namazlarını kıldılar. Daha
    sonra su buldular. Birisi abdestini ve namazı iâde etti, diğeri ise iâde
    etmedi. Bilahare Hz. Peygamber’in (s.a.v.) huzuruna geldiler ve olayı
    anlattılar. Peygamber (s.a.v.) namazı iade etmeyene “Sünnete uygun
    hareket etmişsin, namazın tamamdır.” namazı iade edene ise: “Sana
    da iki mükafaat vardır.” der. Ebû Dâvud28 “Namaz kıldıktan sonra su
    bulan teyemmüm yapmış kişi” kısmında ve en-Nesâî29 “Namazdan
    sonra su bulanın teyemmümü” kısmında rivayet etmişlerdir. Hadisin
    lafzı en-Nesâî’ye göredir.
    Aliyu’l-Kârî, Mirkât30’de bu hadise ilişkin düştüğü notta şöyle
    demiştir: Peygamber’in (s.a.v.) “Esabte’s-Sünne” sözünü: “sünnetle
    sabit olan şer’îata uygun davranmışsın.” “Eczeetke salâtuke” ise öncekini
    açıklayıcı mahiyettedir. Avnu’l-Ma’bûd31 eserinin sahibi
    “Esabte’s-Sünne” cümlesini “uyulması gerekeni ve sünnetle sabit olanı
    yapmışsın.” şeklinde açıklamıştır.
    Abdulfettah: “Her iki alim de bu sözleriyle –esas manandan- uzaklaşmışlardır.”
    dedi. Bence burada geçen “sünnet” kelimesinin en
    dakîk yorumu şu olmalıdır: “Allah katında meşrû’ olan hükme uygun
    olanı yaptın.” “sünnet” kelimesinin izahında verilen bu hükmün
    sünnetle sabit olduğunu belirtmek gerekmez.
    Şüphesiz Peygamber’in (s.a.v.) konumu burada hükmün kendisiyle
    sabit olduğu delili açıklama makamında olmayıp bilakis o yapılan
    bu işi onaylama veya reddetme konumundadır.
    27 Ahmed, V/75, (Çev: Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/75; Üç isnadın tamamı da zayıftır.
    bkz: et-Taberânî Süleyman b. Ahmed b. Eyyüb Ebu’l-Kâsım, el-Mu’cemu’l-Kebîr,
    (Tah: Hamdi b. Abdi’l-Mecid es-Silefî), Musul, 1983, II. bsk., XI/223, no: 11590,
    XII/182, no: 12828; bkz: el-Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, VIII/324, müellif hadis
    hakkında “senedi zayıftır” der.
    28 (Çev: Ebû Dâvud, Sünen, Taharet, Bab(126), no: 338; Dârimî, Sünen, Vudû’,
    Bab(65), no: 750)
    29 I/213, (Çev: Nesâî, Sünen, K. Teyemmüm, Bab(27), no: 431 ve 432)
    30 Aliyu’l-Kârî, Mirkât, I/369, (Çev: Aliyu’l-Kârî, Mirkâtu’l-Mefâtîh Şerhu Mişkâti’l-
    Mesâbîh, I/369)
    31 I/133, (Çev: Ebi’t-Tayyib b. Muhammed Şemsu’l-Hakk el-Azimâbâdî, Avnu’l-Ma’bûd
    Şerh Süneni Ebî Dâvud, (İbn Kayyim el-Cevzîyye’nin şerhiyle beraber), Beyrût, 1990,
    I. bsk., I/368)
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    313
    Mirâtu’l-Mefâtih32 adlı eserin sahibinin “Esabte’s-Sünne” hakkında:
    “sünnetle belirlenmiş şer’î yol, yani meşrû’ olan hükme muvafakat
    ettin, demektir. Bu ise onun içtihadını tasdik ve diğer içtihadın
    da hatalı olması demektir.” şeklinde açıklandığını görüyoruz.
    13-Buharî33, Fiten’de “İnsanların ayak takımı kalırsa” bölümünde
    Huzeyfe’nin şu hadisini rivâyet eder: Hz. Peygamber (s.a.v.) bize
    iki hadis söyledi. Bunlardan birincisini gördüm ve ikincisini
    bekliyorum. Bize rivâyet ederek dedi ki: “Emanet erkeklerin kalplerinin
    derinliklerine kadar indi ve sonra Kur’ânı anladılar, sonra da sünneti
    anladılar....”
    Hafız İbn Hacer Fethu’l-Bârî34’de “sümme alimû mine’l-Kur’âni
    sümme alimu mine’s-sünne” ifadesinde: “Onların sünneti öğrenmeden
    önce Kur’ânı öğrendiklerine dair bir işaret vardır. Sünnetten
    maksad ise Peygamber’den (s.a.v.) vâcip veya mendûb olarak öğrendikleri
    şeylerdir.” der.
    14-Ömer(r.a.)’ın rivâyet ettiği hadis: “Sizler için rukûda dizleri
    tutmak sünnet oldu. Dizleri tutunuz.” İkinci rivâyette ise Ömer (r.a.):
    “Muhakkak ki sünnet: -rukûda- dizleri tutmaktır.” der. Hadisi en-
    Nesâî35 Tatbîk kitabının “Namaz” ve Tirmizî36 Namaz kitabının
    “Ruku’da elleri dizlere koymak” bölümünde rivâyet etmiştir.
    15-Câbir b. Abdillah hadisi: Peygamber (s.a.v.), deve ve sığırın
    kurban edilip yedi hisse olarak taksim edilmesini (senne) teşvik etti.
    Ahmed b. Hanbel bu hadisi, Müsned37’te Câbir b. Abdillah’ın
    Müsned’inde –hasen- bir senetle rivâyet etmiştir.
    16-İbn Abbas hadisi: İbn Abbas; üç şey dışında, Hz. Peygamber
    (s.a.v.) neyi sünnet kılmışsa hepsini bilirim, demiştir. Bunlar:
    1-Öğle ve ikindi namazlarında bir şey okuyup okumadığını
    bilmiyorum.
    2-“ve kad belağtü mine’l-kiberi ı’tiyyen”38 ayetindeki -i’tiyyen- kelimesini
    bu şekilde mi yoksa –usiyyen- şeklinde mi okuyordu?
    bilmiyorum.
    3-İbn Abbas’tan rivâyet eden Husayn b. Abdirrahman üçüncüsünü
    unuttuğunu söyler. Hadisi imam Ahmed b. Hanbel Musned39’te
    İbn Abbas’ın müsnedi kısmında sahîh bir senetle rivâyet eder.
    32 Aliyu’l-Kârî, Mirkâtu’l-Mefâtîh, I/350
    33 XIII/38, (Çev: Buharî, Sahîh, Fiten, Bab(13)
    34 XIII/39, (Çev: İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, XIII/32)
    35 II/185, (Çev: Nesâî, Sünen, Tatbik, Bab(2), no: 1032, 1033)
    36 I/348, (Çev: Tirmizî, Câmi’, Salat, Bab(77), no: 258, Tirmizi hadis hakkında –hasen,
    sahîh- olduğunu söylemiştir.)
    37 III/335, (Çev: Ahmed b. Hanbel, Müsned, III/335, VI/409)
    38 Meryem, 19/8
    39 Ahmed, Müsned, I/257
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    314
    17-Ebû Hureyre’nin rivâyet etmiş olduğu, Bedir ashabından ulu
    sahabî Evs’li Ensar’dan Hubeyb b. Adiyy’in hapsedilerek müşrikler
    tarafından öldürülmesiyle ilgili kıssanın bulunduğu hadis. Ebû
    Hureyre şöyle der: Hubeyb kendisi gibi öldürülen bütün
    müslümanlar için iki rekat namaz kılma adeti (sünneti) ihdas etmiştir.”
    Buharî40 nunu Cihad kitabında “… idam esnasında iki rekat
    namaz kılan” babında rivayet etmiştir.
    İkinci rivâyet ise: “Hubeyb hapsedilerek öldürülen her
    müslüman için namaz sünnetini ihdas etmiştir.” Buharî41 bunu
    Megâzî kitabının “Bedr savaşına katılanlarının fazileti” kısmında rivayet
    etmiştir.
    Üçüncü rivâyet ise: “İlk defa idam namazını iki rekat olarak koyan(
    sünnet haline getiren) odur.” Buharî42 Megâzî kitabında “Recî’,
    Ri’l, Zekvân,…. gazveleri” kısmında zikretmiştir.
    Allâme Kastallanî, “İrşadu’s-Sârî”43de birinci rivâyet hakkında
    şunları söyler: Hubeyb’in yapmış olduğu hareket “sünnet” haline
    gelmiştir. Çünkü o bu hareketi yalnızca, şâri’ olan Peygamber’in
    (s.a.v.) sağlığında yapmış, Peygamber de (s.a.v.) bu hareketi güzel
    görmüştür.”
    İkinci rivâyet hakkında ise44 “Bu hareket sünnet oldu. Çünkü
    bu fiil Peygamber’in (s.a.v.) sağlığında yapılmış o da bu hareketi güzel
    görmüş ve onaylamıştır.”
    Üçüncü rivâyet hakkında ise “-İlk defa iki rekat namaz kılmayı
    ihdas eden....- ifadesinde kapalılık olduğu ileri sürülmüştür. Sünnet:
    Peygamber’in (s.a.v.) söz, fiil ve halleridir.” şeklindeki tarifi ileri sürenlerce
    bu iddiaya Hubeyb’in bu davranışı Peygamber’in (s.a.v.) sağlığında
    yapmış ve onun da bu hareketi güzel görmüş, olmasıyla cevap
    verilmeye çalışılmıştır.”45 demiştir.
    17 numaralı Hubeyb kıssası ile ilgili Ebû Hureyre hadisinde aşikardır
    ki “es-sünnetü” ve “senne” kelimelerinin manası: dinde tabi
    olunan meşrû’ fiildir. Buna göre hadis içerisinde “senne” lafzı geçiyor
    diye herhangi bir fakihin ölüm esnasında iki rekat namazın (idam
    namazı) sünnet olmasına bu hadisi delil getirmesi ve böylece bu namazın
    teşvik edilmiş bir sünnet olduğu şeklinde hüküm vermesi doğru
    değildir. Çünkü burada iki rekatlık namazın sünnet olmasının
    hükmü, hiç şüphesiz –senne- lafzının dışındaki başka bir delilden
    çıkarılmıştır. O da, bu hareketi Peygamber’in (s.a.v.) onaylamasıdır.
    40 VI/166, (Çev: Buharî, Sahîh, Cihad, Bab(170)
    41 V/309, (Çev: Buharî, Sahîh, Meğâzî, Bab(10)
    42 V/379, (Çev: Buharî, Sahîh, Meğâzî, Bab(28)
    43 Kastallânî, İrşadu’s-Sârî, V/165
    44 Kastallânî, a.g.e., V/261
    45 Kastallânî,a.g.e., VI/314
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    315
    Keza bu durum 14 nolu (Sizler için rukûda dizleri tutmak sünnet
    oldu. Dizleri tutunuz) ve (Muhakkak ki sünnet: -rukûda- dizleri tutmaktır)
    Ömer (r.a.)’ın sözlerinin yorumu içinde söylenir. Yine 15 nolu hadisteki
    Câbir (r.a.)’ın hadisinin izahı için de böyledir.
    16 nolu İbn Abbas hadisine gelince, içerisinde geçen “senne” ve
    “sünnet” kelimelerinin manası açıkca şudur: Farklı hükümler biçiminde
    olmak üzere farz, vâcip, sünnet, mendûb veya mübah nevinden
    olan meşrû’ kılınmış fiiller... hatta bu hadisin sınırlandırıcı
    uslûbu içerisine İbn Abbas’ın, Rasûlullah’in (s.a.v.) hükümleri farklı
    olmakla birlikte nehyetmiş olduğu yasaklarla ilgili bilgisi de girmektedir.
    Bütün bu hadisler ve benzerlerinden şu anlaşılmaktadır: -
    Sünnet- dinde tâbi olunan meşrû’ yol demektir. Bunun için İbn
    Hacer, Fethu’l-Bârî46 isimli eserinde Peygamber’in (s.a.v.) Enes’in rivâyet
    ettiği üç kişi hakkında söylemiş olduğu “Kim sünnetimden yüz
    çevirirse benden değildir.” hadisin akabinde şunları söyler: Sünnet:
    “Yol anlamındadır yoksa farz mukabilinde kullanılan sünnet değildir.”
    Yine İbn Hacer Fethu’l-Bârî47’de “Safâ ve Merve arasında say’
    etmenin vücûbu” babında Âişe’nin “Senne Rasûlulullah(s.a.v.) et-
    Tavafe beyne’s-Safâ ve’l-Merve” hadisinin izahında not adı altında şu
    bilgilere yer verir: Âişe’nin bu sözü, Peygamber’in (s.a.v.) sünnetle bu
    işi farz kıldığıdır. Yoksa Âişe’nin maksadı meşrû’ olan ibadetin
    farziyetini nefyetmek değildir.- yani bu şer’î ibadetin yok sayılması-
    Bunu, Âişe’nin rivâyet etmiş olduğu Müslim’deki “Sizin hiç birinizin
    haccı ve ümresi Safâ ile Merve arasında tavaf etmedikçe tamamlanmış
    olmaz!” hadisi teyid de etmektedir.
    Buharî’nin Libas kitabında “Bıyıkları kısaltmak” babında rivâyet
    ettiği “Beş şey fıtrattandır. Veya-fıtrat beştir- Bunlar: Sünnet olmak,
    etek tıraşı olmak, koltuk altı kıllarını yolmak, tırnakları kesmek ve bıyıkları
    kısaltmaktır.”48 hadisi hakkında İbn Hacer Fethul Bârî49’de
    sünnet olmaya dair –hıtân- hükümleri serdederken şunları söyler:
    İmam Şafiî ve onun mezhebine mensûb ulemanın bir çoğu –erkek ve
    kadına- sünnet olmayı vâcip olarak kabul etmişler, diğer hadiste
    vârid olan şeyleri vâcip olarak kabul etmemişlerdir. Şafiî’nin bir diğer
    görüşüne göre kadınlara sünnet olmak vâcip değildir. Alimlerin ekserisi
    ve bazı Şafiîler sünnet olmayı vâcip olarak kabul etmemişlerdir.-
    yani sünnettir- Bu hususta Şeddad b. Evs’in merfû’ olarak rivâyet
    46 IX/105, (Çev: İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, Beyrût, 1379, (Tah: Fuad Abdulbakî,
    Muhubiddin el-Hatib), IV/183)
    47 İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, III/501
    48 X/334, (Çev: Buharî, Sahîh, K. Libas, Bab(63)
    49 (Çev: İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, X/340)
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    316
    etmiş olduğu: “Sünnet olmak erkekler için sünnet, kadınlar için ise
    fazilettir.” hadisini delil olarak getirmişlerdir.
    Halbuki bunun delil olabilecek bir yönü yoktur. Çünkü: hadis
    içerisinde “sünnet” lafzı geçtiğinde, bundan, vâcip mukabili olan
    “sünnet”in kastedilmediği yerleşmiş bir kuraldır.
    Ancak erkekler ve kadınlar arasında burada bir ayırımın bulunması,
    hadisten anlaşılır. Şeddad’dan rivâyet edilen hadis ise zayıftır...
    Ebû Hureyre’nin bazı rivâyetlerinde: “Beş şey fıtrattandır. Bunlar:
    Sünnet olmak, etek tıraşı olmak, koltuk altı kıllarını yolmak, tırnakları
    kesmek ve bıyıkları kısaltmaktır.” hadisini “Beş şey sünnettendir.”
    şeklinde –fıtrat- kelimesi yerine -sünnet- kelimesiyle ifade
    edilmiştir. Burada -sünnet- kelimesinden maksad: “Yol anlamındadır
    yoksa vâcip mukabilinde kullanılan sünnet değildir.” Ebû Hâmid el-
    Gazzalî, el-Maverdî ve diğer alimler kesin olarak bunun -sözlük- anlamında,
    yol anlamına ve “aleyküm bi’s-sünneti ve sünneti Hulefâ-i
    Raşidîn –Sünnetime ve Hulefâ-i Raşidîn’in sünnetine uyunuz!-” hadisi
    gibi olduğunu söylemişlerdir.
    Hafız İbn Hacer’in: “Hadis içerisinde “sünnet” lafzı geçtiğinde,
    bundan, vâcip mukabili olan “sünnet”in kastedilmediği yerleşmiş bir
    kuraldır.” sözü konuyu açıkça ortaya koyan bir ifade hatta bu konuda
    söz kesen bir kaidedir.
    Yukarıda geçen “Erkeklere sünnet olmak sünnettir.” hadisinin
    şerhinde söylendiği gibi, hadiste yer alan –sünnet- lafzının fakihlerce
    bir şeyin sünnet olduğuna delil getirip çıkmaza düştükleri gibi ilim
    talibinin de bu gibi durumlara düşmemesi için bu kaideyi her zaman
    hatırlaması gerekir.
    Hanefî mezhebimizin büyük imamlarından el-Merginânî, el-
    Hidâye50 adlı kitabında “Namazın sıfatı” başlığında aynı hataya düşmüş,
    ve bu hususta şunları söylemiştir: Namaz kılanın, namazda
    sağ elini sol elinin üzerine koyup, göbeğinin altında bağlaması, Peygamber
    (s.a.v.)’in “sağ eli sol el üzerine koyarak göbeğin altında bağlamak
    sünnettendir. Bu, namazda kıyamın sünnetidir.” sözünü esas
    alarak yapar.”
    Aynî, el-Binâye51’de bu sözü inceleyerek şöyle der: “Bu söz Hz.
    Ali’nin sözüdür ve isnadının Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ulaşması sahîh
    değildir.” dedikten sonra bu hadisi Hz. Ali’den, Ebû Dâvud, Ahmed
    50 I/201, (Çev: Ebu’l-Hasen Ali b. Bekr b. Abdi’l-Celîl b. Burhaneddin el-Merginânî er-
    Reşedânî, el-Hidâye, Beyrût, 1990, I. bsk., I/51)
    51 I/609, Hind baskısı, (Çev: Aynî Ebû Muhammed Mahmûd b. Ahmed, el-Binâye bi
    Şerhi’l-Hidâye, Beyrût, 1990, II. bsk., II/208)
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    317
    ve Dârekutnî’nin rivâyet ettiklerini zikreder ve isnadının zayıf olduğunu
    belirtir.
    Peygamber in hadislerinde, sahâbe ve tabiîn sözlerinde geçen
    “sünnet” kelimesinin manası; dinde tabi olunan meşrû yol anlamındadır.
    Farz veya vacibin mukabili değildir. Bu, fakihlere göre ıstılahî
    bir manadır.
    Bu bağlamda söylenmesi gereken bir husus ta çağımız insanlarından
    bazı alim ve fakihlerin sünnete uyma hususundaki gevşek
    tutumlarıdır. Kendilerine bazı sünnetleri terkettikleri hatırlatılınca –
    ki bu hatırlatmada sünnettir-, terki caizdir, derler ve sünnetin fikhî
    tanımını esas alırlar. Yani sünnetin terkine cevaz veren olumsuz
    manayı ve kendisine iktida ve ittiba edilmesi gereken olumlu olan
    anlamını ise bir kenara bırakır. Oysaki, sağlam ve doğru anlayış sahibi
    bir müslümana yakışan davranış bu değildir.
    Bir teşvik ve fazilet türünde de olsa ilk müslümanlar, farz veya
    vâcip, mendûb veya tergîb’tir diyerek sünneti ayırmaksızın şer’an
    matlup olunan her şeyi yapıyorlardı.
    Yapılması teşvik ve tavsiye edilen sünnetler; farzların koruyucu
    kalesi, iyilikleri artırmanın kapısı, onları uygulayanlar için birer nur
    ve bu hususta Hz. Peygamber (s.a.v.)’e uymanın ve sevginin adresidir.
    Öyleyse Peygamber (s.a.v.)’in sünnetlerine uymak en büyük kazanç,
    en güzel sıfat ve Allah’a yaklaşmanın ve itaatin en üstünüdür.
    Ey müslüman kardeş! Sen bu hususlara dikkat et!
    Profesörlük makamını ihraz etmiş olan bir alim kardeşimiz şiddetli
    bir hastalığa yakalandı. Eve Pakistanlı dindar sakallı bir doktor
    çağırıldı. Bu doktor onu tedavi etti ve profesör de hastalıktan kurtuldu.
    Bu alim yaşadığı yerdeki alimlerin çoğu gibi sakalsızdı. Pakistanlı
    doktor kırık dökük arapçası ile ona şöyle dedi:
    -“Hoca efendi! Sakal nerede?”
    Profesör kendi görüşüne binaen:
    -“Sakal sünnettir, tıraş edilmesi caizdir.” deyince,
    -Doktor: “Ben vâcip, sünnet anlamam. Bu Rasûlullah’ın (s.a.v.)
    sıfatıdır. Biz ona uymak, onu sevmek ve ona benzemek için bunu
    yapıyoruz. O bize örnek ve esastır.” der.
    Hakikaten doktor, bu konuda alimden çok daha basiretli ve anlayışlıydı.
    “es-Sünen” Olarak İsimlendirilen Kitaplardaki –es-Sünen-
    Kelimesinin Anlamı
    Peygamber’ın (s.a.v.) hadisleri, sahâbe ve tabiînin sözlerinde geçen
    sünnet kelimesinin manasının aydınlatılmasından sonra şimdi
    okuyucuyla birlikte –sünnet- kelimesinin manasının tefsiriyle sıkı bir
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    318
    şekilde ilişkisi olan konuya geçebiliriz. Ki o da –es-Sünen- olarak isimlendirilen
    kitaplar hakkında ki düşüncelerimizdir.
