Konusunu Oylayın.: Nefsin terbiyesi hakkında hadisler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Nefsin terbiyesi hakkında hadisler
  1. 06.Nisan.2011, 23:02
    1
    Misafir

    Nefsin terbiyesi hakkında hadisler






    Nefsin terbiyesi hakkında hadisler Mumsema Nefsin terbiyesi hakkında hadisler


  2. 06.Nisan.2011, 23:02
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 07.Nisan.2011, 09:56
    2
    kanarya
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Temmuz.2007
    Üye No: 1434
    Mesaj Sayısı: 357
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Cevap: Nefsin terbiyesi hakkında hadisler




    491. Hz. Âişe (r.a) der ki: "Peygamber ailesi onun vefatına kadar iki gün peşipeşine arpa ekmeğinden karınlarını doyuramamışlardır." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).

    Diğer bir rivayet şöyledir: "Peygamber ailesi Medine'ye hicretten vefatına kadar üç gece peşipeşine doyasıya buğday ekmeği yememiştir.
    Peygamber ailesinden maksad, hanımları ve hizmetçileridir. Rasûlullah ve ailesi ferdleri üç gün peşipeşine arpa ve buğday ekmeği bulamadan geçinir, hiçbir zaman tıkabasa kannlannı doyuramazdı. Aylarca bacalarının tütmediği olur; yani evlerinde yemek pişmezdi. Bu hareket onların yoksulluklarından değil, hudutsuz cömertliklerindendir. Rasûlullah kendi malından zevcelerinin senelik nafakalarını ayırır, Takat cömertliğinden bu nafaka senenin yarısı gelmeden biterdi. En ucuz ve kolay yemek kuru hurma olduğu için günde İki öğün yemek yerlerse, bunun biri mutlaka kuru hurma olurdu.
    Hadisimiz, Rasûlullah'ın ve aile fertlerinin az ile yetinip, zühd hayatını tercih ettiklerine acık delildir.

    492. Urve'den rivayet edildiğine göre Âişe (ra) şöyle anlatmıştır: *'Ey kız-kardeşimin oğlu! Vallahi biz peygamber hanımları, iki ayda üç hilâl sayardık da bu zaman içinde Rasûlulİah'ın odalarında hiç ocaklık yanmazdı"; "Ey Teyzeciğirn ne ile yaşardınız?" diye sordum, "iki kara şeyle; yani hurma ve su ile; ancak Rasûlulİah'ın ensardan olan komşuları hayvanlarının sütlerinden Rasûlullah'a gönderirlerdi, o da bizlere onu verirdi" dedi. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir.)

    Daha önceki bölümlerde geçtiği üzere, şayet Rasûlullah dileseydi, Allah Mekke dağlarını ona altın yapacak ve emrine verecekti. Rasûlullah dünyaya önem vermeyip; birgün açlığı, birgün tokluğu tercih etmiştir.Açlığında Allah'a tazarru, tokluğunda da hamdetmeyi tüm dünyaya üstün görmüştür. Bu sebeple eline geçen dünyalığı cömertçe dağıtmış, fakirlikten hiç korkmamıştır. Bu zühd hayatında hanımları da onu takip etmişler, şikayette bulunmamışlard[/b]ır.

    Kuru hurmaya siyah denmesi, genellikle Medine'nin hurmaları siyah olduğundandır. Suya da tağlib tarîkîyle siyah denilmiştir. Aksi takdirde suyun rengi yoktur.

    Hz. Âişe'nin (ra) bu özel durumu haber vermesi, şikayet değil, ümmeti için Rasûlullah'ın örnek halini açıklamadır. Bu sebeple de bir beis yoktur. Böyle örnek bir hâlin gizlenmemesi daha da uygundur.
    Hadisimiz, kişinin ailevî hayatından şer'î mahzur taşımayan bir şeyi anlatmasında bîr beis olmadığına delildir.

