Konusunu Oylayın.: Faruk Beşer ve Hayrettin Karaman'ın Mehdi hakkında görüşleri nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Faruk Beşer ve Hayrettin Karaman'ın Mehdi hakkında görüşleri nedir?
  1. 08.Nisan.2011, 15:36
    1
    Misafir

    Faruk Beşer ve Hayrettin Karaman'ın Mehdi hakkında görüşleri nedir?






    Faruk Beşer ve Hayrettin Karaman'ın Mehdi hakkında görüşleri nedir? Mumsema Faruk Beşer ve Hayrettin Karaman'ın Mehdi hakkında görüşleri nedir?


  2. 08.Nisan.2011, 15:36
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Faruk Beşer ve Hayrettin Karaman'ın Mehdi hakkında görüşleri nedir?


    Benzer Konular

    - Hayrettin Karaman kimdir ?

    - Seferilik hayrettin karaman

    - Seferilik faruk beşer

    - Faruk Beşer kimdir?

    - Rabıta - Faruk Beşer

  3. 09.Nisan.2011, 12:22
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Faruk Beşer ve Hayrettin Karaman'ın Mehdi hakkında görüşleri nedir?




    “Mehdi inancı,evliyaların gösterdiği keramet, evliyalardan medet umma gibi dinimize yerleşmiş olan batıl inançlar” ifadesi geçiyordu. Bunlardan birini “medet umma konusunu” açıklamıştık.
    “Evliyanın gösterdiği keramet” ifadesi uygun değildir, evliya, hokkabazlar gibi keramet gösterisi yapmaz; Allah, çok kere onların iradesi dışında, adına keramet denilen olağanüstü olay, yardım ve durumları yaratır. Doğru ifade “evliyada zuhur eden keramet”dir. Peygamberler için mucizeye ve Allah'ın velî kulları için keramete inanmak “batıl inanç” değildir.
    Mehdî meselesine gelince, bu konuda daha önce yazdıklarımdan bazı nakıllerle yetineceğim:

