Konusunu Oylayın.: Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 33 kişi
Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız?
  1. 02.Nisan.2011, 13:45
    1
    Misafir

    Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız?






    Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız? Mumsema Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız?


  2. 02.Nisan.2011, 13:45
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 02.Nisan.2011, 14:04
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız?




    Fil Yılı
    Meydana gelen olağan üstü bir olaydan dolayı Araplar bu yıla Fil yılı adını vermişlerdi.O yıllarda Yemen’de Ebrehe adında Yemenli bir Hıristiyan yönetimi ele almıştı. Kabe çok uzak diyarlardan farklı dinlerdeki insanları,özellikle de Arapları toplayan dini bir ziyaret yeri durumundaydı. Ebrehe,Kabe’nin yerini alması için ihtişamlı bir katedral yaptırdı. Bunun özellikle Arapların ziyaret yeri halini almasını istiyordu. Fakat beklenilen gerçekleşmedi. Araplar katedralle ilgilenmedikleri gibi, Kabe’nin yerini alması fikrine de tepki gösterdiler. Sonunda Araplardan bir adam geceliğin gizlice gelip katedrali pisletti. Ebrehe,bunu duyunca,Kabe’yi yerle bir etmeye and içti. Büyük bir ordu ile Mekke’ye doğru yola çıktı. Ordunun önünde olağan üstü büyüklükte bir fil bulunmaktaydı. Yolda bazı Arap kabileleri onları durdurmaya çalıştıysa da, Habeş ordusu hepsini yenerek Mekke önlerine kadar geldi.
    Ebrehe, Mekke tepelerine atlı bir grup gönderdi. Atlılar,yolda ne buldularsa aldılar. Bunların arasında, Abdulmuttalib’in 200 devesi de vardı. Bu sırada Mekke’de savaş konseyi toplanmıştı. Toplantıda düşmana karşı koymanın bir anlamı olmadığına karar verildi. Abdulmuttalib, elçi olarak Ebrehe’nin yanına gitti. Ebrehe Abdulmuttalib’i gördüğünde, o denli etkilendi ki, selamlamak için ayağa kalktı ve onun yanına oturdu. Tercümana, Abdulmuttalib’in bir şey isteyip istemediğini öğrenmesini söyledi. Abdulmuttalib, askerlerin 200 devesini aldıklarını ve geri verilmesi gerektiğini söyledi. Ebrehe şaşırdı:
    - Seni gördüğüm zaman çok hoşuma gitmiştin ama konuşunca gözümden düştün. Senin dinin ve atalarının dini olan yeri bırakıp da 200 deven hakkında benimle konuştun. Ben de Beyt’iniz hakkında benimle konuşacaksın sanmıştım.
    - Ben develerin sahibiyim, Kabe’nin de bir sahibi vardır ve Onu koruyacak da odur.
    Ebrehe develerin geri verilmesini emretti. Abdulmuttalib, Mekke’ye geri döndü ve Kureyşlilere şehrin üzerindeki tepelere çekilmelerini tavsiye etti. Kendisi de Kabe’ye giderek dua etti ve sonra da Kureyşliler ile birlikte Mekke’nin dışındaki tepelere çıktı.
    Ertesi sabah Ebrehe şehrin üzerine yürümek için hazırlandı. Süslenen fil, ordunun en önüne geçirildi. Fakat fil olduğu yere çöktü. Onu kaldırmak için ellerinden geleni yaptılar ama fil Mekke’ye doğru yürümeye yanaşmıyordu. Bu bile aslında yeterli bir uyarıydı fakat Ebrehe Kabe’yi yıkmayı o kadar kafasına koymuştu ki, uyarıları göremez hale gelmişti. Eğer geri dönmüş olsalardı, belki büyük felaketten kurtulabilirlerdi ama geç kalmışlardı. Birden batı tarafında gök yüzü karardı. Gökyüzü kuşlarla doluydu. Askerlerin üzerine çullandılar ve taşlamaya başladılar. Kurtulanlar, kuşların uçuşunun kırlangıca benzediğini ve her kuşun bir ağzında ikisi ayaklarında olmak üzere,kuru fasulye büyüklüğünde üç çakıl taşı taşıdığını söylediler. Bu olaydan Kur’an’da da şöyle bahsedilir:
    Görmedin mi nasıl yaptı Rabbin, (Kâbe'yi yıkmaya gelen) fil sâhiplerini (Ebrehe ve ordusunu)?
    105/1
    Onların kötü plânlarını boşa çıkarmadı mı?
    105/2
    Onların üzerine sürüler hâlinde kuşlar gönderdi,
    105/3
    (Bunlar) onlara pişkin sert çamurdan (dolu gibi) taşlar atıyor(lar)dı.
    105/4
    Derken (Allah) onları (Ebrehe ve ordusunu), yenmiş (delik deşik olmuş) ekin yaprağı gibi yapıverdi.
    105/5

    Bu sûre, insanları orada toplamak için San'a (Yemen)'de bir kilise yaptıran ve gururlu-zorba bir tavırla ve siyâsî üstünlüğüne güvenerek İslâm'ın kutsal bir sembolü olan Kâbe'yi yıkmaya niyetlenen Habeşistan vâlisi Ebrehe ve ordusunun hâlini konu edinmiştir.
    (Burada, Ebrehe benzeri kimselerin otorite güç ve servetine güvenerek, İslâm'ın kutsal değerlerine saldırma veya anlarda mücâdele etme plânları hazırlamalarına karşı, bütün zamanlara yönelik, mühim bir uyarı vardır.)
    O günden sonra Araplar Kureyşlilere Allah'ın halkı” adını verdiler ve daha çok saygı göstermeye başladılar. Çünkü Allah onların dualarını kabul etmiş ve Kabe’yi yıkılmaktan korumuştu.
    Kaynaklar : Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi - Mevdudi


