Konusunu Oylayın.: Hz.muhammed'in çocukluk ve gençlik dönemindeki erdemli davranışları

5 üzerinden 4.64 | Toplam : 11 kişi
Hz.muhammed'in çocukluk ve gençlik dönemindeki erdemli davranışları
  1. 21.Mart.2011, 16:22
    1
    Misafir

    Hz.muhammed'in çocukluk ve gençlik dönemindeki erdemli davranışları

  2. 21.Mart.2011, 17:08
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hz.muhammed'in çocukluk ve gençlik yıllarındaki erdemli davranışları




    Hz MUHAMMED'İN (S.A.V) ERDEMİ

    Peygamberimizin çocukluğu ve gençliği temiz ve erdemli bir şekilde geçmişti. Peygamberlikten sonraki yaşamı nasıl erdemli ise, kırk çocukluk ve gençlik döneminde de öylesine erdemliydi. Halbuki gençlik yıllarını geçirdiği Mekke şehri, o zamanlar o kadar karışıktı ki, Mekkeliler arasında yaşayıp da cahiliye çirkinliklerine bulaşmamak âdeta mümkün değildi.

    İslâm öncesi Cahiliye döneminde dolandırıcılık, hile, aldatma, hak yeme, verdiği sözde durmama, hainlik eksik olmuyor, çok basit bir iş gibi görülüyordu.
    Peygamberimiz bu karışık ve kirli toplumda kirlenmeden kalmayı başardı. Başkalarına bulaşan kötü hallerden bütünüyle uzak kaldı. Çünkü Yüce Allah, onu cahiliye devrinin her türlü pis işlerinden, çirkinliklerinden nefret duyacak bir karakterde yaratmıştı.
    Peygamberimizin gençliği, amcası Ebû Talib'in yanında ve onun himayesi altında geçti. Ebû Talib yeğeni için o zaman pek revaçta olan ticareti, meslek olarak seçmişti. Zaten kendisi de meşhur bir tüccardı.
    Peygamberimiz amcası ile birlikte ticarî seyahatler yaparak tecrübesini arttırdı. Doğruluğu, alış verişindeki adaleti kısa zamanda çevresinde duyuldu ve meşhur oldu. O zamanlar Arabistan'da doğru ve güvenilir kimselere sermaye verilir, ticaret yapılarak kârı paylaştırılırdı. Peygamberimize de buna benzer işler verilmiş, o da en doğru bir şekilde işini başarmıştı.

