Konusunu Oylayın.: Taif yolculuğu Önemi, gerekliliği, taktikleri, olayları ve dönüş yolu

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Taif yolculuğu Önemi, gerekliliği, taktikleri, olayları ve dönüş yolu
  1. 05.Nisan.2011, 06:53
    1
    Misafir

    Taif yolculuğu Önemi, gerekliliği, taktikleri, olayları ve dönüş yolu






    Taif yolculuğu Önemi, gerekliliği, taktikleri, olayları ve dönüş yolu Mumsema Taif yolculuğu
    Önemi, gerekliliği, taktikleri, olayları ve dönüş yolu


  2. 06.Nisan.2011, 08:18
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Taif yolculuğu Önemi, gerekliliği, taktikleri, olayları ve dönüş yolu




    Tâif Yolculuğu (620 M.):

    Ebu Tâlib'in vefatından sonra Hâşim oğullarının başına Ebu Leheb geçmişti. Önceleri akrabalık gayretiyle ve Ebu Tâlib'in vasiyeti üzerine yeğenini savunmaya başlamışsa da, daha sonraları Ebu Cehil gibilerin kışkırtmaları ile yeğenini kesinlikle terketti.

    Kureyşliler zaten Ebû Tâlib'in vefatını bekliyorlarmış gibi, Resulullah Aleyhisselâm ve müslümanlar üzerindeki zulüm ve baskılarını kat kat artırdılar. Bunun üzerine yanına evlâtlığı Zeyd bin Hârise -radiyAllah u anh-i alarak Mekke devrinin onuncu yılında Şevval ayında, Mekke'ye iki günlük (85 km.) mesafe olan Tâif şehrine gitti. İslâmiyet'i oralarda yaymayı düşünüyordu.

    Tâifliler'le Mekke halkının büyük dedeleri Mudar olduğu için bir sülâleden idiler. Fakat aralarında rekabet vardı. Bu rekabet Resulullah Aleyhisselâm'a ümit veriyordu.

    Tâif, bağlık bahçelik bir yerdi. Orada bulunan Sakîf kabilesi putlara tapıyorlardı. Onları İslâm'a çağırmak ölüme gitmek demekti. Fakat o tebliğ görevini yerine getirmek istiyordu. Tâif'de on gün kaldı, oranın ileri gelen eşrâfını çağırtarak onlarla konuştu. Kendisinin Allah tarafından gönderilen bir Peygamber olduğunu arzederek Allah 'a imana dâvet etti. Fakat hiçbiri müslüman olmadıkları gibi, kaba ve ters sözlerle teklifi reddettiler. Gençlerin müslüman olmalarından korktular. "Allah peygamber göndermek için senden başka kimse bulamadı mı?" dediler. "Kavmin senden nefret etti, onlar sözlerini kabul etmeyince bize geldin. VAllah i biz de kavmin gibi senden kaçınır, seni reddederiz!" dediler. "Memleketimizden çık git, nereye gidersen git!" dediler. En çirkin bir red ile ilâhî dâveti reddettiler.

    Alay etmekle başladılar, işi çirkin hakaretlere kadar vardırdılar. Onu Tâif'ten çıkarmaya mecbur etmekle kalmadılar, içlerinden birtakım ipsiz, ayak takımından kimseleri kışkırtıp musallat ettiler. Onlar da yolun iki yanına sıralanıp taş ve sopalarla saldırdılar. Bağırıp çağırıyorlar, küfürler yağdırıyorlardı. Resulullah Aleyhisselâm'ın mübarek ayakları ve topukları kan içinde kalmıştı. Dermansız düşüp oturdukça zorla kaldırıp yürüttüler, taşlamaya devam ederek gülüşüp eğlendiler. Evlâtlığı Zeyd bin Hârise -radiyAllah u anh- de kendisini korumak için çaresizlik içinde vücudunu ona siper ediyordu. Onun da başı yarılmış, ayaklarından kanlar akıyordu.

    Resulullah Aleyhisselâm nihayet yorgun ve bitkin bir halde Rebiâ'nın oğulları Utbe ve Şeybe'nin yol üstündeki bağına sığınarak tâkiplerinden kurtuldu. Onlar da çekip gittiler.



    Üzgün ve bitkin bir halde bir asmanın gölgesinde biraz dinlenip sükûnet bulduktan sonra ellerini semâya kaldırdı, şöyle ilticâ ve niyazda bulundu:

    "Ey Allah 'ım! Kuvvetsiz ve çaresiz kaldığımı, halkın nazarında hor ve hakir görüldüğümü ancak sana arz ve şikâyet ederim.

