Konusunu Oylayın.: Yarım Hoca ve Yarım Doktor ne demek?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Yarım Hoca ve Yarım Doktor ne demek?
  1. 16.Nisan.2011, 23:48
    1
    Misafir

    Yarım Hoca ve Yarım Doktor ne demek?






    Yarım Hoca ve Yarım Doktor ne demek? Mumsema Yarım hoca ve Yarım Doktor ne demek?


  2. 16.Nisan.2011, 23:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 17.Nisan.2011, 03:26
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Yarım Hoca ve Yarım Doktor ne demek?




    EBUBEKİR SİFİL

    Başlıktaki sözü bilmeyen yoktur, bir atasözünün yarısı.

    Tamamı ise şöyle: “Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder.”

    Bu sözün içinde sanki, yarım hocalığın yarım hekimlikten çok daha vahim olduğunu hissettiren bir anlatım da saklı gibi.

    Yani yarım hekimin yaptığı birkaç kişinin canına mal olur belki.

    Ama yarım hoca yalan-yanlışla kalpleri kafaları karıştırınca, bunun bedelini yerine göre bütün bir toplum öder.

    Üstelik hem dünyada, hem de ahirette!..

    “Yarım hoca dinden eder” sözünün doğruluğunu en çok, din adına ağzını bir kere açınca bir daha susmak bilmeyen kişilerin çoğaldığı günümüzde hissediyoruz.

    Eğitimi, uzmanlık alanı, ilmî seviyesi... ne olursa olsun, dinî konularda kendisini söz söyleme, hüküm verme mevkiinde gören herkes, herhangi bir denetim mekanizmasının bulunmadığı bu alanda, zaman içinde rahatlıkla “otorite” olabiliyor, hatta kendi kitlesini oluşturabiliyor. Bu durum, dinî alanda bizzat din adına endişe verici bir manzarayla karşı karşıya olduğumuzun ifadesidir.

    Ahkâm kesmenin dayanılmaz cazibesi

    Gerçek alimlerle yarım hocalar birbirine karıştırılınca, daha doğrusu toplumun önüne sürekli “yarım hocalar” çıkarılınca, “fetva vermek”le “ahkâm kesmek” arasındaki fark da ister istemez kayboluveriyor. Bir zaman sonra bakıyorsunuz takva, ihlâs, tevazu, fedakârlık... gibi temel tutum ve davranışlarla toplumun önünde önder ve örnek mevkiinde olan alimler gitmiş, yerine malumatfuruşluk, gösteriş budalalığı, bencillik, kibir, riyakârlık... gibi hastalıklarla arızalı insanlar gelivermiş.

    Burası, toplumun hassasiyetlerinin tahribata uğradığı yerdir. Bir toplumun dinî değerleriyle oynamak, kimliğiyle oynamak demektir. Kimlik bunalımına düşmüş bir toplumun son tahlilde varacağı yer ise, başkalarına kölelikten başkası değildir.

    “Alim”in gerçeği ve sahtesi

    Bir kimsenin “alim” sıfatını hak etmesi, etikete, mevkiye, diplomaya... bağlı değildir. Gerçek alim, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e vâris olarak nitelendirilmeyi “her bakımdan” hak etmiş insandır. Bir kimsenin “alim” sıfatına müstehak olup olmadığını öğrenmenin yolu çok basittir aslında. Dünya ve dünyalıkla ilişkisinde, insanlarla muamelesinde, kişisel davranış özelliklerinde, ibadet hayatında... Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e benzeme gayreti içinde olmayan bir kimsenin, malumatı ne kadar çok olursa olsun, “alim” olarak nitelendirilmesi doğru değildir.

    Gerçek alim, ilmî donanımının yanı sıra, ilmiyle amel eden ve yukarıda zikrettiğimiz hususlarda sıradan insanların çok önünde olan kimsedir. Ancak bu suretle Efendimiz s.a.v.’in vârisi olma sıfatını hakkıyla taşıyabilir; toplum da ona bakarak kendisine çeki düzen verme imkânını elde eder!

    Bütün bunlar doğru; ama günümüzde problem ne yazık ki biraz daha derinde. Topluma “örnek insan”, “İslâm alimi” diye sunulan, daha doğrusu “dayatılan” insanların bir çoğunun, dinî meseleler hakkında sağlıklı fikir yürütecek, itimada şayan fetvalar verecek ilmî kapasiteden yoksun olduğunu ibretle ve dehşetle görüyoruz. Bu türlü kimselerin söz ve düşünceleri çeşitli vasıtalarla toplumun gündemine sokuldukça, toplumsal bilincimizde temel bir yer tutan “alim”, “fıkıh”, “fetva”, hatta “din” kavramları giderek aşınmaya, dönüşmeye, mahiyet ve muhteva değiştirmeye başlıyor. Bir süre sonra din ve dindarlık, her tutumu hoş görmenin, her anlayışı onaylamanın adı olup çıkıyor! Bu başıboşluğa itiraz etmek de “tutuculuk”, “geri kafalılık” ve “softalık” oluyor tabiatıyla!..


    Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder.
    Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder. Her işin bir ehli, ustası ya da uzmanı vardır. Bir iş, ehline değil de, yarım yamalak bir bilgiye sahip olan kişiye teslim edilirse, o işten iyi sonuç alınamaz. Hatta işin tamamen bozulduğu, kötü bir sonuç verdiği bile olur. Tecrübesi olmayan, acemi, kusurlu, eksik bir doktorun uyguladığı tedavi insanı ölüme götürebilir. Bunun gibi dinin ilkelerini iyi bilmeyen hoca da, insanları yanlış bilgilerle donatıp, onları, dine ters düşen yollara itebilir
    .



