Konusunu Oylayın.: Osmanlı da Çocuk tecavüzlerine verilen cezalar nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Osmanlı da Çocuk tecavüzlerine verilen cezalar nelerdir?
  1. 02.Nisan.2011, 13:03
    1
    Misafir

    Osmanlı da Çocuk tecavüzlerine verilen cezalar nelerdir?






    Osmanlı da Çocuk tecavüzlerine verilen cezalar nelerdir? Mumsema Osmanlı da Çocuk tecavüzlerine verilen cezalar nelerdir?


  2. 02.Nisan.2011, 13:03
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 02.Nisan.2011, 13:54
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Osmanlı da Çocuk tecavüzlerine verilen cezalar nelerdir?




    Osmanlı döneminde tecavüz eden asılırdı

    Gün geçmiyor ki tecavüz haberi duymayalım. Osmanlı döneminde tecavüz edenler suçları kesinleşirse asılırlardı. Ancak geçtiğimiz günlerde ortaya çıkan bebeğe tecavüz gibi bir olay yaşansaydı, herhalde Osmanlı hakimleri idam cezasını bile az bulurlardı.


    Osmanlı İmparatorluğu zamanında en ağır suçlardan biri de tecavüzdü. Osmanlı ceza kanunnamelerinde tecavüz suçunun cezası para olarak değil de bedensel cezalar olarak öngörülmüştü. Bir kadın veya kıza tecavüz eden erkek yargılama sonucunda idam edilebileceği gibi cinsel organının kesilmesi cezasına da çarptırabilirdi.

    Tecavüze uğrayan kişinin durumu mahkemeye intikal ettiğinde kadı, yani hakim rahat karar verebilmek için geniş bir soruşturma başlatırdı. Tecavüz kurbanlarının en önemli meselesi iddialarını ispattı. Tecavüze uğrayan kadınlar iddialarını ispat ederlerse, mahkeme onları haklı bulup, saldırganı ağır bir şekilde cezalandırırdı. Tecavüzcülere idama kadar giden ağır cezalar verilirdi. Mahkeme bazen de mağdurun talebine uygun olarak suçluya tazminat verilmesine hükmederdi. Tecavüz kurbanın bekâr olması durumunda ise günümüzde çoğu zaman karşımıza çıktığı gibi mahkeme evliliğe karar verirdi.

    SUÇLUYA AF YOK

    Osmanlı tarihçisi Dr. Zübeyde Güneş Yağcı'nın Balıkesir şer'iyye sicillerinde, yani mahkeme kayıtlarında tespit ettiği belgeler, Osmanlı döneminde tecavüzcülere verilen ağır cezalarla ilgili iki ilginç örnek olarak karşımıza çıkıyor. 1699'da Balıkesir'de oturan Mustafa oğlu Mehmed ve annesi Mustafa kızı Sultan mahkemeye başvurarak Mehmed Beşe, Kelle Mehmed Beşe ve Çoban Ebubekir Beşe'nin Sultan'a tecavüz ettiklerini iddia etiler. Mahkeme hemen soruşturma başlattı. Yargılama sırasında sanıkların daha önce de tecavüz, adam yaralama gibi suçlara bulaştıkları görüldü. Sanıkların nasıl insanlar oldukları şehrin ileri gelenlerine de soruldu. Şehir ileri gelenlerinin sanıklar hakkındaki kanaati olumsuzdu. Tecavüzle itham edilenlerin eşkıyalık yaptıkları da tespit edildi. Bunun üzerine şehrin müftüsü Esseyyid Ali Efendi'den fetva istendi. Ali Efendi tecavüz gibi bir fiili işleyip, eşkıyalık yapanların katlinin şer'an caiz olduğunu söyleyince sanıklardan Mehmed idam edildi.

