Konusunu Oylayın.: Ailelerin de rızası ve haberi doğrultusunda evlenmeden dini nikah yaptırmak caiz midir ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ailelerin de rızası ve haberi doğrultusunda evlenmeden dini nikah yaptırmak caiz midir ?
  1. 29.Mart.2011, 21:59
    1
    Misafir

    Ailelerin de rızası ve haberi doğrultusunda evlenmeden dini nikah yaptırmak caiz midir ?






    Ailelerin de rızası ve haberi doğrultusunda evlenmeden dini nikah yaptırmak caiz midir ? Mumsema Hayırlı akşamlar.

    Hemen durumumuzu anlatmak istiyorum ve sizden bir yol göstermenizi rica edicektim.

    4 senedir sevdiğim insanla beraber, şehir dışında üniversite okuyoruz. Elhamdülillah, ne kadar pis bir yerde okusak da, her adımımızda, Rabbim'in yolundan gitmeye çalışıyor, her türlü günahtan uzak durmaya çalışıyoruz inşaAllah. Ve biz Rabbim yolunda, bu kadar hassas düşünüp hareket etmeye çalıştığımız için, "göz göze bakmanın, göz zinası" olduğunu düşünmenin bile, bizi ne kadar lime lime ettiğini bilemezsiniz. Ve ikimizin aileside 4 senedir bizi biliyorlar, onay veriyorlar Elhamdülillah. Ama malesef şöyle bir durum var ki, Hak yolundan düşünüp karar vermek yerine, devre göre hareket edip karar veriyorlar. Yani şöyle ki hocam, biz evlenmek istediğimize dair bişey dediğimizde, "daha okulunuz bitmedi, daha askerlik var, daha iş var" gibi, dünyalık yani Hak yolunda geçerli olmayan nedenleri sunuyorlar önümüze. Bizim zaten istediğimiz, en azından, Hak yolunda helal olabilmek, Rabbim huzunda helal olup, 1-1buçuk sene daha bu şartların yerine gelmesini beklemeden, en azından imam nikahı yapmak istiyoruz. Bizim asla ama asla amacımız cinsel anlamda rahata kavuşmak değil, sadece ve sadece Rabbim huzurunda helal olmak, başka da hiç bir niyetimiz yok.

    Ailelerimiz bizi sonuna kadar destekliyor evlilik yolunda Elhamdülillah. Ama malesef ki işte dünyalık düşünüyorlar ve prosedürlerin(okul-askerlik-iş) yerine gelmesini beklememeizi söylüyorlar. Size sorum şu olacak hocam, ailelerin bize rızası olduğu için, imam nikahı yapabilirmiyiz gene de hocam?

    Selam ve dua ile...

    Şimdiden cevabınız için Allah c.c razı olsun...


  2. 29.Mart.2011, 21:59
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Hayırlı akşamlar.

    Hemen durumumuzu anlatmak istiyorum ve sizden bir yol göstermenizi rica edicektim.

    4 senedir sevdiğim insanla beraber, şehir dışında üniversite okuyoruz. Elhamdülillah, ne kadar pis bir yerde okusak da, her adımımızda, Rabbim'in yolundan gitmeye çalışıyor, her türlü günahtan uzak durmaya çalışıyoruz inşaAllah. Ve biz Rabbim yolunda, bu kadar hassas düşünüp hareket etmeye çalıştığımız için, "göz göze bakmanın, göz zinası" olduğunu düşünmenin bile, bizi ne kadar lime lime ettiğini bilemezsiniz. Ve ikimizin aileside 4 senedir bizi biliyorlar, onay veriyorlar Elhamdülillah. Ama malesef şöyle bir durum var ki, Hak yolundan düşünüp karar vermek yerine, devre göre hareket edip karar veriyorlar. Yani şöyle ki hocam, biz evlenmek istediğimize dair bişey dediğimizde, "daha okulunuz bitmedi, daha askerlik var, daha iş var" gibi, dünyalık yani Hak yolunda geçerli olmayan nedenleri sunuyorlar önümüze. Bizim zaten istediğimiz, en azından, Hak yolunda helal olabilmek, Rabbim huzunda helal olup, 1-1buçuk sene daha bu şartların yerine gelmesini beklemeden, en azından imam nikahı yapmak istiyoruz. Bizim asla ama asla amacımız cinsel anlamda rahata kavuşmak değil, sadece ve sadece Rabbim huzurunda helal olmak, başka da hiç bir niyetimiz yok.