  4. 17.Nisan.2011, 03:26
    2
    Özel Üye



    EBUBEKİR SİFİL

    Başlıktaki sözü bilmeyen yoktur, bir atasözünün yarısı.

    Tamamı ise şöyle: “Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder.”

    Bu sözün içinde sanki, yarım hocalığın yarım hekimlikten çok daha vahim olduğunu hissettiren bir anlatım da saklı gibi.

    Yani yarım hekimin yaptığı birkaç kişinin canına mal olur belki.

    Ama yarım hoca yalan-yanlışla kalpleri kafaları karıştırınca, bunun bedelini yerine göre bütün bir toplum öder.

    Üstelik hem dünyada, hem de ahirette!..

    “Yarım hoca dinden eder” sözünün doğruluğunu en çok, din adına ağzını bir kere açınca bir daha susmak bilmeyen kişilerin çoğaldığı günümüzde hissediyoruz.

    Eğitimi, uzmanlık alanı, ilmî seviyesi... ne olursa olsun, dinî konularda kendisini söz söyleme, hüküm verme mevkiinde gören herkes, herhangi bir denetim mekanizmasının bulunmadığı bu alanda, zaman içinde rahatlıkla “otorite” olabiliyor, hatta kendi kitlesini oluşturabiliyor. Bu durum, dinî alanda bizzat din adına endişe verici bir manzarayla karşı karşıya olduğumuzun ifadesidir.

    Ahkâm kesmenin dayanılmaz cazibesi

    Gerçek alimlerle yarım hocalar birbirine karıştırılınca, daha doğrusu toplumun önüne sürekli “yarım hocalar” çıkarılınca, “fetva vermek”le “ahkâm kesmek” arasındaki fark da ister istemez kayboluveriyor. Bir zaman sonra bakıyorsunuz takva, ihlâs, tevazu, fedakârlık... gibi temel tutum ve davranışlarla toplumun önünde önder ve örnek mevkiinde olan alimler gitmiş, yerine malumatfuruşluk, gösteriş budalalığı, bencillik, kibir, riyakârlık... gibi hastalıklarla arızalı insanlar gelivermiş.

    Burası, toplumun hassasiyetlerinin tahribata uğradığı yerdir. Bir toplumun dinî değerleriyle oynamak, kimliğiyle oynamak demektir. Kimlik bunalımına düşmüş bir toplumun son tahlilde varacağı yer ise, başkalarına kölelikten başkası değildir.

    “Alim”in gerçeği ve sahtesi

    Bir kimsenin “alim” sıfatını hak etmesi, etikete, mevkiye, diplomaya... bağlı değildir. Gerçek alim, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e vâris olarak nitelendirilmeyi “her bakımdan” hak etmiş insandır. Bir kimsenin “alim” sıfatına müstehak olup olmadığını öğrenmenin yolu çok basittir aslında. Dünya ve dünyalıkla ilişkisinde, insanlarla muamelesinde, kişisel davranış özelliklerinde, ibadet hayatında... Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e benzeme gayreti içinde olmayan bir kimsenin, malumatı ne kadar çok olursa olsun, “alim” olarak nitelendirilmesi doğru değildir.

    Gerçek alim, ilmî donanımının yanı sıra, ilmiyle amel eden ve yukarıda zikrettiğimiz hususlarda sıradan insanların çok önünde olan kimsedir. Ancak bu suretle Efendimiz s.a.v.’in vârisi olma sıfatını hakkıyla taşıyabilir; toplum da ona bakarak kendisine çeki düzen verme imkânını elde eder!

    Bütün bunlar doğru; ama günümüzde problem ne yazık ki biraz daha derinde. Topluma “örnek insan”, “İslâm alimi” diye sunulan, daha doğrusu “dayatılan” insanların bir çoğunun, dinî meseleler hakkında sağlıklı fikir yürütecek, itimada şayan fetvalar verecek ilmî kapasiteden yoksun olduğunu ibretle ve dehşetle görüyoruz. Bu türlü kimselerin söz ve düşünceleri çeşitli vasıtalarla toplumun gündemine sokuldukça, toplumsal bilincimizde temel bir yer tutan “alim”, “fıkıh”, “fetva”, hatta “din” kavramları giderek aşınmaya, dönüşmeye, mahiyet ve muhteva değiştirmeye başlıyor. Bir süre sonra din ve dindarlık, her tutumu hoş görmenin, her anlayışı onaylamanın adı olup çıkıyor! Bu başıboşluğa itiraz etmek de “tutuculuk”, “geri kafalılık” ve “softalık” oluyor tabiatıyla!..


    Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder.
    Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder. Her işin bir ehli, ustası ya da uzmanı vardır. Bir iş, ehline değil de, yarım yamalak bir bilgiye sahip olan kişiye teslim edilirse, o işten iyi sonuç alınamaz. Hatta işin tamamen bozulduğu, kötü bir sonuç verdiği bile olur. Tecrübesi olmayan, acemi, kusurlu, eksik bir doktorun uyguladığı tedavi insanı ölüme götürebilir. Bunun gibi dinin ilkelerini iyi bilmeyen hoca da, insanları yanlış bilgilerle donatıp, onları, dine ters düşen yollara itebilir
    .






+ Yorum Gönder