Konusunu Oylayın.: Gençlik terbiyesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Gençlik terbiyesi
  1. 06.Nisan.2011, 23:10
    1
    Misafir

    Gençlik terbiyesi

  2. 07.Nisan.2011, 00:20
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Gençlik terbiyesi




    ÇOCUK VE GENÇLERİN EĞİTİMİ

    Bu hafta üzerinde durmak istediğimiz konu, son derece önemli bir konu. Çünkü bugünkü makalemizde, istikbalimizin teminatı ve atideki ümidimiz olan yavrularımıza, körpe dimağlara sahip bulunan çocuklarımız ve torunlarımıza verilecek eğitim hizmetinden bahsetmek istiyoruz. Bilindiği gibi aziz vatanımız, asil milletimiz ve devletimiz onların omuzlarında yükselecektir. “Terbiye=eğitim”, çocuğun iyi yetenek ve eğilimlerini geliştirme ve kötülerini silme işine denmektedir. Ferdin fıtratında olan, doğuştan getirdiklerine “tabiat”, sonradan kazandıklarına “kültür” diyecek olursak, “terbiye”yi yani eğitimi daha vecîz bir ifâdeyle; “yeni nesillere, doğuştan getirdikleri kapasitelerini geliştirme ve onlara, ilerleyen insanlık kültürünü de aktarma faaliyetidir” diye tarif edebiliriz.
    Hemen burada ifade edelim ki, “Pedagoji”, yâni çocuk ve gençlerin terbiye edilmeleri, İslâm dîninde çok kıymetli bir ilimdir. İslâm dîninde çocuk ve genç eğitiminden maksat, çocuğun ve gencin Allahü teâlânın râzı olduğu, kulların beğendiği, devletine, vatanına, milletine, âilesine, cemiyete ve insanlığa faydalı bir insan olarak yetişmesidir. Bunların tahakkuku için çocuk ve gençler, çeşitli güzel vasıflarla donatılmalıdır.
    Terbiye, konuşmakla değil icrâatla, yâni fiiliyâtla olmalıdır. Diğer taraftan yetenek ve eğilimleri geliştirirken, yâni çocuğa şahıs terbiyesi verilirken, aynı zamanda çocuğun sosyal eğilimlerini de geliştirmek gerekir ki terbiye sosyal bir yönde kazanılmış olsun. Böylece çocuk bencil olmaktan kurtulur. Kazandığı niteliklerle cemiyete faydalı bir fert olur. Sosyal olarak yetiştirilmeyen çocuklar, nitelikleri ne olursa olsun, kendilerini cemiyete ve cemiyet kurallarına uyduramazlar. Her zaman her yerde şahsî çıkarlarına bakarlar. Hattâ bâzan o kadar ileri giderler ki, menfaatleri için her şeyi yapabilirler. Topluma karşı gelirler. Örf, âdet, kânun ve din tanımazlar. Demek ki, terbiyenin gâyesi, iyi bir insan yetiştirmek ve bu insanı cemiyete faydalı hâle getirmektir.
    İslâm âlimlerinin büyüklerinden olan İmâm Gazâlî hazretleri, eserlerinde, çocuk terbiyesi hakkında şunları yazmaktadır:
    “Evlâd, ana-baba elinde bir emânettir. Büyük bir nimettir; nimetin kıymeti bilinmezse elden gider. Çocukların temiz kalpleri, kıymetli bir cevher gibidir. Mum gibi her şekli alabilir. Küçükken hiçbir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir; temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun meyvesi hâsıl olur.”
    Çocuklara îmân, Kur’ân-ı Kerîm ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünyâ saâdetine ererler. Bu saâdette anaları, babaları ve hocaları da onlara ortak olur. Eğer bunlar öğretilmez ve alıştırılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları her kötülüğün günâhı baba ve hocalarına da verilir. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen: “Kendinizi ve ehlinizi (evlerinizde ve emirleriniz altında olanları) ateşten koruyunuz” buyuruyor. Takdir edilir ki, bir babanın, evlâdını Cehennem ateşinden koruması, dünyâ ateşinden korumasından daha mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da îmânı, farzları ve haramları öğretmekle, ibâdete alıştırmakla ve dinsiz, ahlâksız arkadaşlardan korumakla olur. Bütün densizliklerin ve fenâlıkların başı, kötü arkadaştır.
    Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve selem): “Her çocuk fıtrat üzere (müslümanlığa uygun ve elverişli olarak) dünyâya gelir. Bunları sonra anaları-babaları yahûdî veya hıristiyan yahut mecusi (dinsiz) yapar” buyurmuşlardır. Ana-baba, evvelâ evlâdının hakîkî istikbâlini, sonsuz saâdete kavuşmasını düşünmelidir. Zaten dînimiz de insanlara dünyâ ve âhirette rahat ve mesut olmanın yollarını göstermektedir. Dînin esaslarını çocuklara öğretmelidir. Onlar bunları öğrenip yaptıkları zaman, dünyâ saâdeti kendiliğinden gelecektir.
    İslâm dîninin ahlâkî esasları, insânî ve sosyal yönleri, çocuk terbiyesi için bulunmaz bir hazîne niteliğindedir. Ancak dînî telkinler, şuurlu, bilgili, müşfik ve mâhir, ehliyetli ve yetkili kimseler tarafından yapıldığında çok iyi netîceler alınmaktadır. Bu bakımdan öğretmen çok önemli ve ona düşen rol de çok büyüktür. Çocuklarımızı okullara verirken öğretmenleri üzerinde çok durmak ve onları iyi seçmek lazımdır.
    Burada önemle belirtmemiz gereken bir husus vardır ki, o da, çocukta kökleşmesi ve kafasına iyice yerleştirilmesi gereken ilk ve temel şey; her şeyin üstünde, her şeye muktedir, bütün iyilik ve güzelliklerle berâber her şeyin yaratıcısı olan bir Allah’a ibâdet etmeyi, tazim (hürmet) etmeyi, O’nu sevmeyi en büyük vazîfe bilmektir. Ayrıca Allahü teâlânın, ancak iyi, çalışkan ve dürüst kullarını sevdiğini, onun için karşılık beklemeden dâimâ iyilik yapması, yarattığı her şeyi, özellikle insanları sevmesi, usanmadan çalışması telkin edilmelidir. Eğer çocuk bu inançlara sâhip olursa, dürüst, vicdanlı, iyi ahlâklı, cemiyete yararlı bir kimse olmanın yolunu tutmuş demektir