    Ailelerimiz bizi sonuna kadar destekliyor evlilik yolunda Elhamdülillah. Ama malesef ki işte dünyalık düşünüyorlar ve prosedürlerin(okul-askerlik-iş) yerine gelmesini beklememeizi söylüyorlar. Size sorum şu olacak hocam, ailelerin bize rızası olduğu için, imam nikahı yapabilirmiyiz gene de hocam?

    Selam ve dua ile...

    Şimdiden cevabınız için Allah c.c razı olsun...


    Benzer Konular

    - Nişanlılık döneminde konuşup görüşmeler haram olmasın diye dinî nikâh yaptırmak caiz midir?

    - Ailelerin haberi olmadan nişanlanmak caiz midir?

    - Ailelerin haberi olmadan nişanlımla aramızda dini nikah kıydırabilirmiyiz?

    - Sadece ailelerin ve yakın akrabaların bildiği dini nikah geçerli midir?

    - Kız arkadaşımla, ailelerin haberi olmadan nikah yapmak istiyorum. ne yapmalıyım?

  3. 30.Mart.2011, 12:05
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ailelerin de rızası ve haberi doğrultusunda evlenmeden dini nikah yaptırmak caiz midir ?




    Rükünlerine uyularak akdedilen bir nikahın, sonuçlarını meydana getirebilmesi için “sahih” olması gerekir. Bu da, İslam’ın belirlediği sıhhat şartlarının bulunması ile gerçekleşir. Aksi halde, eksikliğin durumuna göre nikah “batıl” veya “fasid” olur.
    Evliliğin geçerli olması için bulunması gereken sıhhat şartları şunlardır:

    A) Evlenecek Eşler Arasında Sürekli Veya Geçici Bir Evlenme Engelinin Bulunmaması:
    Eşlerin, nikah akdi sırasında evliliğe mahal olması gerekir. Bu yüzden kadının nesep, süt veya sıhrî hısımlık gibi bir nedenle erkeğe haram olması durumunda, nikah batıl olur. Bir mümin erkeğin kız, kız kardeş, anne, kardeşin kızı, hala, teyze gibi nesep hısımları veya süt anne, süt kardeş gibi süt hısımları yahut esinin annesi veya kızı gibi sıhrî hısımları ile evlenmesi ebedî olarak caiz değildir.
    Diğer yandan kadının başka birisi ile evli olması veya iddetli bulunması gibi durumlarda evlenme engeli geçici olur. Kadın boşanıp iddetini bitirince onunla evlenmek mümkün ve caiz olur. Evlilik bir dış etkenden dolayı sahih olmazsa “fasit” adını alır. Cinsel birleşme olursa bazı sonuçlar meydana gelir. Fasit ve batıl evlilikler üzerinde ayrıca duracağımız için kısa geçiyoruz.
    B) icap Ve Kabulün Süreklilik Bildiren Bir Üslupla İfade Edilmesi:
    Evlilik sırasında icap ve kabul geçici değil, süreklilik bildiren bir üslupla ifade edilmelidir. Evlilik “bir ay” veya “bir yıl” gibi belirli bir süre ile yapılmışsa nikah akdi batıl olur. Erkeğin kadına, “Bir ay süre ile senin cinsel yönlerinden yararlanayım” veya “Seni bir ay veya bir yıl süreyle yahut bu beldede oturduğum sürece kendime nikahladım” dese, kadın bu teklifi kabul edince, birincisine “mut’a nikahı”, ikincisine ise “geçici (muvakkat) nikah” denir.
    C) Evlilik Akdi Sırasında İki Şahidin Bulunması:
    Evlilik geleceğe ait hak ve sorumluluklar doğuran bir müessese olduğu ve haramı helalden ayırdığı için, bunun topluma açıklanması, gizli kalmaması ve belirli şahitlerle belgelenmesi gerekli görülmüştür. Bu yüzden veli dışında iki şahit bulunmadıkça nikah akdi sahih olmaz. Delil ayet ve hadislerdir.
    Allahü Teala şöyle buyurur: “Erkeklerinizden iki şahit tutun. Eğer iki erkek olmazsa, o durumda razı olacağınız şahitlerden bir erkekle iki kadın yeter.” (el-Bakara, 2/282) Ayet, ticaretle ilgili olmakla birlikte evlilik akdini de kapsamına alır. Akitlerde şahit, genellikle anlaşmazlık durumunda tarafların haklarını korumada ispat kolaylığı sağlar. Evlenme akdi de eşlerin lehine ve aleyhine hukukî sonuçlar meydana getiren bir akittir. Mehir, nafaka yükümlülüğü, nesebin sabit olması, sıhrî hısımlığın doğması bunlar arasındadır. Diğer yandan evlilik akdinin topluma ilan edilerek yapılması ve şahitlerin bulunması evlileri zina töhmetinden korur.
    1) Evlenme şahidinde aranan nitelikler:
    Evlenmede şahidin fonksiyonu, evlenmeye ilişkin icap ve kabulü işitmek ve anlamaktan ibarettir. Bunun için şahitlerin aynı yerde ve birlikte bulunmaları gerekir. Ayrı ayrı yerlerde veya aynı yerde olmakla birlikte, birbiri ardından evlenme iradelerine şahit olan kimselerin şahitlikleri geçerli sayılmaz.
    Şahitte aranan nitelikler şunlardır:
    a. Şahit akıllı ve ergin olmalıdır.
    Akıl hastası veya küçük çocukların şahitliği yeterli değildir.
    b. Şahitlerin iki erkek veya bir erkek iki kadın olması gerekir. Tek şahitle nikah geçerli olmaz. Çünkü hadiste “Bir velî ve iki adaletli şahit olmadıkça nikah olmaz” buyurulmuştur. (Ebu Davud, Nikah, 19; bk. el-Bakara, 2/282)
    İmam Şafiîye göre bu ayet nikah akdini kapsamaz. Kısasta ve diğer serî cezalarda olduğu gibi, nikahta her iki şahidin erkek olması şarttır. Hanbelî ve Malikîler de aynı görüştedir.
