Konusunu Oylayın.: Hz.Alinin Okuduğu Hutbelere Örnekler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz.Alinin Okuduğu Hutbelere Örnekler
  1. 28.Mart.2011, 06:48
    1
    Misafir

    Hz.Alinin Okuduğu Hutbelere Örnekler






    Hz.Alinin Okuduğu Hutbelere Örnekler Mumsema Hz.Alinin Okuduğu Hutbelere Örnekler


  2. 28.Mart.2011, 06:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 28.Mart.2011, 07:02
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Hz.Alinin Okuduğu Hutbelere Örnekler




    Hz. Alinin Hutbesi

    Ey Allah'ın Kulları!
    Aziz ve Celil olan Allah, sizleri korkunç bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstermiştir. Sizleri hayra; Allah’a ve Resulüne imana ve Allah yolunda savaşa yöneltmiştir. Bunların karşılığında ecir olarak günahlarınızı affetmeyi ve sizleri Adn Cennetlerinde çok güzel köşkler vaad etmiştir. Sonra kendi uğrunda kenetlenmiş binalar, gibi birbirlerine sımsıkı bağlı, saf halinde savaşanları sevdiğini de bildirmiştir. Öyle ise saflarınızı düzgün tutunuz. Zırhlıları öne geçirin, zırhsız ve miğfersizleri arka saflarda tutunuz, dişinizi sıkınız.

    Ey Allah’ın kulları!
    Size ne oluyor da savaşa koşmanızı emrettiğim zaman yere mıhlanıp kalıyorsunuz? Zelil ve rezil olmayı, şerefli yaşamaya yeğ mi tutuyorsunuz? Cihada her çağırışımda, sanki ölüm baygınlığında imişsiniz gibi gözleriniz doluyor; kalpleriniz kapalı imiş gibi hiçbir şeyi düşünemez, gözleriniz kör gibi hiçbir şeyi göremez hale geliyorsunuz. Sizler Allah’a kulluk için yaratılmışınız. Sulh ve barış zamanlarında ise aslanlara benziyorsunuz. Savaşa çağırıldığınız zaman şaşkın tilkilere dönüyorsunuz. Hiçbir zaman bana güven ve itimat telkin edemediniz. Siz saldırıya uğrayan bir kafile değilsiniz. Kendisine sığınılan şeref sahibi kimseler de olamazsınız.

    Yemin ederim ki siz sadece ortalığı karıştırmakta mahirsiniz. Siz kimseyi tuzağa düşüremez ama kolayca tuzağa düşersiniz. Çevrenizdeki topraklar işgal edilse aldırış bile edemezsiniz. Ama siz gaflet uykusuna dalmış uyurken, düşmanlarınız uyumaz. Savaşan kimse uyanık olmalı ve aklını kullanmasını bilmesi gerekir.

    Savaşı terk eden zillete düşer. Birbirine düşen mutlaka mağlup olur. Mağlubun tüm hakları elinden alınır ve zulmedilir.

    Benim sizin üzerinizde bazı haklarım ve sizin benim üzerimde bir takım haklarınız vardır. Bendeki haklarınız; Sizinle beraber olduğum müddetçe sizlere nasihat etmek, ganimetlerinizi çoğaltmak, bir şey öğrenmeniz için eğitim ve öğretiminizi sağlamaktır. Benim sizdeki haklarıma gelince; Bana ettiğiniz biata bağlılık, gerek yanımda ve gerekse benden uzakta bana karşı samimi olmak, sizi çağırdığımda itaat etmek ve emrettiğimi yapmaktır.

    Allah sizin iyiliğinizi ister. Öyle ise benim hoşlanmadığım şeylerden vazgeçip, sevdiğim şeyleri yapmaya bakın O zaman arzularınıza ulaşıp, emellerinize kavuşursunuz...

    **

    Hz. Ali'nin (ra) Allah'ı Anlatan Diğer bir Hutbesi:


    Hamd, Allah'a ki övenler onu lâyıkıyla övemezler; nimetlerini sayıp dökenler, onları söyleyip bitiremezler; çalışıp çabalayanlar, hakkını edâ edemezler. Öyle bir ma'buddur ki derin düşünceler onu idrâk edemez; akıl-fikir, denizine dalanlar, zâtının künhüne eremez. Bir sınır yoktur ki sıfatını sınırlayabilsin; bir vasıf yaratılmamıştır ki zatına lâyık bulunsun. Yoktur ona sayılı bir an; yoktur onun için ertelenmiş bir zaman. Yaratılanları, kudretiyle o yaratmıştır; rüzgarları, rahmetiyle o estirmiştir; yarattığı yer yüzünü, dağlarla perçinlemiş, pekiştirmiştir.

