+ Yorum Gönder
Soru ve Cevaplar ve Misafir Soruları Kategorisinden Bediüzaman Mehdiyle ilgili Görüşleri nelerdir konu hakkında neler söylemiştir? Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Misafir

    Bediüzaman Mehdiyle ilgili Görüşleri nelerdir konu hakkında neler söylemiştir?






  2. Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Cevap: Bediüzaman Mehdiyle ilgili Görüşleri nelerdir konu hakkında neler söylemiştir?


    Reklam



    Cevap: SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN MEHDİYLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ...
    Said Nursi Hazretleri Risale-i Nurlarda Mehdiyle ilgili olarak çeşitli düşünceler ortaya koymuştur. Bu düşünceler oldukça önemlidir; kendisi de bir müceddit olan ve bir nevi Mehdi sayılan birinin Kuran dürbünüyle izlediği hakikatlar nasıl önemli olmasın ki? Çünkü bu yorumlarda zanna dayalı yaklaşımlar değil; şaşmaz bir öngörüye dayalı ledünni boyut işin içindedir. Bu açıdan konu irdelenirse Said Nursi'nin Mehdi için söyledikleri oldukça önemlidir; çünkü işin içinde kutb-ul azam makamındaki bir müceddidin beyanı vardır. Bu asla gözardı edilmemelidir. Risale-i Nurlar da bu makamdadır ve Gavs makamına ulaşmadan, keskin bir göz bu perdeleri kaldırıp hakikati göremez. Said Nursi cephesinden algılanan Mehdi telakkisi Risale-i Nurlarda özet olarak şöyle verilmektedir:
    Gerçi, her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddit geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi ünvanını alamamışlar. (Emirdağ Lahikası, 260)
    Baştaki hadis-i şerifin "her yüz sene başında dini tecdit edecek bir müceddidi gönderiyor" müjdesinin ihbarına muvazi olarak Hazret-i Mevlana Halid, -ekser ehl i hakikatin tasdikiyle- 1200 senesinin yani on ikinci asrın müceddididir. (Barla Lahikası, 120)
    Madem tam yüz sene sonra, aynen dört cihette tevafuk ederek Risale-i Nur eczaları aynı vazifeyi görmüş... Kanaat verir ki -nassı hadis ile-Risale-i Nur tecditi din hususunda bir müceddit hükmündedir. (Barla Lahikası, 121)
    Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyetin edebiyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muhlis veya bir müceddit veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u azam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip milleti ıslah etmiş; bir müçtehit, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebeviden olacaktır. Cenab-ı Hakk, bir dakika zarfında beyn -es-sema vel-arz âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icat eden Kadir-i Zülcelâl Hz. Mehdi ile de, âlem-i İslam'ın zülumatını dağıtabilir. Ve vaat etmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbap ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua layıktır ki; Eğer muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir. Ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder." (Mektubat, 411–412)
    İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler. (Sözler, 318)
    Ta 1371 senesinden sonraki âlem-i İslam'ın mukadderatına nazar eden Hutbe-i Şamiye'deki hakikatler... Evet, şimdi olmasa da 30–40 sene sonra fen ve hakiki marifet (pozitif bilimler yoluyla ma'rifet-i ilahiyenin tam isbatı) ve medeniyetin mehasini o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat (gerçekleri araştırarak, tahkiki bir surette yazarak) meyelanını (Hakikati araştırma meyli) ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşallah yarım asır sonra (2000-2010 yılları arası) onları darmadağın edecek. (Hutbe-i Şamiye, 25)
    "Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra (miladi 2000-2050 yılları arası) zülumatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi'nin Şakirtleri (fedakar takipçileri ve çoğu talebe olan öğrenciler) olabilir." (Şualar, 605)
    "Bu zamanda öyle fevkalade hâkim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse...
    ( Kastamonu Lahikası, 57)
    Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten (veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihraç etmiş ve kanaati gelmiş ki: 'Şark tarafindan bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zülumatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak. Ben böyle bir nurun zuhuruna çok intizar ettim (gözledim) ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kutsi çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara (Hz. MEHDİ ve Hz. İSA) zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz).
    (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 189)
    ...Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyetin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında bir muhlis veya bir müceddit veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u azam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmediyi (A.S.M.) muhafaza etmiş…
    (Mektubat, 411–412)
    ...Madem âdeti öyle cereyan ediyor, ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehit, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebevi'den olacaktır... Kadir-i Zülcelâl Hz. Mehdi ile de, âlem-i İslam'ın zülumatını dağıtabilir. Ve vaat etmiştir, vaadini elbette yapacaktır.
    (Mektubat, 411–412)
    …Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehit, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebeviden olacaktır. Cenab-ı Hakk, bir dakika zarfında beyn-es-sema vel-arz âlemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icat eden Kadir-i Zülcelâl Hz. Mehdi ile de, âlem-i İslam'ın zülumatını dağıtabilir. Ve vaat etmiştir, vaadini elbette yapacaktır…
    (Mektubat, 411–412)
    Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymettarı olan iman-ı tahkikiyi (GERÇEK İMANI) neşr ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak..
    (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
    Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle (imana ilişmesiyle) ve maddiyun ve tabiiyyun (materyalizm ve maddi felsefeden kaynaklanan Naturalizm) taunu, beşer içine intiçar etmesiyle, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek...
    (Emirdağ Lahikası, 259)
    Âlem-i İslâmın vahdetini (İslam birliğini tesis etmek üzere çalışmalar yaparak) nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve manevî tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi'den kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır.
    (Emirdağ Lahikası, 259)
    O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektir.
    (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)

    Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikat ve ihlas ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.
    (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
    O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi İttihad-ı İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam'a hizmet etmektir.
    (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)

    Birinci vazife, o vazifeden üç dört derece daha ziyade kıymettardır, fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar.
    (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
    Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir..
    (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
    Üçüncü Vazifesi: İnkılâbat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur’aniye'nin zedelenmesiyle ve Şeriat ı Muhammediye'nin (A.S.M.) kanunları bir derece ta'tile uğramasıyla o zat, bütün ehl-i imanın manevî yardımlarıyla ve ittihat-ı İslâm'ın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Al-i Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakâr seyyitlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmâyı yapmaya çalışır.
    (Emirdağ Lahikası, 260)

    Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddit geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, ahir zamanın Büyük Mehdi unvanını alamamışlar.
    (Emirdağ Lahikası, 260)
    Hem bu üç vezaifi birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor. Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi'nin (A.S.M.) cemaati-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi'de ve cemaatindeki şahs-i manevide ancak içtima edebilir..
    (Kastamonu Lahikası, 139 ve Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 156)
    "Rivayetlerde, ahir zamanın alametlerinden olan ve al-i beyt-i nebeviden Hazret-i Mehdi'nin hakkında ayrı ayrı haberler var. Hatta bir kısım ehl-i ilim ve ehl-i velayet, eskide onun çıkmasına hükmetmişler. Allah-u âlem bissevab, bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili şudur ki: Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihat âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi, her bir asır meyusiyet vaktinde, kuvve-i maneviyesini teyit edecek bir nevi Mehdi'ye veyahut Mehdi'nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan; rahmet-i İlahiyye ile her devirde belki her asırda bir nevi Mehdi Al-i Beyt-ten çıkmış, ceddinin şeriatını muhafaza ve sünnetini ihya etmiş. Mesela: Nakşibend ve aktab-ı erbaa ve on iki imam gibi büyük Mehdi'nin bir kısım vazifelerini icra eden zatlar dahi, Mehdi hakkında gelen rivayetlerde, medar-i nazar Muhammed Aleyhissalat-ü Vesselam olduğundan rivayetler ihtilaf ederek, bir kısım ehl-i hakikat demiş: "Eskide çıkmış." 8yani bir cihette yanılmış) Her ne ise...
    (Şualar, 456)
    Evet yüzer kutsi kahramanları yetiştiren ve binler manevi kumandanları ümmetin başına geçiren ve hakikat-i Kur'aniyenin mayası ile ve imanın nuriyle ve İslamiyetin şerefiyle beslenen, tekemmül eden Ali Beyt, elbette ahir zamanda şeriat-ı Muhammediyeyi ve hakikat-i Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) ihya ile ilan ve icra ile başkumandanları olan "Büyük Mehdi"nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini dünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır..."
    (Şualar, 456)
    Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa'nın semavi nüzulü kati olmakla beraber; mana-yı işârisiyle-başka hakikatları ifade ettiği gibi bu hakikata da mu'cizane işaret ediyor.
    (Kastamonu Lahikası, 50)
    Şahs-i Isa Aleyhisselam'in kılıncı ile maktul olan şahs-i Deccal’ın teşkil ettiği dehşetli maddiyunluk ve dinsizligin azametli heykeli ve şahs-i manevisini mahvedecek ancak İsevi ruhanileridir ki; o ruhaniler din-i İsevi’nin hakikatini hakikat-i Islamiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hatta "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi olur." diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder.