  4. 02.Nisan.2011, 14:04
    2
    Silent and lonely rains



    Fil Yılı
    Meydana gelen olağan üstü bir olaydan dolayı Araplar bu yıla Fil yılı adını vermişlerdi.O yıllarda Yemen’de Ebrehe adında Yemenli bir Hıristiyan yönetimi ele almıştı. Kabe çok uzak diyarlardan farklı dinlerdeki insanları,özellikle de Arapları toplayan dini bir ziyaret yeri durumundaydı. Ebrehe,Kabe’nin yerini alması için ihtişamlı bir katedral yaptırdı. Bunun özellikle Arapların ziyaret yeri halini almasını istiyordu. Fakat beklenilen gerçekleşmedi. Araplar katedralle ilgilenmedikleri gibi, Kabe’nin yerini alması fikrine de tepki gösterdiler. Sonunda Araplardan bir adam geceliğin gizlice gelip katedrali pisletti. Ebrehe,bunu duyunca,Kabe’yi yerle bir etmeye and içti. Büyük bir ordu ile Mekke’ye doğru yola çıktı. Ordunun önünde olağan üstü büyüklükte bir fil bulunmaktaydı. Yolda bazı Arap kabileleri onları durdurmaya çalıştıysa da, Habeş ordusu hepsini yenerek Mekke önlerine kadar geldi.
    Ebrehe, Mekke tepelerine atlı bir grup gönderdi. Atlılar,yolda ne buldularsa aldılar. Bunların arasında, Abdulmuttalib’in 200 devesi de vardı. Bu sırada Mekke’de savaş konseyi toplanmıştı. Toplantıda düşmana karşı koymanın bir anlamı olmadığına karar verildi. Abdulmuttalib, elçi olarak Ebrehe’nin yanına gitti. Ebrehe Abdulmuttalib’i gördüğünde, o denli etkilendi ki, selamlamak için ayağa kalktı ve onun yanına oturdu. Tercümana, Abdulmuttalib’in bir şey isteyip istemediğini öğrenmesini söyledi. Abdulmuttalib, askerlerin 200 devesini aldıklarını ve geri verilmesi gerektiğini söyledi. Ebrehe şaşırdı:
    - Seni gördüğüm zaman çok hoşuma gitmiştin ama konuşunca gözümden düştün. Senin dinin ve atalarının dini olan yeri bırakıp da 200 deven hakkında benimle konuştun. Ben de Beyt’iniz hakkında benimle konuşacaksın sanmıştım.
    - Ben develerin sahibiyim, Kabe’nin de bir sahibi vardır ve Onu koruyacak da odur.
    Ebrehe develerin geri verilmesini emretti. Abdulmuttalib, Mekke’ye geri döndü ve Kureyşlilere şehrin üzerindeki tepelere çekilmelerini tavsiye etti. Kendisi de Kabe’ye giderek dua etti ve sonra da Kureyşliler ile birlikte Mekke’nin dışındaki tepelere çıktı.
    Ertesi sabah Ebrehe şehrin üzerine yürümek için hazırlandı. Süslenen fil, ordunun en önüne geçirildi. Fakat fil olduğu yere çöktü. Onu kaldırmak için ellerinden geleni yaptılar ama fil Mekke’ye doğru yürümeye yanaşmıyordu. Bu bile aslında yeterli bir uyarıydı fakat Ebrehe Kabe’yi yıkmayı o kadar kafasına koymuştu ki, uyarıları göremez hale gelmişti. Eğer geri dönmüş olsalardı, belki büyük felaketten kurtulabilirlerdi ama geç kalmışlardı. Birden batı tarafında gök yüzü karardı. Gökyüzü kuşlarla doluydu. Askerlerin üzerine çullandılar ve taşlamaya başladılar. Kurtulanlar, kuşların uçuşunun kırlangıca benzediğini ve her kuşun bir ağzında ikisi ayaklarında olmak üzere,kuru fasulye büyüklüğünde üç çakıl taşı taşıdığını söylediler. Bu olaydan Kur’an’da da şöyle bahsedilir:
    Görmedin mi nasıl yaptı Rabbin, (Kâbe'yi yıkmaya gelen) fil sâhiplerini (Ebrehe ve ordusunu)?
    105/1
    Onların kötü plânlarını boşa çıkarmadı mı?
    105/2
    Onların üzerine sürüler hâlinde kuşlar gönderdi,
    105/3
    (Bunlar) onlara pişkin sert çamurdan (dolu gibi) taşlar atıyor(lar)dı.
    105/4
    Derken (Allah) onları (Ebrehe ve ordusunu), yenmiş (delik deşik olmuş) ekin yaprağı gibi yapıverdi.
    105/5

    Bu sûre, insanları orada toplamak için San'a (Yemen)'de bir kilise yaptıran ve gururlu-zorba bir tavırla ve siyâsî üstünlüğüne güvenerek İslâm'ın kutsal bir sembolü olan Kâbe'yi yıkmaya niyetlenen Habeşistan vâlisi Ebrehe ve ordusunun hâlini konu edinmiştir.
    (Burada, Ebrehe benzeri kimselerin otorite güç ve servetine güvenerek, İslâm'ın kutsal değerlerine saldırma veya anlarda mücâdele etme plânları hazırlamalarına karşı, bütün zamanlara yönelik, mühim bir uyarı vardır.)
    O günden sonra Araplar Kureyşlilere Allah'ın halkı” adını verdiler ve daha çok saygı göstermeye başladılar. Çünkü Allah onların dualarını kabul etmiş ve Kabe’yi yıkılmaktan korumuştu.
    Kaynaklar : Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi - Mevdudi


  5. 02.Nisan.2011, 14:23
    3
    Ehfiya
    عُضْو

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 27.Ocak.2007
    Üye No: 8
    Mesaj Sayısı: 674
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 28

    Cevap: Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız?

    Alıntı
    Abdulmuttalib, askerlerin 200 devesini aldıklarını ve geri verilmesi gerektiğini söyledi. Ebrehe şaşırdı:
    - Seni gördüğüm zaman çok hoşuma gitmiştin ama konuşunca gözümden düştün. Senin dinin ve atalarının dini olan yeri bırakıp da 200 deven hakkında benimle konuştun. Ben de Beyt’iniz hakkında benimle konuşacaksın sanmıştım.
    - Ben develerin sahibiyim, Kabe’nin de bir sahibi vardır ve Onu koruyacak da odur.
    İşte; buradaki Teslimiyet, Tevekkül, Allah'a olan bağlılık beni bitiriyor...


  6. 02.Nisan.2011, 14:23
    3
    عُضْو
    Alıntı
    Abdulmuttalib, askerlerin 200 devesini aldıklarını ve geri verilmesi gerektiğini söyledi. Ebrehe şaşırdı:
    - Seni gördüğüm zaman çok hoşuma gitmiştin ama konuşunca gözümden düştün. Senin dinin ve atalarının dini olan yeri bırakıp da 200 deven hakkında benimle konuştun. Ben de Beyt’iniz hakkında benimle konuşacaksın sanmıştım.
    - Ben develerin sahibiyim, Kabe’nin de bir sahibi vardır ve Onu koruyacak da odur.
    İşte; buradaki Teslimiyet, Tevekkül, Allah'a olan bağlılık beni bitiriyor...


  7. 18.Mart.2012, 23:37
    4
    Misafir

    Cevap: Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız?

    Çok yardımcı oldunuz. Teşekkür ederim .


  8. 18.Mart.2012, 23:37
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Çok yardımcı oldunuz. Teşekkür ederim .


