Konusunu Oylayın.: Mustafa İslamoğlu'nun Sekiz Mart Dünya kadınlar gününde yayınlanan şiiri...

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Mustafa İslamoğlu'nun Sekiz Mart Dünya kadınlar gününde yayınlanan şiiri...
  1. 17.Nisan.2011, 11:26
    1
    Misafir

    Mustafa İslamoğlu'nun Sekiz Mart Dünya kadınlar gününde yayınlanan şiiri...






    Mustafa İslamoğlu'nun Sekiz Mart Dünya kadınlar gününde yayınlanan şiiri... Mumsema Sekiz Mart Dünya kadınlar gününde yayınlanan
    Mustafa İslamoğlu'nun kadınlarla ilgili şiirini istiyorum...


  2. 17.Nisan.2011, 11:26
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Sekiz Mart Dünya kadınlar gününde yayınlanan
    Mustafa İslamoğlu'nun kadınlarla ilgili şiirini istiyorum...


    Benzer Konular

    - 8 Mart Dünya Kadınlar Günü hakkında bizlere bilgi verebilir misiniz?

    - Salavat Mustafa İslamoğlu

    - Mustafa İslamoğlu kimdir ?

    - Hz. Meryem - Mustafa İslamoğlu

    - Mustafa İslamoğlu-Kızgın Yürek Şiiri

  3. 17.Nisan.2011, 13:45
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Mustafa İslamoğlu'nun Sekiz Mart Dünya kadınlar gününde yayınlanan şiiri...




    ifk gazeli
    eteğinde çamur anne, eteğinde ateş
    sanki Kudüs oldun anne, yüzün bir güneş
    o ne avuçladığın anne ellerin yanmış
    ruhlar ağlaşıyor yine, melekler ayaklanmış
    denizler kabardı sen dur, denizler kabardı
    bu ırmaklar yokken anne gözlerin vardı
    kundaklanmış saçlarından kıvılcım düştü
    yaralanmış tüm aşıklar ona üşüştü
    yıldızları mı küstürdük uçup giden ne?
    belki yoruldu melekler göğü tut anne
    eteğinde çamur anne, eteğinde ateş
    sanki Kudüs oldun anne, yüzün bir güneş
    II
    sarı şiir

    sen güneşin yıkandığı denizsin
    hüzünlerin cennetisin ey sahra
    vahaların olsun cümle ormanlar
    sen de şiirlerin ormanısın ya
    bir deve kervanı çöl sükutunda
    velut bir anadır şiir doğurur
    artık kelimeler bir bedevidir
    her ayak sesinden şiir yoğurur
    şairin ölümü bir fırtınadır
    bu sarı denizde kopar vaveyla
    kaybolan şiiri çağırmak için
    şairler Mecnun’dur sahra bir Leyla
    hasna bir devenin tek vuruşundan
    kaş vezin doğurdun ve de kaç hüzün
    sesini alırım hüma kuşundan
    failatün failatün failün

    zeyl-a

    çöllerin benzi sarıdır
    veremli bir gelin gibi
    anne elin kınalıdır
    yüreğin de elin gibi
    III
    gerdanlık

    Beni Mustalık bir hüzün seferi
    göklerin gelini kum denizinde
    yüzüyor,yüzüyor ışıktan gemi
    bir ay taşınıyor hevdec içinde
    gün batımı vakti göğün perçemi
    kumlara değerken bir iniltidir
    -ey hevdec bir kere göster annemi
    duaların tam icabet vaktidir
    göklerin gelini bir hüma kuşu
    aydan önce doğan bir ay gibidir
    sarı şiir şimdi sermest bir halde
    asılmakta göğün halkalarına
    ve kader bıçağı ipe değince
    sırça bir kalp çarpar hüzün dağına
    güneş o var diye terkeder çölü
    ay sessizce gelir durur yanına
    ufuk bahtı gibi karaya çalar
    artık erişilmez gam kervanına
    göklerin gelini uykuya dalar
    zeyl-b
    hüznü hüzne vurdun anne
    yüreğe dert kurdun anne
    gözyaşını Yusuf diye
    rüzgara savurdun anne

    IV
    zafir taşı

    Kervan gelir Yemen’den yükü zafir taşıdır
    tüm gelinlik kızların ilk gençlik rüyasıdır
    bu taş bir parça siyah bir parça kan kırmızı
    belki Salih Nebi’nin devesinin kanıdır
    o siyah bir belayı gerdanlara taşıyan
    gerdanlıklar belki de bir gazap nişanıdır
    nice gafil davranıp geçirmişim boynuma
    bu takı değil sanki bir bela tasmasıdır
    kırılan ip ip değil pak yüreğimmiş benim
    dökülen de taş değil gözlerimin yaşıdır
    ve “fe sabrun cemilun v’Allah’l-müsteanu…”
    ki O biliyor bir tek,bu iffet savaşıdır

