Konusunu Oylayın.: Bir fetvada bir gemi Küfür bayrağı asamaz diye duydum bunu bana açıklayabilirmisiniz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Bir fetvada bir gemi Küfür bayrağı asamaz diye duydum bunu bana açıklayabilirmisiniz?
  1. 31.Mart.2011, 23:57
    1
    Misafir

    Bir fetvada bir gemi Küfür bayrağı asamaz diye duydum bunu bana açıklayabilirmisiniz?






    Bir fetvada bir gemi Küfür bayrağı asamaz diye duydum bunu bana açıklayabilirmisiniz? Mumsema Bir alim fetva veriyordu bir gemi kufur bayrağı asamaz
    tehlike varsa o halktan kişi yani guvenlik sağlar diye nasıldı o


  2. 31.Mart.2011, 23:57
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 01.Nisan.2011, 12:47
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Bir fetvada bir gemi Küfür bayrağı asamaz diye duydum bunu bana açıklayabilirmisiniz?




    Kafirlerin putlarına saygı ifade eden her türlü hareket küfürdür. Kafir devletin kurtarıcısı olarak görülen kişiler için saygı duruşunda bulunmak veya mezarlarına bir şeyler takdim etmek; puta secde etmek veya onlar için kurban kesmek gibi küfür olan bir ameldir. Bu yüzden bir mü’minin mutlak manada elfaz-ı küfr (küfür sözler–dinden çıkaran kelimeler), ve efal-i küfr’ü (küfür ameller- insanı dinden çıkaran ameller, hareketler) bilmesi, anlaması gerekir. Bunun gibi kafir devletin (dar’ul- harb) simgesi olan bayrağa karşı saygı duruşunda bulunmak da küfürdür.

    Bütün bunları Müslüman bir şahıs yapamayacağı gibi, Müslüman devletin temsilcisi de yapamaz. Müslüman bir şahıs, ikrahı mülci (zorlayıcı baskı) dışında her ne sebeble olursa olsun bunlardan birini yaparsa kafir olur. Müslüman bir devlet için ise ikrah söz konusu değildir. İkrah, devletler için değil ancak fertler için söz konusu olur. Müslüman devletin temsilcisi bunlardan birini yaparsa söz konusu bu devlet o kimsenin kendisini temsil etmediğini söylemedikçe, kendi sınırları içinde Allah’ın hükümlerini uygulasa bile kafir olur. Şayet Müslüman devletin temsilcisi kendisine ikrahı mülci derecesinde bir baskı yapıldığı için bunlardan birini yapacak olsa bile, o zaman bu devletin Müslüman kalabilmesi için, yine o temsilcinin kendisini temsil etmediğini bildirmesi gerekir.

    Rasulullah (s.a.v)’in kafirlere tebliğ için gönderdiği elçileri, kafir devletlerin küfür olan hiçbir törenine katılmamış, onların saygı duyup ibadet ettikleri nesnelere saygıyı ifade eden hiçbir söz veya harekette bulunmamış ve onların küfür olan adetlerine uymamışlardır.

    İşte Rasulullah (s.a.s)’in Habeş kralı Necaşi’ye gönderdiği elçisi Amr b. Ümeyye! O Habeş ülkesine gittiğinde, insanların, Necaşi’nin huzuruna küçük bir kapıdan eğilerek girdiklerini gördü. Kapıya geldiğinde, hemen oradan geri döndü. Bir rivayete göre de kapıdan eğilerek değil, geri geri girdi.

    Amr b. Umeyye, bir insanın yanına secde eder gibi eğilerek girmenin küfür olduğunu bildiği için böyle yapmıştı. Müslümanların böyle konularda çok hassas olmaları ve kafirlerin oyunlarına gelmemeleri gerekir. Çünkü bir Müslüman için Allah’tan başkasına ibadet etmek, ateşe girmekten daha ağırdır.

    Kafir bir devletin putlarına, maslahat gereği laf atılmayabilir veya imkan olmadığı için onları ortadan kaldırmaya teşebbüs edilmeyebilir. Fakat onlara saygı göstermek veya bir şey takdim etmek ya da övmek, Allah’tan başka bir varlığa ibadet etmek manasına gelir ki, bu açık bir küfürdür.

    Müslümanların, merhale gereği veya güçleri yetmediği için kafirlerin putlarına laf atmamaları veya onları yıkmamaları caizdir. Fakat, ne merhale icabı, ne müttefiklerini kızdırmama amacıyla, ne de bunların dışında herhangi bir sebeple, onların put olduklarını ve onlara ibadet edenlerin kafir veya müşrik olduklarını gizlemeleri katiyen caiz değildir.