    Hanefîlere göre, kadınlar nikahta taraf oldukları gibi, bir erkek için iki kadın olmak üzere şahitlik yapabilirler. Bunların şahitlikleri yalnız had ve kısas davalarında unutma ve gaflet sebebiyle kabul edilmez. Çünkü hadler şüphe ile düşer. (es-Serahsî, a.g.e., V, 32, 33; ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 74, 75; Döndüren, Delilleriyle İslam Hukuku, S: 208, 209.)
    c. Şahit hür olmalıdır.
    Hanbeliler dışındaki çoğunluk, şahitlerin hür olması gerektiğini söyler. Hanbelîlere göre ise, köle diğer haklar konusunda şahitlik yapabildiği gibi nikahta da şahit olabilir. Çünkü bunu yasaklayan bir ayet, hadis veya icma yoktur. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 75.)
    d. Müslüman olmalıdır.
    İki tarafın müslüman olduğu bir evlenmede her iki şahidin de müslüman olması gerektiğinde görüş birliği vardır. Çünkü gayri müslimin müslüman üzerinde velayet hakkı yoktur. (en-Nisa’, 4/141; el-Kasanî, a.g.e., II, 253.)
    Ebu Hanîfe ve Ebu Yusuf’a göre, iki taraf veya yalnız kadın ehl-i kitaptan olursa şahitler de ehl-i kitaptan olabilir.
    e. Çoğunluk fakihlere göre, görme yeteneği şart olmayıp, işitme ve anlama yeteneğinin bulunması şarttır. Bu nedenle şahidin nikah akdinde konuşulan sözleri anlaması gerekir. Çünkü şahitliğin amacı budur. Aksi halde şahit, bir söz kesme veya nişan merasimini nikah akdi sanabilir. Bu da toplumda yanlış anlamalara neden olur.
    f. Şahitler evlenecek kimselerin usul, fürû veya diğer hısımlarından olabilir. Buna göre, ana, baba, dede ve nine ile, eşlerin oğul veya kızları nikahta -yukarıda belirtilen niteliklere sahip iseler-şahit olabilirler. Çoğunluğa göre bu hısımlardan birisi veli olarak akde katılıyorsa şahit sayılmaz. (el-Kasani, a.g.e., II, 253, 254; el-Fetava’l-Hindiyye, I, 267, 268)
    g. Hanefîlere göre, şahitlerin adaletli olması şart değildir. İki fasık şahidin şahitliği de yeterlidir. Çünkü fasık veli olmaya ehildir. İmamiyye Şiası da bu görüştedir. Hatta İmamiyye mezhebine göre, nikahta şahit bulundurma, akdin sıhhat şartı değil, menduptur. Onlar sürekli nikahta şahit bulundurma, ilan ve açığa vurmayı müstehap sayarlar. En sağlam görüşe göre, kadın reşid, ergin olunca iki şahit ve velinin hazır bulunması şart değildir. (el-Muhtasaru’n-Nafi’ fî Fıkhı’l-İmamiyye, Mısır, t.y., s. 194)
    Hanefîler dışındaki çoğunluğa göre, fasığın şahitliği ile evlilik akdi sahih olmaz. Çünkü, Hz. Peygamber “Bir veli ve iki adaletli şahit bulunmadıkça evlilik olmaz” (Ebu Davud, Nikah, 19.) buyurmuştur. Ancak İmam Maiik’e göre, adaletli şahit bulunmazsa ahlakî durumu bilinmeyen kimse nikahta şahitlik yapabilir. (el-Kasanî, a.g.e., II, 255; el-Cezîrî, a.g.e., IV, 25.)
    2) Gizli nikahın hükmü:
    Dışarıda açıklanmamak üzere gizlice yapılan nikah akdi caiz değildir. Ancak nikah akdi şahitlerin önünde yapılıp da, sonradan şahitlere bunu gizlemeleri ve dışarıda açıklamamaları tavsiye edilse, bu evlilik gizli yapılmış sayılır mı?
    Ebu Hanîfe ve İmam Şafiî’ye göre böyle bir evlilik gizli yapılmış sayılmaz. Çünkü şahitlere sonradan yapılacak gizli tutma tavsiyeleri nikah akdine zarar vermez. (es-Serahsî, a.g.e., V, 31; İbn Rüşd, a.g.e., II, 15.)
    İmam Malik ise evliliğin topluma ilanını bir şart olarak kabul ettiği için, gizli yapılan veya şahitlerden gizlemeleri istenen bir nikahı geçerli saymaz.