    Burada bir çok delillerle açıklamış olduğum manada sünnet,
    imam Ebû Dâvud, en-Nesâî, İbn Mâce, Saîd b. Mansûr ve benzerleri
    gibi muhaddis fukahanın telif etmiş oldukları kitapların başlıklarında
    kastedilen sünnettir. Bu imamlar kitaplarına bu şekilde ad koyarken
    etraflıca açıklayıp delillendirdiğim manayı kastetmektedirler.
    Bu “Sünen” kitapları: meşrû’ olan söz, fiil ve takrirlerle yine yapılması
    câiz olmayan-meşrû’ olmayan- söz, fiil ve takrirlerin bulunduğu
    ve bunların açıklandığı kitaplardır. Sünen kitaplarında her türlü
    şer’î ahkam açıklanmaktadır. Hocalar hocası allame Muhammed
    Ca’fer el-Kettanî, faydalı ve kıymetli er-Risâletu’l-Mustatrafa lî Beyâni
    Meşhûri Kütübi’s-Sünneti’l Müşerrefe52 adlı eserinde şunları söyler:
    “Kitap çeşitlerinden birisi de Sünen olarak bilinen kitaplardır.
    Muhaddislerin ıstılahınca Sünen: iman ve taharetle başlayan, fıkhî
    bablara göre telif edilmiş eserlerdir. İçerisinde mevkûf hadislerden
    bir şey bulunmaz. Çünkü onların ıstılahlarınca mevkûf, sünnet olarak
    değil, hadis olarak isimlendirilir.”
    Kettânî’nin “İçerisinde mevkûf bir şey bulunmaz...” şöyle –
    sahabî sözü olan- mevkûf hadisi muhaddislerin esas olarak bablara
    sürekli ve zorunlu olarak dahil etmemektedirler. “Sünen-i Ebî Dâvud,
    en-Nesâî ve İbn Mâce” de genelde böyledir. Hatta onlar mevkûf, maktu’ki
    -tabiî sözüdür- haberleri gerekli hallerde bölümleri tamamlamak
    üzere eserlerinde serpiştirmişlerdir. Dahası “Sünen-i Saîd b.
    Mansûr” ve “Sünenü’d -Dârimî” sahâbe ve tabiîn sözleriyle doludur.
    Bu eserlere müracaat eden ve okuyanlar çok ve kıymetli faydalar elde
    ederler.
    Mevkûf ve maktû’ haberler –ki bunlar Peygamber’den (s.a.v.) gelen
    bir sünnet değildir.- ekseriyetle sahabî ve tabiî’nin, sünnetin sahibi
    Peygamber’in (s.a.v.) sözlerinden çıkardıkları bir sünnettir. Bunlar
    aynı zamanda Mustafa’nın (s.a.v.) sünnetini –çoğunlukla- açıklar,
    şerh eder ve beyan eder. Bunun ise önemi büyüktür. Zira İmam
    Buharî’nin çoğu yerde Sahîh’inin bab başlıklarında Rasûlullah’in
    (s.a.v.) sünnetinden önce veya sonra bu mevkûf ve maktû’ haberleri
    zikrettiği gibi âsârı da bab başlıklarından önce zikreder. Çünkü bu
    âsâr bir çok babta da görüldüğü gibi babların anlaşılmasında tamamlayıcı
    rol olmaktadır. Keza aynı durum “Sünen-i Saîd b.
    Mansûr”’un matbu kısmında da görülmektedir.
    52 s.32, (Çev: Kettanî, er-Risâletu’l-Mustatrafa lî Beyâni Meşhûri Kütübi’s-Sünneti’l
    Müşerrefe, Beyrût, 1400 H., II. bsk., s. 25)
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    319


  4. 27.Eylül.2013, 20:19
    2
    Üstad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye



    SÜNNET KAVRAMININ HUKUKÎ ANLAMI VE DÂREKUTNΒNİN
    SÜNEN’İ ÜZERİNE BİR İNCELEME*
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    Çev.: Harun Reşit DEMİREL


    Yazarın Önsözü
    Bizim için hükümler koyan ve bu hükümlerin içinde bulunan
    helal ve haramı açıklayan, bizlere dinin cevaz verdiklerini sevdiren,
    yasakların ise kerih gösteren, bize indirdiklerini açıklamak için hak
    dinle ve hidâyet üzere efendimiz Muhammed’i (s.a.v.) gönderen Allah’a
    hamd olsun. Onun, meşru olan işleri söz, fiil ve takrirleriyle ortaya
    koyması ve yasak olan işleri de nehyetme, beğenmeme ya da
    engel olma şeklinde olan açıklaması en hayırlı açıklamadır. O, bizlere
    * Çevirisini yaptığımız bu araştırmanın orijinal ismi, es-Sünnetü’n-Nebeviyyetü ve
    Beyânu MedlûlihⒺ-Şer’î ve et-Tarifu bihâli Süneni’d-Dârekutnî’dir. Bu kitapçık,
    Dâru’l-Kalem tarafından daha önce Abdu’l-Hayy el-Leknevî’nin Tuhfetu’l-Ahyâr bi
    İhyâi Sünneti Seyyidi’l-Ebrâr ve onunla birlikte bulunan Nuhbetu’l-Enzâr Alâ
    Tuhfetu’l-Ahyâr (Dımeşk, 1992) isimli eserin sonunda Beyânu Medlûli Lafzi’s-Sünne
    fi’l-Kütübi’l-leti Sümmiyet biha ve Beyânu Hâli Süneni’d-Dârekutnî fî Kütübi’s-Sünen
    adı altında (s.9-15 ve 144-166 arasında) yayınlanmış, ancak önemine binaen aynı
    yayınevi tarafından müstakil bir kitapçık olarak tekrar yayınlamıştır. (Dımeşk,
    1992) Biz tercümemize, yazarın az da olsa bazı ilaveler yaptığı bu baskıyı esas aldık.
    Yazar, bu çalışmasında dipnotlarda gösterdiği kaynaklara ilişkin detaylı bibliyografik
    bilgilere yer vermemektedir. Biz bu kaynakları tekrar gözden geçirerek, zikrettiğimiz
    eksiklikleri gidermeye gayret ettik. Ulaşamadığımız bir-iki kaynağı da yazarın
    verdiği şekilde sunduk. Ayrıca yazarın eserde örnek olarak zikrettiği hadislerin, verilmeyen
    diğer kaynaklarına da işaret ettik.
    Sünnetin hukuki değeri tartışmalarına katkı sağlayacağını ümit ettiğimiz için bu
    çalışmayı tercüme ederek, Türk okuyucuların istifadesine sunduk.
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    306
    gecesi de gündüz gibi aydınlık olan doğru bir yol bırakmıştır. Bu yoldan
    ancak helak olanlar sapar.
    Bizlere, hem kendi sünnetine hem de Hulefâ-i Raşidîn’in sünnetine
    uymamızı emrederek şöyle buyurmuştur: “Benim ve benden sonra
    hidâyet üzere olacak olan Hulefâ-i Raşidîn’in sünnetine sarılın. Zor
    işlerinizde sabredip dayanınız.” Bidat ve sonradan ihdas edilmiş olan
    şeyler hakkında da
    sakındırarak: “İşlerde sonradan çıkan şeylere dikkat ediniz! Bilesiniz
    ki –dindeki- bütün yeni şeyler bidat ve bütün bidatlar ise dalalettir.”
    2 buyurmuştur.
    İçeriği hoş olan bu eserde, Peygamber’in (s.a.v.), sahâbenin ve
    tabiînin sözlerindeki sünnet lafzının manasından bahsettim. Çağımızda
    bazı insanların, sünneti hafife almaları, bizden önce gelen bazı
    fukahâ’nın da bir takım hadislerde veya bazı sahâbe ve tabiîn sözlerinde
    gelen sünnet-i nebevîye lafzını, fıkıh terminolojisindeki anlamıyla
    kullanarak hata yapmaları beni bu eseri yazmaya sevketti. Onlardan
    sadır olan bu hata bende Peygamber (s.a.v.), sahâbe ve tabiîn
    sözlerinde vârid olan “sünnet” lafzının manasını ortaya çıkartmaya
    yöneltti. Bunu açıklamak için de bu küçük ve özlü kitapçığı yazdım.
    Eserde bu husus için bir çok deliller getirdim. Söylediklerimi teyid ve
    açıkladıklarımı desteklemek için muhaddis ve hadis hâfızlarının büyüklerinin
    sözlerine müracaat ettim. Allah’tan yardım, irşad ve doğruluk
    istedim. O, sahibim ve bana yetendir. Hamd alemlerin
    Rabbına, salât ve selâm Peygamberimiz Muhammed’e onun ehline,
    ashabına ve din gününe dek ona tabi olanlara olsun.
    Riyâd, 9 Cemaziyel Evvel 1411 Pazartesi.
    Yazar: Abdu’l-Fettah Ebû Gudde
    Sünnet: Bu lafz-ı şerîfin çok değişik tanımları vardır. Alimler bu
    tariflere yönelmişler ve her biri ihtisası ve bilgisi nispetinde sünneti
    tanımlamışlardır. Onun şer’î delillerden bir delil olduğunu kabul eden
    usûlcüler sünneti şöyle tarif etmişlerdir: “Peygamber’den (s.a.v.)
    2 Hadisi İrbâd b. Sâriye’den Ebû Dâvud ve Tirmizî tahriç etmiş, Tirmizî hadis hakkında
    “Hasen-Sahîh” demiştir. (Çev: İrbâd b. Sâriye rivâyet etmiştir. Müslim Ebi’l-
    Hasen Müslim b. el-Haccac, Sahîh, (Tah: Muhammed Fuad Abdu’l-Bakî), İst., 1992,
    II. bsk.., Cum’a, Bab(13), no: 43; Ebû Dâvud Süleyman b. Eş’as, Sünen, İst., 1992,
    II. bsk., Sünne, Bab(5), no: 4607; İbn Mâce, Abdullah b. Muhammed b. Yezîd, Sünen,
    İst., 1992, II. bsk., Mukaddime, Bab(7), no: 45; Nesâî Ebî Abdirrahman Ahmed
    b. Şuayb, Sünen, İst., 1992, II. bsk., Iydeyn, Bab(22), no: 1576; Dârimî Ebû Muhammed
    Abdullah Abdi’r-Rahmân, Sünen, İst., 1992, II. bsk., Bab(16), no: 96;
    Ahmed b. Hanbel, Müsned, İst., Trh., III/310, 371; IV/126, 127; Müellif, hadisi
    Tirmizî’nin de rivâyet ettiğini ve hadis hakkında “Hasen-Sahîh” olarak hüküm bildirdiğini,
    belirtmesine rağmen elimizdeki matbu nüshada hadisi bulamadık.)
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    307
    sadır olan söz, fiil ve takrîrleridir.”3 Fakihler ise değişik tariflerde bulunmuşlardır.
    Bu tariflerden bir tanesi şudur: “Peygamber’in (s.a.v.)
    özürsüz olarak bazı kereler terketmekle beraber ibadet kastıyla devamlı
    yaptığı şeyler veya Hulefâ-i Râşidîn’in tamamı veya birisinin
    Peygamber’den (s.a.v.) sonra yaptıkları şeylerdir.”4
    Sünneti bazı fakihler ise şöyle tarif etmişlerdir: “Farz ve vâcip ifade
    etmeksizin Peygamber’den (s.a.v.) sadır olan şeylerdir. Bu haliyle
    sünnet, beş esastan vâcip ve vâcip dışındakilere karşılık gelmektedir.”
    5
    Muhaddisler ise sünneti şöyle tanımlarlar: “Gerek Peygamberliğinden
    önce gerekse sonra olsun Peygamber’den (s.a.v.) nakledilen
    söz, fiil, takrîr, sıfat, ahlak, adet veya hareketleridir.”6
    İmam Şatibî Muvafakat7da bu konuyla alakalı şöyle der: “Şeriatta
    ikinci delil sünnettir. Sünnet, Kur’ân-ı Kerîm’in açıklamadığı, aksine
    ister Kurân’dakini açıklamak için olsun ister olmasın, Peygamber
    (s.a.v.) tarafından konuyla ilgili nakledilen sözlerdir. Zira sünnet;
    Kitap ve sünnette bulunsun veya bulunmasın sahâbenin yaptıkları
    şeyler olup sahabenin bu hareketi ya kendilerince sabit olduğu halde
    bize ulaşmamış bir sünnete ittibadan ya içtihatlarından veyahut da
    kendilerinden öncekilerin yaptıkları içtihattır.”
    Allame Cemâluddin Kâsimî Kavâidu’t-Tahdîs8 isimli eserinde
    şöyle der: “İkaz; asrındaki hadisciler ve şâri’nin ıstılahındaki ve sahabe
    döneminde sünnetten murat, Peygamber (s.a.v.) söz, fiil ve takrirlerinin
    gösterdiği şeylerdir. Bundan dolayıdır ki sünnet Kurân’a
    mukabil (karşılık) kılınmıştır. Böyle kabul edilince sünnet mendûb
    için kullanıldığı gibi vâcip için de kullanılmıştır. Usûlcüler ve
    fukahânın ıstılahında ise sünnet, vacibin zıttıdır. Bu tarif, yeni bir
    kavram/terim ve sonradan ortaya çıkan bir örftür.”
    Sünnetin bu tarifleri içerisinde benim araştırdığım konuya en
    yakın olan tanım, muhaddislerin tanımıdır. Ancak burada benim gayem
    yukarıda geçen değişik manalarla hadisin tarifini yapmak değil,
    3 Sadru’ş-Şerîa, et-Tavdîh Şerhu’n-Tenkîh,, II/2; Şevkânî, İrşâdu’l-Fuhûl, s. 31, (Çev:
    Sadru’ş-Şerîa, et-Tavdîh Şerhu’n-Tenkîh, Beyrût, Trh., II/2; Şevkânî, İrşâdu’l-Fuhûl,
    (Tah: Ebû Mus’ab Muhammed Saîd el-Bedrî), Beyrût, 1997, VII. Bsk., s. 67)
    4 Bu tanımı Abdu’l-Hayy el-Leknevî’nin Tuhfetu’l-Ahyâr bi İhyai Sünneti’l-Ebrâr isimli
    eserinden Hanefî fakihlerin –Sünnet- kelimesi hakkında yapmış oldukları 22 tanımdan
    3, 9 ve 16. tanımları iktibas ederek aldım
    5 Mustafa Sıbâî, es-Sünnetü ve Mekânetuha fî’t-Teşrî’, Beyrût, 1985, IV. bsk., s. 48
    6 İbn Teymiyye, Mecmuu’l-Fetâvâ, XVIII/6-10; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî Şerhu Sahîhi’l-
    Buharî, XIII/252-253, (Çev: İbn Teymiyye, Mecmuu’l-Fetâvâ, XVIII/6-10; İbn Hacer,
    Fethu’l-Bârî Şerhu Sahîhi’l-Buharî, Beyrût, II. bsk., Trh., XIII/210-1)
    7 IV/3, (Çev:Şâtibî, el-Muvafakât, Dâru’l-Fikri’l Arabî, b.y.y., Trh., IV/3)
    8 s. 146, (Çev:Kâsimî, Kavâidu’t-Tahdîs fî Mustalahi’l-Hadîs, (Tah: Muhammed Behcet
    el-Baytâr), Beyrût, 1961, II. bsk., s. 146)
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    308
    Peygamber’in (s.a.v.) hadislerinde veya sahâbe ve tabiîn sözlerinde
    vârid olan sünnet lafzının manasını teşhis etmektir. Sünnet lafzının
    bu anlamının kaybolması eski fukahâdan bazısını ve onları takip eden
    bir kısım müteahhir dönem fakihleri merfu’, mevkûf veya maktu’
    hadis ve âsârda gelen “sünnet” veya “sünnetten” tabirlerine istinaden
    bir şeyin fıkhî anlamda sünnet olup olmaması konusunda yanlış
    delillendirmeye düşürmüştür. Sünnet sözünden kastedilen şer’î ıstılah
    manasının kaybolmasından dolayı, mütekaddim dinî ıstılah manası
    yerine daha sonra oluşan müteahhir fıkhî ıstılah manası üzerine
    hüküm verilmiştir. Düzeltmek ve açıklamak istediğim şey ise budur.
    Başarı Allah’tandır.
    Bu Çalışmada Araştırma Konusu Olan “Sünnet” Sözünün Açıklaması
    Bilindiği gibi “sünnet” kelimesi Peygamber’in (s.a.v.) sahâbe ve
    tabiîn sözlerinde çok geçen lafızlardandır. Gerçekte sünnet, dinde
    tabi olunan meşrû’ yol, iktida ve talep [uyulması gerekli görülen ve
    istenen], sena ve istihsan [güzel görülen ve öğülen] bağlamında
    Rasûlullah’tan (s.a.v.) gelen hanîf, nebevî bir metottur. Buna bir çok
    örnek verilebilir. Bunlardan bir kısmını az sonra takdim edeceğim.
    Yine bilinmektedir ki fukahanın dilinde dolaşan ve fıkıh kitaplarında
    geçen “sünnet” fıkhî bir terim olarak devamlı bulunduğudur.
    Sünnet, onlara göre farz ve vacibin karşılığıdır. Bu fıkhî ıstılah H. II.
    asır ve sonrasında, tabiîn zamanından sonra ortaya çıkmış ve yaygınlaşmıştır.
    Çeşitli mezheplerin fakihlerinden bazıları bu iki manayı karıştırma
    hatasına düşmüşlerdir. Onlar gerek Hz. Peygamber (s.a.v.), gerekse
    sahâbe ve tabiîn sözlerinde gelen sünnet lafzını daha sonraki
    terim manasında teşvik edilen işin sünnet olması konusunda delil
    olarak kullanmışlardır. Bu ise dikkat edilmesi gereken bir hatadır.
    Nebevî hadislerde, sahabî ve tabiî sözlerinde varid olan “Sünnet” kelimesi,
    genel şer’î manaya dayanmakta ve bu ise itikad, ibadet, muamelat,
    ahlak, adap ve benzeri şeylere şâmil olmaktadır. Bu kelimenin
    içinde farz, vâcip ve teşvik edilen şeyler meşrû’ müstehab da vardır.
    Allâme Abdu’l-Ganî en-Nablusî el-Hadikatu’n-Nediyye Şerhu’t-
    Tarikati’l-Muhammediyye9 adlı eserinde şunları söyler: “Hz. Peygamber
    (s.a.v.)’in sünneti; Onun sözleri, fiilleri, inançları, ahlakı ve başkasının
    söz ve fiillerine sukût etmesine verilen isimdir.”
    9 Abdu’l-Hayy el-Leknevî’nin Tuhfetu’l-Ahyâr bi İhyai Sünneti’l-Ebrâr olduğu gibi, s.
    51, (Çev: Abdu’l-Hayy el-Leknevî’nin Tuhfetu’l-Ahyâr bi İhyai Sünneti’l-Ebrâr olduğu
    gibi, (Nuhbetu’l-Enzâr alâ Tuhfeti’l-Ahyâr) ile beraber, Dımeşk, 1992, I. bsk., (Gözden
    geçiren: Abdu’l-Fettah Ebû Gudde), s. 51)
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    309
    Fıkıhçıların sözlerinde ve fıkıh kitaplarında geçen “Sünnet” kelimesi
    ise onların farz ve vacibin karşılığı olarak sınırlandırdıkları özel
    ıstılahî bir anlama dayanmaktadır. Halbuki iki anlam ve iki kullanım
    arasındaki fark son derece açıktır. Hz. Peygamber’in (s.a.v.)
    hadislerinde, sahabe ve tabiînin sözlerinde sünnet olarak geçmiş olmasından
    dolayı o amelin sünnet olduğuna hükmetmek açık bir hatadır.
    Hadis ve Âsâr10 [Sahabe ve Tabiîn sözleri)]’da Geçen “Sünnet”
    Kelimesinin Açıklanması
    Sana takdim ettiğim manayı daha fazla izah için “sünnet” kelimesinin
    geçtiği Peygamber (s.a.v.) hadisleri ve âsâr’dan birkaç tanesi
    şöyledir:
    1-Âişe’nın (r. a) rivâyet etmiş olduğu hadis; Peygamber (s.a.v.)
    şöyle buyurmuştur: “Nikah benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi
    işlemezse benden değildir. Evleniniz, muhakkak ki ben diğer ümmetlere
    karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim...” 11 İbn Mâce, Kitabu’n-
    Nikah’ın başında zikretti.İsnadı zayıftır, ancak sahih şahitleri vardır.
    2-Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin rivâyet ettiği hadis; Peygamber
    (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Dört şey Peygamberlerin sünnetindendir;
    haya, güzel koku, misvak kullanmak ve nikah”12 Tirmizî Kitabu’n-
    Nikah’ın başında zikretmiştir. İsnadı zayıftır.
    3-Enes b. Mâlik (r.a) hadisi; Dedi ki: Peygamber (s.a.v.) şöyle
    bana buyurdular ki: “Ey oğlum! Sen hiçbir kimseye kalbinde kötülük –
    hıyanet- düşünmeksizin sabahlayabilirsen ve akşamlayabilirsen böyle
    yap!” Sonra bana buyurdular ki: “Ey Oğlum! Bu benim sünnetimdir.
    Kim benim sünnetimi ihya ederse muhakkak beni sevmiştir. Kim de
    beni sevmişse benimle cennette beraberdir.”13 Tirmizî İlim kısmında
    zikrettikten sonra bu vecihle hadis hasen-garib’tir demiştir.