    Hz. Muhammed ‘in (s.a.v.)
    örnek Ahlakı
    Kuşkusuz hem ferdî hem de sosyal bakımdan
    İslâm’ın ideal ve örnek insanı Hz. Muhammed’dir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm
    Resûlullah’ın hayat ve şahsiyetini müslümanlar i-çin örnek olarak göstermiş (el-Ahzâb
    33/21); bu sebeple ashâb-ı kirâm onun hayatını titizlikle izlemişler; bu
    hayatı hem bizzat kendi yaşayışlarına örnek almışlar hem de sonraki
    nesillere büyük bir gayret ve itina ile nak-letmişlerdir. Onun ahlâkı
    ve şahsiyeti hakkında en önem-li kaynak Kur’ân-ı Kerîm’dir. Çünkü, Hz.
    Âişe’nin be-lirttiği gibi (Müslim, “Müsâfirîn”, 139) “Onun ahlâkı Kur’an’dır.” Hadis
    külliyatıyla siyer, şemâil ve hilye kitapları Hz. Peygamber’in hayatını, bedenî
    özellikleri-ni ve ahlâkî kişiliğini anlatan hadis ve haberleri ihti-va eder.
    Bu kaynakların verdiği mâlumat, yalnızca Peygamberi-miz’in ahlâkını tanıtmak bakımından
    değil, aynı zamanda hem Asr-ı saâdet toplumunun genel karakteri hakkında
    bi-ze fikir vermesi hem de bir müslümanın ahlâkî kişiliği-nin nasıl
    olması gerektiğini göstermesi bakımından son derece önemlidir.
    Resûlullah bir defasında
    kendisini şöyle tanıtmıştı: “Rabbimin katında benim on ismim var: Ben
    Muhammed’im; Ahmed’im; Mâhî’yim, yani Allah benim vasıtamla inkârcılığı mahvedecektir; ben
    Hâşir’im, yani Allah kullarını benim i-zimde toplayacaktır; ben rahmet Peygamber’iyim,
    tövbe Peygamber’iyim, kahramanlık Peygamber’iyim. Ben Mukaffî’yim, yani bütün insanları Allah
    yoluna yöneltirim. Nihayet ben (insanlığı) kemale erdirenim” (Müslim, “Fezâil”, 126).
    Kusursuz bir ifade kabiliyetine sahip olan Resûlullah, hayatı boyunca sadece
    gerçeği söylemiş ve söylediklerini harfi harfine yaşamıştır. O, daima tatlı
    dilli, güler yüzlü ve toleranslı olmuş; bununla beraber sözlerini saygı
    ile dinletmeyi de başarmıştır.
    Peygamberimiz toplulukta yemek yemeyi severdi. Yemeğe
    besmele ile başlar, sağ elini kullanır, tıka basa doyma-dan sofradan
    kalkar, yemekten önce ve sonra ellerini yı-kardı. Sağlığa zararlı ve
    dinen haram olan veya kokusuyla çevresindekileri rahatsız edecek şeyleri yemez;
    bunların dışında hiçbir yemek için “sevmiyorum” demezdi. Sofra kurallarına mutlaka
    uyar, bu konuda çevresindeki-leri de sabırla ve nezaketle eğitirdi.
    İpek
    elbise giymez, altın yüzük takmazdı. Giyiminde temizliğe ve sadeliğe önem
    verir, pejmürdelikten hoşlanmazdı. Temizliği “imanın yarısı” sayardı. Bizzat kendisi temiz
    olduğu gibi bu alışkanlığı etrafındakilere de kazandırmaya çalışırdı. Lüks ve
    ihtişama önem vermez, geçici sıkıntıları tasa edinmezdi. Diğer müslümanlara da
    kanaatkâr olmayı, hayata daima iyimser bakmayı telkin ederdi.
    Gönlü zengindi.
    Affetmeyi sever, kimseyi incitmez, düşmanlarının dahi iyiliğini isterdi. Kur’ân-ı Kerîm’de
    onun bu meziyetinden övgüyle bahsedilir ve şöyle buyurulur: “Eğer kaba,
    katı kalpli olsaydın, muhakkak ki insanlar çevrenden dağılır giderlerdi…” (Âl-i
    İmrân 3/159). O, insanların kusurlarını yüzlerine vurmaz, ten-kitlerini isim vermeden
    yapardı.
    Bir öğünlük yemeğini olmayana verdiği için kendisinin ve ailesinin
    aç sabahladığı geceler çok olmuş; fakat kendisi ve ailesi, açlığın
    sıkıntısını iyilik yapmanın ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmanın verdiği mutlulukla altetmeyi
    bilmişlerdir.
    Yeri gelince eşsiz bir yiğit, yeri gelince de son
    de-rece halim selim idi. Adaleti titizlikle korur; insanla-ra sırf mevki
    ve makamlarına göre muamele etmezdi. Aksi-ne fakirlerin, kimsesizlerin, yetimlerin, hastaların,
    gariplerin, çocukların daha çok ilgi ve mutluluğa muhtaç olduklarını bilir
    ve bunu onlardan esirgemezdi.
    Kibirlenmekten nefret eder, kibirle imanın bir
    kalpte birleşemeyeceğini söyler; kimseye karşı ululuk taslamaz; fakat düşmanları karşısında
    da ezilip küçülmezdi. Otori-tesini sürdürmek için sunî ve zorlama tedbirlere
    başvurmaz; meclislerde boş bulduğu yere otururdu. Dalkavukluk-tan nefret ederdi. Kendisine
    bir ilâh gözüyle bakılması-na asla razı olmaz; kendisinin de bir
    insan olduğunu, sadece Allah’ın korumasıyla hata ve günahtan kurtulabi-leceğini hiçbir
    kaygıya kapılmadan samimiyetle ifade ederdi. Halkın arasına katılır; insanlarla olan
    ilişki-lerini herhangi bir insan gibi sürdürür; hastaları, dostlarını, komşularını ziyaret
    eder; müslümanların acı ve tatlı günlerini paylaşmaktan geri kalmazdı.
    Resûlullah’ın
    aile hayatı son derece muntazamdı. Eş-lerine saygı gösterir; haklarına riayet
    eder; hatta ge-celeyin ibadet etmek istediği zaman bile eşinden izin
    alma inceliğini gösterirdi. Aile bireyleriyle şakalaşma-yı sever, nâdiren vuku bulan
    aile içi tatsızlıkları an-layışla karşılar, ikazlarını incitmeden, medenîce yapar-dı.
    Din
    ve dünya işleri arasında ideal bir uyum kurması, onun en
    önemli özelliklerinden ve başarısının sebeple-rinden biridir. Bir hıristiyan olan müsteşrik
    M. G. Demombynes, Muhammed (s. 599-600) isimli önemli eserinde, İslâmiyet’in
    Hıristiyanlığa üstünlüğünü ve Hz. Peygamber’in başarısının sebeplerini şöyle anlatıyor: “Îsâ’nın
    vaazında öbür dünya için hazırlık, bu dünyanın nimetle-rinden vazgeçmekle başlar.
    İslâm’da ise kesinlikle böyle bir şey yoktur… İslâm’a göre, iyi
    bir şekilde kullan-mak şartıyla hiçbir nimet kötü değildir.”
    Bazı sahâbîler,
    ebedî kurtuluşlarını kazanabilmek i-çin geceleri hep namaz kılacaklarını, gündüzleri oruç
    tutacaklarını, evlenmeyeceklerini, evli olanlar eşlerine yaklaşmayacaklarını söylemişlerdi. Hz. Peygamber bu
    gelişmeyi duyunca onları şu sözlerle uyardı: “Sizin şöyle şöyle söylediğinizi
    duyuyorum. Bakın, yemin ederim ki ben, Allah’a hepinizden daha çok
    saygılıyım. Bununla birlikte oruç tuttuğum günler de olur, tutmadığım günler
    de. Namaz da kılarım, uyku da uyurum. Kadınlarla da evlenirim…
    Kim benim sünnetimden (yolumdan) yüz çevirirse benden yüz çe-virmiş olur”
    (Buhârî, “Nikâh”, 1). “Dünyada zühd içinde ol-mak, helâli haram saymak
    değildir” (Tirmizî, “Zühd”, 29).
    Kur’an Allah elçisini “güzel örnek” olarak
    gösteri-yor.