    Rasulullah (s.a.s), Kureyş’le Hudeybiye’de barış anlaşması yaptıktan sonra, ertesi sene kaza umresi için Mekke’ye gittiğinde, Ka’be’nin içinde ve etrafında pek çok put vardı. Rasulullah (s.a.s), o putlara dokunmadan umresini yaptı. Fakat o putlara hiçbir şekilde saygı ifade edecek bir davranışta veya takdimde, tazimde bulunmadı. Aynı şekilde, o putlara ibadet etmenin caiz olduğunu veya onlara ibadet edenlerin kafir olmadıklarını söylemediği gibi, o putlara ibadet edenlere de Müslüman muamelesi yapmadı.

    Müslümanlar böyle küfür amelleri yapmadıkları için, müşrikler barış anlaşmasını bozmaya kalksaydılar bile, ne Rasulullah (s.a.s), ne de diğer Müslümanlar böyle bir şey yapacak değillerdi. Çünkü bunlar, putları kabul veya onlara ibadet etmek kapsamına giren hareketlerdir.

    Fakat maslahat icabı laf atılmayan veya dokunulmayan bu putlar, güç yetirildiğinde veya o belde ele geçirildiğinde hemen yerle bir edilmelidir. Nitekim, Mekke’yi feth ettiği zaman Rasulullah (s.a.s)’in ilk işi, Ka’be’deki bütün putları yıkmak olmuştur.

    Müslüman devlet, kafirlerin küfür törenlerine katılamayacağı, putlarını yüceltemeyeceği gibi, barış anlaşması yapmış olsa bile, İslam şeriatını tatbik etmeyen ülkelerin küfür diyarı olduklarını bildiren İslam’ın açık hükmünü hiçbir şekilde gizleyemez. Çünkü böyle bir hareket İslam akidesinden tavizdir. Böyle bir ülke, kendi içinde şeraiti tatbik etse bile küfür devleti olur.


    Tevhid üzerinde sabit kalabilmek için hem kendinin hem de ailenin, tağutu simgeleyen her türlü simgeye, bayrağa, milli marşa ve bunlar gibi başka değerlere değer vermemesi, onlara saygı göstermemesi ve onlara buğzetmesi gerektiğini de bil!

    Beşeri sistemin kullarının, Allah (c.c)’ın kitabı ve şeriatinden daha çok değer verdikleri, tağut ve kanunlarının simgesi olan, “bayrak” dedikleri bez parçasına sakın saygı gösterme! Kim bu bayrağı sever, onu evine asar, dağıtır veya kendisine bir simge edinirse o kimse bu amelleriyle tağuta bağlı olduğunu, onu kabul ettiğini zahiren göstermiş olur. Çünkü bu simgeler Allah (c.c)’ın kanunlarına karşı çıkan, onu değiştiren, insanları Allah (c.c)’ın kanunlarından uzaklaştırıp iblis ve yardımcılarının kanunlarına boyun eğdiren devletlerin sembolüdür. İşte bundan dolayı bu tür simgeler, onların sistemlerine bağlı olunduğunu gösteren birer alamettir. Bu sebeble sakın böyle bir alamete saygı gösterme! Şayet böyle yaparsan hayvanlardan daha aşağı bir seviye ineceğini bil! Muvahhid olarak senin üzerine düşen görev; tağutu simgeleyen bayraklara ve temsil ettiği tağuti sistemlere öncelikle kendin buğzetmen sonra da aileni buğzettirmen ve böylece onlardan uzak olmanızdır. Bu mesele tevhidin feri meselesinden değil aslından, yani; la ilahe illallah’ın şartlarından ve tevhidin gereklerindendir. La ilahe illallah’ın gerektirdiği ise; her türlü tağutu reddedip sadece Allah (c.c)’ı tüm sıfatlarında tam manasıyla birlemektir. O halde bu meselede gevşeme! İhmalkar olma!