    493. Ebu Saîd el-Mukbirî'den rivayete göre Ebu Hüreyre (r.a) bir kavme rastladı, önlerinde kızartılmış bir koyun vardı. Onu yemeğe davet ettiler. Ebu Hüreyre de "Rasûlullah doyasıya arpa ekmeği bile yiyemeden dünyadan ayrıldı" diyerek yemeğe gitmedi. (Buhârî rivayet etmiştir).

    Ebu Saîd tabiînin büyüklerindendir. Hz. Âişe ile ümmü Seleme'den rivayetleri mürseldir. Kendisinden 6 hadis rivayet edilmiştir.
    Hadisimiz, ashabın Rasûlullah'ın ahlâkı ile ahlâklanmaya verdiği önemi ifade etmektedir. Bu hadis, Rasûlullah ve ashabının hiç doymadıkları, aç yaşayıp, aç öldükleri anlamına da gelmez. Fakat onlarda asıl olan şey, yemeğe önem vermemek, tıka basa karınlarını duyurmamaktır.
    Yani onlar yemek için yaşamaz, yaşayabilmek İçin yerlerdi. Bir hadiste de "Kişinin belini dik tutacak kadar yemesi onun için kâfidir" buyurulmuştur. Yine bir hadiste "Ademoğlu midesinden daha şerli bir kap doldurmuş değildir" buyurulmuştur.

    494. Enes (ra) der ki: "Rasûlullah, ölünceye kadar sofrada yemek yememiştir ve has undan yapılmış ekmek de yememiştir". (Buhârî rivayet etmistir).
    Buhârî'nİn naklettiği diğer bir rivayette "gözleri, kesinlikle kızartılmış koyun görmüş değildir." ziyadesi vardır.

    Sofra üzerinde yemek yemek, o zaman kibir alâmeti sayılırdı. Bu sebeple Rasûlullah sofrada yemek yememiştir. Çünkü her halinde tevazuu tercih etmiş ve tavsiyede bulunmuştur. .Sofrada yemek bidat ise de caizdir.

    "Kızartılmış koyun görmedi" cümlesi Rasûlullah'ın kızartılmış koyun yediğini görmedi anlamındadır. Yani Rasûlullah, dünya rahatına alışıp nefislerine hoş gelen yemekleri yiyenlere benzemezdi. Kendisini fakirlere, yoksullara benzetmeye çalışmış, bu hayatıyla onların da gönlünü hoş etmiştir. Bu şekilde hareket ümmetine vacip değilse de iki cihan saadetine ermek isteyenlere güzel bir örnektir.
    Nefsin isteklerim noksansız karşılamak kişide dünya muhabbetini artırır ve o da türlü hata ve isyanları doğurur.[9]

    495. Nu'man b. Beşir (ra) der ki; "Ben Peygamberinizin karnını doyuracak kadar âdî hurmayı bile bulamadığını çok gördüm". (Müslim rivayet etmiştir).

    "Peygamberinizin" tabiri, muhataplara Rasûlullah'a uymalarım ve dünyaya meyletmemelerini tenbih içindir. Çünkü ümmeti Rasûlullah'ı en güzel Örnek olarak görmeli ve ona uymaya çalışmalıdır.
    Ebu Avâne'nin rivayetinde "Siz yiyecek ve içeceklerden dilediğinizi bulup yiyorsunuz öyle mi? Ben Peygamberinizin karnını doyuracak kadar dahi âdî bir hurmayı bile bulamadığını çok gördüm" şeklindedir.
    Hadisimiz, Rasülullah'ın bazan, çok az da olsa karnını doyuracak şeyler bulamadığına delildir. Çünkü o, herşeyini tebliğe hasretmişti, karnının açlığını ve doyurmak için birşeyler gerektiğini bile düşünemiyordu. Nefsinin isteklerine hiç tâbi olmuyordu.

    496. Sehi b. Sa'd (na) der ki: "Rasûiullah, peygamber olarak gönderildiğinden ölünceye kadar eteklenmiş un görmemiştir". Kendisine "Peygamber zamanında sizlerde elek var mıydı?" diye soruldu. O da "Rasûiullah ölünceye kadar elek görmemiştir" cevabını verdi. "Arpa ununu eleklemeden nasıl yiyordunuz?"diye sorulunca şöyle dedi; "Arpayı Öğütüp havada savururduk, uçan uçardı. Geriye kalanım da su ite ıslatıp hamur ederdik". (Buhâri rivayet etmistir).

