Konusunu Oylayın.: Vadeli satış caiz mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Vadeli satış caiz mi?
  1. 24.Mart.2011, 15:12
    1
    Misafir

    Vadeli satış caiz mi?

  2. 24.Mart.2011, 18:27
    2
    meryemgül1
    ~~Medinenin Gülü ~~

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Haziran.2009
    Üye No: 48911
    Mesaj Sayısı: 3,926
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 77
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Vadeli satış caiz mi?




    Finans kurumlarından başka vadeli satış yapan bankanın olduğunu bilmiyoruz. Bu açıdan faizle iş gören, faiz alan ve veren bir bankaysa uygulamalarını görmeden ve incelemeden bir karar vermek doğru olmaz.

    Eğer dediğiniz gibi herhangi bir malı peşin alıp müşteriye vadeli satış yapıyorsa bu alış veriş demektir ve helaldir.

    Dinimiz alışverişi helâl kıldığı gibi, gayrimeşru kazanç yollarını yasaklamıştır. Böylece, iş dünyasının sıhhatli ve insaf ölçüleri üzerinde yürümesi temin edildiği gibi, aynı zamanda kişinin uhrevî mes'uliyeti de kaldırılmış olur. Yani, kişi bütün yaşayışında dininin emirlerine riayet ederse, dünya ve ahirette rahat eder.

    Alışveriş ister peşin olsun, isterse veresiye olsun, meşruiyet sınırları içinde cereyan etmek şartıyla mubah ve caizdir. Bu hususta dinî teşvikler de mevcuttur. «Sonra namaz kılınınca yeryüzüne dağılın da Allah'ın fazlından rızık arayın» mealindeki âyet-i kerime mü'minin hem iş hayatını, hem de ibadet hayatını birlikte yürütmesini tavsiye etmektedir.

    Alışverişte esas olan, ticaret yapıp kâr etmek olduğu gibi, bu muamele aynı zamanda amme hizmeti olması açısından da insanlığa yapılan bir hizmettir. Zaten helâl çerçevede kalındığı müddetçe her nevi meşguliyet ibadet hüviyetine bürünmektedir. Dolayısıyla manevî mükâfatı da bulunmaktadır.

    İslâm hukukunda umumî olarak kâr sınırı getirilmezken, bunun, piyasanın durumuna ve kişilerin insaf ve vicdanlarına bırakılması, ticaret ehline büyük bir sorumluluk getirmektedir. Her nevi ticarette yalan, hile ve aldatma yoluyla fahiş bir fiyatla alışveriş de uygun görülmemiştir.

    Alışveriş esnasında mal sahibinin, yani satıcının hukuku nazara alınıp, onun ticaret hayatını devam ettirmesi için bağlayıcı bazı ölçüler getirilirken, aynı şekilde müşterinin de durumu göz önüne alınmış, onun da bilgisizliğinden ve satın aldığı malın mahiyetini tam olarak bilmemesi yüzünden aldatılması hoş karşılanmamıştır.

    İşte, tüccarın elindeki sermayesini muhafaza edebilmesi ve ticaret hayatını sıhhatli bir şekilde devam ettirebilmesi için, vadeli satışta, peşin satışa göre vade farkını belirterek satabileceği yolu da gösterilmiştir.

    Kur'ân-ı Kerimde «Allah alışverişi mubah kılmış, faizi de yasaklamıştır» buyurulmaktadır. (Bakara Sûresi, 275) Bu âyet-i kerime, ister vadeli olsun, ister peşin olsun, alışverişi mubah kılmakta ve helâl olan alışverişin temelini göstermektedir. Ancak Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde, bir satış içerisinde iki satışın caiz olmayacağını beyan etmektedir. Bu hadis-i şerif üzerinde izahlar yapan âlimler, farklı yorumlarda bulunmuşlardır. Bazı İslâm âlimleri bu hadis-i şerife dayanarak vâde farkının caiz olmayacağını açıklarken, bazı âlimler de, vâde farkının faiz olmadığını, dolayısıyla bu hadis-i şerifin yasaklama sınırına girmediğini ifade ederler.

