Konusunu Oylayın.: DARE KUTNÎ (Ali Bin Ömer) (Radıyallahü Anh)

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
DARE KUTNÎ (Ali Bin Ömer) (Radıyallahü Anh)
  1. 18.Nisan.2011, 22:16
    1
    Misafir

    DARE KUTNÎ (Ali Bin Ömer) (Radıyallahü Anh)






    DARE KUTNÎ (Ali Bin Ömer) (Radıyallahü Anh) Mumsema DARE KUTNÎ (Ali Bin Ömer) (Radıyallahü Anh)


  2. 18.Nisan.2011, 22:31
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,512
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: DARE KUTNÎ (Ali Bin Ömer) (Radıyallahü Anh)




    DARE KUTNÎ (Ali Bin Ömer) (Radıyallahü Anh)


    Büyük hadîs âUmi, her türlü ilimde zamanının bir tanesi olup, asrının en meşhûrlarındandır. İsmi, Ali bin Ömer bin Ahmed bin Mehdî bin Mes'ûd bin Nu'man bin Dinar bin Abdullah el-Bağdâdî olup, künyesi, Ebü'l-Hasen'dir. Dare Kutnî diye meşhûr olmuştur. Şafiî mezhebinde idi. Bağdâd'ın Dare Kutn mahallesinde 306 (m. 918) yılında doğmuştur. Zamanının en meşhûr muhaddislerinden hadîs-i şerîf öğrenmek için; Basra, Kûfe, Vamt, Suriye ve Mısır'a gitmiştir. Tekrar Bağdâd'a döndü. İlimde zamanının üstâdı oldu ve pekçok âlim yetiştirdi. 385 (m. 995) Zilka'de ayının sekizinci Çarşamba günü seksen yaşında Bağdâd'da vefât etti. Bâb-ud-Deyr mezarlığında Ma'ruf-i Kerhî'nin (r.a.) yanına defn edildi.

    Dare Kutnî; Ebu'l-Kâsım el-Begavî, Ebî Bekr bin Ebî Dâvûd İbni Sa'îd, Muhammed bin Hârûn el-Hadramî, Ali bin Abdullah bin Mubeesir el Vamü, Ebû Ömer Muhammed bin Yusuf el-Kadi, Ahmed bin Kaam (Ebu'l-Leys el-Ferâidî'nin kardeşi), Ebû Sa'îd el-Adevî, Yusuf İbn-i Ya'kub Nişâbûrî, Ebû Hamîd bin Hârûn et Hadramî, Sa'îd bin Muhammed bin Yusuf, Muhammed bin Nuh el-Cünd Yesâbûrî Ahmed bin Îsâ bin es-Sekîn el-Beldî, İsmâil bin Abbas el-Verrâk, İbrâhîm bin Hammad el-Kâdî, Abdullah bin Muhammed bin Sa'îd, Ebû Tâlib Ahmed bin Nasr el-Hâfız ve daha pek çok büyük âlimden hadîs-i şerîf öğrenmiş, ilim almıştır.

    İbn-i Mücâhid (vefâtı 323), Muhammed bin Hasen en-Nakkas (vefâtı 351) ve diğer ba'zı âlimlerden kırâat ilmini öğrenmiş, Ebû Sa'îd el-İstahrî'den (vefâtı 328) ise fıkıh ilmini almıştır. Uzun zaman edebiyat ilmiyle de meşgul olup, edebiyatta da üstad olmuş idi.

    Kendisinden de; Ebû Hamid İsferânî, Ebü'l-Abdullah Hakim, Abdülganî İbni Sa'îd-el-Mısrî, Temmam-ar-Razî, Ebû Bekr el-Berkanî, Ebû Zer Abd İbni Ahmed, Ebû Nuaym el-İsfehânî, Ebû Muhammed bin Hallal, Ebû Kaam et-Tenuhî, Ebû Tahir bin Abdürrahîm el-Kâtib, Kâdı Ebü'l-Tayyib Taberî, Ebü'l-Hasen el-A'tikî, Hamza es-Sehmî, Ebû Muhammed el-Cevherî ve daha pekçok âlim ilim öğrenmiş, rivâyetlerde bulunmuştur. Fakat içlerinde en meşhûr olanları; Hakim Nişâbûrî (vefâtı 405), Ebû Hamîd İsfehânî (vefâtı 406), Ebü't-Tayyib Taberî (vefâtı 450) ve meşhûr, Hilyet-ül-evliyâ kitabının sahibi Ebû Nuaym el-İsfehânî'dir.