    Rasûlullah, peygamberliğinden önce Şam tarafına ticaret için gittiğinden oralarda eleklenmis saf un görmüştür. Çünkü oralarda bu un çoktu. Peygamberliğinden sonra böyle bir uzak sefere çıkmadığı için görmemiştir. Yaşadığı Medine'de ise elek yoktu ve un eteklenmeden hamur yapılırdı.
    Yine hadisimiz, bu bölümdeki diğer hadislerle birlikte aynı manayı desteklemektedir. O da Rasûiullah ve ashabının zühd hayatıdır. Hiçbir zaman dünya rahatını arzu etmedikleridir.

    497. Ebu Hüreyre'den (ta) rivayet edilmiştir: Rasülullah bir gün veya gece evinden çıktı, yolda Ebu Bekir ve Ömer ile karşılaştı. "Bu saatte evinizden niçin çıktınız" diye sordu. Onlarda "açız" dediler. "Allah'a yemin ederim ki, ben de aynı sebepten evden çıktım" buyurdu. Beraber yola koyuldular, Peygamberimiz ensardan birinin evine vardı, adam evde yoktu. Hanımı Peygamberimizi görünce "Hoş geldiniz, buyurun" dedi. Peygamberimiz beyini sordu "Bize tatlı su getirmeye gitti" dedi. O sırada ev sahibi geldi, Peygamberimizle iki arkadaşını görünce "Elhamdülillah, bugün kimse benden daha şerefli misafirlere kavuşmamıştır" dedi. Koşarak onlara, üzerinde koruğu, kurusu ve yası bulunan bir hurma salkımı getirip "buyurun" dedi. Hemen bıçağı eline aldı, o zaman peygamberimiz "Sağılır koyun kesmeyesin" dedi.

    Bir koyun kesti. Onlar da koyun eti ile hurmanın bir kısmını yediler ve su içtiler. Doyup sularını da içtikten sonra Peygamberimiz, Ebu Bekir ve Ömer'e şöyle buyurdu: "Allah'a yemin ederim ki. kıyamet günü bu nimetten sorguya çekileceksiniz. Açlık sizi evlerinizden çıkmaya zorlayınca, bu nimete kavuşuncaya kadar geri dönmediniz". (Müslim rivayet etmiştir).

    498. Halid b. Ömer el-Adevî'den (r.a) rivayeî edilmiştir:
    Utbe b. Gazvan (ra) Basra valisi iken bir gün bize hutbe okudu. Hamd-ü senadan sonra şöyle dedi: Dünya, fâniliğini ilan ederek, yüzünü dönmüş hızla gidiyor. Su kabının dibinde sahibi tarafından biriktirilen su kalıntısı gibi az bir süresi kalmıştır. Sizler buradan, sonu olmayan bir yurda göçeceksiniz. Oraya, yanınızda İyi ameller bulunarak gidiniz. Çünkü bize anlatıldığına göre cehennemin ağzından atılan bir taş yetmiş sene boyunca düşmeye devam ettiği halde cehennemin dibine ulaşamaz, vallahi orası doldurulacak. Ne o, şaşırdınız mı? Yine bize anlatıldığına göre cennet kapılarının her biri kırk yıllık mesafe genişliğindedir. Buna rağmen kıyamet günü gelince aşırı kalabalık yüzünden çok sıkışacaktır.

    Kendimi Rasûlullah'ın yanında (iman eden ilk) yedi kişinin yedincisi olarak görüyorum. Ağaç yapraklarından başka yiyeceğimiz yoktu, öyle ki onları yemekten dolayı ağızlarımız kanıyordu.
    (Bir kere)(bürde) elime geçmişti. Onu, Sa'd b. Mâlik ile aramızda iki parça etmiş,yarısı ben ,yarısını da Sa'd peştemal edinmiştik. Şimdi herbirimiz birer şehrin valisi olduk. Bu yüzden ben kendi gözümde Önemli bîr adam haline gelip, Allah'ın katında küçük olmaktan O'na sığınırım". (Müslim rivayet etmiştir).