    Balıkesir'de bu hadiseden kısa bir süre sonra Mehmed oğlu Mehmed, mahkemeye başvurarak bir gece Çobanoğlu lakaplı Bayram oğlu Mehmed'in evine girdiğini, karısına saldırıp, malını yağmaladığını iddia etti. Bayram oğlu Mehmed, mahkemede kadı karşısına çıkarılınca böyle bir eyleminin olmadığını söyledi. Tecavüze uğrayan kadının kocası Mehmed, sanık hakkında araştırma yapılmasını talep etti. Kadı, bu talebini yerinde bularak şehrin ileri gelenlerine sanık Bayram oğlu Mehmed'i sordu. Şehir ileri gelenleri, Çobanoğlu Mehmed'in ahlaksızlığıyla tanınan ve eşkıyalık yapan birisi olduğunu söylediler. Mahkeme bu görüşler üzerine Bayram oğlu Mehmed'i suçlu bulup, katli için müftüden fetva aldı. Esseyid Ali Efendi'nin fetvası üzerine mahkeme idam kararı verdi ve tecavüz suçlusu asıldı. Osmanlı Devleti'nde genellikle tecavüz suçunun cezası ölümdü. Ancak suçun ispatlanması gerekliydi. Eğer suçu isnat eden kadın ispat edemezse kendisi suçlu durumuna düşerdi.

    1699'da Balıkesir'deki her iki olayda da tecavüzcüler idam edilmişti. Tecavüz kurbanları, mahkemeye doğrudan başvurmak yerine onların adına vekilleri yargıya başvurmuştu. Yine suçlular hakkında şehrin ileri gelenlerinin kanaatleri de ceza almalarında önemli rol oynamıştı.

    OSMANLI’YA SIĞINANLAR

    Osmanlı Devleti, tarih boyunca ister siyasi, ister dini, isterse başka herhangi bir sebeple olursa olsun ülkelerini terk edip gelen yüz binlerce mültecinin sığındığı bir liman oldu. Yeni çıkan ve büyük emek mahsulü olan bir kitap 19. yüzyılın ortalarında Osmanlı İmparatorluğu'na sığınan Macar ve Polonyalı mültecilerin ilginç ve hüzünlü hikâyesini anlatıyor. Bayram Nazır'ın Osmanlı arşivinde yıllarca süren araştırması sonucu hazırladığı "Osmanlı'ya Sığınanlar, Macar ve Polonyalı Mülteciler" isimli kitabı geçtiğimiz günlerde Yeditepe Yayınları arasında çıktı.

    Avrupa'da 1848 ihtilallerinin meydana getirdiği havayla Avusturya ve Rus işgaline başkaldıran Macar ve Polonyalılar başarılı olamayınca, 1849 Ağustos'unda Osmanlı topraklarına sığındılar. Osmanlı Devleti'ne iltica edenler arasında başta Macar Devlet Başkanı Lajos Kossuth olmak üzere bakanlar, üst düzey askeri ve sivil yöneticiler vardı. Avrupa'dan kopup Osmanlı'ya sığınan bu insanları atalarımız Lajos Kossuth'un kendi deyimiyle "dostluk güvencesi veren bir yığın sözlerle" karşıladılar.

    TACIMI VERİRİM, SIĞINANLARI ASLA

    Mültecilerin Osmanlı Devleti'ne ilticasıyla yoğun bir diplomasi trafiği başladı. Osmanlı yönetimi, imparatorluğun en zayıf günlerini yaşamasına rağmen Avusturya ve Ruslar'ın baskısına rağmen mültecileri iade etmedi. Sultan Abdülmecid, "Tacımı veririm, tahtımı veririm fakat devletime sığınanları asla geri vermem" demişti. Sultanın bu sözleri, mültecilerin sultana büyük sevgi duymalarını sağladığı gibi, Avrupa'da da geniş yankı uyandırdı. Osmanlılar'ın davranışı, hürriyet ve insan haklarının bu denli savunucu rolünü üstlenmesi İngiltere, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde büyük yankı uyandırdı. Batı kamuoyunda Osmanlı Devleti lehinde büyük bir sempati oluştu.

    Lajos Kossuth sığınmak üzere Osmanlı sınırına geldiği zaman Sultan Abdülmecid'e bir mektup göndermişti. Mektup'ta Kossuth, kendisi ve yanındakiler için sığınma talebinde bulunuyor ve Osmanlı Hükümeti'nin bu sığınma talebine nasıl baktığını sultandan öğrenmek istiyordu. Sultan da verdiği cevapta mültecilerin kendisinin misafiri olduklarını, saçlarının bir teline zarar gelmektense tebaasından 50 bin kişinin kurban edilmesini yeğleyeceği cevabını vermişti.

