Konusunu Oylayın.: Nefsin Arzuları ve Terbiyesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Nefsin Arzuları ve Terbiyesi
  1. 06.Nisan.2011, 20:33
    1
    Misafir

    Nefsin Arzuları ve Terbiyesi






    Nefsin Arzuları ve Terbiyesi Mumsema Nefsin Arzuları ve Terbiyesi


  2. 06.Nisan.2011, 20:33
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 07.Nisan.2011, 11:16
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Nefsin Arzuları ve Terbiyesi




    Nefsin Arzuları ve Terbiyesi

    Cenab-ı Hak c.c. Musa a.sa şöyle vahyetti:
    — Ey Musa! Eğer benim sana; konuştuğun sözün diline, kalbinden geçenlerin kalbine, ruhunun bedenine, görme gücünün gözüne ve işitme duygunun kulağına olan yakınlığından daha yakın olmamı istiyorsan Hazret-i Muhammed s.a.v.’e çokça salat ve selam getir!
    Allah Teala bir ayette şöyle buyurur:
    “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”[36] Burada yarından kastedilen kıyamet günü için yapılması gereken hazırlıktır.
    Ey insan, şunu iyi bilmelisin ki; şiddetle kötülüğü emreden nefis, senin için İblisten daha büyük bir düşmandır. Zira şeytan ancak nefsin heva ve azgın istekleri ile sana üstünlük sağlayabilir. Sakın ola, nefsin seni kuruntu ve boş emellerle aldatmasın! Çünkü nefis, yapısı gereği kendini güvende görür; gaflet içinde, rahat, tembel ve vurdumduymaz bir hayat sürmek ister. Sürekli olarak boş ve batıl şeylerin peşinde koşar. Ondan kaynaklanan her şey yanlış ve aldatıcıdır. Eğer nefsin isteklerini kabul eder ve onlara tabi olursan seni helake sürükler. Onun ince hesaplarından gafil olursan gaflet deryasında boğulursun. Nefsin arzularına dur deyip ona karşı gelmezsen, seni doğru cehenneme götürür.
    Nefis için asla hayra dönme ümidi yoktur. 0, bütün belaların başı, rezaletlerin kaynağı, İblis’in hazinesi ve bütün kötülüklerin yuvasıdır. Onu, gerçek manasıyla ancak yaratıcısı tanıyabilir: “Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”[37] Yani insanların işlediği hayır ve ( Sh: 30 ) şerlerin hepsini bilmektedir. İnsan, ahiret yurdu için neler yaptığı hususunda ömrünün geçen kısmı üzerinde şöyle bir düşünürse; bu tefekkür onun için kalbini yıkayıp temizleme yerine geçer. Nitekim Rasul-i Ekrem s.a.v. bir hadis-i şerifinde şöyle buyurur:
    “Bir saatlik tefekkür, bin yıllık ibadetten hayırlıdır!”[38]
    Yukarıdaki ifadeler Ebu’l-Leys’in tefsirinden alınmıştır.
    Akıllı kişiye yaraşan şudur; geçmiş günahlarına tevbe etmeli, ahirette kendisini kurtaracak ve Allah’a yaklaştıracak amelleri düşünüp araştırmalı, uzun emelleri bırakmalı, tevbede acele etmeli, Allah’ı çokça zikretmeli, yasak ve haramları terk etmeli, nefsin meşru olmayan isteklerine sabretmeli ve onu sabra alıştırmalı! Nefis gerçekte bir puttur, nefsine kulluk eden gerçekte puta kulluk etmektedir. Allah’a c.c. ihlasla ibadet eden kişi de nefsi tepelemiş demektir!