    V
    ifk
    nur ordusunun bir soylu neferi
    çöl serinliğinde nur aramakta
    Saffan ibni Muattal es-Sülemi
    gecenin göğsünden huzur sağmakta
    içinde bir deniz sakin mi sakin
    birden kabarmakta,dalgalanmakta
    -O’ndan geldik O’na döneceğiz biz
    ey annemiz işte devem,buyur,bin
    kutsal emaneti o taşımakta
    kafile görünür tan ağarırken
    emaneti ulaştırır şafakta
    bazı gözler ihanete ayarlı
    bazı gözler takılmıştır çapakta
    göklerin gelini yalnız sorudur
    düşman sınanmakta,dost sınanmakta
    atılmıştır pak damene bir çamur
    Allah yıkamağa hazırlanmakta
    düşman atsın taşlarını gam değil
    dostun attığı gül yaralamakta
    göklerin gelini baba evinde
    çektiği ah yeri göğü sarsmakta

    Ümmü Rûman sanki kurumuş çınar
    Sıddîk dostluk için bedel ödüyor
    gelin gözlerini dikmiş o nura
    nur da her an göğe nazar ediyor
    bir Yusufcuk konmuş hurma dalına
    telaşlı telaşlı bir şeyler diyor
    halden anlamayan zavallılara
    aldığı haberi tefsir edeyor:
    bakma insanlara göğün gelini
    sen göğünsün,göğe aç ellerini
    eğer kullanırsan kor yüreğini
    v’Allahi sallarsın arş direğini
    ve göğün gelini yüzünü döner
    meleklerde sükut fırtına diner
    bir yaralı gönle hassas kapılar
    açılır,açılır ardına kadar
    gözyaşından kanat dua kuşuna
    ışık hızı erişmez uçuşuna
    nur sevgili gelir:müjde Hümeyra
    Rab akladı seni senâ et O’na
    birden aydınlanır yüzü Sıddîk’ın
    ve Ümmü Rûmân’a taze can gelir
    yüreğin umudu emdiği bu an
    Yakub’un gözünün gördüğü andır
    Adem’in Havva’ya kavuştuğu dem
    Nuh’un toprağa yüz sürdüğü andır
    İbrahim’e ateş cennet kesildi
    İsmail’in kurtulduğu zamandır
    ebeveynin gözü güne can verir
    ve derler,teşekkür etmelisin sen
    tek cevap göklerin hür gelininden:
    Rabb’ime teşekkür ediyorum ben
    Meryem saflığında bir de itiraf:
    vahiy benim için inmez sanmıştım
    binler şükür olsun ben aldanmıştım
    ey yerin annesi gökler gelini
    Yusuf’u zamandan çekme elini
    ey yerin annesi gökler gelini
    Yusuf’u zamandan çekme elini
    zeyl-c
    örtüne çiçek düşürdüm
    namluya duanı sürdüm
    sen ağlamasaydın anne
    gül mevsiminde üşürdüm
    VII
    güneşimi vurdular
    dalgalar sırılsıklam, dökülmüş elleri kolları
    yorgun argın, güneşi kıyıya sürüklüyorlar
    kıran kırana vuruşuyor hüzün mavisi ışıkları
    ıskalayan tüm kurşunlar onda karar kıldılar
    çoktan gelmiş olmalıydı göğün ak kanatlıları
    beni alıp götürmedi, neden bu sabah sular
    sahi,
    unutmuşum,
    güneşimi vurdular
    denize düşerken gördüm aldırmıyordu insanlar
    bulutların arasından yuvarlandı koya
    önce burna çarptı çığlık çığlığa kayalıklar
    sonra can havliyle devrildi suya
    ah…bayram etti cümle balıklar
    ama bir gariplik var, hiç ağlamazdı kuşlar
    sahi,
    unutmuşum,
    güneşimi vurdular
    ışıktan öpücük konduruyor sahile sular
    ellerim hatırassı, güneş bulaşıığı ellerim
    abdest organlarımda hâlâ izi var
    şafağın bitmesini boşuna beklemişim
    gözlerime ne oldu, neden bir tuhaf oldular
    sahi,
    unutmuşum,
    güneşimi vurdular
    ne geceler atardım önüne,hepsini de yerdi
    ayrılığı felaket, yanımdayken burnuma tüterdi
    eyvah ki yalnız beni değil yıldızları da kırdılar
    onlarsız yapamaz, bilirim, hep koynunda yatardı
    geç oldu, hâlâ anlayamadım, saati niçin sordular?
    Sahi,
    unutmuşum,
    güneşimi vurdular
    tam alır yerinden yemiş kurşunu güneş
    melekler her ahından bir cehennem yontarlar
    güneş ki masum kadınların iffetine eş
    göklerin maksadı ne ki kırılıyor gerdanlar
    neden beni okşayan melekler uykudalar
    sahi,
    unutmuşum,
    güneşimi vurdular.
    1992-96
    Mustafa İslamoğlu



