Konusunu Oylayın.: Kalanların Son Görevi nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kalanların Son Görevi nedir?
  1. 09.Nisan.2011, 14:57
    1
    Misafir

    Kalanların Son Görevi nedir?






    Kalanların Son Görevi nedir? Mumsema Kalanların Son Görevi nedir?


  2. 09.Nisan.2011, 14:57
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 10.Nisan.2011, 14:13
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Kalanların Son Görevi nedir?




    Ölümü, bir vakit uğranılan limandan bilinmez ufuklara demir almaya benzetmiş şair. Limandan ayrılan artık ayrılmıştır, yapabileceği bir şey yok. Rıhtımda kalanlar ise elemli. Yolcuyu uğurlayacaklar. Peki, nasıl olmalıdır bu uğurlama?

    Ölüm karşısında elimiz kolumuz bağlı. Herkes ölümü tadacak. Gidişi durdurmanın, bu limandan ayrılanı geri çevirmenin imkanı yok. İnsana acziyetini iliklerine kadar hissettiren bu gerçek karşısında herkes boynunu büküyor. Büküyor ve yolcuya gittiği yerde yardımcı olabilecek, ona fayda verebilecek çareler arıyor.

    Bir ümitten başka hiçbir çare gözükmüyor. O da hem yolcunun, hem de rıhtımda kalanların sahibine başvurup O’na yalvarmak, yolcunun hayırlara ulaşmasını dilemek... Merhametinden başka sığınak olmayan Yüce Mevlâ’ya dua etmek, giden ve kalanların affını dilemek, sevilenler arasına katması için niyazda bulunmak... Aynı Rasul-i Ekrem S.A.v. Efendimiz’in yaptığı gibi...

    Efendimiz S.A.v. nasıl uğurlamıştı gidenleri? Çaresiz kalınan o anda ne yapmıştı?

    Kabirde de olsa dosta vefa

    Sahabe-i Kiram’dan Bera b. Marur r.a., İkinci Akabe Biatı’nda Medineli 12 temsilciden birisi olarak bulunmuş ve Peygamber S.A.v. Efendimiz’e biat etmişti. Ertesi hac döneminde tekrar görüşmek üzere ayrılmıştı gönüller sultanından.

    Bera b. Marur r.a., Medine-i Münevvere’ye döndü. Kısa bir süre sonra rahatsızlandı ve Efendimiz S.A.v.’in hicretinden bir ay önce vefat etti. Yüzü Kâbe’ye gelecek şekilde kabrine konulmasını vasiyet etmişti. Öyle de yapıldı.

    Rasul-i Ekrem S.A.v. Efendimiz, hicret edip Medine-i Münevvere’ye geldiğinde bir ara Bera b. Marur r.a.’ı sordu. Bir ay önce vefat ettiğini söylediler. Efendimiz S.A.v. de yanında bulunanlarla birlikte onun kabrine gitti. Orada saf bağlayıp cenaze namazını kıldı ve Allah Tealâ’nın affını dileyerek ona dua etti. (M. A. Köksal, İslâm Tarihi)

    Bera b. Marur r.a., birçok konuda ilklerin nasip olduğu bir zattır.

    Kıble henüz Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a döndürülmeden önce Kâbe’ye doğru bir müddet namaz kılmıştır. Efendimiz S.A.v.’e sorduktan sonra diğer müslümanlar gibi Mescid-i Aksa’ya yönelmeye başlamıştır.

    Vefat ettikten sonra yüzünün Kâbe’ye doğru gelecek şekilde kabre konulmasını istemiş ve yüzü Kâbe yönüne gelecek şekilde defnedilen ilk sahabi olmuştur.

    Efendimiz S.A.v.’in hicretten sonra Medine-i Münevvere’de kılmış olduğu ilk cenaze namazı da Bera b. Marur r.a.’a nasip olmuştur ve defnedildikten sonra Peygamber S.A.v. tarafından kabri üzerinden cenaze namazı kılınan ilk zattır.

