Konusunu Oylayın.: Alkolizmi tasavvuf ve İslamla yenmek

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Alkolizmi tasavvuf ve İslamla yenmek
  1. 21.Mart.2011, 09:03
    1
    Misafir

    Alkolizmi tasavvuf ve İslamla yenmek






    Alkolizmi tasavvuf ve İslamla yenmek Mumsema merhabalar;
    ben ateıst olan bır arakdasım ıcın bır arastırma yapıyorum. kendısı ılerı derecede alkol bagımlısı ve uyusturucu kullanıyor.hrıstıyan bır aıleden gelme. bırcok psıkologa gıtmesıne ragmen hala yenemedı. benım dusunceme gore tamamen manevı bır boslukta ve kendısını neyle avutacagını bılemıyor.hayatını bıseylerle doldurmak ısteyen bu ınsana tasavvuf ve ıslamı bılgılerın faydalı olabılecegını dusunuyrum ama nerden ve nasıl baslayacagımızı bılemıyorum onerebılecegınız bırsey varmıdır? okumamızı tavsıye edecegınız vs


  2. 21.Mart.2011, 09:03
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    merhabalar;
    ben ateıst olan bır arakdasım ıcın bır arastırma yapıyorum. kendısı ılerı derecede alkol bagımlısı ve uyusturucu kullanıyor.hrıstıyan bır aıleden gelme. bırcok psıkologa gıtmesıne ragmen hala yenemedı. benım dusunceme gore tamamen manevı bır boslukta ve kendısını neyle avutacagını bılemıyor.hayatını bıseylerle doldurmak ısteyen bu ınsana tasavvuf ve ıslamı bılgılerın faydalı olabılecegını dusunuyrum ama nerden ve nasıl baslayacagımızı bılemıyorum onerebılecegınız bırsey varmıdır? okumamızı tavsıye edecegınız vs


    Benzer Konular

    - İslamla ilgili akrostiş

    - İslamla ilgili sorularım..

    - Tasavvuf kitapları okursak, Tasavvufu öğrenir ve yaşayabilir miyiz? (tasavvuf hakkında kitaplar)

    - İslamla ve iman ilişkisi nedir?

    - İslamla Şereflenen ilk Müslüman Kadınlar

  3. 21.Mart.2011, 13:08
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Alkolizmi tasavvuf ve İslamla yenmek




    Neden içer insan?
    İçki ve kumar, insanı önce manen, sonra da maddeten batırıp, bitiren iki müthiş illettir Genellikle de, bu uğursuz ikili birbirini tetikler; birine bulaşan diğerine de kayar. İçki ile zayıflamış olan zihin ve zekâ, kendisine kolay kazanma yolu gibi görünen kumara düşebilir.Kumarın acımasız pençesine düşmüş olan bir çaresiz de, kurtuluşu, her şeyi unutarak yok saymakta, yani içkide arayabilir.
    İç dünyasında boşluk yoksa kendisiyle barışıksa, ruh ve beden dengesini kurup mutluluğu yakalamışsa, insan içkiye meyleder mi?
    İçki, bir arayışın sonunda ortaya çıkar, arayış da, boşluktan kaynaklanır. Gönül boşluk tanımaz Sebebi belli, ya da belirsiz sıkıntılar, mutsuzluklar, huzursuzluklar, maneviyatı zayıf insanları genellikle içkiye yöneltiyor. Herhalde bu yüzdendir, alkoliklerin “içiyorsam sebebi var” demeleri…
    Ancak bu türlü huzur ve mutluluk arayışları için de asla çözüm bulamamıştır. Zira içkinin fonksiyonu sıkıntıya çözüm sunmak değil, acıyı acıyla bastırmaktır. İçkinin yaptığı, iptal-i histir. Manevi sıkıntılardan gelen dayanılmaz acıları, duyacak manevi organları susturmak, çalışamaz hale getirmek ve nihayet varlığına son vermektir
    Bu sebepten alkol, insanı azaltır, sığlaştırır, basitleştirir ve yalınkat hale getirir. İptal edilen insani hislerle birlikte, vicdan ve merhamet gibi, manevi varlığımızı oluşturan olmazsa olmaz çok değerli duygular da kaybolup gider.
    İnsanlık düşmanlarının silahı
    Bu sebepten, insanı sürüleştirmek ve böylece kolay güdülür hale getirmek isteyen yönetimler, daima alkol silahına sarılmışlardır. Su yerine içki içen ve böylece kimlik ve kişilik duyguları yalama hale gelen insanlar, diktatörlerin ve sömürgecilerin işini kolaylaştırmıştır.
    Birinci Dünya Savaşı sonunda İstanbul’u işgal eden düşmanlarımız da, gemiler dolusu şarap getirip bedava dağıtmışlar; bu hain eylem, bazı yurtseverlerin Yeşilay Cemiyeti’ni kurmalarına sebep olmuştu.
    İnsanı böylesine çökerten alkol, aile hayatının da en tahripkâr düşmanıdır İnsanın bedenini ve vicdanını çökerten alkol, önce güven duygusunu yok eder. Alkolik ne kendisine güvenir, ne de başkasına… Zaten kendisi de güvenilemez, ciddi ve önemli bir iş yapamaz hale gelmiştir.
    Bu durumdaki bir insanın sağlam ve tutarlı bir aile kurabilmesi mümkün mü?
    Aile, bir yürek açılımı, sevgi paylaşımı ve vererek alma sanatıdır. Kendisini alkolün hâkimiyetine bırakmış bir insanın ise bu özellikleri hakkıyla taşıması ihtimali yoktur. Üstelik alkolik baba, ya da anne, çocuklarına kötü örnek olmakta, alkol bağımlısı insanların artmasına sebep olmaktadırlar.
    Alkol ocakları söndürür