    Rasûlullah dünyanın sonunun yaklaştığını şöyle ifade etmiştir: "Ben ve kıyamet saati iki parmağım yapıştırarak işte şöyleyiz" Salih amel, hayır, ibadet, taat hazırlayınız. Çünkü o gün size onların faydası olur. Malınız, mülkünüz, eviadu iyalinizin sizi kabre koyup geri döndükleri gün, amelinizle baş-başa kalacaksınız. İbn Ömer de, hastalığınız için sağlıklı günlerinizde, ölümünüz için de hayatta iken, ahirette size faydası dokunacak ameller biriktiriniz tavsiyesinde bulunmuştur.

    Taşın yetmiş sene düşmesine rağmen cehennemin dibine ulaşmaması" Allah'ın azametine, kudretinin sonsuzluğuna delildir. Muhataplarına cehennemin derinliğini hatırlatmak, ondan sakındırmak ve ona girmeye sebep olacak hatalardan kaçındırmak içindir.

    499. Ebu Mûsâ el-Eş'arî (r.a) der ki: Âişe (r.a) bize kaba kumaştan yapılmış bir gömlek ve peştemal çıkarıp gösterdi, "işle Rasûlullah bunların içinde vefat etti" dedi. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).

    Hadisimiz, Hz. Peygamberdin (s.a) dünya zevkinden ne kadar uzak olduğunu göstermektedir. Efendimiz, her şeyin en azı ve basiti ile iktifa buyururdu. Ümmetinin de bu hususta ona uyması gerekir. Rasûlullah'ın yemesinde, giyiminde tekellüften uzak bulunduğuna, dünya malına, zînetine önem vermediğine bu hadis delildir.

    Hz. Âişe'nin o kaba kumaşları göstermiş olması, hiç başka birşey giymemişti anlamına da gelmemelidir. Anlaşılması gereken şey; Hz. Rsygamber'in basit şeylerle iktifa ettiğidir. Uyurken altına rahat edeceği bir döşek bile edinmeyi arzu etmemesi, dünyaya ne derece kıymet verdiğine işarettir. Nitekim o "Yurd ahiret yurdudur" buyurmuştur.



  4. 07.Nisan.2011, 09:56
    2
    Devamlı Üye



    491. Hz. Âişe (r.a) der ki: "Peygamber ailesi onun vefatına kadar iki gün peşipeşine arpa ekmeğinden karınlarını doyuramamışlardır." (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).

    Diğer bir rivayet şöyledir: "Peygamber ailesi Medine'ye hicretten vefatına kadar üç gece peşipeşine doyasıya buğday ekmeği yememiştir.
    Peygamber ailesinden maksad, hanımları ve hizmetçileridir. Rasûlullah ve ailesi ferdleri üç gün peşipeşine arpa ve buğday ekmeği bulamadan geçinir, hiçbir zaman tıkabasa kannlannı doyuramazdı. Aylarca bacalarının tütmediği olur; yani evlerinde yemek pişmezdi. Bu hareket onların yoksulluklarından değil, hudutsuz cömertliklerindendir. Rasûlullah kendi malından zevcelerinin senelik nafakalarını ayırır, Takat cömertliğinden bu nafaka senenin yarısı gelmeden biterdi. En ucuz ve kolay yemek kuru hurma olduğu için günde İki öğün yemek yerlerse, bunun biri mutlaka kuru hurma olurdu.
    Hadisimiz, Rasûlullah'ın ve aile fertlerinin az ile yetinip, zühd hayatını tercih ettiklerine acık delildir.

    492. Urve'den rivayet edildiğine göre Âişe (ra) şöyle anlatmıştır: *'Ey kız-kardeşimin oğlu! Vallahi biz peygamber hanımları, iki ayda üç hilâl sayardık da bu zaman içinde Rasûlulİah'ın odalarında hiç ocaklık yanmazdı"; "Ey Teyzeciğirn ne ile yaşardınız?" diye sordum, "iki kara şeyle; yani hurma ve su ile; ancak Rasûlulİah'ın ensardan olan komşuları hayvanlarının sütlerinden Rasûlullah'a gönderirlerdi, o da bizlere onu verirdi" dedi. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir.)