  9. 21.Mart.2012, 18:45
    5
    Misafir

    Cevap: Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız?

    allah razı olsun çok teşekkür ederim


  10. 21.Mart.2012, 18:45
    5
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    allah razı olsun çok teşekkür ederim


  11. 02.Mart.2013, 11:54
    6
    Misafir

    Cevap: Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız?

    fil olayı ve fil süresi tefsiri nedir?


  12. 02.Mart.2013, 11:54
    6
    misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    misafir
    Misafir
    fil olayı ve fil süresi tefsiri nedir?


  13. 03.Mart.2013, 17:57
    7
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız?

    FİL SURESİ 2

    Surenin İsmi: 2

    Önceki Sureyle İlişkisi: 2

    Surenin Muhtevası: 2

    Fil Ashabı Olayına Tarihi Bakışlar: 2

    Fil Ashabı Olayı: 3

    Belagat: 3

    Kelime ve İbareler: 3

    Açıklaması: 3

    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler: 4



    FİL SURESİ


    Surenin İsmi:


    Bu sure Kabe'yi yıkmak isteyenlerin fillerle hücumunu konu aldığı için ve ilk ayette de "fil" kelimesi geçtiği için "fil" suresi olarak adlandırıl*mıştır. "Rabbinin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?" Yani Rabbinin, Beyt-i Haram'ı yıkmak isteyen Yemen lideri Habeşli Ebrehe ve bağlılarına ne yaptığını iyice biliyor musun? [1]



    Önceki Sureyle İlişkisi:


    Allah Tealâ önceki Hümeze suresinde mal toplayıp, malı ile büyükle-nen gıybetçi alaycının durumunu ve malın Allah'a karşı bir şey ifade etme*diğini zikretmişti. Bu surede de, onlardan daha kuvvetli, malı daha fazla ve daha inatçı fil ashabının olayını anlatmaktadır. Allah onları küçük ve zayıf bir kuşla helak etti. Malları, sayıları ve kuvvetleri bir şeye yaramadı. [2]



    Surenin Muhtevası:


    Mekke'de inen bu sure, kuvvetlerine, mallarına ve ordularına güvenen fil ashabı olayını konu etmektedir. Sonra onlar Ka'be'yi yıkmak isteyince Al*lah onları, küçücük kuşların ayaklarına bağlı rabbani taşları atarak kökten yok etmiştir. Onları yenmiş ekin yaprağına, yani hasattan sonra hayvanla*rın yediği ve rüzgarın her yöne savurduğu ekin kalıntısına çevirmiştir. [3]



    Fil Ashabı Olayına Tarihi Bakışlar:


    Yemen'in başında Habeş kralı Ashama tarafından adında bir lider var*dı. Adı Ebrehe b. Sabah el-Eşrem'dir. Peygamber (s.a.)'imizle aynı çağda yaşayan Necaşi'nin dedesidir. Arap hacılarını kendi memleketine toplamak için Kulleys adını verdiği büyük bir kilise yaptı. Kinane'den birisi gece ona pisledi. Bu onu çok kızdırdı ve Ka'be'yi yıkmaya yemin etti. Asıl amacı Ye-men'i Şam'a bağlamak ve Hıristiyan ülkelerini genişletmek için Mekke'nin fethiydi.

    Fillerin de bulunduğu büyük bir ordu hazırladı. Mekke'ye yakın bir bölge olan Müğammes denen yere kadar geldi. Mekke halkına haber gön*derip, savaşmak için değil Ka'be'yi yıkmak için geldiğini bildirdi. Mekkeli-ler korktu. Savaşmak istedilerse de Ebrehe ve ordusu ile baş edemiyeceklerini gördüler. Dağlara tırmanıp neticeyi beklemeye başladılar. Ka'be'nin Rabbi'nin onu koruyacağına inanıyorlardı.

    Ordu Mekke'ye yaklaşınca Ebrehe Arapların mallarına el konulmasını emretti. O mallar arasında Peygamber (s.a.)'in dedesi Abdülmuttalib b. Haşim'in develeri de vardı. Askerler onları da sürdü. İki yüz deve idi. Ebre*he, Hinata el-Humeyri'yi Mekke'ye gönderip, en ünlü kimseyi getirmesini ve onlara Ka'be ile aralarına girmedikçe savaşmak için gelmediğini bildir*mesini emretti. Hinata geldi, ona Abdülmuttalib b. Hişam'ı gösterdiler. Eb-rehe'nin dediklerini ona iletti. Abdülmuttalib: "Vallahi biz onunla savaş*mak istemiyoruz. Bizim buna gücümüz de yoktur. Bu Allah'ın Harem Bey-ti'dir. Halil İbrahim'in beytidir. Eğer bunları korumak istiyorsa, korur. Eğer Ebrehe'ye mani olmazsa vallahi bizim bir gücümüz yoktur." dedi. Hi*nata: "Benimle birlikte ona gel." dedi. Onunla gitti. Ebrehe onu görünce saygı gösterdi. Abdülmuttalib iri ve güzel görünümlü idi. Ebrehe tahtından inip onu kendisi ile beraber yere oturttu. Bir isteği olup olmadığını sordu. "İsteğim benden alınan iki yüz devemin geri verilmesidir." dedi.

    Ebrehe hayret etti. Ve dedi ki: "Senden aldığım iki yüz deveyi benimle konuşuyorsun da, dinin ve dedelerinin dini olan Beyti bırakıyorsun? Ben onu yıkmak için geldim, sen onu konuşmuyorsun!"

    Abdülmuttalib: "Ben develerin sahibiyim. Beytin de sahibi vardır, onu senden koruyacaktır." "Kimse beni engelleyemez." diye cevap verince: "Sen bilirsin." Dedi.[4] Abdülmelik ve beraberindeki Arap eşrafı Ebrehe'ye Ka'be'den vazgeçmesi karşılığında Tehame mallarının üçte birini teklif et*tiler. Ebrehe kabul etmedi ve Abdülmuttalib'e develerini iade etti. Abdül*muttalib dönüp Ka'be'nin kapısına geldi. Yanında Kureyş'ten kimseler var*dı. Ka'be'nin kapısındaki kulpa tutunup Allah'a dua etiler. Ebrehe ve ordu*suna karşı yardım dilediler.

    Ordu Ka'be'ye doğru yöneldi. Mekke'ye girdiler. Orduda Mahmud isimli büyük bir fil vardı. Onu Harem cihetine yönelttikçe çöküp hareket etmiyordu. Yemen veya başka bir cihete yönlendirince koşuyordu.