    Alkolün sebep olduğu trafik kazaları, daha doğru deyimiyle trafik cinayetleri de ayrı bir felaket ve fecaattir Trafik canavarı denen şey, aslında alkolün öteki adıdır. Her sene kaç cana mâl olduğunu unutmamalı ve unutturmamalıyız.
    Fakat alkolün trafik cinayetlerinden de beter dehşeti, aileye vurduğu darbedir. Sadece son on yılda alkol bağımlılığı yüzünden kaç ocak sönmüştür? Alkolün annesiz babasız bıraktığı çocukların yürek söküklerini kim, nasıl dikebilir? Alkol canavarı, anneli-babalı olduğu halde, annesiz- babasız bırakıyor çocukları…
    Peki, bunca kayba sebep olan alkol, ne kazandırır? Sadece kısa bir süre için sarhoş ederek, acıyı bastırmaktan başka…
    Geçici ve sahte bir keyif için, insan hangi akılla bu canavarın sinesine atılır?
    İçki içenler çağdaş mıdırlar?
    En iyimser bir tarifle, alkol “Zehirli bir bal” hükmündedir. Zararı çok açık ve kesin ve keskindir. İnsanı paramparça ediyor, dağıtıyor, iffet ve edep dışı uçurumlara sürüklüyor.
    Ama maalesef, bu hain canavarla gerektiği gibi mücadele edilmiyor. Hatta, daha da acısı, alenen koruma altına alınıyor, destekleniyor, övülüyor. Kimdir alkolün işbirlikçileri? Neden ve niçin koruma altına alırlar?
    Mesela, sigara ile yapılan mücadele bile, alkole karşı niçin yapılamıyor?
    Sadece bizim ülkemize mahsus bir garabettir ki, alkol ideolojik bir unsur haline getirilmiş ve adeta laiklik adına kutsanmıştır.
    İçenler ilerici, çağdaş ve birinci sınıf vatandaş sayılmış, içmeyenler ise dışlanmış ve aşağılanmıştır. Buna mahalle baskısı demek bile yetmez. Zaman zaman resmi hüviyet de kazanan aleni ve zorbaca bir baskı ile içki dayatılmıştır. Bu içki dayatması, Başbakan’a bile yapılabilmiş, kadehini meyve suyu ile kaldırması çok ciddi (!) tenkitlere vesile edilmiştir.
    Birçok üniversitede, hocalar asistanlarını, hatta doktora talebelerini içip içmemesine göre değerlendirdi. Üniversite mezuniyet şenliklerinde aşılan alkol duvarları, bu zihniyetin tipik bir göstergesidir.
    Gazeteler, televizyonlar, dergiler, filmler, diziler, tiyatrolar, romanlar, içkiyi olağanlaştıran bir konumda oldular. Daha da ötesi, yeni nesilleri alkole özendirdiler. Tabii bu arada, Yeşilay’ın adı bile unutturuldu.
    Toplumda sevilen ve örnek bilinen kişiler, genellikle, alkolle içli dışlıdırlar. Arada bir alkolün faydasına dair, asılsız yazı ve haberler çıkar basınımızda…
    Belli bir kesimde, “Erkek adam içer!” denile denile, şimdi kadınlar da, adeta “Bizim ne eksiğimiz var?” dercesine, o belalı yarışta yerlerini alıp; alkol tüketimine önemli katkılarda bulunmaya başladılar.
    Sorarım size! Alkolik kadın anne olabilir mi? Anne alkol bağımlısı olursa, daha doğmamış çocuğunu göz göre göre zehirlemiş olmaz mı?
    Alkolün yayılması için kışkırtırlar
    Alkol kullanım yaşı gittikçe aşağı düşüyor. Çünkü bir şer cephesi alkolün önündeki bütün engelleri kaldırıyor ve onu hayatın ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. Özendiriyor masum yavruları…
    Çünkü eğlenmek içkisiz olmaz, “Hayatını yaşayanlar(!)” içenlerdir. Bu yalanın bir de kuyruklusu vardır. İçkiye meşruiyet kazandırmak için uydurulur. Bu uydurukçulara göre, en dindar bildiğimiz büyükler bile, içmişlerdir. Mesela, Abdülhamid Han, Mehmed Akif Ersoy, Necip Fazıl…
    Bunlar kendi sarhoşluklarına bir mazeret ve kılıf bulmak çabasıyla, daha kimlere içirirler kim bilir?
    Bunlar, iyi Müslüman’ı; Cumasını kılan, Ramazan’ını tutan, bayramdan itibaren de rakısını içen kişi olarak tarif ederler. Tabii ki, halt ederler…

    Bizdeki kadar içki kışkırtması, dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Bizim Öğretmen Evleri’mizde bile içki tüketilir. Örnek olması gereken eğitimcilerimiz, bir eğitim yuvası olması gereken evlerinde alenen içerek, ters örnek olmamalıdırlar.
    “Laik, aydın ve çağdaş olmanın temel gereklerinden biri, içmektir” mesajı sözlü, yazılı ve fiili olarak asla verilmemelidir. Aksi halde içmek, teşvik edilmiş sayılmaz, kışkırtılmış olur.
    Biz günaha düşmanız günahkâra değil!
    Alkolle mücadelede önce anne babalara, sonra da eğitimcilere ve toplumu etkileyen sanatçılara, sporculara, siyasetçilere, askeri ve sivil bürokratlara büyük görev düşmektedir.

    Eğlenmenin, neşenin, mutlu olmanın içkiyle ters orantılı olduğunu etkili örneklerle anlatmalılar.