  3. 21.Mart.2011, 17:08
    2
    Silent and lonely rains



    Hz MUHAMMED'İN (S.A.V) ERDEMİ

    Peygamberimizin çocukluğu ve gençliği temiz ve erdemli bir şekilde geçmişti. Peygamberlikten sonraki yaşamı nasıl erdemli ise, kırk çocukluk ve gençlik döneminde de öylesine erdemliydi. Halbuki gençlik yıllarını geçirdiği Mekke şehri, o zamanlar o kadar karışıktı ki, Mekkeliler arasında yaşayıp da cahiliye çirkinliklerine bulaşmamak âdeta mümkün değildi.

    İslâm öncesi Cahiliye döneminde dolandırıcılık, hile, aldatma, hak yeme, verdiği sözde durmama, hainlik eksik olmuyor, çok basit bir iş gibi görülüyordu.
    Peygamberimiz bu karışık ve kirli toplumda kirlenmeden kalmayı başardı. Başkalarına bulaşan kötü hallerden bütünüyle uzak kaldı. Çünkü Yüce Allah, onu cahiliye devrinin her türlü pis işlerinden, çirkinliklerinden nefret duyacak bir karakterde yaratmıştı.
    Peygamberimizin gençliği, amcası Ebû Talib'in yanında ve onun himayesi altında geçti. Ebû Talib yeğeni için o zaman pek revaçta olan ticareti, meslek olarak seçmişti. Zaten kendisi de meşhur bir tüccardı.
    Peygamberimiz amcası ile birlikte ticarî seyahatler yaparak tecrübesini arttırdı. Doğruluğu, alış verişindeki adaleti kısa zamanda çevresinde duyuldu ve meşhur oldu. O zamanlar Arabistan'da doğru ve güvenilir kimselere sermaye verilir, ticaret yapılarak kârı paylaştırılırdı. Peygamberimize de buna benzer işler verilmiş, o da en doğru bir şekilde işini başarmıştı.

