Konusunu Oylayın.: Veda Haccı Efendimiz'in son ve tek haccı Mahşerin provası Haccın Müslüman topluma ve dünyaya kazandırttıkları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Veda Haccı Efendimiz'in son ve tek haccı Mahşerin provası Haccın Müslüman topluma ve dünyaya kazandırttıkları
  1. 05.Nisan.2011, 07:12
    1
    Misafir

    Veda Haccı Efendimiz'in son ve tek haccı Mahşerin provası Haccın Müslüman topluma ve dünyaya kazandırttıkları






    Veda Haccı Efendimiz'in son ve tek haccı Mahşerin provası Haccın Müslüman topluma ve dünyaya kazandırttıkları Mumsema Veda Haccı
    Efendimiz'in son ve tek haccı
    Mahşerin provası Haccın Müslüman topluma ve dünyaya kazandırttıkları


  2. 05.Nisan.2011, 07:12
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Veda Haccı
    Efendimiz'in son ve tek haccı
    Mahşerin provası Haccın Müslüman topluma ve dünyaya kazandırttıkları


    Benzer Konular

    - Veda haccı ve veda hutbesi nedir?

    - Veda Haccı Nedir? İslamda Veda Haccı Kavramı

    - Peygamber Efendimiz’in (asm) Veda Haccı Duasını verirmisiniz?

    - Haccı temettu, Haccı İfrad, Haccı Kıran Hakkında bilgiler

    - Veda Haccı

  3. 05.Nisan.2011, 13:01
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Veda Haccı Efendimiz'in son ve tek haccı Mahşerin provası Haccın Müslüman topluma ve dünyaya kazandırttıkları




    Gözünü aç da dikkatle cana bak! Ben onu tuttum ezel bayramında kurban etmek için çeke çeke sevgiliye götürüyorum.[Hz. Mevlana]




    SONSUZLUK PROVASI: HACC

    Hac mevsimi geldi, çattı. İnananların Rablerine yönelişleri, çırpınışları, rızayı İlahiden bağışlanma dilekleri ziyadeleşti. Diller, gönüller, bedenler, ruhlar duaya durdu!
    Kafile, kafile topluluklar, sular, seller gibi akarak Mevla’sına yol bulup koşuyor. Gök kapıları içli yakarışlarla aşındırılıyor, Rızayı İlahi’nin gayrete gelmesi arzulanıyor.
    Göklerin ve yerlerin Rabbi olan Allah(c.c), kullarını her yıl belli zamanlarda, belli mekânlarda, belli ibadet şekilleriyle terbiye ediyor, kendi aralarında bir türlü kuramadıkları birlik, beraberliklerini sağlıyor. Tüm yapay ayrılıkların, zorlamaların, dünyalık payelerin, ayaklar altına alınmasına vesileler yaratıyor!

    Mümin insanın serencamını, dilleri, ırkları, coğrafyaları farklı da olsa imanlarının bir ve tek kaynaktan beslendiğini hatırlatıyor. Hatırlatıyor, çünkü insanoğlu nisyanla maluldür. Beldesindeyken, gündelik hayatın telaşesi içinde iken, hem nefsinin hem de şeytanın bin bir türlü ayartmalarıyla bunları unutuyor. Kendinde ayrıcalıklar, büyüklükler vehmediyor. Diğer insan kardeşlerine karşı gururlanıyor, belki hakkını, hukukunu gasp ediyor. Kul olduğunu unutup rablik taslayabiliyor. Zulmüyle, gücüyle, malıyla ebedi olacağını zannediyor.

    Lakin her yıl Hac mevsimi geldiğinde Allah Teala, kullarına çağrıda bulunuyor.
    “Ey kullarım! Hac farizasını size farz etmekle, şu daldığınız dünyanın güzelliklerinin son bulacağını anlamanızı, ebedi hayatınız olan ahirete mutlaka bir gün kavuşacağınızı idrak etmenizi murad ettim. Hayatın hengâmesi arasında zayıflayan, hatta yok olmaya yüz tutan, “ahirete imanınızı tazelensin diliyorum. Dünyada iken o çok uzak gördüğünüz, ahir hayattan sahneler yaşatacağım size. “kim gitmiş de dönmüş ?”diyen gafillere cevabımı sizin vasıtanızla vereceğim. Ve sizi ahir hayatın provasını yapmaya çağırıyorum!” der gibidir.

    Çağrıya uyun ve gelin ki; size neler bahşedilmiş görün! Faydalarına kavuşun! Ayrılık ve düşmanlıklarınızı bir kenara atıp, yek vücut olmanın imkânlarını yakalayın! Ki; beldelerinize gittiğinizde, ahiretin canlı tanıkları olun! Dünyadayken yapacağınız bu provanın bile, ne denli zor, sıkıntılı, sabır sınanması olduğunu, zayıf yaratılmış insanın her lahza acizliğini, çaresizliğini, ilahi yardıma muhtaçlığını anlayın! Anlayın ki, kul olma makamında olduğunuzu hatırlayasınız.

    Nefsinizin iğvalarından, kibir ve gururdan, şeytanın vesveselerine meyletmekten uzaklaşın. Hakikati gözlerinizle müşahede edin ki, gerçek mekânınıza (ahirete) gitmeden, kendinizi düzeltebilesiniz.

    Aksi halde ansızın, yakalanıverirsiniz ölüme. Hazırlığını yapamamış, eli, kolu bomboş bir halde ebedi hayata yol alırsınız.
    Sana çok uzak gibi gelse de ey insan! Mutlaka o gün gelecektir. “Her nefis ölümü tadacaktır.” Hakikatini unutma! Her ne kadar unutturucuların kıskacındaysan da, her daim hatırında tutmaya çalış!

    İşte hacılar yollara düştü! Sabır yolculuğu başladı. Bu gidiş nereye? Yolculuğun mahiyetini ve hedefini iyi idrak etmeye çalış! Ey insan! Dönüşün Rabbinedir! “Biz O’ndan geldik ve O’na dönücüleriz!” ilahi kelamını, tüm duyularınla algılamaya çalışmalısın. İşte kefenini giydin. Artık hiçbir insana üstünlük taslayamayacaksın. Çünkü farklılığı yaratan, makam, mevki ve statü belirleyen her türlü giysiyi attın! Zengin de olsan, fakir de olsan tek bir kılıkta Rabbinin huzuruna varacaksın. O yüzden farklılık yaratan unsurlardan arındır nefsini. Onlara takılıp kalma. Yoksa yolundan ederler seni. Dümdüz yolda giderken, eğri yollara, yan yollara düşürürler seni. İstikametini bozma!

