Konusunu Oylayın.: Taziye, Baş Sağlığı ve Kabir Ziyareti

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Taziye, Baş Sağlığı ve Kabir Ziyareti
  1. 10.Nisan.2011, 00:02
    1
    Misafir

    Taziye, Baş Sağlığı ve Kabir Ziyareti






    Taziye, Baş Sağlığı ve Kabir Ziyareti Mumsema Taziye, Baş Sağlığı ve Kabir Ziyareti


  2. 10.Nisan.2011, 00:02
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 10.Nisan.2011, 13:06
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Taziye, Baş Sağlığı ve Kabir Ziyareti




    Cenaze ve Kabir Ziyareti Âdabı

    Cenaze Âdabı
    * Cenazeye katılmak, Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarından birisidir. Ebû Hüreyre'nin (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz bu haklar konusunda şöyle buyurmaktadır.
    "Müslümanın Müslaman üzerindeki hakkı beştir: 1. Selam almak. 2. Hasta ziyaret etmek, 3. Cenazeye katılmak, 4. Davete icabet etmek, 5. Aksırınca teşmitte bulunmak." (İslami Hayat, c.3/342)
    * Müslüman şayet sekerat halindeki, yâni can çekişen bir Müslümanın yanında ise ona "La ilahe illallah" demeyi telkin etmelidir.
    * Vefatından sonra o Müslüman kardeşinin yıkanıp kefenlenmesi ve mezar bulunması işi ile ilgilenmelidir. Zira cenazenin yakınları o anda derin acı içerisinde bulunurlar. Bu gibi yapılması zaruri işlerin yükü de onların omuzuna yüklenilmemelidir.
    * Cenazeyi defnetmekte acele edilmelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cenaze defninde acele ediniz. Eğer bu ölü iyi bir kişi ise, bu bir iyiliktir. Onu (bir an evvel kabirdeki) hayır ve sevabına ulaştırmış olursunuz. Eğer bu cenaze iyi bir kişi değilse, bu da bir ferdir. Bir an evvel omuzlarınızdan atmış olursunuz." (Buhârî, Cenâiz, 52)
    * Cenaze namazına iştirak etmenin büyük sevabı vardır.
    * Cenaze namazını kıldıktan sonra, cenaze defn olununcaya kadar bulunmanın sevabı da pek çoktur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu davranışı, "İki büyük dağ gibi sevap kazanmakla" müjdelemiştir, (İslami Hayat, c.3/361)
    * Cenazeyi kabre kadar taşımak bir mümine yapılacak en son hizmetlerdendir. Bu taşıma aynı zamanda bir ibadettir. Bilhassa namaz kılınan yerlerde, mezarlıkla namaz kılınan yerin yakınlığı durumlarında cenazeyi vasıta ile taşımak bu ibadeti terk etmek olur.
    * Sünnet üzere, cenazeyi tabutun dört tarafından dört kişi tutarak taşır. Tabutun dört tarafından onar adım taşımak müstehaptır. Daha çok taşımanın sevabı da çoktur. Önce cenaze sağ ön tarafından, sonra sağ arka tarafından taşınır. Sonra sol tarafına geçilerek sol ön ve sol arka tarafından omuzlanır. Böylece her tarafından onar adım olmak üzere kırk adım taşınmış olur. cenazeyi acele götürmek de müstehaptır. Zira o iyi bir kişi ise kabirde karşılaşacağı iyi hâle bir an önce kavuşturulmuş olur. Kötü bir kişi ise bir an önce şerrinden ve yükünden kurtulmuş olunur.
    * Cenazeyi takip edenler, yolda lüzumsuz lâkırdı etmezler. Yüksek sesle konuşmazlar. Hatta yüksek sesle zikretmez ve Kur'an okumazlar. Ölümü ve ahireti düşünürler.
    * Yakınlarını kaybeden kimselerin evine yemek göndermek veya götürmek sünnettir. Zira o aile o acı içerisinde yemeği düşünemez, onları bu külfetten kurtarmak lazımdır. Esma binti Ümeys (r.a.) bu mevzuyla ilgili şu hadis-i şerifi rivayet etmektedir: "Cafer İbn Ebû Talib şehid edildiği zaman Resûlullah (s.a.v.) ev halkının yanına döndü ve 'Cafer'in ailesi, cenaze ile meşguldür [üzüntülüdür]. Bunun için onlara yemek hazırlayınız' buyurdu." (Tirmizî, Cenaiz:21)
    Ölünün evinde yemek vermek, ölü sahibine başsağlığı dilemek, kabirleri zaman zaman ziyaret etmek sünnettir.
    Taziye Âdabı