    10 (Çev: Eser kelimesinin çoğulu olan âsâr, haber kelimesinin müradifidir. Ancak Horasan
    fakihleri bu terimi sahabeden mevkûf olarak gelen haberlere itlak etmişler,
    merfû’a da haber demişlerdir. Onlara göre Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sözleri haber,
    sahabenin sözleri(mevkûf) ise eser’dir. İbn Hacer, hem mevkûf’a hem de maktû’a
    eser dendiğini belirtmektedir. Koçyiğit Talat, Hadis Terimleri Sözlüğü, Ank., 1992, s.
    119)
    11 I/492, (Çev: İbn Mâce, Sünen, Nikah, Bab(1), no: 1846, İsnadı zayıftır, ancak bu
    hadisin sahîh şahitleri vardır.)
    12 IV/37, (Çev: Tirmizî, Câmi’, İst., 1992, II. bsk., Nikah, Bab(1), no: 1080, Ebû Gudde
    hadisin --isnadı zayıftır- demesine rağmen Tirmizî hadis hakkında –hasen, garibolduğunu
    belirtir.)
    13 V/322, (Çev: Tirmizî, Câmi’, İlim, Bab(16), no: 2678, Tirmizî bu vecihle hadise –
    hasen, garib- demiştir. et-Taberânî Süleyman b. Ahmed b. Eyyüb Ebu’l-Kâsım, el-
    Mu’cemu’l-Evsat, (Tah: Tarik b. Abdillah b. Muhammed Abdi’l-Muhsin b. İbrahim
    el-Hüseynî), Kahire, 1415, VI/125; el-Mu’cemus-Sağîr, (Tah: Muhammed Şakûr
    Muhammed el-Hacc Emrîr), Beyrût-Amman, 1985, II/102)
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    310
    4-Cerîr b. Abdillah el-Becelî hadisi: Hadis uzuncadır ve hadisin
    içinde bir kıssa anlatılmaktadır. Hadisin son kısmı şu şekildedir: “.....
    Kim İslamda güzel bir sünnet-çığır, yol- açarsa ona ve ondan sonra
    gelip de –onu- yapanlara diğerlerinin ecri eksilmeksizin sevap vardır.
    Kim de İslam’da kötü bir çığır –yol, sünnet- açarsa ona ve ondan sonra
    gelip de onu yapanların diğerlerinin de günahı eksilmeksizin günah
    vardır.”14 Müslim, zekat kitabı, “Sadaka ve benzeri şeyleri teşvik babı”
    altında tahriç etmiştir.Hadisi aynı zamanda Tirmizî, en-Nesâî, ve
    İbn Mâce de rivâyet etmişlerdir.15
    5-Amr b. Avf b. Yezîd b. Milhe babasından o dedesinden o da
    Peygamber’in (s.a.v.) şöyle dediğini rivâyet eder: “Muhakkak ki din
    yılanın deliğine kaçıp orda kaldığı gibi Hicaz’a sığınacaktır. ..... Din
    garib başladı garib bitecektir. Ne mutlu gariblere ki benden sonra sünnetimi
    ifsat eden insanları ıslah ederler.”16 Tirmizî, Kitabu’l-İman da
    “İslam garib başladı tekrar garib olacaktır.”
    6-İrbâd b. Sâriye hadisi; İrbâd dedi ki: Peygamber (s.a.v.) dinî bir
    nasihatta bulundu. ...sonunda şöyle buyurdular: “Benden sonra sizlerden
    yaşayanlar bir çok ihtilaflar görecektir. Sünnetime ve hidayete
    ermiş râşid halifelerin sünnetine dikkat ediniz Ona yapışınız. Güç işlere
    sabredip dayanınız. Dindeki yeni şeylere dikkat ediniz. Muhakkak
    ki bütün bidatlar dalalettir.”Ebû Dâvud, Sünen17’inde Kitabu’s-Sünne
    bölümünde, Luzûmu’s-Sünne kısmnda, Tirmizî, Câmi18’inde “Doğru
    yola veya sapıklığa çağırıp ona tabi olan” kısmında rivayet etmişlerdir.
    Tirmizî, hadis hakkında –Hasen-Sahih- şeklinde görüş bildirmiştir.
    Burada gelen lafız Ebû Davud’a aittir.19.
    7-Enes b. Mâlik hadisi ise şudur; Yemen ehlinden bir gurup
    Peygamber’in (s.a.v.) yanına gelerek dediler ki:
    -Bizimle beraber birisini gönderde o bize İslam’ı ve sünneti öğretsin.
    Enes der ki: Peygamber (s.a.v.), Ebû Ubeyde’nin elini tutarak
    14 Nevevî, Şerh, V/104, (Çev: Nevevî, Sahîh-i Müslim bi Şerhi’n-Nevevî, Beyrût, 1987,
    VII/104)
    15 (Çev: Müslim, Sahih, İlim, Bab(6), no: 15, Zekat, Bab(20), no: 69; Nesâî, Sünen,
    Zekat, Bab(64), no: 2552; İbn Mâce, Sünen, Mukaddime, Bab(14), no: 203; Ahmed,
    Müsned, IV/357, 359, 360, 361)
    16 V/288, (Çev: Tirmizî, Câmi’, İman, Bab(13), no: 2629, 2630, Tirmizî hadis hakkında,
    -Hasen, Sahîh- demiştir.; Müslim, İman, Bab(65), no: 232; İbn Mâce, Fiten,
    Bab(15), no: 3986, 3987; Ahmed, Müsned, I/398, II/389, IV/73; et-Taberânî, el-
    Mu’cemu’l-Kebîr, X/99, XI/70, XVII/17, el-Mu’cemu’l-Evsat, II/261, III/250, V/149,
    VI/65, VII/206, VIII/308; el-Mu’cemus-Sağîr, I/183)
    17 V/13
    18 V/319
    19 (Çev: Ebû Dâvud, Sünen, Sünne, Bab(5), no: 4607; Tirmizî, Câmi’, İlim, Bab(16), no:
    2676, Tirmizî hadis hakkında –hasen, sahîh- demiştir; Ayrıca bkz: İbn Mâce, Sahih,
    Mukaddime, Bab(6), no: 42, Hadisteki lafız Ebû Dâvud’a aittir.)
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    311
    dedi ki: “Bu ümmetin eminidir.”20 Müslim, Fedâil’de “Ebû Ubeyde b.
    el-Cerrah’ın fazileti” kısmında zikretmiştir.
    8-Ebû Mûsa el-Eş’arî’nin rivâyet etmiş olduğu hadis; Dedi ki:
    Peygamber (s.a.v.) bize bir konuşmasında sünnetimizi açıkladı, namazımızı
    öğretti ve dedi ki: “Namaz kıldığınızda safları düzgün tutunuz’
    İçinizden birisini namaz imamı olsun...”21 Müslim, Namaz kitabı,
    “namazda teşehhüd “ babında rivayet etmiştir.
    9-Enes b. Mâlik’in üç kişinin, Peygamber’in (s.a.v.) ibadeti hakkında
    rivâyet etmiş olduğu hadis: Bu hususta onlara Peygamber’in
    (s.a.v.) ibadeti haber verilince sanki onlar onu azımsadılar... ve
    hadisin sonunda Rasûlullah (s.a.v.); “Dikkat ediniz! Muhakkak ki ben
    Allah’tan sizden daha fazla korkar ve –ibadet hususunda- Ona karşı
    sizden daha muttakiyim. Ancak oruç tutar iftar ederim. Namaz kılar
    uyur ve kadınlarla evlenirim. Kim benim sünnetimi terk ederse benden
    değildir.” dedi. Buharî22 Nikah kitabının başında rivayet etmiştir. hadisi
    ayrıca Müslim23,ve en-Nesâî 24. De rivayet etmişlerdir. Hadis
    Buharî’nin lafzıyladır.
    10-Urve b. ez-Zübeyr’in de söz konusu olduğu Âişe(R.anha) hadisi;
    Âişe’ye sordum ve dedim ki; Allah (c.c.)’ın “Safâ ile Merve şüphesiz
    Allah’ın nişanlarındandır. Her kim Beytullahı hacceder veya umre
    yaparsa onları tavaf etmesinde bir günah yoktur.” (Bakara 158) ayeti
    hakkında görüşün nedir? Vallahi hiçbir kimseye Safâ ile Merve arasında
    say yapmazsa günah yoktur. Âişe dedi ki: Kız kardeş,imin oğlu!
    Ne kötü söyledin. Şayet bu ayet senin yorumladığın gibi olsaydı, o
    zaman dediğin doğru olurdu. Ne var ki bu ayet Ensar hakkında nazil
    olmuştur....., Muhakkak ki Sa’y’ı yapmak Rasulullah’ın sünnetidir.
    Hiç kimse Safâ ile Merve arasında Sa’y’ı terk edemez.” Buharî25 Hac
    Kitabı, “Safa ve merve’nin vucûbiyeti” kısmı, Müslim26, Hac Kitabı,
    “Say’ın, Sefa ve Merve arasında, haccın rükünlerinden olduğu ve onsuz
    haccın olmayacağının beyanı” kısmında rivayet etmiştir.
    20 XV/192, (Çev: Müslim, Sahîh, Fedâilu’s-Sahabe, Bab(7), no: 53-54)
    21 Müslim , IV/119, (Çev: Müslim, Sahîh, Salat, Bab(16), no: 62; İbn Huzeyme Muhammed
    b. İshâk, Sahih İbni Huzeyme, (Tah: Muhammed Mustafa el-A’zamî), Beyrût,
    1970, III/43; İbn Hıbban ebû Hâtim el-Mustî, Sahih İbn Hıbban, (Tah: Şuayb
    Arnavud), Beyrût, 1992, II. bsk., V/541)
    22 Buharî, Fethu’l-Bârî, IX/104, (Çev: Buharî Muhammed b. İsmaîl, Sahih, İst., 1992,
    II. bsk., Nikah, Bab(1)
    23 IX/107, (Çev: Müslim, Sahîh, Nikah, Bab(1), no: 5)
    24 VI/60, (Çev: Nesâî, Sünen, Nikah, Bab(4), no: 3215; Ayrıca bkz: Ahmed b. Hanbel,
    Müsned, İst., Trh., II/158; III/241, 259, 285; V/409; Dârimî, Sünen, Nikah, Bab(3),
    no: 2175)
    25 III/498, (Çev: Buhari, Sahîh, Hacc, Bab(79)
    26 IX/21, (Çev: Müslim, Sahîh, Hacc, Bab(43), no: 259; İbn Hıbban, Sahih, IX/149;
    Ahmed, Müsned, VI/144, 227; el-Beyhakî, Ahmed b. el-Hüseyn b. Ali b. Mûsa Ebû
    Bekr, es-Sünenü’l-Kübrâ, (Tah: Muhammed Abdu’l-Kâdir Atâ), Mekke, 1994,
    VI/475)
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    312
    11-Şeddâd b. Evs ve İbn Abbas’ın birlikte rivâyet etmiş oldukları
    hadis: İkisi, Peygamber’in (s.a.v.) şöyle dediğini rivâyet ederler: “Erkek
    için sünnet olmak “sünnet”, kadınlar için soylu bir davranıştır.”
    Hadisi Tabaranî, Vâlid Ebi’l-Melîh’ten ve Ahmed, Müsned27’te rivâyet
    etmiştir. İsnadının üçü de zayıftır.
    12- Ebû Saîd el-Hudrî hadisi: Dedi ki: İki kişi bir yolculuğa çıkmışlardı.
    Namaz vakti girdiğinde yanlarında su yoktu. Her ikisi de
    temiz toprakla güzelce teyemmüm edip namazlarını kıldılar. Daha
    sonra su buldular. Birisi abdestini ve namazı iâde etti, diğeri ise iâde
    etmedi. Bilahare Hz. Peygamber’in (s.a.v.) huzuruna geldiler ve olayı
    anlattılar. Peygamber (s.a.v.) namazı iade etmeyene “Sünnete uygun
    hareket etmişsin, namazın tamamdır.” namazı iade edene ise: “Sana
    da iki mükafaat vardır.” der. Ebû Dâvud28 “Namaz kıldıktan sonra su
    bulan teyemmüm yapmış kişi” kısmında ve en-Nesâî29 “Namazdan
    sonra su bulanın teyemmümü” kısmında rivayet etmişlerdir. Hadisin
    lafzı en-Nesâî’ye göredir.
    Aliyu’l-Kârî, Mirkât30’de bu hadise ilişkin düştüğü notta şöyle
    demiştir: Peygamber’in (s.a.v.) “Esabte’s-Sünne” sözünü: “sünnetle
    sabit olan şer’îata uygun davranmışsın.” “Eczeetke salâtuke” ise öncekini
    açıklayıcı mahiyettedir. Avnu’l-Ma’bûd31 eserinin sahibi
    “Esabte’s-Sünne” cümlesini “uyulması gerekeni ve sünnetle sabit olanı
    yapmışsın.” şeklinde açıklamıştır.
    Abdulfettah: “Her iki alim de bu sözleriyle –esas manandan- uzaklaşmışlardır.”
    dedi. Bence burada geçen “sünnet” kelimesinin en
    dakîk yorumu şu olmalıdır: “Allah katında meşrû’ olan hükme uygun
    olanı yaptın.” “sünnet” kelimesinin izahında verilen bu hükmün
    sünnetle sabit olduğunu belirtmek gerekmez.
    Şüphesiz Peygamber’in (s.a.v.) konumu burada hükmün kendisiyle
    sabit olduğu delili açıklama makamında olmayıp bilakis o yapılan
    bu işi onaylama veya reddetme konumundadır.
    27 Ahmed, V/75, (Çev: Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/75; Üç isnadın tamamı da zayıftır.
    bkz: et-Taberânî Süleyman b. Ahmed b. Eyyüb Ebu’l-Kâsım, el-Mu’cemu’l-Kebîr,
    (Tah: Hamdi b. Abdi’l-Mecid es-Silefî), Musul, 1983, II. bsk., XI/223, no: 11590,
    XII/182, no: 12828; bkz: el-Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, VIII/324, müellif hadis
    hakkında “senedi zayıftır” der.
    28 (Çev: Ebû Dâvud, Sünen, Taharet, Bab(126), no: 338; Dârimî, Sünen, Vudû’,
    Bab(65), no: 750)
    29 I/213, (Çev: Nesâî, Sünen, K. Teyemmüm, Bab(27), no: 431 ve 432)
    30 Aliyu’l-Kârî, Mirkât, I/369, (Çev: Aliyu’l-Kârî, Mirkâtu’l-Mefâtîh Şerhu Mişkâti’l-
    Mesâbîh, I/369)
    31 I/133, (Çev: Ebi’t-Tayyib b. Muhammed Şemsu’l-Hakk el-Azimâbâdî, Avnu’l-Ma’bûd
    Şerh Süneni Ebî Dâvud, (İbn Kayyim el-Cevzîyye’nin şerhiyle beraber), Beyrût, 1990,
    I. bsk., I/368)
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    313
    Mirâtu’l-Mefâtih32 adlı eserin sahibinin “Esabte’s-Sünne” hakkında:
    “sünnetle belirlenmiş şer’î yol, yani meşrû’ olan hükme muvafakat
    ettin, demektir. Bu ise onun içtihadını tasdik ve diğer içtihadın
    da hatalı olması demektir.” şeklinde açıklandığını görüyoruz.
    13-Buharî33, Fiten’de “İnsanların ayak takımı kalırsa” bölümünde
    Huzeyfe’nin şu hadisini rivâyet eder: Hz. Peygamber (s.a.v.) bize
    iki hadis söyledi. Bunlardan birincisini gördüm ve ikincisini
    bekliyorum. Bize rivâyet ederek dedi ki: “Emanet erkeklerin kalplerinin
    derinliklerine kadar indi ve sonra Kur’ânı anladılar, sonra da sünneti
    anladılar....”
    Hafız İbn Hacer Fethu’l-Bârî34’de “sümme alimû mine’l-Kur’âni
    sümme alimu mine’s-sünne” ifadesinde: “Onların sünneti öğrenmeden
    önce Kur’ânı öğrendiklerine dair bir işaret vardır. Sünnetten
    maksad ise Peygamber’den (s.a.v.) vâcip veya mendûb olarak öğrendikleri
    şeylerdir.” der.
    14-Ömer(r.a.)’ın rivâyet ettiği hadis: “Sizler için rukûda dizleri
    tutmak sünnet oldu. Dizleri tutunuz.” İkinci rivâyette ise Ömer (r.a.):
    “Muhakkak ki sünnet: -rukûda- dizleri tutmaktır.” der. Hadisi en-
    Nesâî35 Tatbîk kitabının “Namaz” ve Tirmizî36 Namaz kitabının
    “Ruku’da elleri dizlere koymak” bölümünde rivâyet etmiştir.
    15-Câbir b. Abdillah hadisi: Peygamber (s.a.v.), deve ve sığırın
    kurban edilip yedi hisse olarak taksim edilmesini (senne) teşvik etti.
    Ahmed b. Hanbel bu hadisi, Müsned37’te Câbir b. Abdillah’ın
    Müsned’inde –hasen- bir senetle rivâyet etmiştir.
    16-İbn Abbas hadisi: İbn Abbas; üç şey dışında, Hz. Peygamber
    (s.a.v.) neyi sünnet kılmışsa hepsini bilirim, demiştir. Bunlar:
    1-Öğle ve ikindi namazlarında bir şey okuyup okumadığını
    bilmiyorum.
    2-“ve kad belağtü mine’l-kiberi ı’tiyyen”38 ayetindeki -i’tiyyen- kelimesini
    bu şekilde mi yoksa –usiyyen- şeklinde mi okuyordu?
    bilmiyorum.
    3-İbn Abbas’tan rivâyet eden Husayn b. Abdirrahman üçüncüsünü
    unuttuğunu söyler. Hadisi imam Ahmed b. Hanbel Musned39’te
    İbn Abbas’ın müsnedi kısmında sahîh bir senetle rivâyet eder.
    32 Aliyu’l-Kârî, Mirkâtu’l-Mefâtîh, I/350
    33 XIII/38, (Çev: Buharî, Sahîh, Fiten, Bab(13)
    34 XIII/39, (Çev: İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, XIII/32)
    35 II/185, (Çev: Nesâî, Sünen, Tatbik, Bab(2), no: 1032, 1033)
    36 I/348, (Çev: Tirmizî, Câmi’, Salat, Bab(77), no: 258, Tirmizi hadis hakkında –hasen,
    sahîh- olduğunu söylemiştir.)
    37 III/335, (Çev: Ahmed b. Hanbel, Müsned, III/335, VI/409)
    38 Meryem, 19/8
    39 Ahmed, Müsned, I/257
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    314
    17-Ebû Hureyre’nin rivâyet etmiş olduğu, Bedir ashabından ulu
    sahabî Evs’li Ensar’dan Hubeyb b. Adiyy’in hapsedilerek müşrikler
    tarafından öldürülmesiyle ilgili kıssanın bulunduğu hadis. Ebû
    Hureyre şöyle der: Hubeyb kendisi gibi öldürülen bütün
    müslümanlar için iki rekat namaz kılma adeti (sünneti) ihdas etmiştir.”
    Buharî40 nunu Cihad kitabında “… idam esnasında iki rekat
    namaz kılan” babında rivayet etmiştir.
    İkinci rivâyet ise: “Hubeyb hapsedilerek öldürülen her
    müslüman için namaz sünnetini ihdas etmiştir.” Buharî41 bunu
    Megâzî kitabının “Bedr savaşına katılanlarının fazileti” kısmında rivayet
    etmiştir.
    Üçüncü rivâyet ise: “İlk defa idam namazını iki rekat olarak koyan(
    sünnet haline getiren) odur.” Buharî42 Megâzî kitabında “Recî’,
    Ri’l, Zekvân,…. gazveleri” kısmında zikretmiştir.
    Allâme Kastallanî, “İrşadu’s-Sârî”43de birinci rivâyet hakkında
    şunları söyler: Hubeyb’in yapmış olduğu hareket “sünnet” haline
    gelmiştir. Çünkü o bu hareketi yalnızca, şâri’ olan Peygamber’in
    (s.a.v.) sağlığında yapmış, Peygamber de (s.a.v.) bu hareketi güzel
    görmüştür.”
    İkinci rivâyet hakkında ise44 “Bu hareket sünnet oldu. Çünkü
    bu fiil Peygamber’in (s.a.v.) sağlığında yapılmış o da bu hareketi güzel
    görmüş ve onaylamıştır.”
    Üçüncü rivâyet hakkında ise “-İlk defa iki rekat namaz kılmayı
    ihdas eden....- ifadesinde kapalılık olduğu ileri sürülmüştür. Sünnet:
    Peygamber’in (s.a.v.) söz, fiil ve halleridir.” şeklindeki tarifi ileri sürenlerce
    bu iddiaya Hubeyb’in bu davranışı Peygamber’in (s.a.v.) sağlığında
    yapmış ve onun da bu hareketi güzel görmüş, olmasıyla cevap
    verilmeye çalışılmıştır.”45 demiştir.
    17 numaralı Hubeyb kıssası ile ilgili Ebû Hureyre hadisinde aşikardır
    ki “es-sünnetü” ve “senne” kelimelerinin manası: dinde tabi
    olunan meşrû’ fiildir. Buna göre hadis içerisinde “senne” lafzı geçiyor
    diye herhangi bir fakihin ölüm esnasında iki rekat namazın (idam
    namazı) sünnet olmasına bu hadisi delil getirmesi ve böylece bu namazın
    teşvik edilmiş bir sünnet olduğu şeklinde hüküm vermesi doğru
    değildir. Çünkü burada iki rekatlık namazın sünnet olmasının
    hükmü, hiç şüphesiz –senne- lafzının dışındaki başka bir delilden
    çıkarılmıştır. O da, bu hareketi Peygamber’in (s.a.v.) onaylamasıdır.