    Ey merhametlilerin en merhametlisi! Herkesin hor görüp de dalına bindiği biçârelerin Rabb'i sensin, benim Rabb'im sensin. Sen beni kötü huylu yüzsüz bir düşman eline düşürmeyecek, hatta hayatımın dizginlerini eline verdiğin akrabamdan bir dosta bırakmayacak kadar bana merhametlisin.

    Ey Allah 'ım! Senin gadabına uğramayayım da, çektiğim belâ ve sıkıntılara hiç aldırmam. Fakat senin af ve merhametin bana bunları göstermeyecek kadar geniştir.




  3. 06.Nisan.2011, 08:18
    2
    Editör



    Tâif Yolculuğu (620 M.):

    Ebu Tâlib'in vefatından sonra Hâşim oğullarının başına Ebu Leheb geçmişti. Önceleri akrabalık gayretiyle ve Ebu Tâlib'in vasiyeti üzerine yeğenini savunmaya başlamışsa da, daha sonraları Ebu Cehil gibilerin kışkırtmaları ile yeğenini kesinlikle terketti.

    Kureyşliler zaten Ebû Tâlib'in vefatını bekliyorlarmış gibi, Resulullah Aleyhisselâm ve müslümanlar üzerindeki zulüm ve baskılarını kat kat artırdılar. Bunun üzerine yanına evlâtlığı Zeyd bin Hârise -radiyAllah u anh-i alarak Mekke devrinin onuncu yılında Şevval ayında, Mekke'ye iki günlük (85 km.) mesafe olan Tâif şehrine gitti. İslâmiyet'i oralarda yaymayı düşünüyordu.

    Tâifliler'le Mekke halkının büyük dedeleri Mudar olduğu için bir sülâleden idiler. Fakat aralarında rekabet vardı. Bu rekabet Resulullah Aleyhisselâm'a ümit veriyordu.

    Tâif, bağlık bahçelik bir yerdi. Orada bulunan Sakîf kabilesi putlara tapıyorlardı. Onları İslâm'a çağırmak ölüme gitmek demekti. Fakat o tebliğ görevini yerine getirmek istiyordu. Tâif'de on gün kaldı, oranın ileri gelen eşrâfını çağırtarak onlarla konuştu. Kendisinin Allah tarafından gönderilen bir Peygamber olduğunu arzederek Allah 'a imana dâvet etti. Fakat hiçbiri müslüman olmadıkları gibi, kaba ve ters sözlerle teklifi reddettiler. Gençlerin müslüman olmalarından korktular. "Allah peygamber göndermek için senden başka kimse bulamadı mı?" dediler. "Kavmin senden nefret etti, onlar sözlerini kabul etmeyince bize geldin. VAllah i biz de kavmin gibi senden kaçınır, seni reddederiz!" dediler. "Memleketimizden çık git, nereye gidersen git!" dediler. En çirkin bir red ile ilâhî dâveti reddettiler.

    Alay etmekle başladılar, işi çirkin hakaretlere kadar vardırdılar. Onu Tâif'ten çıkarmaya mecbur etmekle kalmadılar, içlerinden birtakım ipsiz, ayak takımından kimseleri kışkırtıp musallat ettiler. Onlar da yolun iki yanına sıralanıp taş ve sopalarla saldırdılar. Bağırıp çağırıyorlar, küfürler yağdırıyorlardı. Resulullah Aleyhisselâm'ın mübarek ayakları ve topukları kan içinde kalmıştı. Dermansız düşüp oturdukça zorla kaldırıp yürüttüler, taşlamaya devam ederek gülüşüp eğlendiler. Evlâtlığı Zeyd bin Hârise -radiyAllah u anh- de kendisini korumak için çaresizlik içinde vücudunu ona siper ediyordu. Onun da başı yarılmış, ayaklarından kanlar akıyordu.

    Resulullah Aleyhisselâm nihayet yorgun ve bitkin bir halde Rebiâ'nın oğulları Utbe ve Şeybe'nin yol üstündeki bağına sığınarak tâkiplerinden kurtuldu. Onlar da çekip gittiler.



    Üzgün ve bitkin bir halde bir asmanın gölgesinde biraz dinlenip sükûnet bulduktan sonra ellerini semâya kaldırdı, şöyle ilticâ ve niyazda bulundu:

    "Ey Allah 'ım! Kuvvetsiz ve çaresiz kaldığımı, halkın nazarında hor ve hakir görüldüğümü ancak sana arz ve şikâyet ederim.