    Şeyh Abdullah b. Abdullatif’e şöyle soruldu:

    “Kafir devlet saldırmasın ve yolunu kesmesin diye bir kimse o devletin bayrağını gemisine asabilir mi?” Şeyh bu soruya şöyle cevab verdi:

    “Kafirlerin safına girerek emirlerine uymak, İslamdan dönmek demektir. Fakat kafirlerin safına girerek emirlerine uyulmasa da sadece onların bayrağını asmak bile caiz değildir (zahiren küfürdür). Bu, onlardan bir bekçi kiralayarak malı korumak gibi değildir. Onların bayrağını gemiye asmak; kafirlere ve emirlerine uyulduğunu, onların saflarına girildiğini zahiren gösteren bir alamettir.” (Ed-Durerus seniye Mürted bölümü s:145)

    Bu nedenle biz inanıyoruz ki; ikrah ve geçerli bir tevil olmaksızın kafirlerin işaretlerini, bayraklarını asmak sadece haram değil, küfürdür ve İslam’dan çıkmaktır. Böyle yapan kişi dünyada kafir ve müşrik muamelesi görür. Çünkü kafirlerin bayrağını asmak; onlara ve devletlerine bağlanmanın, onları dost edinmenin ve onların dinine girmenin zahiri bir alametidir. Bunun haç asmaktan hiçbir farkı yoktur. Haç, bir resim, bir ağaç, demir, altın ve gümüş parçası olabilir, ama küfür ve şirkin simgesi olmuştur. Bu sebeple haçı, ikrah olmaksızın takan kişiye nasıl zahiren küfür hükmü veriliyorsa aynı şekilde kafir devletin bayrağını takan kişiye de bu hüküm verilir. Çünkü bayrak kafir devletin bir simgesidir. Fakat insanlar için bayrağın küfre delalet edişi, haçın küfre delalet edişi kadar net değildir. Bu nedenle kafirin bayrağını asan, onu simge edinen bir müslüman, ancak bu konudaki hak kendisine açıklandığı halde hala bu ameline devam ederse tekfir edilir. Tanımadığımız bir kişi için ise durum farklıdır. Böyle bir kişinin kafir bir devletin bayrağını astığı görülürse onun zahiren bu devlete bağlı olduğuna hükmedilir ve bu sebeble kendisine kafir muamelesi yapılır. O halde tevhidi kabul etmiş müslümanları ve ailemizi kafirlerin simgelerinden, bayraklarından sakındırmamız gerekir.

    Fakat malesef zamanımızda, tevhid üzere olduklarını ve İslam’ı hakim kılmak için çalıştıklarını iddia eden nice topluluklar görürüz ki bunlar, tağutu temsil eden bayrakları asmakta, onları basmakta, onları yaymakta, bayrağa değer vermeyen ve saygı göstermeyenlere karşı çıkmaktadır.

    Ey tevhidi öğrenen! Allah (c.c) aşkına söyle, bu ümmet için hangisi daha faydalıdır?

    Tevhidi gerçek manada sağlamamalarına rağmen insanları tevhide çağıran, insanlara sahte İslam’ı anlatan kişiler mi, yoksa sütünden, etinden ve derisinden istifade ettiğimiz hayvanlar mı?


  4. 01.Nisan.2011, 12:47
    2
    Silent and lonely rains



    Kafirlerin putlarına saygı ifade eden her türlü hareket küfürdür. Kafir devletin kurtarıcısı olarak görülen kişiler için saygı duruşunda bulunmak veya mezarlarına bir şeyler takdim etmek; puta secde etmek veya onlar için kurban kesmek gibi küfür olan bir ameldir. Bu yüzden bir mü’minin mutlak manada elfaz-ı küfr (küfür sözler–dinden çıkaran kelimeler), ve efal-i küfr’ü (küfür ameller- insanı dinden çıkaran ameller, hareketler) bilmesi, anlaması gerekir. Bunun gibi kafir devletin (dar’ul- harb) simgesi olan bayrağa karşı saygı duruşunda bulunmak da küfürdür.

    Bütün bunları Müslüman bir şahıs yapamayacağı gibi, Müslüman devletin temsilcisi de yapamaz. Müslüman bir şahıs, ikrahı mülci (zorlayıcı baskı) dışında her ne sebeble olursa olsun bunlardan birini yaparsa kafir olur. Müslüman bir devlet için ise ikrah söz konusu değildir. İkrah, devletler için değil ancak fertler için söz konusu olur. Müslüman devletin temsilcisi bunlardan birini yaparsa söz konusu bu devlet o kimsenin kendisini temsil etmediğini söylemedikçe, kendi sınırları içinde Allah’ın hükümlerini uygulasa bile kafir olur. Şayet Müslüman devletin temsilcisi kendisine ikrahı mülci derecesinde bir baskı yapıldığı için bunlardan birini yapacak olsa bile, o zaman bu devletin Müslüman kalabilmesi için, yine o temsilcinin kendisini temsil etmediğini bildirmesi gerekir.