    İkinci günde Abdülmuttalib dua ediyordu. Dönüp baktığında birden Yemen istikametinde deniz tarafından kuşlar gördü. "Vallahi bu garip bir kuştur, ne Necidli ne de Tehamelidir." dedi. Her kuşla beraber gagalarında ve ayaklarında taşıdıkları taşlar vardı. Onların üzerine attılar. Onlardan kime değerse ölüyordu. Ordu Yemen'e doğru kaçmaya başladı. Yolda dökü*lüyorlardı. Ebrehe'nin de vücudu isabet aldı. Vücudundan etleri dökülü*yordu. San'a'ya getirdiler onu. Kötü bir şekilde öldü.[5]

    Bu yenilginin tarihte ve Araplar arasında büyük izi vardı. Kureyş'i yücelttiler ve "Onlar Allah'ın dostlarıdır. Allah onlar adına savaştı, düş*manlarını kovdu." dediler. Ka'be'ye saygıları ve Allah katındaki değerine inançları daha da arttı.[6]

    Bu mühim tarihi olay Peygamber (s.a.)'in doğum yılı olan M. 570'te idi. Yani Peygamber (s.a.)'in gönderilmesi ile fil olayı arasında-kırk yıl var*dı. Mekke'de o olayı görmüş geniş bir kitle vardı. O zaman bu haber teva*tür derecesine varmıştı. [7]



    Fil Ashabı Olayı:


    1- Rabbinin fil sahiplerine ne yaptı*ğını görmedin mi?

    2- O, bunların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?

    3- O, bunların üzerine sürü sürü

    4- Ki bunlar onlara pişkin tuğladan taş atıyordu.

    5- Derken onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi.



    Belagat:


    "Ne yaptığını görmedin mi?" Soru bahsedilen olayın hayreti gerektir*diğini anlatmaya yöneliktir.

    "Derken onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi." ayetinde teşbih vardır. [8]



    Kelime ve İbareler:


    "Görmedin mi?" Bilmedin mi? Hitap Rasulullah (s.a.)'adır. O hadiseyi görmemekle beraber izlerini görmüş, mütevatir haberlerini duymuştur. Dolayısıyla görmüş gibidir.

    "Fil sahipleri" Filleri bulunan ordu. Bu Ashama Necaşi tarafından Ye*men kralı yapılan Ebrehe b. Sabah el-Eşrem ve ordusudur. Arap hacılarını Mekke'den çekip, Ebrehe'nin yapıp Kulleys diye isimlendirdiği kiliseye yönlendirmek istediler. Ka'be'ye hücum ettiklerinde Allah onlara bu surede zikredilen cezayı gönderdi.

    Ayetteki "ebabil" dağınık gruplar anlammadır. "Yenik ekin yaprağı" Hasattan sonra kalan ekin yaprağı demektir. [9]



    Açıklaması:


    "Rabbinin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?" Olaya şahid ol*muş gibi Azim, Kadir Rabbinin Fil ashabına ne yaptığına dair kesin bilgin yok mu? Elbette var. Allah onları helak etmiş ve Ka'be'sini korumuştu. O halde kavminin Allah'a iman etmesi gerekmez mi? Onlardan bazıları olayı görmüşlerdi. Yemen'e hakim olan Habeşli Hıristiyanlardan bir grup Hi*caz'a geldiler. Ka'be'yi tahrip etmek istiyorlardı. Mekke'ye yaklaştıkların*da, oraya gireceklerken Allah onlara taşlarla yüklü kuş grupları gönderdi.

    Taşlan onlara atıp öldürdüler.

    "O, bunların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?" Görmedin mi Rab-bin, Ka'be'nin tahribi ve Mekkelilerin katli ile ilgili tuzak, tedbir ve çalış*malarında, onları başarısızlığa uğratmıştır. Ne Ka'be'ye ulaşabildiler ne de tuzak kurdukları şeye. Aksine Allah onları helak etti.

    Senin kavmin bu işi bildiğine göre, Allah'ı, Rasulü'nü ve yüce kitabını inkâra, insanların Allah azze ve celle'ye gerçekten iman etmelerini engelle*meye devam ettikleri sürece Allah'ın onları benzer bir ceza ile cezalandır*malarından korksunlar.

    "O, bunların üzerine sürü sürü kuş gönderdi. Ki bunlar onlara pişkin tuğladan taş atıyordu." Allah onların üzerine gruplar halinde siyah kuşlar gönderdi. Deniz tarafından bölük bölük geldiler. Her kuşta üç taş vardı: İki taş ayaklarında ve bir taş da gagasında. Nereye isabet ederse muhakkak onu helak ediyordu.

    O, mercimekten büyük nohuttan küçük, kurutulmuş çamurdan taşlar*dı. Onlardan birine taş isabet ettiğinde çiçek veya kızamık hastalığına ya*kalanıp sonunda ölüyordu.

    "Derken onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi." Onları atıklar, hay*vanların yiyip çıkardığı ekin veya ağaç yaprağı gibi kalıntılar haline getir*di. Onların hepsini helak etti.

    Buhari rivayet ediyor: "Hudeybiye günü Rasulullah (s.a.) Kureyş'e ini*len tepeye geldiğinde bineği çöktü. Dürttüler yine inat etti. Kusva' inatlaş-tı, dediler. Rasulullah (s.a.): "Kusva' inatlaşmadı, onun öyle bir huyu da yoktur. Ama onu fili engelleyen engelledi." dedi. Sonra da buyurdu ki: "Nef*sim kudret elinde olana yemin ederim ki, bugün benden Allah'ın (rızasına uygun O'nun) hurumatmı gözettikleri ne isterlerse kabul edeceğim." Sonra da hayvanı dürttü. Hayvan kalktı."

    Buhari ve Müslim'de Rasulullah'm (s.a.) Mekke'nin fethi günü şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Allah Mekke'den fili önledi, Rasulü'nü ve mü*minleri ona saldı. Bu gün onun hürmeti dünkü haline dönmüştür. Evet. Burada bulunan bulunmayana iletsin." [10]



    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:


    Ayetler şu hususları ifade etmektedir:

    1- Bu hitap, her ne kadar Peygamber (s.a.) için ise de umumidir. Yani fil ashabına yaptığımı görmediniz mi? Evet. Bunu gördünüz, size lütfetti*ğim yeri bildiniz. Daha niye iman etmiyorsunuz?