    Rivayet edildiğine göre bir gün Malik b. Dinar rh.a. Basra çarşısında yürüyordu. Dükkanın birinde incir gördü ve canı çekti. Parası olmadığı için ayakkabısını çıkardı ve dükkan sahibine uzatarak şöyle dedi:
    — Bana incir ver!
    Bakkal ayakkabıyı görünce “Bu bir şey değmez!” diyerek incir vermedi. Bunun üzerine Malik gitti. Sonra orada bulunanlar bakkala:
    — Bu kişinin kim olduğunu biliyor musun? diye sordular. Bakkal “Hayır bilmiyorum!” dedi. Oradakiler, o kişinin Malik b. Dinar rh.a. olduğunu söyleyince, bakkal bir tabak incir doldurup hizmetçisine verdi ve:
    — Eğer bu inciri senden alıp kabul ederse sen hürsün! diyerek gönderdi. Malik b. Dinar’ın peşinden yetişen hizmetçi tabağı uzatarak:
    — Buyurun! dedi. Malik’in almakta tereddüt ettiğini görünce:
    — Buyurun, lütfen kabul edin, benim hürriyetim bunu kabul etmenize bağlı! dedi. Malik b. Dinar rh.a. ona şöyle cevap verdi:
    — Kabul etmem senin azat edilmeni sağlayacak fakat benim azap görmeme sebep olacaktır! Gencin ısrar etmesi üzerine dedi ki:
    — Ben, dinimi incir karşılığında satmamaya ve kıyamete kadar incir yememeye yemin ettim! ( Sh: 31 )
    Yine anlatıldığına göre Malik b. Dinar rh.a. döşeğinde yatıyordu. Canı, bir bardak ballı süte sıcak pideyi bandırarak yemek istedi. Hizmetçisi gidip istediğini getirdi. Malik b. Dinar rh.a. onları eline aldı ve bir süre onlara baktıktan sonra:
    — Ey utanmaz nefis! Otuz sene sabrettin, şurada azıcık bir ömrün kaldı! dedi ve elindeki bardağı fırlattı, nefsinin isteğine karşı sabretti ve vefat etti.
    İşte peygamberlerin, velilerin, sadıkların, aşıkların ve zahidlerin halleri böyle idi.
    Süleyman a.s. şöyle der: ‘Nefsini tepelemiş olan kimse, tek başına bir şehri fetheden kişiden daha büyük kahramandır.”
    Hazret-i Ali k.v. der ki:
    “Ben ve nefsim, çoban ile koyun sürüsüne benzeriz. Çoban sürüyü bir taraftan topladığında diğer taraftan dağılır. Nefsini öldüren kimse rahmet kefenine sarılır ve keramet toprağına gömülür. Kalbini öldüren kimse lanet kefenine dürülür ve azap toprağına gömülür.”
    Yahya b. Mu’ er-R rh.a. der ki:
    “İbadet ve riyazet ile nefsinle cihad et! Riyazet; az uyumak, az konuşmak, canlıları incitmemek ve az yemektir. Çünkü az uyku, irade duruluğu sağlar; az konuşmak birçok belaları önler; canlıları incitmemek, insanı hedefine ulaştırır ve az uyku nefsin azgın arzularını öldürür. Çok yemek kalbi katılaştırır ve nurunu giderir. Hikmetin nuru açlıkla elde edilir. Oburluk Yüce Allah’tan uzaklaştırır!”
    Nitekim Peygamberimiz s.a.v. şöyle buyurur:
    “Kalplerinizi açlıkla nurlandırınız! Açlık ve susuzluk silahıyla nefsinizle cihad ediniz! Açlıkla cennetin kapısını çalmaya ısrarla devam ediniz. Zira nefsini terbiye etmek için mücadele edenin mükafatı, Allah c.c. yolunda cihad edenlerin mükafatına denktir. Allah Teala katında, nefsi açlık ve susuzlukla terbiye etmekten daha sevimli bir amel yoktur. Midesini sürekli dolu tutan meleküt alemine asla giremez! Oburluğa devam eden ibadetlerden lezzet alamaz!”[39]