    Daha önceki bölümlerde geçtiği üzere, şayet Rasûlullah dileseydi, Allah Mekke dağlarını ona altın yapacak ve emrine verecekti. Rasûlullah dünyaya önem vermeyip; birgün açlığı, birgün tokluğu tercih etmiştir.Açlığında Allah'a tazarru, tokluğunda da hamdetmeyi tüm dünyaya üstün görmüştür. Bu sebeple eline geçen dünyalığı cömertçe dağıtmış, fakirlikten hiç korkmamıştır. Bu zühd hayatında hanımları da onu takip etmişler, şikayette bulunmamışlard[/b]ır.

    Kuru hurmaya siyah denmesi, genellikle Medine'nin hurmaları siyah olduğundandır. Suya da tağlib tarîkîyle siyah denilmiştir. Aksi takdirde suyun rengi yoktur.

    Hz. Âişe'nin (ra) bu özel durumu haber vermesi, şikayet değil, ümmeti için Rasûlullah'ın örnek halini açıklamadır. Bu sebeple de bir beis yoktur. Böyle örnek bir hâlin gizlenmemesi daha da uygundur.
    Hadisimiz, kişinin ailevî hayatından şer'î mahzur taşımayan bir şeyi anlatmasında bîr beis olmadığına delildir.

    493. Ebu Saîd el-Mukbirî'den rivayete göre Ebu Hüreyre (r.a) bir kavme rastladı, önlerinde kızartılmış bir koyun vardı. Onu yemeğe davet ettiler. Ebu Hüreyre de "Rasûlullah doyasıya arpa ekmeği bile yiyemeden dünyadan ayrıldı" diyerek yemeğe gitmedi. (Buhârî rivayet etmiştir).

    Ebu Saîd tabiînin büyüklerindendir. Hz. Âişe ile ümmü Seleme'den rivayetleri mürseldir. Kendisinden 6 hadis rivayet edilmiştir.
    Hadisimiz, ashabın Rasûlullah'ın ahlâkı ile ahlâklanmaya verdiği önemi ifade etmektedir. Bu hadis, Rasûlullah ve ashabının hiç doymadıkları, aç yaşayıp, aç öldükleri anlamına da gelmez. Fakat onlarda asıl olan şey, yemeğe önem vermemek, tıka basa karınlarını duyurmamaktır.
    Yani onlar yemek için yaşamaz, yaşayabilmek İçin yerlerdi. Bir hadiste de "Kişinin belini dik tutacak kadar yemesi onun için kâfidir" buyurulmuştur. Yine bir hadiste "Ademoğlu midesinden daha şerli bir kap doldurmuş değildir" buyurulmuştur.

    494. Enes (ra) der ki: "Rasûlullah, ölünceye kadar sofrada yemek yememiştir ve has undan yapılmış ekmek de yememiştir". (Buhârî rivayet etmistir).
    Buhârî'nİn naklettiği diğer bir rivayette "gözleri, kesinlikle kızartılmış koyun görmüş değildir." ziyadesi vardır.

    Sofra üzerinde yemek yemek, o zaman kibir alâmeti sayılırdı. Bu sebeple Rasûlullah sofrada yemek yememiştir. Çünkü her halinde tevazuu tercih etmiş ve tavsiyede bulunmuştur. .Sofrada yemek bidat ise de caizdir.

    "Kızartılmış koyun görmedi" cümlesi Rasûlullah'ın kızartılmış koyun yediğini görmedi anlamındadır. Yani Rasûlullah, dünya rahatına alışıp nefislerine hoş gelen yemekleri yiyenlere benzemezdi. Kendisini fakirlere, yoksullara benzetmeye çalışmış, bu hayatıyla onların da gönlünü hoş etmiştir. Bu şekilde hareket ümmetine vacip değilse de iki cihan saadetine ermek isteyenlere güzel bir örnektir.
    Nefsin isteklerim noksansız karşılamak kişide dünya muhabbetini artırır ve o da türlü hata ve isyanları doğurur.[9]

    495. Nu'man b. Beşir (ra) der ki; "Ben Peygamberinizin karnını doyuracak kadar âdî hurmayı bile bulamadığını çok gördüm". (Müslim rivayet etmiştir).