    Dinin evveli onu tanımaktır. Tanıyışın kemâli, onu tasdik etmektir. Tasdik edişin kemâli, onu bir bilmektir. Bir bilişin kemâli, ona kalben inanmaktır. Kalben inanmanın kemâli onu noksan sıfatlardan tenzîh etmektir. Çünkü bilmek gerekir ki ne sıfat söylenirse söylensin, o sıfatla vasfedilemez; her sıfat, vasfedilenden gayridir; onunla bilinemez.

    Onu vasfetmeye kalkışan, onu bir başkasına eşit etmiş sayılır. Başkasını ona eşit sayan, ikiliğe düşmüş olur. İkiliğe düşen, tecezzîsini kaail olur; tecezzîsini kaail olan, onu tanımamış olur. Onu tanımayan, ona cihet isnat eder, ona işaret eyler. Ona işaret eden, onu sınırlar. Sınırlayan, sayıya sokar. Her nerde derse, onu bir yerde sanır, ona mekân isnat eder; bir yerde diyense, başka yeri ondan hâlî sanır.

    Allah vardır, yaratılmaksızın. Mevcuttur, yokluktan var olmaksızın. Her şeyle biledir, beraber değil. Her şeyden gayrıdır, ayrı değil. İşler yapar; harekete, âlete muhtaç olmadan. Görendir, görülen yokken. Birdir, bir varlığa muhtaç bulunmadan, hiç bir varın yokluğunu garipsemeden. Halkı yarattı, yaratmaya koyuldu, düşünüp kurmadan, işe deneyişten faydalanmadan, bir harekete, âlete muhtaç olmadan işe koyulmadan, koyulup yorulmadan. Her şeyi vaktinde yarattı, birbirlerine aykırı olan şeyleri birleştirdi, uzlaştırdı. Her şeyde bir istîdat, bir tabiat yarattı; her şeyin maddesini ona göre düzdü-koştu. O her şeyi olmadan bilendir O; sınırlarını, sonlarını kavrayıp kapsayandır O; her şeyin gizli, açık, her yanını bilendir O.

    Tenzîh ederim O'nu noksan sıfatlardan, dâima, yarattıklarına, şerîat sahibi bir peygamber göndermiştir; yahut bir kitap indirmiştir; yahut gerekli bir huccet tanıtmıştır; yahut da doğru yolu bildirmiştir. Öylesine peygamberlerdir onlar ki ne sayılarının azlığı yüzünden buyrukları bildirmede bir kusurda bulunmuşlardır, ne yalanlayanların çokluğu yüzünden bir taksîre düşmüşlerdir. Kimisi gelip geçmiştir; kendisinden sonra geleceğin adını bildirmiştir; kimisi çıkıp gelmiştir; ondan önceki onu tanıtmıştır.

    Bu yol-yordam üzere çağlar geçmiştir, zamanlar aşmıştır; atalar geçip gitmişlerdir, oğullar, yerlerine geçip yetmişlerdir. Sonunda, noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, va'dini yerine yetirmek, elçiliğini tamamlamak için Rasulullah Muhammed'i göndermiştir; Allah'ın sâlatı ona ve soyuna. Onu tanımak, tanıtmak için peygamberlerden söz almıştır; sıfatları tanınmıştır; doğumu ve doğduğu yer ve zaman yüceltilmiştir.

    O gün yeryüzündekiler, ayrı-ayrı yollara sapmışlardı; darmadağın dileklere sarılmışlardı; dağınık yollara sapıtmışlardı. Kimisi, Allah'ı, onun yarattığı şeylere benzetmedeydi; kimisi adını anarken batıl yola gitmedeydi; kimisi de ona şirk koşup sapıklık etmedeydi.

    Derken onunla sapıklıktan kurtardı onları, vücudunun bereketiyle bilgisizlikten halâs etti onları; sonra da, Allah'ın sâlâtı ona ve soyuna olsun, Muhammed'e noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah kendisine kavuşmayı seçti; katında ihsanda bulunmayı diledi; dünya yurdundan almakla ikrâm etti ona; belâlara eş olmayı reva görmedi ona. Kerem sahibi onu kendi katına aldı; Allah'ın sâlâtı ona ve soyuna olsun. O, sizin aranızda, peygamberlerin ümmetleri içinde bıraktığını bıraktı. Çünkü peygamberler, ümmetlerini başıboş bırakmadılar; apaçık bir yol bırakmadan gitmediler; bir bayrak dikmeden onları terketmediler.