    Hac menasiğini, çok iyi özümseyerek yola çıkmalısın ey Hacı! Yoksa orada şeytan, daha zorlu bir şekilde seninle uğraşacak! Çünkü ömürde bir kez eline geçirebildiğin bu kıymetli fırsattan seni mahrum bırakmak istiyor. Bunun şuurunda olarak sabır yolculuğuna niyetlen! Niyetsiz hiçbir ibadet kabul olunmaz. Niyetlendiğinde ise, en basit bir hareket bile ibadete dönüşüverir!

    Anının Rabbinle dopdolu geçmesine hazırlan. Çünkü bütün duyargaların, sonunu kadar açıktır. İlahi mesajın titreşimlerini hemen tespit edebilirsin. Hac günlerinde, başka günlerde hiç olmadığın kadar bilinçli, uyanık ve dinamik olacaksın. Silahlarını kuşan!

    Nefsinin ve şeytanın da, elde edeceğin faydalardan sonra, seni nasipsiz bırakmak için hazır beklediğini unutma!
    O kutsal mekânlarda, o kutsal zamanlarda, merhameti elden bırakma ki, merhamet edilesin! Kimseyi itip kakma, müminin gönül evini yıkma! Yoksa o yüz sürmeye gittiğin Kabeyi oracıkta yıkmış, tarumar etmiş olursun!
    Sana lütfedilmiş, o muhteşem günleri, saatleri, dakika ve lahzaları Rabbine ayır! Çarşı, pazarla uğraşma. Bir daha eline böyle bir fırsat geçmemesi kuvvetle muhtemeldir. Onun için çarşıları değil, Kabeyi tavaf et!

    Bütün Hac menasiğinin, anlamlarını öğren! Arafat’ta duruşun, arifane özelliklere kavuşmak için olduğunu, ilme vakıf olacağının belirtisidir. Arif olan anlar. Arif ol!
    Müzdelifeye geçtiğinde, Meş’arı Haram’da şuurlan! Bil ki, her ibadet şuurlu olarak yapılırsa kıymet arz eder. Silahlarını hazırla. Saldırı zamanı gelince de hiç tereddüt etme!
    Mina’ya geldiğinde seninle uğraşan, dâhili ve harici, insi ve cini tüm şeytanları taşla! Ayartmalarına prim vermediğini, saptırıcı güçlerin tüm oyunlarını başlarına yık ki; senden ümitlerini kessinler. Her daim Rabbine yöneldiğini ve O’nun rızalığını talep ettiğini ispatla!

    Seni Rabbinden uzaklaştıran, zikrinden alıkoyan İsmaillerini kurban et! Kurbiyyet makamına, İsmailleri kurban ettikçe inşa edeceğin basamaklarla çıkacaksın. O üstün makama ulaşabilirsen, sana İsmaillerinin tekrar bağışlandığını hayret ve hamd ile müşahede edeceksin! Bütün bu menasikten sonra tavafa koş! Rabbini hayatının merkezine aldığını, her anını O’nun emirlerine göre yaşamaya and içtiğini nişanesi olarak tavaf et! Kozmik birliktelik içinde ritmini bul! Uyumu bozan sen olma! Kâinatın tavafına, okyanusta bir damla misali karış!
    O, senin gizli, açık tüm hallerini, niyetlerini bilendir. İhlâsını ve samimiyetini ispatlarsan, ilahi yardımı kazanmayı hak edersin.

    Çabasız, gayretsiz olmaz! Bütün dünyevi çabaların tek amaca yönelik olmalı. Allah’a ve O’nun rızasına! Say’ın, senin gayretin ve emeklerinle kabul edileceğini ve ancak böylece sonucunu alacağını bilmelisin. Sen ne kadar çabalasan da, Rabbin lütfetmedikçe hiçbir nimete erişemeyeceğini de idrak etmelisin. Ne ki, O; lütfünü senin çabaların sonucunda sana takdir edecektir. Sünnetullah’ı iyi kavramalısın. Yoksa miskinleşip, tembelliğin kuyusuna yuvarlanırsın da, bunu zühd ve takvadan bilirsin! Ne aldanış!!! Aldanışlarına artık son ver. Rabbinin emirlerindeki hikmetleri tefekkür etmeye çalış! O zaman her şeyin gerçek veçhesini, basiretinle görebileceksin.

    Bir insan okyanusu içinde bulunsan da, Rabbinle baş başa ve yüz yüze olduğunu hisset! O, her halini en mükemmel bir şekilde biliyor, işitiyor ve görüyor! Duanı azaltma, çoğalt! Duamız olmasaydı, bize kıymet verir mi Rabbimiz? İlahi kameralardan kaçamayacağını bilmelisin. Hayatının filminde başrolde olduğunu da…
    Veda tavafında, kime, neye veda ediyorsun? Veda mı, yoksa ahitleşme mi yapıyorsun?
    O mekânın, o zamanın kutsallığı Rabbimiz dilediği içindir. Yine O, dilemediği için, yılın diğer günlerinde sıradan mekânlar ve zamanlar orası için de söz konusu olmuyor mu?

    O zaman ve mekânı terk etsen de, sen Rabbini terk etmiyorsun ki! Rabbin yine her yerde, her an seninle. “Şah damarından da yakın!”
    Sakın ha! Döndüğünde bu tecrübeni hiç mi hiç unutma! Hatırla, anlat, tebliğ et! İnsanları Rabbine davet et! Ne kadar genç ve zinde iken çağrıya uyarlarsa, o kadar nasipleneceklerini beyan et! Dünyalık her planı rahatlıkla erteleyebilirler. Ama haccetmeyi(Rabbine doğru yönelmeyi) ertelemesinler. Ne büyük lütuf, ne büyük ihsan olduğunu idrak etsinler!
    Allah’ın “cem” eden esmasının tecellisinin muhteşemliğini seyredin, ey Müslümanlar!
    Allah dilemeseydi sizleri kim toplayacaktı bir araya? Toplasaydı bile, kim bu ahengi, bu birliği ve kalplerin uyumunu sağlayacaktı? Hiç kimse! Sadece ALLAH!..
    Rabbimiz, kendi aramızda oluşturmamız gereken vahdeti ve intizam için, Hac Kongresiyle önemli bir imkân yaratıyor bize. Tüm suni ayrılıklar ve ayrıcalıkları, tefrika ve taassupları yenebilmemizin mümkünat dâhilinde olduğunu bize ispatlıyor Hacc… Yeter ki, Müslümanlar, istişareyi hayatlarının her alanında uygulasınlar! Gereğini yapmak için tüm imkânlarını seferber edebilsinler!

    O zaman Rabbine yönelmiş bu insan okyanusunu kim durdurabilir? Dünya ise, Rabbe yönelmiş olanların ikame edeceği adalete susamış, onları bekliyor.
    Hac kongresinden dönen müminlerini bekliyor dünya! Onların yol göstericiliğine, basiretlerine, erdemine, inananların örnekliğine muhtaç insanlık!..
    Ey! Her yıl ahiret gidip, gidip dönen hacılar! Görevinizin ihtişamının ve zorluğunun şuurunda mısınız? Bütün dünya Müslümanları, istişarenin sonucunu ve pratiğe uygulanmasını bekliyor! Ümmetin sorunlarının hallini bekliyor. Korkmayınız! “üzülmeyiniz, gevşemeyiniz! İman ediyorsanız en üstün sizsiniz!” diyen Rabbinizin elleri, sizin elerinizin üzerindedir. O’nun yed-i kudretine mazhar olduğunuzdan, hiçbir beşeri güç, dayatma ya da yasaklamalar, sizi durdurmamalıdır!
    Haccetmekle, Allah’ın senin üzerindeki hakkını ifa ettin!

    “Ona bir yol bulabilen herkesin, Kâbe’yi haccetmesi, insanların üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Kim küfrederse bilsin ki; Allah âlemlerden müstağnidir!” Ali İmran–97
    Sakın ola, ihanet etmeyesin! Yoksa ebedi kaybedenlerden olursun maazallah!
    Şüphesiz Allah(c.c), doğrudur, doğruyu söyler.



  4. 05.Nisan.2011, 13:01
    2
    Silent and lonely rains



    Gözünü aç da dikkatle cana bak! Ben onu tuttum ezel bayramında kurban etmek için çeke çeke sevgiliye götürüyorum.[Hz. Mevlana]




    SONSUZLUK PROVASI: HACC

    Hac mevsimi geldi, çattı. İnananların Rablerine yönelişleri, çırpınışları, rızayı İlahiden bağışlanma dilekleri ziyadeleşti. Diller, gönüller, bedenler, ruhlar duaya durdu!
    Kafile, kafile topluluklar, sular, seller gibi akarak Mevla’sına yol bulup koşuyor. Gök kapıları içli yakarışlarla aşındırılıyor, Rızayı İlahi’nin gayrete gelmesi arzulanıyor.
    Göklerin ve yerlerin Rabbi olan Allah(c.c), kullarını her yıl belli zamanlarda, belli mekânlarda, belli ibadet şekilleriyle terbiye ediyor, kendi aralarında bir türlü kuramadıkları birlik, beraberliklerini sağlıyor. Tüm yapay ayrılıkların, zorlamaların, dünyalık payelerin, ayaklar altına alınmasına vesileler yaratıyor!

    Mümin insanın serencamını, dilleri, ırkları, coğrafyaları farklı da olsa imanlarının bir ve tek kaynaktan beslendiğini hatırlatıyor. Hatırlatıyor, çünkü insanoğlu nisyanla maluldür. Beldesindeyken, gündelik hayatın telaşesi içinde iken, hem nefsinin hem de şeytanın bin bir türlü ayartmalarıyla bunları unutuyor. Kendinde ayrıcalıklar, büyüklükler vehmediyor. Diğer insan kardeşlerine karşı gururlanıyor, belki hakkını, hukukunu gasp ediyor. Kul olduğunu unutup rablik taslayabiliyor. Zulmüyle, gücüyle, malıyla ebedi olacağını zannediyor.

    Lakin her yıl Hac mevsimi geldiğinde Allah Teala, kullarına çağrıda bulunuyor.
    “Ey kullarım! Hac farizasını size farz etmekle, şu daldığınız dünyanın güzelliklerinin son bulacağını anlamanızı, ebedi hayatınız olan ahirete mutlaka bir gün kavuşacağınızı idrak etmenizi murad ettim. Hayatın hengâmesi arasında zayıflayan, hatta yok olmaya yüz tutan, “ahirete imanınızı tazelensin diliyorum. Dünyada iken o çok uzak gördüğünüz, ahir hayattan sahneler yaşatacağım size. “kim gitmiş de dönmüş ?”diyen gafillere cevabımı sizin vasıtanızla vereceğim. Ve sizi ahir hayatın provasını yapmaya çağırıyorum!” der gibidir.

    Çağrıya uyun ve gelin ki; size neler bahşedilmiş görün! Faydalarına kavuşun! Ayrılık ve düşmanlıklarınızı bir kenara atıp, yek vücut olmanın imkânlarını yakalayın! Ki; beldelerinize gittiğinizde, ahiretin canlı tanıkları olun! Dünyadayken yapacağınız bu provanın bile, ne denli zor, sıkıntılı, sabır sınanması olduğunu, zayıf yaratılmış insanın her lahza acizliğini, çaresizliğini, ilahi yardıma muhtaçlığını anlayın! Anlayın ki, kul olma makamında olduğunuzu hatırlayasınız.

    Nefsinizin iğvalarından, kibir ve gururdan, şeytanın vesveselerine meyletmekten uzaklaşın. Hakikati gözlerinizle müşahede edin ki, gerçek mekânınıza (ahirete) gitmeden, kendinizi düzeltebilesiniz.

    Aksi halde ansızın, yakalanıverirsiniz ölüme. Hazırlığını yapamamış, eli, kolu bomboş bir halde ebedi hayata yol alırsınız.
    Sana çok uzak gibi gelse de ey insan! Mutlaka o gün gelecektir. “Her nefis ölümü tadacaktır.” Hakikatini unutma! Her ne kadar unutturucuların kıskacındaysan da, her daim hatırında tutmaya çalış!

    İşte hacılar yollara düştü! Sabır yolculuğu başladı. Bu gidiş nereye? Yolculuğun mahiyetini ve hedefini iyi idrak etmeye çalış! Ey insan! Dönüşün Rabbinedir! “Biz O’ndan geldik ve O’na dönücüleriz!” ilahi kelamını, tüm duyularınla algılamaya çalışmalısın. İşte kefenini giydin. Artık hiçbir insana üstünlük taslayamayacaksın. Çünkü farklılığı yaratan, makam, mevki ve statü belirleyen her türlü giysiyi attın! Zengin de olsan, fakir de olsan tek bir kılıkta Rabbinin huzuruna varacaksın. O yüzden farklılık yaratan unsurlardan arındır nefsini. Onlara takılıp kalma. Yoksa yolundan ederler seni. Dümdüz yolda giderken, eğri yollara, yan yollara düşürürler seni. İstikametini bozma!

    Hac menasiğini, çok iyi özümseyerek yola çıkmalısın ey Hacı! Yoksa orada şeytan, daha zorlu bir şekilde seninle uğraşacak! Çünkü ömürde bir kez eline geçirebildiğin bu kıymetli fırsattan seni mahrum bırakmak istiyor. Bunun şuurunda olarak sabır yolculuğuna niyetlen! Niyetsiz hiçbir ibadet kabul olunmaz. Niyetlendiğinde ise, en basit bir hareket bile ibadete dönüşüverir!

    Anının Rabbinle dopdolu geçmesine hazırlan. Çünkü bütün duyargaların, sonunu kadar açıktır. İlahi mesajın titreşimlerini hemen tespit edebilirsin. Hac günlerinde, başka günlerde hiç olmadığın kadar bilinçli, uyanık ve dinamik olacaksın. Silahlarını kuşan!

    Nefsinin ve şeytanın da, elde edeceğin faydalardan sonra, seni nasipsiz bırakmak için hazır beklediğini unutma!
    O kutsal mekânlarda, o kutsal zamanlarda, merhameti elden bırakma ki, merhamet edilesin! Kimseyi itip kakma, müminin gönül evini yıkma! Yoksa o yüz sürmeye gittiğin Kabeyi oracıkta yıkmış, tarumar etmiş olursun!
    Sana lütfedilmiş, o muhteşem günleri, saatleri, dakika ve lahzaları Rabbine ayır! Çarşı, pazarla uğraşma. Bir daha eline böyle bir fırsat geçmemesi kuvvetle muhtemeldir. Onun için çarşıları değil, Kabeyi tavaf et!

    Bütün Hac menasiğinin, anlamlarını öğren! Arafat’ta duruşun, arifane özelliklere kavuşmak için olduğunu, ilme vakıf olacağının belirtisidir. Arif olan anlar. Arif ol!
    Müzdelifeye geçtiğinde, Meş’arı Haram’da şuurlan! Bil ki, her ibadet şuurlu olarak yapılırsa kıymet arz eder. Silahlarını hazırla. Saldırı zamanı gelince de hiç tereddüt etme!
    Mina’ya geldiğinde seninle uğraşan, dâhili ve harici, insi ve cini tüm şeytanları taşla! Ayartmalarına prim vermediğini, saptırıcı güçlerin tüm oyunlarını başlarına yık ki; senden ümitlerini kessinler. Her daim Rabbine yöneldiğini ve O’nun rızalığını talep ettiğini ispatla!

    Seni Rabbinden uzaklaştıran, zikrinden alıkoyan İsmaillerini kurban et! Kurbiyyet makamına, İsmailleri kurban ettikçe inşa edeceğin basamaklarla çıkacaksın. O üstün makama ulaşabilirsen, sana İsmaillerinin tekrar bağışlandığını hayret ve hamd ile müşahede edeceksin! Bütün bu menasikten sonra tavafa koş! Rabbini hayatının merkezine aldığını, her anını O’nun emirlerine göre yaşamaya and içtiğini nişanesi olarak tavaf et! Kozmik birliktelik içinde ritmini bul! Uyumu bozan sen olma! Kâinatın tavafına, okyanusta bir damla misali karış!
    O, senin gizli, açık tüm hallerini, niyetlerini bilendir. İhlâsını ve samimiyetini ispatlarsan, ilahi yardımı kazanmayı hak edersin.

    Çabasız, gayretsiz olmaz! Bütün dünyevi çabaların tek amaca yönelik olmalı. Allah’a ve O’nun rızasına! Say’ın, senin gayretin ve emeklerinle kabul edileceğini ve ancak böylece sonucunu alacağını bilmelisin. Sen ne kadar çabalasan da, Rabbin lütfetmedikçe hiçbir nimete erişemeyeceğini de idrak etmelisin. Ne ki, O; lütfünü senin çabaların sonucunda sana takdir edecektir. Sünnetullah’ı iyi kavramalısın. Yoksa miskinleşip, tembelliğin kuyusuna yuvarlanırsın da, bunu zühd ve takvadan bilirsin! Ne aldanış!!! Aldanışlarına artık son ver. Rabbinin emirlerindeki hikmetleri tefekkür etmeye çalış! O zaman her şeyin gerçek veçhesini, basiretinle görebileceksin.

    Bir insan okyanusu içinde bulunsan da, Rabbinle baş başa ve yüz yüze olduğunu hisset! O, her halini en mükemmel bir şekilde biliyor, işitiyor ve görüyor! Duanı azaltma, çoğalt! Duamız olmasaydı, bize kıymet verir mi Rabbimiz? İlahi kameralardan kaçamayacağını bilmelisin. Hayatının filminde başrolde olduğunu da…
    Veda tavafında, kime, neye veda ediyorsun? Veda mı, yoksa ahitleşme mi yapıyorsun?
    O mekânın, o zamanın kutsallığı Rabbimiz dilediği içindir. Yine O, dilemediği için, yılın diğer günlerinde sıradan mekânlar ve zamanlar orası için de söz konusu olmuyor mu?

    O zaman ve mekânı terk etsen de, sen Rabbini terk etmiyorsun ki! Rabbin yine her yerde, her an seninle. “Şah damarından da yakın!”
    Sakın ha! Döndüğünde bu tecrübeni hiç mi hiç unutma! Hatırla, anlat, tebliğ et! İnsanları Rabbine davet et! Ne kadar genç ve zinde iken çağrıya uyarlarsa, o kadar nasipleneceklerini beyan et! Dünyalık her planı rahatlıkla erteleyebilirler. Ama haccetmeyi(Rabbine doğru yönelmeyi) ertelemesinler. Ne büyük lütuf, ne büyük ihsan olduğunu idrak etsinler!
    Allah’ın “cem” eden esmasının tecellisinin muhteşemliğini seyredin, ey Müslümanlar!
    Allah dilemeseydi sizleri kim toplayacaktı bir araya? Toplasaydı bile, kim bu ahengi, bu birliği ve kalplerin uyumunu sağlayacaktı? Hiç kimse! Sadece ALLAH!..
    Rabbimiz, kendi aramızda oluşturmamız gereken vahdeti ve intizam için, Hac Kongresiyle önemli bir imkân yaratıyor bize. Tüm suni ayrılıklar ve ayrıcalıkları, tefrika ve taassupları yenebilmemizin mümkünat dâhilinde olduğunu bize ispatlıyor Hacc… Yeter ki, Müslümanlar, istişareyi hayatlarının her alanında uygulasınlar! Gereğini yapmak için tüm imkânlarını seferber edebilsinler!

    O zaman Rabbine yönelmiş bu insan okyanusunu kim durdurabilir? Dünya ise, Rabbe yönelmiş olanların ikame edeceği adalete susamış, onları bekliyor.
    Hac kongresinden dönen müminlerini bekliyor dünya! Onların yol göstericiliğine, basiretlerine, erdemine, inananların örnekliğine muhtaç insanlık!..
    Ey! Her yıl ahiret gidip, gidip dönen hacılar! Görevinizin ihtişamının ve zorluğunun şuurunda mısınız? Bütün dünya Müslümanları, istişarenin sonucunu ve pratiğe uygulanmasını bekliyor! Ümmetin sorunlarının hallini bekliyor. Korkmayınız! “üzülmeyiniz, gevşemeyiniz! İman ediyorsanız en üstün sizsiniz!” diyen Rabbinizin elleri, sizin elerinizin üzerindedir. O’nun yed-i kudretine mazhar olduğunuzdan, hiçbir beşeri güç, dayatma ya da yasaklamalar, sizi durdurmamalıdır!
    Haccetmekle, Allah’ın senin üzerindeki hakkını ifa ettin!

    “Ona bir yol bulabilen herkesin, Kâbe’yi haccetmesi, insanların üzerinde Allah’ın bir hakkıdır. Kim küfrederse bilsin ki; Allah âlemlerden müstağnidir!” Ali İmran–97
    Sakın ola, ihanet etmeyesin! Yoksa ebedi kaybedenlerden olursun maazallah!
    Şüphesiz Allah(c.c), doğrudur, doğruyu söyler.



  5. 05.Nisan.2011, 13:04
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Veda Haccı Efendimiz'in son ve tek haccı Mahşerin provası Haccın Müslüman topluma ve dünyaya kazandırttıkları

    EFENDİMİZ (SAV)''İN İLK VE SON HACCI

    "Yoluna gücü yetenlerin beyt'i (Kâbe) hac ve ziyaret etmeleri, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır"*

    Bizleri islâm ve onun güzellikleri ile donatan Hz Allah'a sonsuz hamd-ü senâ, âlemlerin rahmet pınarı olan Nebî (sav)'e ve onun Ehl-i Beyti'ne ve Ashâbına salât-ü selam olsun

    Noksan sıfatlardan münezzeh olan Hz Allah (cc), Hayrü'l-Beşer Rasûl-i Kibriyâ Efendimizi bizim için sarsılmayan bir bağlılıkla tutunulacak bir dal, en güzel örnek, Allah'a kavuşmayı uman ve âhiret gününe inananlar için mutlak rehber kılmıştır

    Allah-ü Azîmü'ş-Şân Hazretleri şöyle buyuruyor:

    "Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için, muhakkak ki Allah'ın Rasûlü'nde pek güzel bir örnek vardır" (1)

    İçerisinde bulunmuş olduğumuz, Hac mevsimi münasebetiyle Peygamber Efendimizin (sav), yüz bini aşkın sahâbesiyle yapmış olduğu ve misli bir kez daha tekrar etmeyecek olan, o ilk ve son haccından bahsetmek istiyorum

    Yukarıda zikredilen âyet-i celîlenin doğrultusunda Nebî (sav): "Hac menâsikini (Hac ili ilgili ibadetleri) benden öğreniniz Benden gördüğünüz gibi hac yapınız"(2) buyurmuş olup, Arafat'ta irad ettiği Vedâ hutbesi'nde de: "Belki bu seneden sonra sizinle beraber olamayacağım" demiştir

    Hicretten sonra Peygamber Efendimiz daha önce müşriklerle olan mücadelesinden dolayı hac etme imkanı bulamamıştı Mekke'nin de fetih edilmesi ile bu engel de kalkmıştı Nebî (sav) hicretin onuncu yılında Hacca gitmeye karar verdi ve bu kararını bütün müminlere ilan etti Efendimiz ile beraber hac etmek isteyen müminler her taraftan kâfileler halinde gelmeye başladılar

    Peygamber Efendimiz (sav) Medine'den hareketinden önce bir hutbe okuyarak toplanan insanlara Hac ile ilgili ibadetleri öğretti ve mîkat mahallerini gösterdi Medine'de kılınan öğle namazının ardından ihrama girmenin sünnetlerinden olan gusül abdesti alıp, ihramı giydiler Bu hal üzere Zülhuleyfe denilen mîkat mahalline vardılar Peygamber Efendimizin yanında Ezvâc-ı Mutahharât'tan bazıları da bulunmakta idi Ayrıca Efendimiz'e, imanla bezenmiş, sevgi ve itaatleriyle kendilerinden sonrakilere örnek bir nesil ve muhteşem bir kervan da eşlik ediyordu

    Burada ihramın sünneti olarak iki rekat namaz kıldıktan sonra kendisi ile beraber olan Sahâbe Efendilerimize şu şekilde niyet etmelerini bildirdi:


    "Hacca niyet ettim ve onunla Allah Azze ve Celle'nin rızası için ihrama girdim Buyur ey Allah'ım! Buyur, emrine hazırım Buyur Allah'ım, senin şerikin yoktur! Buyur Allah'ım! Hamd ve nîmet senindir Senin şerikin yoktur"

    Bu telbiyeyi üç defa tekrar ettiler Nihayetinde de Nebî (sav)'e salât-ü selâm getirdiler Sonra şu duayı bir defa okuyarak telbiye duası yaptılar:

    "Allah'ım senden rızanı ve cennetini talep ediyorum Azap ve ateşinden sana sığınıyorum" Harem-i Şerîf'e (Mescid-i Haram)'a varıncaya kadar bu duaya devam ettiler

    Önlerinde Kâinatın Efendisi, arkada ise daha dünyada iken cennetle müjdelenmiş güzide insanların bulunduğu ve adete meleklerin dahi gıpta ettiği eşsiz kervan Öyle bir yolculuk ki; Peygamber Efendimizin rehberliğinde başlayıp kıyamete kadar bitmeyecek olan bir yolculuk Ve her yolcusunu Rasûlullah'ın izinde, mâsivânın çirkinliğinden affın berraklığına taşıyan bir yolculuk

    Rasûl-i Kibriyâ Efendimiz, telbiye getirerek devam etmiş olduğu bu yolculuğu esnasında Ebvâ'ya da uğradı Mekke-i Mükerreme'ye girerlerken Peygamber Efendimiz ve Sahâbe Efendilerimiz telbiye getirdiler Yüksek bir mahal olan Kudas Seniyyetü'l-Ulyâ'dan Mekke'yi teşrî ederek Mescid-i Haram'a gelinceye kadar yürüdüler Benî Şeybe kapısından içeri girdiler Peygamber Efendimiz 'Beytullah'ı görür görmez tekbir getirip şöyle dua ettiler:

    "Allah'ım sen selam ve selamet kaynağısın Selama erdirecek olan da ancak sensin Ey Rabbimiz! Bizi selam içinde yaşat"
    "Allah'ım bu Beytin şeref, azamet, terkim ve heybetini artır Onu hac ve umre ile ziyaret edenlerin de şeref, azamet, terkim ve sevabını ziyadeleştir"

    Bu dualardan sonra Hacer-i Esved'ten başlayarak Beytullah'a teveccüh ettiler Tekbir getirip onu selamlayarak izdihama mahal bırakmadan tavafa başladılar Tavafın nihayetinde Makâm-ı İbrâhîm'de iki rekat namaz kılıp zemzem suyundan içtiler Büyük bir imtihanın Mümessili olan Hazreti Hacer ve İsmail (as)'ın, Hazreti Allah'a teslimiyetlerinin şahitlerinden olan Safâ tepesine yöneldiler Bütün Hac ibadetlerini Peygamber Efendimiz tek tek yerine getirirken onu takip eden Ashâbı da büyük bir hassasiyetle aynı şeyleri tatbik ediyorlardı Say'ı, taşıdığı ilâhî hikmetle tamamlarken her şavt içinde de şu âyet-i kerîmeyi okuyordu:

    "Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın şiarlarındandır Artık kim Kâbe'yi Hac eder veya Umre yaparsa, bu ikisinde tavaf etmesinde bir beis yoktur" (3) âyetini okudular

    Zilhiccenin 9 günü Arafat'ta vakfe günüdür Efendimiz de Ashâbı ile beraber, Zilhiccenin 9 günü güneş doğduktan sonra Arafat'a yöneldiler O yıl 9 Zilhicce Cuma güne tevafuk etmiş ve Müslümanlar iki bayram birden yaşamıştı Efendimiz (sav) Meş'ar-i Haram'a uğrayıp Nemîre denilen yere gelip, Ashâbı ile telbiye getirdiler Öğleden sonra devesinin üzerinde yüz bini aşkın ashabına Vedâ Hutbesi diye maruf beliğ hutbesini îrâd ettiler Hutbesinin son kısmında Peygamber Efendimiz: "Size Benden soracaklar Ne diyeceksiniz?" buyurduğunda, Ashâb-ı Kirâm hep bir ağızdan: "Peygamberlik vazifesini yerine getirdi" diyeceğiz, dediler Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: "Şahit Ol Yâ Rab! Şahit Ol Yâ Rab! Şahit Ol Yâ Rab!" buyurdular

    Öğle ve İkindi namazlarını birlikte kıldıktan sonra vakfe yapacakları yere geldiler Burada Hazreti Allah'a açılabilecek en kıymetli eller bütün bir samimiyet, tazarru ve huşû ile yaratana açıldı ve Peygamber Efendimizin duasına candan, samimiyetle iştirak edildi Efendimiz duasına şöyle devam ediyordu:

    "Allah'ım! Namazım, haccım, hayatım ve ölümüm senin içindir Dönüşüm sanadır Allah'ım Kalbimi nur ile doldur Gözlerimi nur ile doldur Allah'ım! Sadrıma genişlik, işlerime kolaylık ver Allah'ım! Kalp vesvesesinden, hal perîşanlığından ve kabir azabından sana sığınırım"

    Arafat, Peygamber Efendimizin hürmetine Hazreti Adem (as)'ın affedildiği yerdir Bu yüzden bu ulvî yolculuğa çıkan müminlerin dua ederken Adem (as) gibi, Peygamber Efendimizi vesile yaparak af ve mağfirete nâiliyeti talep etmeleri bu mekanın yüksek bereketlerindendir

    Îmân'ın ve İslâm'ın şartlarının neler olduğu âyet ve hadislerle zamanla bildirilmişti Kur'ân'da, îmân'ın şartının beş tanesi (Allah'a, Meleklere, Peygamberlere, Kitaplara, Âhiret Gününe Îman) direk olarak, bir tanesi de (Kadere îman) Kur'ân'ın genel rûhuna serpiştirilmiş olarak zikredilmişti Bu altı Îman esasını Efendimiz (sav) hadîs-i şeriflerinde hep birlikte zikretmiş olup Mekke döneminden itibaren bu altı esas vaz' edilmişti Fakat İslâm'ın şartı diye bilinen beş esas ise Medîne döneminde tamam olmuş, onların tümüne birden ittibâ etmemiz Medine döneminde bildirilmiştir Şöyle ki İslâm'ın ilk şartı olan kelîme-i şehâdet risâletin başlamasıyla emredildi Namaz ibadeti beş vakitli olarak miraçtan sonra yani risaletin 10 yılından sonra, oruç ve zekat da hicretten iki üç yıl sonra emredilmişti İslam'ın şartlarından en son emredilen ise hac olmuştu Artık, Îman'ın ve İslâm'ın şartları emredilmiş olmasına rağmen Bu gün dininizi kemale erdirdim Üzerinizdeki nimeti tamamladım ve size din olarak İslâm'ı seçtim"(4) âyet-i kerîmesi, Efendimiz (as) haccını îfâ edip de ümmetine de onun menâsiklerini, farzını, vacibini, haramını, mekrûhunu ve tüm sünnetini talim ettikten sonra inzal olmuştur Buradan da açık bir şekilde anlaşılmaktadır ki Rabbimizin emirlerini Efendimiz (sav) olmadan layıkıyla kavramamız ve îfâ etmemiz imkan dahilinde değildir Efendimiz olmadan kulluk etmek imkansızdır Rabbimizin en temel emirlerini bile layıkıyla yerine getirebilmek mümkün değildir Yine Efendimiz olmadan, onun sünnetlerine hakkıyla ittibâ etmeden, âyette bildirildiği üzere dinimizin ikmal olması, kemal bulması da mümkün değildir

    Rasûlullah Efendimizin sünnet ve ahlâklarına uygun olmayan bir biçimde ve bilinçsizce Allah'a ibadet edilmeye çalışıldığı için, Müslümanlar yaptıkları ibadetlerden itminan olmamakta ve ibadet ettikleri halde, çok rahat bir biçimde günah işleyip Allah'a âsî olabilmektedirler Bu isyanlarından da hiç rahatsızlık duymamaktadırlar Müslümanların üzerlerine farz olan pek çok dînî vecibe de yapılması gerektiği zamanda değil de hep sonraya tehir edilmektedir Namazını hep vaktin sonunda eda etmekte veya 'ihtiyarlarınca ne iş yapacağım' deyip gâfilâne bir biçimde gençliği heba etmektedir Konumuz olan hacda da durum bundan farklı değildir Çevremize baktığımız zaman özellikle Anadolu insanı haccını yapmaya imkanları olduğu halde gitmemekte veya, 'ihtiyarlayınca giderim' edasıyla Müslümanlar için en önemli farzlardan birisi olan haccı sürekli tehir etmektedir Nasıl ki namaz müminler üzerine vakitli olarak, tadil-i erkânına uyarak, bütün farz, vacip ve de sünnetlerin edâ edilmesiyle kâmil manada namaz sayılmaktaysa, İslâm'ın diğer bir erkânı olan haccında muteber olması ve kabûl görmesi için Efendimiz'in bu husustaki sünnetlerine uymakla mümkün olacaktır Zira Rasûlullah Efendimiz (sav): "Hac menâsikini benden alın, benden gördüğünüz gibi yapın"(5) buyurmuş ve yine: "Kim Allah için hacceder de (bu esnada Allah'ın rızasına uymayan) kötü söz ve davranışlardan ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa (kul hakkı müstesna) annesinin onu doğurduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak hacdan) döner"(6) buyurarak, bu şekilde haccını eda eden müminlere müjde vermiştir

    Kaynakça:
    * Âl-i İmrân 3/97
    1 El-Ahzâb 33/21
    2 Müslim, Hac 310
    3 El-Bakara 2/158
    4 El-Mâide 5/3
    5 Müslim, Hac 310
    6 Buhârî, Hac 4 ; Müslim, Hac 438


  6. 05.Nisan.2011, 13:04
    3
    Silent and lonely rains
    EFENDİMİZ (SAV)''İN İLK VE SON HACCI

    "Yoluna gücü yetenlerin beyt'i (Kâbe) hac ve ziyaret etmeleri, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır"*

    Bizleri islâm ve onun güzellikleri ile donatan Hz Allah'a sonsuz hamd-ü senâ, âlemlerin rahmet pınarı olan Nebî (sav)'e ve onun Ehl-i Beyti'ne ve Ashâbına salât-ü selam olsun

    Noksan sıfatlardan münezzeh olan Hz Allah (cc), Hayrü'l-Beşer Rasûl-i Kibriyâ Efendimizi bizim için sarsılmayan bir bağlılıkla tutunulacak bir dal, en güzel örnek, Allah'a kavuşmayı uman ve âhiret gününe inananlar için mutlak rehber kılmıştır

    Allah-ü Azîmü'ş-Şân Hazretleri şöyle buyuruyor:

    "Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için, muhakkak ki Allah'ın Rasûlü'nde pek güzel bir örnek vardır" (1)

    İçerisinde bulunmuş olduğumuz, Hac mevsimi münasebetiyle Peygamber Efendimizin (sav), yüz bini aşkın sahâbesiyle yapmış olduğu ve misli bir kez daha tekrar etmeyecek olan, o ilk ve son haccından bahsetmek istiyorum

    Yukarıda zikredilen âyet-i celîlenin doğrultusunda Nebî (sav): "Hac menâsikini (Hac ili ilgili ibadetleri) benden öğreniniz Benden gördüğünüz gibi hac yapınız"(2) buyurmuş olup, Arafat'ta irad ettiği Vedâ hutbesi'nde de: "Belki bu seneden sonra sizinle beraber olamayacağım" demiştir

    Hicretten sonra Peygamber Efendimiz daha önce müşriklerle olan mücadelesinden dolayı hac etme imkanı bulamamıştı Mekke'nin de fetih edilmesi ile bu engel de kalkmıştı Nebî (sav) hicretin onuncu yılında Hacca gitmeye karar verdi ve bu kararını bütün müminlere ilan etti Efendimiz ile beraber hac etmek isteyen müminler her taraftan kâfileler halinde gelmeye başladılar

    Peygamber Efendimiz (sav) Medine'den hareketinden önce bir hutbe okuyarak toplanan insanlara Hac ile ilgili ibadetleri öğretti ve mîkat mahallerini gösterdi Medine'de kılınan öğle namazının ardından ihrama girmenin sünnetlerinden olan gusül abdesti alıp, ihramı giydiler Bu hal üzere Zülhuleyfe denilen mîkat mahalline vardılar Peygamber Efendimizin yanında Ezvâc-ı Mutahharât'tan bazıları da bulunmakta idi Ayrıca Efendimiz'e, imanla bezenmiş, sevgi ve itaatleriyle kendilerinden sonrakilere örnek bir nesil ve muhteşem bir kervan da eşlik ediyordu

    Burada ihramın sünneti olarak iki rekat namaz kıldıktan sonra kendisi ile beraber olan Sahâbe Efendilerimize şu şekilde niyet etmelerini bildirdi:


    "Hacca niyet ettim ve onunla Allah Azze ve Celle'nin rızası için ihrama girdim Buyur ey Allah'ım! Buyur, emrine hazırım Buyur Allah'ım, senin şerikin yoktur! Buyur Allah'ım! Hamd ve nîmet senindir Senin şerikin yoktur"

    Bu telbiyeyi üç defa tekrar ettiler Nihayetinde de Nebî (sav)'e salât-ü selâm getirdiler Sonra şu duayı bir defa okuyarak telbiye duası yaptılar:

    "Allah'ım senden rızanı ve cennetini talep ediyorum Azap ve ateşinden sana sığınıyorum" Harem-i Şerîf'e (Mescid-i Haram)'a varıncaya kadar bu duaya devam ettiler

    Önlerinde Kâinatın Efendisi, arkada ise daha dünyada iken cennetle müjdelenmiş güzide insanların bulunduğu ve adete meleklerin dahi gıpta ettiği eşsiz kervan Öyle bir yolculuk ki; Peygamber Efendimizin rehberliğinde başlayıp kıyamete kadar bitmeyecek olan bir yolculuk Ve her yolcusunu Rasûlullah'ın izinde, mâsivânın çirkinliğinden affın berraklığına taşıyan bir yolculuk

    Rasûl-i Kibriyâ Efendimiz, telbiye getirerek devam etmiş olduğu bu yolculuğu esnasında Ebvâ'ya da uğradı Mekke-i Mükerreme'ye girerlerken Peygamber Efendimiz ve Sahâbe Efendilerimiz telbiye getirdiler Yüksek bir mahal olan Kudas Seniyyetü'l-Ulyâ'dan Mekke'yi teşrî ederek Mescid-i Haram'a gelinceye kadar yürüdüler Benî Şeybe kapısından içeri girdiler Peygamber Efendimiz 'Beytullah'ı görür görmez tekbir getirip şöyle dua ettiler:

    "Allah'ım sen selam ve selamet kaynağısın Selama erdirecek olan da ancak sensin Ey Rabbimiz! Bizi selam içinde yaşat"
    "Allah'ım bu Beytin şeref, azamet, terkim ve heybetini artır Onu hac ve umre ile ziyaret edenlerin de şeref, azamet, terkim ve sevabını ziyadeleştir"

    Bu dualardan sonra Hacer-i Esved'ten başlayarak Beytullah'a teveccüh ettiler Tekbir getirip onu selamlayarak izdihama mahal bırakmadan tavafa başladılar Tavafın nihayetinde Makâm-ı İbrâhîm'de iki rekat namaz kılıp zemzem suyundan içtiler Büyük bir imtihanın Mümessili olan Hazreti Hacer ve İsmail (as)'ın, Hazreti Allah'a teslimiyetlerinin şahitlerinden olan Safâ tepesine yöneldiler Bütün Hac ibadetlerini Peygamber Efendimiz tek tek yerine getirirken onu takip eden Ashâbı da büyük bir hassasiyetle aynı şeyleri tatbik ediyorlardı Say'ı, taşıdığı ilâhî hikmetle tamamlarken her şavt içinde de şu âyet-i kerîmeyi okuyordu:

    "Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın şiarlarındandır Artık kim Kâbe'yi Hac eder veya Umre yaparsa, bu ikisinde tavaf etmesinde bir beis yoktur" (3) âyetini okudular

    Zilhiccenin 9 günü Arafat'ta vakfe günüdür Efendimiz de Ashâbı ile beraber, Zilhiccenin 9 günü güneş doğduktan sonra Arafat'a yöneldiler O yıl 9 Zilhicce Cuma güne tevafuk etmiş ve Müslümanlar iki bayram birden yaşamıştı Efendimiz (sav) Meş'ar-i Haram'a uğrayıp Nemîre denilen yere gelip, Ashâbı ile telbiye getirdiler Öğleden sonra devesinin üzerinde yüz bini aşkın ashabına Vedâ Hutbesi diye maruf beliğ hutbesini îrâd ettiler Hutbesinin son kısmında Peygamber Efendimiz: "Size Benden soracaklar Ne diyeceksiniz?" buyurduğunda, Ashâb-ı Kirâm hep bir ağızdan: "Peygamberlik vazifesini yerine getirdi" diyeceğiz, dediler Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: "Şahit Ol Yâ Rab! Şahit Ol Yâ Rab! Şahit Ol Yâ Rab!" buyurdular

    Öğle ve İkindi namazlarını birlikte kıldıktan sonra vakfe yapacakları yere geldiler Burada Hazreti Allah'a açılabilecek en kıymetli eller bütün bir samimiyet, tazarru ve huşû ile yaratana açıldı ve Peygamber Efendimizin duasına candan, samimiyetle iştirak edildi Efendimiz duasına şöyle devam ediyordu:

    "Allah'ım! Namazım, haccım, hayatım ve ölümüm senin içindir Dönüşüm sanadır Allah'ım Kalbimi nur ile doldur Gözlerimi nur ile doldur Allah'ım! Sadrıma genişlik, işlerime kolaylık ver Allah'ım! Kalp vesvesesinden, hal perîşanlığından ve kabir azabından sana sığınırım"

    Arafat, Peygamber Efendimizin hürmetine Hazreti Adem (as)'ın affedildiği yerdir Bu yüzden bu ulvî yolculuğa çıkan müminlerin dua ederken Adem (as) gibi, Peygamber Efendimizi vesile yaparak af ve mağfirete nâiliyeti talep etmeleri bu mekanın yüksek bereketlerindendir

    Îmân'ın ve İslâm'ın şartlarının neler olduğu âyet ve hadislerle zamanla bildirilmişti Kur'ân'da, îmân'ın şartının beş tanesi (Allah'a, Meleklere, Peygamberlere, Kitaplara, Âhiret Gününe Îman) direk olarak, bir tanesi de (Kadere îman) Kur'ân'ın genel rûhuna serpiştirilmiş olarak zikredilmişti Bu altı Îman esasını Efendimiz (sav) hadîs-i şeriflerinde hep birlikte zikretmiş olup Mekke döneminden itibaren bu altı esas vaz' edilmişti Fakat İslâm'ın şartı diye bilinen beş esas ise Medîne döneminde tamam olmuş, onların tümüne birden ittibâ etmemiz Medine döneminde bildirilmiştir Şöyle ki İslâm'ın ilk şartı olan kelîme-i şehâdet risâletin başlamasıyla emredildi Namaz ibadeti beş vakitli olarak miraçtan sonra yani risaletin 10 yılından sonra, oruç ve zekat da hicretten iki üç yıl sonra emredilmişti İslam'ın şartlarından en son emredilen ise hac olmuştu Artık, Îman'ın ve İslâm'ın şartları emredilmiş olmasına rağmen Bu gün dininizi kemale erdirdim Üzerinizdeki nimeti tamamladım ve size din olarak İslâm'ı seçtim"(4) âyet-i kerîmesi, Efendimiz (as) haccını îfâ edip de ümmetine de onun menâsiklerini, farzını, vacibini, haramını, mekrûhunu ve tüm sünnetini talim ettikten sonra inzal olmuştur Buradan da açık bir şekilde anlaşılmaktadır ki Rabbimizin emirlerini Efendimiz (sav) olmadan layıkıyla kavramamız ve îfâ etmemiz imkan dahilinde değildir Efendimiz olmadan kulluk etmek imkansızdır Rabbimizin en temel emirlerini bile layıkıyla yerine getirebilmek mümkün değildir Yine Efendimiz olmadan, onun sünnetlerine hakkıyla ittibâ etmeden, âyette bildirildiği üzere dinimizin ikmal olması, kemal bulması da mümkün değildir

    Rasûlullah Efendimizin sünnet ve ahlâklarına uygun olmayan bir biçimde ve bilinçsizce Allah'a ibadet edilmeye çalışıldığı için, Müslümanlar yaptıkları ibadetlerden itminan olmamakta ve ibadet ettikleri halde, çok rahat bir biçimde günah işleyip Allah'a âsî olabilmektedirler Bu isyanlarından da hiç rahatsızlık duymamaktadırlar Müslümanların üzerlerine farz olan pek çok dînî vecibe de yapılması gerektiği zamanda değil de hep sonraya tehir edilmektedir Namazını hep vaktin sonunda eda etmekte veya 'ihtiyarlarınca ne iş yapacağım' deyip gâfilâne bir biçimde gençliği heba etmektedir Konumuz olan hacda da durum bundan farklı değildir Çevremize baktığımız zaman özellikle Anadolu insanı haccını yapmaya imkanları olduğu halde gitmemekte veya, 'ihtiyarlayınca giderim' edasıyla Müslümanlar için en önemli farzlardan birisi olan haccı sürekli tehir etmektedir Nasıl ki namaz müminler üzerine vakitli olarak, tadil-i erkânına uyarak, bütün farz, vacip ve de sünnetlerin edâ edilmesiyle kâmil manada namaz sayılmaktaysa, İslâm'ın diğer bir erkânı olan haccında muteber olması ve kabûl görmesi için Efendimiz'in bu husustaki sünnetlerine uymakla mümkün olacaktır Zira Rasûlullah Efendimiz (sav): "Hac menâsikini benden alın, benden gördüğünüz gibi yapın"(5) buyurmuş ve yine: "Kim Allah için hacceder de (bu esnada Allah'ın rızasına uymayan) kötü söz ve davranışlardan ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsa (kul hakkı müstesna) annesinin onu doğurduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak hacdan) döner"(6) buyurarak, bu şekilde haccını eda eden müminlere müjde vermiştir

    Kaynakça:
    * Âl-i İmrân 3/97
    1 El-Ahzâb 33/21
    2 Müslim, Hac 310
    3 El-Bakara 2/158
    4 El-Mâide 5/3
    5 Müslim, Hac 310
    6 Buhârî, Hac 4 ; Müslim, Hac 438





+ Yorum Gönder