    40 VI/166, (Çev: Buharî, Sahîh, Cihad, Bab(170)
    41 V/309, (Çev: Buharî, Sahîh, Meğâzî, Bab(10)
    42 V/379, (Çev: Buharî, Sahîh, Meğâzî, Bab(28)
    43 Kastallânî, İrşadu’s-Sârî, V/165
    44 Kastallânî, a.g.e., V/261
    45 Kastallânî,a.g.e., VI/314
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    315
    Keza bu durum 14 nolu (Sizler için rukûda dizleri tutmak sünnet
    oldu. Dizleri tutunuz) ve (Muhakkak ki sünnet: -rukûda- dizleri tutmaktır)
    Ömer (r.a.)’ın sözlerinin yorumu içinde söylenir. Yine 15 nolu hadisteki
    Câbir (r.a.)’ın hadisinin izahı için de böyledir.
    16 nolu İbn Abbas hadisine gelince, içerisinde geçen “senne” ve
    “sünnet” kelimelerinin manası açıkca şudur: Farklı hükümler biçiminde
    olmak üzere farz, vâcip, sünnet, mendûb veya mübah nevinden
    olan meşrû’ kılınmış fiiller... hatta bu hadisin sınırlandırıcı
    uslûbu içerisine İbn Abbas’ın, Rasûlullah’in (s.a.v.) hükümleri farklı
    olmakla birlikte nehyetmiş olduğu yasaklarla ilgili bilgisi de girmektedir.
    Bütün bu hadisler ve benzerlerinden şu anlaşılmaktadır: -
    Sünnet- dinde tâbi olunan meşrû’ yol demektir. Bunun için İbn
    Hacer, Fethu’l-Bârî46 isimli eserinde Peygamber’in (s.a.v.) Enes’in rivâyet
    ettiği üç kişi hakkında söylemiş olduğu “Kim sünnetimden yüz
    çevirirse benden değildir.” hadisin akabinde şunları söyler: Sünnet:
    “Yol anlamındadır yoksa farz mukabilinde kullanılan sünnet değildir.”
    Yine İbn Hacer Fethu’l-Bârî47’de “Safâ ve Merve arasında say’
    etmenin vücûbu” babında Âişe’nin “Senne Rasûlulullah(s.a.v.) et-
    Tavafe beyne’s-Safâ ve’l-Merve” hadisinin izahında not adı altında şu
    bilgilere yer verir: Âişe’nin bu sözü, Peygamber’in (s.a.v.) sünnetle bu
    işi farz kıldığıdır. Yoksa Âişe’nin maksadı meşrû’ olan ibadetin
    farziyetini nefyetmek değildir.- yani bu şer’î ibadetin yok sayılması-
    Bunu, Âişe’nin rivâyet etmiş olduğu Müslim’deki “Sizin hiç birinizin
    haccı ve ümresi Safâ ile Merve arasında tavaf etmedikçe tamamlanmış
    olmaz!” hadisi teyid de etmektedir.
    Buharî’nin Libas kitabında “Bıyıkları kısaltmak” babında rivâyet
    ettiği “Beş şey fıtrattandır. Veya-fıtrat beştir- Bunlar: Sünnet olmak,
    etek tıraşı olmak, koltuk altı kıllarını yolmak, tırnakları kesmek ve bıyıkları
    kısaltmaktır.”48 hadisi hakkında İbn Hacer Fethul Bârî49’de
    sünnet olmaya dair –hıtân- hükümleri serdederken şunları söyler:
    İmam Şafiî ve onun mezhebine mensûb ulemanın bir çoğu –erkek ve
    kadına- sünnet olmayı vâcip olarak kabul etmişler, diğer hadiste
    vârid olan şeyleri vâcip olarak kabul etmemişlerdir. Şafiî’nin bir diğer
    görüşüne göre kadınlara sünnet olmak vâcip değildir. Alimlerin ekserisi
    ve bazı Şafiîler sünnet olmayı vâcip olarak kabul etmemişlerdir.-
    yani sünnettir- Bu hususta Şeddad b. Evs’in merfû’ olarak rivâyet
    46 IX/105, (Çev: İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, Beyrût, 1379, (Tah: Fuad Abdulbakî,
    Muhubiddin el-Hatib), IV/183)
    47 İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, III/501
    48 X/334, (Çev: Buharî, Sahîh, K. Libas, Bab(63)
    49 (Çev: İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, X/340)
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    316
    etmiş olduğu: “Sünnet olmak erkekler için sünnet, kadınlar için ise
    fazilettir.” hadisini delil olarak getirmişlerdir.
    Halbuki bunun delil olabilecek bir yönü yoktur. Çünkü: hadis
    içerisinde “sünnet” lafzı geçtiğinde, bundan, vâcip mukabili olan
    “sünnet”in kastedilmediği yerleşmiş bir kuraldır.
    Ancak erkekler ve kadınlar arasında burada bir ayırımın bulunması,
    hadisten anlaşılır. Şeddad’dan rivâyet edilen hadis ise zayıftır...
    Ebû Hureyre’nin bazı rivâyetlerinde: “Beş şey fıtrattandır. Bunlar:
    Sünnet olmak, etek tıraşı olmak, koltuk altı kıllarını yolmak, tırnakları
    kesmek ve bıyıkları kısaltmaktır.” hadisini “Beş şey sünnettendir.”
    şeklinde –fıtrat- kelimesi yerine -sünnet- kelimesiyle ifade
    edilmiştir. Burada -sünnet- kelimesinden maksad: “Yol anlamındadır
    yoksa vâcip mukabilinde kullanılan sünnet değildir.” Ebû Hâmid el-
    Gazzalî, el-Maverdî ve diğer alimler kesin olarak bunun -sözlük- anlamında,
    yol anlamına ve “aleyküm bi’s-sünneti ve sünneti Hulefâ-i
    Raşidîn –Sünnetime ve Hulefâ-i Raşidîn’in sünnetine uyunuz!-” hadisi
    gibi olduğunu söylemişlerdir.
    Hafız İbn Hacer’in: “Hadis içerisinde “sünnet” lafzı geçtiğinde,
    bundan, vâcip mukabili olan “sünnet”in kastedilmediği yerleşmiş bir
    kuraldır.” sözü konuyu açıkça ortaya koyan bir ifade hatta bu konuda
    söz kesen bir kaidedir.
    Yukarıda geçen “Erkeklere sünnet olmak sünnettir.” hadisinin
    şerhinde söylendiği gibi, hadiste yer alan –sünnet- lafzının fakihlerce
    bir şeyin sünnet olduğuna delil getirip çıkmaza düştükleri gibi ilim
    talibinin de bu gibi durumlara düşmemesi için bu kaideyi her zaman
    hatırlaması gerekir.
    Hanefî mezhebimizin büyük imamlarından el-Merginânî, el-
    Hidâye50 adlı kitabında “Namazın sıfatı” başlığında aynı hataya düşmüş,
    ve bu hususta şunları söylemiştir: Namaz kılanın, namazda
    sağ elini sol elinin üzerine koyup, göbeğinin altında bağlaması, Peygamber
    (s.a.v.)’in “sağ eli sol el üzerine koyarak göbeğin altında bağlamak
    sünnettendir. Bu, namazda kıyamın sünnetidir.” sözünü esas
    alarak yapar.”
    Aynî, el-Binâye51’de bu sözü inceleyerek şöyle der: “Bu söz Hz.
    Ali’nin sözüdür ve isnadının Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ulaşması sahîh
    değildir.” dedikten sonra bu hadisi Hz. Ali’den, Ebû Dâvud, Ahmed
    50 I/201, (Çev: Ebu’l-Hasen Ali b. Bekr b. Abdi’l-Celîl b. Burhaneddin el-Merginânî er-
    Reşedânî, el-Hidâye, Beyrût, 1990, I. bsk., I/51)
    51 I/609, Hind baskısı, (Çev: Aynî Ebû Muhammed Mahmûd b. Ahmed, el-Binâye bi
    Şerhi’l-Hidâye, Beyrût, 1990, II. bsk., II/208)
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    317
    ve Dârekutnî’nin rivâyet ettiklerini zikreder ve isnadının zayıf olduğunu
    belirtir.
    Peygamber in hadislerinde, sahâbe ve tabiîn sözlerinde geçen
    “sünnet” kelimesinin manası; dinde tabi olunan meşrû yol anlamındadır.
    Farz veya vacibin mukabili değildir. Bu, fakihlere göre ıstılahî
    bir manadır.
    Bu bağlamda söylenmesi gereken bir husus ta çağımız insanlarından
    bazı alim ve fakihlerin sünnete uyma hususundaki gevşek
    tutumlarıdır. Kendilerine bazı sünnetleri terkettikleri hatırlatılınca –
    ki bu hatırlatmada sünnettir-, terki caizdir, derler ve sünnetin fikhî
    tanımını esas alırlar. Yani sünnetin terkine cevaz veren olumsuz
    manayı ve kendisine iktida ve ittiba edilmesi gereken olumlu olan
    anlamını ise bir kenara bırakır. Oysaki, sağlam ve doğru anlayış sahibi
    bir müslümana yakışan davranış bu değildir.
    Bir teşvik ve fazilet türünde de olsa ilk müslümanlar, farz veya
    vâcip, mendûb veya tergîb’tir diyerek sünneti ayırmaksızın şer’an
    matlup olunan her şeyi yapıyorlardı.
    Yapılması teşvik ve tavsiye edilen sünnetler; farzların koruyucu
    kalesi, iyilikleri artırmanın kapısı, onları uygulayanlar için birer nur
    ve bu hususta Hz. Peygamber (s.a.v.)’e uymanın ve sevginin adresidir.
    Öyleyse Peygamber (s.a.v.)’in sünnetlerine uymak en büyük kazanç,
    en güzel sıfat ve Allah’a yaklaşmanın ve itaatin en üstünüdür.
    Ey müslüman kardeş! Sen bu hususlara dikkat et!
    Profesörlük makamını ihraz etmiş olan bir alim kardeşimiz şiddetli
    bir hastalığa yakalandı. Eve Pakistanlı dindar sakallı bir doktor
    çağırıldı. Bu doktor onu tedavi etti ve profesör de hastalıktan kurtuldu.
    Bu alim yaşadığı yerdeki alimlerin çoğu gibi sakalsızdı. Pakistanlı
    doktor kırık dökük arapçası ile ona şöyle dedi:
    -“Hoca efendi! Sakal nerede?”
    Profesör kendi görüşüne binaen:
    -“Sakal sünnettir, tıraş edilmesi caizdir.” deyince,
    -Doktor: “Ben vâcip, sünnet anlamam. Bu Rasûlullah’ın (s.a.v.)
    sıfatıdır. Biz ona uymak, onu sevmek ve ona benzemek için bunu
    yapıyoruz. O bize örnek ve esastır.” der.
    Hakikaten doktor, bu konuda alimden çok daha basiretli ve anlayışlıydı.
    “es-Sünen” Olarak İsimlendirilen Kitaplardaki –es-Sünen-
    Kelimesinin Anlamı
    Peygamber’ın (s.a.v.) hadisleri, sahâbe ve tabiînin sözlerinde geçen
    sünnet kelimesinin manasının aydınlatılmasından sonra şimdi
    okuyucuyla birlikte –sünnet- kelimesinin manasının tefsiriyle sıkı bir
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    318
    şekilde ilişkisi olan konuya geçebiliriz. Ki o da –es-Sünen- olarak isimlendirilen
    kitaplar hakkında ki düşüncelerimizdir.
    Burada bir çok delillerle açıklamış olduğum manada sünnet,
    imam Ebû Dâvud, en-Nesâî, İbn Mâce, Saîd b. Mansûr ve benzerleri
    gibi muhaddis fukahanın telif etmiş oldukları kitapların başlıklarında
    kastedilen sünnettir. Bu imamlar kitaplarına bu şekilde ad koyarken
    etraflıca açıklayıp delillendirdiğim manayı kastetmektedirler.
    Bu “Sünen” kitapları: meşrû’ olan söz, fiil ve takrirlerle yine yapılması
    câiz olmayan-meşrû’ olmayan- söz, fiil ve takrirlerin bulunduğu
    ve bunların açıklandığı kitaplardır. Sünen kitaplarında her türlü
    şer’î ahkam açıklanmaktadır. Hocalar hocası allame Muhammed
    Ca’fer el-Kettanî, faydalı ve kıymetli er-Risâletu’l-Mustatrafa lî Beyâni
    Meşhûri Kütübi’s-Sünneti’l Müşerrefe52 adlı eserinde şunları söyler:
    “Kitap çeşitlerinden birisi de Sünen olarak bilinen kitaplardır.
    Muhaddislerin ıstılahınca Sünen: iman ve taharetle başlayan, fıkhî
    bablara göre telif edilmiş eserlerdir. İçerisinde mevkûf hadislerden
    bir şey bulunmaz. Çünkü onların ıstılahlarınca mevkûf, sünnet olarak
    değil, hadis olarak isimlendirilir.”
    Kettânî’nin “İçerisinde mevkûf bir şey bulunmaz...” şöyle –
    sahabî sözü olan- mevkûf hadisi muhaddislerin esas olarak bablara
    sürekli ve zorunlu olarak dahil etmemektedirler. “Sünen-i Ebî Dâvud,
    en-Nesâî ve İbn Mâce” de genelde böyledir. Hatta onlar mevkûf, maktu’ki
    -tabiî sözüdür- haberleri gerekli hallerde bölümleri tamamlamak
    üzere eserlerinde serpiştirmişlerdir. Dahası “Sünen-i Saîd b.
    Mansûr” ve “Sünenü’d -Dârimî” sahâbe ve tabiîn sözleriyle doludur.
    Bu eserlere müracaat eden ve okuyanlar çok ve kıymetli faydalar elde
    ederler.
    Mevkûf ve maktû’ haberler –ki bunlar Peygamber’den (s.a.v.) gelen
    bir sünnet değildir.- ekseriyetle sahabî ve tabiî’nin, sünnetin sahibi
    Peygamber’in (s.a.v.) sözlerinden çıkardıkları bir sünnettir. Bunlar
    aynı zamanda Mustafa’nın (s.a.v.) sünnetini –çoğunlukla- açıklar,
    şerh eder ve beyan eder. Bunun ise önemi büyüktür. Zira İmam
    Buharî’nin çoğu yerde Sahîh’inin bab başlıklarında Rasûlullah’in
    (s.a.v.) sünnetinden önce veya sonra bu mevkûf ve maktû’ haberleri
    zikrettiği gibi âsârı da bab başlıklarından önce zikreder. Çünkü bu
    âsâr bir çok babta da görüldüğü gibi babların anlaşılmasında tamamlayıcı
    rol olmaktadır. Keza aynı durum “Sünen-i Saîd b.
    Mansûr”’un matbu kısmında da görülmektedir.
    52 s.32, (Çev: Kettanî, er-Risâletu’l-Mustatrafa lî Beyâni Meşhûri Kütübi’s-Sünneti’l
    Müşerrefe, Beyrût, 1400 H., II. bsk., s. 25)
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    319


  5. 27.Eylül.2013, 20:19
    3
    Üstad
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Eylül.2007
    Üye No: 2553
    Mesaj Sayısı: 951
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 11

    Cevap: Sünen-i Dârekutnî

    Sünen-i Dârekutnî’nin Tanıtımı
    Sünen-i Ebî Dâvud, en-Nesâî, İbn Mâce, Saîd b. Mansûr ve
    Dârimî, bu beş Sünen kitapları ve benzerlerinin müellifleri bu eserleri
    az önce belirttiğim manada telif etmişlerdir. –Daha kolay anlaşılması
    için- bu eserlere “Kendileriyle amel etmek ve ihticac edilmek
    için tedvin edilmiş sünnet” ismi verilebilir.
    Bu adlandırmayı “Sünen” diye adlandırılan fakat, kısmen illeti
    olmayan hadisleri de barındırmakla birlikte, mânâ ve içeriği Sünenlerdeki
    illetleri açıklamak olan herhangi bir kitapla karışmasın, diye
    öneriyorum.
    Bahsettiğim bu kitap, usta bir tenkitçi, ilelin kâşifi ve tabibi, ilel
    bilgisinin imam ve hatibi imam Ebu’l-Hasen ed-Dârekutnî el-
    Bağdadî’nin kitabıdır. Allah ona rahmet etsin ve Rıdvan cennetiyle
    mükafatlandırsın.
    O, Sünen-i Dârekutnî isimli bu eserini, içerisinde kusurlu ve ayıplanmış
    Sünen türü eserlerde bazı fakihlerin amel ettiği ayıplanmış
    ve kusurlu hadisleri veya bazı muhaddislerin illetini bilememiş oldukları
    hadisleri zor anlaşılır ve hassas olan bu sahadaki eşsiz ustalığıyla
    ortaya çıkarmak için telif etmiştir.
    O bu kitabı, kendilerince en sahîh olanları Sünenlerin her bir
    babında zikreden Ebû Dâvud, en-Nesâî, İbn Mâce ve gibilerinin eserlerinin
    benzerleri olarak değil de kendisinin ilginç ve eşsiz eseri –İlelbenzeri
    olarak telif etmiştir. Ancak Dârekutnî, Sünen’de illet ve taan
    noktalarını açıklayıp bilmeyene bildirmek veya hadisle amel etmeye
    mani olan şeyi görmeyene göstermek ve onu ikna etmek veya bir
    babta gelen birbirine muarız iki hadisten birini tercih ve muvazenede
    faydalanmak veya iki hadisten birisinde olup da diğerinde olmayan
    ve hüküm çıkarmada önemli bir yeri hâiz olan ziyadeden istifade etmek
    ve sonunda râcihi mercûha ve selîm olanı mercûh olana takdim
    etmeyi izah etmek için, ilgili babta konuyla alakalı hadisleri bir noktada
    cem etmiştir. Allah bu zata rahmet etsin. Onu, sünnet ve bu
    ilimlere hizmetinden dolayı mükafatlandırsın.
    Dârekutnî’nin bu “Sünen” kitabı –onun ilginç kitabı İlel üslûbunda
    olmasına rağmen - fikhî bablara göre tertib edilmesinden dolayı
    “İlel” kitabından üstündür. Faydalanacak olan kişi bu kitabından
    en kolay bir şekilde ondan faydalanır. “Kitabu’l-İlel” ise hadisin
    durumu hakkında soru cevap tekniğinde telif edilmiştir. Bu kitapta
    ittifak edilen hadisler dağınık, değişik konulu hadisler ise bir araya
    getirilmiş vaziyettedir. Ondan faydalanmak, aranan şeye ulaşmak
    biraz zor ve incelemeye tabidir.
    Sünen-i Dârekutnî kitabı diğer Sünen kitaplarında bulunan bir
    çok hadisi ihtiva ettiği gibi, onlarda bulunmayan hadisleri de ihtiva
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    320
    etmektedir. Ayrıca içerisinde reddedilmiş zayıf ve mevzû hadisler de
    bulunmaktadır. Yine içerisinde, mevkûf, maktu’, ve mürsel olan bir
    çok âsâr, sahâbe ve tabiîn fetvası da vardır. Hatta öyle bablar var ki
    içerisinde bir tane bile merfu’ hadis yoktur ve babın dayandığı şeylerin
    tamamı âsâr’dır. Bu durum açıkca bütün bablar veya kitabın bir
    çok babında dikkatlice bakana gözükmektedir. Dikkatli bir bakış sahibi
    için kitabın, hadis ve âsârın illetlerini açıklamak olduğu ortaya
    çıkar. -Ekseriyetle- Dârekutnî bu hadis ve âsârın illetlerini açıklamaktadır
    ki bunlar râvîlerin zayıflığı veya isnattaki kopukluk ve diğer
    zayıflık çeşitleridir. Dârekutnî, kendisince sahîh olanı açıkladığı veya
    kendisine muarız olana meylettiği gibi bazı bablarda içinde metrûk,
    yalancı veya hadis uydurucu râvîlerin bulunmasına rağmen haklarında
    susmayı yeğlemiş ve hiçbir şey söylememiştir. Yine kitabın bazı
    bablarında bir çok zayıf ve uydurma hadisleri açıklamamış ve susmuştur.
    İbnu’l-Cevzî, Zehebî ve ez-Zeylaî gibi bazı imamlar onun bu
    durumunu hoş karşılamamışlarsa da ki doğru olan da budur,
    Dârekutnî hadislerin isnadını zikretmekle yetinerek râvîlerin durumunu
    anlatmamıştır.
    Bu sebeple bu kitap ıstılahî anlamda “Sünen” kitaplarından sayılmamıştır.
    “Sünen” kitapları -müelliflerinin nazarında kendisiyle
    amel edilen hadisleri açıklamak için yazılmıştır. Halbuki
    Dârekutnî’nin kitabı Sünen türü eserlerdeki eleştiri noktalarını ve
    illetleri açıklamak üzere telif edilmiştir. Dârekutnî’nin bu eserinin
    içeriği diğer Sünen türü kitapların yapısından kesin çizgilerle ayrılmakta
    ve telifindeki gayesi diğer Sünen türü eserlerden farklıdır. Eserin
    az bir kısmı hariç eserin çoğunluğunun illetli sünnetlerden olduğu
    için kitabının ismi “es-Sünen el-Ma’lule” olsa gerek.