    Rabbinizin kitâbı sizdedir, yanınızdadır; helâlini de apaçık göstermededir, harâmını da. Farzlarını da apaçık bildirmededir, üstün işlerini de. Bir hükmü kaldıran âyeti de açıklamıştır, hükmü kaldırılan âyeti de. Ruhsatlarını da bildirmiştir, azimetlerini de. Anlamı husûsî olan da apaçıktır, umûmî olan da. İbretleri de meydandadır, örnekleri de. Mutlak olanı da bildirilmiştir, mukayyet olanı da. Anlamı herkesçe anlaşılanı da beyan edilmiştir, anlaşılmayanı da. Kısaca anlatılanları tefsir edilmiştir, müşkül anlaşılanları açıklanmış, bildirilmiştir, öyle hükümleri vardır ki, o kitabın, mutlaka bilinmesi için ahit alınmıştır, öyle hükümleri de vardır ki kulların, onları bilmemesi de câiz sayılmıştır. Öyle âyetleri vardır ki kitapta farzdır da neshedilişi, sünnetle bildirilmiştir. Öyle âyetleri de vardır ki sünnetle vâcip olmuştur, kitaptaysa terk edilmesine ruhsat verilmiştir. Bazı hükümleri vaktinde vacîptir, ileri zamanlarda hükmü geçer. Haramlarının da hükümleri çeşit çeşittir; öyle büyük haramlar vardır ki onları yapana cehennem vardır; öyle küçükleri de vardır ki onları yapanların suçlarını örter, bağışlar. Öyle hükümleri vardır ki en azı da makbûldür, en çoğu da yapılabilir.


  4. 28.Mart.2011, 07:02
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Hz. Alinin Hutbesi

    Ey Allah'ın Kulları!
    Aziz ve Celil olan Allah, sizleri korkunç bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstermiştir. Sizleri hayra; Allah’a ve Resulüne imana ve Allah yolunda savaşa yöneltmiştir. Bunların karşılığında ecir olarak günahlarınızı affetmeyi ve sizleri Adn Cennetlerinde çok güzel köşkler vaad etmiştir. Sonra kendi uğrunda kenetlenmiş binalar, gibi birbirlerine sımsıkı bağlı, saf halinde savaşanları sevdiğini de bildirmiştir. Öyle ise saflarınızı düzgün tutunuz. Zırhlıları öne geçirin, zırhsız ve miğfersizleri arka saflarda tutunuz, dişinizi sıkınız.

    Ey Allah’ın kulları!
    Size ne oluyor da savaşa koşmanızı emrettiğim zaman yere mıhlanıp kalıyorsunuz? Zelil ve rezil olmayı, şerefli yaşamaya yeğ mi tutuyorsunuz? Cihada her çağırışımda, sanki ölüm baygınlığında imişsiniz gibi gözleriniz doluyor; kalpleriniz kapalı imiş gibi hiçbir şeyi düşünemez, gözleriniz kör gibi hiçbir şeyi göremez hale geliyorsunuz. Sizler Allah’a kulluk için yaratılmışınız. Sulh ve barış zamanlarında ise aslanlara benziyorsunuz. Savaşa çağırıldığınız zaman şaşkın tilkilere dönüyorsunuz. Hiçbir zaman bana güven ve itimat telkin edemediniz. Siz saldırıya uğrayan bir kafile değilsiniz. Kendisine sığınılan şeref sahibi kimseler de olamazsınız.

    Yemin ederim ki siz sadece ortalığı karıştırmakta mahirsiniz. Siz kimseyi tuzağa düşüremez ama kolayca tuzağa düşersiniz. Çevrenizdeki topraklar işgal edilse aldırış bile edemezsiniz. Ama siz gaflet uykusuna dalmış uyurken, düşmanlarınız uyumaz. Savaşan kimse uyanık olmalı ve aklını kullanmasını bilmesi gerekir.

    Savaşı terk eden zillete düşer. Birbirine düşen mutlaka mağlup olur. Mağlubun tüm hakları elinden alınır ve zulmedilir.