    Prof.Dr Ramazan Ayvalı


  3. 07.Nisan.2011, 00:20
    2
    Silent and lonely rains



    ÇOCUK VE GENÇLERİN EĞİTİMİ

    Bu hafta üzerinde durmak istediğimiz konu, son derece önemli bir konu. Çünkü bugünkü makalemizde, istikbalimizin teminatı ve atideki ümidimiz olan yavrularımıza, körpe dimağlara sahip bulunan çocuklarımız ve torunlarımıza verilecek eğitim hizmetinden bahsetmek istiyoruz. Bilindiği gibi aziz vatanımız, asil milletimiz ve devletimiz onların omuzlarında yükselecektir. “Terbiye=eğitim”, çocuğun iyi yetenek ve eğilimlerini geliştirme ve kötülerini silme işine denmektedir. Ferdin fıtratında olan, doğuştan getirdiklerine “tabiat”, sonradan kazandıklarına “kültür” diyecek olursak, “terbiye”yi yani eğitimi daha vecîz bir ifâdeyle; “yeni nesillere, doğuştan getirdikleri kapasitelerini geliştirme ve onlara, ilerleyen insanlık kültürünü de aktarma faaliyetidir” diye tarif edebiliriz.
    Hemen burada ifade edelim ki, “Pedagoji”, yâni çocuk ve gençlerin terbiye edilmeleri, İslâm dîninde çok kıymetli bir ilimdir. İslâm dîninde çocuk ve genç eğitiminden maksat, çocuğun ve gencin Allahü teâlânın râzı olduğu, kulların beğendiği, devletine, vatanına, milletine, âilesine, cemiyete ve insanlığa faydalı bir insan olarak yetişmesidir. Bunların tahakkuku için çocuk ve gençler, çeşitli güzel vasıflarla donatılmalıdır.
    Terbiye, konuşmakla değil icrâatla, yâni fiiliyâtla olmalıdır. Diğer taraftan yetenek ve eğilimleri geliştirirken, yâni çocuğa şahıs terbiyesi verilirken, aynı zamanda çocuğun sosyal eğilimlerini de geliştirmek gerekir ki terbiye sosyal bir yönde kazanılmış olsun. Böylece çocuk bencil olmaktan kurtulur. Kazandığı niteliklerle cemiyete faydalı bir fert olur. Sosyal olarak yetiştirilmeyen çocuklar, nitelikleri ne olursa olsun, kendilerini cemiyete ve cemiyet kurallarına uyduramazlar. Her zaman her yerde şahsî çıkarlarına bakarlar. Hattâ bâzan o kadar ileri giderler ki, menfaatleri için her şeyi yapabilirler. Topluma karşı gelirler. Örf, âdet, kânun ve din tanımazlar. Demek ki, terbiyenin gâyesi, iyi bir insan yetiştirmek ve bu insanı cemiyete faydalı hâle getirmektir.
    İslâm âlimlerinin büyüklerinden olan İmâm Gazâlî hazretleri, eserlerinde, çocuk terbiyesi hakkında şunları yazmaktadır:
    “Evlâd, ana-baba elinde bir emânettir. Büyük bir nimettir; nimetin kıymeti bilinmezse elden gider. Çocukların temiz kalpleri, kıymetli bir cevher gibidir. Mum gibi her şekli alabilir. Küçükken hiçbir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir; temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun meyvesi hâsıl olur.”
    Çocuklara îmân, Kur’ân-ı Kerîm ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünyâ saâdetine ererler. Bu saâdette anaları, babaları ve hocaları da onlara ortak olur. Eğer bunlar öğretilmez ve alıştırılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları her kötülüğün günâhı baba ve hocalarına da verilir. Allahü teâlâ Kur’ân-ı kerîmde meâlen: “Kendinizi ve ehlinizi (evlerinizde ve emirleriniz altında olanları) ateşten koruyunuz” buyuruyor. Takdir edilir ki, bir babanın, evlâdını Cehennem ateşinden koruması, dünyâ ateşinden korumasından daha mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da îmânı, farzları ve haramları öğretmekle, ibâdete alıştırmakla ve dinsiz, ahlâksız arkadaşlardan korumakla olur. Bütün densizliklerin ve fenâlıkların başı, kötü arkadaştır.
    Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve selem): “Her çocuk fıtrat üzere (müslümanlığa uygun ve elverişli olarak) dünyâya gelir. Bunları sonra anaları-babaları yahûdî veya hıristiyan yahut mecusi (dinsiz) yapar” buyurmuşlardır. Ana-baba, evvelâ evlâdının hakîkî istikbâlini, sonsuz saâdete kavuşmasını düşünmelidir. Zaten dînimiz de insanlara dünyâ ve âhirette rahat ve mesut olmanın yollarını göstermektedir. Dînin esaslarını çocuklara öğretmelidir. Onlar bunları öğrenip yaptıkları zaman, dünyâ saâdeti kendiliğinden gelecektir.
    İslâm dîninin ahlâkî esasları, insânî ve sosyal yönleri, çocuk terbiyesi için bulunmaz bir hazîne niteliğindedir. Ancak dînî telkinler, şuurlu, bilgili, müşfik ve mâhir, ehliyetli ve yetkili kimseler tarafından yapıldığında çok iyi netîceler alınmaktadır. Bu bakımdan öğretmen çok önemli ve ona düşen rol de çok büyüktür. Çocuklarımızı okullara verirken öğretmenleri üzerinde çok durmak ve onları iyi seçmek lazımdır.
    Burada önemle belirtmemiz gereken bir husus vardır ki, o da, çocukta kökleşmesi ve kafasına iyice yerleştirilmesi gereken ilk ve temel şey; her şeyin üstünde, her şeye muktedir, bütün iyilik ve güzelliklerle berâber her şeyin yaratıcısı olan bir Allah’a ibâdet etmeyi, tazim (hürmet) etmeyi, O’nu sevmeyi en büyük vazîfe bilmektir. Ayrıca Allahü teâlânın, ancak iyi, çalışkan ve dürüst kullarını sevdiğini, onun için karşılık beklemeden dâimâ iyilik yapması, yarattığı her şeyi, özellikle insanları sevmesi, usanmadan çalışması telkin edilmelidir. Eğer çocuk bu inançlara sâhip olursa, dürüst, vicdanlı, iyi ahlâklı, cemiyete yararlı bir kimse olmanın yolunu tutmuş demektir