    İçmenin bir üstünlük ve erdem değil, tam tersine, tedavisi gereken bir kendine yetmezlik ve zayıflık olduğu açıklanmalıdır
    Ancak, bu konuda çok ince bir ayrıntıya da dikkat etmekte büyük fayda vardır: Düşmanlığımız alkoledir, alkoliğe değil… Alkol bağımlısına sadece acırız ve elimizden geliyorsa yardımcı olmaya çalışırız.
    Aynı şekilde, karşıtlığımız kumaradır; kumarbaza değildir. Her günahkâr gibi kumarbaz kardeşlerimize de acırız; kurtulmalarına duacı oluruz.
    Bu iki belanın zararı esir aldığı kişilerle sınırlı kalmaz, aile temelinden başlayarak toplumu da etkiler.
    Öyle iki beladır ki bunlar, verdiği meş’um lezzetle kendine bağlar insanı, zararını apaçık gösterdiği halde, bırakmaz yakasını… İnsanın bile bile ladesidir bu iki illet…
    Alıştırıverir, tiryakilik meydana getirir; tutku esarete döner. Artık, kurtulmak imkânsıza yakınlaşır. Bundan dolayı, bu iki musibetten kurtulmanın en emin yolu, hiç bulaşmamak, asla yaklaşmamaktır.
    Bütün ayyaşlar bir kadehle başlar: “Bu kadarcıkdan bir şey olmaz” düşüncesiyle, az ve hafif görülen alkol, genellikle de bira, alkole giden yolu açar, genişletir.
    Kumar da, azdan ve eğlencelik diye başlar. Sonra, bir anafora dönüşür, ağırlaşır ve yakasına yapıştığı kişiyi kumarbaz eder; Loto, toto, at yarışı tahminleri, piyango çeşitleri, nefsin bu ihtirasını, bir gün patlatıncaya kadar ha bire körükler…
    Bu yüzden, en iyisi, alışmamak ve bu gayyaya düşmemek için, hiç mi hiç çekim alanına girmemek, asla yaklaşmamaktır. Kumarda önce önemsiz ve ufak şeyler kaybedilir, sonra da Allah korusun her şey… Kumardan kazanan ve iflah olana hiç rastlanmamıştır?
    En tehlikeli içki biradır

    İşte bu yüzden, en tehlikeli içki, biradır. Kolay bulunur Alkol miktarı azdır. Hatta bazı gafletli zihniyetlere göre, içki bile sayılmaz. Batı’nın, sıvı ekmek diye günlük hayata soktuğu bu içki, alkole giden en geniş yolu açar, içenlerin büyük bir bölümü, hep birayla başlamışlardır.
    Tabii ki insan vücudunu da tahrip eder alkol, ama asıl zararı aklı baştan götürmesi, yani sarhoş etmesidir.
    İçerek sarhoş olan insan, manen der ki, “Ey aklım! Lütfen şimdi beni terk et, biraz sensiz yaşamak istiyorum. Sen fonksiyonunu icra ettikçe, ben rahatsız oluyorum. Çünkü aklımla içinden çıkamadığım işler içindeyim. Aklımın beni rahatsız etmesinden, düşünmenin yükünden kurtulmak istiyorum; git biraz başımdan, beni kendi halime bırak…”
    Ve insan geçici bir delilik yaşadığı zamanlarda yapar en acayip, garaip, çılgın işlerini… En yakın dostuyla oturduğu sofra, bir kan ve kin sofrasına dönüşebilir. Neşeyle çıkılan yol, bir katliam arenası haline gelebilir. En mutlu ailelerin zehri olur da, bozup dağıtır, parçalar, onulmaz yürek yaraları açar alkol…
    İş yerleri dağılır, kârlar zarara ve iflasa döner, kepenkler kapanır Alkol önce yürekleri karartır, sonra esirini vurur yerden yere ve tanınmaz hale getirir.
    Kısacası, ayıldığı zaman, kendisini de hayretten hayrete düşüren ve nasıl yaptığını bir türlü anlayamadığı mantıksız, manasız, akılsız işleri yapar.
    Alkol acımasızdır, katıdır, kabadır, vicdansızdır. Bu sebeple, pençesine düşen duygu zengini kadınları, daha da ezer, perişan eder, zıvadan çıkarır. Kadını eğlencelik bir robot haline getirip, mebzul meta haline düşüren alkol, ahlaksız erkeklerin temel malzemesidir. Çünkü göz koyduklarını pençelerine düşürmek için, alkolden ve kumardan daha uygun bir tuzak bulamazlar.
    Kumar, önce “Şans oyunu” adıyla meşru gösterilmeye çalışılır. Daha sonra da genişler, büyür ve tabii ki batırır. Hak etmeden, kolay ve çok kazanmak hevesi, kumara meylettirir. Kanaatsizlik, kıskançlık, lüks yaşama sevdası, inanç ve ahlakla sınırlandırılmazsa, kumara giden yol, daha kolay açılır.
    Osmanlı ve ABD de dâhil olmak üzere, hiçbir ülke, içkiyi ve kumarı kanun zoruyla, yasaklayarak önleyemedi…
    Efendimiz ise (sallallahu aleyhi ve sellem), bu iki illetle mücadelenin emsalsiz kahramanı olmuştur. İnsanlık bu iki beladan, ancak O’nun getirdikleriyle kurtulacaktır. İslamsız toplumlar ise, içkiyle ve kumarla yaşamaya mecbur ve mahkûmdur.
    ________________________________