    2- Olay, yaratan Allah'ın kudretine, ilim ve hikmetine, Muhammed (s.a.)'in şerefine delâlet etmektedir. Bu olayın gelecek olan peygamberliğin bir hazırlığı olduğu düşünülebilir. Peygamberlik gelmeden önce mucizenin

    gelmesi caizdir. Bunun için de: "Bulut onu gölgeliyordu." Demişlerdir.[11] Ebu Hayyan diyor ki: O büyük düşmanın savılması, nübüvvetine hazırlık için mutlu doğum yılında idi. O kuşların anlatılan şekilde gelmiş olması adet dışı ve peygamberlerden önce meydana gelen mucizeler türündendi. Onların tuzaklarını bozdu ve ordularının en zayıfı ile onları helak etti ki o, genelde öldürücü olmayan kuşlardır.[12]

    3- Olay Allah'ın Ka'be'ye yönelik lütfü ve ikramı, düşmanlarını sav*makla Kureyş'e de nimeti idi. Onların da Muhammed (s.a.)'e imana ve Al*lah'a ibadete, nimetlerine şükre koşmaları lâzımdı.

    4- Onların üzerine kuşların gönderilmesi Peygamberimizin peygam*berliği için bir ön hazırlıktı.

    5- Kuşların atması ile helak oluşlarını küfürlerinin hakirliğine, kendi*lerinin Allah için çok basit olduklarına delâlet eden çirkin ve hakir bir şe*ye benzetti. O da rüzgarın savurduğu, hayvanların yiyip dışkı olarak çı*kardığı kuru bir yaprak veya ottur. Bu aynı zamanda tamamen yok olduk*larına işarettir. Çünkü kemiklerinin parçalanması gübrenin parçalara ay*rılmasına benzetildi.

    Ancak bu benzetme Kur'an'm yüksek nezih üslûbuna göredir. Tıpkı Allah Tealâ'nın İsa ve annesinin insan ve beşer oluşlarına dair şu ifadesi gibi: "İkisi de yemek yerlerdi." (Maide, 5/75).

    Allah Tealâ azabı fil sahiplerine göndermiş, ama Ka'be'yi putlarla dol*duran Kureyş kâfirlerine göndermemiştir. Fil sahipleri tahribi amaçlamış*tı. Bu ise kulların hakkına tecavüzdü. Putları koyanlar ise, onlarla Allah'a yakınlaşmayı kastetmişti. Bu da Allah'ın hakkına tecavüzdür. Kulların hakkı Allah'ın hakkına mukaddemdir.

    6- İbni Mesud dedi ki: Kuşlar taşı attığında Allah bir rüzgar göndere*rek taşın şiddetini artırdı. Kime değerse onu helak ediyordu. Kinde'den bir adam dışında kimse kurtulamadı. O da şiirinde diyor ki:

    "Görmedin. Müğammes'te başımıza geleni bir görseydin; Allah'tan korkardın. Kuşlar ve üzerimizden geçen bir bulut gölgesi. Hepsi haktan söz eder oldu. Sanki Habeşlilerin onlara borcu vardı."

    Rivayet edildiğine göre, hepsine isabet etmedi. Sadece onlardan Al*lah'ın dilediklerine isabet etti. Olayın tarihi yönünü anlatırken emirleri Ebrehe ve onunla beraber az bir grubun dönebildiği, gördüklerini haber verdikten sonra da helak oldukları geçmişti. Bu öğüt ve ibret içindi.

    7- İbni İshak şöyle dedi: Allah Habeşileri Mekke'den uzaklaştırdıktan sonra Arapların gözünde Kureyş büyüdü. Allah'ın dostlarıdır, Allah onlar adına savaştı, düşmanlarının şerrinden onları korudu, dediler. Bu onlara Allah'ın bir nimeti idi. [13]





    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/629.

    [2] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/629.

    [3] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/629.

    [4] Siretü İbni Hişam, 1/49 vd.

    [5] a.g.e. 1/43-57.

    [6] a.g.y. s.57.

    [7] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/629-631.

    [8] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/632.

    [9] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/632.

    [10] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/632-633.

    [11] Razi, XXXII/97.

    [12] el-Bahru'l-Muhit, VIII/512.

    [13] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/633-634.


  14. 03.Mart.2013, 17:57
    7
    Moderatör
    FİL SURESİ 2

    Surenin İsmi: 2

    Önceki Sureyle İlişkisi: 2

    Surenin Muhtevası: 2

    Fil Ashabı Olayına Tarihi Bakışlar: 2

    Fil Ashabı Olayı: 3

    Belagat: 3

    Kelime ve İbareler: 3

    Açıklaması: 3

    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler: 4



    FİL SURESİ


    Surenin İsmi:


    Bu sure Kabe'yi yıkmak isteyenlerin fillerle hücumunu konu aldığı için ve ilk ayette de "fil" kelimesi geçtiği için "fil" suresi olarak adlandırıl*mıştır. "Rabbinin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?" Yani Rabbinin, Beyt-i Haram'ı yıkmak isteyen Yemen lideri Habeşli Ebrehe ve bağlılarına ne yaptığını iyice biliyor musun? [1]



    Önceki Sureyle İlişkisi:


    Allah Tealâ önceki Hümeze suresinde mal toplayıp, malı ile büyükle-nen gıybetçi alaycının durumunu ve malın Allah'a karşı bir şey ifade etme*diğini zikretmişti. Bu surede de, onlardan daha kuvvetli, malı daha fazla ve daha inatçı fil ashabının olayını anlatmaktadır. Allah onları küçük ve zayıf bir kuşla helak etti. Malları, sayıları ve kuvvetleri bir şeye yaramadı. [2]



    Surenin Muhtevası:


    Mekke'de inen bu sure, kuvvetlerine, mallarına ve ordularına güvenen fil ashabı olayını konu etmektedir. Sonra onlar Ka'be'yi yıkmak isteyince Al*lah onları, küçücük kuşların ayaklarına bağlı rabbani taşları atarak kökten yok etmiştir. Onları yenmiş ekin yaprağına, yani hasattan sonra hayvanla*rın yediği ve rüzgarın her yöne savurduğu ekin kalıntısına çevirmiştir. [3]



    Fil Ashabı Olayına Tarihi Bakışlar:


    Yemen'in başında Habeş kralı Ashama tarafından adında bir lider var*dı. Adı Ebrehe b. Sabah el-Eşrem'dir. Peygamber (s.a.)'imizle aynı çağda yaşayan Necaşi'nin dedesidir. Arap hacılarını kendi memleketine toplamak için Kulleys adını verdiği büyük bir kilise yaptı. Kinane'den birisi gece ona pisledi. Bu onu çok kızdırdı ve Ka'be'yi yıkmaya yemin etti. Asıl amacı Ye-men'i Şam'a bağlamak ve Hıristiyan ülkelerini genişletmek için Mekke'nin fethiydi.

    Fillerin de bulunduğu büyük bir ordu hazırladı. Mekke'ye yakın bir bölge olan Müğammes denen yere kadar geldi. Mekke halkına haber gön*derip, savaşmak için değil Ka'be'yi yıkmak için geldiğini bildirdi. Mekkeli-ler korktu. Savaşmak istedilerse de Ebrehe ve ordusu ile baş edemiyeceklerini gördüler. Dağlara tırmanıp neticeyi beklemeye başladılar. Ka'be'nin Rabbi'nin onu koruyacağına inanıyorlardı.

