Konusunu Oylayın.: Medine nüfusu arttığı için dış ezan adeti hangi dönemde başlatılmıştır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Medine nüfusu arttığı için dış ezan adeti hangi dönemde başlatılmıştır?
  1. 21.Mart.2011, 12:26
    1
    Misafir

    Medine nüfusu arttığı için dış ezan adeti hangi dönemde başlatılmıştır?






    Medine nüfusu arttığı için dış ezan adeti hangi dönemde başlatılmıştır? Mumsema Medine nüfusu arttığı için dış ezan adeti hangi dönemde başlatılmıştır?


  2. 21.Mart.2011, 12:26
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 21.Mart.2011, 13:32
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Medine nüfusu arttığı için dış ezan adeti hangi dönemde başlatılmıştır?




    Arapça “çağrıda bulunmak, ilân etmek” anlamlarına gelen ezan, farz namazların vaktinin girdiğini Müslümanlara duyurmak amacıyla, bilinen cümlelerle okunan metindir. Hazret-i Peygamber (s.a.v.)’in Medine’ye hicretinin 1. yılında (diğer bir rivayete göre 2. yılında) meşru kılınan ezan, ilk olarak Ebu Amr Bilâl b. Rebâh el-Habeşî (Bilâl-i Habeşî) tarafından sabah vakti, Neccaroğullarından bir hanıma ait yüksek bir evin üstüne çıkılarak okundu. Daha sonraları Mescid-i Nebevî’nin arka tarafına yapılan yüksekçe bir yerden okunmaya başlandı. Hayatı boyunca Hazret-i Peygamber’in müezzinliğini yapan ve başta Bedir olmak üzere Peygamber’in bütün savaşlarına katılan Bilâl-i Habeşî’nin dışında Abdullah b. Ümmü Mektûm, Ebû Mahzûre Semure ve Sa’d b. Âziz (Sa’d el-Karaz) adlı sahâbiler de bizzat Resûlullah tarafından tayin edilmiş müezzinlerdir.
    İcrâsı bakımından dış ezan ve iç ezan olmak üzere ikiye ayrılan ezanın minareden okunanına “dış ezan”, cami içinde okunanına da “iç ezan” denir. Türk mûsikîsinde ezan, okunduğu namaz vaktine göre seçilmiş bir makamla, kendine mahsus bir icrâ tarzı ve üslup çerçevesinde serbest olarak şöyle okunur: Hangi makamda okunacaksa, başlangıç tekbirlerinde o makamın ilk perdeleri gösterilir. Lafzatullah’ın açık olarak telaffuz edilmesine bilhassa dikkat edilmeli, “…lahu ekber” şeklinde söylenip anlaşılmasına ve benzeri prozodi hatasına meydan verilmemelidir. Ardından gelen “Eşhedü en lâilahe illallah” cümlesi de tekbirlerde kullanılan perdelerden okunur. Daha sonraki “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” cümlelerinde de makamın meyâna gelmeden önceki seyrini gösteren nağmeler yapılır. “Hayye ale’s-salâh”lar ezanın meyân kısmıdır. Bu sebeple bu kısımda tiz seslerde dolaşılır ve uygun makam geçkileri yapılır. Devam eden “Hayye ale’l-felâh”ta ise bu kısmın ikinci meyân olması sebebiyle yine meyân nağmelerinde seyredilir. Son “tekbirler”de, makamın karar perdeleri gösterildikten sonra “tehlil”de de karar verilerek ezan bitirilir.
    Ezanlarda, dini mûsikînin kendine mahsus ağır başlı tavrını korumaya özen gösterilmelidir. Ezanın okunuşunda müezzinin ses rengi, perde genişliği ve yukarıda izah etmeye çalıştığım gibi bilhassa mûsikî bilgisinin önemli rolü vardır. Sesin perdeli ve sürekli nağme yapacak derecede kuvvetli olmasının da ehemmiyeti büyüktür. Tâbir yerinde ise, “irticâlî bir beste” olarak ta isimlendirebileceğimiz ezan icrâsı, gerçekten ayrı bir yetenek ve hüner işidir. Özellikle karar perdelerinin ezanın en tesirli bölümleri olduğu göz önüne alındığında, bu kısımlarda daha dikkatli olunarak makamın seyrinde bir akıcılığın teminine çalışılmalıdır.
    Müezzin, minarenin kıbleye açılan kapısından yani kıbleye yönelmiş olarak ezan okumaya başlar. Şerefede daima sağa doğru yürümek sûretiyle ezanı devam ettirir. Ezanlar şerefede bir kişi tarafından okunur. Ancak birden fazla minaresi bulunan camilerde karşılıklı olarak ta okunabilir. “Çifte Ezan” adı verilen bu uygulamada müezzinler, karşılıklı perde göstererek ezanı okurlar. Ayrıca birbirine yakın camilerde müezzinlerin karşılıklı olarak ezan okuduklarına da şâhit olunmaktadır.
    Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedildikten sonra Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul’un kültür ve sanat tarihinde ayrı bir yeri ve önemi bulunmaktadır. Zamanla her türlü mûsikî hareketinin de merkezi durumuna gelen İstanbul’da ezanlar genellikle şu makamlarda okunurdu: Sabah ezanı dilkeşhâverân, sabâ, dügâh; öğle ezanı sabâ, hicaz; ikindi ezanı uşşak, bayâti, hüseynî; akşam ezanı segâh, müsteâr; yatsı ezanı uşşak, nevâ, rast. Ayrıca sabah ezanından bir süre önce dilkeşhâverân makamında bir salâ vermek, arkasından da kısa bir kasîde okumak; öğle, ikindi, yatsı ezanlarından sonrada ezanın okunduğu makamdan kısa bir salâ vermek âdeti vardı.
    Cuma namazında hatibin minbere çıktığı sırada cami içerisinde okunan ezana “iç ezanı” denir. Bir kişi tarafından okunan bu ezanda da dış ezandaki seyir düzeni, biraz daha kısa olarak tatbik edilir. Hatip minbere çıkarken müezzin tarafından okunan âyet ve ardından getirilen salâtü selâmda hangi makam uygulandıysa iç ezanında aynı makamda okunması gerekir.