    Bildiğimiz kadarıyla aslında bu cenaze namazı, Rasul-i Ekrem S.A.v.’in de kılmış olduğu ilk cenaze namazıdır. Çünkü bundan önce Mekke-i Mükerreme’de Hz. Hatice r.a. validemizin cenazesi olmuştu, orada cenaze namazı kılındığına dair bir bilgimiz yok.

    Medine’de ikinci cenaze namazı

    Rasul-i Ekrem S.A.v. Medine-i Münevvere’ye Kuba köyü yönünden gelmişti. Bundan dolayı O’nu ilk olarak ağırlama şerefi Kuba’daki müslümanlara nasip oldu. Rebiulevvel ayının on ikinci günüydü.
    Kuba’da oturanların ileri gelenlerinden Kulsüm b. Hidm r.a. isminde yaşlı bir zat vardı. Hicretten kısa bir müddet önce müslüman olmuştu. Çok misafirperver bir insandı. Efendimiz’i Kuba’da kendi evinde on dört gün misafir etti.

    Daha sonra Rasul-i Ekrem S.A.v., şu an Mescid-i Nebevî’nin bulunduğu Medine-i Münevvere’nin merkezine geçti ve eviyle mescidin inşa edileceği arsayı satın aldı. İnşaat esnasında da Ebu Eyyub el-Ensarî r.a.’ın evinde misafir oldu.

    İnşaat devam ederken Efendimiz S.A.v.’i Kuba’da misafir etmiş olan Kulsüm b. Hidm r.a. vefat etti. Efendimiz S.A.v., ilerlemiş yaşına rağmen cansiperane misafirlerine hizmet etmiş olan sahabisinin cenazesini bizzat kıldırdı ve ona dua etti.

    Baki Mezarlığı’na ilk defin

    Kulsüm b. Hidm r.a.’ın vefatından kısa bir süre sonra Esad b. Zürare r.a. boğmaca hastalığına yakalandı. Ensar’ın ileri gelenlerindendi. Medine-i Münevvere’ye İslâm’ı getirip tanıtan ilk kişiydi.

    Hicretten yaklaşık üç yıl önce Esad b. Zürare r.a., birkaç arkadaşıyla birlikte Mekke’ye gitmişti. Müşriklerin ileri gelenleriyle bir görüşme yapacaklardı. Bu esnada Efendimiz S.A.v. onların gelişinden haberdar olmuş ve müşriklerle görüşmeden önce onlarla görüşüp İslâm’a davet etmişti. Kabul edip müslüman olmuşlardı. Medine-i Münevvere’ye geldiklerinde arkadaşlarına İslâm’ı anlatmışlardı. Ertesi yıl on iki kişi ile Birinci Akabe Biatı’na, bir sonraki yıl da yetmiş küsur insanla İkinci Akabe Biatı’na gitmişlerdi. Esad b. Zürare r.a. bütün bu hizmetlerin içinde, hatta önünde yer almıştı.

    Şimdi bu vefalı dost ağır bir hastalığa yakalanmıştı. Efendimiz S.A.v. tedavisiyle bizzat ilgilendi, ama Allah’ın takdiri ne ise o olacaktı. Vakit gelmişti; Rasul-i Ekrem S.A.v.’in huzurunda Esad b. Zürare r.a. Hakk’ın rahmetine kavuştu.Cenazesini bizzat Efendimiz S.A.v. yıkayıp kefenledi, namazını kıldırdı ve Baki mezarlığına defnetti. Baki mezarlığına defnedilen ilk sahabi olduğu rivayet edildi.

    Cenaze namazı

    Ebu Said el-Hudrî r.a.’ın bildirdiğine göre, Rasul-i Ekrem S.A.v. Medine-i Münevvere’yi teşrif ettikten sonra bir müslüman ölüm döşeğine düşünce Efendimiz S.A.v.’e haber verirlerdi. Bunun üzerine Efendimiz S.A.v. gelir, ölünceye kadar hastanın yanında bulunur, Allah’tan af diler, cenaze namazını kılar ve defnedilinceye kadar orada kalırdı.