    Hazret-i Ebü Bekir-i Sıddik r.a. şöyle buyurur: ( Sh: 32 )
    Rabbime ibadetin zevkini alabilmek için; müslüman olduğumdan beri doyasıya yemedim. Yine Rabb’ime kavuşma iştiyakından dolayı kana kana su içmedim!”
    Çok yemek ibadeti azaltır; zira insan çok yiyince vücut ağırlaşır, gözkapaklarına ağırlık çöker, azalar gevşer. Bu durumdaki bir kimsenin elinden, kendini ne kadar zorlarsa zorlasın, uykudan başka bir şey gelmez, çöplüğe atılmış bir leş gibi olur. Bu ifadeler Minhacü’l-Abidin’de böyle geçmektedir.
    Lokman Hekim oğluna şöyle demiştir:
    — Oğlum! Çok uyuma, çok yeme! Çünkü bu ikisinde ölçüyü kaçıranlar kıyamet gününe, salih amel yönünden müflis olarak gelirler!
    Bu ifadeler Münyetü’l-Müfti’den alınmıştır.
    Rasülullah s.a.v. şöyle buyurur
    “Kalplerinizi oburca yiyip içerek öldürmeyin! Çünkü, aşırı derecede sulanan ekinin öldüğü gibi kalp de ölür!”[40]
    Salihlerden biri bu durumu şöyle açıklar: Mide, kalbin altında kaynamakta ve buharını kalbe üflemekte olan bir tencere gibidir. Mide ne kadar çok dolu olursa, buharı o derecede çoğalacağından kalbi kirletip karartır. Bunun yanında çok yiyenin anlayışı az olur ve ilim öğrenemez. Çünkü oburluk anlayış ve kavrayışa engel olur.
    Rivayet edildiğine göre, Yahya a.s. bir gün İblise rastlar, yanında bazı çengeller vardır. Yahya a.s. ona:
    — Bunlar nedir? diye sorar. İblis der ki:
    — Bunlar, insanları avlamama yarayan hevai isteklerdir! Yahya a.s.:
    — Onların arasında beni avlamaya yarayacak bir şey var mıdır?
    İblis şöyle der:
    — Hayır, fakat bir gün fazlaca yemiştin, namazda sana ağırlık vermiştik!
    Yahya a.s.:
    — Öyleyse bundan sonra ben de doyasıya yemem! der.
    İblis şöyle karşılık verir
    — 0 halde ben de bundan sonra asla kimseye nasihat etmem! ( Sh: 33 )
    Ömründe bir defa karnını doyurmuş kimsenin başına bu hal gelirse; acaba ömrü boyunca hiç açlık çekmediği halde ibadete arzulu olduğunu söyleyenlere ne demeli?
    Yine Yahya a.s.’dan nakledildiğine göre: Bir gün arpa ekmeği ile karnını doyurmuştu. 0 gece uyuya kaldı ve gece zikrini yapamadı. Allah Teala ona şöyle vahyetti:
    — Ey Yahya, kendin için benim evimden daha hayırlı bir ev mi buldun? Yahut bana yakın olmaktan daha hayırlı bir muhit mi buldun?… İzzetim ve Celalim hakkı için eğer Firdevs cennetine muttali olsaydın ve cehennemi hakikatiyle kavrasaydın; gözlerinden yaş yerine irin akıtarak ağlar ve kumaş yerine demir elbise giyerdin!
    [36] – Haşr, 18.
    [37] – Haşr, 18.
    [38] – es-Suyüti, el-Cami’u’s-Sağir, 2/81; el-Acluni, Keşfu’l-Hafa, 1004. es-Suyüti, “Bir saatlik tefekkür, altmış yıllık ibadetten daha hayırlıdır.” lafzıyla rivayet eder.
    [39] – Benzer bir lafızla rivayeti için bkz.; et-Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebir, 11694; el-Heysemi, Mecma’uz-Zeva’id, 18216.
    [40] – Hafız Iraki, Tahricu Ahadisi’l-İhya’da, bunun aslını bulamadığını söyler.
    Kalplerin Keşfi – İmam-ı Gazali