    İmam Tirmizî, hadis-i şerifin izahında şu görüşlere yer vermektedir: «Bazı âlimlere göre, tek satışta iki satış, 'Bu elbiseyi peşin on dirheme, veresiye yirmi dirheme satarım' diyerek, akdin iki satıştan biri üzerine kesinleşip ayrılmamasıdır.» (Tirmizi, Buyu, 18)

    Âlimlerin ekseriyetine göre, yukarıdaki hadis-i şerif akid içinde bir şart koşmanın caiz olmadığını, semen, yani malın karşılığı belli olmadığı takdirde, akdin caiz olmayacağını ifade eder. Meselâ Ahmed'in Ali'ye «Arabam bana üç yüz bin liraya satarsan ben de sana evimi iki milyona satarım» demesi, hadiste beyan edilen, «bir akid içinde iki akid» olur. Caiz olmaz. Ama ayrı akidler yapıldığı ve iki akid böyle bir şartla birbirine bağlanmadığı takdirde, bunda bir mahzur yoktur. Hadis-i şerifin beyanına göre, yasak olan diğer akid tarzı, mal karşılığının belli olmamasıdır. Meselâ, «Şu malı peşin olarak bine, vadeli olarak da iki bine sattım» derse caiz olmaz. Çünkü bu akid belirsizdir. Bu iki şıktan herhangi bir şık üzerinde ittifak hâsıl olmuş değildir. Ancak iki taraf bu iki şıktan biri üzerine anlaşırlarsa akid caiz olur. Faizle bir ilgisi de olmaz.

    İmam Serahsî'nin meşhur eseri el-Mebsut'ta tarafların peşin veya vadeli olarak tek bir fiyat üzerinde anlaşarak ayrılmaları şartıyla, vâde farkı bahis mevzuu olan akitlerin caiz olduğu ifade edilmekte ve aynen şöyle denmektedir:

    «Alıcı ile satıcı satış muamelesi yaparken, satıcı, bu mal veresiye olarak şu fiyata, peşin olarak şu fiyata dese veya bir ay sonra ödersen şu fiyata, iki ay sonra öder-sen şu fiyata dese de iki fiyattan birisi üzerinde anlaşmadan muameleyi tamamlamış olsalar, böyle bir satış işi caiz değildir. Resul-i Ekrem Efendimizin iki şart üzerine yapılan satışı yasaklamış olması da bundan dolayıdır. Fakat peşin veya vadeli fiyat üzerinde anlaşıp, bu şekilde muameleyi tamamlasalar ve ayrılsalar bu satış caizdir. Çünkü her iki taraf da fiyattan birisi üzerine anlaşmış bulunmaktadırlar.» (el-Mebsût, 13/8)

    Bugün umumiyetle piyasada yaygın olan tatbikat da buna girmektedir. Meselâ, müşteriye önceden peşin veya veresiye fiyatları söylenerek, «Peşin şu kadar, veresiye şu kadar» denilir, şıklardan birinin tercihi istenir. Müşteri de kendisine uygun olan şıklardan birini tercih eder, onun üzerine akid yapılır. Burada mühim olan, belirtilen fiyatlardan biri üzerinde mutabakata varılmış, akdin de o fiyata göre yapılmış olmasıdır.

    O halde, bir kimse satılık bir eşyası için «Peşin fiyatı şu kadardır, veresiye fiyatı da bu kadardır» dese, yani hem peşin, hem vadeli fiyattan söz edip, bilâhare bir fiyat üzerine anlaşma yapılsa, bu akid caiz olur. Dinî bir mahzur söz konusu değildir.