    Sahabe-i Kiram bu uygulamanın Efendimiz S.A.v.’e zahmet verdiğini düşünerek hasta vefat etmedikçe O’na haber vermemeyi aralarında kararlaştırdılar. Nitekim bundan sonra vefat olunca haber vermeye başladılar. Efendimiz de gelip cenaze namazını kılar ve Yüce Mevlâ’dan affını niyaz ederdi; dilerse geri döner, dilerse defnedilinceye kadar orada kalırdı.

    Daha sonra cenazeyi Peygamber S.A.v. Efendimiz’in evinin yanına kadar getirip haber vermeyi ve cenaze namazını orada kıldırmayı uygun gördüler. Efendimiz S.A.v. de ondan sonra cenaze namazlarını evinin yakınındaki yerde kılmaya başladı. Mescid-i Nebevî’nin yan tarafı artık cenazelerin kılındığı bir mekân oldu. (İbn Sa‘d, Tabakât, c.1, s.257; Köksal, İslâm Tarihi, c.8, s.62)

    Cenaze, kıbleye doğru cemaatin ön tarafına konulurdu. Rasul-i Ekrem S.A.v. Efendimiz önde durur, cemaat de arkasında saf bağlardı. İlk tekbir ile namaz başlar, dördüncü tekbirden sonra selam verirlerdi. Rükû ve secdenin bulunmadığı bu namaz, aslında bir dua idi. Bir müminin dünyadan ayrılışı esnasında hem onun için, hem de diğer müminler için Yüce Mevlâ’dan af diliyordu Efendimiz S.A.v.. Sahabe-i Kiram da af diliyordu aynı namazda.

    Boyunlar bükük, gönüller buruk, diller niyazda mağfiret bulutlarının af yağdırması için bir yakarıştı cenaze namazı. Yolundan gidenlere bunu bıraktı Efendimiz S.A.v.. Ağlamayı, bağırmayı, isyan etmeyi değil; hem ölen için, hem de hayatta kalanlar için yalvarmayı, af dilemeyi, kırık gönüllerle merhamet dilemeyi miras bıraktı.

    Ölen bir din kardeşimize rıhtımda kalanların yapacağı son görev, cenaze namazını kılarak merhametliler merhametlisinden af dilemek.

    Ölen ve an be an ölüme yaklaşanlar için...

    Mehmet IŞIK


  4. 10.Nisan.2011, 14:13
    2
    Silent and lonely rains



    Ölümü, bir vakit uğranılan limandan bilinmez ufuklara demir almaya benzetmiş şair. Limandan ayrılan artık ayrılmıştır, yapabileceği bir şey yok. Rıhtımda kalanlar ise elemli. Yolcuyu uğurlayacaklar. Peki, nasıl olmalıdır bu uğurlama?

    Ölüm karşısında elimiz kolumuz bağlı. Herkes ölümü tadacak. Gidişi durdurmanın, bu limandan ayrılanı geri çevirmenin imkanı yok. İnsana acziyetini iliklerine kadar hissettiren bu gerçek karşısında herkes boynunu büküyor. Büküyor ve yolcuya gittiği yerde yardımcı olabilecek, ona fayda verebilecek çareler arıyor.

    Bir ümitten başka hiçbir çare gözükmüyor. O da hem yolcunun, hem de rıhtımda kalanların sahibine başvurup O’na yalvarmak, yolcunun hayırlara ulaşmasını dilemek... Merhametinden başka sığınak olmayan Yüce Mevlâ’ya dua etmek, giden ve kalanların affını dilemek, sevilenler arasına katması için niyazda bulunmak... Aynı Rasul-i Ekrem S.A.v. Efendimiz’in yaptığı gibi...

    Efendimiz S.A.v. nasıl uğurlamıştı gidenleri? Çaresiz kalınan o anda ne yapmıştı?

    Kabirde de olsa dosta vefa

    Sahabe-i Kiram’dan Bera b. Marur r.a., İkinci Akabe Biatı’nda Medineli 12 temsilciden birisi olarak bulunmuş ve Peygamber S.A.v. Efendimiz’e biat etmişti. Ertesi hac döneminde tekrar görüşmek üzere ayrılmıştı gönüller sultanından.

    Bera b. Marur r.a., Medine-i Münevvere’ye döndü. Kısa bir süre sonra rahatsızlandı ve Efendimiz S.A.v.’in hicretinden bir ay önce vefat etti. Yüzü Kâbe’ye gelecek şekilde kabrine konulmasını vasiyet etmişti. Öyle de yapıldı.

    Rasul-i Ekrem S.A.v. Efendimiz, hicret edip Medine-i Münevvere’ye geldiğinde bir ara Bera b. Marur r.a.’ı sordu. Bir ay önce vefat ettiğini söylediler. Efendimiz S.A.v. de yanında bulunanlarla birlikte onun kabrine gitti. Orada saf bağlayıp cenaze namazını kıldı ve Allah Tealâ’nın affını dileyerek ona dua etti. (M. A. Köksal, İslâm Tarihi)

    Bera b. Marur r.a., birçok konuda ilklerin nasip olduğu bir zattır.

    Kıble henüz Mescid-i Aksa’dan Mescid-i Haram’a döndürülmeden önce Kâbe’ye doğru bir müddet namaz kılmıştır. Efendimiz S.A.v.’e sorduktan sonra diğer müslümanlar gibi Mescid-i Aksa’ya yönelmeye başlamıştır.

    Vefat ettikten sonra yüzünün Kâbe’ye doğru gelecek şekilde kabre konulmasını istemiş ve yüzü Kâbe yönüne gelecek şekilde defnedilen ilk sahabi olmuştur.

    Efendimiz S.A.v.’in hicretten sonra Medine-i Münevvere’de kılmış olduğu ilk cenaze namazı da Bera b. Marur r.a.’a nasip olmuştur ve defnedildikten sonra Peygamber S.A.v. tarafından kabri üzerinden cenaze namazı kılınan ilk zattır.

    Bildiğimiz kadarıyla aslında bu cenaze namazı, Rasul-i Ekrem S.A.v.’in de kılmış olduğu ilk cenaze namazıdır. Çünkü bundan önce Mekke-i Mükerreme’de Hz. Hatice r.a. validemizin cenazesi olmuştu, orada cenaze namazı kılındığına dair bir bilgimiz yok.

    Medine’de ikinci cenaze namazı

    Rasul-i Ekrem S.A.v. Medine-i Münevvere’ye Kuba köyü yönünden gelmişti. Bundan dolayı O’nu ilk olarak ağırlama şerefi Kuba’daki müslümanlara nasip oldu. Rebiulevvel ayının on ikinci günüydü.
    Kuba’da oturanların ileri gelenlerinden Kulsüm b. Hidm r.a. isminde yaşlı bir zat vardı. Hicretten kısa bir müddet önce müslüman olmuştu. Çok misafirperver bir insandı. Efendimiz’i Kuba’da kendi evinde on dört gün misafir etti.

    Daha sonra Rasul-i Ekrem S.A.v., şu an Mescid-i Nebevî’nin bulunduğu Medine-i Münevvere’nin merkezine geçti ve eviyle mescidin inşa edileceği arsayı satın aldı. İnşaat esnasında da Ebu Eyyub el-Ensarî r.a.’ın evinde misafir oldu.

    İnşaat devam ederken Efendimiz S.A.v.’i Kuba’da misafir etmiş olan Kulsüm b. Hidm r.a. vefat etti. Efendimiz S.A.v., ilerlemiş yaşına rağmen cansiperane misafirlerine hizmet etmiş olan sahabisinin cenazesini bizzat kıldırdı ve ona dua etti.

    Baki Mezarlığı’na ilk defin

    Kulsüm b. Hidm r.a.’ın vefatından kısa bir süre sonra Esad b. Zürare r.a. boğmaca hastalığına yakalandı. Ensar’ın ileri gelenlerindendi. Medine-i Münevvere’ye İslâm’ı getirip tanıtan ilk kişiydi.