    Rasulullah (s.a.v)’in kafirlere tebliğ için gönderdiği elçileri, kafir devletlerin küfür olan hiçbir törenine katılmamış, onların saygı duyup ibadet ettikleri nesnelere saygıyı ifade eden hiçbir söz veya harekette bulunmamış ve onların küfür olan adetlerine uymamışlardır.

    İşte Rasulullah (s.a.s)’in Habeş kralı Necaşi’ye gönderdiği elçisi Amr b. Ümeyye! O Habeş ülkesine gittiğinde, insanların, Necaşi’nin huzuruna küçük bir kapıdan eğilerek girdiklerini gördü. Kapıya geldiğinde, hemen oradan geri döndü. Bir rivayete göre de kapıdan eğilerek değil, geri geri girdi.

    Amr b. Umeyye, bir insanın yanına secde eder gibi eğilerek girmenin küfür olduğunu bildiği için böyle yapmıştı. Müslümanların böyle konularda çok hassas olmaları ve kafirlerin oyunlarına gelmemeleri gerekir. Çünkü bir Müslüman için Allah’tan başkasına ibadet etmek, ateşe girmekten daha ağırdır.

    Kafir bir devletin putlarına, maslahat gereği laf atılmayabilir veya imkan olmadığı için onları ortadan kaldırmaya teşebbüs edilmeyebilir. Fakat onlara saygı göstermek veya bir şey takdim etmek ya da övmek, Allah’tan başka bir varlığa ibadet etmek manasına gelir ki, bu açık bir küfürdür.

    Müslümanların, merhale gereği veya güçleri yetmediği için kafirlerin putlarına laf atmamaları veya onları yıkmamaları caizdir. Fakat, ne merhale icabı, ne müttefiklerini kızdırmama amacıyla, ne de bunların dışında herhangi bir sebeple, onların put olduklarını ve onlara ibadet edenlerin kafir veya müşrik olduklarını gizlemeleri katiyen caiz değildir.

    Rasulullah (s.a.s), Kureyş’le Hudeybiye’de barış anlaşması yaptıktan sonra, ertesi sene kaza umresi için Mekke’ye gittiğinde, Ka’be’nin içinde ve etrafında pek çok put vardı. Rasulullah (s.a.s), o putlara dokunmadan umresini yaptı. Fakat o putlara hiçbir şekilde saygı ifade edecek bir davranışta veya takdimde, tazimde bulunmadı. Aynı şekilde, o putlara ibadet etmenin caiz olduğunu veya onlara ibadet edenlerin kafir olmadıklarını söylemediği gibi, o putlara ibadet edenlere de Müslüman muamelesi yapmadı.

    Müslümanlar böyle küfür amelleri yapmadıkları için, müşrikler barış anlaşmasını bozmaya kalksaydılar bile, ne Rasulullah (s.a.s), ne de diğer Müslümanlar böyle bir şey yapacak değillerdi. Çünkü bunlar, putları kabul veya onlara ibadet etmek kapsamına giren hareketlerdir.

    Fakat maslahat icabı laf atılmayan veya dokunulmayan bu putlar, güç yetirildiğinde veya o belde ele geçirildiğinde hemen yerle bir edilmelidir. Nitekim, Mekke’yi feth ettiği zaman Rasulullah (s.a.s)’in ilk işi, Ka’be’deki bütün putları yıkmak olmuştur.

    Müslüman devlet, kafirlerin küfür törenlerine katılamayacağı, putlarını yüceltemeyeceği gibi, barış anlaşması yapmış olsa bile, İslam şeriatını tatbik etmeyen ülkelerin küfür diyarı olduklarını bildiren İslam’ın açık hükmünü hiçbir şekilde gizleyemez. Çünkü böyle bir hareket İslam akidesinden tavizdir. Böyle bir ülke, kendi içinde şeraiti tatbik etse bile küfür devleti olur.


    Tevhid üzerinde sabit kalabilmek için hem kendinin hem de ailenin, tağutu simgeleyen her türlü simgeye, bayrağa, milli marşa ve bunlar gibi başka değerlere değer vermemesi, onlara saygı göstermemesi ve onlara buğzetmesi gerektiğini de bil!