    İmam Malik gizli nikahı şöyle tarif eder: Kocanın şahitlerden nikah akdini, daha önce evli ise önceki karısından veya ev halkı bile olsa diğer insanlardan gizlemelerini istediği nikahtır. Böyle bir evlilikte cinsel birleşme olmuşsa, şahitsiz evlilikle birleşmede olduğu gibi nikah akdi feshedilir ve bu bir bain talak (kesin boşama) sayılır. Eğer eşler cinsel birleşmeyi ikrar eder veya bu durum, zinadaki gibi dört şahitle sabit olursa her iki eşe de değnek (celde) veya recm cezası uygulanır. Ancak def çalmak veya düğün yemeği vermek yahut veli dışında tek şahitle de olsa nikah ilan edilmiş olursa, şüphe bulunduğu için had cezası düşer. Nitekim Allah’ın Rasülü; “Gücünüzün yettiği kadar, şüphe bulununca had cezalarını düşürünüz” (Tirmizî, Hudüd, 2.) buyurmuştur.
    Hanbelîlere göre ise gizli tutma tavsiyesi nikahı geçersiz kılmaz. Evliliği veli, şahitler ve eşler gizlese de bu geçerli olur, fakat böyle bir gizleme mekruhtur. (Mer’a, b. Yusuf, Gayetü’l-Muntehî, 1. baskı, Dimşak, III, 27.)
    Diğer yandan İbn Ebî Leyla, Ebu Sevr ve Ebü Bekr el-Esamm’a göre evlilikte şahit bulundurmak şart değildir. Bu fakihlerin dayandığı delil; “Kadınlardan hoşunuza gidenleri nikahlayın… “ (en-Nisa, 4/3) ve “İçinizden bekar olanları evlendirin” (en-Nur, 24/32) ayetlerinin genel anlamıdır. Onlar bu konudaki hadisleri, ayetlerin mutlak anlamını sınırlayacak güçte görmemişlerdir.
    Ancak çoğunluk müctehitler bu görüşü reddetmiş ve nikahta şahitten söz eden hadislerin meşhur olduğunu ve ayetlerin mutlak anlamını sınırlayacak güçte bulunduğunu söylemişlerdir. (ez-Zühaylî,a.g.e.,VII,71, 72.)�
    D) Evlilikte Rıza Ve İhtiyarın Bulunması:
    Evlilik bir erkekle kadının ömür boyu birlikte yaşama ve hayatın iyi ve kötü yanlarını birlikte omuzlama ilkesine dayandığı için, başlangıçta karşılıklı rızanın bulunması asıldır. Evlenecek olanların rızasının bulunmadığı bir nikah geçerli olmaz. Bu yüzden eşlerden birisi ölüm, şiddetli dayak veya uzun süreli hapis korkusu altında evliliğe zorlansa böyle bir nikah fasit olur.
    Nitekim hadiste şöyle buyurulmuştur: “Allahu Teala, ümmetimden yanılma, unutma ve zorlandıkları şeyin hükmünü kaldırmıştır.” (İbn Mace, Talak, 16.)
    Hz. Aişe, zorla evlendirilen bir kızla ilgili olarak Allah’ın Rasülünün uygulamasını şöyle anlatır: “Ensar’dan Hıdam’ın kızı el-Hansa (r. anha) Hz. Aişe’ye gelip; “Babam aile şerefini artırmak için, beni kardeşinin oğlu ile evlendirdi. Ben ise bu evliliği istemiyorum” dedi. Aişe de ona; “Rasulullah (s.a.s) gelinceye kadar bekle” dedi. Hz. Peygamber gelince Aişe ona durumu anlattı. O da kızın babasını çağırdı ve kadına seçme hakkı verdi. Bunun üzerine kadın şöyle dedi: Ey Allah elçisi! Babamın aktettiği nikahı kabul ettim. Fakat bu davranışımla kadınlara, babalarının evlilikte böyle bir yetkisi bulunmadığını bildirmek istemiştim.” (Ahmed b. Hanbel, VI, 368; es-San’anî, Sübülü’s-Selam, 2. baskı, III, 122 vd.; Ayrıntı için bk. Buharî, Nikah, 42; Tirmizî, Nikah, 14.)
    Hanefîlere göre zorlanan kimsenin nikahı ve boşaması geçerli sayılmıştır. Çünkü zorlananın her ne kadar rızası yoksa da kasıt ve tercihi vardır. Bu da, şaka ile bir muamele yapana benzer.
    Hadiste şöyle buyurulmuştur: “Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir. Nikah, talak ve cayılabilir boşamada eşine dönme.” (Ebu Davud, Talak, 9; Tirmizi, Talak, 9; İbn Mace, Talak, 13)
    1917 tarihli Osmanlı Hukuki Aile Kararnamesi, Şafiî mezhebinin görüşünü esas alarak, zorlanan kişinin nikahını fasit saymıştır. (H.A.K., mad. 57; Cin, a.g.e., 167

    Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hangi kadına velisinin izni olmaksızın nikah kıyılırsa onun nikahı batıldır onun nikahı batıldır onun nikahı batıldır...)
    (İbn Mâce, Nikah: 15)

    arşivden alıntı....


  4. 30.Mart.2011, 12:05
    2
    Silent and lonely rains



    Rükünlerine uyularak akdedilen bir nikahın, sonuçlarını meydana getirebilmesi için “sahih” olması gerekir. Bu da, İslam’ın belirlediği sıhhat şartlarının bulunması ile gerçekleşir. Aksi halde, eksikliğin durumuna göre nikah “batıl” veya “fasid” olur.
    Evliliğin geçerli olması için bulunması gereken sıhhat şartları şunlardır:

    A) Evlenecek Eşler Arasında Sürekli Veya Geçici Bir Evlenme Engelinin Bulunmaması:
    Eşlerin, nikah akdi sırasında evliliğe mahal olması gerekir. Bu yüzden kadının nesep, süt veya sıhrî hısımlık gibi bir nedenle erkeğe haram olması durumunda, nikah batıl olur. Bir mümin erkeğin kız, kız kardeş, anne, kardeşin kızı, hala, teyze gibi nesep hısımları veya süt anne, süt kardeş gibi süt hısımları yahut esinin annesi veya kızı gibi sıhrî hısımları ile evlenmesi ebedî olarak caiz değildir.
    Diğer yandan kadının başka birisi ile evli olması veya iddetli bulunması gibi durumlarda evlenme engeli geçici olur. Kadın boşanıp iddetini bitirince onunla evlenmek mümkün ve caiz olur. Evlilik bir dış etkenden dolayı sahih olmazsa “fasit” adını alır. Cinsel birleşme olursa bazı sonuçlar meydana gelir. Fasit ve batıl evlilikler üzerinde ayrıca duracağımız için kısa geçiyoruz.
    B) icap Ve Kabulün Süreklilik Bildiren Bir Üslupla İfade Edilmesi:
    Evlilik sırasında icap ve kabul geçici değil, süreklilik bildiren bir üslupla ifade edilmelidir. Evlilik “bir ay” veya “bir yıl” gibi belirli bir süre ile yapılmışsa nikah akdi batıl olur. Erkeğin kadına, “Bir ay süre ile senin cinsel yönlerinden yararlanayım” veya “Seni bir ay veya bir yıl süreyle yahut bu beldede oturduğum sürece kendime nikahladım” dese, kadın bu teklifi kabul edince, birincisine “mut’a nikahı”, ikincisine ise “geçici (muvakkat) nikah” denir.
    C) Evlilik Akdi Sırasında İki Şahidin Bulunması:
    Evlilik geleceğe ait hak ve sorumluluklar doğuran bir müessese olduğu ve haramı helalden ayırdığı için, bunun topluma açıklanması, gizli kalmaması ve belirli şahitlerle belgelenmesi gerekli görülmüştür. Bu yüzden veli dışında iki şahit bulunmadıkça nikah akdi sahih olmaz. Delil ayet ve hadislerdir.
    Allahü Teala şöyle buyurur: “Erkeklerinizden iki şahit tutun. Eğer iki erkek olmazsa, o durumda razı olacağınız şahitlerden bir erkekle iki kadın yeter.” (el-Bakara, 2/282) Ayet, ticaretle ilgili olmakla birlikte evlilik akdini de kapsamına alır. Akitlerde şahit, genellikle anlaşmazlık durumunda tarafların haklarını korumada ispat kolaylığı sağlar. Evlenme akdi de eşlerin lehine ve aleyhine hukukî sonuçlar meydana getiren bir akittir. Mehir, nafaka yükümlülüğü, nesebin sabit olması, sıhrî hısımlığın doğması bunlar arasındadır. Diğer yandan evlilik akdinin topluma ilan edilerek yapılması ve şahitlerin bulunması evlileri zina töhmetinden korur.
    1) Evlenme şahidinde aranan nitelikler:
    Evlenmede şahidin fonksiyonu, evlenmeye ilişkin icap ve kabulü işitmek ve anlamaktan ibarettir. Bunun için şahitlerin aynı yerde ve birlikte bulunmaları gerekir. Ayrı ayrı yerlerde veya aynı yerde olmakla birlikte, birbiri ardından evlenme iradelerine şahit olan kimselerin şahitlikleri geçerli sayılmaz.
    Şahitte aranan nitelikler şunlardır:
    a. Şahit akıllı ve ergin olmalıdır.
    Akıl hastası veya küçük çocukların şahitliği yeterli değildir.
    b. Şahitlerin iki erkek veya bir erkek iki kadın olması gerekir. Tek şahitle nikah geçerli olmaz. Çünkü hadiste “Bir velî ve iki adaletli şahit olmadıkça nikah olmaz” buyurulmuştur. (Ebu Davud, Nikah, 19; bk. el-Bakara, 2/282)