  4. 17.Nisan.2011, 13:45
    2
    Silent and lonely rains



    ifk gazeli
    eteğinde çamur anne, eteğinde ateş
    sanki Kudüs oldun anne, yüzün bir güneş
    o ne avuçladığın anne ellerin yanmış
    ruhlar ağlaşıyor yine, melekler ayaklanmış
    denizler kabardı sen dur, denizler kabardı
    bu ırmaklar yokken anne gözlerin vardı
    kundaklanmış saçlarından kıvılcım düştü
    yaralanmış tüm aşıklar ona üşüştü
    yıldızları mı küstürdük uçup giden ne?
    belki yoruldu melekler göğü tut anne
    eteğinde çamur anne, eteğinde ateş
    sanki Kudüs oldun anne, yüzün bir güneş
    II
    sarı şiir

    sen güneşin yıkandığı denizsin
    hüzünlerin cennetisin ey sahra
    vahaların olsun cümle ormanlar
    sen de şiirlerin ormanısın ya
    bir deve kervanı çöl sükutunda
    velut bir anadır şiir doğurur
    artık kelimeler bir bedevidir
    her ayak sesinden şiir yoğurur
    şairin ölümü bir fırtınadır
    bu sarı denizde kopar vaveyla
    kaybolan şiiri çağırmak için
    şairler Mecnun’dur sahra bir Leyla
    hasna bir devenin tek vuruşundan
    kaş vezin doğurdun ve de kaç hüzün
    sesini alırım hüma kuşundan
    failatün failatün failün

    zeyl-a

    çöllerin benzi sarıdır
    veremli bir gelin gibi
    anne elin kınalıdır
    yüreğin de elin gibi
    III
    gerdanlık

    Beni Mustalık bir hüzün seferi
    göklerin gelini kum denizinde
    yüzüyor,yüzüyor ışıktan gemi
    bir ay taşınıyor hevdec içinde
    gün batımı vakti göğün perçemi
    kumlara değerken bir iniltidir
    -ey hevdec bir kere göster annemi
    duaların tam icabet vaktidir
    göklerin gelini bir hüma kuşu
    aydan önce doğan bir ay gibidir
    sarı şiir şimdi sermest bir halde
    asılmakta göğün halkalarına
    ve kader bıçağı ipe değince
    sırça bir kalp çarpar hüzün dağına
    güneş o var diye terkeder çölü
    ay sessizce gelir durur yanına
    ufuk bahtı gibi karaya çalar
    artık erişilmez gam kervanına
    göklerin gelini uykuya dalar
    zeyl-b
    hüznü hüzne vurdun anne
    yüreğe dert kurdun anne
    gözyaşını Yusuf diye
    rüzgara savurdun anne

    IV
    zafir taşı

    Kervan gelir Yemen’den yükü zafir taşıdır
    tüm gelinlik kızların ilk gençlik rüyasıdır
    bu taş bir parça siyah bir parça kan kırmızı
    belki Salih Nebi’nin devesinin kanıdır
    o siyah bir belayı gerdanlara taşıyan
    gerdanlıklar belki de bir gazap nişanıdır
    nice gafil davranıp geçirmişim boynuma
    bu takı değil sanki bir bela tasmasıdır
    kırılan ip ip değil pak yüreğimmiş benim
    dökülen de taş değil gözlerimin yaşıdır
    ve “fe sabrun cemilun v’Allah’l-müsteanu…”
    ki O biliyor bir tek,bu iffet savaşıdır