  4. 07.Nisan.2011, 11:16
    2
    Silent and lonely rains



    Nefsin Arzuları ve Terbiyesi

    Cenab-ı Hak c.c. Musa a.sa şöyle vahyetti:
    — Ey Musa! Eğer benim sana; konuştuğun sözün diline, kalbinden geçenlerin kalbine, ruhunun bedenine, görme gücünün gözüne ve işitme duygunun kulağına olan yakınlığından daha yakın olmamı istiyorsan Hazret-i Muhammed s.a.v.’e çokça salat ve selam getir!
    Allah Teala bir ayette şöyle buyurur:
    “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”[36] Burada yarından kastedilen kıyamet günü için yapılması gereken hazırlıktır.
    Ey insan, şunu iyi bilmelisin ki; şiddetle kötülüğü emreden nefis, senin için İblisten daha büyük bir düşmandır. Zira şeytan ancak nefsin heva ve azgın istekleri ile sana üstünlük sağlayabilir. Sakın ola, nefsin seni kuruntu ve boş emellerle aldatmasın! Çünkü nefis, yapısı gereği kendini güvende görür; gaflet içinde, rahat, tembel ve vurdumduymaz bir hayat sürmek ister. Sürekli olarak boş ve batıl şeylerin peşinde koşar. Ondan kaynaklanan her şey yanlış ve aldatıcıdır. Eğer nefsin isteklerini kabul eder ve onlara tabi olursan seni helake sürükler. Onun ince hesaplarından gafil olursan gaflet deryasında boğulursun. Nefsin arzularına dur deyip ona karşı gelmezsen, seni doğru cehenneme götürür.
    Nefis için asla hayra dönme ümidi yoktur. 0, bütün belaların başı, rezaletlerin kaynağı, İblis’in hazinesi ve bütün kötülüklerin yuvasıdır. Onu, gerçek manasıyla ancak yaratıcısı tanıyabilir: “Allah’tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”[37] Yani insanların işlediği hayır ve ( Sh: 30 ) şerlerin hepsini bilmektedir. İnsan, ahiret yurdu için neler yaptığı hususunda ömrünün geçen kısmı üzerinde şöyle bir düşünürse; bu tefekkür onun için kalbini yıkayıp temizleme yerine geçer. Nitekim Rasul-i Ekrem s.a.v. bir hadis-i şerifinde şöyle buyurur:
    “Bir saatlik tefekkür, bin yıllık ibadetten hayırlıdır!”[38]
    Yukarıdaki ifadeler Ebu’l-Leys’in tefsirinden alınmıştır.
    Akıllı kişiye yaraşan şudur; geçmiş günahlarına tevbe etmeli, ahirette kendisini kurtaracak ve Allah’a yaklaştıracak amelleri düşünüp araştırmalı, uzun emelleri bırakmalı, tevbede acele etmeli, Allah’ı çokça zikretmeli, yasak ve haramları terk etmeli, nefsin meşru olmayan isteklerine sabretmeli ve onu sabra alıştırmalı! Nefis gerçekte bir puttur, nefsine kulluk eden gerçekte puta kulluk etmektedir. Allah’a c.c. ihlasla ibadet eden kişi de nefsi tepelemiş demektir!
    Rivayet edildiğine göre bir gün Malik b. Dinar rh.a. Basra çarşısında yürüyordu. Dükkanın birinde incir gördü ve canı çekti. Parası olmadığı için ayakkabısını çıkardı ve dükkan sahibine uzatarak şöyle dedi:
    — Bana incir ver!
    Bakkal ayakkabıyı görünce “Bu bir şey değmez!” diyerek incir vermedi. Bunun üzerine Malik gitti. Sonra orada bulunanlar bakkala:
    — Bu kişinin kim olduğunu biliyor musun? diye sordular. Bakkal “Hayır bilmiyorum!” dedi. Oradakiler, o kişinin Malik b. Dinar rh.a. olduğunu söyleyince, bakkal bir tabak incir doldurup hizmetçisine verdi ve:
    — Eğer bu inciri senden alıp kabul ederse sen hürsün! diyerek gönderdi. Malik b. Dinar’ın peşinden yetişen hizmetçi tabağı uzatarak:
    — Buyurun! dedi. Malik’in almakta tereddüt ettiğini görünce:
    — Buyurun, lütfen kabul edin, benim hürriyetim bunu kabul etmenize bağlı! dedi. Malik b. Dinar rh.a. ona şöyle cevap verdi:
    — Kabul etmem senin azat edilmeni sağlayacak fakat benim azap görmeme sebep olacaktır! Gencin ısrar etmesi üzerine dedi ki:
    — Ben, dinimi incir karşılığında satmamaya ve kıyamete kadar incir yememeye yemin ettim! ( Sh: 31 )
    Yine anlatıldığına göre Malik b. Dinar rh.a. döşeğinde yatıyordu. Canı, bir bardak ballı süte sıcak pideyi bandırarak yemek istedi. Hizmetçisi gidip istediğini getirdi. Malik b. Dinar rh.a. onları eline aldı ve bir süre onlara baktıktan sonra:
    — Ey utanmaz nefis! Otuz sene sabrettin, şurada azıcık bir ömrün kaldı! dedi ve elindeki bardağı fırlattı, nefsinin isteğine karşı sabretti ve vefat etti.
    İşte peygamberlerin, velilerin, sadıkların, aşıkların ve zahidlerin halleri böyle idi.
    Süleyman a.s. şöyle der: ‘Nefsini tepelemiş olan kimse, tek başına bir şehri fetheden kişiden daha büyük kahramandır.”
