Konusunu Oylayın.: İslâm'da türbe/kabir ziyareti ve tevessül

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslâm'da türbe/kabir ziyareti ve tevessül
  1. 09.Nisan.2011, 23:57
    1
    Misafir

    İslâm'da türbe/kabir ziyareti ve tevessül






    İslâm'da türbe/kabir ziyareti ve tevessül Mumsema İslâm'da türbe/kabir ziyareti ve tevessül


  2. 10.Nisan.2011, 16:13
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: İslâm'da türbe/kabir ziyareti ve tevessül




    İslâm’da türbe/kabir ziyareti ve tevessül

    Son yıllarda pek çok şeyde olduğu gibi “türbe ziyaretleri” konusunda da aşırılılıklardan kurtulup, ölçülü davranma, ölçülü konuşma yolunu bir türlü tutturamadık. Bu noktada maalesef halkımızın olduğu kadar, akademisyenlerimizin de sıkıntıları var. Halbuki onlar, toplumun önderleri, yol göstericileri olarak halkı itham etmek yerine, onlara doğruyu anlatma konumunda olmalıydılar.

    İşte bu yazının hazırlanmasındaki asıl maksat, halkımıza bu işin doğrusunu anlatmaya çalışmaktır. Yoksa herhangi bir kişi veya grubu itham değildir.

    Evet, halk birçok alanda yanlışlıklar yapabilir, eksiği, noksanı, hataları olabilir... Nitekim yapılan kabir ziyaretlerinin pek çoğunun, dinimiz açısından ele alındığında ne maksada, ne de usûl ve âdâba uygun olduğu görülür... Doğrudan Allah’tan başka hiçbir şeyden, hiçbir kimseden herhangi bir istekte bulunulmaz. Bu doğru... Her şeyi veren de alan da hakikatte Allah’tır. İbadetin her nev’i/türü de sadece Allah için yapılır; buna kesilen kurbanlar da dahil... Ancak dinimizde bir de “tevessül” denilen kavram var. Yani, Allah’ın yardımını dilerken araya bir vasıta koyarak, “yâ Rabbi, filan kulunun (peygamberin, evliyanın, şeyhin,...) hatırı, yüzü suyu hürmeti, nezdindeki makamı-mertebesi için bana şunu ver, lûtfet, şu dileğimi kabul buyur...” demek... Buna da meşru değildir, şirktir diyemeyiz. Dinimizdeki bu uygulamayı göz ardı edemeyiz.

    Yardım Allah Teâlâ’dan istendiğine göre, verecekse araya aracı/vasıta koymadan da verebileceğine inanıldığına göre, “dileklerin kabulünde faydalıdır” inancı ile araya, Hakk’ın sevgili kullarından birini koyup, “onun hatırı için” demek, elbette ki şirk olmaz. Tam tersine bu davranış, Allah Teâlâ’nın, zatına yaklaşmaları için mü’minlerden uymalarını istediği bir usûlün yerine getirilmesi olur.(1)

    O bakımdan İslâm âlimlerinin pek çoğuna göre, özellikle de tasavvuf erbabınca Peygamber Efendimiz (s.a.v.), diğer peygamberler (aleyhimüsselâm), ashâb-ı kiram (r.anhüm), velîler (k.esrarahüm), hatta salih ameller vasıta kılınarak Allah’a dua edilmesi, ondan yardım istenmesi meşru görülmüş, hatta teşvik edilmiştir. Bu konuda diriler için caiz olan ölüler için de caizdir... Zaten mü’minler ölmez; onlar için ölüm, mekân değiştirmekten ibarettir. Allah’ın sevgili kulları ise, fani dünyadan ayrıldılar diye, onun katındaki itibar ve değerlerinden bir şey kaybetmez; bilakis yükleri hafiflemiş, yardımları daha da sür‘atlenmiş olur.

    Cenab-ı Hakk’a niyazamız; başta Habîbi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) olmak üzere diğer bütün sevdiklerinin hatırı için, çalışmalarımızı rızâsına uygun, okuyanlara da faydalı kılmasıdır



  3. 10.Nisan.2011, 16:13
    2
    Editör



    İslâm’da türbe/kabir ziyareti ve tevessül

    Son yıllarda pek çok şeyde olduğu gibi “türbe ziyaretleri” konusunda da aşırılılıklardan kurtulup, ölçülü davranma, ölçülü konuşma yolunu bir türlü tutturamadık. Bu noktada maalesef halkımızın olduğu kadar, akademisyenlerimizin de sıkıntıları var. Halbuki onlar, toplumun önderleri, yol göstericileri olarak halkı itham etmek yerine, onlara doğruyu anlatma konumunda olmalıydılar.

    İşte bu yazının hazırlanmasındaki asıl maksat, halkımıza bu işin doğrusunu anlatmaya çalışmaktır. Yoksa herhangi bir kişi veya grubu itham değildir.

    Evet, halk birçok alanda yanlışlıklar yapabilir, eksiği, noksanı, hataları olabilir... Nitekim yapılan kabir ziyaretlerinin pek çoğunun, dinimiz açısından ele alındığında ne maksada, ne de usûl ve âdâba uygun olduğu görülür... Doğrudan Allah’tan başka hiçbir şeyden, hiçbir kimseden herhangi bir istekte bulunulmaz. Bu doğru... Her şeyi veren de alan da hakikatte Allah’tır. İbadetin her nev’i/türü de sadece Allah için yapılır; buna kesilen kurbanlar da dahil... Ancak dinimizde bir de “tevessül” denilen kavram var. Yani, Allah’ın yardımını dilerken araya bir vasıta koyarak, “yâ Rabbi, filan kulunun (peygamberin, evliyanın, şeyhin,...) hatırı, yüzü suyu hürmeti, nezdindeki makamı-mertebesi için bana şunu ver, lûtfet, şu dileğimi kabul buyur...” demek... Buna da meşru değildir, şirktir diyemeyiz. Dinimizdeki bu uygulamayı göz ardı edemeyiz.

    Yardım Allah Teâlâ’dan istendiğine göre, verecekse araya aracı/vasıta koymadan da verebileceğine inanıldığına göre, “dileklerin kabulünde faydalıdır” inancı ile araya, Hakk’ın sevgili kullarından birini koyup, “onun hatırı için” demek, elbette ki şirk olmaz. Tam tersine bu davranış, Allah Teâlâ’nın, zatına yaklaşmaları için mü’minlerden uymalarını istediği bir usûlün yerine getirilmesi olur.(1)

    O bakımdan İslâm âlimlerinin pek çoğuna göre, özellikle de tasavvuf erbabınca Peygamber Efendimiz (s.a.v.), diğer peygamberler (aleyhimüsselâm), ashâb-ı kiram (r.anhüm), velîler (k.esrarahüm), hatta salih ameller vasıta kılınarak Allah’a dua edilmesi, ondan yardım istenmesi meşru görülmüş, hatta teşvik edilmiştir. Bu konuda diriler için caiz olan ölüler için de caizdir... Zaten mü’minler ölmez; onlar için ölüm, mekân değiştirmekten ibarettir. Allah’ın sevgili kulları ise, fani dünyadan ayrıldılar diye, onun katındaki itibar ve değerlerinden bir şey kaybetmez; bilakis yükleri hafiflemiş, yardımları daha da sür‘atlenmiş olur.

    Cenab-ı Hakk’a niyazamız; başta Habîbi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) olmak üzere diğer bütün sevdiklerinin hatırı için, çalışmalarımızı rızâsına uygun, okuyanlara da faydalı kılmasıdır






+ Yorum Gönder