    Sadrazam Mustafa Reşid Paşa, Rusya ve Avusturya'nın Bâbıâli üzerinde yoğun baskı kurduğu bir sırada, 8 Eylül 1849'da sultana arz ettiği tezkiresinde şu görüşleri dile getirmişti: Mülteciler iade edildiklerinde ya kurşuna dizilecekler veya Sibirya'da yer altında bulunan maden ocaklarına gönderileceklerdi. Sibirya'ya gönderilmeseler bile bir kalenin zindanına atılmaları veya küreğe vurulmaları kesindi. Bu yüzden Osmanlı Devleti'ne sığınan bu insanları geri vermek, onları cellada teslim etmekten farksızdı. Böyle bir tutum ise, asırlar boyu insancıllığı ve misafirperverliği ile tanınan Osmanlı Devleti'ne yakışmaz".

    AVRUPA HAYRAN OLDU

    Avrupa basını, mülteciler meselesinden dolayı Osmanlı Devleti için sempati, Avusturya ve Rusya için de antipati oluşturmak amacıyla etkili yayınlar yaptı. Özellikle İngiltere kamuoyunda Osmanlı Devleti lehinde büyük bir sempati oluştu. Tarihçi ve devlet adamı Ahmed Cevdet Paşa Osmanlı Devleti'nin mültecilere gösterdiği misafirperverliğin Avrupa başkentlerinde uyandırdığı etki için şunları söyler: "Frenkler, Paris ve Londra sokaklarında bir fesli görseler yaşasın Türkler diyerek gelip öperler ve iltifat ederlerdi".

    Osmanlı'ya sığınanların hemen hemen her sayfasında yazarın araştırmasının büyük emek mahsulü olduğu açıkça görülüyor. Önemli bir konuda yıllarca süren bir araştırmayla böylesine kaliteli bir eser hazırlayan Bayram Nazır'ı tebrik ediyor ve yeni eserlerini bekliyoruz.

    OSMANLI MAHKEMELERİ

    Osmanlı döneminde mahkemeye genelde "meclis-i şer" denirdi. Yargılamanın kadı adı verilen tek bir hakim tarafından yapıldığı Osmanlı mahkemesi hem şer'i hem de örfi hukuku uygulardı. Osmanlı İmparatorluğu topraklarının önemli bir kısmında Hanefi mezhebinin görüşlerine göre yargılama yapılır, Kuzey Afrika gibi farklı mezheplerin bulunduğu bölgelerde ise diğer üç mezhebin görüşü dikkate alınırdı. Mahkemede alınan kararlar, şer'iye sicili adı verilen defterlere yazılırdı.

    Kadılar baktıkları davalardan resmi olarak belirlenmiş bir para alırlardı. İmparatorluğun ilk yıllarında kadılar süresiz olarak tayin edilirken, kadılık eğitimi almış insanların çoğalması üzerine Osmanlı hakimlerinin görev süreleri önce üç yıla, daha sonra iki yıla 17. yüzyılda bir yıla indirildi. Ancak kadıların kısa bir süre görev yapmaları ve görevden alındıktan sonra uzun süre maaş almadan yeni bir göreve tayin beklemeleri yargıda birçok olumsuz sonuç doğurdu. Klasik Osmanlı mahkemesi Tanzimat'la birlikte değişime uğradı.

    İDDİASINI İSPATLAYAMADI MAHALLEDEN KOVULDU

    Osmanlı döneminde mahkemede birisini herhangi bir suçla itham eden kişi iddiasını ispat edemezse kendisi suçlu durumuna düşebilirdi. Tecavüz, sarkıntılık gibi davalarda mağdurun iddiasını ispatlaması en önemli husustu. Mısır'da yaşayan bir kadın 17. yüzyılda kendisini ölümle tehdit edip tecavüz ettiklerini iddia ederek Kahire mahkemesine müracaat etmiş, ancak iddiasını ispatlayacak şahit gösterememişti. Kadının suçladığı adam tecavüz suçunu kabul etmediği gibi şahitler de kadının ahlaksız olduğunu ileri sürmüştü. Mahkeme, ortaya konan delillere göre kadını suçlu bulup, suçlanan adamın isteği doğrultusunda oturduğu mahalleden kovulmasına karar vermişti.