    Dinlerin özü olarak kabul edilen emir ve yasaklar,
    İslâm Dini'nde şu beş şeyin korunmasına yöneliktir:
    1- Dini Koruma
    2- Canı Koruma
    3- Aklı Koruma
    4- Nesli Koruma
    5- Malı Koruma
    Dünyada insan hayatı bu beş şey üzerine kurulmuştur. Hayatın kıvamı bunlara bağlıdır. Şerefli bir hayat ancak bunlar sayesinde
    mümkün olur. Dolayısıyla bunları korumak bizzat insana saygı demektir. (1)
    Esasen "beş zarûri" (Zaruriyât-ı Hamse) adı verilen bu hususların en iyi şekilde korunması, en uygun şartlar ve ortam içinde
    gelişip gayelerine ulaşmalarının temin edilmesi, ilâhî dinlerin, akl-ı selime dayanan felsefî sistemlerin, ictimâî ve sosyal doktrinlerin
    ortak hedefidir. Bu hedeflere ulaşmanın lüzumu konusunda birleşen muhtelif inanç ve düşünce sistemleri, bu maksatlara varmada tutulacak yolları tayin ve alınacak tedbirleri tesbit hususunda birbirinden ayrılmışlardır.
    İnsanı insan yapan en önemli özelliklerin başında onun aklı ve fikri gelir. İnsan, hem dünya, hem âhiret saâdetini bu vasıtayla
    kazanır. Onun için dinimiz, insan hayatı gibi aklı ve fikri korumak için bir takım tedbirler almıştır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:
    1- İslâm önce bâtıl inanışlara, hurafelere, insan zihnini körelten ve zekâyı söndüren müneccimlik ve kehânet gibi temelsiz şeylere,
    cehâlete; taassuba karşı çıkmış, bu tür şeylerden aklı ve fikri korumuştur.
    2- İslâm, aklı ve fikri devamlı veya geçici olarak faaliyetten alıkoyan, işlemez veya görevini yapamaz hale getiren, muhakeme
    kabiliyetini körelten, zekâyı söndüren ve zihni uyuşturan her çeşit uyuşturucuyu yasaklamıştır. Morfin, afyon, kokain, eroin,
    esrar... haram kılınmıştır.
    3- Yine İslâm, sarhoşluk veren bütün maddeleri ve alkollu içkileri (müskirâtı) yasaklamıştır. (2) Bu tür içkileri yasaklama işi
    aşama aşama gerçekleştirilmiştir. Önce içkinin bazı faydaları bulunduğundan, ama zararının daha çok olduğundan bahsedilmiştir.
    (3) Sonra Müslümanların sarhoşken namaz kılmamalarını istemiştir. (4) Daha sonra içki, şu âyetle kesin olarak yasaklanmıştır:
    " Ey inananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları, şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan
    şüphesiz, içki ve kumar yüzünden, aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi?" (5)
    Bu suretle iptilâ ve alışkanlık konusu olan hususlarda tedriciliğe riâyet edilmesi gerektiği hususuna dikkat çekilmiştir. Yasaklama
    veya emretmek işinin başarılı ve etkili olması için mutlaka ma'kul bir hazırlık ve alıştırma safhasına ihtiyaç vardır.
    Hadislerde içki bütün kötülüklerin anası (kaynağı) (Ümmü'l- habâis), her çeşit şerrin anahtarı ve bütün günâhların toplandığı şey olarak nitelendirilmiştir. (6) Sarhoşluk veren herşeyin içki olduğu ve bütün içkilerin haram olduğu belirtilmiştir. (7) Çoğu
    sarhoşluk veren bir şeyin azınında haram olduğu açıklanmıştır. (8)
    Uyuşturucu kullanmak sadece aklı ve fikri işlemez hale getirmekle kalmaz, insanın sinir sistemini, aklî dengesini ve beden sağlığını da bozar. Kendisinde doğuştan varolan tabiî hasletleri ve güzellikleri yok eder. Uyuşturucu bağımlıları Allah'ın en büyük lütfu olan irâdelerini kullanamaz, kendilerine sahip olamaz, kâr ve zararını ayırdedemezler. Bu duruma düşen kimseler artık günâhkâr olmaktan çok, insanlık haysiyetini yitirmiş rûhen ve aklen hasta kimselerdir. (9)
    Alkollü içkiler de, yalnız akla değil, mala, cana, nesle ve dine zararlıdır. İçki kullananlar malını boşuna zâyi eder, alkol bedene
    zarar verir ve onu çeşitli hastalıklara yakalanmaya müsâit hale getirir, sinir sistemini ve hazım cihazını tahrib eder. Alkolik anne ve babadan doğan çocuklar da bunun zararını görürler. Şu halde uyuşturucu maddeler ve alkollü içkiler, hem dini, hem canı, hem
    malı, hem aklı ve hem de nesli korumak maksadıyla haram kılınmıştır.
    Aklı ve fikri işlemez hale getiren, düşünme kabiliyetini dumûra uğratan, uyuşturucu maddeler ve alkol, gençlerimizin sağlıklı bir
    şekilde eğitimlerini sürdürebilmelerinde önemli bir engeldir.