    Alimlerin Dârekutnî’nin Sünen’ini Telif Etmesindeki Maksadına
    Dair Sözleri
    Bu bölümde yukarıda “Sünen-i Dârekutnî” hakkında söylediklerimi
    teyid etmek için bazı büyük imamların sözlerini serdedeceğim.
    1-İbnu’l-Ebbâr; “el-Mu’cem fî Ashabi Ebî Ali es-Sadafî”53 isimli
    eserinde es-Sadefî’den şunları nakleder: “-İbn Yerbu’, Abdullah b.
    Ahmed el-İşbîlî el-Kurtubî, “el-Mu’cem”54 deki hal tercümesinde bildirildiğine
    göre H.522’de vefat etmiştir.- Allah, Sünen-i Dârekutnî’yi
    Sünen’i ve ondaki kastından dolayı aziz ve şerefli kılmıştır. Onun
    maksadı hilâfiyat kitaplarında fukahânın ihticac ettikleri hadisleri ve
    talili mümkün olanları talil etmektir. Bazen Hanefîler onu Şafiî mezhebine
    tarafgirlik yaptığını söylerler.
    53 s. 79-80
    54 s. 206
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    321
    Kitap bölümlere ayrılmamıştır. İbn Hayrûn’a eserin hadislerini
    okudum. Kendisindeki nüsha 40 cüz halindeydi. Kitap bu hacmiyle
    Tirmizî’nin eserine yakındır. İbn Hayrûn da Dârekutnî’nin yazısıyla
    eserin bazı kısımları vardı. Kitapta her hangi bir problemle karşılaştığı
    vakit elindeki bu cüzleri çıkarırdı. Bazen kitapla cüzler arasında
    farklılık bulunurdu. Nüshada bazı bölümler vardı ki onları anlamadım
    ve o kısımlara işaret koydum. Eser bana baştan sona kadar okundu.
    Şayet bana kalsaydı Dârekutnî’nin ya da başka birinin(Bu
    şahıs benim tespitime göre Yahya b. Maîn’dir.) “Hadis yazıyorsan bütün
    tariklerini topla, yok eğer rivâyet etmişsen araştır!” sözüne uyarak
    bu hadisleri tahdis etmezdim Çünkü kitabın içerisindeki bir çok
    hadis garibtir.
    İbn Hayrûn, el-Berkanî’nin şöyle dediğini rivâyet eder: Allah,
    Dârekutnî’nin arkadaşlarını muvaffak ederse, onun eserinden bir çok
    ilim çıkarırlar.”
    2-Hafız, İmam İbn Teymiyye “er-Reddu ale’l Bekrî”55 isimli eserinde
    şöyle der: “Dârekutnî, Sünen isimli eserini garip sünnetleri
    (hadisleri) bir araya getirmek için telif etmiştir. Ekseriyetle o rivâyet
    ettiği hadisin durumunu açıklamaktadır ki bu işi en iyi bilen birisidir.”
    3-Keza “el-Fetevâ el-Kübrâ”56 ismiyle meşhur “et-Tis’ıniyye” adlı
    risâlesinde şunları söyler: “Dârekutnî, hadiste otorite olmasına rağmen,
    o bu eserini fıkıhtaki garib hadisleri zikretmek ve tariklerini
    cem etmek için tasnif etmiştir. Bu gibi garib hadislerin tariklerinin
    bir araya getirilmesinde Dârekutnî gibi kimselere ihtiyaç vardır.
    Sahîhayn ve benzeri kitaplardaki meşhur hadislere gelince,
    Dârekutnî bunların tariklerini cem etmeye ihtiyaç duymamıştır.
    4-İbn Teymiyye “Mecmuu’l-Fetevâ”57 da şöyle der: “Hadisten anlayan
    marifet ehli besmelenin cehrî-açıktan- okunacağına, dair sarih
    bir hadis olmadığında ittifak etmişlerdir.
    Tirmizî, Ebû Dâvud, en-Nesâî gibi meşhur Sünen sahipleri de bu
    hususta hadis rivâyet etmemişlerdir. Bilakis besmelenin açıktan
    okunacağı hususu sadece mevzû hadislerde açıkca yer almaktadır.
    Ki bu tip hadisleri de Sa’lebî, Maverdî v.b leri tefsirlerinde ya da mevzû
    hadisle mevzu olmayanı ayırt edemeyen bazı fakihler kitaplarında
    rivâyet etmişlerdir. Hatta onlar el-Humeyra hadisi gibi bir hadisle
    ihcicac etmektedirler.
    55 İbn Teymiyye, er-Reddu ale’l Bekrî, s. 20
    56 İbn Teymiyye “Mecmuu’l-Fetevâ, V/251, I. bsk., 1329, V, 299, II. bsk., (78. yön)
    kısmında
    57 İbn Teymiyye “Mecmuu’l-Fetevâ, XXII/415
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    322
    Bundan daha tuhafı ise; birçok fazilet sahibi fukahâ, eserlerinde
    besmele dışında bir tek hadis bile Buharî’den rivâyet etmemişlerdir.
    Halbuki bu hadis de Buharî’de yoktur. Hadisteki ilmî derecesi bu
    olanın bu konudaki durumu ne olur acaba?! Veyahut bu fukahâ; el-
    Hatib, Dârekutnî ve başkaları ne rivâyet etmişse kitaplarında toplayıp
    hadisin sıhhati de sorulunca ilmi kadar cevap veren alimlerin eserlerinden
    rivâyet etmektedir. Mesela Dârekutnî, Mısır’a gittiği zaman
    besmelenin cehrî okunduğuna dair hadisleri toplaması istenmiş
    ve o da bu konudaki hadisleri toplamıştır. Daha sonra kendisine bu
    hususta sahîh hadis olup olmadığı sorulunca Peygamber’den (s.a.v.)
    sahîh bir rivâyet yoktur. Ancak sahâbeden sahîh ve zayıf haberler
    vardır, demiştir.”
    5-Yine İbn Teymiyye “Mecmuu’l-Fetevâ”58 da şu bilgileri verir: “-
    Ziyaret babında rivâyet edilen “Kim beni babamın kabrini aynı yıl içerisinde
    ziyaret ederse Allah katında cennete girmesi için kefil olurum”....-
    Burada bir çok hadis zikreder- Bu hadisler zayıf hatta uydurmadır.
    Sahîh, Sünen ve Müsned sahibi hiçbir hadisçi bu konuda
    bir şey rivâyet etmemiştir. Bu gibi hadislerin Dârekutnî’nin kitabına
    dayandırılması, eserinde sünnetlerin garib olanlarına yönelmesindendir.
    Bunun içindir ki Dârekutnî kendisinden başkasının rivâyet
    etmediği zayıf ve mevzû hadisleri –eserinde- rivâyet etmektedir. Hadis
    alimlerince yalnızca Dârekutnî’ye isnat edilen hadislerde kendisine
    itimat edilmez.”
    6-Hafız İbnu Abdi’l-Hâdî el-Hanbelî “es-Sârimu’l-Menkî”59 isimli
    eserinin baş kısmında şunları söyler: Dârekutnî, kitabında garib
    sünnetleri toplamıştır. Kitabında zayıf, münker hadisler bayağı yekun
    tutmaktadır. Hatta uydurma hadisler bile vardır. Dârekutnî, bazı
    yerlerde hadisin illetini, zayıflık sebebini ve hadisi red etme sebebini
    açıklar.
    7-el-Hanbelî, yine bu hususta şunları söyler: “Dârekutnî ve ve
    benzerleri –zayıf ve mevzû- hadisleri bilinmesi için Sünen’de zikretmeleri
    adetlerindendir. O ve diğerleri bununla zayıf râvînin zayıflığını
    açıklamaktadırlar.”60
    8-Hafız ez-Zeylâî, “Nasbu’r-Râye”61 de şunları söyler: “Dârekutnî,
    Abdullah b. Ziyâd b. Sem’ân- el-Âla b. Abdirrahman- Ebû Hureyre
    tarikiyle Peygamber’den (s.a.v.) şu hadisi rivâyet eder: “Kim namaz
    kılar ve fatihayı okumazsa namazı eksiktir....” el-Âla –sika- birisidir ve
    58 İbn Teymiyye “Mecmuu’l-Fetevâ, XXVII/165
    59 Kahire, Matbaatu’l-İmam, , s. 12 ve Dâru’l-İftâ baskısı, Riyâd, s. 31
    60 Kahire, Matbaatu’l-İmam, Kahire, s. 37 ve Dâru’l-İftâ baskısı, Riyâd, s. 67
    61 I/340, Besmelenin açıktan okunması konusu, (Çev: Zeylâî, Nasbu’r-Râye li
    Ehâdisi’l-Hidaye(Buğyeti’l-elmaî fî Tahrici’l-Zeylaî) ile beraber b.y.y., Trh., II. bsk.,
    I/340, Besmelenin cehri okunması babı)
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    323
    bu rivâyetiyle teferrüd etmiştir. İbn Sem’ân ise yalancının birisidir.
    Kütüb-i Sitte imamları, meşhur müsned ve Müsannef sahibleri bu
    rivâyeti tahriç etmemişlerdir. Ancak Dârekutnî tuhaf hadislerin bulunduğu
    Sünen’inde rivâyet etmiş ve peşi sıra Abdullah b. Ziyâd b.
    Sem’ân hakkında metruku’l-hadis demiş, sonra illetini bildirmiş ve
    bu konuda da oldukça sözü uzatmıştır.”
    9-ez-Zeylâî62 yine şunları söyler: “Dârekutnî, Sünen’63inde -
    Yakub b. Yusuf b. Ziyad ed-Dabbî- Ahmed b. Hammad el-Hemedanî-
    Fıtr b. Halîfe- Ebî’d-Duha- Numân b. Beşîr tarikiyle Peygamber
    (s.a.v)’den şunu rivâyet eder: “Cibril bana Kabe’de imamlık yaptı ve
    besmeleyi açıktan okudu.” Bu hadis münker, hatta uydurmadır.
    Yakub b. Yusuf b. Ziyâd ed-Dabbî, meşhur bir râvî değildir. Bir çok
    cerh ve tadil kitaplarını araştırdım onunla ilgili bir şey görmedim.
    Belki de bu hadis onun uydurmalarındandır. Ahmed b. Hammad’ı
    ise Dârekutnî zayıf olarak kabul etmiştir. Dârekutnî, Hatîbu’l-
    Bağdadî ve diğer hadis hâfızlarının, bu hadiste görüldüğü gibi rivâyet
    ettikten sonra haklarında konuşmayıp susmaları çok çirkin bir durumdur.
    İbnu'l-Cevzî, bu hadisle ilgili olarak sadece Fıtr b. Halife
    hakkında yorum yapmıştır ki bu bir kusurdur. Eğer bu hadis Fıtr’a
    nispet edilseydi hadis –hasen- olacaktı.”
    10-Hafız ez-Zeylâî, “Nasbu’r-Râye”64de İbn Abdi’l-Hâdî’den,
    Dârekutnî hakkında şunları söylediğini nakleder: “Dârekutnî’nin eseri
    garib, şazz, muallel hadislerle doludur. Onda başkasında olmayan
    nice hadisler vardır.”
    11-Aynî, “Umdetu’l-Kârî fî Şerhi’l-Buharî”65 isimli eserinde şu bilgileri
    verir: Dârekutnî, Sünen’inde zayıf, illetli, münker garib ve mevzû
    hadisler rivâyet etmiştir. Eserinde besmelenin açıktan okunuşuyla
    ilgili zayıf hadisleri rivâyet etmiş, hadislerin zayıf olduğunu bilmesine
    rağmen ihticac etmiştir. Öyle ki bazıları onun bu hususta yemin
    etmesini istemişler o da bu hususta sahîh bir hadis yok, demiştir.”
    12-Aynî, “el-Binâye Şerhi’l-Hidâye”66 isimli eserinde de şunları
    söyler: “Dârekutnî’nin kitabı zayıf, garib, şazz ve muallel hadislerle
    doludur. Onun kitabında başkalarının kitaplarında olmayan nice
    hadisler vardır.”
    62 I/349, Besmelenin cehri okunması babı.
    63 I/309, (Çev: Dârekutnî Ali b. Ömer, Sünen-i Dârekutnî, (Tah: es-Seyyid Abdullah
    Haşim Yemânî el-Medenî; Ta’lik: Ebi’t-Tayyib b. Muhammed Şemsu’l-Hakk el-
    Azimâbâdî), Beyrût, Trh., I/309)
    64 I/360
    65 VI/12, (Çev: Aynî Bedruddin Ebî Muhammed Mahmûd b. Ahmed, Umdetu’l-Kârî
    Şerh Sahîhi’l-Buharî, Beyrût, Trh., VI/12)
    66 I/628, Hind baskısı, Hanefi fıkıh kitaplarındandır. (Besmeleyi cehri okuma bahsi)
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    324
    13-Hocaların hocası allame Muhammed b. Cafer el-Kettânî, “er-
    Risâletu’l-Mustatrafa li Beyâni Meşhuri Kütübi’s-Sünneti’l-Müşerrefe”67
    isimli eserinde şunları söyler: “Dârekutnî, Sünen’inde garib olan
    sünnetleri(hadisleri) bir araya getirmiş ve eserinde daha çok zayıf,
    münker hatta mevzû hadislere bile yer vermiştir.”
    14-Hafız ez-Zehebî Sünen-i Dârekutnî için “Münker hadislerin
    toplandığı bir kitapdır.” der. Münavî, “Feydu’l-Kadîr bi Şerhi’l Camii’s-
    Sağîr”68 de, ez-Zehebî’nin “Münker hadisler topluluğu” ifadesi “haşarat
    topluluğu” na dönüşmüştür. Bu tahrife binaen Münavî yanlış anlayarak
    –Alimlerin Dârekutnî hakkındaki övgülerini saydıktan sonra-
    “Ben ez-Zehebî’nin, Dârekutnî hakkında ricâl hususunda
    mütesahildir ifadesini gördüm. O bir keresinde de onun kitabı hakkında:
    “haşarat topluluğudur, demiştir.” Halbuki haşarat sözü az
    önce belirttiğim gibi münkerat kelimesinin tahrif edilmiş şeklidir.
    Bu eserde- büyük hadis imamlarının sözlerini çokça naklettim.
    Çünkü bazı insanlar; yazılmasındaki gaye, ve içeriği bakımından diğer
    dört Sünen benzeri gibi olduğunu ve Sünen-i Dârekutnî’deki hadislerin
    sahîh ve hasen olduğunu zannetmektedirler.
    Onlara göre Dârekutnî bu sözleri ilim ve tecrübe ile söylemektedir.
    Zira o, hadis ilminin tahkikiyle uğraşmaktadır.!!!
    Bu sayfaları Dârekutnî’nin Sünen’nini tanıtmak ve bu saçmalıkların
    ve yanlışlıkların ortaya konması için yazdım.
    Yukarıda yazdıklarımdan sonra, Riyad’ta İslamî
    İlimlerFakültesinde benden ders alan değerli öğrencilerimden birisinin
    bu konuda yazdıklarını eklemeyi düşündüm. Bu kişi Prof. Dr.
    Mahmud Tahhân’ın danışmanlığını yaptığı “İmam Dârekutnî ve es-
    Sünen İsimli Kitapı” adlı doktora tezinde kendisinin doktora jürisinde
    bulunup fikir beyan ettiğim H. 1402’de -doktor- ünvanını elde eden
    Dr. Abdullah b. Dayfillah er-Ruheylî’dir. Şu ana kadar basılmamış
    olan bu doktora çalışmasından, konu ile alakalı ve Sünen-i
    Dârekutnî’nin durumunu tamamlayıcı olacak şekilde nakillerde bulunacağım.
    O, “Sünen Kitabının Vasfı”69 başlığı altında şu bilgileri
    verir: “Kitap bir çok hadisi bünyesinde toplamıştır. Bu hadisler,
    merfu’, mevkûf ve maktu’ olmak üzere yaklaşık olarak 5687’dir. Bu
    rakam naşirin konu başlıklarının altında sayıp, topladıklarına binaendir.
    67 s.35, (Çev: Kettânî, er-Risâletu’l-Mustatrafa lî Beyâni Meşhûri Kütübi’s-Sünneti’l
    Müşerrefe, s. 27)
    68 I/28, (Çev: Münavî abdu’r-Rauf, Feydu’l-Kadîr bi Şerhi ‘l-Câmiî’s-Sâgîr, Mısır, 1938,
    I. bsk., I/28)
    69 er-Ruhaylî, el-İmam ed-Dârekutnî ve Sünen Kitabı, s. 243-44
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    325
    Müellif, bazı hadislere sıhhat ve zayıflık hususunda hüküm
    vermiş, bazılarında ise susmayı yeğlemiştir. Hüküm vermediği hadislerin
    içerisinde sahîh, zayıf ve mevzû hadisler vardır.
    Kanaatimce, Dârekutnî bu eserinin fıkıh bölümlerine göre mevzû
    ve zayıf hadisleri cem etmiştir. Kitapta öyle bölümler vardır ki içerisinde
    bir tane sahîh hadis yoktur. Bunun içindir ki mücerred olarak
    hadisin Sünen’in içinde bulunmasından dolayı hadise güvenilmesi
    caiz değildir.
    Bence kitabın en önemli vasfı hadislerin illetlerini ortaya çıkarması,
    sıhhat ve zayıflık açısından –bir çoğu hakkında hüküm vermemesine
    rağmen- hükümlerini açıklaması, değişik yolları cem ve
    bununla ilgili ihtilaf ve lafızlardaki ihtilafları ortaya çıkarmasıdır.
    Müellif, “Sünen-i Dârekutnî’nin Konusu”70 başlığı altında şu bilgileri
    verir: “O, eserinde sahîh veya zayıf hadisleri mi topladı ya da niçin?
    Öyle ki kitabın Sünen olarak isimlendirilmesi zihinde Sünen ve ona
    benzeyen eserleri çağrıştırmaktadır ki bunda Sünen türü tasnif edilen
    eserlerin asıl gayesi; müellifin mezhebini ihticac için kullandığı
    Hz. Peygamber’den (s.a.v.) mervî olan şevâhid ve mütabaat için elverişli
    olan sünnetlerin toplandığı kitaptır.”
    İbn Hacer71 şunları söyler: “Hadislerin bablara göre tasnif edilmesinin
    asıl gayesi şudur: Mutlak olarak hadisleri bir araya getirmek
    olan Müsned türü eserlerin tersine, kitabı istişhad ve ihticac için elverişli
    olanlarla sınırlamaktır.”
    Kettânî, “er-Risâletu’l-Mustatrafa li Beyâni Meşhuri Kitabi’s-
    Sünneti’l-Müşerrefe”72 isimli eserinde “Sünen kitapları” hakkında şunları
    söyler: “Muhaddislerin terminolojisinde Sünen kitapları fıkhî
    bablara göre tasnif edilmiş eserlerdir. İman, taharet, salât, zekat konuları
    ile başlar ve sona dek –belli bir sıra dahilinde- devam eder. Bu
    tür kitapların içerisinde mevkûf haber yoktur. Çünkü onlara göre
    bunlar sünnet olarak değil, hadis olarak isimlendirilirler.”
    Gerçek şu ki; Sünen-i Dârekutnî’de, alimlerin niteledikleri Sünen
    türü kitaplara yaptıkları nitelemeden hiçbirisi yoktur. Bilakis –
    incelemeden sonra- Sünen-i Dârekutnî’den çıkartılacak sonuç bu kitabın
    konusudur. Çünkü İmam Dârekutnî, İbn Hacer, Kettanî ve
    kendisinden önce ve sonraki muhaddislerin önde gelenlerinin (cumhur)
    takip etmiş olduğu “asl”a muhalefet etmiştir. Başka bir deyişle
    kitabın konusu; mevzû, zayıf, muztarib, muallel hadisleri –ara sıra
    sıralama bozulsa da- fıkhî bablara göre yazmaktır. Sünen kitapları-
    70 s.249-251
    71 s.8, (Çev: İbn Hacer, Ta’cilu’l-Menfaa fî Zevâid Ricâli’l Erbaa, (Tah es-Seyyid Abdullah
    Haşim Yemânî el-Medenî), Beyrût, Trh., s. 8)
    72 s.32, (Çev: Kettânî, er-Risâletu’l-Mustatrafa lî Beyâni Meşhûri Kütübi’s-Sünneti’l
    Müşerrefe, s. 25)
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    326
    nın konusu ise hükümlerde istidlal ettikleri ve kendileriyle
    fukahânın ihticac ettikleri ahkam hadislerini, fıkhî bablara göre bir
    araya getirmektir. Bu bağlamda Sünen-i Dârekutnî’nin konusu; bazı
    fukahânın istidlal ettiği ahkam hadislerini ve kendisiyle ihticac eden
    fakihlere bu hadisin delil olamayacağını açıklamaktır.
    Dârekutnî’nin bu hadisleri Sünen’inde bir araya toplamasındaki
    gayesi; adeta bazı fakihleri reddetmek ve doğru olmayan bu hadislerle
    istidlal eden fukahâya bu durumu açıklamaktır.
    Genel durum böyledir. Ancak bazı bölümlerde Dârekutnî, kendisiyle
    ihticac edilebilecek hadisleri de getirmektedir. Onun bu tutumu,
    kitabını zayıf ve mevzû hadisleri toplamak olan aslî konumundan
    uzaklaştırmamaktadır.
    Dârekutnî, -kasıt olmaksızın sözün gelişi- sahîh, hasen veya bir
    hadis hakkında hüküm bildirmek şeklinde asıl maksadından çıkmış
    olsa da –İlel- türü şeklinde telif edilmiş eserler bu durumdan hali değildir.