    Benim sizin üzerinizde bazı haklarım ve sizin benim üzerimde bir takım haklarınız vardır. Bendeki haklarınız; Sizinle beraber olduğum müddetçe sizlere nasihat etmek, ganimetlerinizi çoğaltmak, bir şey öğrenmeniz için eğitim ve öğretiminizi sağlamaktır. Benim sizdeki haklarıma gelince; Bana ettiğiniz biata bağlılık, gerek yanımda ve gerekse benden uzakta bana karşı samimi olmak, sizi çağırdığımda itaat etmek ve emrettiğimi yapmaktır.

    Allah sizin iyiliğinizi ister. Öyle ise benim hoşlanmadığım şeylerden vazgeçip, sevdiğim şeyleri yapmaya bakın O zaman arzularınıza ulaşıp, emellerinize kavuşursunuz...

    **

    Hz. Ali'nin (ra) Allah'ı Anlatan Diğer bir Hutbesi:


    Hamd, Allah'a ki övenler onu lâyıkıyla övemezler; nimetlerini sayıp dökenler, onları söyleyip bitiremezler; çalışıp çabalayanlar, hakkını edâ edemezler. Öyle bir ma'buddur ki derin düşünceler onu idrâk edemez; akıl-fikir, denizine dalanlar, zâtının künhüne eremez. Bir sınır yoktur ki sıfatını sınırlayabilsin; bir vasıf yaratılmamıştır ki zatına lâyık bulunsun. Yoktur ona sayılı bir an; yoktur onun için ertelenmiş bir zaman. Yaratılanları, kudretiyle o yaratmıştır; rüzgarları, rahmetiyle o estirmiştir; yarattığı yer yüzünü, dağlarla perçinlemiş, pekiştirmiştir.

    Dinin evveli onu tanımaktır. Tanıyışın kemâli, onu tasdik etmektir. Tasdik edişin kemâli, onu bir bilmektir. Bir bilişin kemâli, ona kalben inanmaktır. Kalben inanmanın kemâli onu noksan sıfatlardan tenzîh etmektir. Çünkü bilmek gerekir ki ne sıfat söylenirse söylensin, o sıfatla vasfedilemez; her sıfat, vasfedilenden gayridir; onunla bilinemez.

    Onu vasfetmeye kalkışan, onu bir başkasına eşit etmiş sayılır. Başkasını ona eşit sayan, ikiliğe düşmüş olur. İkiliğe düşen, tecezzîsini kaail olur; tecezzîsini kaail olan, onu tanımamış olur. Onu tanımayan, ona cihet isnat eder, ona işaret eyler. Ona işaret eden, onu sınırlar. Sınırlayan, sayıya sokar. Her nerde derse, onu bir yerde sanır, ona mekân isnat eder; bir yerde diyense, başka yeri ondan hâlî sanır.

    Allah vardır, yaratılmaksızın. Mevcuttur, yokluktan var olmaksızın. Her şeyle biledir, beraber değil. Her şeyden gayrıdır, ayrı değil. İşler yapar; harekete, âlete muhtaç olmadan. Görendir, görülen yokken. Birdir, bir varlığa muhtaç bulunmadan, hiç bir varın yokluğunu garipsemeden. Halkı yarattı, yaratmaya koyuldu, düşünüp kurmadan, işe deneyişten faydalanmadan, bir harekete, âlete muhtaç olmadan işe koyulmadan, koyulup yorulmadan. Her şeyi vaktinde yarattı, birbirlerine aykırı olan şeyleri birleştirdi, uzlaştırdı. Her şeyde bir istîdat, bir tabiat yarattı; her şeyin maddesini ona göre düzdü-koştu. O her şeyi olmadan bilendir O; sınırlarını, sonlarını kavrayıp kapsayandır O; her şeyin gizli, açık, her yanını bilendir O.

    Tenzîh ederim O'nu noksan sıfatlardan, dâima, yarattıklarına, şerîat sahibi bir peygamber göndermiştir; yahut bir kitap indirmiştir; yahut gerekli bir huccet tanıtmıştır; yahut da doğru yolu bildirmiştir. Öylesine peygamberlerdir onlar ki ne sayılarının azlığı yüzünden buyrukları bildirmede bir kusurda bulunmuşlardır, ne yalanlayanların çokluğu yüzünden bir taksîre düşmüşlerdir. Kimisi gelip geçmiştir; kendisinden sonra geleceğin adını bildirmiştir; kimisi çıkıp gelmiştir; ondan önceki onu tanıtmıştır.