    Hz. Muhammed ‘in (s.a.v.)
    örnek Ahlakı
    Kuşkusuz hem ferdî hem de sosyal bakımdan
    İslâm’ın ideal ve örnek insanı Hz. Muhammed’dir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm
    Resûlullah’ın hayat ve şahsiyetini müslümanlar i-çin örnek olarak göstermiş (el-Ahzâb
    33/21); bu sebeple ashâb-ı kirâm onun hayatını titizlikle izlemişler; bu
    hayatı hem bizzat kendi yaşayışlarına örnek almışlar hem de sonraki
    nesillere büyük bir gayret ve itina ile nak-letmişlerdir. Onun ahlâkı
    ve şahsiyeti hakkında en önem-li kaynak Kur’ân-ı Kerîm’dir. Çünkü, Hz.
    Âişe’nin be-lirttiği gibi (Müslim, “Müsâfirîn”, 139) “Onun ahlâkı Kur’an’dır.” Hadis
    külliyatıyla siyer, şemâil ve hilye kitapları Hz. Peygamber’in hayatını, bedenî
    özellikleri-ni ve ahlâkî kişiliğini anlatan hadis ve haberleri ihti-va eder.
    Bu kaynakların verdiği mâlumat, yalnızca Peygamberi-miz’in ahlâkını tanıtmak bakımından
    değil, aynı zamanda hem Asr-ı saâdet toplumunun genel karakteri hakkında
    bi-ze fikir vermesi hem de bir müslümanın ahlâkî kişiliği-nin nasıl
    olması gerektiğini göstermesi bakımından son derece önemlidir.
    Resûlullah bir defasında
    kendisini şöyle tanıtmıştı: “Rabbimin katında benim on ismim var: Ben
    Muhammed’im; Ahmed’im; Mâhî’yim, yani Allah benim vasıtamla inkârcılığı mahvedecektir; ben
    Hâşir’im, yani Allah kullarını benim i-zimde toplayacaktır; ben rahmet Peygamber’iyim,
    tövbe Peygamber’iyim, kahramanlık Peygamber’iyim. Ben Mukaffî’yim, yani bütün insanları Allah
    yoluna yöneltirim. Nihayet ben (insanlığı) kemale erdirenim” (Müslim, “Fezâil”, 126).
    Kusursuz bir ifade kabiliyetine sahip olan Resûlullah, hayatı boyunca sadece
    gerçeği söylemiş ve söylediklerini harfi harfine yaşamıştır. O, daima tatlı
    dilli, güler yüzlü ve toleranslı olmuş; bununla beraber sözlerini saygı
    ile dinletmeyi de başarmıştır.
    Peygamberimiz toplulukta yemek yemeyi severdi. Yemeğe
    besmele ile başlar, sağ elini kullanır, tıka basa doyma-dan sofradan
    kalkar, yemekten önce ve sonra ellerini yı-kardı. Sağlığa zararlı ve
    dinen haram olan veya kokusuyla çevresindekileri rahatsız edecek şeyleri yemez;
    bunların dışında hiçbir yemek için “sevmiyorum” demezdi. Sofra kurallarına mutlaka
    uyar, bu konuda çevresindeki-leri de sabırla ve nezaketle eğitirdi.
    İpek
    elbise giymez, altın yüzük takmazdı. Giyiminde temizliğe ve sadeliğe önem
    verir, pejmürdelikten hoşlanmazdı. Temizliği “imanın yarısı” sayardı. Bizzat kendisi temiz
    olduğu gibi bu alışkanlığı etrafındakilere de kazandırmaya çalışırdı. Lüks ve
    ihtişama önem vermez, geçici sıkıntıları tasa edinmezdi. Diğer müslümanlara da
    kanaatkâr olmayı, hayata daima iyimser bakmayı telkin ederdi.
    Gönlü zengindi.
    Affetmeyi sever, kimseyi incitmez, düşmanlarının dahi iyiliğini isterdi. Kur’ân-ı Kerîm’de
    onun bu meziyetinden övgüyle bahsedilir ve şöyle buyurulur: “Eğer kaba,
    katı kalpli olsaydın, muhakkak ki insanlar çevrenden dağılır giderlerdi…” (Âl-i
    İmrân 3/159). O, insanların kusurlarını yüzlerine vurmaz, ten-kitlerini isim vermeden
    yapardı.
    Bir öğünlük yemeğini olmayana verdiği için kendisinin ve ailesinin
    aç sabahladığı geceler çok olmuş; fakat kendisi ve ailesi, açlığın
    sıkıntısını iyilik yapmanın ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmanın verdiği mutlulukla altetmeyi
    bilmişlerdir.
    Yeri gelince eşsiz bir yiğit, yeri gelince de son