    Hazret-i Ali k.v. der ki:
    “Ben ve nefsim, çoban ile koyun sürüsüne benzeriz. Çoban sürüyü bir taraftan topladığında diğer taraftan dağılır. Nefsini öldüren kimse rahmet kefenine sarılır ve keramet toprağına gömülür. Kalbini öldüren kimse lanet kefenine dürülür ve azap toprağına gömülür.”
    Yahya b. Mu’ er-R rh.a. der ki:
    “İbadet ve riyazet ile nefsinle cihad et! Riyazet; az uyumak, az konuşmak, canlıları incitmemek ve az yemektir. Çünkü az uyku, irade duruluğu sağlar; az konuşmak birçok belaları önler; canlıları incitmemek, insanı hedefine ulaştırır ve az uyku nefsin azgın arzularını öldürür. Çok yemek kalbi katılaştırır ve nurunu giderir. Hikmetin nuru açlıkla elde edilir. Oburluk Yüce Allah’tan uzaklaştırır!”
    Nitekim Peygamberimiz s.a.v. şöyle buyurur:
    “Kalplerinizi açlıkla nurlandırınız! Açlık ve susuzluk silahıyla nefsinizle cihad ediniz! Açlıkla cennetin kapısını çalmaya ısrarla devam ediniz. Zira nefsini terbiye etmek için mücadele edenin mükafatı, Allah c.c. yolunda cihad edenlerin mükafatına denktir. Allah Teala katında, nefsi açlık ve susuzlukla terbiye etmekten daha sevimli bir amel yoktur. Midesini sürekli dolu tutan meleküt alemine asla giremez! Oburluğa devam eden ibadetlerden lezzet alamaz!”[39]
    Hazret-i Ebü Bekir-i Sıddik r.a. şöyle buyurur: ( Sh: 32 )
    Rabbime ibadetin zevkini alabilmek için; müslüman olduğumdan beri doyasıya yemedim. Yine Rabb’ime kavuşma iştiyakından dolayı kana kana su içmedim!”
    Çok yemek ibadeti azaltır; zira insan çok yiyince vücut ağırlaşır, gözkapaklarına ağırlık çöker, azalar gevşer. Bu durumdaki bir kimsenin elinden, kendini ne kadar zorlarsa zorlasın, uykudan başka bir şey gelmez, çöplüğe atılmış bir leş gibi olur. Bu ifadeler Minhacü’l-Abidin’de böyle geçmektedir.
    Lokman Hekim oğluna şöyle demiştir:
    — Oğlum! Çok uyuma, çok yeme! Çünkü bu ikisinde ölçüyü kaçıranlar kıyamet gününe, salih amel yönünden müflis olarak gelirler!
    Bu ifadeler Münyetü’l-Müfti’den alınmıştır.
    Rasülullah s.a.v. şöyle buyurur
    “Kalplerinizi oburca yiyip içerek öldürmeyin! Çünkü, aşırı derecede sulanan ekinin öldüğü gibi kalp de ölür!”[40]
    Salihlerden biri bu durumu şöyle açıklar: Mide, kalbin altında kaynamakta ve buharını kalbe üflemekte olan bir tencere gibidir. Mide ne kadar çok dolu olursa, buharı o derecede çoğalacağından kalbi kirletip karartır. Bunun yanında çok yiyenin anlayışı az olur ve ilim öğrenemez. Çünkü oburluk anlayış ve kavrayışa engel olur.
    Rivayet edildiğine göre, Yahya a.s. bir gün İblise rastlar, yanında bazı çengeller vardır. Yahya a.s. ona:
    — Bunlar nedir? diye sorar. İblis der ki:
    — Bunlar, insanları avlamama yarayan hevai isteklerdir! Yahya a.s.:
    — Onların arasında beni avlamaya yarayacak bir şey var mıdır?
    İblis şöyle der:
    — Hayır, fakat bir gün fazlaca yemiştin, namazda sana ağırlık vermiştik!
    Yahya a.s.:
    — Öyleyse bundan sonra ben de doyasıya yemem! der.
    İblis şöyle karşılık verir
    — 0 halde ben de bundan sonra asla kimseye nasihat etmem! ( Sh: 33 )
    Ömründe bir defa karnını doyurmuş kimsenin başına bu hal gelirse; acaba ömrü boyunca hiç açlık çekmediği halde ibadete arzulu olduğunu söyleyenlere ne demeli?
    Yine Yahya a.s.’dan nakledildiğine göre: Bir gün arpa ekmeği ile karnını doyurmuştu. 0 gece uyuya kaldı ve gece zikrini yapamadı. Allah Teala ona şöyle vahyetti:
    — Ey Yahya, kendin için benim evimden daha hayırlı bir ev mi buldun? Yahut bana yakın olmaktan daha hayırlı bir muhit mi buldun?… İzzetim ve Celalim hakkı için eğer Firdevs cennetine muttali olsaydın ve cehennemi hakikatiyle kavrasaydın; gözlerinden yaş yerine irin akıtarak ağlar ve kumaş yerine demir elbise giyerdin!
    [36] – Haşr, 18.
    [37] – Haşr, 18.
    [38] – es-Suyüti, el-Cami’u’s-Sağir, 2/81; el-Acluni, Keşfu’l-Hafa, 1004. es-Suyüti, “Bir saatlik tefekkür, altmış yıllık ibadetten daha hayırlıdır.” lafzıyla rivayet eder.
    [39] – Benzer bir lafızla rivayeti için bkz.; et-Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebir, 11694; el-Heysemi, Mecma’uz-Zeva’id, 18216.
    [40] – Hafız Iraki, Tahricu Ahadisi’l-İhya’da, bunun aslını bulamadığını söyler.
    Kalplerin Keşfi – İmam-ı Gazali