    Burada dikkat edilmesi gereken husus, akdin, tesbit edilen peşin veya vadeli fiyatlardan biri Büzerinde kesin bir anlaşma ile yapılmasıdır. Ancak, meselâ «Şu aya kadar ödersen şu fiyat, ondan sonraki filân tarihe kadar ödersen şu fiyat» gibi bir vâde ile yapılan satışların sahih olmadığı bilinmelidir. Çünkü bu akidlerde alıcı ile satıcı tek bir fiyat "üzerinde anlaşmış olmamaktadır. Hadislerde belirtilen faiz, böylesi akidlerde açıkça kendisini göstermektedir.

    Bazı resmî müesseselerden veresiye mal almada da bir vade farkı uygulanmaktadır. Bu vade farkı resmî olarak faiz adıyla işlem görmekte ise de, faiz muhtevasına girmemektedir. Yani burada müşterinin ihtiyarına bırakılmaktadır. Peşin alınınca herhangi bir fark istenmezken, veresiye alınırken bir miktar fazlalık istenmektedir. Bu fazlalık alışverişte vade farkına girdiğinden, böyle bir muamele caizdir.

    Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, fıkıh âlimlerinin beyan ettiği ve vâde farkının cevazını gösteren hükümler, vâde farkını almayı tavsiye mahiyetinde değildir. Ancak, ticarî hayatın zaruretlerinden kaynaklanan bir hükümdür. Daha doğrusu, bir cevazdır. Yani, bir Müslüman tüccar vâde farkını koyarak taksitli satış yapabilir. Ama imkanları zayıf olan müşterilerine vâde farkı koymaksızın yapacağı bir satış da şüphesiz takdire şayandır. Hattâ denilebilir ki, vâde farkını istemeden yaptığı bir satışla, bir bakıma, müşterisine karz-ı hasen vermiş gibi sevap kazanır. Bunun sevabı ise, gerek Kur'ân-ı Kerim'de ve gerekse hadis-i şeriflerde birçok defa zikredilerek, Müslümanların dikkatine takdim edilmiştir. Bu itibarla, Müslümanların karşılıklı sevgi, muhabbet ve kardeşlik duyguları içinde, her vesileyle birbirlerinin yardımına koşmaları, zengin olanların fakir olanlara ellerinden geldiği kadar yardımda bulunmaları güzel bir davranıştır, tavsiyeye şayandır.

    Mehmed Paksu


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  3. 24.Mart.2011, 18:27
    2
    ~~Medinenin Gülü ~~



    Finans kurumlarından başka vadeli satış yapan bankanın olduğunu bilmiyoruz. Bu açıdan faizle iş gören, faiz alan ve veren bir bankaysa uygulamalarını görmeden ve incelemeden bir karar vermek doğru olmaz.

    Eğer dediğiniz gibi herhangi bir malı peşin alıp müşteriye vadeli satış yapıyorsa bu alış veriş demektir ve helaldir.

    Dinimiz alışverişi helâl kıldığı gibi, gayrimeşru kazanç yollarını yasaklamıştır. Böylece, iş dünyasının sıhhatli ve insaf ölçüleri üzerinde yürümesi temin edildiği gibi, aynı zamanda kişinin uhrevî mes'uliyeti de kaldırılmış olur. Yani, kişi bütün yaşayışında dininin emirlerine riayet ederse, dünya ve ahirette rahat eder.

    Alışveriş ister peşin olsun, isterse veresiye olsun, meşruiyet sınırları içinde cereyan etmek şartıyla mubah ve caizdir. Bu hususta dinî teşvikler de mevcuttur. «Sonra namaz kılınınca yeryüzüne dağılın da Allah'ın fazlından rızık arayın» mealindeki âyet-i kerime mü'minin hem iş hayatını, hem de ibadet hayatını birlikte yürütmesini tavsiye etmektedir.

    Alışverişte esas olan, ticaret yapıp kâr etmek olduğu gibi, bu muamele aynı zamanda amme hizmeti olması açısından da insanlığa yapılan bir hizmettir. Zaten helâl çerçevede kalındığı müddetçe her nevi meşguliyet ibadet hüviyetine bürünmektedir. Dolayısıyla manevî mükâfatı da bulunmaktadır.