    V
    ifk
    nur ordusunun bir soylu neferi
    çöl serinliğinde nur aramakta
    Saffan ibni Muattal es-Sülemi
    gecenin göğsünden huzur sağmakta
    içinde bir deniz sakin mi sakin
    birden kabarmakta,dalgalanmakta
    -O’ndan geldik O’na döneceğiz biz
    ey annemiz işte devem,buyur,bin
    kutsal emaneti o taşımakta
    kafile görünür tan ağarırken
    emaneti ulaştırır şafakta
    bazı gözler ihanete ayarlı
    bazı gözler takılmıştır çapakta
    göklerin gelini yalnız sorudur
    düşman sınanmakta,dost sınanmakta
    atılmıştır pak damene bir çamur
    Allah yıkamağa hazırlanmakta
    düşman atsın taşlarını gam değil
    dostun attığı gül yaralamakta
    göklerin gelini baba evinde
    çektiği ah yeri göğü sarsmakta

    Ümmü Rûman sanki kurumuş çınar
    Sıddîk dostluk için bedel ödüyor
    gelin gözlerini dikmiş o nura
    nur da her an göğe nazar ediyor
    bir Yusufcuk konmuş hurma dalına
    telaşlı telaşlı bir şeyler diyor
    halden anlamayan zavallılara
    aldığı haberi tefsir edeyor:
    bakma insanlara göğün gelini
    sen göğünsün,göğe aç ellerini
    eğer kullanırsan kor yüreğini
    v’Allahi sallarsın arş direğini
    ve göğün gelini yüzünü döner
    meleklerde sükut fırtına diner
    bir yaralı gönle hassas kapılar
    açılır,açılır ardına kadar
    gözyaşından kanat dua kuşuna
    ışık hızı erişmez uçuşuna
    nur sevgili gelir:müjde Hümeyra
    Rab akladı seni senâ et O’na
    birden aydınlanır yüzü Sıddîk’ın
    ve Ümmü Rûmân’a taze can gelir
    yüreğin umudu emdiği bu an
    Yakub’un gözünün gördüğü andır
    Adem’in Havva’ya kavuştuğu dem
    Nuh’un toprağa yüz sürdüğü andır
    İbrahim’e ateş cennet kesildi
    İsmail’in kurtulduğu zamandır
    ebeveynin gözü güne can verir
    ve derler,teşekkür etmelisin sen
    tek cevap göklerin hür gelininden:
    Rabb’ime teşekkür ediyorum ben
    Meryem saflığında bir de itiraf:
    vahiy benim için inmez sanmıştım
    binler şükür olsun ben aldanmıştım
    ey yerin annesi gökler gelini
    Yusuf’u zamandan çekme elini
    ey yerin annesi gökler gelini
    Yusuf’u zamandan çekme elini
    zeyl-c
    örtüne çiçek düşürdüm
    namluya duanı sürdüm
    sen ağlamasaydın anne
    gül mevsiminde üşürdüm
    VII
    güneşimi vurdular
    dalgalar sırılsıklam, dökülmüş elleri kolları
    yorgun argın, güneşi kıyıya sürüklüyorlar
    kıran kırana vuruşuyor hüzün mavisi ışıkları
    ıskalayan tüm kurşunlar onda karar kıldılar
    çoktan gelmiş olmalıydı göğün ak kanatlıları
    beni alıp götürmedi, neden bu sabah sular
    sahi,
    unutmuşum,
    güneşimi vurdular
    denize düşerken gördüm aldırmıyordu insanlar
    bulutların arasından yuvarlandı koya
    önce burna çarptı çığlık çığlığa kayalıklar
    sonra can havliyle devrildi suya
    ah…bayram etti cümle balıklar
    ama bir gariplik var, hiç ağlamazdı kuşlar
    sahi,
    unutmuşum,
    güneşimi vurdular
    ışıktan öpücük konduruyor sahile sular
    ellerim hatırassı, güneş bulaşıığı ellerim
    abdest organlarımda hâlâ izi var
    şafağın bitmesini boşuna beklemişim
    gözlerime ne oldu, neden bir tuhaf oldular
    sahi,
    unutmuşum,
    güneşimi vurdular
    ne geceler atardım önüne,hepsini de yerdi
    ayrılığı felaket, yanımdayken burnuma tüterdi
    eyvah ki yalnız beni değil yıldızları da kırdılar
    onlarsız yapamaz, bilirim, hep koynunda yatardı
    geç oldu, hâlâ anlayamadım, saati niçin sordular?
    Sahi,
    unutmuşum,
    güneşimi vurdular
    tam alır yerinden yemiş kurşunu güneş
    melekler her ahından bir cehennem yontarlar
    güneş ki masum kadınların iffetine eş
    göklerin maksadı ne ki kırılıyor gerdanlar
    neden beni okşayan melekler uykudalar
    sahi,
    unutmuşum,
    güneşimi vurdular.
    1992-96
    Mustafa İslamoğlu






+ Yorum Gönder