    İslâm Tarihinde Hazret-i Peygamber ile Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ömer devirlerinde Cuma günleri sadece hutbeden önce bir iç ezan okunurdu. Ancak nüfusun giderek kalabalıklaşması üzerine Hazret-i Osman devrinden itibaren Cuma namazı için vaktin geldiğini haber vermek amacıyla dışarıda da ezan okunmaya başlandı.
    esidir.


  4. 21.Mart.2011, 13:32
    2
    Silent and lonely rains



    Arapça “çağrıda bulunmak, ilân etmek” anlamlarına gelen ezan, farz namazların vaktinin girdiğini Müslümanlara duyurmak amacıyla, bilinen cümlelerle okunan metindir. Hazret-i Peygamber (s.a.v.)’in Medine’ye hicretinin 1. yılında (diğer bir rivayete göre 2. yılında) meşru kılınan ezan, ilk olarak Ebu Amr Bilâl b. Rebâh el-Habeşî (Bilâl-i Habeşî) tarafından sabah vakti, Neccaroğullarından bir hanıma ait yüksek bir evin üstüne çıkılarak okundu. Daha sonraları Mescid-i Nebevî’nin arka tarafına yapılan yüksekçe bir yerden okunmaya başlandı. Hayatı boyunca Hazret-i Peygamber’in müezzinliğini yapan ve başta Bedir olmak üzere Peygamber’in bütün savaşlarına katılan Bilâl-i Habeşî’nin dışında Abdullah b. Ümmü Mektûm, Ebû Mahzûre Semure ve Sa’d b. Âziz (Sa’d el-Karaz) adlı sahâbiler de bizzat Resûlullah tarafından tayin edilmiş müezzinlerdir.
    İcrâsı bakımından dış ezan ve iç ezan olmak üzere ikiye ayrılan ezanın minareden okunanına “dış ezan”, cami içinde okunanına da “iç ezan” denir. Türk mûsikîsinde ezan, okunduğu namaz vaktine göre seçilmiş bir makamla, kendine mahsus bir icrâ tarzı ve üslup çerçevesinde serbest olarak şöyle okunur: Hangi makamda okunacaksa, başlangıç tekbirlerinde o makamın ilk perdeleri gösterilir. Lafzatullah’ın açık olarak telaffuz edilmesine bilhassa dikkat edilmeli, “…lahu ekber” şeklinde söylenip anlaşılmasına ve benzeri prozodi hatasına meydan verilmemelidir. Ardından gelen “Eşhedü en lâilahe illallah” cümlesi de tekbirlerde kullanılan perdelerden okunur. Daha sonraki “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” cümlelerinde de makamın meyâna gelmeden önceki seyrini gösteren nağmeler yapılır. “Hayye ale’s-salâh”lar ezanın meyân kısmıdır. Bu sebeple bu kısımda tiz seslerde dolaşılır ve uygun makam geçkileri yapılır. Devam eden “Hayye ale’l-felâh”ta ise bu kısmın ikinci meyân olması sebebiyle yine meyân nağmelerinde seyredilir. Son “tekbirler”de, makamın karar perdeleri gösterildikten sonra “tehlil”de de karar verilerek ezan bitirilir.