  4. 21.Mart.2011, 13:08
    2
    Silent and lonely rains



    Neden içer insan?
    İçki ve kumar, insanı önce manen, sonra da maddeten batırıp, bitiren iki müthiş illettir Genellikle de, bu uğursuz ikili birbirini tetikler; birine bulaşan diğerine de kayar. İçki ile zayıflamış olan zihin ve zekâ, kendisine kolay kazanma yolu gibi görünen kumara düşebilir.Kumarın acımasız pençesine düşmüş olan bir çaresiz de, kurtuluşu, her şeyi unutarak yok saymakta, yani içkide arayabilir.
    İç dünyasında boşluk yoksa kendisiyle barışıksa, ruh ve beden dengesini kurup mutluluğu yakalamışsa, insan içkiye meyleder mi?
    İçki, bir arayışın sonunda ortaya çıkar, arayış da, boşluktan kaynaklanır. Gönül boşluk tanımaz Sebebi belli, ya da belirsiz sıkıntılar, mutsuzluklar, huzursuzluklar, maneviyatı zayıf insanları genellikle içkiye yöneltiyor. Herhalde bu yüzdendir, alkoliklerin “içiyorsam sebebi var” demeleri…
    Ancak bu türlü huzur ve mutluluk arayışları için de asla çözüm bulamamıştır. Zira içkinin fonksiyonu sıkıntıya çözüm sunmak değil, acıyı acıyla bastırmaktır. İçkinin yaptığı, iptal-i histir. Manevi sıkıntılardan gelen dayanılmaz acıları, duyacak manevi organları susturmak, çalışamaz hale getirmek ve nihayet varlığına son vermektir
    Bu sebepten alkol, insanı azaltır, sığlaştırır, basitleştirir ve yalınkat hale getirir. İptal edilen insani hislerle birlikte, vicdan ve merhamet gibi, manevi varlığımızı oluşturan olmazsa olmaz çok değerli duygular da kaybolup gider.
    İnsanlık düşmanlarının silahı
    Bu sebepten, insanı sürüleştirmek ve böylece kolay güdülür hale getirmek isteyen yönetimler, daima alkol silahına sarılmışlardır. Su yerine içki içen ve böylece kimlik ve kişilik duyguları yalama hale gelen insanlar, diktatörlerin ve sömürgecilerin işini kolaylaştırmıştır.
    Birinci Dünya Savaşı sonunda İstanbul’u işgal eden düşmanlarımız da, gemiler dolusu şarap getirip bedava dağıtmışlar; bu hain eylem, bazı yurtseverlerin Yeşilay Cemiyeti’ni kurmalarına sebep olmuştu.
    İnsanı böylesine çökerten alkol, aile hayatının da en tahripkâr düşmanıdır İnsanın bedenini ve vicdanını çökerten alkol, önce güven duygusunu yok eder. Alkolik ne kendisine güvenir, ne de başkasına… Zaten kendisi de güvenilemez, ciddi ve önemli bir iş yapamaz hale gelmiştir.
    Bu durumdaki bir insanın sağlam ve tutarlı bir aile kurabilmesi mümkün mü?
    Aile, bir yürek açılımı, sevgi paylaşımı ve vererek alma sanatıdır. Kendisini alkolün hâkimiyetine bırakmış bir insanın ise bu özellikleri hakkıyla taşıması ihtimali yoktur. Üstelik alkolik baba, ya da anne, çocuklarına kötü örnek olmakta, alkol bağımlısı insanların artmasına sebep olmaktadırlar.
    Alkol ocakları söndürür

    Alkolün sebep olduğu trafik kazaları, daha doğru deyimiyle trafik cinayetleri de ayrı bir felaket ve fecaattir Trafik canavarı denen şey, aslında alkolün öteki adıdır. Her sene kaç cana mâl olduğunu unutmamalı ve unutturmamalıyız.
    Fakat alkolün trafik cinayetlerinden de beter dehşeti, aileye vurduğu darbedir. Sadece son on yılda alkol bağımlılığı yüzünden kaç ocak sönmüştür? Alkolün annesiz babasız bıraktığı çocukların yürek söküklerini kim, nasıl dikebilir? Alkol canavarı, anneli-babalı olduğu halde, annesiz- babasız bırakıyor çocukları…
    Peki, bunca kayba sebep olan alkol, ne kazandırır? Sadece kısa bir süre için sarhoş ederek, acıyı bastırmaktan başka…
    Geçici ve sahte bir keyif için, insan hangi akılla bu canavarın sinesine atılır?
    İçki içenler çağdaş mıdırlar?
    En iyimser bir tarifle, alkol “Zehirli bir bal” hükmündedir. Zararı çok açık ve kesin ve keskindir. İnsanı paramparça ediyor, dağıtıyor, iffet ve edep dışı uçurumlara sürüklüyor.
    Ama maalesef, bu hain canavarla gerektiği gibi mücadele edilmiyor. Hatta, daha da acısı, alenen koruma altına alınıyor, destekleniyor, övülüyor. Kimdir alkolün işbirlikçileri? Neden ve niçin koruma altına alırlar?
    Mesela, sigara ile yapılan mücadele bile, alkole karşı niçin yapılamıyor?
    Sadece bizim ülkemize mahsus bir garabettir ki, alkol ideolojik bir unsur haline getirilmiş ve adeta laiklik adına kutsanmıştır.
    İçenler ilerici, çağdaş ve birinci sınıf vatandaş sayılmış, içmeyenler ise dışlanmış ve aşağılanmıştır. Buna mahalle baskısı demek bile yetmez. Zaman zaman resmi hüviyet de kazanan aleni ve zorbaca bir baskı ile içki dayatılmıştır. Bu içki dayatması, Başbakan’a bile yapılabilmiş, kadehini meyve suyu ile kaldırması çok ciddi (!) tenkitlere vesile edilmiştir.
    Birçok üniversitede, hocalar asistanlarını, hatta doktora talebelerini içip içmemesine göre değerlendirdi. Üniversite mezuniyet şenliklerinde aşılan alkol duvarları, bu zihniyetin tipik bir göstergesidir.
    Gazeteler, televizyonlar, dergiler, filmler, diziler, tiyatrolar, romanlar, içkiyi olağanlaştıran bir konumda oldular. Daha da ötesi, yeni nesilleri alkole özendirdiler. Tabii bu arada, Yeşilay’ın adı bile unutturuldu.
    Toplumda sevilen ve örnek bilinen kişiler, genellikle, alkolle içli dışlıdırlar. Arada bir alkolün faydasına dair, asılsız yazı ve haberler çıkar basınımızda…
    Belli bir kesimde, “Erkek adam içer!” denile denile, şimdi kadınlar da, adeta “Bizim ne eksiğimiz var?” dercesine, o belalı yarışta yerlerini alıp; alkol tüketimine önemli katkılarda bulunmaya başladılar.
    Sorarım size! Alkolik kadın anne olabilir mi? Anne alkol bağımlısı olursa, daha doğmamış çocuğunu göz göre göre zehirlemiş olmaz mı?
    Alkolün yayılması için kışkırtırlar
    Alkol kullanım yaşı gittikçe aşağı düşüyor. Çünkü bir şer cephesi alkolün önündeki bütün engelleri kaldırıyor ve onu hayatın ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. Özendiriyor masum yavruları…
    Çünkü eğlenmek içkisiz olmaz, “Hayatını yaşayanlar(!)” içenlerdir. Bu yalanın bir de kuyruklusu vardır. İçkiye meşruiyet kazandırmak için uydurulur. Bu uydurukçulara göre, en dindar bildiğimiz büyükler bile, içmişlerdir. Mesela, Abdülhamid Han, Mehmed Akif Ersoy, Necip Fazıl…
    Bunlar kendi sarhoşluklarına bir mazeret ve kılıf bulmak çabasıyla, daha kimlere içirirler kim bilir?
    Bunlar, iyi Müslüman’ı; Cumasını kılan, Ramazan’ını tutan, bayramdan itibaren de rakısını içen kişi olarak tarif ederler. Tabii ki, halt ederler…