    Beşeri sistemin kullarının, Allah (c.c)’ın kitabı ve şeriatinden daha çok değer verdikleri, tağut ve kanunlarının simgesi olan, “bayrak” dedikleri bez parçasına sakın saygı gösterme! Kim bu bayrağı sever, onu evine asar, dağıtır veya kendisine bir simge edinirse o kimse bu amelleriyle tağuta bağlı olduğunu, onu kabul ettiğini zahiren göstermiş olur. Çünkü bu simgeler Allah (c.c)’ın kanunlarına karşı çıkan, onu değiştiren, insanları Allah (c.c)’ın kanunlarından uzaklaştırıp iblis ve yardımcılarının kanunlarına boyun eğdiren devletlerin sembolüdür. İşte bundan dolayı bu tür simgeler, onların sistemlerine bağlı olunduğunu gösteren birer alamettir. Bu sebeble sakın böyle bir alamete saygı gösterme! Şayet böyle yaparsan hayvanlardan daha aşağı bir seviye ineceğini bil! Muvahhid olarak senin üzerine düşen görev; tağutu simgeleyen bayraklara ve temsil ettiği tağuti sistemlere öncelikle kendin buğzetmen sonra da aileni buğzettirmen ve böylece onlardan uzak olmanızdır. Bu mesele tevhidin feri meselesinden değil aslından, yani; la ilahe illallah’ın şartlarından ve tevhidin gereklerindendir. La ilahe illallah’ın gerektirdiği ise; her türlü tağutu reddedip sadece Allah (c.c)’ı tüm sıfatlarında tam manasıyla birlemektir. O halde bu meselede gevşeme! İhmalkar olma!

    Şeyh Abdullah b. Abdullatif’e şöyle soruldu:

    “Kafir devlet saldırmasın ve yolunu kesmesin diye bir kimse o devletin bayrağını gemisine asabilir mi?” Şeyh bu soruya şöyle cevab verdi:

    “Kafirlerin safına girerek emirlerine uymak, İslamdan dönmek demektir. Fakat kafirlerin safına girerek emirlerine uyulmasa da sadece onların bayrağını asmak bile caiz değildir (zahiren küfürdür). Bu, onlardan bir bekçi kiralayarak malı korumak gibi değildir. Onların bayrağını gemiye asmak; kafirlere ve emirlerine uyulduğunu, onların saflarına girildiğini zahiren gösteren bir alamettir.” (Ed-Durerus seniye Mürted bölümü s:145)

    Bu nedenle biz inanıyoruz ki; ikrah ve geçerli bir tevil olmaksızın kafirlerin işaretlerini, bayraklarını asmak sadece haram değil, küfürdür ve İslam’dan çıkmaktır. Böyle yapan kişi dünyada kafir ve müşrik muamelesi görür. Çünkü kafirlerin bayrağını asmak; onlara ve devletlerine bağlanmanın, onları dost edinmenin ve onların dinine girmenin zahiri bir alametidir. Bunun haç asmaktan hiçbir farkı yoktur. Haç, bir resim, bir ağaç, demir, altın ve gümüş parçası olabilir, ama küfür ve şirkin simgesi olmuştur. Bu sebeple haçı, ikrah olmaksızın takan kişiye nasıl zahiren küfür hükmü veriliyorsa aynı şekilde kafir devletin bayrağını takan kişiye de bu hüküm verilir. Çünkü bayrak kafir devletin bir simgesidir. Fakat insanlar için bayrağın küfre delalet edişi, haçın küfre delalet edişi kadar net değildir. Bu nedenle kafirin bayrağını asan, onu simge edinen bir müslüman, ancak bu konudaki hak kendisine açıklandığı halde hala bu ameline devam ederse tekfir edilir. Tanımadığımız bir kişi için ise durum farklıdır. Böyle bir kişinin kafir bir devletin bayrağını astığı görülürse onun zahiren bu devlete bağlı olduğuna hükmedilir ve bu sebeble kendisine kafir muamelesi yapılır. O halde tevhidi kabul etmiş müslümanları ve ailemizi kafirlerin simgelerinden, bayraklarından sakındırmamız gerekir.

    Fakat malesef zamanımızda, tevhid üzere olduklarını ve İslam’ı hakim kılmak için çalıştıklarını iddia eden nice topluluklar görürüz ki bunlar, tağutu temsil eden bayrakları asmakta, onları basmakta, onları yaymakta, bayrağa değer vermeyen ve saygı göstermeyenlere karşı çıkmaktadır.

    Ey tevhidi öğrenen! Allah (c.c) aşkına söyle, bu ümmet için hangisi daha faydalıdır?

    Tevhidi gerçek manada sağlamamalarına rağmen insanları tevhide çağıran, insanlara sahte İslam’ı anlatan kişiler mi, yoksa sütünden, etinden ve derisinden istifade ettiğimiz hayvanlar mı?





+ Yorum Gönder