    Bir yakını vefat eden mümine taziyede bulunmak İslâm ahlâkındandır. Ancak cenaze sahiplerinin acısını yenilememek için üç günden fazla taziyede bulunmak mekruh sayılmıştır. Diğer yandan cenazenin defninde bulunamayan uzaktaki kimseler üç günden sonra da taziyede bulunabilirler.
    Hz. Peygamber (s.a.s) üç güne kadar yas tutmaya izin vermiş ve şöyle buyurmuştur: "Allah'a ve Ahiret gününe iman eden kadına ölü için üç günden fazla yas tutmak helâl değildir. Ancak kocası için iddet süresi olan dört ay on gün yas tutması müstesnadır" (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VI, 292).
    Definden önce veya sonra ölüye ağlamak ittifakla caizdir. Ancak sesi yükseltmemek, çirkin sözler söylememek ve ağıt yakmamak gerekir. Çünkü oğlu İbrahim ölünce Hz. Peygamber (s.a.s) de ağlamış, yine kızının oğlu can çekişmekte iken kendisine arzedilince gözlerinden yaşlar boşanmıştır. Sebebi sorulunca da şöyle cevap vermiştir: "Bu, Allah'ın rahmetidir, onu kullarının kalplerine koymuştur. Allah ancak merhametli olan kullarına merhamet eder" (Buharî, Cenâiz, 44; Tevhîd, 25; Müslim, Cenâiz, 12, 106)
    Kabir Ziyareti Âdabı
    Vefat eden bir Müslümanın ardından yapılacak en güzel davranış; şayet varsa onun borcunu ödemekte yardımcı olmak, okuduğu Kur'ânı onun ruhuna hediye etmek ve onun için dua etmektir.
    Ölüm en büyük ders ve ibrettir. Dünya hayatına dalıp gaflette boğulmamak için zaman zaman kabirleri ziyaret etmek lazımdır.
    Ziyaretçi mezarlığa varınca yüzünü mezarlara döndürerek Peygamberimizin dediği gibi şöyle selâm verir: "Ey müminler ve müslümanlar diyarının ahalisi, sizlere selâm olsun. İnşaallah, biz de sizlere katılacağız. Allah'tan bize ve size âfiyet dilerim" (Müslim, Cenâiz, 104; İbn Mâce, Cenâiz, 36).
    Kabir ziyareti sırasında mezarda namaz kılınmaz. Kabirler asla mescid edinilmez. Kabre karşı da namaz kılmak mekruhtur. Kabirlere mum dikmek ve yakmak caiz değildir (Müslim, Cenâiz, 98; Ebû Dâvud, Salât, 24; Tirmizî, Salât, 236).
    Boş yere para harcandığı için, ya da kabirlere tazim için buralarda mum yakılmasını Hz. Peygamber yasaklamıştır. Kabrin üzerine oturmak ve mezarları çiğnemek mekruhtur (Müslim, Cenâiz, 33; Tirmizi, Cenâiz, 56).
    Kabirde ziyaretle bağdaşmayan edep dışı ve boş söz söylemekten, kibirlenip çalım satarak yürümekten sakınmak ve mütevâzı bir durumda bulunmak gerekir (Nesâî, Cenaiz, 100; Tirmizî, Cenaiz, 46). Kabirlere, küçük ve büyük abdest bozmaktan sakınmak gerekir. (Nesaî, Cenâiz, 100; ibn Mâce, Cenâiz, 46). Kabristanın yaş ot ve ağaçlarını kesmek mekruhtur. Kabir yanında kurban kesmek Allah için kesilse bile mekruhtur. Hele ölünün rızasını kazanmak ve yardımını elde etmek için kesilmesi kesinlikle haramdır. Bunun şirk olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü kurban kesmek ibadettir; ibadet ise yalnız Allah'a mahsustur. Kabirler Kâbe tavaf edilir gibi dolaşılıp tavaf edilmez. Ölülerden yardım istemek ve bunun için mezar taşlarına bez, mendil ve paçavra bağlamak kişiye yarar sağlamaz. Bazı kabir ve türbelerin hastalıklara şifalı geldiğine inanmak ve bunların taş, toprak ve ağaçlarını kutsal saymak İslam'ın tevhit inancı ile bağdaşmaz.
    KABİR ZİYARETİNİN ADABI NEDİR?



    Kabır ziyaretinin asabı şöyledir:

    1- Abdestli olmak,

    2- Muvakkaten de olsa dünya meşgalesini içinden atıp ahireti düşünmek ve dünyanın fani olduğunu, kısa bir zaman sonra şu kara toprağın altına gireceğini tasavvur etmek.

    3- Kabir sahibi hayatta olsaydı ona ne kadar yaklaşması uygun ise o kadar kabrine yaklaşmak,

    4- Yanına vardığında Peygamber (sav)`in ta`lim buyurduğu gibi selam vermek: "bu yurtta bulunan mü`min ve müslümanlara selam olsun. İnşallah biz de size yetişiriz. Bizler ve sizler için Allah`tan afiyet dilerim”.