    Ezanlarda, dini mûsikînin kendine mahsus ağır başlı tavrını korumaya özen gösterilmelidir. Ezanın okunuşunda müezzinin ses rengi, perde genişliği ve yukarıda izah etmeye çalıştığım gibi bilhassa mûsikî bilgisinin önemli rolü vardır. Sesin perdeli ve sürekli nağme yapacak derecede kuvvetli olmasının da ehemmiyeti büyüktür. Tâbir yerinde ise, “irticâlî bir beste” olarak ta isimlendirebileceğimiz ezan icrâsı, gerçekten ayrı bir yetenek ve hüner işidir. Özellikle karar perdelerinin ezanın en tesirli bölümleri olduğu göz önüne alındığında, bu kısımlarda daha dikkatli olunarak makamın seyrinde bir akıcılığın teminine çalışılmalıdır.
    Müezzin, minarenin kıbleye açılan kapısından yani kıbleye yönelmiş olarak ezan okumaya başlar. Şerefede daima sağa doğru yürümek sûretiyle ezanı devam ettirir. Ezanlar şerefede bir kişi tarafından okunur. Ancak birden fazla minaresi bulunan camilerde karşılıklı olarak ta okunabilir. “Çifte Ezan” adı verilen bu uygulamada müezzinler, karşılıklı perde göstererek ezanı okurlar. Ayrıca birbirine yakın camilerde müezzinlerin karşılıklı olarak ezan okuduklarına da şâhit olunmaktadır.
    Fatih Sultan Mehmed tarafından fethedildikten sonra Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul’un kültür ve sanat tarihinde ayrı bir yeri ve önemi bulunmaktadır. Zamanla her türlü mûsikî hareketinin de merkezi durumuna gelen İstanbul’da ezanlar genellikle şu makamlarda okunurdu: Sabah ezanı dilkeşhâverân, sabâ, dügâh; öğle ezanı sabâ, hicaz; ikindi ezanı uşşak, bayâti, hüseynî; akşam ezanı segâh, müsteâr; yatsı ezanı uşşak, nevâ, rast. Ayrıca sabah ezanından bir süre önce dilkeşhâverân makamında bir salâ vermek, arkasından da kısa bir kasîde okumak; öğle, ikindi, yatsı ezanlarından sonrada ezanın okunduğu makamdan kısa bir salâ vermek âdeti vardı.
    Cuma namazında hatibin minbere çıktığı sırada cami içerisinde okunan ezana “iç ezanı” denir. Bir kişi tarafından okunan bu ezanda da dış ezandaki seyir düzeni, biraz daha kısa olarak tatbik edilir. Hatip minbere çıkarken müezzin tarafından okunan âyet ve ardından getirilen salâtü selâmda hangi makam uygulandıysa iç ezanında aynı makamda okunması gerekir.

    İslâm Tarihinde Hazret-i Peygamber ile Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ömer devirlerinde Cuma günleri sadece hutbeden önce bir iç ezan okunurdu. Ancak nüfusun giderek kalabalıklaşması üzerine Hazret-i Osman devrinden itibaren Cuma namazı için vaktin geldiğini haber vermek amacıyla dışarıda da ezan okunmaya başlandı.
    esidir.





+ Yorum Gönder