    İmam Şafiîye göre bu ayet nikah akdini kapsamaz. Kısasta ve diğer serî cezalarda olduğu gibi, nikahta her iki şahidin erkek olması şarttır. Hanbelî ve Malikîler de aynı görüştedir.
    Hanefîlere göre, kadınlar nikahta taraf oldukları gibi, bir erkek için iki kadın olmak üzere şahitlik yapabilirler. Bunların şahitlikleri yalnız had ve kısas davalarında unutma ve gaflet sebebiyle kabul edilmez. Çünkü hadler şüphe ile düşer. (es-Serahsî, a.g.e., V, 32, 33; ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 74, 75; Döndüren, Delilleriyle İslam Hukuku, S: 208, 209.)
    c. Şahit hür olmalıdır.
    Hanbeliler dışındaki çoğunluk, şahitlerin hür olması gerektiğini söyler. Hanbelîlere göre ise, köle diğer haklar konusunda şahitlik yapabildiği gibi nikahta da şahit olabilir. Çünkü bunu yasaklayan bir ayet, hadis veya icma yoktur. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 75.)
    d. Müslüman olmalıdır.
    İki tarafın müslüman olduğu bir evlenmede her iki şahidin de müslüman olması gerektiğinde görüş birliği vardır. Çünkü gayri müslimin müslüman üzerinde velayet hakkı yoktur. (en-Nisa’, 4/141; el-Kasanî, a.g.e., II, 253.)
    Ebu Hanîfe ve Ebu Yusuf’a göre, iki taraf veya yalnız kadın ehl-i kitaptan olursa şahitler de ehl-i kitaptan olabilir.
    e. Çoğunluk fakihlere göre, görme yeteneği şart olmayıp, işitme ve anlama yeteneğinin bulunması şarttır. Bu nedenle şahidin nikah akdinde konuşulan sözleri anlaması gerekir. Çünkü şahitliğin amacı budur. Aksi halde şahit, bir söz kesme veya nişan merasimini nikah akdi sanabilir. Bu da toplumda yanlış anlamalara neden olur.
    f. Şahitler evlenecek kimselerin usul, fürû veya diğer hısımlarından olabilir. Buna göre, ana, baba, dede ve nine ile, eşlerin oğul veya kızları nikahta -yukarıda belirtilen niteliklere sahip iseler-şahit olabilirler. Çoğunluğa göre bu hısımlardan birisi veli olarak akde katılıyorsa şahit sayılmaz. (el-Kasani, a.g.e., II, 253, 254; el-Fetava’l-Hindiyye, I, 267, 268)
    g. Hanefîlere göre, şahitlerin adaletli olması şart değildir. İki fasık şahidin şahitliği de yeterlidir. Çünkü fasık veli olmaya ehildir. İmamiyye Şiası da bu görüştedir. Hatta İmamiyye mezhebine göre, nikahta şahit bulundurma, akdin sıhhat şartı değil, menduptur. Onlar sürekli nikahta şahit bulundurma, ilan ve açığa vurmayı müstehap sayarlar. En sağlam görüşe göre, kadın reşid, ergin olunca iki şahit ve velinin hazır bulunması şart değildir. (el-Muhtasaru’n-Nafi’ fî Fıkhı’l-İmamiyye, Mısır, t.y., s. 194)
    Hanefîler dışındaki çoğunluğa göre, fasığın şahitliği ile evlilik akdi sahih olmaz. Çünkü, Hz. Peygamber “Bir veli ve iki adaletli şahit bulunmadıkça evlilik olmaz” (Ebu Davud, Nikah, 19.) buyurmuştur. Ancak İmam Maiik’e göre, adaletli şahit bulunmazsa ahlakî durumu bilinmeyen kimse nikahta şahitlik yapabilir. (el-Kasanî, a.g.e., II, 255; el-Cezîrî, a.g.e., IV, 25.)
    2) Gizli nikahın hükmü:
    Dışarıda açıklanmamak üzere gizlice yapılan nikah akdi caiz değildir. Ancak nikah akdi şahitlerin önünde yapılıp da, sonradan şahitlere bunu gizlemeleri ve dışarıda açıklamamaları tavsiye edilse, bu evlilik gizli yapılmış sayılır mı?
    Ebu Hanîfe ve İmam Şafiî’ye göre böyle bir evlilik gizli yapılmış sayılmaz. Çünkü şahitlere sonradan yapılacak gizli tutma tavsiyeleri nikah akdine zarar vermez. (es-Serahsî, a.g.e., V, 31; İbn Rüşd, a.g.e., II, 15.)
    İmam Malik ise evliliğin topluma ilanını bir şart olarak kabul ettiği için, gizli yapılan veya şahitlerden gizlemeleri istenen bir nikahı geçerli saymaz.