    "Peygamberinizin" tabiri, muhataplara Rasûlullah'a uymalarım ve dünyaya meyletmemelerini tenbih içindir. Çünkü ümmeti Rasûlullah'ı en güzel Örnek olarak görmeli ve ona uymaya çalışmalıdır.
    Ebu Avâne'nin rivayetinde "Siz yiyecek ve içeceklerden dilediğinizi bulup yiyorsunuz öyle mi? Ben Peygamberinizin karnını doyuracak kadar dahi âdî bir hurmayı bile bulamadığını çok gördüm" şeklindedir.
    Hadisimiz, Rasülullah'ın bazan, çok az da olsa karnını doyuracak şeyler bulamadığına delildir. Çünkü o, herşeyini tebliğe hasretmişti, karnının açlığını ve doyurmak için birşeyler gerektiğini bile düşünemiyordu. Nefsinin isteklerine hiç tâbi olmuyordu.

    496. Sehi b. Sa'd (na) der ki: "Rasûiullah, peygamber olarak gönderildiğinden ölünceye kadar eteklenmiş un görmemiştir". Kendisine "Peygamber zamanında sizlerde elek var mıydı?" diye soruldu. O da "Rasûiullah ölünceye kadar elek görmemiştir" cevabını verdi. "Arpa ununu eleklemeden nasıl yiyordunuz?"diye sorulunca şöyle dedi; "Arpayı Öğütüp havada savururduk, uçan uçardı. Geriye kalanım da su ite ıslatıp hamur ederdik". (Buhâri rivayet etmistir).

    Rasûlullah, peygamberliğinden önce Şam tarafına ticaret için gittiğinden oralarda eleklenmis saf un görmüştür. Çünkü oralarda bu un çoktu. Peygamberliğinden sonra böyle bir uzak sefere çıkmadığı için görmemiştir. Yaşadığı Medine'de ise elek yoktu ve un eteklenmeden hamur yapılırdı.
    Yine hadisimiz, bu bölümdeki diğer hadislerle birlikte aynı manayı desteklemektedir. O da Rasûiullah ve ashabının zühd hayatıdır. Hiçbir zaman dünya rahatını arzu etmedikleridir.

    497. Ebu Hüreyre'den (ta) rivayet edilmiştir: Rasülullah bir gün veya gece evinden çıktı, yolda Ebu Bekir ve Ömer ile karşılaştı. "Bu saatte evinizden niçin çıktınız" diye sordu. Onlarda "açız" dediler. "Allah'a yemin ederim ki, ben de aynı sebepten evden çıktım" buyurdu. Beraber yola koyuldular, Peygamberimiz ensardan birinin evine vardı, adam evde yoktu. Hanımı Peygamberimizi görünce "Hoş geldiniz, buyurun" dedi. Peygamberimiz beyini sordu "Bize tatlı su getirmeye gitti" dedi. O sırada ev sahibi geldi, Peygamberimizle iki arkadaşını görünce "Elhamdülillah, bugün kimse benden daha şerefli misafirlere kavuşmamıştır" dedi. Koşarak onlara, üzerinde koruğu, kurusu ve yası bulunan bir hurma salkımı getirip "buyurun" dedi. Hemen bıçağı eline aldı, o zaman peygamberimiz "Sağılır koyun kesmeyesin" dedi.

    Bir koyun kesti. Onlar da koyun eti ile hurmanın bir kısmını yediler ve su içtiler. Doyup sularını da içtikten sonra Peygamberimiz, Ebu Bekir ve Ömer'e şöyle buyurdu: "Allah'a yemin ederim ki. kıyamet günü bu nimetten sorguya çekileceksiniz. Açlık sizi evlerinizden çıkmaya zorlayınca, bu nimete kavuşuncaya kadar geri dönmediniz". (Müslim rivayet etmiştir).