  5. 05.Aralık.2014, 10:29
    3
    yasemin
    Mum Ve Merhem Olabilmek..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 18.Eylül.2014
    Üye No: 104691
    Mesaj Sayısı: 1,411
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 15
    Bulunduğu yer: Allah'ıma Seferdeyim..

    Cevap: Nefsin Arzuları ve Terbiyesi

    1. ADIM NEFİS TERBİYESİNİN GEREKLİLİĞİNİ KAVRAMAKTIR.

    Nefis ve Şeytan, insanın manevî ilerleyişinde en mühim iki engel. Nefis içeriden, Şeytan dışarıdan dünya ve ahiretimizi perişan etmek için durmadan çalışıyorlar. Nefsin mahiyetinde "gurur-kibir-menfaatçilik" gibi pek çok zararlı özellik var. Şeytan, işletilmeye uygun bu madenleri iyi biliyor ve işletiyor; nefsin zaaflarını tanıyor ve yakalıyor.
    Günümüzde nefisler alabildiğine hür, alabildiğine serbest. Dinin günah kabul ettiği nice hareket, günlük hayatın âdeta birer parçası olmuş. Vitrinler nefse hitap ediyor, sokaklar nefse sesleniyor, TV programları nefsi günahlara kamçılıyor, şarkılar günaha çağırıyor. Günümüz insanı nefsi tanımıyor. Günümüz insanı nefis terbiyesinden habersiz. Günümüz insanı nefsin kulu kölesi. Hâlbuki bu huysuz atı iyi bir terbiyeyle dizginlemek ve gemlemek, onun sırtına binip yüce hedeflere doğru yol almak mümkün.
    Modern insan eski çağların kölelik dönemlerinden kurtulduğunu söyler. Günümüzde kölelik olmamakla beraber, çoğu insanın, nefsine kul ve köle olduğunu söyleyebiliriz. "Hür doğdum, hür yaşarım! Kime ne? Bana kimse karışamaz!" diyen bu zavallılar, nefislerine, tutkularına, kötü arzularına boyun eğdiklerinin, kölelik yaptıklarının farkında bile değillerdir. Gerçi ellerinde kelepçe, boyunlarında boyunduruk görülmez; fakat ruhları kelepçeli, iradeleri boyunduruk altındadır.

    Bütün Kötülüklerin Anası
    Adamın biri, annesini öldürür. "Niye anneni öldürdün?" diye sorulduğunda "Zina yapıyordu." der. "Anneni öldüreceğine beraber olduğu adamı öldürseydin." dediklerinde ise şu cevabı verir: "Her gün bir adam mı öldürmeliydim?"
    Kıssayı nakleden Mevlâna, ardından şu hatırlatmayı yapar:"Ey insan!.. O kötü tabiatlı anne, senin nefsindir ki onun fesadı her tarafa yayılmıştır."
    Yani insan yaptığı yanlışların sebebi, suçlusu olarak buna sebep olan insanları, olayları, durumları görüp kendini temize çıkarmaya, en azından kendini vicdanen rahatlatmaya çalışır. Fakat bu kıssadan hareketle esasen insanın kendi nefsini terbiye etmesi lüzumu açıktır. Aksi halde ölene kadar kendisinin yanlış yapmasına sebep olan olay, durum ya da kişiler az ya da çok var olacaktır. Bunların az olması tabii ki kolaylık olur. Ancak tamamen ortadan kaldırmak imkansızdır. Çünkü bunlar olacak ki sınav olsun ve iyiler, kötüler ayrılsın.
    Gerçi nefsi öldürmek, yani onu bütün bütün susturmak pek mümkün değildir. Ama onu terbiye ermek, kötülüğe değil iyiliğe sevk etmek hem mümkün, hem de gereklidir.

    Nefis, Bir Düşman mı?
    Nefsi yok etmek imkanı yoktur. İstenen de bu değildir. Esas olan onu kötülüklerden uzak tutup iyiliklere yönlendirmek, meşru dairede kalmasını sağlamaktır.
    "Ancak Yüce Allah'a selim kalple gelenler kurtulur." “Nefsini temizleyen kurtuldu. Nefsini kirleten ziyan etti..” ayet-i kerimeleri de nefsin terbiye edilmesi gerektiği hakikatini bildiriyor.
    Terbiye edilen nefis ise insanın manevî yükselişinde en mühim bir unsurdur. Böyle bir nefis sahibi, ibadet vadilerinde gezer, daima helâl sahalarda dolaşır; Allah'a samimî kul, Peygamber'e sadık ümmet olarak yaşar. Hz. Yusuf, Kur'an'da nakledilen bir ifadesinde şöyle der: "Ben nefsimi hatadan uzak görmüyorum. Şüphesiz nefis, Rabbimin rahmetine mazhar kıldığı hâller dışında şiddetle kötülüğü emreder."
    Demek ki bir peygamber bile nefsine güvenmiyor, normal şartlar altında nefsin daima günahı isteyeceğini bildiriyor.

    Nefis Engeli
    İnsan, bu dünyaya Allah'ı bulmak, O'nu tanımak, O'-nun gösterdiği yolda gitmek üzere gönderilmiştir. Fakat imtihan gereği olarak, Allah'a giden yol engellerle doludur. Nefis, bu engellerden en büyüğüdür! Engeller ise takılmak için değil, aşılmak içindir.
    Nefsinin kötü meyillerine, şiddetli arzularına boyun eğenler, artık Allah'ın gösterdiği yolda değil, nefsin gösterdiği yolda giderler.
    Bu yolda sadece dünya vardır. Bu yolda oyun ve eğlence ile vakit öldürmek vardır. Bu yolda gayrimeşru zevkler vardır. Bu yolda "ben" merkezli kendini beğenmek, kendini satmak, kendi derdinde olmak vardır. Bu yolda ulvî gayelerden mahrumiyet, süflî gayelere yönelmek vardır.
    Nehrin akış yönünden yüzmekle nehre karşı yüzmek farklı şeylerdir. Şu hayatta nefse rağmen iyi şeyler yapa-bilmek, nehre karşı yüzmeye benzer. Zordur, ama zevklidir. Her kişinin değil, er kişinin kârıdır.

    alıntı...



  6. 05.Aralık.2014, 10:29
    3
    Mum Ve Merhem Olabilmek..
    1. ADIM NEFİS TERBİYESİNİN GEREKLİLİĞİNİ KAVRAMAKTIR.

    Nefis ve Şeytan, insanın manevî ilerleyişinde en mühim iki engel. Nefis içeriden, Şeytan dışarıdan dünya ve ahiretimizi perişan etmek için durmadan çalışıyorlar. Nefsin mahiyetinde "gurur-kibir-menfaatçilik" gibi pek çok zararlı özellik var. Şeytan, işletilmeye uygun bu madenleri iyi biliyor ve işletiyor; nefsin zaaflarını tanıyor ve yakalıyor.
    Günümüzde nefisler alabildiğine hür, alabildiğine serbest. Dinin günah kabul ettiği nice hareket, günlük hayatın âdeta birer parçası olmuş. Vitrinler nefse hitap ediyor, sokaklar nefse sesleniyor, TV programları nefsi günahlara kamçılıyor, şarkılar günaha çağırıyor. Günümüz insanı nefsi tanımıyor. Günümüz insanı nefis terbiyesinden habersiz. Günümüz insanı nefsin kulu kölesi. Hâlbuki bu huysuz atı iyi bir terbiyeyle dizginlemek ve gemlemek, onun sırtına binip yüce hedeflere doğru yol almak mümkün.
    Modern insan eski çağların kölelik dönemlerinden kurtulduğunu söyler. Günümüzde kölelik olmamakla beraber, çoğu insanın, nefsine kul ve köle olduğunu söyleyebiliriz. "Hür doğdum, hür yaşarım! Kime ne? Bana kimse karışamaz!" diyen bu zavallılar, nefislerine, tutkularına, kötü arzularına boyun eğdiklerinin, kölelik yaptıklarının farkında bile değillerdir. Gerçi ellerinde kelepçe, boyunlarında boyunduruk görülmez; fakat ruhları kelepçeli, iradeleri boyunduruk altındadır.