    (Şualar, 493)
    …Hal-i hazır Hıristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak (bu dönüşüm manen başlamış olup halen devam etmektedir)...
    (Mektubat 53–54)
    …Hıristiyanlık bir nevi İslamiyet'e inkilab edecektir (Hz. isanın gelmesiyle)... Ve Kuran’a iktida ederek, o İsevilik şahsı manevisi tabi ve İslamiyet, metbu makamında kalacak.
    (Mektubat 53–54)
    …Din-i hak, bu iltihak neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karsı ayrı ayrı iken mağlup olan İsevilik ve İslamiyet; ittihat neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak…
    (Mektubat 53–54)
    …İttihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken âlem-i semavatta cism-i beşerisiyle bulunan şahs-i Isa Aleyhisselam, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey'in vaadine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Sey' vaat etmiş elbette yapacaktır...
    (Mektubat, 53–54)
    O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektir. Birinci vazife maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikat ve ihlâs ve sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.
    (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 9)
    Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sünbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz..
    (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 138- Kastamonu Lahikası, 72)
    İkinci Vazifesi: Hilafet i Muhammediye (A.S.M.) unvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve manevî tehlikelerden ve gadab-ı İlâhi'den kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır.
    (Emirdağ Lahikası, 259)
    O ileride gelecek acib (bazı üstün ve garip özelliklere sahip) şahsin bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdâr bir neferi (öncü ve yardımcı bir askeri) olduğumu zannediyorum..
    (Barla Lahikası, 162)
    "Ben, kendimi seyyit bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Hâlbuki ahir zamanın o büyük şahsı, Âl-i Beyt'ten olacaktır."
    (Emirdağ Lahikası, 247–250)
    MEHDİ KIYAMETİN GİZLİ HABERCİSİDİR...
    Mehdi Aleyhisselamı önemli kılan şey; onun, eşsiz dehasıyla İslam dinini ihya edip İsevilerin dünyasıyla ittifak ederek insanlığın yararına hayırlı işler yapmak şekliyle algılansa da, onun gözden kaçmayan çok önemli, belki en önemli bir yönü daha vardır: Kıyametin habercisi olması. Onun Kıyamete yakın bir zaman diliminde zuhur edeceği, Hadis-i şeriflerde de dile getirilmektedir. Bu araştırmayı yaptığımız tarih itibariyle "Hadislerde belirtilenlerin, Said Nursi ve İmam Rabbani Hazretlerin belirttikleri gerçekliklerle bir noktada kesiştiklerini gördük: 2006 yılı itibariyle Ahirzaman Mehdisinin hayatta olduğu ve Ahir zamanıın başlangıcını ilan eden Müceddidlik görevine başlangıcını belirleyen, açık seçik kesişen ortak bir noktaydı… Peki, Mehdi Aleyhisselam kimdi ve nasıl tanınacaktı? Tanındığı takdirde ne olacaktı? Bunlar çok önemli sorulardır. Araştırmamızda ulaştığımız tek bir sonuç oldu: O da, Mehdi Aleyhisselamın hiçbir zaman kendini tanıtmayacağı, her zaman için böyle bir nitelendirmeyi reddedeceği ve onun ancak "iman nuruyla" tanınabileceği gerçekliğidir. Onun kim olduğu önemli değildir; önemli olan kendinin kim olduğunu dünyaya söylemesidir, ilan etmesidir. Dolayısıyla, bunu insanlığa isbat etmeye veya kendini kabul ettirmeye hiç ihtiyacı olmadığı tam anlaşılıyor. Ona biat edilmedikten sonra nasıl Mehdi Aleyhisselamın talebesi olunacaktır? Bu da önemli bir sorundur. Belki bilmeden de, olsa onun dairesine yardımcı olmak ya da davasına taraftar olmak şekliyle bir nevi ona talebe olunabilir; ama bu onun ruhani bir havarisi olmaya yol açabilecek bir eylem sayılamaz. Onun hayatta olması bir gerçekliği daha tetikler: İslam dünyasının ve Hıristiyan dünyasının beklediği Hazret-i İsa Aleyhisselamın semadan yeryüzüne inmesi hadisesinin yakın olmasını... Sahih bir rivayete, Hazret-i İsa Aleyhisselamın, Mehdi Aleyhisselamın arkasında namaz kılacağı açıkça beyan edilmektedir..