    İslâm hukukunda umumî olarak kâr sınırı getirilmezken, bunun, piyasanın durumuna ve kişilerin insaf ve vicdanlarına bırakılması, ticaret ehline büyük bir sorumluluk getirmektedir. Her nevi ticarette yalan, hile ve aldatma yoluyla fahiş bir fiyatla alışveriş de uygun görülmemiştir.

    Alışveriş esnasında mal sahibinin, yani satıcının hukuku nazara alınıp, onun ticaret hayatını devam ettirmesi için bağlayıcı bazı ölçüler getirilirken, aynı şekilde müşterinin de durumu göz önüne alınmış, onun da bilgisizliğinden ve satın aldığı malın mahiyetini tam olarak bilmemesi yüzünden aldatılması hoş karşılanmamıştır.

    İşte, tüccarın elindeki sermayesini muhafaza edebilmesi ve ticaret hayatını sıhhatli bir şekilde devam ettirebilmesi için, vadeli satışta, peşin satışa göre vade farkını belirterek satabileceği yolu da gösterilmiştir.

    Kur'ân-ı Kerimde «Allah alışverişi mubah kılmış, faizi de yasaklamıştır» buyurulmaktadır. (Bakara Sûresi, 275) Bu âyet-i kerime, ister vadeli olsun, ister peşin olsun, alışverişi mubah kılmakta ve helâl olan alışverişin temelini göstermektedir. Ancak Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde, bir satış içerisinde iki satışın caiz olmayacağını beyan etmektedir. Bu hadis-i şerif üzerinde izahlar yapan âlimler, farklı yorumlarda bulunmuşlardır. Bazı İslâm âlimleri bu hadis-i şerife dayanarak vâde farkının caiz olmayacağını açıklarken, bazı âlimler de, vâde farkının faiz olmadığını, dolayısıyla bu hadis-i şerifin yasaklama sınırına girmediğini ifade ederler.

    İmam Tirmizî, hadis-i şerifin izahında şu görüşlere yer vermektedir: «Bazı âlimlere göre, tek satışta iki satış, 'Bu elbiseyi peşin on dirheme, veresiye yirmi dirheme satarım' diyerek, akdin iki satıştan biri üzerine kesinleşip ayrılmamasıdır.» (Tirmizi, Buyu, 18)

    Âlimlerin ekseriyetine göre, yukarıdaki hadis-i şerif akid içinde bir şart koşmanın caiz olmadığını, semen, yani malın karşılığı belli olmadığı takdirde, akdin caiz olmayacağını ifade eder. Meselâ Ahmed'in Ali'ye «Arabam bana üç yüz bin liraya satarsan ben de sana evimi iki milyona satarım» demesi, hadiste beyan edilen, «bir akid içinde iki akid» olur. Caiz olmaz. Ama ayrı akidler yapıldığı ve iki akid böyle bir şartla birbirine bağlanmadığı takdirde, bunda bir mahzur yoktur. Hadis-i şerifin beyanına göre, yasak olan diğer akid tarzı, mal karşılığının belli olmamasıdır. Meselâ, «Şu malı peşin olarak bine, vadeli olarak da iki bine sattım» derse caiz olmaz. Çünkü bu akid belirsizdir. Bu iki şıktan herhangi bir şık üzerinde ittifak hâsıl olmuş değildir. Ancak iki taraf bu iki şıktan biri üzerine anlaşırlarsa akid caiz olur. Faizle bir ilgisi de olmaz.