    Prof.Dr Ramazan Ayvalı


  4. 07.Nisan.2011, 00:26
    3
    musab.b.umeyr
    Hamım, pişme yolunda.

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Mart.2011
    Üye No: 85969
    Mesaj Sayısı: 477
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 28

    Cevap: Gençlik terbiyesi

    Alıntı
    Burada önemle belirtmemiz gereken bir husus vardır ki, o da, çocukta kökleşmesi ve kafasına iyice yerleştirilmesi gereken ilk ve temel şey; her şeyin üstünde, her şeye muktedir, bütün iyilik ve güzelliklerle berâber her şeyin yaratıcısı olan bir Allah’a ibâdet etmeyi, tazim (hürmet) etmeyi, O’nu sevmeyi en büyük vazîfe bilmektir. Ayrıca Allahü teâlânın, ancak iyi, çalışkan ve dürüst kullarını sevdiğini, onun için karşılık beklemeden dâimâ iyilik yapması, yarattığı her şeyi, özellikle insanları sevmesi, usanmadan çalışması telkin edilmelidir. Eğer çocuk bu inançlara sâhip olursa, dürüst, vicdanlı, iyi ahlâklı, cemiyete yararlı bir kimse olmanın yolunu tutmuş demektir

    Güzel paylaşım.
    Allah C.C razı olsun...


  5. 07.Nisan.2011, 00:26
    3
    Hamım, pişme yolunda.
    Alıntı
    Burada önemle belirtmemiz gereken bir husus vardır ki, o da, çocukta kökleşmesi ve kafasına iyice yerleştirilmesi gereken ilk ve temel şey; her şeyin üstünde, her şeye muktedir, bütün iyilik ve güzelliklerle berâber her şeyin yaratıcısı olan bir Allah’a ibâdet etmeyi, tazim (hürmet) etmeyi, O’nu sevmeyi en büyük vazîfe bilmektir. Ayrıca Allahü teâlânın, ancak iyi, çalışkan ve dürüst kullarını sevdiğini, onun için karşılık beklemeden dâimâ iyilik yapması, yarattığı her şeyi, özellikle insanları sevmesi, usanmadan çalışması telkin edilmelidir. Eğer çocuk bu inançlara sâhip olursa, dürüst, vicdanlı, iyi ahlâklı, cemiyete yararlı bir kimse olmanın yolunu tutmuş demektir

    Güzel paylaşım.
    Allah C.C razı olsun...





+ Yorum Gönder