    Bu yol-yordam üzere çağlar geçmiştir, zamanlar aşmıştır; atalar geçip gitmişlerdir, oğullar, yerlerine geçip yetmişlerdir. Sonunda, noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, va'dini yerine yetirmek, elçiliğini tamamlamak için Rasulullah Muhammed'i göndermiştir; Allah'ın sâlatı ona ve soyuna. Onu tanımak, tanıtmak için peygamberlerden söz almıştır; sıfatları tanınmıştır; doğumu ve doğduğu yer ve zaman yüceltilmiştir.

    O gün yeryüzündekiler, ayrı-ayrı yollara sapmışlardı; darmadağın dileklere sarılmışlardı; dağınık yollara sapıtmışlardı. Kimisi, Allah'ı, onun yarattığı şeylere benzetmedeydi; kimisi adını anarken batıl yola gitmedeydi; kimisi de ona şirk koşup sapıklık etmedeydi.

    Derken onunla sapıklıktan kurtardı onları, vücudunun bereketiyle bilgisizlikten halâs etti onları; sonra da, Allah'ın sâlâtı ona ve soyuna olsun, Muhammed'e noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah kendisine kavuşmayı seçti; katında ihsanda bulunmayı diledi; dünya yurdundan almakla ikrâm etti ona; belâlara eş olmayı reva görmedi ona. Kerem sahibi onu kendi katına aldı; Allah'ın sâlâtı ona ve soyuna olsun. O, sizin aranızda, peygamberlerin ümmetleri içinde bıraktığını bıraktı. Çünkü peygamberler, ümmetlerini başıboş bırakmadılar; apaçık bir yol bırakmadan gitmediler; bir bayrak dikmeden onları terketmediler.

    Rabbinizin kitâbı sizdedir, yanınızdadır; helâlini de apaçık göstermededir, harâmını da. Farzlarını da apaçık bildirmededir, üstün işlerini de. Bir hükmü kaldıran âyeti de açıklamıştır, hükmü kaldırılan âyeti de. Ruhsatlarını da bildirmiştir, azimetlerini de. Anlamı husûsî olan da apaçıktır, umûmî olan da. İbretleri de meydandadır, örnekleri de. Mutlak olanı da bildirilmiştir, mukayyet olanı da. Anlamı herkesçe anlaşılanı da beyan edilmiştir, anlaşılmayanı da. Kısaca anlatılanları tefsir edilmiştir, müşkül anlaşılanları açıklanmış, bildirilmiştir, öyle hükümleri vardır ki, o kitabın, mutlaka bilinmesi için ahit alınmıştır, öyle hükümleri de vardır ki kulların, onları bilmemesi de câiz sayılmıştır. Öyle âyetleri vardır ki kitapta farzdır da neshedilişi, sünnetle bildirilmiştir. Öyle âyetleri de vardır ki sünnetle vâcip olmuştur, kitaptaysa terk edilmesine ruhsat verilmiştir. Bazı hükümleri vaktinde vacîptir, ileri zamanlarda hükmü geçer. Haramlarının da hükümleri çeşit çeşittir; öyle büyük haramlar vardır ki onları yapana cehennem vardır; öyle küçükleri de vardır ki onları yapanların suçlarını örter, bağışlar. Öyle hükümleri vardır ki en azı da makbûldür, en çoğu da yapılabilir.


  5. 28.Mart.2011, 10:27
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz.Alinin Okuduğu Hutbelere Örnekler

    Alıntı
    Yemin ederim ki siz sadece ortalığı karıştırmakta mahirsiniz. Siz kimseyi tuzağa düşüremez ama kolayca tuzağa düşersiniz. Çevrenizdeki topraklar işgal edilse aldırış bile edemezsiniz. Ama siz gaflet uykusuna dalmış uyurken, düşmanlarınız uyumaz. Savaşan kimse uyanık olmalı ve aklını kullanmasını bilmesi gerekir.
    Bu zamanımızda ikilik çıkaran olmadık iftiralar atanlarda
    Sahabelere sövenlerde bunun örneklerini görüyoruz.


  6. 28.Mart.2011, 10:27
    3
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    Yemin ederim ki siz sadece ortalığı karıştırmakta mahirsiniz. Siz kimseyi tuzağa düşüremez ama kolayca tuzağa düşersiniz. Çevrenizdeki topraklar işgal edilse aldırış bile edemezsiniz. Ama siz gaflet uykusuna dalmış uyurken, düşmanlarınız uyumaz. Savaşan kimse uyanık olmalı ve aklını kullanmasını bilmesi gerekir.
    Bu zamanımızda ikilik çıkaran olmadık iftiralar atanlarda
    Sahabelere sövenlerde bunun örneklerini görüyoruz.





+ Yorum Gönder