    Ordu Mekke'ye yaklaşınca Ebrehe Arapların mallarına el konulmasını emretti. O mallar arasında Peygamber (s.a.)'in dedesi Abdülmuttalib b. Haşim'in develeri de vardı. Askerler onları da sürdü. İki yüz deve idi. Ebre*he, Hinata el-Humeyri'yi Mekke'ye gönderip, en ünlü kimseyi getirmesini ve onlara Ka'be ile aralarına girmedikçe savaşmak için gelmediğini bildir*mesini emretti. Hinata geldi, ona Abdülmuttalib b. Hişam'ı gösterdiler. Eb-rehe'nin dediklerini ona iletti. Abdülmuttalib: "Vallahi biz onunla savaş*mak istemiyoruz. Bizim buna gücümüz de yoktur. Bu Allah'ın Harem Bey-ti'dir. Halil İbrahim'in beytidir. Eğer bunları korumak istiyorsa, korur. Eğer Ebrehe'ye mani olmazsa vallahi bizim bir gücümüz yoktur." dedi. Hi*nata: "Benimle birlikte ona gel." dedi. Onunla gitti. Ebrehe onu görünce saygı gösterdi. Abdülmuttalib iri ve güzel görünümlü idi. Ebrehe tahtından inip onu kendisi ile beraber yere oturttu. Bir isteği olup olmadığını sordu. "İsteğim benden alınan iki yüz devemin geri verilmesidir." dedi.

    Ebrehe hayret etti. Ve dedi ki: "Senden aldığım iki yüz deveyi benimle konuşuyorsun da, dinin ve dedelerinin dini olan Beyti bırakıyorsun? Ben onu yıkmak için geldim, sen onu konuşmuyorsun!"

    Abdülmuttalib: "Ben develerin sahibiyim. Beytin de sahibi vardır, onu senden koruyacaktır." "Kimse beni engelleyemez." diye cevap verince: "Sen bilirsin." Dedi.[4] Abdülmelik ve beraberindeki Arap eşrafı Ebrehe'ye Ka'be'den vazgeçmesi karşılığında Tehame mallarının üçte birini teklif et*tiler. Ebrehe kabul etmedi ve Abdülmuttalib'e develerini iade etti. Abdül*muttalib dönüp Ka'be'nin kapısına geldi. Yanında Kureyş'ten kimseler var*dı. Ka'be'nin kapısındaki kulpa tutunup Allah'a dua etiler. Ebrehe ve ordu*suna karşı yardım dilediler.

    Ordu Ka'be'ye doğru yöneldi. Mekke'ye girdiler. Orduda Mahmud isimli büyük bir fil vardı. Onu Harem cihetine yönelttikçe çöküp hareket etmiyordu. Yemen veya başka bir cihete yönlendirince koşuyordu.

    İkinci günde Abdülmuttalib dua ediyordu. Dönüp baktığında birden Yemen istikametinde deniz tarafından kuşlar gördü. "Vallahi bu garip bir kuştur, ne Necidli ne de Tehamelidir." dedi. Her kuşla beraber gagalarında ve ayaklarında taşıdıkları taşlar vardı. Onların üzerine attılar. Onlardan kime değerse ölüyordu. Ordu Yemen'e doğru kaçmaya başladı. Yolda dökü*lüyorlardı. Ebrehe'nin de vücudu isabet aldı. Vücudundan etleri dökülü*yordu. San'a'ya getirdiler onu. Kötü bir şekilde öldü.[5]

    Bu yenilginin tarihte ve Araplar arasında büyük izi vardı. Kureyş'i yücelttiler ve "Onlar Allah'ın dostlarıdır. Allah onlar adına savaştı, düş*manlarını kovdu." dediler. Ka'be'ye saygıları ve Allah katındaki değerine inançları daha da arttı.[6]

    Bu mühim tarihi olay Peygamber (s.a.)'in doğum yılı olan M. 570'te idi. Yani Peygamber (s.a.)'in gönderilmesi ile fil olayı arasında-kırk yıl var*dı. Mekke'de o olayı görmüş geniş bir kitle vardı. O zaman bu haber teva*tür derecesine varmıştı. [7]



    Fil Ashabı Olayı:


    1- Rabbinin fil sahiplerine ne yaptı*ğını görmedin mi?

    2- O, bunların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?

    3- O, bunların üzerine sürü sürü

    4- Ki bunlar onlara pişkin tuğladan taş atıyordu.

    5- Derken onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi.



    Belagat:


    "Ne yaptığını görmedin mi?" Soru bahsedilen olayın hayreti gerektir*diğini anlatmaya yöneliktir.

    "Derken onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi." ayetinde teşbih vardır. [8]



    Kelime ve İbareler:


    "Görmedin mi?" Bilmedin mi? Hitap Rasulullah (s.a.)'adır. O hadiseyi görmemekle beraber izlerini görmüş, mütevatir haberlerini duymuştur. Dolayısıyla görmüş gibidir.

    "Fil sahipleri" Filleri bulunan ordu. Bu Ashama Necaşi tarafından Ye*men kralı yapılan Ebrehe b. Sabah el-Eşrem ve ordusudur. Arap hacılarını Mekke'den çekip, Ebrehe'nin yapıp Kulleys diye isimlendirdiği kiliseye yönlendirmek istediler. Ka'be'ye hücum ettiklerinde Allah onlara bu surede zikredilen cezayı gönderdi.

    Ayetteki "ebabil" dağınık gruplar anlammadır. "Yenik ekin yaprağı" Hasattan sonra kalan ekin yaprağı demektir. [9]



    Açıklaması:


    "Rabbinin fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?" Olaya şahid ol*muş gibi Azim, Kadir Rabbinin Fil ashabına ne yaptığına dair kesin bilgin yok mu? Elbette var. Allah onları helak etmiş ve Ka'be'sini korumuştu. O halde kavminin Allah'a iman etmesi gerekmez mi? Onlardan bazıları olayı görmüşlerdi. Yemen'e hakim olan Habeşli Hıristiyanlardan bir grup Hi*caz'a geldiler. Ka'be'yi tahrip etmek istiyorlardı. Mekke'ye yaklaştıkların*da, oraya gireceklerken Allah onlara taşlarla yüklü kuş grupları gönderdi.

    Taşlan onlara atıp öldürdüler.