    Muhakkak ki Dârekutnî’nin Sünen’inde bu nevinden olmak
    üzere azımsanmayacak kadar kendisiyle ihticac edilecek hadisler
    vardır. Bu hadislerin sayısı 400’dür.
    Zira müellif, telifte takip edeceği bir takım şart ve metod koyabilir.
    Ancak o kitap boyunca planlanmış olan bu metottan ortaya çıkan
    bir takım etken ve sebeplerden dolayı ayrılabilmektedir. Mesela müellifin
    metodu “ale’l-ebvab” sisteme göre fıkıhtaki zayıf hadisleri
    tahriç etmek iken, sonra bablardan her hangi bir babta kendisini
    oradaki sahîh hadisleri tahrice yönelten yeni bazı nedenler ortaya
    çıkmaktadır. Mesela, zayıf hadisleri red etmek istediği zaman sahîh
    hadisleri zikretmesi gibi. Veya metodu zayıf hadislerin tahrici ve zafiyetinin
    beyanı iken, bu zafiyetin sebeplerini açıklamak için hadisin
    şahitlerini ve hadisin değişik tariklerini zikretmesine neden olan bir
    veya daha fazla etken ortaya çıkmaktadır.
    Bazı alimler, Dârekutnî’nin Sünen’ini telif etmesindeki maksadının
    ihticac edilmeyen hadislerin cem edilmesi olduğuna karar vermişlerdir.
    İbn Teymiyye de bu görüş sahiplerindendir. O “Kim hacceder
    de benim kabrimi ziyaret etmezse bana eziyet etmiş olur.”73 hadisi
    münasebetiyle şunları söyler: “Bu zayıf, hatta uydurma hadislerdendir.
    Sahîh, meşhur Sünnet ve Müsned sahipleri bu hususta bir şey
    rivâyet etmemişlerdir. Bu gibi hadislerin Dârekutnî’nin kitabına nispet
    edilmesindeki gaye Dârekutnî’nin sünnetin garib olanlarını kastetmesidir.
    Bu sebebten dolayıdır ki o başkasının rivâyet etmediği
    zayıf ve uydurma hadisleri rivâyet etmektedir. Hadis ehli mücerret
    olarak Dârekutnî’ye nispet edilen hadise güvenilemeyeceğine dair
    ittifak etmişlerdir.”
    73 İbn Teymiyye “Mecmûu’l-Fetevâ, XXVII/166
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    327
    Müellif daha sonra “Sünen-i Dârekutnî ve Diğer Sünen Kitapları
    Arasındaki Fark”74 ünvanı altında şunları söyler: “-Sünen-i
    Dârekutnî– isim olarak diğer Sünen kitaplarıyla ittifak halindedir.
    Ancak muhteva olarak Sünen kitaplarına muhalefet etmektedir. Ben
    Sünen-i Dârekutnî ile diğer Sünen kitaplarını mukayese ve muvazene
    ettikten sonra belirgin farklılıklar ortaya çıktı. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
    1-Diğer Sünen kitaplarının aksine zayıf, garib ve mevzû hadisleri
    zikretmektedir. Bu durum eserin ekseriyetinde böyledir.
    2-Kitapta mevkûf ve maktu’ haberler, fetvalar ve daha başka
    şeyleri de zikretmektedir. Bu durum eserde oldukça fazladır. Birinci
    ciltte 226 hadisin 167’si mevkûf, 24’ü maktû’ ve 35’şi mürsel’dir. Bu
    ise Sünen türü kitapların hilâfına bir durumdur.
    3-Ebû Dâvud, en-Nesâî, İbn Mâce gibi Sünen kitaplarının aksine
    Dârekutnî, kitabına aldığı hadisleri şer’î hükümlerin istidlali için telif
    etmemiştir. Bundan dolayıdır ki eserde zayıf ve mevzû hadislerin bulunması
    eserin değerini düşürmez. Bilakis bu durum eserin muhakkikler
    nezdinde değerini artırır. Bu ise içerisindeki hadislerle ihticac
    edilmesi için telif edilmiş olan diğer Sünen türü kitaplarında olmayan
    bir durumdur. Bundan dolayı kitaba içerisindeki zayıf ve uydurma
    hadislerden dolayı gereken önem verilmemekte ve hafife alınmaktadır.
    Bu sebebten Sünen-i İbn Mâce de muhakkikler nezdinde
    diğer Sünen türü kitaplarına nazaran değeri düşüktür.
    4-Sünen-i Dârekutnî’nin hadislerinin çokluğu. Bu sayıyı Sünen-i
    Erbaa’dan en-Nesâî dışında kimse geçememiştir. en-Nesâî’de yaklaşık
    olarak 5720 hadis vardır. Dârekutnî’deki hadis sayısı ise yaklaşık
    olarak 5687’dir. Bu rakam Ebû Dâvud’da 5274 ve İbn Mâce’de
    4341’dir.
    Müellif daha sonra “Sünen-i Dârekutnî Konusunda Yapılan Çalışmalar”
    75 başlığı altında şunları söyler: Bu çalışmalardan bir kısmını
    zikrederek özellikle muhaddis, hâfız Ebû Muhammed Abdillah b.
    Yahya el-Gassanî el-Cezâirî Dımeşkî (Ö.682)’nin “Sünen-i
    Dârekutnî’nin Zayıf Hadislerinin Tahrici” isimli eseri hakkında şunları
    söyler: “Kitabın müellifi Sünen-i Dârekutnî’nin zayıf hadislerini bildirmiş
    çoğunlukla zayıf kabul ettiği bütün hadislerin zayıflık noktalarını
    açıklamıştır. Yaklaşık olarak zayıf dediği hadislerin toplamı
    870 kadardır.76 Cezâirî’nin zayıflığını belirtmek için vermiş olduğu
    74 s. 258-59
    75 s.260
    76 Yazma eserle ben –Sünen- kitabını karşılaştırdım. Bunun neticesinde -Sünen- de 4.
    ciltte, üçüncü cilt, sayfa 211’den dördüncü cilt sayfa 200’e geçildiği, ve bu durumun
    sayfa 220’e kadar devam ettiği, daha sonra tekrar üçüncü cilt sayfa 216’da
    Kitabu’n-Nikah’a dönüldüğü, ve burada bir hadis rivâyet edilmiş olduğu ve –etAbdu’l-
    Fettah Ebû GUDDE
    328
    hadisler, bazen Dârekutnî’nin bizzat o konuda Sünen’de vermiş olduğu
    bilgiler olmakta veya Dârekutnî’nin Sünen dışındaki sözlerinden
    alınmış olmaktadır. Bu durum müellif Cezâirî’nin görüşüne göre
    değişiklik arzetmektedir.”
    Dr. Ruheylî daha sonra “Sünen İsimli Kitabında İmam
    Dârekutnî’nin Metodu ve Hadislerinin Derecesi”77 başlığı altında şu
    bilgileri verir:
    “İmam Dârekutnî’nin hedefi kendisiyle ihticac edilecek sahîh ve
    hasen hadisleri bir araya getirmek olmadığından Sünen-i Dârekutnî
    ile ilgili olarak bu durum bazı alimler nezdinde şöhret bulmuştur.
    Bunun böyle olmadığını açıklayanlardan birisi de İbn Abdi’l-Hâdi’dir.
    O Sünen-i Dârekutnî’deki bir hadisi zayıf kabul ederek şöyle der: “O
    hadis; münker, isnadı zayıf ve çok zayıf, ihticac için elverişsiz, meşhur
    hadis imamları onu tashih etmemiş ve muhakkik alimlerden hiç
    birisi o hadise güvenmemişken nasıl olurda bu eserde yer alır;? Bilakis
    bu hadisi Dârekutnî gibi birisi garib sünnetleri toplamış olduğu
    Sünen’inde rivâyet etmektedir. Eserinde zayıf, münker hatta mevzû
    hadislere bile sık sık yer vermekte ve hadisin illetini, hadisin zayıflığını
    ve reddedilmesini kitabın bazı yerlerinde açıklamıştır.”78
    Dârekutnî, -ara sıra ihticac edilebilen hadis tahriç etse de- ekseriyetle
    onun Sünen’i ihticac edilmeyen hadisler için telif edilmiş olduğundan
    Dârekutnî bu eserinde üç şeye dikkat etmiştir. Bunlar:
    1-İlelu’l-hadis,
    2-Fıkıh,
    3-Ricâl hakkında cerh ve ta’dil bilgisi.
    Sünen-i Dârekutnî’ye, hadislerin illetlerini ortaya çıkarmak açısından
    baktığımızda gerçekte, bu kitabın ilelü’l-hadis kitaplarına çok
    yakın olduğundan kuşku duymayız.
    Öyle ki, Dârekutnî’nin bu Sünen’ini İbn Ebî Hatim, İbnu’l-
    Medini’nin “İlel” i ve Dârekutnî’nin kendi eseri olan “İlel”i gibi eserler
    arasında zikreden kimseleri yadırgamam. Bu iddia delilsiz gibi görünebilir
    ancak, aşağıda bunun delillerini ortaya koyacağım:
    1-İlel türü kitapların bir çok özellikleri bu eserde toplanmıştır.
    Bu vasıf eserde öyle belirgindir ki hiçbir sayfa bundan hali değildir.
    Tahriç- te 49/b olduğu gibi Kitabu’n-Nikah diye başlığı zikretmiş olması, dikkatimi
    çekti. Abdu’l-Fettah dedi ki: Bu eser bir cilt olarak Beyrut’ta basılmıştır. 380 sayfa
    olan bu eseri Dâru’l Âlemi’l-Kütüb, Riyad’da Eşref b. Abdi’l-Maksûd b. Abdi’r-
    Rahîm kontrolünde basmıştır. Bu eserde zayıf hadislerin sayısı 749’dur. Bu eserle,
    mezkûr eser arasında büyük farklar vardır. 121 aded hadis eksiktir. Bu hususun
    tahkîk ve açıklığa kavuşturulmaya ihtiyacı vardır.
    77 s. 273 ve 275
    78 es-Sârimu’l-Münkî, s. 12
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    329
    Mesela:
    A-Şübrüme v.d.. hadislerinde olduğu gibi bazen hadisi takviye
    etmek için hadisin bir çok tariki bir araya getirilmiş olsa da bir hadisin
    değişik tarikleri bir araya getirilmiştir.,
    B-İrsal, inkita’, mevkûf veya diğer hadis türlerinin zayıflık noktalarını
    açıklanmakta,
    C-Gerekli hallerde tarikler arasında karşılaştırmalar yapılmaktadır.
    2-Zayıflıklarını açıkladığı ve illetini izah ettiği hadislere nispetle
    sahîh veya hasen olarak hükmettiklerine bakılırsa birici kısım hadisler
    –illetli ve zayıf olanlar- çok daha fazladır. Bundan dolayı kişi, şu
    veya bu sebebten dolayı müellif bu metottan ara sıra sapsa da müellifin
    esas gayesinin bablara göre fıkhî hadislerin ilelini ortaya koymak
    olduğunda tereddüt etmez.
    Eğer gaye bu değilse niçin hadiste hâfız ve imam olan
    Dârekutnî, zayıf, çok zayıf v.b. hadisleri sünen başlığı altında bütün
    bölümlerde sahîh hadislerin yerine getirsin? Halbuki o, Allah’ın kitabından
    sonra en doğru olan Sahîh-i Buharî ve Müslim’i tenkit etmiştir.!
    Yine bazı bölümlere bakılırsa kişiye, müellifin o babı tam olarak
    bitirmediği aşikar olmaktadır. O ve ilgili bölümde bu konuda zikrettiği
    hadislerin yalnızca illetini vermekle yetinmektedir. Buna dair bazı
    örnekler:
    Dârekutnî, Sünen79 de “Namazda Kahkaha İle Gülme Hadisleri
    ve İlletleri” bölümünde buna dair hadisleri getirir ve yaklaşık 16 sayfa
    bu hadislerin illetlerini belirtir. Yine Sünen’de Peygamber’den
    (s.a.v.) rivâyet edilen “İki Kulağın Baş’tan Sayılması”80 bölümünde 10
    sayfadan fazla konuyla alakalı hadisleri verir ve bunların illetlerini
    açıklar. Bu babtaki birinci hadis için şunları söyler: “Bu bir vehimdir.
    Bu ve diğer hadislerin hiç birisi sahîh değildir. Ben bunların illetlerini
    açıkladım.” O bu bölümde bir tane bile sahîh hadis getirmemiştir.
    Müellif Dayfullah “Önceki İncelemeler Neticesinde -Sünen- deki
    Sahîh ve Hasen Konusu ve Dârekutnî’nin Susmuş Olduğu Hadislerin
    Hükmü Etrafında Varmış Olduğum Neticelerle Alakalı Genel Gözlem ve
    Neticelerin Beyanı”81 bölümünde şöyle der: Bu neticeleri aşağıdaki
    gibi topluyorum:
    1-Dârekutnî’nin, yaklaşık olarak 520 tane hadisi zayıf olarak
    kabul ettiği hadisler,
    79 Dârekutnî, Sünen, I, 116
    80 Dârekutnî, Sünen, I, 97.
    81 s. 295-97 ve 310
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    330
    2-Dârekutnî’nin konuşmayıp sustuğu yaklaşık 380 hadisin bulunduğu
    grup,
    3-Dârekutnî’nin sıhhatine, hasenliğine veya sıhhatine dair karar
    verdiği 188 hadisin bulunduğu grup,
    4-el-Cezâirî’nin zayıf gördüğü yaklaşık 870 hadisin bulunduğu
    grup,
    5-Dârekutnî’nin hüküm verdiği veya vermediği el-Cezâirî’nin bildirmediği
    yaklaşık 383 zayıf hadis grubu,
    6-Dârekutnî’nin hiç sahîh bir rivâyet zikretmediği bölümler. Bu
    bölümlerin sayısı yalnız birinci ciltte yaklaşık olarak 34 adettir.
    7-Ekseriyeti zayıf hadis olan bölümler. Bu zayıf hadislerin bazısının
    zayıflığını belirtmiş ve bazıları hakkında susmuştur. “Kimin
    İmamı Varsa İmamın Kıraatı Cemaatın Kıraatıdır Hadisi ve Bununla
    İlgili İhtilaflı Rivâyetler”82 bölümünde olduğu gibi burada 33 tane hadis
    rivâyet etmiş ve 24 tanesini zayıf kabul etmiştir. Yine “Abdest Bozan
    Şeylerin Sıfatı, Temas ve Öpücük Hakkında Rivâyet Edilenler”83
    bölümünde 46 tane hadis rivâyet etmiştir. Bu rivâyetler hakkında “
    30’dan fazlası zayıftır. Diğerleri ise araştırmaya muhtaçtır. İçerisinde
    sahîh hadisler de vardır.” demiştir.
    8-Dârekutnî’nin hiç zayıf hadis zikretmediği bölümler. “Uyumak,
    Yemek İçmek Veya İçmek İhtiyacı Hisseden Cünüp Kişinin Nasıl Hareket
    Edeceği Babı”84 gibi. Dârekutnî bu bölümde 3 tane sahîh hadis
    rivâyet etmiştir. “Peygamber’in (s.a.v.) “Su sudandır” 85 sözünün neshi
    bölümü gibi. Burada iki tane hadis rivâyet etmiştir. Bunlardan birisi
    sahîh diğeri ise zayıftır. Ancak zayıf olan hadisin de şahitleri vardır.
    “Oturarak Uyuyanın Abdestinin Bozulmayacağı”86 bölümü. Bu bölümde
    rivâyet etmiş olduğu üç hadisin üçü de sahîhtir. “İki Secde
    Arasında Teşehhüd İçin Oturuş Şekli”87 bölümünde keza üç hadis
    rivâyet etmiş üçü de sahîhtir.
    9-Sünen’deki metruk kişilerin rivâyet etmiş oldukları hadislerdir.
    Bu şahıslardan rivâyet edilen sayı yaklaşık olarak 231’dir.
    Dârekutnî bu hadislerden yalnızca 99 tanesinin terk edileceğini söylemiş
    geriye kalan 132 hadis hakkında terk edilmelerinin sebebini
    açıklamayıp susmuştur.
    10-Bu neticeler: hadislerin bazılarının incelenmesi ve tahriç neticesinde
    olmayıp bilakis dış görünüş itibarıyladır.
    82 Dârekutnî, Sünen, I/323
    83 Dârekutnî, Sünen, I/133
    84 Dârekutnî, Sünen, I/125
    85 Dârekutnî, Sünen, I/126
    86 Dârekutnî, Sünen, I/130
    87 Dârekutnî, Sünen, I/349
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    331
    11-Haklarında bir şey söylemediği sahîh hadisler.
    12-Kütüb-i Sitte imamlarının veya Şeyheyn’in veya ikisinden birisinin
    tahriç ettiği ve ekserisi hakkında susmuş olduğu 297 hadis.
    Sünen’inde haklarında sahîh veya hasen olarak hükmetmiş olduğu
    hadislerin sayısı ise 174’dür.
    SONUÇ
    Bu çalışmada vurgulandığı gibi Dârekutnî, Sünen’ini kesinlikle
    sünnetten kendisiyle ihticac edilenleri bir araya getirmek gayesi ile
    değil, bizatihi delil olarak kullanılan hadisleri bir araya getirmek gayesi
    ile yazmıştır. Kanaatimce Dârekutnî, eserini daha önce “Sünen-i
    Dârekutnî’nin Konusu” kısmında geçtiği gibi kendileriyle ihticac edilmeyen
    zayıf ve mevzu hadisleri bir araya getirmek için telif etmiştir.
    Araştırma neticesinde ortaya çıkan sonuca göre kitapta tekrar
    edilen zayıf hadislerin toplam sayısı araştırmaksızın 4700’e ulaşmaktadır.
    Bu da İbn Teymiye, Zeylâî gibi bazı imamlardan naklettiğim
    sözleri doğrulamaktadır. Hakkında susmuş olduğu hadisler içerisinde
    de sahih, zayıf ve uydurma olan hadisler vardır.
    Muhakkak Allah doğruya ulaştırandır. Kolay ve basit olarak size
    takdim ettiklerimden sonra Sünen-i Dârekutnî’nin durumu hakkındaki
    bilgi tamamlanmış oldu. Allah muvaffak edendir.
    Yardımından ve fazlından dolayı Allah’a hamd, efendimiz, nebîmiz
    Muhammed (s.a.v.), âline, ashabına ise salât ve selâm olsun.


  6. 27.Eylül.2013, 20:19
    3
    Üstad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Sünen-i Dârekutnî’nin Tanıtımı
    Sünen-i Ebî Dâvud, en-Nesâî, İbn Mâce, Saîd b. Mansûr ve
    Dârimî, bu beş Sünen kitapları ve benzerlerinin müellifleri bu eserleri
    az önce belirttiğim manada telif etmişlerdir. –Daha kolay anlaşılması
    için- bu eserlere “Kendileriyle amel etmek ve ihticac edilmek
    için tedvin edilmiş sünnet” ismi verilebilir.
    Bu adlandırmayı “Sünen” diye adlandırılan fakat, kısmen illeti
    olmayan hadisleri de barındırmakla birlikte, mânâ ve içeriği Sünenlerdeki
    illetleri açıklamak olan herhangi bir kitapla karışmasın, diye
    öneriyorum.
    Bahsettiğim bu kitap, usta bir tenkitçi, ilelin kâşifi ve tabibi, ilel
    bilgisinin imam ve hatibi imam Ebu’l-Hasen ed-Dârekutnî el-
    Bağdadî’nin kitabıdır. Allah ona rahmet etsin ve Rıdvan cennetiyle
    mükafatlandırsın.
    O, Sünen-i Dârekutnî isimli bu eserini, içerisinde kusurlu ve ayıplanmış
    Sünen türü eserlerde bazı fakihlerin amel ettiği ayıplanmış
    ve kusurlu hadisleri veya bazı muhaddislerin illetini bilememiş oldukları
    hadisleri zor anlaşılır ve hassas olan bu sahadaki eşsiz ustalığıyla
    ortaya çıkarmak için telif etmiştir.
    O bu kitabı, kendilerince en sahîh olanları Sünenlerin her bir
    babında zikreden Ebû Dâvud, en-Nesâî, İbn Mâce ve gibilerinin eserlerinin
    benzerleri olarak değil de kendisinin ilginç ve eşsiz eseri –İlelbenzeri
    olarak telif etmiştir. Ancak Dârekutnî, Sünen’de illet ve taan
    noktalarını açıklayıp bilmeyene bildirmek veya hadisle amel etmeye
    mani olan şeyi görmeyene göstermek ve onu ikna etmek veya bir
    babta gelen birbirine muarız iki hadisten birini tercih ve muvazenede
    faydalanmak veya iki hadisten birisinde olup da diğerinde olmayan
    ve hüküm çıkarmada önemli bir yeri hâiz olan ziyadeden istifade etmek
    ve sonunda râcihi mercûha ve selîm olanı mercûh olana takdim
    etmeyi izah etmek için, ilgili babta konuyla alakalı hadisleri bir noktada
    cem etmiştir. Allah bu zata rahmet etsin. Onu, sünnet ve bu
    ilimlere hizmetinden dolayı mükafatlandırsın.