    Bütün Kötülüklerin Anası
    Adamın biri, annesini öldürür. "Niye anneni öldürdün?" diye sorulduğunda "Zina yapıyordu." der. "Anneni öldüreceğine beraber olduğu adamı öldürseydin." dediklerinde ise şu cevabı verir: "Her gün bir adam mı öldürmeliydim?"
    Kıssayı nakleden Mevlâna, ardından şu hatırlatmayı yapar:"Ey insan!.. O kötü tabiatlı anne, senin nefsindir ki onun fesadı her tarafa yayılmıştır."
    Yani insan yaptığı yanlışların sebebi, suçlusu olarak buna sebep olan insanları, olayları, durumları görüp kendini temize çıkarmaya, en azından kendini vicdanen rahatlatmaya çalışır. Fakat bu kıssadan hareketle esasen insanın kendi nefsini terbiye etmesi lüzumu açıktır. Aksi halde ölene kadar kendisinin yanlış yapmasına sebep olan olay, durum ya da kişiler az ya da çok var olacaktır. Bunların az olması tabii ki kolaylık olur. Ancak tamamen ortadan kaldırmak imkansızdır. Çünkü bunlar olacak ki sınav olsun ve iyiler, kötüler ayrılsın.
    Gerçi nefsi öldürmek, yani onu bütün bütün susturmak pek mümkün değildir. Ama onu terbiye ermek, kötülüğe değil iyiliğe sevk etmek hem mümkün, hem de gereklidir.

    Nefis, Bir Düşman mı?
    Nefsi yok etmek imkanı yoktur. İstenen de bu değildir. Esas olan onu kötülüklerden uzak tutup iyiliklere yönlendirmek, meşru dairede kalmasını sağlamaktır.
    "Ancak Yüce Allah'a selim kalple gelenler kurtulur." “Nefsini temizleyen kurtuldu. Nefsini kirleten ziyan etti..” ayet-i kerimeleri de nefsin terbiye edilmesi gerektiği hakikatini bildiriyor.
    Terbiye edilen nefis ise insanın manevî yükselişinde en mühim bir unsurdur. Böyle bir nefis sahibi, ibadet vadilerinde gezer, daima helâl sahalarda dolaşır; Allah'a samimî kul, Peygamber'e sadık ümmet olarak yaşar. Hz. Yusuf, Kur'an'da nakledilen bir ifadesinde şöyle der: "Ben nefsimi hatadan uzak görmüyorum. Şüphesiz nefis, Rabbimin rahmetine mazhar kıldığı hâller dışında şiddetle kötülüğü emreder."
    Demek ki bir peygamber bile nefsine güvenmiyor, normal şartlar altında nefsin daima günahı isteyeceğini bildiriyor.

    Nefis Engeli
    İnsan, bu dünyaya Allah'ı bulmak, O'nu tanımak, O'-nun gösterdiği yolda gitmek üzere gönderilmiştir. Fakat imtihan gereği olarak, Allah'a giden yol engellerle doludur. Nefis, bu engellerden en büyüğüdür! Engeller ise takılmak için değil, aşılmak içindir.
    Nefsinin kötü meyillerine, şiddetli arzularına boyun eğenler, artık Allah'ın gösterdiği yolda değil, nefsin gösterdiği yolda giderler.
    Bu yolda sadece dünya vardır. Bu yolda oyun ve eğlence ile vakit öldürmek vardır. Bu yolda gayrimeşru zevkler vardır. Bu yolda "ben" merkezli kendini beğenmek, kendini satmak, kendi derdinde olmak vardır. Bu yolda ulvî gayelerden mahrumiyet, süflî gayelere yönelmek vardır.
    Nehrin akış yönünden yüzmekle nehre karşı yüzmek farklı şeylerdir. Şu hayatta nefse rağmen iyi şeyler yapa-bilmek, nehre karşı yüzmeye benzer. Zordur, ama zevklidir. Her kişinin değil, er kişinin kârıdır.

    alıntı...






+ Yorum Gönder