    Erhan Afyoncu


  4. 02.Nisan.2011, 13:54
    2
    Silent and lonely rains



    Osmanlı döneminde tecavüz eden asılırdı

    Gün geçmiyor ki tecavüz haberi duymayalım. Osmanlı döneminde tecavüz edenler suçları kesinleşirse asılırlardı. Ancak geçtiğimiz günlerde ortaya çıkan bebeğe tecavüz gibi bir olay yaşansaydı, herhalde Osmanlı hakimleri idam cezasını bile az bulurlardı.


    Osmanlı İmparatorluğu zamanında en ağır suçlardan biri de tecavüzdü. Osmanlı ceza kanunnamelerinde tecavüz suçunun cezası para olarak değil de bedensel cezalar olarak öngörülmüştü. Bir kadın veya kıza tecavüz eden erkek yargılama sonucunda idam edilebileceği gibi cinsel organının kesilmesi cezasına da çarptırabilirdi.

    Tecavüze uğrayan kişinin durumu mahkemeye intikal ettiğinde kadı, yani hakim rahat karar verebilmek için geniş bir soruşturma başlatırdı. Tecavüz kurbanlarının en önemli meselesi iddialarını ispattı. Tecavüze uğrayan kadınlar iddialarını ispat ederlerse, mahkeme onları haklı bulup, saldırganı ağır bir şekilde cezalandırırdı. Tecavüzcülere idama kadar giden ağır cezalar verilirdi. Mahkeme bazen de mağdurun talebine uygun olarak suçluya tazminat verilmesine hükmederdi. Tecavüz kurbanın bekâr olması durumunda ise günümüzde çoğu zaman karşımıza çıktığı gibi mahkeme evliliğe karar verirdi.

    SUÇLUYA AF YOK

    Osmanlı tarihçisi Dr. Zübeyde Güneş Yağcı'nın Balıkesir şer'iyye sicillerinde, yani mahkeme kayıtlarında tespit ettiği belgeler, Osmanlı döneminde tecavüzcülere verilen ağır cezalarla ilgili iki ilginç örnek olarak karşımıza çıkıyor. 1699'da Balıkesir'de oturan Mustafa oğlu Mehmed ve annesi Mustafa kızı Sultan mahkemeye başvurarak Mehmed Beşe, Kelle Mehmed Beşe ve Çoban Ebubekir Beşe'nin Sultan'a tecavüz ettiklerini iddia etiler. Mahkeme hemen soruşturma başlattı. Yargılama sırasında sanıkların daha önce de tecavüz, adam yaralama gibi suçlara bulaştıkları görüldü. Sanıkların nasıl insanlar oldukları şehrin ileri gelenlerine de soruldu. Şehir ileri gelenlerinin sanıklar hakkındaki kanaati olumsuzdu. Tecavüzle itham edilenlerin eşkıyalık yaptıkları da tespit edildi. Bunun üzerine şehrin müftüsü Esseyyid Ali Efendi'den fetva istendi. Ali Efendi tecavüz gibi bir fiili işleyip, eşkıyalık yapanların katlinin şer'an caiz olduğunu söyleyince sanıklardan Mehmed idam edildi.

    Balıkesir'de bu hadiseden kısa bir süre sonra Mehmed oğlu Mehmed, mahkemeye başvurarak bir gece Çobanoğlu lakaplı Bayram oğlu Mehmed'in evine girdiğini, karısına saldırıp, malını yağmaladığını iddia etti. Bayram oğlu Mehmed, mahkemede kadı karşısına çıkarılınca böyle bir eyleminin olmadığını söyledi. Tecavüze uğrayan kadının kocası Mehmed, sanık hakkında araştırma yapılmasını talep etti. Kadı, bu talebini yerinde bularak şehrin ileri gelenlerine sanık Bayram oğlu Mehmed'i sordu. Şehir ileri gelenleri, Çobanoğlu Mehmed'in ahlaksızlığıyla tanınan ve eşkıyalık yapan birisi olduğunu söylediler. Mahkeme bu görüşler üzerine Bayram oğlu Mehmed'i suçlu bulup, katli için müftüden fetva aldı. Esseyid Ali Efendi'nin fetvası üzerine mahkeme idam kararı verdi ve tecavüz suçlusu asıldı. Osmanlı Devleti'nde genellikle tecavüz suçunun cezası ölümdü. Ancak suçun ispatlanması gerekliydi. Eğer suçu isnat eden kadın ispat edemezse kendisi suçlu durumuna düşerdi.