    5- Kabrin yanında istiğfar edip duada bulunmak.

    Yazar: İslam Fıkhı Ansiklopedisi

    arşivden alıntı...


  4. 10.Nisan.2011, 13:06
    2
    Silent and lonely rains



    Cenaze ve Kabir Ziyareti Âdabı

    Cenaze Âdabı
    * Cenazeye katılmak, Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarından birisidir. Ebû Hüreyre'nin (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz bu haklar konusunda şöyle buyurmaktadır.
    "Müslümanın Müslaman üzerindeki hakkı beştir: 1. Selam almak. 2. Hasta ziyaret etmek, 3. Cenazeye katılmak, 4. Davete icabet etmek, 5. Aksırınca teşmitte bulunmak." (İslami Hayat, c.3/342)
    * Müslüman şayet sekerat halindeki, yâni can çekişen bir Müslümanın yanında ise ona "La ilahe illallah" demeyi telkin etmelidir.
    * Vefatından sonra o Müslüman kardeşinin yıkanıp kefenlenmesi ve mezar bulunması işi ile ilgilenmelidir. Zira cenazenin yakınları o anda derin acı içerisinde bulunurlar. Bu gibi yapılması zaruri işlerin yükü de onların omuzuna yüklenilmemelidir.
    * Cenazeyi defnetmekte acele edilmelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Cenaze defninde acele ediniz. Eğer bu ölü iyi bir kişi ise, bu bir iyiliktir. Onu (bir an evvel kabirdeki) hayır ve sevabına ulaştırmış olursunuz. Eğer bu cenaze iyi bir kişi değilse, bu da bir ferdir. Bir an evvel omuzlarınızdan atmış olursunuz." (Buhârî, Cenâiz, 52)
    * Cenaze namazına iştirak etmenin büyük sevabı vardır.
    * Cenaze namazını kıldıktan sonra, cenaze defn olununcaya kadar bulunmanın sevabı da pek çoktur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu davranışı, "İki büyük dağ gibi sevap kazanmakla" müjdelemiştir, (İslami Hayat, c.3/361)
    * Cenazeyi kabre kadar taşımak bir mümine yapılacak en son hizmetlerdendir. Bu taşıma aynı zamanda bir ibadettir. Bilhassa namaz kılınan yerlerde, mezarlıkla namaz kılınan yerin yakınlığı durumlarında cenazeyi vasıta ile taşımak bu ibadeti terk etmek olur.
    * Sünnet üzere, cenazeyi tabutun dört tarafından dört kişi tutarak taşır. Tabutun dört tarafından onar adım taşımak müstehaptır. Daha çok taşımanın sevabı da çoktur. Önce cenaze sağ ön tarafından, sonra sağ arka tarafından taşınır. Sonra sol tarafına geçilerek sol ön ve sol arka tarafından omuzlanır. Böylece her tarafından onar adım olmak üzere kırk adım taşınmış olur. cenazeyi acele götürmek de müstehaptır. Zira o iyi bir kişi ise kabirde karşılaşacağı iyi hâle bir an önce kavuşturulmuş olur. Kötü bir kişi ise bir an önce şerrinden ve yükünden kurtulmuş olunur.
    * Cenazeyi takip edenler, yolda lüzumsuz lâkırdı etmezler. Yüksek sesle konuşmazlar. Hatta yüksek sesle zikretmez ve Kur'an okumazlar. Ölümü ve ahireti düşünürler.
    * Yakınlarını kaybeden kimselerin evine yemek göndermek veya götürmek sünnettir. Zira o aile o acı içerisinde yemeği düşünemez, onları bu külfetten kurtarmak lazımdır. Esma binti Ümeys (r.a.) bu mevzuyla ilgili şu hadis-i şerifi rivayet etmektedir: "Cafer İbn Ebû Talib şehid edildiği zaman Resûlullah (s.a.v.) ev halkının yanına döndü ve 'Cafer'in ailesi, cenaze ile meşguldür [üzüntülüdür]. Bunun için onlara yemek hazırlayınız' buyurdu." (Tirmizî, Cenaiz:21)
    Ölünün evinde yemek vermek, ölü sahibine başsağlığı dilemek, kabirleri zaman zaman ziyaret etmek sünnettir.
    Taziye Âdabı
    Bir yakını vefat eden mümine taziyede bulunmak İslâm ahlâkındandır. Ancak cenaze sahiplerinin acısını yenilememek için üç günden fazla taziyede bulunmak mekruh sayılmıştır. Diğer yandan cenazenin defninde bulunamayan uzaktaki kimseler üç günden sonra da taziyede bulunabilirler.