    …Hıristiyan misyonerlerin istismar etmeye yeltendikleri bir konu da Hz. İsa'nın tekrar dünyaya geleceği inancıdır. Bu konuda bazı sahih hadislerin bulunduğu doğrudur, ama bu hadislerin ortak noktası olan “Hz. İsa tekrar gelecek” kısmı tevatür derecesinde olsa bile –ki, bu da tartışılabilir, tartışılmıştır- detaylarla ilgili haberler (nasıl geleceği, hangi din ve şeriatla amel edeceği, neler yapacağı...) İslam inancı (itikad) için yeterli olacak güçte hadislere dayanmamaktadır (detaylar konusundaki rivayetler mütevatir değildir). Yine de müslümanların genel olarak inandıkları husus, Hz. İsa'nın müstakil bir peygamber olarak değil, Son Peygamber Muhammed Mustafa'ya (s.a.) tabi olarak, onun tebliğ ettiği dine hizmet etmek için geleceğidir.
    Ben bu “İsa ve Mehdi'nin geleceği ile ilgili rivayetler ve inançlar” karşısında şöyle düşünüyorum: Bunların –gelseler bile- ne zaman gelecekleri belli değildir, müslümanlar olarak bizim vazifemiz, bozulanı düzeltmek için Hz. İsa'yı ve Mehdi'yi beklemek değildir, ne böyle bir vazifemiz, ne de mazeretimiz vardır; bize, bulduğumuz imkanlar ölçüsünde ne yaptığımız ve ne yapmadığımız sorulacaktır. Hz. İsa olsun başka birisi olsun hiçbir kimsenin, yeni bir din getirme veya Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği dini kısmen yahut toptan kaldırma selahiyeti asla yoktur. Hıristiyan ve Yahudilerle diyalog kurarken unutulmaması gereken bir şey de, peygamberler hakkındaki inançtır; biz müslümanlar Hz. Musa ve Hz. İsa'nın birer hak peygamber olduklarına, ama onların tebliğ ettikleri kitapların ve dinin değiştiğine inanıyoruz, ama genel olarak Hıristiyanlar ve Yahudiler bizim peygamberimize inanmıyorlar; bu temel farkı unutmayalım.
    İnsanları yoldan çıkarmak, yeryüzünü savaş, kan, kin, zulüm ile doldurmak için çalışan her güçlü lider biraz Deccal'dir. İnsanlara olumsuz nazarlarla bakan ve yeryüzüne egemen olarak zulmetmek isteyen topluluklar elbette kendilerine uygun liderler beklerler. Müslümanlar da Hz. İsa'nın geleceğine, Mehdi'nin ortaya çıkacağına, bunların Deccal'i ortadan kaldırıp yeryüzünü yeniden huzura ve barışa kavuşturacaklarına inanıyorlar. Ama bu inancın yanında, en güçlü akıl ve vahiy delilleri şu iki temek inancı da kaçınılmaz kılıyor: a) Bunlar yeni bir din ve şeriat getirecek değiller, Son Peygamber'in (s.a.) ümmeti olarak hizmet edecekler. b) Müslümanların vazifesi ellerini kollarını bağlayıp oturarak kurtarıcı beklemek değildir; onlar gelsin gelmesin müminlerin vazifesi Kur'an'da, Sünnet'te ve bunların açıklaması mahiyetinde olan islamî ilimlere ait kitaplarda açık ve seçik olarak ortaya konmuştur; yarın kıyamet kopacak olsa bugün ağaç dikmeye devam edeceğiz.
    Mehdi inancı kesin bir inanç unsuru/öğesi değildir. Kur'an'da yoktur. Hadislerde geçen de yoruma tabidir; her zaman bize rehberlik edecek iyi insanlar anlamına da gelir. O'nun geleceğine inanmayan da müslümandır. Mesela İbn Haldun Mehdi ile ilgili hadislerin kesin dini bilgi kaynağı olacak nitelikte bulunmadığını ileri sürmüştür. Geleceğine inananlara göre de vakti belli değildir.
    Bir kurtarıcı beklentisi hep olagelmiştir; sebebi de acizlik, zaaf, himmeti ve hizmeti başkasından bekleme psikolojisidir. Fatih İstanbul'u fethederken Mehdi beklemiyordu, bu vazifenin kendisine ait olduğuna inanıyor ve gerekeni yapıyordu. Bir küçük İsrail karşısında darmadağınık hale gelen bugünkü müslümanlar ise akıl, imkan ve güçlerini bir araya getirecek, Allah'ın verdiği imkanları sonuna kadar kullanacak yerde oturup Mehdi bekliyor, gelişinin yaklaştığına dair alametleri arayıp bularak (bulduklarını iddia ederek) avunuyorlar.
    Hayrettin Karaman

    ______________________
    Not)
    Not) Faruk Beşerin Mehdiyle ilgili sözleri bulunamadı
    fakat Hz İsa'nın gelişiyle fetvası mevcut.

    _____________________


    Soru:Hz İsa gelecek mi? Burada yurtdışında yaşayan bir hoca efendi Al-i İmran suresi 55. ayete göre Hz. İsa öldü diyor. Bazı meallerde "Ya İsa muhakkak seni vefat ettirecek olan benim ve seni bana yükselteceğim...” diye devam yazıyor. Nisa 157-158 ayetlerde Allah Teala onu göğe yükselttiğini, çarmıha gerilenin başkası olduğunu beyan ediyor. 159. ayette "Ve ehl-i kitaptan hiçbir fert yoktur ki ölümünden evvel Ona iman edecek olmasın" deniyor. Bunları nasıl anlayacağız?