    1699'da Balıkesir'deki her iki olayda da tecavüzcüler idam edilmişti. Tecavüz kurbanları, mahkemeye doğrudan başvurmak yerine onların adına vekilleri yargıya başvurmuştu. Yine suçlular hakkında şehrin ileri gelenlerinin kanaatleri de ceza almalarında önemli rol oynamıştı.

    OSMANLI’YA SIĞINANLAR

    Osmanlı Devleti, tarih boyunca ister siyasi, ister dini, isterse başka herhangi bir sebeple olursa olsun ülkelerini terk edip gelen yüz binlerce mültecinin sığındığı bir liman oldu. Yeni çıkan ve büyük emek mahsulü olan bir kitap 19. yüzyılın ortalarında Osmanlı İmparatorluğu'na sığınan Macar ve Polonyalı mültecilerin ilginç ve hüzünlü hikâyesini anlatıyor. Bayram Nazır'ın Osmanlı arşivinde yıllarca süren araştırması sonucu hazırladığı "Osmanlı'ya Sığınanlar, Macar ve Polonyalı Mülteciler" isimli kitabı geçtiğimiz günlerde Yeditepe Yayınları arasında çıktı.

    Avrupa'da 1848 ihtilallerinin meydana getirdiği havayla Avusturya ve Rus işgaline başkaldıran Macar ve Polonyalılar başarılı olamayınca, 1849 Ağustos'unda Osmanlı topraklarına sığındılar. Osmanlı Devleti'ne iltica edenler arasında başta Macar Devlet Başkanı Lajos Kossuth olmak üzere bakanlar, üst düzey askeri ve sivil yöneticiler vardı. Avrupa'dan kopup Osmanlı'ya sığınan bu insanları atalarımız Lajos Kossuth'un kendi deyimiyle "dostluk güvencesi veren bir yığın sözlerle" karşıladılar.

    TACIMI VERİRİM, SIĞINANLARI ASLA

    Mültecilerin Osmanlı Devleti'ne ilticasıyla yoğun bir diplomasi trafiği başladı. Osmanlı yönetimi, imparatorluğun en zayıf günlerini yaşamasına rağmen Avusturya ve Ruslar'ın baskısına rağmen mültecileri iade etmedi. Sultan Abdülmecid, "Tacımı veririm, tahtımı veririm fakat devletime sığınanları asla geri vermem" demişti. Sultanın bu sözleri, mültecilerin sultana büyük sevgi duymalarını sağladığı gibi, Avrupa'da da geniş yankı uyandırdı. Osmanlılar'ın davranışı, hürriyet ve insan haklarının bu denli savunucu rolünü üstlenmesi İngiltere, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde büyük yankı uyandırdı. Batı kamuoyunda Osmanlı Devleti lehinde büyük bir sempati oluştu.

    Lajos Kossuth sığınmak üzere Osmanlı sınırına geldiği zaman Sultan Abdülmecid'e bir mektup göndermişti. Mektup'ta Kossuth, kendisi ve yanındakiler için sığınma talebinde bulunuyor ve Osmanlı Hükümeti'nin bu sığınma talebine nasıl baktığını sultandan öğrenmek istiyordu. Sultan da verdiği cevapta mültecilerin kendisinin misafiri olduklarını, saçlarının bir teline zarar gelmektense tebaasından 50 bin kişinin kurban edilmesini yeğleyeceği cevabını vermişti.