    Hz. Peygamber (s.a.s) üç güne kadar yas tutmaya izin vermiş ve şöyle buyurmuştur: "Allah'a ve Ahiret gününe iman eden kadına ölü için üç günden fazla yas tutmak helâl değildir. Ancak kocası için iddet süresi olan dört ay on gün yas tutması müstesnadır" (eş-Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, VI, 292).
    Definden önce veya sonra ölüye ağlamak ittifakla caizdir. Ancak sesi yükseltmemek, çirkin sözler söylememek ve ağıt yakmamak gerekir. Çünkü oğlu İbrahim ölünce Hz. Peygamber (s.a.s) de ağlamış, yine kızının oğlu can çekişmekte iken kendisine arzedilince gözlerinden yaşlar boşanmıştır. Sebebi sorulunca da şöyle cevap vermiştir: "Bu, Allah'ın rahmetidir, onu kullarının kalplerine koymuştur. Allah ancak merhametli olan kullarına merhamet eder" (Buharî, Cenâiz, 44; Tevhîd, 25; Müslim, Cenâiz, 12, 106)
    Kabir Ziyareti Âdabı
    Vefat eden bir Müslümanın ardından yapılacak en güzel davranış; şayet varsa onun borcunu ödemekte yardımcı olmak, okuduğu Kur'ânı onun ruhuna hediye etmek ve onun için dua etmektir.
    Ölüm en büyük ders ve ibrettir. Dünya hayatına dalıp gaflette boğulmamak için zaman zaman kabirleri ziyaret etmek lazımdır.
    Ziyaretçi mezarlığa varınca yüzünü mezarlara döndürerek Peygamberimizin dediği gibi şöyle selâm verir: "Ey müminler ve müslümanlar diyarının ahalisi, sizlere selâm olsun. İnşaallah, biz de sizlere katılacağız. Allah'tan bize ve size âfiyet dilerim" (Müslim, Cenâiz, 104; İbn Mâce, Cenâiz, 36).
    Kabir ziyareti sırasında mezarda namaz kılınmaz. Kabirler asla mescid edinilmez. Kabre karşı da namaz kılmak mekruhtur. Kabirlere mum dikmek ve yakmak caiz değildir (Müslim, Cenâiz, 98; Ebû Dâvud, Salât, 24; Tirmizî, Salât, 236).
    Boş yere para harcandığı için, ya da kabirlere tazim için buralarda mum yakılmasını Hz. Peygamber yasaklamıştır. Kabrin üzerine oturmak ve mezarları çiğnemek mekruhtur (Müslim, Cenâiz, 33; Tirmizi, Cenâiz, 56).
    Kabirde ziyaretle bağdaşmayan edep dışı ve boş söz söylemekten, kibirlenip çalım satarak yürümekten sakınmak ve mütevâzı bir durumda bulunmak gerekir (Nesâî, Cenaiz, 100; Tirmizî, Cenaiz, 46). Kabirlere, küçük ve büyük abdest bozmaktan sakınmak gerekir. (Nesaî, Cenâiz, 100; ibn Mâce, Cenâiz, 46). Kabristanın yaş ot ve ağaçlarını kesmek mekruhtur. Kabir yanında kurban kesmek Allah için kesilse bile mekruhtur. Hele ölünün rızasını kazanmak ve yardımını elde etmek için kesilmesi kesinlikle haramdır. Bunun şirk olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü kurban kesmek ibadettir; ibadet ise yalnız Allah'a mahsustur. Kabirler Kâbe tavaf edilir gibi dolaşılıp tavaf edilmez. Ölülerden yardım istemek ve bunun için mezar taşlarına bez, mendil ve paçavra bağlamak kişiye yarar sağlamaz. Bazı kabir ve türbelerin hastalıklara şifalı geldiğine inanmak ve bunların taş, toprak ve ağaçlarını kutsal saymak İslam'ın tevhit inancı ile bağdaşmaz.
    KABİR ZİYARETİNİN ADABI NEDİR?



    Kabır ziyaretinin asabı şöyledir:

    1- Abdestli olmak,

    2- Muvakkaten de olsa dünya meşgalesini içinden atıp ahireti düşünmek ve dünyanın fani olduğunu, kısa bir zaman sonra şu kara toprağın altına gireceğini tasavvur etmek.

    3- Kabir sahibi hayatta olsaydı ona ne kadar yaklaşması uygun ise o kadar kabrine yaklaşmak,

    4- Yanına vardığında Peygamber (sav)`in ta`lim buyurduğu gibi selam vermek: "bu yurtta bulunan mü`min ve müslümanlara selam olsun. İnşallah biz de size yetişiriz. Bizler ve sizler için Allah`tan afiyet dilerim”.

    5- Kabrin yanında istiğfar edip duada bulunmak.

    Yazar: İslam Fıkhı Ansiklopedisi

    arşivden alıntı...





+ Yorum Gönder