    de-rece halim selim idi. Adaleti titizlikle korur; insanla-ra sırf mevki
    ve makamlarına göre muamele etmezdi. Aksi-ne fakirlerin, kimsesizlerin, yetimlerin, hastaların,
    gariplerin, çocukların daha çok ilgi ve mutluluğa muhtaç olduklarını bilir
    ve bunu onlardan esirgemezdi.
    Kibirlenmekten nefret eder, kibirle imanın bir
    kalpte birleşemeyeceğini söyler; kimseye karşı ululuk taslamaz; fakat düşmanları karşısında
    da ezilip küçülmezdi. Otori-tesini sürdürmek için sunî ve zorlama tedbirlere
    başvurmaz; meclislerde boş bulduğu yere otururdu. Dalkavukluk-tan nefret ederdi. Kendisine
    bir ilâh gözüyle bakılması-na asla razı olmaz; kendisinin de bir
    insan olduğunu, sadece Allah’ın korumasıyla hata ve günahtan kurtulabi-leceğini hiçbir
    kaygıya kapılmadan samimiyetle ifade ederdi. Halkın arasına katılır; insanlarla olan
    ilişki-lerini herhangi bir insan gibi sürdürür; hastaları, dostlarını, komşularını ziyaret
    eder; müslümanların acı ve tatlı günlerini paylaşmaktan geri kalmazdı.
    Resûlullah’ın
    aile hayatı son derece muntazamdı. Eş-lerine saygı gösterir; haklarına riayet
    eder; hatta ge-celeyin ibadet etmek istediği zaman bile eşinden izin
    alma inceliğini gösterirdi. Aile bireyleriyle şakalaşma-yı sever, nâdiren vuku bulan
    aile içi tatsızlıkları an-layışla karşılar, ikazlarını incitmeden, medenîce yapar-dı.
    Din
    ve dünya işleri arasında ideal bir uyum kurması, onun en
    önemli özelliklerinden ve başarısının sebeple-rinden biridir. Bir hıristiyan olan müsteşrik
    M. G. Demombynes, Muhammed (s. 599-600) isimli önemli eserinde, İslâmiyet’in
    Hıristiyanlığa üstünlüğünü ve Hz. Peygamber’in başarısının sebeplerini şöyle anlatıyor: “Îsâ’nın
    vaazında öbür dünya için hazırlık, bu dünyanın nimetle-rinden vazgeçmekle başlar.
    İslâm’da ise kesinlikle böyle bir şey yoktur… İslâm’a göre, iyi
    bir şekilde kullan-mak şartıyla hiçbir nimet kötü değildir.”
    Bazı sahâbîler,
    ebedî kurtuluşlarını kazanabilmek i-çin geceleri hep namaz kılacaklarını, gündüzleri oruç
    tutacaklarını, evlenmeyeceklerini, evli olanlar eşlerine yaklaşmayacaklarını söylemişlerdi. Hz. Peygamber bu
    gelişmeyi duyunca onları şu sözlerle uyardı: “Sizin şöyle şöyle söylediğinizi
    duyuyorum. Bakın, yemin ederim ki ben, Allah’a hepinizden daha çok
    saygılıyım. Bununla birlikte oruç tuttuğum günler de olur, tutmadığım günler
    de. Namaz da kılarım, uyku da uyurum. Kadınlarla da evlenirim…
    Kim benim sünnetimden (yolumdan) yüz çevirirse benden yüz çe-virmiş olur”
    (Buhârî, “Nikâh”, 1). “Dünyada zühd içinde ol-mak, helâli haram saymak
    değildir” (Tirmizî, “Zühd”, 29).
    Kur’an Allah elçisini “güzel örnek” olarak
    gösteri-yor.


  4. 07.Aralık.2015, 13:21
    3
    melle
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mayıs.2008
    Üye No: 20559
    Mesaj Sayısı: 2,084
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21

    Cevap: Hz.muhammed'in çocukluk ve gençlik dönemindeki erdemli davranışları

    aile büyüklerini sever sayardı dürüsttü yardımı severdi kötü şeylerden kaçardı

    Durust olması mesale hic kimse onun yalan soylediğine inanmazmiş peygamber efendimizin


  5. 07.Aralık.2015, 13:21
    3
    Devamlı Üye
    aile büyüklerini sever sayardı dürüsttü yardımı severdi kötü şeylerden kaçardı

    Durust olması mesale hic kimse onun yalan soylediğine inanmazmiş peygamber efendimizin





+ Yorum Gönder