    Ey merhametlilerin en merhametlisi! Herkesin hor görüp de dalına bindiği biçârelerin Rabb'i sensin, benim Rabb'im sensin. Sen beni kötü huylu yüzsüz bir düşman eline düşürmeyecek, hatta hayatımın dizginlerini eline verdiğin akrabamdan bir dosta bırakmayacak kadar bana merhametlisin.

    Ey Allah 'ım! Senin gadabına uğramayayım da, çektiğim belâ ve sıkıntılara hiç aldırmam. Fakat senin af ve merhametin bana bunları göstermeyecek kadar geniştir.




  4. 06.Nisan.2011, 08:18
    3
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Taif yolculuğu Önemi, gerekliliği, taktikleri, olayları ve dönüş yolu

    Ey Allah 'ım! Senin gadabına uğramaktan, rızândan mahrum kalmaktan, sana senin o karanlıkları aydınlatan dünya ve ahiret işlerini yoluna koyan ilâhî nuruna sığınıyorum.

    Ey Allah 'ım! Sen hoşnud oluncaya kadar affını dilerim.

    Ey Allah 'ım! Her kuvvet, her kudret ancak seninle kâimdir."

    Rebia'nın oğulları Utbe ve Şeybe, Sakiflilerin yaptıklarını görmüşlerdi, ona revâ görülen bu kötü muameleye üzüldüler. Aradaki akrabalık ilişkisi, kendilerini Resulullah Aleyhisselâm'a karşı gayrete getirdi. Hıristiyan köleleri Addas ile bir salkım üzüm gönderdiler. Resulullah Aleyhisselâm, kendisine üzüm getiren köleye İslâmiyet'i anlatarak müslüman olmasını sağladı.

    Daha sonraları buraya bir mescid yapılmıştır.



    Tâiflilerden bir hayır gelmeyeceğini gören Resulullah Aleyhisselâm üzgün bir halde geri dönüyordu. O güne kadar benzerine rastlamadığı hakaret ve zulme maruz kalmıştı. Mekke'ye iki konak mesafe kalmıştı ki, bir bulutun kendisini gölgelemekte olduğunu farketti. Dikkatlice bakınca içinde Cebrâil Aleyhisselâm'ı gördü.

    Cebrâil Aleyhisselâm:

    "Şüphesiz ki Allah , kavminin sana ne söylediklerini işitti. Sana şu dağlar meleğini gönderdi. Kavmin hakkında ne dilersen ona emredebilirsin." dedi.

    Bunun üzerine dağlar meleği:

    "Ey Muhammed! Cebrâil doğru söyledi. Sen ne dilersen emrine hazırım. Eğer şu iki yalçın dağın Mekkeliler'in üzerine kapanırcasına birbirine kavuşmasını istiyorsan emret kavuşturayım." dedi.

    Resulullah Aleyhisselâm:

    "Hayır! Ben böylesini istemem. İsterim ki Allah bu müşriklerin sulbünden, yalnız Allah 'a ibadet eden ve ona hiçbir şeyi şerik koşmayan bir nesil ortaya çıkarsın." buyurdu. (Buhârî)

    Bu arada Mekkeliler Resulullah Aleyhisselâm'ı şehre almama kararı almışlardı.

    Resulullah -sallAllah u aleyhi ve sellem- Efendimiz, Mekke'ye girebilmek için müşriklerden Mut'im bin Adiy'e haber salarak himayesine girmek istediğini bildirdi. Onun himayesinde şehre girerek Kâbe'de namaz kılmış ve evine dönmüştür.

    Mut'im böyle bir maceraya atılmanın tehlikesini çok iyi biliyordu. Bu yüzden bütün Kureyş kendisine düşman olabilirdi. Çok ağırlarına gittiği halde seslerini çıkarmadılar. O çok sıkıntılı anında kendisine yardım eden Mut'im bin Adiy'in bu iyiliğini hiç unutmamış, yeri geldikçe anmıştır.