    Sadrazam Mustafa Reşid Paşa, Rusya ve Avusturya'nın Bâbıâli üzerinde yoğun baskı kurduğu bir sırada, 8 Eylül 1849'da sultana arz ettiği tezkiresinde şu görüşleri dile getirmişti: Mülteciler iade edildiklerinde ya kurşuna dizilecekler veya Sibirya'da yer altında bulunan maden ocaklarına gönderileceklerdi. Sibirya'ya gönderilmeseler bile bir kalenin zindanına atılmaları veya küreğe vurulmaları kesindi. Bu yüzden Osmanlı Devleti'ne sığınan bu insanları geri vermek, onları cellada teslim etmekten farksızdı. Böyle bir tutum ise, asırlar boyu insancıllığı ve misafirperverliği ile tanınan Osmanlı Devleti'ne yakışmaz".

    AVRUPA HAYRAN OLDU

    Avrupa basını, mülteciler meselesinden dolayı Osmanlı Devleti için sempati, Avusturya ve Rusya için de antipati oluşturmak amacıyla etkili yayınlar yaptı. Özellikle İngiltere kamuoyunda Osmanlı Devleti lehinde büyük bir sempati oluştu. Tarihçi ve devlet adamı Ahmed Cevdet Paşa Osmanlı Devleti'nin mültecilere gösterdiği misafirperverliğin Avrupa başkentlerinde uyandırdığı etki için şunları söyler: "Frenkler, Paris ve Londra sokaklarında bir fesli görseler yaşasın Türkler diyerek gelip öperler ve iltifat ederlerdi".

    Osmanlı'ya sığınanların hemen hemen her sayfasında yazarın araştırmasının büyük emek mahsulü olduğu açıkça görülüyor. Önemli bir konuda yıllarca süren bir araştırmayla böylesine kaliteli bir eser hazırlayan Bayram Nazır'ı tebrik ediyor ve yeni eserlerini bekliyoruz.

    OSMANLI MAHKEMELERİ

    Osmanlı döneminde mahkemeye genelde "meclis-i şer" denirdi. Yargılamanın kadı adı verilen tek bir hakim tarafından yapıldığı Osmanlı mahkemesi hem şer'i hem de örfi hukuku uygulardı. Osmanlı İmparatorluğu topraklarının önemli bir kısmında Hanefi mezhebinin görüşlerine göre yargılama yapılır, Kuzey Afrika gibi farklı mezheplerin bulunduğu bölgelerde ise diğer üç mezhebin görüşü dikkate alınırdı. Mahkemede alınan kararlar, şer'iye sicili adı verilen defterlere yazılırdı.

    Kadılar baktıkları davalardan resmi olarak belirlenmiş bir para alırlardı. İmparatorluğun ilk yıllarında kadılar süresiz olarak tayin edilirken, kadılık eğitimi almış insanların çoğalması üzerine Osmanlı hakimlerinin görev süreleri önce üç yıla, daha sonra iki yıla 17. yüzyılda bir yıla indirildi. Ancak kadıların kısa bir süre görev yapmaları ve görevden alındıktan sonra uzun süre maaş almadan yeni bir göreve tayin beklemeleri yargıda birçok olumsuz sonuç doğurdu. Klasik Osmanlı mahkemesi Tanzimat'la birlikte değişime uğradı.

    İDDİASINI İSPATLAYAMADI MAHALLEDEN KOVULDU

    Osmanlı döneminde mahkemede birisini herhangi bir suçla itham eden kişi iddiasını ispat edemezse kendisi suçlu durumuna düşebilirdi. Tecavüz, sarkıntılık gibi davalarda mağdurun iddiasını ispatlaması en önemli husustu. Mısır'da yaşayan bir kadın 17. yüzyılda kendisini ölümle tehdit edip tecavüz ettiklerini iddia ederek Kahire mahkemesine müracaat etmiş, ancak iddiasını ispatlayacak şahit gösterememişti. Kadının suçladığı adam tecavüz suçunu kabul etmediği gibi şahitler de kadının ahlaksız olduğunu ileri sürmüştü. Mahkeme, ortaya konan delillere göre kadını suçlu bulup, suçlanan adamın isteği doğrultusunda oturduğu mahalleden kovulmasına karar vermişti.


    Erhan Afyoncu





+ Yorum Gönder