    Ebü'l-Hasen Dare Kutnî, hadîs ilminde hâfız olup, yüzbin hadîs-i şerîfi sened ve râvileriyle ezbere bilirdi. Çok meşhûr bir âlim, fazîletler sahibi, muhaddis-i kamil ve ilmiyle de amel eden bir zât idi. Hadîs ilminde, hadîsin illetlerini bilmede, zamanının bir tanesiydi. Rivâyet ettiği hadîsler doğru ve sağlamdı. Allahü teâlânın dînine uymakta çok gayretliydi. Ondan sonra hadîs ilminde illetler mevzu'unda onun gibi bir âlim gelmedi ve bu ilim onunla tamam oldu ve mühürlendi, denilmiştir. Zamanında hadîs, fıkıh, kırâat ve nahiv ilminde parmakla gösterilecek şekilde tanınır, ilminden istifade edilirdi.

    Ebü't-Tayyib: "Dâre Kutnî, hadîste emîr-ül-mü'minîn idi" buyurmuştur. Hakim: "Dare Kutnî, hadîs ilminde hâfız, kuvvetli fehim sahibi, şüphelilerden uzaklaşan, kırâat ilminde ve nahivde imam olan, asrının bir tanesi bir zât idi. 367 senesinde dört ay Bağdâd'da kalıp, gece ve gündüz onunla berâber bulundum ve onun, bana anlatılanların çok fevkinde (üstünde) bir âlim olduğunu anladım." Hatîb-i Bağdâdî ise: "Dare Kutnî, asrının bir tanesi, zamanının imâmı ve müracaat kapısı idi. Hadîs ilmi onunla son bulmuştur. Hadîsin illetlerini, hadîs âlimlerini ve hadîs râvilerinin hallerini bilme, onunla mühürlenmiştir. Doğruluk ve emanet sahibi bir zat olup, sika (sağlam, güvenilir) idi. Hadîs ilmi dışındaki diğer ilimlerde de üstaddır. Mesela; kırâat ilmi. Bu ilimde muhtasar (kısa) bir kitabı olup, bu kitabın başında kırâat ilminin kısımları üzerinde ma'lûmat vermek suretiyle, yeni bir usul ortaya koymuş ve bu usulü sonra gelen âlimler tarafından takib edilmiştir. Dare Kutnî, fıkıh ilminde de büyük âlimdir ki, onun yazmış olduğu Sünen hadîs kitabı buna delalet eder. O, Ebû Sa'îd el-İstahrî'den Şâfiî fıkhını öğrenmiştir." Reca bin Muhammed, Dâre Kutnî'ye; "Kendin gibi bir âlim gördün mü?" diye sordu. Dare Kutnî, Necm sûresi 32. âye-tindeki, nefslerin temize çıkarılmamasını beyân eden kısmı okudu. Reca bin Muhammed bunda çok ısrâr edince, "Benim topladığım şekilde (hadîs-i şerîfi yazdıktan sonra onunla ilgili fıkhî hükümleri beyân ederek) toplayan görmedim" buyurdu. Ebû Zer Abd bin Ahmed, Hatim bin Beyyi'e, "Dâre Kutnî gibisini gördün mü?" diye sordu. Hâtim, "O, kendi gibisini görmedi. Nasıl olur da ben onun gibisini görürüm" cevâbını verdi. Ezherî ise şöyle buyurdu: "Dâre Kutnî, çok zekî idi. Hangi ilimden olursa olsun onun yanında bir şeyden bahsedildiği zaman, onun o ilimde mutlaka bir ma'lûmâtı olduğu görülürdü. Muhammed bin Talha, Dâre Kutnî ile berâber bir yemek da'vetinde bulundu. Söz yemekten açıldı. Konuşma Dâre Kutnî'ye gelince, yemek yeme âdâbının en ince bilgilerine varıncaya kadar anlattı. Gecenin çoğu bununla geçti." Yine Ezherî söyle anlatır: Dare Kutnî'yi, İbn-i Ebîl-Fevaris'e hadîs ilminin illetleri hususundaki bir sorusuna cevap verirken gördüm. Sonra şöyle dedi: "Yâ Ebül-Feth, şark ve garb arasında, bu ilmi benden daha iyi bilen yoktur." İmâm-ı Zehebî ise, "Bu müthiş bir şeydir. Kim bu sözün kıymetini anlamak isterse, Dâre Kutnî'nin "el-İlel" kitabını mütâlaa etsin" buyurmuştur. Hâfız Abdulganî bin Saîd: "Resûlullahın (s.a.v.) hadîslerini bilme hususunda insanların en iyisi Dâre Kutnî'dir; Ali bin el-Medînî kendi vaktinin, Mûsâ bin Hârûn kendi vaktinin, İbn-i Ömer Dâre Kutnî de kendi vaktinin en iyisi, en âlimidir."

    İmâm-ı Buhârî'nin Sahîh'i ve daha başka hadîs kitaplarında, ba'zı hadîs-i şerîfler senedinin (hadîs-i şerîfin rivâyet edenler kısmının) başından bir veya birkaç kişi atlanarak, sadece, falan söyledi, falandan bildirildiği gibi ifadeler kullanılıyor, rivâyet edenlerin isimleri söylenmiyordu. Dâre Kutnî, falan falandan kelimelerini kaldırarak, onların yerine, rivâyet edenlerin bizzat ismini yazdı. Dâre Kutnî buna, hadîs ilminde ilk olarak ta'lik ilmini verdi.