    İkisi de Kıyametin büyük habercileri olduğuna göre şu yaşlı dünyanın ve evrenin acı sonu yaklaşıyor demektir. İşte, Mehdinin en önemli fonksiyonlarından birisi de, burada yatmaktadır, yani tüm pozitif bilimler yoluyla kıyametin ilan ve isbat edilmesi meselesi. Kuranda vaat edilen kıyametin bu kadar açık bir şekilde gelip çatması oldukça düşündürücüdür. İlm-i cifirle, ledünni ferasetiyle Mehdi Aleyhisselamın zuhur zamanını işaret eden Said Nursi Hazretleri acaba yanılmış olabilir mi? Elbette ki Hayır! Risale-i Nurlarda verdiği gaybi bilgilerin onun söylediği tarihlerde saati saatine zuhur ettiğini, "Eddai" adlı şiirinde "kendi kabrinin söküleceğini" belirttiğini ve bunun aynen gerçekleştiğini görünce şu adrese geldik:
    Said Nursi Hazretlerinin Mehdi Aleyhisselamla ilgili verdiği zuhur tarihinin yanlış çıkmasına yüzde bir de olsa ihtimal yoktur. Üç bin yılın yenileyicisi bir müceddit olan ve bir nevi Mehdi sayılan İmam Rabbani Hazretleri de o asırdan Mehdinin zuhur tarihini söylemiş ve bu tarihin Said Nursi Hazretlerinin belirttiği zaman kesitiyle birebir örtüşmesi, hadis-i şeriflerde belirtilen Mehdi zuhur alametlerinin de aynı zaman dilimine rastlaması oldukça düşündürücüdür.
    Öyleyse, ortada hep gözden kaçan bir Kıyamet Gerçekliği apaçık durmaktadır. Yaşlı ve yorgun evrenin sonsuza kadar dinlenme, bir kağıt gibi dürülme zamanının yaklaşıyor olması bu araştırmamızın konu kapsamı içinde olmayan bir şeydir; ama konu Mehdi olunca onun bir adım ötesinde İsa Mesih, onun da bir adım ötesinde Kıyamet, zorunlu olarak karşımıza çıkıyor. Bizim esas meselemiz ve davamız Mehdi olmasına karşın ister istemez bu alana da girmek zorunda kaldık. Bu da çalışmamıza çok ilginç bir renk kattı sanırım. Öyleyse, Mesih'i de anımsamak ve onun üzerinde durmak bizim için kaçınılmaz bir gerçeklik olacaktır.
    SON GAVS, SON MEHDİ; SON RİSALE-İ NUR BİR SONUN MU HABERİ?
    Tarikat sahasına bakıldığında her ne kadar da herkes kendi mürşidini "gavs" bilse de ,ortada gerçek bir gavsın esinlerine rastlanılmamakta. Çoğu kendini gavs zanneden kişi ise, apaçık bir yanılgı içerisindedir. Çünkü, Gavsların birer birer gayba çekilmesi ne anlama geliyor acaba? Tarikatçıların "Bizim mürşidimiz gavstır"larına bakılırsa 2006 yılı itibarıyla dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan en az "beş yüz" gavsın varlığından söz etmek gerekir. Oysa Mehdi Aleyhisselamın hayatta olduğu şu tarih itibarıyla meydanda "gavsın" olmaması icap eder. Çünkü Mehdi Aleyhisselam hadis-i şerifin ifadesiyle zamanın en hayırlısıdır. Oysaki cifri tarihle henüz mehdiye Gavslık mertebesi verilmiş değildir. Mehdi Aleyhisselamın zuhuru nun başlangıcı seksenli-doksanlı yıllar arasına yayılırsa 1980'li yıllar itibariyle Allahın halifesi sayılan son gavsın da gayba çekilmiş olması gerekir. Çünkü onlar da bazen yüz, bazen bin yıl zaman dilimlerinde dünyaya gelen ve Allahın yeryüzünde halifesi olan zatlardır. Şeyhlik müessesesi Kıyamete kadar devam etmekle birlikte "gavsiyetin bitmesi" batında kalması, bir daha da yeryüzüne gavsın gelmemesi gerekir. Çünkü o hakiki beklenilen gavs geldiğinde Güneşin batıdan doğması da yaklaşmış olmalıdır. Çünkü meydanda Mehdi Aleyhisselam vardır ve onun vefatından sonra bir gavsın gelmesi çok uzak bir ihtimaldir. Dolayısıyla, Ahirzaman Mehdisi Mehdiyet halkasının ve Velayet mertebesinin sonu ve sonuncusudur..