    Cevap: Değerli kardeşim, Hz. İsanın gelmesi meselesi çok kesin ve net bir mesele olmadığı için Ehli sünnet alimleri onun geleceğine inanmanın, imana talluk eden bir akide meselesi olmadığına karar vermişlerdir.
    Doğrusu bazı hadisi şeriflere bakıldığında onlardan onun bir insan olarak geleceği manası çıkarılabilir. Ama sözünü ettiğiniz ayetlere ve yine bazı hadislere bakıldığında da onun öldüğü, artık bedenen dirilmeyeceği, onun gelişinden sözeden hadislerin müteşabih olduğu, yani hakiki anlamlarıyla alınamayacakları, mecaz kabul edilmeleri gerektiği anlaşılır.
    Sizin sözünü ettiğiniz ayetlerden bize göre anlaşılan şudur: "Allah Hz. İsa’yı öldürülmekten ve çarmıha gerilmekten kurtarmış, ölümünü kendi sağlamış ve ondan sonra da kendisine yükseltmiştir. (Nisa 157). Onlar onu kesinlikle öldürmemişlerdir (Nisa 157). Ona tabi olanlar kıyamete kadar kafirlerden üstün olacaklardır." (Al-i İmrân 55) Demek ki, önce öldürme, sonra Allaha yükselme vardır. Ona tabi olanlar üstün olacaklardır. Ama ona tanrı diyenler ve onu üçün üçüncüsü kabul edenler elbette ona tabi değillerdir. Öyle alınsa dahi, ona tabi olanlar müslümanlardan değil, kafirlerden üstün olacaktır. Ehli kitaptan hiç kimse yoktur ki, ölmeden önce ona inanacak olmasın. (Nisa 159). Buradaki "ölmeden önce" ifadesi iki türlü de anlaşılabilen bir ifadedir ve bundan Hz. İsa anlaşılacağı gibi, her bir ehli kitap ta anlaşılabilir.
    Bütün bunlardan benim anladığım şudur: Hz. Muhammedle peygamberlik bitmiş ve artık bir daha peygamber gelmeyecektir. Hz. İsa’nın gelmesiyle ilgili haberler mecaz olma ihtimalleri daha ağır basan haberlerdir. Öyleyse Hz. İsa’nın gelmesi ve bütün ehli kitabın ona inanması demek, kıyamete yakın zamanlarda, ehli kitabın onu hakkıyla tanıması, ona uyması ve onun gösterdiği kurtarıcıya, yani, Hz. Muhammed’e tabi olması demektir. Onun haçı kırması ve domuzu öldürmesi ile ilgili haberler de tam buna uygundur. Yani, Hıristiyanlar onu tam anlamıyla ve olduğu gibi tanıyacaklar, domuz yemekten vaz geçecekler, haça ibadet etmeyi bırakacaklar demektir. Yani o bir bakıma misyonuyla ve ilk geldiğinde anlattığı öğretileriyle gelecek, Bediuzzaman’ın ifadesiyle, şahs-ı manevisiyle gelecek ve Ehli kitap da toptan islam’a gireceklerdir. Ben şahsen böyle anlayan alimler gibi anlıyor ve onlara katılıyorum. Aksi takdirde Hz. Muhammedin (sa) yapamadığını Hz. İsa yapacak ve en nihayet son peygamber de o olacak diye düşünmek İslam akidesine aykırıdır.
    Selamlarımla/Faruk Beşer


  4. 09.Nisan.2011, 12:22
    2
    Silent and lonely rains



    “Mehdi inancı,evliyaların gösterdiği keramet, evliyalardan medet umma gibi dinimize yerleşmiş olan batıl inançlar” ifadesi geçiyordu. Bunlardan birini “medet umma konusunu” açıklamıştık.
    “Evliyanın gösterdiği keramet” ifadesi uygun değildir, evliya, hokkabazlar gibi keramet gösterisi yapmaz; Allah, çok kere onların iradesi dışında, adına keramet denilen olağanüstü olay, yardım ve durumları yaratır. Doğru ifade “evliyada zuhur eden keramet”dir. Peygamberler için mucizeye ve Allah'ın velî kulları için keramete inanmak “batıl inanç” değildir.
    Mehdî meselesine gelince, bu konuda daha önce yazdıklarımdan bazı nakıllerle yetineceğim:

    …Hıristiyan misyonerlerin istismar etmeye yeltendikleri bir konu da Hz. İsa'nın tekrar dünyaya geleceği inancıdır. Bu konuda bazı sahih hadislerin bulunduğu doğrudur, ama bu hadislerin ortak noktası olan “Hz. İsa tekrar gelecek” kısmı tevatür derecesinde olsa bile –ki, bu da tartışılabilir, tartışılmıştır- detaylarla ilgili haberler (nasıl geleceği, hangi din ve şeriatla amel edeceği, neler yapacağı...) İslam inancı (itikad) için yeterli olacak güçte hadislere dayanmamaktadır (detaylar konusundaki rivayetler mütevatir değildir). Yine de müslümanların genel olarak inandıkları husus, Hz. İsa'nın müstakil bir peygamber olarak değil, Son Peygamber Muhammed Mustafa'ya (s.a.) tabi olarak, onun tebliğ ettiği dine hizmet etmek için geleceğidir.
    Ben bu “İsa ve Mehdi'nin geleceği ile ilgili rivayetler ve inançlar” karşısında şöyle düşünüyorum: Bunların –gelseler bile- ne zaman gelecekleri belli değildir, müslümanlar olarak bizim vazifemiz, bozulanı düzeltmek için Hz. İsa'yı ve Mehdi'yi beklemek değildir, ne böyle bir vazifemiz, ne de mazeretimiz vardır; bize, bulduğumuz imkanlar ölçüsünde ne yaptığımız ve ne yapmadığımız sorulacaktır. Hz. İsa olsun başka birisi olsun hiçbir kimsenin, yeni bir din getirme veya Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği dini kısmen yahut toptan kaldırma selahiyeti asla yoktur. Hıristiyan ve Yahudilerle diyalog kurarken unutulmaması gereken bir şey de, peygamberler hakkındaki inançtır; biz müslümanlar Hz. Musa ve Hz. İsa'nın birer hak peygamber olduklarına, ama onların tebliğ ettikleri kitapların ve dinin değiştiğine inanıyoruz, ama genel olarak Hıristiyanlar ve Yahudiler bizim peygamberimize inanmıyorlar; bu temel farkı unutmayalım.
    İnsanları yoldan çıkarmak, yeryüzünü savaş, kan, kin, zulüm ile doldurmak için çalışan her güçlü lider biraz Deccal'dir. İnsanlara olumsuz nazarlarla bakan ve yeryüzüne egemen olarak zulmetmek isteyen topluluklar elbette kendilerine uygun liderler beklerler. Müslümanlar da Hz. İsa'nın geleceğine, Mehdi'nin ortaya çıkacağına, bunların Deccal'i ortadan kaldırıp yeryüzünü yeniden huzura ve barışa kavuşturacaklarına inanıyorlar. Ama bu inancın yanında, en güçlü akıl ve vahiy delilleri şu iki temek inancı da kaçınılmaz kılıyor: a) Bunlar yeni bir din ve şeriat getirecek değiller, Son Peygamber'in (s.a.) ümmeti olarak hizmet edecekler. b) Müslümanların vazifesi ellerini kollarını bağlayıp oturarak kurtarıcı beklemek değildir; onlar gelsin gelmesin müminlerin vazifesi Kur'an'da, Sünnet'te ve bunların açıklaması mahiyetinde olan islamî ilimlere ait kitaplarda açık ve seçik olarak ortaya konmuştur; yarın kıyamet kopacak olsa bugün ağaç dikmeye devam edeceğiz.
    Mehdi inancı kesin bir inanç unsuru/öğesi değildir. Kur'an'da yoktur. Hadislerde geçen de yoruma tabidir; her zaman bize rehberlik edecek iyi insanlar anlamına da gelir. O'nun geleceğine inanmayan da müslümandır. Mesela İbn Haldun Mehdi ile ilgili hadislerin kesin dini bilgi kaynağı olacak nitelikte bulunmadığını ileri sürmüştür. Geleceğine inananlara göre de vakti belli değildir.
    Bir kurtarıcı beklentisi hep olagelmiştir; sebebi de acizlik, zaaf, himmeti ve hizmeti başkasından bekleme psikolojisidir. Fatih İstanbul'u fethederken Mehdi beklemiyordu, bu vazifenin kendisine ait olduğuna inanıyor ve gerekeni yapıyordu. Bir küçük İsrail karşısında darmadağınık hale gelen bugünkü müslümanlar ise akıl, imkan ve güçlerini bir araya getirecek, Allah'ın verdiği imkanları sonuna kadar kullanacak yerde oturup Mehdi bekliyor, gelişinin yaklaştığına dair alametleri arayıp bularak (bulduklarını iddia ederek) avunuyorlar.
    Hayrettin Karaman

    ______________________
    Not)
    Not) Faruk Beşerin Mehdiyle ilgili sözleri bulunamadı
    fakat Hz İsa'nın gelişiyle fetvası mevcut.