    Dârekutnî’nin bu “Sünen” kitabı –onun ilginç kitabı İlel üslûbunda
    olmasına rağmen - fikhî bablara göre tertib edilmesinden dolayı
    “İlel” kitabından üstündür. Faydalanacak olan kişi bu kitabından
    en kolay bir şekilde ondan faydalanır. “Kitabu’l-İlel” ise hadisin
    durumu hakkında soru cevap tekniğinde telif edilmiştir. Bu kitapta
    ittifak edilen hadisler dağınık, değişik konulu hadisler ise bir araya
    getirilmiş vaziyettedir. Ondan faydalanmak, aranan şeye ulaşmak
    biraz zor ve incelemeye tabidir.
    Sünen-i Dârekutnî kitabı diğer Sünen kitaplarında bulunan bir
    çok hadisi ihtiva ettiği gibi, onlarda bulunmayan hadisleri de ihtiva
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    320
    etmektedir. Ayrıca içerisinde reddedilmiş zayıf ve mevzû hadisler de
    bulunmaktadır. Yine içerisinde, mevkûf, maktu’, ve mürsel olan bir
    çok âsâr, sahâbe ve tabiîn fetvası da vardır. Hatta öyle bablar var ki
    içerisinde bir tane bile merfu’ hadis yoktur ve babın dayandığı şeylerin
    tamamı âsâr’dır. Bu durum açıkca bütün bablar veya kitabın bir
    çok babında dikkatlice bakana gözükmektedir. Dikkatli bir bakış sahibi
    için kitabın, hadis ve âsârın illetlerini açıklamak olduğu ortaya
    çıkar. -Ekseriyetle- Dârekutnî bu hadis ve âsârın illetlerini açıklamaktadır
    ki bunlar râvîlerin zayıflığı veya isnattaki kopukluk ve diğer
    zayıflık çeşitleridir. Dârekutnî, kendisince sahîh olanı açıkladığı veya
    kendisine muarız olana meylettiği gibi bazı bablarda içinde metrûk,
    yalancı veya hadis uydurucu râvîlerin bulunmasına rağmen haklarında
    susmayı yeğlemiş ve hiçbir şey söylememiştir. Yine kitabın bazı
    bablarında bir çok zayıf ve uydurma hadisleri açıklamamış ve susmuştur.
    İbnu’l-Cevzî, Zehebî ve ez-Zeylaî gibi bazı imamlar onun bu
    durumunu hoş karşılamamışlarsa da ki doğru olan da budur,
    Dârekutnî hadislerin isnadını zikretmekle yetinerek râvîlerin durumunu
    anlatmamıştır.
    Bu sebeple bu kitap ıstılahî anlamda “Sünen” kitaplarından sayılmamıştır.
    “Sünen” kitapları -müelliflerinin nazarında kendisiyle
    amel edilen hadisleri açıklamak için yazılmıştır. Halbuki
    Dârekutnî’nin kitabı Sünen türü eserlerdeki eleştiri noktalarını ve
    illetleri açıklamak üzere telif edilmiştir. Dârekutnî’nin bu eserinin
    içeriği diğer Sünen türü kitapların yapısından kesin çizgilerle ayrılmakta
    ve telifindeki gayesi diğer Sünen türü eserlerden farklıdır. Eserin
    az bir kısmı hariç eserin çoğunluğunun illetli sünnetlerden olduğu
    için kitabının ismi “es-Sünen el-Ma’lule” olsa gerek.
    Alimlerin Dârekutnî’nin Sünen’ini Telif Etmesindeki Maksadına
    Dair Sözleri
    Bu bölümde yukarıda “Sünen-i Dârekutnî” hakkında söylediklerimi
    teyid etmek için bazı büyük imamların sözlerini serdedeceğim.
    1-İbnu’l-Ebbâr; “el-Mu’cem fî Ashabi Ebî Ali es-Sadafî”53 isimli
    eserinde es-Sadefî’den şunları nakleder: “-İbn Yerbu’, Abdullah b.
    Ahmed el-İşbîlî el-Kurtubî, “el-Mu’cem”54 deki hal tercümesinde bildirildiğine
    göre H.522’de vefat etmiştir.- Allah, Sünen-i Dârekutnî’yi
    Sünen’i ve ondaki kastından dolayı aziz ve şerefli kılmıştır. Onun
    maksadı hilâfiyat kitaplarında fukahânın ihticac ettikleri hadisleri ve
    talili mümkün olanları talil etmektir. Bazen Hanefîler onu Şafiî mezhebine
    tarafgirlik yaptığını söylerler.
    53 s. 79-80
    54 s. 206
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    321
    Kitap bölümlere ayrılmamıştır. İbn Hayrûn’a eserin hadislerini
    okudum. Kendisindeki nüsha 40 cüz halindeydi. Kitap bu hacmiyle
    Tirmizî’nin eserine yakındır. İbn Hayrûn da Dârekutnî’nin yazısıyla
    eserin bazı kısımları vardı. Kitapta her hangi bir problemle karşılaştığı
    vakit elindeki bu cüzleri çıkarırdı. Bazen kitapla cüzler arasında
    farklılık bulunurdu. Nüshada bazı bölümler vardı ki onları anlamadım
    ve o kısımlara işaret koydum. Eser bana baştan sona kadar okundu.
    Şayet bana kalsaydı Dârekutnî’nin ya da başka birinin(Bu
    şahıs benim tespitime göre Yahya b. Maîn’dir.) “Hadis yazıyorsan bütün
    tariklerini topla, yok eğer rivâyet etmişsen araştır!” sözüne uyarak
    bu hadisleri tahdis etmezdim Çünkü kitabın içerisindeki bir çok
    hadis garibtir.
    İbn Hayrûn, el-Berkanî’nin şöyle dediğini rivâyet eder: Allah,
    Dârekutnî’nin arkadaşlarını muvaffak ederse, onun eserinden bir çok
    ilim çıkarırlar.”
    2-Hafız, İmam İbn Teymiyye “er-Reddu ale’l Bekrî”55 isimli eserinde
    şöyle der: “Dârekutnî, Sünen isimli eserini garip sünnetleri
    (hadisleri) bir araya getirmek için telif etmiştir. Ekseriyetle o rivâyet
    ettiği hadisin durumunu açıklamaktadır ki bu işi en iyi bilen birisidir.”
    3-Keza “el-Fetevâ el-Kübrâ”56 ismiyle meşhur “et-Tis’ıniyye” adlı
    risâlesinde şunları söyler: “Dârekutnî, hadiste otorite olmasına rağmen,
    o bu eserini fıkıhtaki garib hadisleri zikretmek ve tariklerini
    cem etmek için tasnif etmiştir. Bu gibi garib hadislerin tariklerinin
    bir araya getirilmesinde Dârekutnî gibi kimselere ihtiyaç vardır.
    Sahîhayn ve benzeri kitaplardaki meşhur hadislere gelince,
    Dârekutnî bunların tariklerini cem etmeye ihtiyaç duymamıştır.
    4-İbn Teymiyye “Mecmuu’l-Fetevâ”57 da şöyle der: “Hadisten anlayan
    marifet ehli besmelenin cehrî-açıktan- okunacağına, dair sarih
    bir hadis olmadığında ittifak etmişlerdir.
    Tirmizî, Ebû Dâvud, en-Nesâî gibi meşhur Sünen sahipleri de bu
    hususta hadis rivâyet etmemişlerdir. Bilakis besmelenin açıktan
    okunacağı hususu sadece mevzû hadislerde açıkca yer almaktadır.
    Ki bu tip hadisleri de Sa’lebî, Maverdî v.b leri tefsirlerinde ya da mevzû
    hadisle mevzu olmayanı ayırt edemeyen bazı fakihler kitaplarında
    rivâyet etmişlerdir. Hatta onlar el-Humeyra hadisi gibi bir hadisle
    ihcicac etmektedirler.
    55 İbn Teymiyye, er-Reddu ale’l Bekrî, s. 20
    56 İbn Teymiyye “Mecmuu’l-Fetevâ, V/251, I. bsk., 1329, V, 299, II. bsk., (78. yön)
    kısmında
    57 İbn Teymiyye “Mecmuu’l-Fetevâ, XXII/415
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    322
    Bundan daha tuhafı ise; birçok fazilet sahibi fukahâ, eserlerinde
    besmele dışında bir tek hadis bile Buharî’den rivâyet etmemişlerdir.
    Halbuki bu hadis de Buharî’de yoktur. Hadisteki ilmî derecesi bu
    olanın bu konudaki durumu ne olur acaba?! Veyahut bu fukahâ; el-
    Hatib, Dârekutnî ve başkaları ne rivâyet etmişse kitaplarında toplayıp
    hadisin sıhhati de sorulunca ilmi kadar cevap veren alimlerin eserlerinden
    rivâyet etmektedir. Mesela Dârekutnî, Mısır’a gittiği zaman
    besmelenin cehrî okunduğuna dair hadisleri toplaması istenmiş
    ve o da bu konudaki hadisleri toplamıştır. Daha sonra kendisine bu
    hususta sahîh hadis olup olmadığı sorulunca Peygamber’den (s.a.v.)
    sahîh bir rivâyet yoktur. Ancak sahâbeden sahîh ve zayıf haberler
    vardır, demiştir.”
    5-Yine İbn Teymiyye “Mecmuu’l-Fetevâ”58 da şu bilgileri verir: “-
    Ziyaret babında rivâyet edilen “Kim beni babamın kabrini aynı yıl içerisinde
    ziyaret ederse Allah katında cennete girmesi için kefil olurum”....-
    Burada bir çok hadis zikreder- Bu hadisler zayıf hatta uydurmadır.
    Sahîh, Sünen ve Müsned sahibi hiçbir hadisçi bu konuda
    bir şey rivâyet etmemiştir. Bu gibi hadislerin Dârekutnî’nin kitabına
    dayandırılması, eserinde sünnetlerin garib olanlarına yönelmesindendir.
    Bunun içindir ki Dârekutnî kendisinden başkasının rivâyet
    etmediği zayıf ve mevzû hadisleri –eserinde- rivâyet etmektedir. Hadis
    alimlerince yalnızca Dârekutnî’ye isnat edilen hadislerde kendisine
    itimat edilmez.”
    6-Hafız İbnu Abdi’l-Hâdî el-Hanbelî “es-Sârimu’l-Menkî”59 isimli
    eserinin baş kısmında şunları söyler: Dârekutnî, kitabında garib
    sünnetleri toplamıştır. Kitabında zayıf, münker hadisler bayağı yekun
    tutmaktadır. Hatta uydurma hadisler bile vardır. Dârekutnî, bazı
    yerlerde hadisin illetini, zayıflık sebebini ve hadisi red etme sebebini
    açıklar.
    7-el-Hanbelî, yine bu hususta şunları söyler: “Dârekutnî ve ve
    benzerleri –zayıf ve mevzû- hadisleri bilinmesi için Sünen’de zikretmeleri
    adetlerindendir. O ve diğerleri bununla zayıf râvînin zayıflığını
    açıklamaktadırlar.”60
    8-Hafız ez-Zeylâî, “Nasbu’r-Râye”61 de şunları söyler: “Dârekutnî,
    Abdullah b. Ziyâd b. Sem’ân- el-Âla b. Abdirrahman- Ebû Hureyre
    tarikiyle Peygamber’den (s.a.v.) şu hadisi rivâyet eder: “Kim namaz
    kılar ve fatihayı okumazsa namazı eksiktir....” el-Âla –sika- birisidir ve
    58 İbn Teymiyye “Mecmuu’l-Fetevâ, XXVII/165
    59 Kahire, Matbaatu’l-İmam, , s. 12 ve Dâru’l-İftâ baskısı, Riyâd, s. 31
    60 Kahire, Matbaatu’l-İmam, Kahire, s. 37 ve Dâru’l-İftâ baskısı, Riyâd, s. 67
    61 I/340, Besmelenin açıktan okunması konusu, (Çev: Zeylâî, Nasbu’r-Râye li
    Ehâdisi’l-Hidaye(Buğyeti’l-elmaî fî Tahrici’l-Zeylaî) ile beraber b.y.y., Trh., II. bsk.,
    I/340, Besmelenin cehri okunması babı)
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    323
    bu rivâyetiyle teferrüd etmiştir. İbn Sem’ân ise yalancının birisidir.
    Kütüb-i Sitte imamları, meşhur müsned ve Müsannef sahibleri bu
    rivâyeti tahriç etmemişlerdir. Ancak Dârekutnî tuhaf hadislerin bulunduğu
    Sünen’inde rivâyet etmiş ve peşi sıra Abdullah b. Ziyâd b.
    Sem’ân hakkında metruku’l-hadis demiş, sonra illetini bildirmiş ve
    bu konuda da oldukça sözü uzatmıştır.”
    9-ez-Zeylâî62 yine şunları söyler: “Dârekutnî, Sünen’63inde -
    Yakub b. Yusuf b. Ziyad ed-Dabbî- Ahmed b. Hammad el-Hemedanî-
    Fıtr b. Halîfe- Ebî’d-Duha- Numân b. Beşîr tarikiyle Peygamber
    (s.a.v)’den şunu rivâyet eder: “Cibril bana Kabe’de imamlık yaptı ve
    besmeleyi açıktan okudu.” Bu hadis münker, hatta uydurmadır.
    Yakub b. Yusuf b. Ziyâd ed-Dabbî, meşhur bir râvî değildir. Bir çok
    cerh ve tadil kitaplarını araştırdım onunla ilgili bir şey görmedim.
    Belki de bu hadis onun uydurmalarındandır. Ahmed b. Hammad’ı
    ise Dârekutnî zayıf olarak kabul etmiştir. Dârekutnî, Hatîbu’l-
    Bağdadî ve diğer hadis hâfızlarının, bu hadiste görüldüğü gibi rivâyet
    ettikten sonra haklarında konuşmayıp susmaları çok çirkin bir durumdur.
    İbnu'l-Cevzî, bu hadisle ilgili olarak sadece Fıtr b. Halife
    hakkında yorum yapmıştır ki bu bir kusurdur. Eğer bu hadis Fıtr’a
    nispet edilseydi hadis –hasen- olacaktı.”
    10-Hafız ez-Zeylâî, “Nasbu’r-Râye”64de İbn Abdi’l-Hâdî’den,
    Dârekutnî hakkında şunları söylediğini nakleder: “Dârekutnî’nin eseri
    garib, şazz, muallel hadislerle doludur. Onda başkasında olmayan
    nice hadisler vardır.”
    11-Aynî, “Umdetu’l-Kârî fî Şerhi’l-Buharî”65 isimli eserinde şu bilgileri
    verir: Dârekutnî, Sünen’inde zayıf, illetli, münker garib ve mevzû
    hadisler rivâyet etmiştir. Eserinde besmelenin açıktan okunuşuyla
    ilgili zayıf hadisleri rivâyet etmiş, hadislerin zayıf olduğunu bilmesine
    rağmen ihticac etmiştir. Öyle ki bazıları onun bu hususta yemin
    etmesini istemişler o da bu hususta sahîh bir hadis yok, demiştir.”
    12-Aynî, “el-Binâye Şerhi’l-Hidâye”66 isimli eserinde de şunları
    söyler: “Dârekutnî’nin kitabı zayıf, garib, şazz ve muallel hadislerle
    doludur. Onun kitabında başkalarının kitaplarında olmayan nice
    hadisler vardır.”
    62 I/349, Besmelenin cehri okunması babı.
    63 I/309, (Çev: Dârekutnî Ali b. Ömer, Sünen-i Dârekutnî, (Tah: es-Seyyid Abdullah
    Haşim Yemânî el-Medenî; Ta’lik: Ebi’t-Tayyib b. Muhammed Şemsu’l-Hakk el-
    Azimâbâdî), Beyrût, Trh., I/309)
    64 I/360
    65 VI/12, (Çev: Aynî Bedruddin Ebî Muhammed Mahmûd b. Ahmed, Umdetu’l-Kârî
    Şerh Sahîhi’l-Buharî, Beyrût, Trh., VI/12)
    66 I/628, Hind baskısı, Hanefi fıkıh kitaplarındandır. (Besmeleyi cehri okuma bahsi)
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    324
    13-Hocaların hocası allame Muhammed b. Cafer el-Kettânî, “er-
    Risâletu’l-Mustatrafa li Beyâni Meşhuri Kütübi’s-Sünneti’l-Müşerrefe”67
    isimli eserinde şunları söyler: “Dârekutnî, Sünen’inde garib olan
    sünnetleri(hadisleri) bir araya getirmiş ve eserinde daha çok zayıf,
    münker hatta mevzû hadislere bile yer vermiştir.”
    14-Hafız ez-Zehebî Sünen-i Dârekutnî için “Münker hadislerin
    toplandığı bir kitapdır.” der. Münavî, “Feydu’l-Kadîr bi Şerhi’l Camii’s-
    Sağîr”68 de, ez-Zehebî’nin “Münker hadisler topluluğu” ifadesi “haşarat
    topluluğu” na dönüşmüştür. Bu tahrife binaen Münavî yanlış anlayarak
    –Alimlerin Dârekutnî hakkındaki övgülerini saydıktan sonra-
    “Ben ez-Zehebî’nin, Dârekutnî hakkında ricâl hususunda
    mütesahildir ifadesini gördüm. O bir keresinde de onun kitabı hakkında:
    “haşarat topluluğudur, demiştir.” Halbuki haşarat sözü az
    önce belirttiğim gibi münkerat kelimesinin tahrif edilmiş şeklidir.
    Bu eserde- büyük hadis imamlarının sözlerini çokça naklettim.
    Çünkü bazı insanlar; yazılmasındaki gaye, ve içeriği bakımından diğer
    dört Sünen benzeri gibi olduğunu ve Sünen-i Dârekutnî’deki hadislerin
    sahîh ve hasen olduğunu zannetmektedirler.
    Onlara göre Dârekutnî bu sözleri ilim ve tecrübe ile söylemektedir.
    Zira o, hadis ilminin tahkikiyle uğraşmaktadır.!!!
    Bu sayfaları Dârekutnî’nin Sünen’nini tanıtmak ve bu saçmalıkların
    ve yanlışlıkların ortaya konması için yazdım.
    Yukarıda yazdıklarımdan sonra, Riyad’ta İslamî
    İlimlerFakültesinde benden ders alan değerli öğrencilerimden birisinin
    bu konuda yazdıklarını eklemeyi düşündüm. Bu kişi Prof. Dr.
    Mahmud Tahhân’ın danışmanlığını yaptığı “İmam Dârekutnî ve es-
    Sünen İsimli Kitapı” adlı doktora tezinde kendisinin doktora jürisinde
    bulunup fikir beyan ettiğim H. 1402’de -doktor- ünvanını elde eden
    Dr. Abdullah b. Dayfillah er-Ruheylî’dir. Şu ana kadar basılmamış
    olan bu doktora çalışmasından, konu ile alakalı ve Sünen-i
    Dârekutnî’nin durumunu tamamlayıcı olacak şekilde nakillerde bulunacağım.
    O, “Sünen Kitabının Vasfı”69 başlığı altında şu bilgileri
    verir: “Kitap bir çok hadisi bünyesinde toplamıştır. Bu hadisler,
    merfu’, mevkûf ve maktu’ olmak üzere yaklaşık olarak 5687’dir. Bu
    rakam naşirin konu başlıklarının altında sayıp, topladıklarına binaendir.
    67 s.35, (Çev: Kettânî, er-Risâletu’l-Mustatrafa lî Beyâni Meşhûri Kütübi’s-Sünneti’l
    Müşerrefe, s. 27)
    68 I/28, (Çev: Münavî abdu’r-Rauf, Feydu’l-Kadîr bi Şerhi ‘l-Câmiî’s-Sâgîr, Mısır, 1938,
    I. bsk., I/28)
    69 er-Ruhaylî, el-İmam ed-Dârekutnî ve Sünen Kitabı, s. 243-44
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    325
    Müellif, bazı hadislere sıhhat ve zayıflık hususunda hüküm
    vermiş, bazılarında ise susmayı yeğlemiştir. Hüküm vermediği hadislerin
    içerisinde sahîh, zayıf ve mevzû hadisler vardır.
    Kanaatimce, Dârekutnî bu eserinin fıkıh bölümlerine göre mevzû
    ve zayıf hadisleri cem etmiştir. Kitapta öyle bölümler vardır ki içerisinde
    bir tane sahîh hadis yoktur. Bunun içindir ki mücerred olarak
    hadisin Sünen’in içinde bulunmasından dolayı hadise güvenilmesi
    caiz değildir.
    Bence kitabın en önemli vasfı hadislerin illetlerini ortaya çıkarması,
    sıhhat ve zayıflık açısından –bir çoğu hakkında hüküm vermemesine
    rağmen- hükümlerini açıklaması, değişik yolları cem ve
    bununla ilgili ihtilaf ve lafızlardaki ihtilafları ortaya çıkarmasıdır.
    Müellif, “Sünen-i Dârekutnî’nin Konusu”70 başlığı altında şu bilgileri
    verir: “O, eserinde sahîh veya zayıf hadisleri mi topladı ya da niçin?
    Öyle ki kitabın Sünen olarak isimlendirilmesi zihinde Sünen ve ona
    benzeyen eserleri çağrıştırmaktadır ki bunda Sünen türü tasnif edilen
    eserlerin asıl gayesi; müellifin mezhebini ihticac için kullandığı
    Hz. Peygamber’den (s.a.v.) mervî olan şevâhid ve mütabaat için elverişli
    olan sünnetlerin toplandığı kitaptır.”
    İbn Hacer71 şunları söyler: “Hadislerin bablara göre tasnif edilmesinin
    asıl gayesi şudur: Mutlak olarak hadisleri bir araya getirmek
    olan Müsned türü eserlerin tersine, kitabı istişhad ve ihticac için elverişli
    olanlarla sınırlamaktır.”