    "O, bunların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı?" Görmedin mi Rab-bin, Ka'be'nin tahribi ve Mekkelilerin katli ile ilgili tuzak, tedbir ve çalış*malarında, onları başarısızlığa uğratmıştır. Ne Ka'be'ye ulaşabildiler ne de tuzak kurdukları şeye. Aksine Allah onları helak etti.

    Senin kavmin bu işi bildiğine göre, Allah'ı, Rasulü'nü ve yüce kitabını inkâra, insanların Allah azze ve celle'ye gerçekten iman etmelerini engelle*meye devam ettikleri sürece Allah'ın onları benzer bir ceza ile cezalandır*malarından korksunlar.

    "O, bunların üzerine sürü sürü kuş gönderdi. Ki bunlar onlara pişkin tuğladan taş atıyordu." Allah onların üzerine gruplar halinde siyah kuşlar gönderdi. Deniz tarafından bölük bölük geldiler. Her kuşta üç taş vardı: İki taş ayaklarında ve bir taş da gagasında. Nereye isabet ederse muhakkak onu helak ediyordu.

    O, mercimekten büyük nohuttan küçük, kurutulmuş çamurdan taşlar*dı. Onlardan birine taş isabet ettiğinde çiçek veya kızamık hastalığına ya*kalanıp sonunda ölüyordu.

    "Derken onları yenik ekin yaprağı gibi yapıverdi." Onları atıklar, hay*vanların yiyip çıkardığı ekin veya ağaç yaprağı gibi kalıntılar haline getir*di. Onların hepsini helak etti.

    Buhari rivayet ediyor: "Hudeybiye günü Rasulullah (s.a.) Kureyş'e ini*len tepeye geldiğinde bineği çöktü. Dürttüler yine inat etti. Kusva' inatlaş-tı, dediler. Rasulullah (s.a.): "Kusva' inatlaşmadı, onun öyle bir huyu da yoktur. Ama onu fili engelleyen engelledi." dedi. Sonra da buyurdu ki: "Nef*sim kudret elinde olana yemin ederim ki, bugün benden Allah'ın (rızasına uygun O'nun) hurumatmı gözettikleri ne isterlerse kabul edeceğim." Sonra da hayvanı dürttü. Hayvan kalktı."

    Buhari ve Müslim'de Rasulullah'm (s.a.) Mekke'nin fethi günü şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Allah Mekke'den fili önledi, Rasulü'nü ve mü*minleri ona saldı. Bu gün onun hürmeti dünkü haline dönmüştür. Evet. Burada bulunan bulunmayana iletsin." [10]



    Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler:


    Ayetler şu hususları ifade etmektedir:

    1- Bu hitap, her ne kadar Peygamber (s.a.) için ise de umumidir. Yani fil ashabına yaptığımı görmediniz mi? Evet. Bunu gördünüz, size lütfetti*ğim yeri bildiniz. Daha niye iman etmiyorsunuz?

    2- Olay, yaratan Allah'ın kudretine, ilim ve hikmetine, Muhammed (s.a.)'in şerefine delâlet etmektedir. Bu olayın gelecek olan peygamberliğin bir hazırlığı olduğu düşünülebilir. Peygamberlik gelmeden önce mucizenin

    gelmesi caizdir. Bunun için de: "Bulut onu gölgeliyordu." Demişlerdir.[11] Ebu Hayyan diyor ki: O büyük düşmanın savılması, nübüvvetine hazırlık için mutlu doğum yılında idi. O kuşların anlatılan şekilde gelmiş olması adet dışı ve peygamberlerden önce meydana gelen mucizeler türündendi. Onların tuzaklarını bozdu ve ordularının en zayıfı ile onları helak etti ki o, genelde öldürücü olmayan kuşlardır.[12]

    3- Olay Allah'ın Ka'be'ye yönelik lütfü ve ikramı, düşmanlarını sav*makla Kureyş'e de nimeti idi. Onların da Muhammed (s.a.)'e imana ve Al*lah'a ibadete, nimetlerine şükre koşmaları lâzımdı.

    4- Onların üzerine kuşların gönderilmesi Peygamberimizin peygam*berliği için bir ön hazırlıktı.

    5- Kuşların atması ile helak oluşlarını küfürlerinin hakirliğine, kendi*lerinin Allah için çok basit olduklarına delâlet eden çirkin ve hakir bir şe*ye benzetti. O da rüzgarın savurduğu, hayvanların yiyip dışkı olarak çı*kardığı kuru bir yaprak veya ottur. Bu aynı zamanda tamamen yok olduk*larına işarettir. Çünkü kemiklerinin parçalanması gübrenin parçalara ay*rılmasına benzetildi.

    Ancak bu benzetme Kur'an'm yüksek nezih üslûbuna göredir. Tıpkı Allah Tealâ'nın İsa ve annesinin insan ve beşer oluşlarına dair şu ifadesi gibi: "İkisi de yemek yerlerdi." (Maide, 5/75).

    Allah Tealâ azabı fil sahiplerine göndermiş, ama Ka'be'yi putlarla dol*duran Kureyş kâfirlerine göndermemiştir. Fil sahipleri tahribi amaçlamış*tı. Bu ise kulların hakkına tecavüzdü. Putları koyanlar ise, onlarla Allah'a yakınlaşmayı kastetmişti. Bu da Allah'ın hakkına tecavüzdür. Kulların hakkı Allah'ın hakkına mukaddemdir.

    6- İbni Mesud dedi ki: Kuşlar taşı attığında Allah bir rüzgar göndere*rek taşın şiddetini artırdı. Kime değerse onu helak ediyordu. Kinde'den bir adam dışında kimse kurtulamadı. O da şiirinde diyor ki:

    "Görmedin. Müğammes'te başımıza geleni bir görseydin; Allah'tan korkardın. Kuşlar ve üzerimizden geçen bir bulut gölgesi. Hepsi haktan söz eder oldu. Sanki Habeşlilerin onlara borcu vardı."

    Rivayet edildiğine göre, hepsine isabet etmedi. Sadece onlardan Al*lah'ın dilediklerine isabet etti. Olayın tarihi yönünü anlatırken emirleri Ebrehe ve onunla beraber az bir grubun dönebildiği, gördüklerini haber verdikten sonra da helak oldukları geçmişti. Bu öğüt ve ibret içindi.

    7- İbni İshak şöyle dedi: Allah Habeşileri Mekke'den uzaklaştırdıktan sonra Arapların gözünde Kureyş büyüdü. Allah'ın dostlarıdır, Allah onlar adına savaştı, düşmanlarının şerrinden onları korudu, dediler. Bu onlara Allah'ın bir nimeti idi. [13]





    --------------------------------------------------------------------------------

    [1] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/629.

    [2] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/629.

    [3] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/629.

    [4] Siretü İbni Hişam, 1/49 vd.