    498. Halid b. Ömer el-Adevî'den (r.a) rivayeî edilmiştir:
    Utbe b. Gazvan (ra) Basra valisi iken bir gün bize hutbe okudu. Hamd-ü senadan sonra şöyle dedi: Dünya, fâniliğini ilan ederek, yüzünü dönmüş hızla gidiyor. Su kabının dibinde sahibi tarafından biriktirilen su kalıntısı gibi az bir süresi kalmıştır. Sizler buradan, sonu olmayan bir yurda göçeceksiniz. Oraya, yanınızda İyi ameller bulunarak gidiniz. Çünkü bize anlatıldığına göre cehennemin ağzından atılan bir taş yetmiş sene boyunca düşmeye devam ettiği halde cehennemin dibine ulaşamaz, vallahi orası doldurulacak. Ne o, şaşırdınız mı? Yine bize anlatıldığına göre cennet kapılarının her biri kırk yıllık mesafe genişliğindedir. Buna rağmen kıyamet günü gelince aşırı kalabalık yüzünden çok sıkışacaktır.

    Kendimi Rasûlullah'ın yanında (iman eden ilk) yedi kişinin yedincisi olarak görüyorum. Ağaç yapraklarından başka yiyeceğimiz yoktu, öyle ki onları yemekten dolayı ağızlarımız kanıyordu.
    (Bir kere)(bürde) elime geçmişti. Onu, Sa'd b. Mâlik ile aramızda iki parça etmiş,yarısı ben ,yarısını da Sa'd peştemal edinmiştik. Şimdi herbirimiz birer şehrin valisi olduk. Bu yüzden ben kendi gözümde Önemli bîr adam haline gelip, Allah'ın katında küçük olmaktan O'na sığınırım". (Müslim rivayet etmiştir).


    Rasûlullah dünyanın sonunun yaklaştığını şöyle ifade etmiştir: "Ben ve kıyamet saati iki parmağım yapıştırarak işte şöyleyiz" Salih amel, hayır, ibadet, taat hazırlayınız. Çünkü o gün size onların faydası olur. Malınız, mülkünüz, eviadu iyalinizin sizi kabre koyup geri döndükleri gün, amelinizle baş-başa kalacaksınız. İbn Ömer de, hastalığınız için sağlıklı günlerinizde, ölümünüz için de hayatta iken, ahirette size faydası dokunacak ameller biriktiriniz tavsiyesinde bulunmuştur.

    Taşın yetmiş sene düşmesine rağmen cehennemin dibine ulaşmaması" Allah'ın azametine, kudretinin sonsuzluğuna delildir. Muhataplarına cehennemin derinliğini hatırlatmak, ondan sakındırmak ve ona girmeye sebep olacak hatalardan kaçındırmak içindir.

    499. Ebu Mûsâ el-Eş'arî (r.a) der ki: Âişe (r.a) bize kaba kumaştan yapılmış bir gömlek ve peştemal çıkarıp gösterdi, "işle Rasûlullah bunların içinde vefat etti" dedi. (Buhârî ve Müslim rivayet etmişlerdir).

    Hadisimiz, Hz. Peygamberdin (s.a) dünya zevkinden ne kadar uzak olduğunu göstermektedir. Efendimiz, her şeyin en azı ve basiti ile iktifa buyururdu. Ümmetinin de bu hususta ona uyması gerekir. Rasûlullah'ın yemesinde, giyiminde tekellüften uzak bulunduğuna, dünya malına, zînetine önem vermediğine bu hadis delildir.

    Hz. Âişe'nin o kaba kumaşları göstermiş olması, hiç başka birşey giymemişti anlamına da gelmemelidir. Anlaşılması gereken şey; Hz. Rsygamber'in basit şeylerle iktifa ettiğidir. Uyurken altına rahat edeceği bir döşek bile edinmeyi arzu etmemesi, dünyaya ne derece kıymet verdiğine işarettir. Nitekim o "Yurd ahiret yurdudur" buyurmuştur.






+ Yorum Gönder