    İmam Serahsî'nin meşhur eseri el-Mebsut'ta tarafların peşin veya vadeli olarak tek bir fiyat üzerinde anlaşarak ayrılmaları şartıyla, vâde farkı bahis mevzuu olan akitlerin caiz olduğu ifade edilmekte ve aynen şöyle denmektedir:

    «Alıcı ile satıcı satış muamelesi yaparken, satıcı, bu mal veresiye olarak şu fiyata, peşin olarak şu fiyata dese veya bir ay sonra ödersen şu fiyata, iki ay sonra öder-sen şu fiyata dese de iki fiyattan birisi üzerinde anlaşmadan muameleyi tamamlamış olsalar, böyle bir satış işi caiz değildir. Resul-i Ekrem Efendimizin iki şart üzerine yapılan satışı yasaklamış olması da bundan dolayıdır. Fakat peşin veya vadeli fiyat üzerinde anlaşıp, bu şekilde muameleyi tamamlasalar ve ayrılsalar bu satış caizdir. Çünkü her iki taraf da fiyattan birisi üzerine anlaşmış bulunmaktadırlar.» (el-Mebsût, 13/8)

    Bugün umumiyetle piyasada yaygın olan tatbikat da buna girmektedir. Meselâ, müşteriye önceden peşin veya veresiye fiyatları söylenerek, «Peşin şu kadar, veresiye şu kadar» denilir, şıklardan birinin tercihi istenir. Müşteri de kendisine uygun olan şıklardan birini tercih eder, onun üzerine akid yapılır. Burada mühim olan, belirtilen fiyatlardan biri üzerinde mutabakata varılmış, akdin de o fiyata göre yapılmış olmasıdır.

    O halde, bir kimse satılık bir eşyası için «Peşin fiyatı şu kadardır, veresiye fiyatı da bu kadardır» dese, yani hem peşin, hem vadeli fiyattan söz edip, bilâhare bir fiyat üzerine anlaşma yapılsa, bu akid caiz olur. Dinî bir mahzur söz konusu değildir.

    Burada dikkat edilmesi gereken husus, akdin, tesbit edilen peşin veya vadeli fiyatlardan biri Büzerinde kesin bir anlaşma ile yapılmasıdır. Ancak, meselâ «Şu aya kadar ödersen şu fiyat, ondan sonraki filân tarihe kadar ödersen şu fiyat» gibi bir vâde ile yapılan satışların sahih olmadığı bilinmelidir. Çünkü bu akidlerde alıcı ile satıcı tek bir fiyat "üzerinde anlaşmış olmamaktadır. Hadislerde belirtilen faiz, böylesi akidlerde açıkça kendisini göstermektedir.

    Bazı resmî müesseselerden veresiye mal almada da bir vade farkı uygulanmaktadır. Bu vade farkı resmî olarak faiz adıyla işlem görmekte ise de, faiz muhtevasına girmemektedir. Yani burada müşterinin ihtiyarına bırakılmaktadır. Peşin alınınca herhangi bir fark istenmezken, veresiye alınırken bir miktar fazlalık istenmektedir. Bu fazlalık alışverişte vade farkına girdiğinden, böyle bir muamele caizdir.

    Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, fıkıh âlimlerinin beyan ettiği ve vâde farkının cevazını gösteren hükümler, vâde farkını almayı tavsiye mahiyetinde değildir. Ancak, ticarî hayatın zaruretlerinden kaynaklanan bir hükümdür. Daha doğrusu, bir cevazdır. Yani, bir Müslüman tüccar vâde farkını koyarak taksitli satış yapabilir. Ama imkanları zayıf olan müşterilerine vâde farkı koymaksızın yapacağı bir satış da şüphesiz takdire şayandır. Hattâ denilebilir ki, vâde farkını istemeden yaptığı bir satışla, bir bakıma, müşterisine karz-ı hasen vermiş gibi sevap kazanır. Bunun sevabı ise, gerek Kur'ân-ı Kerim'de ve gerekse hadis-i şeriflerde birçok defa zikredilerek, Müslümanların dikkatine takdim edilmiştir. Bu itibarla, Müslümanların karşılıklı sevgi, muhabbet ve kardeşlik duyguları içinde, her vesileyle birbirlerinin yardımına koşmaları, zengin olanların fakir olanlara ellerinden geldiği kadar yardımda bulunmaları güzel bir davranıştır, tavsiyeye şayandır.

    Mehmed Paksu


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder