Konusunu Oylayın.: Bağnazlık ne demektir hangi davranışlar bağnazlık göstergesidir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Bağnazlık ne demektir hangi davranışlar bağnazlık göstergesidir?
  1. 18.Nisan.2011, 17:08
    1
    Misafir

    Bağnazlık ne demektir hangi davranışlar bağnazlık göstergesidir?






    Bağnazlık ne demektir hangi davranışlar bağnazlık göstergesidir? Mumsema Bağnazlık ne demektir hangi davranışlar bağnazlık
    göstergesidir? bilgi verirmisiniz


  2. 18.Nisan.2011, 17:08
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 03.Ağustos.2013, 09:27
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Bağnazlık ne demektir hangi davranışlar bağnazlık göstergesidir?




    Taassup, diğer adıyla bağnazlık; bir şeye, körü körüne bağlanmak, doğru veya yanlışlığına bakmaksızın bir fikrin savunmasını yapmaktır. Bütün gerçekler kendisine gösterildiği halde, kabul etmeyen, kendi indi ve hatalı görüşünde körü körüne ısrar eden katı kimseye mutaassıp veya günümüz kavramıyla bağnaz denir. Taassupda kör bir tarafgirlik ve doğruluğu hiç araştırılmadan karşıt düşünceyi inkâr vardır. Taassubun, insanların ve toplulukların sahip oldukları fikir, inanç ve düşüncelerini terk etmemek isteği ve bunları sonuna kadar, körü körüne inatla savunma hareketi olduğu görülür. Birçok hallerde bunun içine başka fikir ve kanaatlere düşman kesilmek ve onlara hayat hakkı tanımayarak tecavüzkâr olmak gibi vasıflar da karışır. Taassup sahiplerine mutaassıp denir.

    Taassup anlayışında üç faktör göze çarpmaktadır. Birincisi, grupların düşünce ve doğrularının, tek doğru olarak algılanmasındaki ısrar. İkincisi, kendilerinin dışındaki gruplara yaşam hakkı tanınmama üzerine takınılan düşmanca tavır. Üçüncüsü ise, yanlış, hatalı düşünce ve fikirlere bile itiraz edememe, hatta yanlışı doğru olarak görecek kadar ileri gidebilen bir akıl tutulması.

    Her inancın ve düşünce ekollerinin fanatik, bağnaz taraftarlarının, mutaassıplarının olması sosyolojik bir gerçektir. Günümüzde mutaassıp kavramı, aynen muhafazakâr kavramında olduğu gibi yanlış bir şekilde, dünya görüşünü ve yaşam tarzını belirlerken dini referans alan insanlar (Müslümanlar) için kullanılmaktadır. Beşeri ideolojileri savunan insanların İslamî grup ve cemaatlara isnat ettikleri taassup ithamı, dini öğretilerin hiçbir şekilde değiştirilemez olduğu anlayışına olan itirazlarından kaynaklanmaktadır. Dinin değişmeyen hükümleri (sabiteleri) olduğu gibi değişen, değişmesi gereken hükümleri (değişkenleri) de vardır. Dinin değişmeyen hükümleri onun evrensel olma özelliğini yansıtır. Aslında Müslümanlara karşı mutaassıplık, bağnazlık isnadında bulunan kişilerin bu ithamı, dinin değişmeyen hükümleri üzerine değildir. Zira dinin değişmeyen esaslarındaki tartışma, iman etmek veya etmemek şeklinde ortaya çıkmaktadır. Onların asıl ithamları, “Müslümanların sosyal hayat içerisinde, hiçbir İslamî esas ve emirleri akıl süzgecinden geçirmeden kabul etmeleri, zamanın değişmesine rağmen usul ve esasların katı bir şekilde muhafaza edilmesi”ne olan itirazlarıdır. Buradaki itham aslında, dinin değişkenlerine ilişkindir. Dinin değişkenleri bu dinin, insanların sosyal hayatlarında karşılaştıkları problemlere çözümler üretmesiyle, dinin toplumsal hayata uyarlanmasıyla ilgilidir. Dinin yaşanabilir bir din olması özelliğini yansıtmaktadır. Toplumda dinin sabiteleri ile zaman içerisinde değişmesi gereken esasları tamamen birbirine karıştırıldığı için, bu gruplar tarafından Müslümanlara mutaassıp, bağnaz eleştirisi yapılmaktadır. Bu karışıklık Müslümanlar arasında da yaşanmaktadır. Zira birçok Müslüman dine ilişkin duyduğu, okuduğu her şeyi iman esasları gibi dinin sabitelerinden addetmektedir. Dine ilişkin duydukları veya okudukları bir takım hüküm ve esasların, değişebilirliğini kabul etmeyen, tartışılmasına dahi müsamaha göstermeyen Müslümanlar vardır.

    Değişen dünyada toplumun ihtiyaçlarına Kuran ve sünnet çerçevesinde yaşanabilir çözümler üretemeyen, kadim geleneğimizin birikimlerini basiretli bir şekilde yorumlayarak gelecek neslin problemlerine vahiy penceresinden ışık tutamayan, aksine; geleneğe sımsıkı sarılarak onun yorumunu İslam’ın yozlaştırılması şeklinde algılayan, ihlâslı ve samimi Müslüman ilim adamlarının bu husustaki görüşlerini serdetmesine bile tahammül edemeyen insanlar (Müslümanlar) taassup içerisindedirler.

    Beşeri ideolojileri savunan kişi ve grupların İslamî camiaya olan bağnazlık isnadının altında bu şekil bir yanlış anlama yatmaktadır. Burada asla dinin sabitelerinden bahsetmiyorum. Adam öldürmenin, hırsızlığın, kumarın... suç sayılıp sayılmamasından bahsetmiyorum. Namazın, orucun, cihadın... farz olup olmamasından bahsetmiyorum. Zaman içerisinde toplumsal problemlerin farklılaşması ve değişmesi ile ortaya çıkan yeni olaylara ve durumlara dini esaslar çerçevesinde yapılan çözüm önerilerine ilişkin bazı uygulamalardan bahsediyoruz. Bu açıdan bakıldığında tüm Müslümanların din anlayışını yeniden gözden geçirmesi gerekmektedir. Bazı Müslümanların din hakkında her okuduğunu dinin sabit bir hükmü gibi algılayıp onu başkalarına dayatması, kendileri gibi amel etmeyenleri dinin dışına itmeleri, Müslümanlara bağnazlık eleştirisi yapan çevrelere haklılık vermektedir.

    Müslüman camia tarafından beşeri ideolojileri savunan gruba karşı isnat edilen bağnazlık çok farklı bir gerekçeden kaynaklanmaktadır. Beşeri ideolojileri savunan grupların düşünce yapılarında sabitelerden bahsetmek zordur. Bu grupların düşünce yapılarında değişim vardır. Fakat bu grupların ortak bir özelliği var ki, bu asla değişmemektedir. O da dine karşı olan önyargılı, bağnazca tutum ve davranışlarıdır. İşte İslamî camia bu kesime karşı bu noktadan bağnazlık isnadında bulunmaktadırlar. Bu gruplar için din aktif olmamalı, sosyal hayata dair kurallar belirlememeli. Sosyal hayat içerisinde kişi, dini bir endişe ve kaygı taşımamalı. Din, Allah ile kul arasında mistik bir havada cereyan etmeli. Fakat din, sosyal hayata ve davranışlara müdahil olduğu için, bu guplar dine ve Müslümanlara karşı katı ve düşmanca bir tavır içerisine girerek; hiçbir şekilde doğruluğunu değerlendirmeden, reddetme yoluna gitmektedirler.

    Bu bağnazca tutum insan hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmasına, Müslümanlara ikinci sınıf insan muamelesi yapılmasına ve şiddet uygulamaya kadar gitmektedir. Bu grupların katı bir taassup ve bağnazlığa düşmesinde ikinci bir etkende ellerindeki rantın başkaları tarafından paylaşılması endişesidir. İslamî düşünceye karşı bir söylem geliştiremeyen bu gruplar, ellerindeki rantın gitmemesi için kendilerinin de inanmadıkları bazı argümanlar ortaya koyarak gülünç duruma düşmektedirler. Geçmişten beri yaşadığımız olaylar (siyasi iktidar kavgası, başörtüsü mücadelesi, imam hatipliler fobisi, ...) bunun birer örnekleridir.


  4. 03.Ağustos.2013, 09:27
    2
    Editör



    Taassup, diğer adıyla bağnazlık; bir şeye, körü körüne bağlanmak, doğru veya yanlışlığına bakmaksızın bir fikrin savunmasını yapmaktır. Bütün gerçekler kendisine gösterildiği halde, kabul etmeyen, kendi indi ve hatalı görüşünde körü körüne ısrar eden katı kimseye mutaassıp veya günümüz kavramıyla bağnaz denir. Taassupda kör bir tarafgirlik ve doğruluğu hiç araştırılmadan karşıt düşünceyi inkâr vardır. Taassubun, insanların ve toplulukların sahip oldukları fikir, inanç ve düşüncelerini terk etmemek isteği ve bunları sonuna kadar, körü körüne inatla savunma hareketi olduğu görülür. Birçok hallerde bunun içine başka fikir ve kanaatlere düşman kesilmek ve onlara hayat hakkı tanımayarak tecavüzkâr olmak gibi vasıflar da karışır. Taassup sahiplerine mutaassıp denir.

    Taassup anlayışında üç faktör göze çarpmaktadır. Birincisi, grupların düşünce ve doğrularının, tek doğru olarak algılanmasındaki ısrar. İkincisi, kendilerinin dışındaki gruplara yaşam hakkı tanınmama üzerine takınılan düşmanca tavır. Üçüncüsü ise, yanlış, hatalı düşünce ve fikirlere bile itiraz edememe, hatta yanlışı doğru olarak görecek kadar ileri gidebilen bir akıl tutulması.

    Her inancın ve düşünce ekollerinin fanatik, bağnaz taraftarlarının, mutaassıplarının olması sosyolojik bir gerçektir. Günümüzde mutaassıp kavramı, aynen muhafazakâr kavramında olduğu gibi yanlış bir şekilde, dünya görüşünü ve yaşam tarzını belirlerken dini referans alan insanlar (Müslümanlar) için kullanılmaktadır. Beşeri ideolojileri savunan insanların İslamî grup ve cemaatlara isnat ettikleri taassup ithamı, dini öğretilerin hiçbir şekilde değiştirilemez olduğu anlayışına olan itirazlarından kaynaklanmaktadır. Dinin değişmeyen hükümleri (sabiteleri) olduğu gibi değişen, değişmesi gereken hükümleri (değişkenleri) de vardır. Dinin değişmeyen hükümleri onun evrensel olma özelliğini yansıtır. Aslında Müslümanlara karşı mutaassıplık, bağnazlık isnadında bulunan kişilerin bu ithamı, dinin değişmeyen hükümleri üzerine değildir. Zira dinin değişmeyen esaslarındaki tartışma, iman etmek veya etmemek şeklinde ortaya çıkmaktadır. Onların asıl ithamları, “Müslümanların sosyal hayat içerisinde, hiçbir İslamî esas ve emirleri akıl süzgecinden geçirmeden kabul etmeleri, zamanın değişmesine rağmen usul ve esasların katı bir şekilde muhafaza edilmesi”ne olan itirazlarıdır. Buradaki itham aslında, dinin değişkenlerine ilişkindir. Dinin değişkenleri bu dinin, insanların sosyal hayatlarında karşılaştıkları problemlere çözümler üretmesiyle, dinin toplumsal hayata uyarlanmasıyla ilgilidir. Dinin yaşanabilir bir din olması özelliğini yansıtmaktadır. Toplumda dinin sabiteleri ile zaman içerisinde değişmesi gereken esasları tamamen birbirine karıştırıldığı için, bu gruplar tarafından Müslümanlara mutaassıp, bağnaz eleştirisi yapılmaktadır. Bu karışıklık Müslümanlar arasında da yaşanmaktadır. Zira birçok Müslüman dine ilişkin duyduğu, okuduğu her şeyi iman esasları gibi dinin sabitelerinden addetmektedir. Dine ilişkin duydukları veya okudukları bir takım hüküm ve esasların, değişebilirliğini kabul etmeyen, tartışılmasına dahi müsamaha göstermeyen Müslümanlar vardır.

    Değişen dünyada toplumun ihtiyaçlarına Kuran ve sünnet çerçevesinde yaşanabilir çözümler üretemeyen, kadim geleneğimizin birikimlerini basiretli bir şekilde yorumlayarak gelecek neslin problemlerine vahiy penceresinden ışık tutamayan, aksine; geleneğe sımsıkı sarılarak onun yorumunu İslam’ın yozlaştırılması şeklinde algılayan, ihlâslı ve samimi Müslüman ilim adamlarının bu husustaki görüşlerini serdetmesine bile tahammül edemeyen insanlar (Müslümanlar) taassup içerisindedirler.

    Beşeri ideolojileri savunan kişi ve grupların İslamî camiaya olan bağnazlık isnadının altında bu şekil bir yanlış anlama yatmaktadır. Burada asla dinin sabitelerinden bahsetmiyorum. Adam öldürmenin, hırsızlığın, kumarın... suç sayılıp sayılmamasından bahsetmiyorum. Namazın, orucun, cihadın... farz olup olmamasından bahsetmiyorum. Zaman içerisinde toplumsal problemlerin farklılaşması ve değişmesi ile ortaya çıkan yeni olaylara ve durumlara dini esaslar çerçevesinde yapılan çözüm önerilerine ilişkin bazı uygulamalardan bahsediyoruz. Bu açıdan bakıldığında tüm Müslümanların din anlayışını yeniden gözden geçirmesi gerekmektedir. Bazı Müslümanların din hakkında her okuduğunu dinin sabit bir hükmü gibi algılayıp onu başkalarına dayatması, kendileri gibi amel etmeyenleri dinin dışına itmeleri, Müslümanlara bağnazlık eleştirisi yapan çevrelere haklılık vermektedir.

    Müslüman camia tarafından beşeri ideolojileri savunan gruba karşı isnat edilen bağnazlık çok farklı bir gerekçeden kaynaklanmaktadır. Beşeri ideolojileri savunan grupların düşünce yapılarında sabitelerden bahsetmek zordur. Bu grupların düşünce yapılarında değişim vardır. Fakat bu grupların ortak bir özelliği var ki, bu asla değişmemektedir. O da dine karşı olan önyargılı, bağnazca tutum ve davranışlarıdır. İşte İslamî camia bu kesime karşı bu noktadan bağnazlık isnadında bulunmaktadırlar. Bu gruplar için din aktif olmamalı, sosyal hayata dair kurallar belirlememeli. Sosyal hayat içerisinde kişi, dini bir endişe ve kaygı taşımamalı. Din, Allah ile kul arasında mistik bir havada cereyan etmeli. Fakat din, sosyal hayata ve davranışlara müdahil olduğu için, bu guplar dine ve Müslümanlara karşı katı ve düşmanca bir tavır içerisine girerek; hiçbir şekilde doğruluğunu değerlendirmeden, reddetme yoluna gitmektedirler.

    Bu bağnazca tutum insan hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmasına, Müslümanlara ikinci sınıf insan muamelesi yapılmasına ve şiddet uygulamaya kadar gitmektedir. Bu grupların katı bir taassup ve bağnazlığa düşmesinde ikinci bir etkende ellerindeki rantın başkaları tarafından paylaşılması endişesidir. İslamî düşünceye karşı bir söylem geliştiremeyen bu gruplar, ellerindeki rantın gitmemesi için kendilerinin de inanmadıkları bazı argümanlar ortaya koyarak gülünç duruma düşmektedirler. Geçmişten beri yaşadığımız olaylar (siyasi iktidar kavgası, başörtüsü mücadelesi, imam hatipliler fobisi, ...) bunun birer örnekleridir.





+ Yorum Gönder