    Yani ondan sonra asla ve kata mehdi gelmeyecektir; bu aynı zamanda bir müceddidin de kesinlikle gelmeyeceği anlamına gelir ki, Said Nursi hiç kimsenin Risale-i Nur yazmaya yeltenmemesini öğütler ve bu eserin hakikat yolunun son manevi Kuran tefsirinin bir öncüsü olduğunu söyler. Bu kareleri yan yana koyduğumuzda ortaya insanlığın farkında olmadığı çok korkunç bir gerçek çıkıyor:
    Bir sona mı yaklaşıyoruz. Evet, çok acı; bir sona doğru yaklaşıyoruz. Risale-i Nur müellifinin ölüm tarihi 1960. Üzerine yüz yıl daha koyarsanız 2060 tarihi çıkar. Son gavsın ölümü 1970 yılı olsa yüz yıl sonra 2070 tarihi çıkar. Mehdi Aleyhisselamın iveladet tarihi 1970-80 alınırsa 2070-80 çıkar. Bu tarihler acaba Kıyametin haberi olabilir mi? Eğer her yüz yılda bir müceddit geliyorsa, gavs geliyorsa ortaya karmakarışık bir sonuç çıkar. Ya bu tarihler geçilecektir, müceddit gavs gelmeyecektir. Ya da Kuranda işaret edilen Kıyamet tablosuna yavaş yavaş adım atılmış olacaktır.
    Ya da.........
    Allah'u A'lem..
    Allah'tan başka kim bilebilir ki..
    Vesselam..

+ Yorum Gönder