    _____________________


    Soru:Hz İsa gelecek mi? Burada yurtdışında yaşayan bir hoca efendi Al-i İmran suresi 55. ayete göre Hz. İsa öldü diyor. Bazı meallerde "Ya İsa muhakkak seni vefat ettirecek olan benim ve seni bana yükselteceğim...” diye devam yazıyor. Nisa 157-158 ayetlerde Allah Teala onu göğe yükselttiğini, çarmıha gerilenin başkası olduğunu beyan ediyor. 159. ayette "Ve ehl-i kitaptan hiçbir fert yoktur ki ölümünden evvel Ona iman edecek olmasın" deniyor. Bunları nasıl anlayacağız?

    Cevap: Değerli kardeşim, Hz. İsanın gelmesi meselesi çok kesin ve net bir mesele olmadığı için Ehli sünnet alimleri onun geleceğine inanmanın, imana talluk eden bir akide meselesi olmadığına karar vermişlerdir.
    Doğrusu bazı hadisi şeriflere bakıldığında onlardan onun bir insan olarak geleceği manası çıkarılabilir. Ama sözünü ettiğiniz ayetlere ve yine bazı hadislere bakıldığında da onun öldüğü, artık bedenen dirilmeyeceği, onun gelişinden sözeden hadislerin müteşabih olduğu, yani hakiki anlamlarıyla alınamayacakları, mecaz kabul edilmeleri gerektiği anlaşılır.
    Sizin sözünü ettiğiniz ayetlerden bize göre anlaşılan şudur: "Allah Hz. İsa’yı öldürülmekten ve çarmıha gerilmekten kurtarmış, ölümünü kendi sağlamış ve ondan sonra da kendisine yükseltmiştir. (Nisa 157). Onlar onu kesinlikle öldürmemişlerdir (Nisa 157). Ona tabi olanlar kıyamete kadar kafirlerden üstün olacaklardır." (Al-i İmrân 55) Demek ki, önce öldürme, sonra Allaha yükselme vardır. Ona tabi olanlar üstün olacaklardır. Ama ona tanrı diyenler ve onu üçün üçüncüsü kabul edenler elbette ona tabi değillerdir. Öyle alınsa dahi, ona tabi olanlar müslümanlardan değil, kafirlerden üstün olacaktır. Ehli kitaptan hiç kimse yoktur ki, ölmeden önce ona inanacak olmasın. (Nisa 159). Buradaki "ölmeden önce" ifadesi iki türlü de anlaşılabilen bir ifadedir ve bundan Hz. İsa anlaşılacağı gibi, her bir ehli kitap ta anlaşılabilir.
    Bütün bunlardan benim anladığım şudur: Hz. Muhammedle peygamberlik bitmiş ve artık bir daha peygamber gelmeyecektir. Hz. İsa’nın gelmesiyle ilgili haberler mecaz olma ihtimalleri daha ağır basan haberlerdir. Öyleyse Hz. İsa’nın gelmesi ve bütün ehli kitabın ona inanması demek, kıyamete yakın zamanlarda, ehli kitabın onu hakkıyla tanıması, ona uyması ve onun gösterdiği kurtarıcıya, yani, Hz. Muhammed’e tabi olması demektir. Onun haçı kırması ve domuzu öldürmesi ile ilgili haberler de tam buna uygundur. Yani, Hıristiyanlar onu tam anlamıyla ve olduğu gibi tanıyacaklar, domuz yemekten vaz geçecekler, haça ibadet etmeyi bırakacaklar demektir. Yani o bir bakıma misyonuyla ve ilk geldiğinde anlattığı öğretileriyle gelecek, Bediuzzaman’ın ifadesiyle, şahs-ı manevisiyle gelecek ve Ehli kitap da toptan islam’a gireceklerdir. Ben şahsen böyle anlayan alimler gibi anlıyor ve onlara katılıyorum. Aksi takdirde Hz. Muhammedin (sa) yapamadığını Hz. İsa yapacak ve en nihayet son peygamber de o olacak diye düşünmek İslam akidesine aykırıdır.
    Selamlarımla/Faruk Beşer





+ Yorum Gönder