    Hicretten yaklaşık üç yıl önce Esad b. Zürare r.a., birkaç arkadaşıyla birlikte Mekke’ye gitmişti. Müşriklerin ileri gelenleriyle bir görüşme yapacaklardı. Bu esnada Efendimiz S.A.v. onların gelişinden haberdar olmuş ve müşriklerle görüşmeden önce onlarla görüşüp İslâm’a davet etmişti. Kabul edip müslüman olmuşlardı. Medine-i Münevvere’ye geldiklerinde arkadaşlarına İslâm’ı anlatmışlardı. Ertesi yıl on iki kişi ile Birinci Akabe Biatı’na, bir sonraki yıl da yetmiş küsur insanla İkinci Akabe Biatı’na gitmişlerdi. Esad b. Zürare r.a. bütün bu hizmetlerin içinde, hatta önünde yer almıştı.

    Şimdi bu vefalı dost ağır bir hastalığa yakalanmıştı. Efendimiz S.A.v. tedavisiyle bizzat ilgilendi, ama Allah’ın takdiri ne ise o olacaktı. Vakit gelmişti; Rasul-i Ekrem S.A.v.’in huzurunda Esad b. Zürare r.a. Hakk’ın rahmetine kavuştu.Cenazesini bizzat Efendimiz S.A.v. yıkayıp kefenledi, namazını kıldırdı ve Baki mezarlığına defnetti. Baki mezarlığına defnedilen ilk sahabi olduğu rivayet edildi.

    Cenaze namazı

    Ebu Said el-Hudrî r.a.’ın bildirdiğine göre, Rasul-i Ekrem S.A.v. Medine-i Münevvere’yi teşrif ettikten sonra bir müslüman ölüm döşeğine düşünce Efendimiz S.A.v.’e haber verirlerdi. Bunun üzerine Efendimiz S.A.v. gelir, ölünceye kadar hastanın yanında bulunur, Allah’tan af diler, cenaze namazını kılar ve defnedilinceye kadar orada kalırdı.

    Sahabe-i Kiram bu uygulamanın Efendimiz S.A.v.’e zahmet verdiğini düşünerek hasta vefat etmedikçe O’na haber vermemeyi aralarında kararlaştırdılar. Nitekim bundan sonra vefat olunca haber vermeye başladılar. Efendimiz de gelip cenaze namazını kılar ve Yüce Mevlâ’dan affını niyaz ederdi; dilerse geri döner, dilerse defnedilinceye kadar orada kalırdı.

    Daha sonra cenazeyi Peygamber S.A.v. Efendimiz’in evinin yanına kadar getirip haber vermeyi ve cenaze namazını orada kıldırmayı uygun gördüler. Efendimiz S.A.v. de ondan sonra cenaze namazlarını evinin yakınındaki yerde kılmaya başladı. Mescid-i Nebevî’nin yan tarafı artık cenazelerin kılındığı bir mekân oldu. (İbn Sa‘d, Tabakât, c.1, s.257; Köksal, İslâm Tarihi, c.8, s.62)

    Cenaze, kıbleye doğru cemaatin ön tarafına konulurdu. Rasul-i Ekrem S.A.v. Efendimiz önde durur, cemaat de arkasında saf bağlardı. İlk tekbir ile namaz başlar, dördüncü tekbirden sonra selam verirlerdi. Rükû ve secdenin bulunmadığı bu namaz, aslında bir dua idi. Bir müminin dünyadan ayrılışı esnasında hem onun için, hem de diğer müminler için Yüce Mevlâ’dan af diliyordu Efendimiz S.A.v.. Sahabe-i Kiram da af diliyordu aynı namazda.

    Boyunlar bükük, gönüller buruk, diller niyazda mağfiret bulutlarının af yağdırması için bir yakarıştı cenaze namazı. Yolundan gidenlere bunu bıraktı Efendimiz S.A.v.. Ağlamayı, bağırmayı, isyan etmeyi değil; hem ölen için, hem de hayatta kalanlar için yalvarmayı, af dilemeyi, kırık gönüllerle merhamet dilemeyi miras bıraktı.

    Ölen bir din kardeşimize rıhtımda kalanların yapacağı son görev, cenaze namazını kılarak merhametliler merhametlisinden af dilemek.

    Ölen ve an be an ölüme yaklaşanlar için...

    Mehmet IŞIK





+ Yorum Gönder