    Kettânî, “er-Risâletu’l-Mustatrafa li Beyâni Meşhuri Kitabi’s-
    Sünneti’l-Müşerrefe”72 isimli eserinde “Sünen kitapları” hakkında şunları
    söyler: “Muhaddislerin terminolojisinde Sünen kitapları fıkhî
    bablara göre tasnif edilmiş eserlerdir. İman, taharet, salât, zekat konuları
    ile başlar ve sona dek –belli bir sıra dahilinde- devam eder. Bu
    tür kitapların içerisinde mevkûf haber yoktur. Çünkü onlara göre
    bunlar sünnet olarak değil, hadis olarak isimlendirilirler.”
    Gerçek şu ki; Sünen-i Dârekutnî’de, alimlerin niteledikleri Sünen
    türü kitaplara yaptıkları nitelemeden hiçbirisi yoktur. Bilakis –
    incelemeden sonra- Sünen-i Dârekutnî’den çıkartılacak sonuç bu kitabın
    konusudur. Çünkü İmam Dârekutnî, İbn Hacer, Kettanî ve
    kendisinden önce ve sonraki muhaddislerin önde gelenlerinin (cumhur)
    takip etmiş olduğu “asl”a muhalefet etmiştir. Başka bir deyişle
    kitabın konusu; mevzû, zayıf, muztarib, muallel hadisleri –ara sıra
    sıralama bozulsa da- fıkhî bablara göre yazmaktır. Sünen kitapları-
    70 s.249-251
    71 s.8, (Çev: İbn Hacer, Ta’cilu’l-Menfaa fî Zevâid Ricâli’l Erbaa, (Tah es-Seyyid Abdullah
    Haşim Yemânî el-Medenî), Beyrût, Trh., s. 8)
    72 s.32, (Çev: Kettânî, er-Risâletu’l-Mustatrafa lî Beyâni Meşhûri Kütübi’s-Sünneti’l
    Müşerrefe, s. 25)
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    326
    nın konusu ise hükümlerde istidlal ettikleri ve kendileriyle
    fukahânın ihticac ettikleri ahkam hadislerini, fıkhî bablara göre bir
    araya getirmektir. Bu bağlamda Sünen-i Dârekutnî’nin konusu; bazı
    fukahânın istidlal ettiği ahkam hadislerini ve kendisiyle ihticac eden
    fakihlere bu hadisin delil olamayacağını açıklamaktır.
    Dârekutnî’nin bu hadisleri Sünen’inde bir araya toplamasındaki
    gayesi; adeta bazı fakihleri reddetmek ve doğru olmayan bu hadislerle
    istidlal eden fukahâya bu durumu açıklamaktır.
    Genel durum böyledir. Ancak bazı bölümlerde Dârekutnî, kendisiyle
    ihticac edilebilecek hadisleri de getirmektedir. Onun bu tutumu,
    kitabını zayıf ve mevzû hadisleri toplamak olan aslî konumundan
    uzaklaştırmamaktadır.
    Dârekutnî, -kasıt olmaksızın sözün gelişi- sahîh, hasen veya bir
    hadis hakkında hüküm bildirmek şeklinde asıl maksadından çıkmış
    olsa da –İlel- türü şeklinde telif edilmiş eserler bu durumdan hali değildir.
    Muhakkak ki Dârekutnî’nin Sünen’inde bu nevinden olmak
    üzere azımsanmayacak kadar kendisiyle ihticac edilecek hadisler
    vardır. Bu hadislerin sayısı 400’dür.
    Zira müellif, telifte takip edeceği bir takım şart ve metod koyabilir.
    Ancak o kitap boyunca planlanmış olan bu metottan ortaya çıkan
    bir takım etken ve sebeplerden dolayı ayrılabilmektedir. Mesela müellifin
    metodu “ale’l-ebvab” sisteme göre fıkıhtaki zayıf hadisleri
    tahriç etmek iken, sonra bablardan her hangi bir babta kendisini
    oradaki sahîh hadisleri tahrice yönelten yeni bazı nedenler ortaya
    çıkmaktadır. Mesela, zayıf hadisleri red etmek istediği zaman sahîh
    hadisleri zikretmesi gibi. Veya metodu zayıf hadislerin tahrici ve zafiyetinin
    beyanı iken, bu zafiyetin sebeplerini açıklamak için hadisin
    şahitlerini ve hadisin değişik tariklerini zikretmesine neden olan bir
    veya daha fazla etken ortaya çıkmaktadır.
    Bazı alimler, Dârekutnî’nin Sünen’ini telif etmesindeki maksadının
    ihticac edilmeyen hadislerin cem edilmesi olduğuna karar vermişlerdir.
    İbn Teymiyye de bu görüş sahiplerindendir. O “Kim hacceder
    de benim kabrimi ziyaret etmezse bana eziyet etmiş olur.”73 hadisi
    münasebetiyle şunları söyler: “Bu zayıf, hatta uydurma hadislerdendir.
    Sahîh, meşhur Sünnet ve Müsned sahipleri bu hususta bir şey
    rivâyet etmemişlerdir. Bu gibi hadislerin Dârekutnî’nin kitabına nispet
    edilmesindeki gaye Dârekutnî’nin sünnetin garib olanlarını kastetmesidir.
    Bu sebebten dolayıdır ki o başkasının rivâyet etmediği
    zayıf ve uydurma hadisleri rivâyet etmektedir. Hadis ehli mücerret
    olarak Dârekutnî’ye nispet edilen hadise güvenilemeyeceğine dair
    ittifak etmişlerdir.”
    73 İbn Teymiyye “Mecmûu’l-Fetevâ, XXVII/166
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    327
    Müellif daha sonra “Sünen-i Dârekutnî ve Diğer Sünen Kitapları
    Arasındaki Fark”74 ünvanı altında şunları söyler: “-Sünen-i
    Dârekutnî– isim olarak diğer Sünen kitaplarıyla ittifak halindedir.
    Ancak muhteva olarak Sünen kitaplarına muhalefet etmektedir. Ben
    Sünen-i Dârekutnî ile diğer Sünen kitaplarını mukayese ve muvazene
    ettikten sonra belirgin farklılıklar ortaya çıktı. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
    1-Diğer Sünen kitaplarının aksine zayıf, garib ve mevzû hadisleri
    zikretmektedir. Bu durum eserin ekseriyetinde böyledir.
    2-Kitapta mevkûf ve maktu’ haberler, fetvalar ve daha başka
    şeyleri de zikretmektedir. Bu durum eserde oldukça fazladır. Birinci
    ciltte 226 hadisin 167’si mevkûf, 24’ü maktû’ ve 35’şi mürsel’dir. Bu
    ise Sünen türü kitapların hilâfına bir durumdur.
    3-Ebû Dâvud, en-Nesâî, İbn Mâce gibi Sünen kitaplarının aksine
    Dârekutnî, kitabına aldığı hadisleri şer’î hükümlerin istidlali için telif
    etmemiştir. Bundan dolayıdır ki eserde zayıf ve mevzû hadislerin bulunması
    eserin değerini düşürmez. Bilakis bu durum eserin muhakkikler
    nezdinde değerini artırır. Bu ise içerisindeki hadislerle ihticac
    edilmesi için telif edilmiş olan diğer Sünen türü kitaplarında olmayan
    bir durumdur. Bundan dolayı kitaba içerisindeki zayıf ve uydurma
    hadislerden dolayı gereken önem verilmemekte ve hafife alınmaktadır.
    Bu sebebten Sünen-i İbn Mâce de muhakkikler nezdinde
    diğer Sünen türü kitaplarına nazaran değeri düşüktür.
    4-Sünen-i Dârekutnî’nin hadislerinin çokluğu. Bu sayıyı Sünen-i
    Erbaa’dan en-Nesâî dışında kimse geçememiştir. en-Nesâî’de yaklaşık
    olarak 5720 hadis vardır. Dârekutnî’deki hadis sayısı ise yaklaşık
    olarak 5687’dir. Bu rakam Ebû Dâvud’da 5274 ve İbn Mâce’de
    4341’dir.
    Müellif daha sonra “Sünen-i Dârekutnî Konusunda Yapılan Çalışmalar”
    75 başlığı altında şunları söyler: Bu çalışmalardan bir kısmını
    zikrederek özellikle muhaddis, hâfız Ebû Muhammed Abdillah b.
    Yahya el-Gassanî el-Cezâirî Dımeşkî (Ö.682)’nin “Sünen-i
    Dârekutnî’nin Zayıf Hadislerinin Tahrici” isimli eseri hakkında şunları
    söyler: “Kitabın müellifi Sünen-i Dârekutnî’nin zayıf hadislerini bildirmiş
    çoğunlukla zayıf kabul ettiği bütün hadislerin zayıflık noktalarını
    açıklamıştır. Yaklaşık olarak zayıf dediği hadislerin toplamı
    870 kadardır.76 Cezâirî’nin zayıflığını belirtmek için vermiş olduğu
    74 s. 258-59
    75 s.260
    76 Yazma eserle ben –Sünen- kitabını karşılaştırdım. Bunun neticesinde -Sünen- de 4.
    ciltte, üçüncü cilt, sayfa 211’den dördüncü cilt sayfa 200’e geçildiği, ve bu durumun
    sayfa 220’e kadar devam ettiği, daha sonra tekrar üçüncü cilt sayfa 216’da
    Kitabu’n-Nikah’a dönüldüğü, ve burada bir hadis rivâyet edilmiş olduğu ve –etAbdu’l-
    Fettah Ebû GUDDE
    328
    hadisler, bazen Dârekutnî’nin bizzat o konuda Sünen’de vermiş olduğu
    bilgiler olmakta veya Dârekutnî’nin Sünen dışındaki sözlerinden
    alınmış olmaktadır. Bu durum müellif Cezâirî’nin görüşüne göre
    değişiklik arzetmektedir.”
    Dr. Ruheylî daha sonra “Sünen İsimli Kitabında İmam
    Dârekutnî’nin Metodu ve Hadislerinin Derecesi”77 başlığı altında şu
    bilgileri verir:
    “İmam Dârekutnî’nin hedefi kendisiyle ihticac edilecek sahîh ve
    hasen hadisleri bir araya getirmek olmadığından Sünen-i Dârekutnî
    ile ilgili olarak bu durum bazı alimler nezdinde şöhret bulmuştur.
    Bunun böyle olmadığını açıklayanlardan birisi de İbn Abdi’l-Hâdi’dir.
    O Sünen-i Dârekutnî’deki bir hadisi zayıf kabul ederek şöyle der: “O
    hadis; münker, isnadı zayıf ve çok zayıf, ihticac için elverişsiz, meşhur
    hadis imamları onu tashih etmemiş ve muhakkik alimlerden hiç
    birisi o hadise güvenmemişken nasıl olurda bu eserde yer alır;? Bilakis
    bu hadisi Dârekutnî gibi birisi garib sünnetleri toplamış olduğu
    Sünen’inde rivâyet etmektedir. Eserinde zayıf, münker hatta mevzû
    hadislere bile sık sık yer vermekte ve hadisin illetini, hadisin zayıflığını
    ve reddedilmesini kitabın bazı yerlerinde açıklamıştır.”78
    Dârekutnî, -ara sıra ihticac edilebilen hadis tahriç etse de- ekseriyetle
    onun Sünen’i ihticac edilmeyen hadisler için telif edilmiş olduğundan
    Dârekutnî bu eserinde üç şeye dikkat etmiştir. Bunlar:
    1-İlelu’l-hadis,
    2-Fıkıh,
    3-Ricâl hakkında cerh ve ta’dil bilgisi.
    Sünen-i Dârekutnî’ye, hadislerin illetlerini ortaya çıkarmak açısından
    baktığımızda gerçekte, bu kitabın ilelü’l-hadis kitaplarına çok
    yakın olduğundan kuşku duymayız.
    Öyle ki, Dârekutnî’nin bu Sünen’ini İbn Ebî Hatim, İbnu’l-
    Medini’nin “İlel” i ve Dârekutnî’nin kendi eseri olan “İlel”i gibi eserler
    arasında zikreden kimseleri yadırgamam. Bu iddia delilsiz gibi görünebilir
    ancak, aşağıda bunun delillerini ortaya koyacağım:
    1-İlel türü kitapların bir çok özellikleri bu eserde toplanmıştır.
    Bu vasıf eserde öyle belirgindir ki hiçbir sayfa bundan hali değildir.
    Tahriç- te 49/b olduğu gibi Kitabu’n-Nikah diye başlığı zikretmiş olması, dikkatimi
    çekti. Abdu’l-Fettah dedi ki: Bu eser bir cilt olarak Beyrut’ta basılmıştır. 380 sayfa
    olan bu eseri Dâru’l Âlemi’l-Kütüb, Riyad’da Eşref b. Abdi’l-Maksûd b. Abdi’r-
    Rahîm kontrolünde basmıştır. Bu eserde zayıf hadislerin sayısı 749’dur. Bu eserle,
    mezkûr eser arasında büyük farklar vardır. 121 aded hadis eksiktir. Bu hususun
    tahkîk ve açıklığa kavuşturulmaya ihtiyacı vardır.
    77 s. 273 ve 275
    78 es-Sârimu’l-Münkî, s. 12
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    329
    Mesela:
    A-Şübrüme v.d.. hadislerinde olduğu gibi bazen hadisi takviye
    etmek için hadisin bir çok tariki bir araya getirilmiş olsa da bir hadisin
    değişik tarikleri bir araya getirilmiştir.,
    B-İrsal, inkita’, mevkûf veya diğer hadis türlerinin zayıflık noktalarını
    açıklanmakta,
    C-Gerekli hallerde tarikler arasında karşılaştırmalar yapılmaktadır.
    2-Zayıflıklarını açıkladığı ve illetini izah ettiği hadislere nispetle
    sahîh veya hasen olarak hükmettiklerine bakılırsa birici kısım hadisler
    –illetli ve zayıf olanlar- çok daha fazladır. Bundan dolayı kişi, şu
    veya bu sebebten dolayı müellif bu metottan ara sıra sapsa da müellifin
    esas gayesinin bablara göre fıkhî hadislerin ilelini ortaya koymak
    olduğunda tereddüt etmez.
    Eğer gaye bu değilse niçin hadiste hâfız ve imam olan
    Dârekutnî, zayıf, çok zayıf v.b. hadisleri sünen başlığı altında bütün
    bölümlerde sahîh hadislerin yerine getirsin? Halbuki o, Allah’ın kitabından
    sonra en doğru olan Sahîh-i Buharî ve Müslim’i tenkit etmiştir.!
    Yine bazı bölümlere bakılırsa kişiye, müellifin o babı tam olarak
    bitirmediği aşikar olmaktadır. O ve ilgili bölümde bu konuda zikrettiği
    hadislerin yalnızca illetini vermekle yetinmektedir. Buna dair bazı
    örnekler:
    Dârekutnî, Sünen79 de “Namazda Kahkaha İle Gülme Hadisleri
    ve İlletleri” bölümünde buna dair hadisleri getirir ve yaklaşık 16 sayfa
    bu hadislerin illetlerini belirtir. Yine Sünen’de Peygamber’den
    (s.a.v.) rivâyet edilen “İki Kulağın Baş’tan Sayılması”80 bölümünde 10
    sayfadan fazla konuyla alakalı hadisleri verir ve bunların illetlerini
    açıklar. Bu babtaki birinci hadis için şunları söyler: “Bu bir vehimdir.
    Bu ve diğer hadislerin hiç birisi sahîh değildir. Ben bunların illetlerini
    açıkladım.” O bu bölümde bir tane bile sahîh hadis getirmemiştir.
    Müellif Dayfullah “Önceki İncelemeler Neticesinde -Sünen- deki
    Sahîh ve Hasen Konusu ve Dârekutnî’nin Susmuş Olduğu Hadislerin
    Hükmü Etrafında Varmış Olduğum Neticelerle Alakalı Genel Gözlem ve
    Neticelerin Beyanı”81 bölümünde şöyle der: Bu neticeleri aşağıdaki
    gibi topluyorum:
    1-Dârekutnî’nin, yaklaşık olarak 520 tane hadisi zayıf olarak
    kabul ettiği hadisler,
    79 Dârekutnî, Sünen, I, 116
    80 Dârekutnî, Sünen, I, 97.
    81 s. 295-97 ve 310
    Abdu’l-Fettah Ebû GUDDE
    330
    2-Dârekutnî’nin konuşmayıp sustuğu yaklaşık 380 hadisin bulunduğu
    grup,
    3-Dârekutnî’nin sıhhatine, hasenliğine veya sıhhatine dair karar
    verdiği 188 hadisin bulunduğu grup,
    4-el-Cezâirî’nin zayıf gördüğü yaklaşık 870 hadisin bulunduğu
    grup,
    5-Dârekutnî’nin hüküm verdiği veya vermediği el-Cezâirî’nin bildirmediği
    yaklaşık 383 zayıf hadis grubu,
    6-Dârekutnî’nin hiç sahîh bir rivâyet zikretmediği bölümler. Bu
    bölümlerin sayısı yalnız birinci ciltte yaklaşık olarak 34 adettir.
    7-Ekseriyeti zayıf hadis olan bölümler. Bu zayıf hadislerin bazısının
    zayıflığını belirtmiş ve bazıları hakkında susmuştur. “Kimin
    İmamı Varsa İmamın Kıraatı Cemaatın Kıraatıdır Hadisi ve Bununla
    İlgili İhtilaflı Rivâyetler”82 bölümünde olduğu gibi burada 33 tane hadis
    rivâyet etmiş ve 24 tanesini zayıf kabul etmiştir. Yine “Abdest Bozan
    Şeylerin Sıfatı, Temas ve Öpücük Hakkında Rivâyet Edilenler”83
    bölümünde 46 tane hadis rivâyet etmiştir. Bu rivâyetler hakkında “
    30’dan fazlası zayıftır. Diğerleri ise araştırmaya muhtaçtır. İçerisinde
    sahîh hadisler de vardır.” demiştir.
    8-Dârekutnî’nin hiç zayıf hadis zikretmediği bölümler. “Uyumak,
    Yemek İçmek Veya İçmek İhtiyacı Hisseden Cünüp Kişinin Nasıl Hareket
    Edeceği Babı”84 gibi. Dârekutnî bu bölümde 3 tane sahîh hadis
    rivâyet etmiştir. “Peygamber’in (s.a.v.) “Su sudandır” 85 sözünün neshi
    bölümü gibi. Burada iki tane hadis rivâyet etmiştir. Bunlardan birisi
    sahîh diğeri ise zayıftır. Ancak zayıf olan hadisin de şahitleri vardır.
    “Oturarak Uyuyanın Abdestinin Bozulmayacağı”86 bölümü. Bu bölümde
    rivâyet etmiş olduğu üç hadisin üçü de sahîhtir. “İki Secde
    Arasında Teşehhüd İçin Oturuş Şekli”87 bölümünde keza üç hadis
    rivâyet etmiş üçü de sahîhtir.
    9-Sünen’deki metruk kişilerin rivâyet etmiş oldukları hadislerdir.
    Bu şahıslardan rivâyet edilen sayı yaklaşık olarak 231’dir.
    Dârekutnî bu hadislerden yalnızca 99 tanesinin terk edileceğini söylemiş
    geriye kalan 132 hadis hakkında terk edilmelerinin sebebini
    açıklamayıp susmuştur.
    10-Bu neticeler: hadislerin bazılarının incelenmesi ve tahriç neticesinde
    olmayıp bilakis dış görünüş itibarıyladır.
    82 Dârekutnî, Sünen, I/323
    83 Dârekutnî, Sünen, I/133
    84 Dârekutnî, Sünen, I/125
    85 Dârekutnî, Sünen, I/126
    86 Dârekutnî, Sünen, I/130
    87 Dârekutnî, Sünen, I/349
    Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
    331
    11-Haklarında bir şey söylemediği sahîh hadisler.
    12-Kütüb-i Sitte imamlarının veya Şeyheyn’in veya ikisinden birisinin
    tahriç ettiği ve ekserisi hakkında susmuş olduğu 297 hadis.
    Sünen’inde haklarında sahîh veya hasen olarak hükmetmiş olduğu
    hadislerin sayısı ise 174’dür.
    SONUÇ
    Bu çalışmada vurgulandığı gibi Dârekutnî, Sünen’ini kesinlikle
    sünnetten kendisiyle ihticac edilenleri bir araya getirmek gayesi ile
    değil, bizatihi delil olarak kullanılan hadisleri bir araya getirmek gayesi
    ile yazmıştır. Kanaatimce Dârekutnî, eserini daha önce “Sünen-i
    Dârekutnî’nin Konusu” kısmında geçtiği gibi kendileriyle ihticac edilmeyen
    zayıf ve mevzu hadisleri bir araya getirmek için telif etmiştir.
    Araştırma neticesinde ortaya çıkan sonuca göre kitapta tekrar
    edilen zayıf hadislerin toplam sayısı araştırmaksızın 4700’e ulaşmaktadır.
    Bu da İbn Teymiye, Zeylâî gibi bazı imamlardan naklettiğim
    sözleri doğrulamaktadır. Hakkında susmuş olduğu hadisler içerisinde
    de sahih, zayıf ve uydurma olan hadisler vardır.
    Muhakkak Allah doğruya ulaştırandır. Kolay ve basit olarak size
    takdim ettiklerimden sonra Sünen-i Dârekutnî’nin durumu hakkındaki
    bilgi tamamlanmış oldu. Allah muvaffak edendir.
    Yardımından ve fazlından dolayı Allah’a hamd, efendimiz, nebîmiz
    Muhammed (s.a.v.), âline, ashabına ise salât ve selâm olsun.





+ Yorum Gönder