    Bizdeki kadar içki kışkırtması, dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Bizim Öğretmen Evleri’mizde bile içki tüketilir. Örnek olması gereken eğitimcilerimiz, bir eğitim yuvası olması gereken evlerinde alenen içerek, ters örnek olmamalıdırlar.
    “Laik, aydın ve çağdaş olmanın temel gereklerinden biri, içmektir” mesajı sözlü, yazılı ve fiili olarak asla verilmemelidir. Aksi halde içmek, teşvik edilmiş sayılmaz, kışkırtılmış olur.
    Biz günaha düşmanız günahkâra değil!
    Alkolle mücadelede önce anne babalara, sonra da eğitimcilere ve toplumu etkileyen sanatçılara, sporculara, siyasetçilere, askeri ve sivil bürokratlara büyük görev düşmektedir.

    Eğlenmenin, neşenin, mutlu olmanın içkiyle ters orantılı olduğunu etkili örneklerle anlatmalılar.

    İçmenin bir üstünlük ve erdem değil, tam tersine, tedavisi gereken bir kendine yetmezlik ve zayıflık olduğu açıklanmalıdır
    Ancak, bu konuda çok ince bir ayrıntıya da dikkat etmekte büyük fayda vardır: Düşmanlığımız alkoledir, alkoliğe değil… Alkol bağımlısına sadece acırız ve elimizden geliyorsa yardımcı olmaya çalışırız.
    Aynı şekilde, karşıtlığımız kumaradır; kumarbaza değildir. Her günahkâr gibi kumarbaz kardeşlerimize de acırız; kurtulmalarına duacı oluruz.
    Bu iki belanın zararı esir aldığı kişilerle sınırlı kalmaz, aile temelinden başlayarak toplumu da etkiler.
    Öyle iki beladır ki bunlar, verdiği meş’um lezzetle kendine bağlar insanı, zararını apaçık gösterdiği halde, bırakmaz yakasını… İnsanın bile bile ladesidir bu iki illet…
    Alıştırıverir, tiryakilik meydana getirir; tutku esarete döner. Artık, kurtulmak imkânsıza yakınlaşır. Bundan dolayı, bu iki musibetten kurtulmanın en emin yolu, hiç bulaşmamak, asla yaklaşmamaktır.
    Bütün ayyaşlar bir kadehle başlar: “Bu kadarcıkdan bir şey olmaz” düşüncesiyle, az ve hafif görülen alkol, genellikle de bira, alkole giden yolu açar, genişletir.
    Kumar da, azdan ve eğlencelik diye başlar. Sonra, bir anafora dönüşür, ağırlaşır ve yakasına yapıştığı kişiyi kumarbaz eder; Loto, toto, at yarışı tahminleri, piyango çeşitleri, nefsin bu ihtirasını, bir gün patlatıncaya kadar ha bire körükler…
    Bu yüzden, en iyisi, alışmamak ve bu gayyaya düşmemek için, hiç mi hiç çekim alanına girmemek, asla yaklaşmamaktır. Kumarda önce önemsiz ve ufak şeyler kaybedilir, sonra da Allah korusun her şey… Kumardan kazanan ve iflah olana hiç rastlanmamıştır?
    En tehlikeli içki biradır