    [5] a.g.e. 1/43-57.

    [6] a.g.y. s.57.

    [7] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/629-631.

    [8] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/632.

    [9] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/632.

    [10] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/632-633.

    [11] Razi, XXXII/97.

    [12] el-Bahru'l-Muhit, VIII/512.

    [13] Vehbe Zuhayli, Tefsiru’l-Münir, Risale Yayınları: 15/633-634.


  15. 03.Mart.2013, 18:00
    8
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız?


    Fil Suresi'nin Bize Hatırlattıkları

    Fil Suresinde Ebrehe nin Kabeye saldırması ve buna karşın Allah'ın Ebrehe'ye verdiği büyük ceza anlatılır..

    Saldırganların yok edilişi bir “mucize olay”dır, sıradan ve tesadüfen meydana gelmiş bir hadise değildir.
    Olayın o gününü anlamak istersek, Yüce Allah`ın “ beyti/evim” dediği Kâbe`nin himayesini müşriklere bırakmadığını, evini savunmak için olaya el koyduğunu görürüz. Böylece Allah, sonsuz güç ve kudretiyle, hem Kâbe`yi hem de kısa bir süre sonra içinde âlemlere rahmet olarak göndereceği ahir zaman peygamberinin doğacağı şehri, düşman taarruzundan korumuştur.
    Yine bu olay göstermiştir ki, Yüce Allah, ehlikitab (Ebrehe ve ordusu) için Allah`ın kutsal evini yıkmayı ve kutsal yurda hâkim olmayı takdir etmemiştir.

    Fil suresinde anlatılan bu kıssayı ibretle düşünmek gerekir. Tarihte ve günümüzde bir çok İslâm düşmanı sistem ve insan Allah`ın dinine tuzak kurmak için çalışıp durmaktadır. Ama Yüce Allah, geçmişte mümin insanların bu tuzakları bozmakta âciz kalması hâlinde nasıl o zalimleri kendi tuzakları içinde bozguna uğrattıysa, her zaman da uğratabilir. Bu husus hiç unutulmamalıdır.


    Surenin bu güne mesajı:


    İslâm`ın ve mücahitlerinin karşısındaki güçler, hangi seviyede (süper, hiper, ultra süper vs.) olursa olsunlar, kesinlikle İslâm`a zarar veremezler, perişan olur giderler.
    Bunun böyle olduğunu müminler bilip rahat olmalıdırlar. Onlar, Allah`ın ayetlerinin (Kur`an), Kâbe gibi korunacağından emin olmalı ve sadece kendilerini kurtarmayı düşünmelidirler. Kâfirler de bu mucize olayı unutmamalı, “ashab-ı fil”in başına gelen felâketin veya benzerlerinin kendi başlarına gelmesinin hiç de uzak bir ihtimal olmadığını akıllarından çıkarmamalıdırlar.

    Savaş stratejisi açısından bakıldığında hava gücünün, en üstün kara gücünden daha etkin olduğunu bildiren bu sure, Müslümanlara bu anlayışla savunma gücü hazırlamaları konusunda da örnek olmalıdır.



  16. 03.Mart.2013, 18:00
    8
    Moderatör

    Fil Suresi'nin Bize Hatırlattıkları

    Fil Suresinde Ebrehe nin Kabeye saldırması ve buna karşın Allah'ın Ebrehe'ye verdiği büyük ceza anlatılır..

    Saldırganların yok edilişi bir “mucize olay”dır, sıradan ve tesadüfen meydana gelmiş bir hadise değildir.
    Olayın o gününü anlamak istersek, Yüce Allah`ın “ beyti/evim” dediği Kâbe`nin himayesini müşriklere bırakmadığını, evini savunmak için olaya el koyduğunu görürüz. Böylece Allah, sonsuz güç ve kudretiyle, hem Kâbe`yi hem de kısa bir süre sonra içinde âlemlere rahmet olarak göndereceği ahir zaman peygamberinin doğacağı şehri, düşman taarruzundan korumuştur.
    Yine bu olay göstermiştir ki, Yüce Allah, ehlikitab (Ebrehe ve ordusu) için Allah`ın kutsal evini yıkmayı ve kutsal yurda hâkim olmayı takdir etmemiştir.

    Fil suresinde anlatılan bu kıssayı ibretle düşünmek gerekir. Tarihte ve günümüzde bir çok İslâm düşmanı sistem ve insan Allah`ın dinine tuzak kurmak için çalışıp durmaktadır. Ama Yüce Allah, geçmişte mümin insanların bu tuzakları bozmakta âciz kalması hâlinde nasıl o zalimleri kendi tuzakları içinde bozguna uğrattıysa, her zaman da uğratabilir. Bu husus hiç unutulmamalıdır.


    Surenin bu güne mesajı:


    İslâm`ın ve mücahitlerinin karşısındaki güçler, hangi seviyede (süper, hiper, ultra süper vs.) olursa olsunlar, kesinlikle İslâm`a zarar veremezler, perişan olur giderler.
    Bunun böyle olduğunu müminler bilip rahat olmalıdırlar. Onlar, Allah`ın ayetlerinin (Kur`an), Kâbe gibi korunacağından emin olmalı ve sadece kendilerini kurtarmayı düşünmelidirler. Kâfirler de bu mucize olayı unutmamalı, “ashab-ı fil”in başına gelen felâketin veya benzerlerinin kendi başlarına gelmesinin hiç de uzak bir ihtimal olmadığını akıllarından çıkarmamalıdırlar.

    Savaş stratejisi açısından bakıldığında hava gücünün, en üstün kara gücünden daha etkin olduğunu bildiren bu sure, Müslümanlara bu anlayışla savunma gücü hazırlamaları konusunda da örnek olmalıdır.



  17. 17.Mart.2013, 16:20
    9
    Misafir

    Cevap: Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız?

    çok yardımcı oldunz teşekkür ederim


  18. 17.Mart.2013, 16:20
    9
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    çok yardımcı oldunz teşekkür ederim


  19. 08.Mayıs.2014, 10:51
    10
    Misafir

    Cevap: Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız?

    asla ALLAH a şirk koşmamalıyız


  20. 08.Mayıs.2014, 10:51
    10
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    asla ALLAH a şirk koşmamalıyız


  21. 13.Mart.2017, 19:27
    11
    Misafir

    Yorum: Fil olayından çıkarılacak dersler nelerdir? Vakayı nasıl ele almalıyız?

    Kabe'ye kimsenin zarar veremeyeceğini anlatmakta


  22. 13.Mart.2017, 19:27
    11
    Masal su - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Masal su
    Misafir
    Kabe'ye kimsenin zarar veremeyeceğini anlatmakta





+ Yorum Gönder