Konusunu Oylayın.: Niyetlerimizdeki Allah rızası, amellerimize mi yönelik, yoksa bize mi yönelik?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Niyetlerimizdeki Allah rızası, amellerimize mi yönelik, yoksa bize mi yönelik?
  1. 09.Nisan.2011, 18:58
    1
    Misafir

    Niyetlerimizdeki Allah rızası, amellerimize mi yönelik, yoksa bize mi yönelik?






    Niyetlerimizdeki Allah rızası, amellerimize mi yönelik, yoksa bize mi yönelik? Mumsema Niyetlerimizdeki Allah rızası, amellerimize mi yönelik, yoksa bize mi yönelik?


  2. 09.Nisan.2011, 18:58
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 10.Nisan.2011, 14:04
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Niyetlerimizdeki Allah rızası, amellerimize mi yönelik, yoksa bize mi yönelik?




    Din imtihanında kişilerin şahısları değil, onların amelleri olan söz ve davranışları değerlendirilir. Çünkü, eğer baştan itibaren kişilerin şahısları nazara alınsa, bu takdirde -leh veya aleyhte- âdil bir değerlendirmeden söz edilemez. Dünyadaki beşerî imtihanlar da böyledir.

    Buna göre, bir insanın Allah’ın rızasına mazhar olması, yaptığı amellerin Allah tarafından hoş görüldüğü manasına gelir. Amelleri iyi olan kişi, bu amellerin sahibi olarak elbette iyi olarak değerlendirilir. Keza kötü insan da yaptığı kötü amellerine göre değerlendirilir.

    Tabiidir ki, iyi işler yapan kimse iyi, kötü işler yapan kimse de kötü olarak kabul edilir. Yani, iyi, kötü vasıflar netice itibariyle sahibini iyi ve kötü olarak kabul edilmesini doğurur. “Şüphesiz iyi kimseler cennette, kötü kimseler ise cehennemde yerlerini alırlar”(İnfitar, 82/13-14), “Allah zalimleri sevmez... Allah takva sahiplerini sever(Ali İmran, 3/57;76) mealindeki ayetlerde bu değerlendirmeyi görmekteyiz.

    Temelde iman-küfür unsurları asla bir arada olmayan -gece-gündüz gibi- iki zıttır. Küfürle birlikte hiç bir şeyin kıymet-i harbiyesi yoktur. İman olduktan sonra -yukarıdaki açıklamalardan da anlaşıldığı üzere- insanların imtihandaki yanlışları doğruları götürmez. Deyim yerindeyse doğru cevap manasına gelen her iyi amel “ilahî rıza” puanını kazanmaya layık bir değerdir. Bununla beraber, bir okul öğrencisinin imtihanı başarması için soruların büyük çoğunluğuna doğru cevap vermesi gerektiği gibi, din imtihanında da kişinin -Allah’ın rızasını tam olarak kazanıp- başarılı olması için soruların büyük çoğunluğuna doğru cevap vermesi gerekir.

    Mesela; namaz kılmak ilahî rızayı kazandıracak bir ameldir. İçki içmek ise, bu rızayı kaybettirecek bir ameldir. Bir yandan içki içen diğer yandan namaz kılan bir insanın hem doğru hem de yanlışları var demektir. Allah şüphesi ki, namaz kılmaktan razı, içki içmekten razı değildir. Kıyamet günü, rıza dairesinde yapılan amellerin azlığı veya çokluğu sınıfı geçip geçmemeyi belirler.

    “Artık kimin tartıları ağır basarsa, memnun kalacağı bir hayata girer. Kimin tartıları da hafif gelirse, onun barınağı da Haviye olur. Onun ne olduğunu bilir misin? Haviye bir ateştir: kızgın mı kızgın!”(Karia, 88/6-11) mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir.
    SİE


  4. 10.Nisan.2011, 14:04
    2
    Silent and lonely rains



    Din imtihanında kişilerin şahısları değil, onların amelleri olan söz ve davranışları değerlendirilir. Çünkü, eğer baştan itibaren kişilerin şahısları nazara alınsa, bu takdirde -leh veya aleyhte- âdil bir değerlendirmeden söz edilemez. Dünyadaki beşerî imtihanlar da böyledir.

    Buna göre, bir insanın Allah’ın rızasına mazhar olması, yaptığı amellerin Allah tarafından hoş görüldüğü manasına gelir. Amelleri iyi olan kişi, bu amellerin sahibi olarak elbette iyi olarak değerlendirilir. Keza kötü insan da yaptığı kötü amellerine göre değerlendirilir.

    Tabiidir ki, iyi işler yapan kimse iyi, kötü işler yapan kimse de kötü olarak kabul edilir. Yani, iyi, kötü vasıflar netice itibariyle sahibini iyi ve kötü olarak kabul edilmesini doğurur. “Şüphesiz iyi kimseler cennette, kötü kimseler ise cehennemde yerlerini alırlar”(İnfitar, 82/13-14), “Allah zalimleri sevmez... Allah takva sahiplerini sever(Ali İmran, 3/57;76) mealindeki ayetlerde bu değerlendirmeyi görmekteyiz.

    Temelde iman-küfür unsurları asla bir arada olmayan -gece-gündüz gibi- iki zıttır. Küfürle birlikte hiç bir şeyin kıymet-i harbiyesi yoktur. İman olduktan sonra -yukarıdaki açıklamalardan da anlaşıldığı üzere- insanların imtihandaki yanlışları doğruları götürmez. Deyim yerindeyse doğru cevap manasına gelen her iyi amel “ilahî rıza” puanını kazanmaya layık bir değerdir. Bununla beraber, bir okul öğrencisinin imtihanı başarması için soruların büyük çoğunluğuna doğru cevap vermesi gerektiği gibi, din imtihanında da kişinin -Allah’ın rızasını tam olarak kazanıp- başarılı olması için soruların büyük çoğunluğuna doğru cevap vermesi gerekir.

    Mesela; namaz kılmak ilahî rızayı kazandıracak bir ameldir. İçki içmek ise, bu rızayı kaybettirecek bir ameldir. Bir yandan içki içen diğer yandan namaz kılan bir insanın hem doğru hem de yanlışları var demektir. Allah şüphesi ki, namaz kılmaktan razı, içki içmekten razı değildir. Kıyamet günü, rıza dairesinde yapılan amellerin azlığı veya çokluğu sınıfı geçip geçmemeyi belirler.

    “Artık kimin tartıları ağır basarsa, memnun kalacağı bir hayata girer. Kimin tartıları da hafif gelirse, onun barınağı da Haviye olur. Onun ne olduğunu bilir misin? Haviye bir ateştir: kızgın mı kızgın!”(Karia, 88/6-11) mealindeki ayette bu gerçeğin altı çizilmiştir.
    SİE





+ Yorum Gönder