    Yine kendisinin metin ve isnadında, ba'zı râviler tarafından yapılan, ba'zı râvilerin atlamİmâsına (musahhaf), böyle hadîslere de (musahnaf hadîsler) denmiştir. Metin ve isnadlara tam ma'nasıyla vâkıf hadîs imamlarının bilebileceği bu çeşit illet, hadîs ilminin en muhim konularından biridir. İşte, Dare Kutnî bu mevzû'daki ilmi ve tasnîf ettiği kitabıyla çok kitabıyla çok büyük şöhrete kavuşmuştur. Böylece Dâre Kutnî, kendisinden sonra gelen her âlime ışık tutmuş, rehberlik yapmış büyük bir âlim, ilmiyle amel eden büyük abid olmuştur.

    Buyurduğu an boz, onun ilminin en açık alametlerindendir: "Ey Bağdâdlılar, ben sağ iken, hiçbir kimse Resûlullaha (s.a.v.) yalandan söz isnâd edebilir zannetmeyiniz" buyurmuştur. Zamanındaki bid'at ehli, bozuk inanç ve amel sahibi kimseler ile büyük mücâdeleler yapmış, onlarda söz söyleyecek herhangi bir hal bırakmayıp, böylece Ehl-i sünnet vel-cemâate, i'tikâd ve amel bakımından büyük hizmeti olmuştur.

    Ebû Nasr bin Mâkul: "Rü'yamda âhiret bana gösterildi. Dare Kutnî'nin halinden sordum. Bana, "Şu Cennette imam diye çağırılan zât mı?" denildi.

    Dâre Kutnî'nin rivâyet ettiği hadîs-i erîflerden ba'zıları:

    Peygamberimiz (s.a.v.): "Ferâiz ilmini öğrenmeye çalışınız. Bu ilmi gençlere öğretiniz. Ferâiz ilmi din bilgisinin yarısı demektir. Ümmetimin en önce unutacağı şey, bu ilim olacaktır"

    buyurdu.

    Enes bin Mâlik'in söyle dediğini rivâyet etti:

    "Allahü teâlânın gönderdiği hiçbir Peygamber yoktur ki, yüzü ve sesi güzel olmasın! Peygamberimize (s.a.v.) gelince; O yüz ve ses bakımından bütün peygamberlerin en güzelidir."

    Hz. Aişe validemizden rivâyetle haber veriyor; Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu: "Benim üzerime salât-ü selâm getirmeyenin namazını Allahü teâIâ kabul etmez."

    "Bütün hastalıkların başı fazla yemekdir."

    "Vefâtından sonra kim beni ziyâret ederse, beni hayatımda ziyâret etmiş gibi olur."

    "Benim evimle (bir rivâyette ise kabrimle) minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir. Benim minberim, Cennet bahçelerinden bir bahçenin üzerindedir."

    "Kim ki, Mekke'de veya Medîne'de hac veya umreyi yaparken 6Urae, Allah o kimseyi kıyâmet günü öyle diriltir ki, kendisinden hesap sorulmaz, hiç bir azâb da görmez."

    "Hac edip kabrimi ziyâret eden kimse, beni diri iken ziyâret etmiş gibi olur." "Hac edip de, beni ziyâret etmiyen kimse, beni incitmiş olur." "Kabrimi ziyâret edene, şefâatim vâcib oldu." "Mü'min, mü'minin aynasıdır."

    "Benden sonra ba'zı kimseler çıkacak. Onlara rastlarsanız, öldürünüz! Çünkü onlar, müşriktir." Ali (r.a.) bunun alâmeti nedir? diye sordu: "Onlar sana aşırı bağlılık gösterecek, sende bulunmayacak şeyleri, sana söyleyeklerdir. Bunlar, Ebû Bekr'le, Ömer'i kötülerler. Bunlara söğerler. Eshâbıma söğenlere, Allahü teâlâ ve melekler ve bütün insanlar la'net etsin."

    Resûlullah (s.a.v.): "Allahü teâlânın, meleklerin ve bütün insanların la'neti, ümmetimi gaşyeden kimsenin üzerine olsun" buyurdu. "Ümmetinizin gaşyi nedir?" diye Eshâb-i kirâm sordular. Peygamberimiz cevâbında "Dinde olmayan bir şeyi (bid'at) çıkarıp, insanları onu yapmaya sürüklemektir" buyurdu.

    Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Abdest alırken Allahü teâlânın ismini zikreden, Besme-le-i şerîf ile başlayan kimsenin bütün bedeni, Besmele-i şerîf söylemiyenin ise, yalnız yıkadığı (abdest) a'zâları (küçük günahlardan) temizlenir."

    Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Bilal'e "Yâ Bilâl (ezân ve namaz ile) bizi rahatlandır" buyurdu.

    Yine Peygamberimiz (s.a.v.) "Namazınızın tamamlanmasını (kamil olmasını) isterseniz, imâmete en hayırlınızı geçiriniz" buyurdu.

    Ebû Hureyre'den (r.a.) rivâyetle Peygamberimiz (s.a.v.) "Namazını vaktin sonunda kılan kimse; namazını kaçırmış olmamakla beraber, ilk vakitte kılmadığından dolayı kaybettiği fazîlet, bütün dünyâ ve içindekilerden daha hayırlıdır" buyurdu.

    Yine Peygamberimiz (s.a.v.), "Cum'a günü benim üzerime seksen salevât-i şerîfe getiren kimsenin, Allahü teâlâ seksen yıllık günahını mağfiret eder" buyurdu.

    "Sizden biriniz bir arkadaşının bir iyiliğini dilerse, onu duyursun. Zîrâ, bu o kimseyi iyiliğe teşvîk eder ve iyiliğe olan hevesini artırır."

    "Her şeyin bir anahtarı vardır. Cennetin anahtarı da fakîr ve miskînleri sevmekdir. Fakîr ve miskînler, sabırları sebebiyle kıyâmet günü Allahü teâlâya yakîn bulunacaklar.

    Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kul, birçok iyi ameller işler. Bu ameller mühürlü bir zarfla melekler tarafından Allaha yükseltilir ve bu zarf Allahın huzuruna konur. Allahü teâlâ: "Bu zarfı atınız, zîrâ bunun içindeki amel, benim rızâm için yapılmamıştır" buyurur. Sonra Allahü teâlâ melekleri çağırır ve "Şu şu amelleri ona yazınız" buyurur Melekler, "Yâ Rabbi, o bunların hiçbirini yapmadı" derler. Allahü teâlâ "Yapmadı amma, yapmaya niyet etti" buyurur."

    Peygamberimiz (s..v.) "Allahü teâlânın indinde bir dirhem fâiz, otuz zinâdan daha büyük günahtır"

    Yine Peygamberimiz, "Bir mü'minin, din kardeşi hakkında gıyâben yaptığı duâ reddolmaz" buyurdu.

    "Allahü teâlâ bu dîni kendi zâtı için hâlis kıldı. Sizin bu dîninize cömertlik ve güzel huydan başkası yakışmaz. Dikkat ediniz, dîninizi bu iki hasletle süsleyiniz."

    "Allahü teâlâ bütün velîlerini (dostlarını), cömert ve güzel ahlâklı kılmıştır."

    "Cömertlik Cennette bir ağaçtır. Cömerd olan kimse, onun bir dalını yakalamıştır. O dal, onu Cennete götürmeden bırakmaz. Cimrilik de Cehennemde bir ağaçtır. Cimri de bu ağacın bir dalına yapışmıştır. O dal, o kimseyi Cehenneme götürmeden bırakmaz."

    "Cömerdin (ikrâm ettiği) yemeği şifâ, cimrinin (ikrâm ettiği) yemeği ise hastalıktr."

    Peygamberimiz (s.a.v.): "Ümmetimin sâlihlerinin Cennete girmeleri, namaz ve orucları sebebiyle değil, cömerdlik, müslümanlara karşı kalblerinde kötülük beslememeleri ve müslümanlara nasithatleri sâyesindedir" buyurdular.

    Dâre Kutnî'nin eserlerine gelince: Bunların en meşhûru, "Sünen" hadîs kitabıdır. Bu eserinde, diğer sünen kitaplarının belli şekline uymayarak, yahut muhim fıkıh mes'elelerine dâir hadîsleri ve bunların muhtelif rivâyetlerini (senetlerini) verir. Bu eseri, onu fıkıh ilmindeki yüksek derecesini göstermeye kâfidir. "İlel-ül-hadîs" kitabı, hâfızasından talebelerine yazdırdıklarından meydana gelmiş olup neşredilmiştir. "İlzâmât ale's-Sahihayn" adlı eserinde, Buhârî ve Müslim'in hadîs alma şartlarına uyduğu hâlde, eserlerine almadıkları Sahih hadîsleri toplamıştır.

    Kitâb-ul-istidrâkât ve't-tetebbu': Buhârî ve Muslim'deki ba'zı hadîsler hakkında bilgi vermektedir. Ayrıca Kitab-ül-erbaîn, Kitâb-ül-ifrâd, Kitâb-ul-emâlî, Kitâb-ül-mastacfîd, Kitâb-ur-rü'yâ, Kitab-üt-tashîf, Kitab-ül-kırâat gibi çok kıymetli kitapları vardır.



    KAYNAKLAR

    1) Tabakât-üş-şafiiyye cild-3, sh-462

    2) Tam İlmihâl Se'âdet-i Ebediyye sh-378, 944, 996

    3) Târih-i Bağdâd cild-12, sh-34

    4) Tezkiret-ül-huffâz cild-3, sh-991

    5) Miftâh-üs-se'âde cild-1, sh-166, 167, cild-2, sh-83, 129, 140, 141, 297

    6) Vefeyât-ül-a'yân cild-3, sh-297

    7) Şezerât-üz-zeheb cild-3, sh-116


  3. 18.Nisan.2011, 22:31
    2
    Üye



    DARE KUTNÎ (Ali Bin Ömer) (Radıyallahü Anh)


    Büyük hadîs âUmi, her türlü ilimde zamanının bir tanesi olup, asrının en meşhûrlarındandır. İsmi, Ali bin Ömer bin Ahmed bin Mehdî bin Mes'ûd bin Nu'man bin Dinar bin Abdullah el-Bağdâdî olup, künyesi, Ebü'l-Hasen'dir. Dare Kutnî diye meşhûr olmuştur. Şafiî mezhebinde idi. Bağdâd'ın Dare Kutn mahallesinde 306 (m. 918) yılında doğmuştur. Zamanının en meşhûr muhaddislerinden hadîs-i şerîf öğrenmek için; Basra, Kûfe, Vamt, Suriye ve Mısır'a gitmiştir. Tekrar Bağdâd'a döndü. İlimde zamanının üstâdı oldu ve pekçok âlim yetiştirdi. 385 (m. 995) Zilka'de ayının sekizinci Çarşamba günü seksen yaşında Bağdâd'da vefât etti. Bâb-ud-Deyr mezarlığında Ma'ruf-i Kerhî'nin (r.a.) yanına defn edildi.

    Dare Kutnî; Ebu'l-Kâsım el-Begavî, Ebî Bekr bin Ebî Dâvûd İbni Sa'îd, Muhammed bin Hârûn el-Hadramî, Ali bin Abdullah bin Mubeesir el Vamü, Ebû Ömer Muhammed bin Yusuf el-Kadi, Ahmed bin Kaam (Ebu'l-Leys el-Ferâidî'nin kardeşi), Ebû Sa'îd el-Adevî, Yusuf İbn-i Ya'kub Nişâbûrî, Ebû Hamîd bin Hârûn et Hadramî, Sa'îd bin Muhammed bin Yusuf, Muhammed bin Nuh el-Cünd Yesâbûrî Ahmed bin Îsâ bin es-Sekîn el-Beldî, İsmâil bin Abbas el-Verrâk, İbrâhîm bin Hammad el-Kâdî, Abdullah bin Muhammed bin Sa'îd, Ebû Tâlib Ahmed bin Nasr el-Hâfız ve daha pek çok büyük âlimden hadîs-i şerîf öğrenmiş, ilim almıştır.

    İbn-i Mücâhid (vefâtı 323), Muhammed bin Hasen en-Nakkas (vefâtı 351) ve diğer ba'zı âlimlerden kırâat ilmini öğrenmiş, Ebû Sa'îd el-İstahrî'den (vefâtı 328) ise fıkıh ilmini almıştır. Uzun zaman edebiyat ilmiyle de meşgul olup, edebiyatta da üstad olmuş idi.

    Kendisinden de; Ebû Hamid İsferânî, Ebü'l-Abdullah Hakim, Abdülganî İbni Sa'îd-el-Mısrî, Temmam-ar-Razî, Ebû Bekr el-Berkanî, Ebû Zer Abd İbni Ahmed, Ebû Nuaym el-İsfehânî, Ebû Muhammed bin Hallal, Ebû Kaam et-Tenuhî, Ebû Tahir bin Abdürrahîm el-Kâtib, Kâdı Ebü'l-Tayyib Taberî, Ebü'l-Hasen el-A'tikî, Hamza es-Sehmî, Ebû Muhammed el-Cevherî ve daha pekçok âlim ilim öğrenmiş, rivâyetlerde bulunmuştur. Fakat içlerinde en meşhûr olanları; Hakim Nişâbûrî (vefâtı 405), Ebû Hamîd İsfehânî (vefâtı 406), Ebü't-Tayyib Taberî (vefâtı 450) ve meşhûr, Hilyet-ül-evliyâ kitabının sahibi Ebû Nuaym el-İsfehânî'dir.

    Ebü'l-Hasen Dare Kutnî, hadîs ilminde hâfız olup, yüzbin hadîs-i şerîfi sened ve râvileriyle ezbere bilirdi. Çok meşhûr bir âlim, fazîletler sahibi, muhaddis-i kamil ve ilmiyle de amel eden bir zât idi. Hadîs ilminde, hadîsin illetlerini bilmede, zamanının bir tanesiydi. Rivâyet ettiği hadîsler doğru ve sağlamdı. Allahü teâlânın dînine uymakta çok gayretliydi. Ondan sonra hadîs ilminde illetler mevzu'unda onun gibi bir âlim gelmedi ve bu ilim onunla tamam oldu ve mühürlendi, denilmiştir. Zamanında hadîs, fıkıh, kırâat ve nahiv ilminde parmakla gösterilecek şekilde tanınır, ilminden istifade edilirdi.

    Ebü't-Tayyib: "Dâre Kutnî, hadîste emîr-ül-mü'minîn idi" buyurmuştur. Hakim: "Dare Kutnî, hadîs ilminde hâfız, kuvvetli fehim sahibi, şüphelilerden uzaklaşan, kırâat ilminde ve nahivde imam olan, asrının bir tanesi bir zât idi. 367 senesinde dört ay Bağdâd'da kalıp, gece ve gündüz onunla berâber bulundum ve onun, bana anlatılanların çok fevkinde (üstünde) bir âlim olduğunu anladım." Hatîb-i Bağdâdî ise: "Dare Kutnî, asrının bir tanesi, zamanının imâmı ve müracaat kapısı idi. Hadîs ilmi onunla son bulmuştur. Hadîsin illetlerini, hadîs âlimlerini ve hadîs râvilerinin hallerini bilme, onunla mühürlenmiştir. Doğruluk ve emanet sahibi bir zat olup, sika (sağlam, güvenilir) idi. Hadîs ilmi dışındaki diğer ilimlerde de üstaddır. Mesela; kırâat ilmi. Bu ilimde muhtasar (kısa) bir kitabı olup, bu kitabın başında kırâat ilminin kısımları üzerinde ma'lûmat vermek suretiyle, yeni bir usul ortaya koymuş ve bu usulü sonra gelen âlimler tarafından takib edilmiştir. Dare Kutnî, fıkıh ilminde de büyük âlimdir ki, onun yazmış olduğu Sünen hadîs kitabı buna delalet eder. O, Ebû Sa'îd el-İstahrî'den Şâfiî fıkhını öğrenmiştir." Reca bin Muhammed, Dâre Kutnî'ye; "Kendin gibi bir âlim gördün mü?" diye sordu. Dare Kutnî, Necm sûresi 32. âye-tindeki, nefslerin temize çıkarılmamasını beyân eden kısmı okudu. Reca bin Muhammed bunda çok ısrâr edince, "Benim topladığım şekilde (hadîs-i şerîfi yazdıktan sonra onunla ilgili fıkhî hükümleri beyân ederek) toplayan görmedim" buyurdu. Ebû Zer Abd bin Ahmed, Hatim bin Beyyi'e, "Dâre Kutnî gibisini gördün mü?" diye sordu. Hâtim, "O, kendi gibisini görmedi. Nasıl olur da ben onun gibisini görürüm" cevâbını verdi. Ezherî ise şöyle buyurdu: "Dâre Kutnî, çok zekî idi. Hangi ilimden olursa olsun onun yanında bir şeyden bahsedildiği zaman, onun o ilimde mutlaka bir ma'lûmâtı olduğu görülürdü. Muhammed bin Talha, Dâre Kutnî ile berâber bir yemek da'vetinde bulundu. Söz yemekten açıldı. Konuşma Dâre Kutnî'ye gelince, yemek yeme âdâbının en ince bilgilerine varıncaya kadar anlattı. Gecenin çoğu bununla geçti." Yine Ezherî söyle anlatır: Dare Kutnî'yi, İbn-i Ebîl-Fevaris'e hadîs ilminin illetleri hususundaki bir sorusuna cevap verirken gördüm. Sonra şöyle dedi: "Yâ Ebül-Feth, şark ve garb arasında, bu ilmi benden daha iyi bilen yoktur." İmâm-ı Zehebî ise, "Bu müthiş bir şeydir. Kim bu sözün kıymetini anlamak isterse, Dâre Kutnî'nin "el-İlel" kitabını mütâlaa etsin" buyurmuştur. Hâfız Abdulganî bin Saîd: "Resûlullahın (s.a.v.) hadîslerini bilme hususunda insanların en iyisi Dâre Kutnî'dir; Ali bin el-Medînî kendi vaktinin, Mûsâ bin Hârûn kendi vaktinin, İbn-i Ömer Dâre Kutnî de kendi vaktinin en iyisi, en âlimidir."

    İmâm-ı Buhârî'nin Sahîh'i ve daha başka hadîs kitaplarında, ba'zı hadîs-i şerîfler senedinin (hadîs-i şerîfin rivâyet edenler kısmının) başından bir veya birkaç kişi atlanarak, sadece, falan söyledi, falandan bildirildiği gibi ifadeler kullanılıyor, rivâyet edenlerin isimleri söylenmiyordu. Dâre Kutnî, falan falandan kelimelerini kaldırarak, onların yerine, rivâyet edenlerin bizzat ismini yazdı. Dâre Kutnî buna, hadîs ilminde ilk olarak ta'lik ilmini verdi.

    Yine kendisinin metin ve isnadında, ba'zı râviler tarafından yapılan, ba'zı râvilerin atlamİmâsına (musahhaf), böyle hadîslere de (musahnaf hadîsler) denmiştir. Metin ve isnadlara tam ma'nasıyla vâkıf hadîs imamlarının bilebileceği bu çeşit illet, hadîs ilminin en muhim konularından biridir. İşte, Dare Kutnî bu mevzû'daki ilmi ve tasnîf ettiği kitabıyla çok kitabıyla çok büyük şöhrete kavuşmuştur. Böylece Dâre Kutnî, kendisinden sonra gelen her âlime ışık tutmuş, rehberlik yapmış büyük bir âlim, ilmiyle amel eden büyük abid olmuştur.

    Buyurduğu an boz, onun ilminin en açık alametlerindendir: "Ey Bağdâdlılar, ben sağ iken, hiçbir kimse Resûlullaha (s.a.v.) yalandan söz isnâd edebilir zannetmeyiniz" buyurmuştur. Zamanındaki bid'at ehli, bozuk inanç ve amel sahibi kimseler ile büyük mücâdeleler yapmış, onlarda söz söyleyecek herhangi bir hal bırakmayıp, böylece Ehl-i sünnet vel-cemâate, i'tikâd ve amel bakımından büyük hizmeti olmuştur.

    Ebû Nasr bin Mâkul: "Rü'yamda âhiret bana gösterildi. Dare Kutnî'nin halinden sordum. Bana, "Şu Cennette imam diye çağırılan zât mı?" denildi.

    Dâre Kutnî'nin rivâyet ettiği hadîs-i erîflerden ba'zıları:

    Peygamberimiz (s.a.v.): "Ferâiz ilmini öğrenmeye çalışınız. Bu ilmi gençlere öğretiniz. Ferâiz ilmi din bilgisinin yarısı demektir. Ümmetimin en önce unutacağı şey, bu ilim olacaktır"

    buyurdu.

    Enes bin Mâlik'in söyle dediğini rivâyet etti:

    "Allahü teâlânın gönderdiği hiçbir Peygamber yoktur ki, yüzü ve sesi güzel olmasın! Peygamberimize (s.a.v.) gelince; O yüz ve ses bakımından bütün peygamberlerin en güzelidir."

    Hz. Aişe validemizden rivâyetle haber veriyor; Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu: "Benim üzerime salât-ü selâm getirmeyenin namazını Allahü teâIâ kabul etmez."

    "Bütün hastalıkların başı fazla yemekdir."

    "Vefâtından sonra kim beni ziyâret ederse, beni hayatımda ziyâret etmiş gibi olur."

    "Benim evimle (bir rivâyette ise kabrimle) minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir. Benim minberim, Cennet bahçelerinden bir bahçenin üzerindedir."

    "Kim ki, Mekke'de veya Medîne'de hac veya umreyi yaparken 6Urae, Allah o kimseyi kıyâmet günü öyle diriltir ki, kendisinden hesap sorulmaz, hiç bir azâb da görmez."

    "Hac edip kabrimi ziyâret eden kimse, beni diri iken ziyâret etmiş gibi olur." "Hac edip de, beni ziyâret etmiyen kimse, beni incitmiş olur." "Kabrimi ziyâret edene, şefâatim vâcib oldu." "Mü'min, mü'minin aynasıdır."

    "Benden sonra ba'zı kimseler çıkacak. Onlara rastlarsanız, öldürünüz! Çünkü onlar, müşriktir." Ali (r.a.) bunun alâmeti nedir? diye sordu: "Onlar sana aşırı bağlılık gösterecek, sende bulunmayacak şeyleri, sana söyleyeklerdir. Bunlar, Ebû Bekr'le, Ömer'i kötülerler. Bunlara söğerler. Eshâbıma söğenlere, Allahü teâlâ ve melekler ve bütün insanlar la'net etsin."

    Resûlullah (s.a.v.): "Allahü teâlânın, meleklerin ve bütün insanların la'neti, ümmetimi gaşyeden kimsenin üzerine olsun" buyurdu. "Ümmetinizin gaşyi nedir?" diye Eshâb-i kirâm sordular. Peygamberimiz cevâbında "Dinde olmayan bir şeyi (bid'at) çıkarıp, insanları onu yapmaya sürüklemektir" buyurdu.

    Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Abdest alırken Allahü teâlânın ismini zikreden, Besme-le-i şerîf ile başlayan kimsenin bütün bedeni, Besmele-i şerîf söylemiyenin ise, yalnız yıkadığı (abdest) a'zâları (küçük günahlardan) temizlenir."

    Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Bilal'e "Yâ Bilâl (ezân ve namaz ile) bizi rahatlandır" buyurdu.

    Yine Peygamberimiz (s.a.v.) "Namazınızın tamamlanmasını (kamil olmasını) isterseniz, imâmete en hayırlınızı geçiriniz" buyurdu.

    Ebû Hureyre'den (r.a.) rivâyetle Peygamberimiz (s.a.v.) "Namazını vaktin sonunda kılan kimse; namazını kaçırmış olmamakla beraber, ilk vakitte kılmadığından dolayı kaybettiği fazîlet, bütün dünyâ ve içindekilerden daha hayırlıdır" buyurdu.

    Yine Peygamberimiz (s.a.v.), "Cum'a günü benim üzerime seksen salevât-i şerîfe getiren kimsenin, Allahü teâlâ seksen yıllık günahını mağfiret eder" buyurdu.

    "Sizden biriniz bir arkadaşının bir iyiliğini dilerse, onu duyursun. Zîrâ, bu o kimseyi iyiliğe teşvîk eder ve iyiliğe olan hevesini artırır."

    "Her şeyin bir anahtarı vardır. Cennetin anahtarı da fakîr ve miskînleri sevmekdir. Fakîr ve miskînler, sabırları sebebiyle kıyâmet günü Allahü teâlâya yakîn bulunacaklar.

    Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Kul, birçok iyi ameller işler. Bu ameller mühürlü bir zarfla melekler tarafından Allaha yükseltilir ve bu zarf Allahın huzuruna konur. Allahü teâlâ: "Bu zarfı atınız, zîrâ bunun içindeki amel, benim rızâm için yapılmamıştır" buyurur. Sonra Allahü teâlâ melekleri çağırır ve "Şu şu amelleri ona yazınız" buyurur Melekler, "Yâ Rabbi, o bunların hiçbirini yapmadı" derler. Allahü teâlâ "Yapmadı amma, yapmaya niyet etti" buyurur."

    Peygamberimiz (s..v.) "Allahü teâlânın indinde bir dirhem fâiz, otuz zinâdan daha büyük günahtır"

    Yine Peygamberimiz, "Bir mü'minin, din kardeşi hakkında gıyâben yaptığı duâ reddolmaz" buyurdu.

    "Allahü teâlâ bu dîni kendi zâtı için hâlis kıldı. Sizin bu dîninize cömertlik ve güzel huydan başkası yakışmaz. Dikkat ediniz, dîninizi bu iki hasletle süsleyiniz."

    "Allahü teâlâ bütün velîlerini (dostlarını), cömert ve güzel ahlâklı kılmıştır."

    "Cömertlik Cennette bir ağaçtır. Cömerd olan kimse, onun bir dalını yakalamıştır. O dal, onu Cennete götürmeden bırakmaz. Cimrilik de Cehennemde bir ağaçtır. Cimri de bu ağacın bir dalına yapışmıştır. O dal, o kimseyi Cehenneme götürmeden bırakmaz."

    "Cömerdin (ikrâm ettiği) yemeği şifâ, cimrinin (ikrâm ettiği) yemeği ise hastalıktr."

    Peygamberimiz (s.a.v.): "Ümmetimin sâlihlerinin Cennete girmeleri, namaz ve orucları sebebiyle değil, cömerdlik, müslümanlara karşı kalblerinde kötülük beslememeleri ve müslümanlara nasithatleri sâyesindedir" buyurdular.

    Dâre Kutnî'nin eserlerine gelince: Bunların en meşhûru, "Sünen" hadîs kitabıdır. Bu eserinde, diğer sünen kitaplarının belli şekline uymayarak, yahut muhim fıkıh mes'elelerine dâir hadîsleri ve bunların muhtelif rivâyetlerini (senetlerini) verir. Bu eseri, onu fıkıh ilmindeki yüksek derecesini göstermeye kâfidir. "İlel-ül-hadîs" kitabı, hâfızasından talebelerine yazdırdıklarından meydana gelmiş olup neşredilmiştir. "İlzâmât ale's-Sahihayn" adlı eserinde, Buhârî ve Müslim'in hadîs alma şartlarına uyduğu hâlde, eserlerine almadıkları Sahih hadîsleri toplamıştır.

    Kitâb-ul-istidrâkât ve't-tetebbu': Buhârî ve Muslim'deki ba'zı hadîsler hakkında bilgi vermektedir. Ayrıca Kitab-ül-erbaîn, Kitâb-ül-ifrâd, Kitâb-ul-emâlî, Kitâb-ül-mastacfîd, Kitâb-ur-rü'yâ, Kitab-üt-tashîf, Kitab-ül-kırâat gibi çok kıymetli kitapları vardır.



    KAYNAKLAR

    1) Tabakât-üş-şafiiyye cild-3, sh-462

    2) Tam İlmihâl Se'âdet-i Ebediyye sh-378, 944, 996

    3) Târih-i Bağdâd cild-12, sh-34

    4) Tezkiret-ül-huffâz cild-3, sh-991

    5) Miftâh-üs-se'âde cild-1, sh-166, 167, cild-2, sh-83, 129, 140, 141, 297

    6) Vefeyât-ül-a'yân cild-3, sh-297

    7) Şezerât-üz-zeheb cild-3, sh-116





+ Yorum Gönder