    Hatta Bedir savaşı sona erdiği zaman esir düşen müşrikler hakkında oğlu Cübeyr -radiyAllah u anh-e:

    "Eğer (senin baban) Mut'im bin Adiy sağ olsaydı da şu kokmuşlar hakkında şefaâtte bulunsaydı hiç şüphesiz ben onları Mut'im'e bağışlardım." buyurmuştur. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1574)

    Resulullah Aleyhisselâm Sakif liderlerini ikna edebilmek için büyük bir çaba sarfetmesine rağmen Allah -u Teâlâ henüz bir çıkış kapısı nasip etmemişti.

    Tâif'ten döndükten sonra Mekke'de yeni bir şevkle İslâm'ı neşretmeye başladı.




  5. 06.Nisan.2011, 08:18
    3
    Editör
    Ey Allah 'ım! Senin gadabına uğramaktan, rızândan mahrum kalmaktan, sana senin o karanlıkları aydınlatan dünya ve ahiret işlerini yoluna koyan ilâhî nuruna sığınıyorum.

    Ey Allah 'ım! Sen hoşnud oluncaya kadar affını dilerim.

    Ey Allah 'ım! Her kuvvet, her kudret ancak seninle kâimdir."

    Rebia'nın oğulları Utbe ve Şeybe, Sakiflilerin yaptıklarını görmüşlerdi, ona revâ görülen bu kötü muameleye üzüldüler. Aradaki akrabalık ilişkisi, kendilerini Resulullah Aleyhisselâm'a karşı gayrete getirdi. Hıristiyan köleleri Addas ile bir salkım üzüm gönderdiler. Resulullah Aleyhisselâm, kendisine üzüm getiren köleye İslâmiyet'i anlatarak müslüman olmasını sağladı.

    Daha sonraları buraya bir mescid yapılmıştır.



    Tâiflilerden bir hayır gelmeyeceğini gören Resulullah Aleyhisselâm üzgün bir halde geri dönüyordu. O güne kadar benzerine rastlamadığı hakaret ve zulme maruz kalmıştı. Mekke'ye iki konak mesafe kalmıştı ki, bir bulutun kendisini gölgelemekte olduğunu farketti. Dikkatlice bakınca içinde Cebrâil Aleyhisselâm'ı gördü.

    Cebrâil Aleyhisselâm:

    "Şüphesiz ki Allah , kavminin sana ne söylediklerini işitti. Sana şu dağlar meleğini gönderdi. Kavmin hakkında ne dilersen ona emredebilirsin." dedi.

    Bunun üzerine dağlar meleği:

    "Ey Muhammed! Cebrâil doğru söyledi. Sen ne dilersen emrine hazırım. Eğer şu iki yalçın dağın Mekkeliler'in üzerine kapanırcasına birbirine kavuşmasını istiyorsan emret kavuşturayım." dedi.

    Resulullah Aleyhisselâm:

    "Hayır! Ben böylesini istemem. İsterim ki Allah bu müşriklerin sulbünden, yalnız Allah 'a ibadet eden ve ona hiçbir şeyi şerik koşmayan bir nesil ortaya çıkarsın." buyurdu. (Buhârî)

    Bu arada Mekkeliler Resulullah Aleyhisselâm'ı şehre almama kararı almışlardı.

    Resulullah -sallAllah u aleyhi ve sellem- Efendimiz, Mekke'ye girebilmek için müşriklerden Mut'im bin Adiy'e haber salarak himayesine girmek istediğini bildirdi. Onun himayesinde şehre girerek Kâbe'de namaz kılmış ve evine dönmüştür.

    Mut'im böyle bir maceraya atılmanın tehlikesini çok iyi biliyordu. Bu yüzden bütün Kureyş kendisine düşman olabilirdi. Çok ağırlarına gittiği halde seslerini çıkarmadılar. O çok sıkıntılı anında kendisine yardım eden Mut'im bin Adiy'in bu iyiliğini hiç unutmamış, yeri geldikçe anmıştır.

    Hatta Bedir savaşı sona erdiği zaman esir düşen müşrikler hakkında oğlu Cübeyr -radiyAllah u anh-e:

    "Eğer (senin baban) Mut'im bin Adiy sağ olsaydı da şu kokmuşlar hakkında şefaâtte bulunsaydı hiç şüphesiz ben onları Mut'im'e bağışlardım." buyurmuştur. (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1574)

    Resulullah Aleyhisselâm Sakif liderlerini ikna edebilmek için büyük bir çaba sarfetmesine rağmen Allah -u Teâlâ henüz bir çıkış kapısı nasip etmemişti.

    Tâif'ten döndükten sonra Mekke'de yeni bir şevkle İslâm'ı neşretmeye başladı.







+ Yorum Gönder