    İmam Malik gizli nikahı şöyle tarif eder: Kocanın şahitlerden nikah akdini, daha önce evli ise önceki karısından veya ev halkı bile olsa diğer insanlardan gizlemelerini istediği nikahtır. Böyle bir evlilikte cinsel birleşme olmuşsa, şahitsiz evlilikle birleşmede olduğu gibi nikah akdi feshedilir ve bu bir bain talak (kesin boşama) sayılır. Eğer eşler cinsel birleşmeyi ikrar eder veya bu durum, zinadaki gibi dört şahitle sabit olursa her iki eşe de değnek (celde) veya recm cezası uygulanır. Ancak def çalmak veya düğün yemeği vermek yahut veli dışında tek şahitle de olsa nikah ilan edilmiş olursa, şüphe bulunduğu için had cezası düşer. Nitekim Allah’ın Rasülü; “Gücünüzün yettiği kadar, şüphe bulununca had cezalarını düşürünüz” (Tirmizî, Hudüd, 2.) buyurmuştur.
    Hanbelîlere göre ise gizli tutma tavsiyesi nikahı geçersiz kılmaz. Evliliği veli, şahitler ve eşler gizlese de bu geçerli olur, fakat böyle bir gizleme mekruhtur. (Mer’a, b. Yusuf, Gayetü’l-Muntehî, 1. baskı, Dimşak, III, 27.)
    Diğer yandan İbn Ebî Leyla, Ebu Sevr ve Ebü Bekr el-Esamm’a göre evlilikte şahit bulundurmak şart değildir. Bu fakihlerin dayandığı delil; “Kadınlardan hoşunuza gidenleri nikahlayın… “ (en-Nisa, 4/3) ve “İçinizden bekar olanları evlendirin” (en-Nur, 24/32) ayetlerinin genel anlamıdır. Onlar bu konudaki hadisleri, ayetlerin mutlak anlamını sınırlayacak güçte görmemişlerdir.
    Ancak çoğunluk müctehitler bu görüşü reddetmiş ve nikahta şahitten söz eden hadislerin meşhur olduğunu ve ayetlerin mutlak anlamını sınırlayacak güçte bulunduğunu söylemişlerdir. (ez-Zühaylî,a.g.e.,VII,71, 72.)�
    D) Evlilikte Rıza Ve İhtiyarın Bulunması:
    Evlilik bir erkekle kadının ömür boyu birlikte yaşama ve hayatın iyi ve kötü yanlarını birlikte omuzlama ilkesine dayandığı için, başlangıçta karşılıklı rızanın bulunması asıldır. Evlenecek olanların rızasının bulunmadığı bir nikah geçerli olmaz. Bu yüzden eşlerden birisi ölüm, şiddetli dayak veya uzun süreli hapis korkusu altında evliliğe zorlansa böyle bir nikah fasit olur.
    Nitekim hadiste şöyle buyurulmuştur: “Allahu Teala, ümmetimden yanılma, unutma ve zorlandıkları şeyin hükmünü kaldırmıştır.” (İbn Mace, Talak, 16.)
    Hz. Aişe, zorla evlendirilen bir kızla ilgili olarak Allah’ın Rasülünün uygulamasını şöyle anlatır: “Ensar’dan Hıdam’ın kızı el-Hansa (r. anha) Hz. Aişe’ye gelip; “Babam aile şerefini artırmak için, beni kardeşinin oğlu ile evlendirdi. Ben ise bu evliliği istemiyorum” dedi. Aişe de ona; “Rasulullah (s.a.s) gelinceye kadar bekle” dedi. Hz. Peygamber gelince Aişe ona durumu anlattı. O da kızın babasını çağırdı ve kadına seçme hakkı verdi. Bunun üzerine kadın şöyle dedi: Ey Allah elçisi! Babamın aktettiği nikahı kabul ettim. Fakat bu davranışımla kadınlara, babalarının evlilikte böyle bir yetkisi bulunmadığını bildirmek istemiştim.” (Ahmed b. Hanbel, VI, 368; es-San’anî, Sübülü’s-Selam, 2. baskı, III, 122 vd.; Ayrıntı için bk. Buharî, Nikah, 42; Tirmizî, Nikah, 14.)
    Hanefîlere göre zorlanan kimsenin nikahı ve boşaması geçerli sayılmıştır. Çünkü zorlananın her ne kadar rızası yoksa da kasıt ve tercihi vardır. Bu da, şaka ile bir muamele yapana benzer.
    Hadiste şöyle buyurulmuştur: “Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir. Nikah, talak ve cayılabilir boşamada eşine dönme.” (Ebu Davud, Talak, 9; Tirmizi, Talak, 9; İbn Mace, Talak, 13)
    1917 tarihli Osmanlı Hukuki Aile Kararnamesi, Şafiî mezhebinin görüşünü esas alarak, zorlanan kişinin nikahını fasit saymıştır. (H.A.K., mad. 57; Cin, a.g.e., 167

    Âişe (r.anha)’dan rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Hangi kadına velisinin izni olmaksızın nikah kıyılırsa onun nikahı batıldır onun nikahı batıldır onun nikahı batıldır...)
    (İbn Mâce, Nikah: 15)

    arşivden alıntı....





+ Yorum Gönder