    İşte bu yüzden, en tehlikeli içki, biradır. Kolay bulunur Alkol miktarı azdır. Hatta bazı gafletli zihniyetlere göre, içki bile sayılmaz. Batı’nın, sıvı ekmek diye günlük hayata soktuğu bu içki, alkole giden en geniş yolu açar, içenlerin büyük bir bölümü, hep birayla başlamışlardır.
    Tabii ki insan vücudunu da tahrip eder alkol, ama asıl zararı aklı baştan götürmesi, yani sarhoş etmesidir.
    İçerek sarhoş olan insan, manen der ki, “Ey aklım! Lütfen şimdi beni terk et, biraz sensiz yaşamak istiyorum. Sen fonksiyonunu icra ettikçe, ben rahatsız oluyorum. Çünkü aklımla içinden çıkamadığım işler içindeyim. Aklımın beni rahatsız etmesinden, düşünmenin yükünden kurtulmak istiyorum; git biraz başımdan, beni kendi halime bırak…”
    Ve insan geçici bir delilik yaşadığı zamanlarda yapar en acayip, garaip, çılgın işlerini… En yakın dostuyla oturduğu sofra, bir kan ve kin sofrasına dönüşebilir. Neşeyle çıkılan yol, bir katliam arenası haline gelebilir. En mutlu ailelerin zehri olur da, bozup dağıtır, parçalar, onulmaz yürek yaraları açar alkol…
    İş yerleri dağılır, kârlar zarara ve iflasa döner, kepenkler kapanır Alkol önce yürekleri karartır, sonra esirini vurur yerden yere ve tanınmaz hale getirir.
    Kısacası, ayıldığı zaman, kendisini de hayretten hayrete düşüren ve nasıl yaptığını bir türlü anlayamadığı mantıksız, manasız, akılsız işleri yapar.
    Alkol acımasızdır, katıdır, kabadır, vicdansızdır. Bu sebeple, pençesine düşen duygu zengini kadınları, daha da ezer, perişan eder, zıvadan çıkarır. Kadını eğlencelik bir robot haline getirip, mebzul meta haline düşüren alkol, ahlaksız erkeklerin temel malzemesidir. Çünkü göz koyduklarını pençelerine düşürmek için, alkolden ve kumardan daha uygun bir tuzak bulamazlar.
    Kumar, önce “Şans oyunu” adıyla meşru gösterilmeye çalışılır. Daha sonra da genişler, büyür ve tabii ki batırır. Hak etmeden, kolay ve çok kazanmak hevesi, kumara meylettirir. Kanaatsizlik, kıskançlık, lüks yaşama sevdası, inanç ve ahlakla sınırlandırılmazsa, kumara giden yol, daha kolay açılır.
    Osmanlı ve ABD de dâhil olmak üzere, hiçbir ülke, içkiyi ve kumarı kanun zoruyla, yasaklayarak önleyemedi…
    Efendimiz ise (sallallahu aleyhi ve sellem), bu iki illetle mücadelenin emsalsiz kahramanı olmuştur. İnsanlık bu iki beladan, ancak O’nun getirdikleriyle kurtulacaktır. İslamsız toplumlar ise, içkiyle ve kumarla yaşamaya mecbur ve mahkûmdur.
    ________________________________

    Dinlerin özü olarak kabul edilen emir ve yasaklar,
    İslâm Dini'nde şu beş şeyin korunmasına yöneliktir:
    1- Dini Koruma
    2- Canı Koruma
    3- Aklı Koruma
    4- Nesli Koruma
    5- Malı Koruma
    Dünyada insan hayatı bu beş şey üzerine kurulmuştur. Hayatın kıvamı bunlara bağlıdır. Şerefli bir hayat ancak bunlar sayesinde
    mümkün olur. Dolayısıyla bunları korumak bizzat insana saygı demektir. (1)
    Esasen "beş zarûri" (Zaruriyât-ı Hamse) adı verilen bu hususların en iyi şekilde korunması, en uygun şartlar ve ortam içinde
    gelişip gayelerine ulaşmalarının temin edilmesi, ilâhî dinlerin, akl-ı selime dayanan felsefî sistemlerin, ictimâî ve sosyal doktrinlerin
    ortak hedefidir. Bu hedeflere ulaşmanın lüzumu konusunda birleşen muhtelif inanç ve düşünce sistemleri, bu maksatlara varmada tutulacak yolları tayin ve alınacak tedbirleri tesbit hususunda birbirinden ayrılmışlardır.
    İnsanı insan yapan en önemli özelliklerin başında onun aklı ve fikri gelir. İnsan, hem dünya, hem âhiret saâdetini bu vasıtayla
    kazanır. Onun için dinimiz, insan hayatı gibi aklı ve fikri korumak için bir takım tedbirler almıştır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:
    1- İslâm önce bâtıl inanışlara, hurafelere, insan zihnini körelten ve zekâyı söndüren müneccimlik ve kehânet gibi temelsiz şeylere,
    cehâlete; taassuba karşı çıkmış, bu tür şeylerden aklı ve fikri korumuştur.
    2- İslâm, aklı ve fikri devamlı veya geçici olarak faaliyetten alıkoyan, işlemez veya görevini yapamaz hale getiren, muhakeme
    kabiliyetini körelten, zekâyı söndüren ve zihni uyuşturan her çeşit uyuşturucuyu yasaklamıştır. Morfin, afyon, kokain, eroin,
    esrar... haram kılınmıştır.
    3- Yine İslâm, sarhoşluk veren bütün maddeleri ve alkollu içkileri (müskirâtı) yasaklamıştır. (2) Bu tür içkileri yasaklama işi
    aşama aşama gerçekleştirilmiştir. Önce içkinin bazı faydaları bulunduğundan, ama zararının daha çok olduğundan bahsedilmiştir.
    (3) Sonra Müslümanların sarhoşken namaz kılmamalarını istemiştir. (4) Daha sonra içki, şu âyetle kesin olarak yasaklanmıştır:
    " Ey inananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları, şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan
    şüphesiz, içki ve kumar yüzünden, aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan, namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi?" (5)
    Bu suretle iptilâ ve alışkanlık konusu olan hususlarda tedriciliğe riâyet edilmesi gerektiği hususuna dikkat çekilmiştir. Yasaklama
    veya emretmek işinin başarılı ve etkili olması için mutlaka ma'kul bir hazırlık ve alıştırma safhasına ihtiyaç vardır.
    Hadislerde içki bütün kötülüklerin anası (kaynağı) (Ümmü'l- habâis), her çeşit şerrin anahtarı ve bütün günâhların toplandığı şey olarak nitelendirilmiştir. (6) Sarhoşluk veren herşeyin içki olduğu ve bütün içkilerin haram olduğu belirtilmiştir. (7) Çoğu
    sarhoşluk veren bir şeyin azınında haram olduğu açıklanmıştır. (8)
    Uyuşturucu kullanmak sadece aklı ve fikri işlemez hale getirmekle kalmaz, insanın sinir sistemini, aklî dengesini ve beden sağlığını da bozar. Kendisinde doğuştan varolan tabiî hasletleri ve güzellikleri yok eder. Uyuşturucu bağımlıları Allah'ın en büyük lütfu olan irâdelerini kullanamaz, kendilerine sahip olamaz, kâr ve zararını ayırdedemezler. Bu duruma düşen kimseler artık günâhkâr olmaktan çok, insanlık haysiyetini yitirmiş rûhen ve aklen hasta kimselerdir. (9)
    Alkollü içkiler de, yalnız akla değil, mala, cana, nesle ve dine zararlıdır. İçki kullananlar malını boşuna zâyi eder, alkol bedene
    zarar verir ve onu çeşitli hastalıklara yakalanmaya müsâit hale getirir, sinir sistemini ve hazım cihazını tahrib eder. Alkolik anne ve babadan doğan çocuklar da bunun zararını görürler. Şu halde uyuşturucu maddeler ve alkollü içkiler, hem dini, hem canı, hem
    malı, hem aklı ve hem de nesli korumak maksadıyla haram kılınmıştır.
    Aklı ve fikri işlemez hale getiren, düşünme kabiliyetini dumûra uğratan, uyuşturucu maddeler ve alkol, gençlerimizin sağlıklı bir
    şekilde eğitimlerini sürdürebilmelerinde önemli bir engeldir.


  5. 21.Mart.2011, 13:18
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Alkolizmi tasavvuf ve İslamla yenmek

    MANEVİ BOŞLUK İNSANI ÇOK BÜYÜK BİR YIKIMA SÜRÜKLER
    Şu an dünya üzerinde ahlaki açıdan çok büyük bir çöküş yaşanmaktadır. Bunu anlamak için çok uzun araştırmalar yapmaya ya da kitaplar okumaya da gerek yoktur. İnsanın çevresinde olan bitenleri dikkatle izlemesi, insanların yaşamlarını incelemesi, değer yargılarındaki değişimi gözlemlemesi bu dejenerasyonu anlaması için yeterlidir. Aile kavramının eski taşıdığı değeri yitirmesi, cinayetlerin, rüşvetlerin, yolsuzlukların çok büyük bir hızla artması, sevgi, saygı, adalet ve fedakarlık gibi manevi değerlerin rağbet görmemesi ve uyuşturucu, alkol, kumar gibi kötü alışkanlıkların insanlar arasında yaygınlaşması bu dejenerasyonun en önemli işaretleridir.

    Özellikle de uyuşturucunun gençler arasında çok büyük bir hızla yayılması toplumların geleceği açısından çok büyük bir tehlike arz etmektedir. Uyuşturucunun en çok rağbet gördüğü yaşların lise çağları olması ise oldukça düşündürücüdür. Ancak bu sonuçları gördükten sonra yapılması gereken şey üzülmek, hayıflanmak ya da sessiz kalmak değil, en kalıcı çözümleri almaktır. Dolayısıyla öncelikle yapılması gereken şey gençleri bu maddeleri kullanmaya iten sebeplerin araştırılması ve bu sebepler ivedilikle ortadan kaldırılmasıdır.

    Uyuşturucu bağımlılığın nedenleri ve daha ziyade kimlerin kullandığı araştırıldığında karşımıza çok geniş bir yelpaze çıkmaktadır. Zengin ya da fakir, kültürlü ya da eğitimli her sınıftan insanda -türleri değişse bile- çok yoğun bir bağımlılık gözlemlenmektedir .Demek ki sebepleri maddi konularda değil, manevi eksikliklerde aramak gerekmektedir. İşte bu noktada karşımıza özellikle son yıllarda yaşanan şiddetli ahlaki dejenerasyon ve manevi boşluk karşımıza çıkmaktadır. Dinden ve dinin getirdiği güzel ahlaktan uzaklaşan bir toplumda bu tip alışkanlıkların görülmesi çok normaldır. Çünkü ancak dini kavrayan, Kuran ahlakını yaşayan, manevi olgunluğa erişmiş bir insan bağımlılığın insana verdiği zararları fark eder. Dinden uzaklaşan bir insan ise uyuşturucunun bir çözüm olmadığını, insanı çok büyük bir felakete götürdüğünü fark edemeyecek kadar boşluk içindedir. Dinin getirdiği manevi huzurdan, tevekkülden, güvenden, sevgi, şefkat ve merhametten uzaklaşan insanlar bu maddeleri kullanarak içinde bulundukları manevi boşluğu gidereceklerini zannederler. Ancak bu

    gerçekte çok büyük bir yanılgıdır ve Kuran ahlakından ve dolayısıyla dinden uzak bir yaşam bu sorunun en büyük müsebbibi olduğunu göstermektedir. Buna bağlı olarak sorunun çözümünde de en etkili yol gençlere Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmak, Kuran ahlakını öğretmek, içlerindeki manevi boşluğu gidermenin yollarını göstermek, dünyaya ne için geldiklerini, öldükten sonra nereye gideceklerini, dünyada bulunma amaçlarını onlara anlatmaktır.

    Allah insanları Kendisine kulluk etmeleri, güzel ahlakı yaşamaları ve ahirete hazırlanmaları için yaratmıştır. İnsanın dünyada bulunma amacı budur. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
    "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Müminun Suresi, 115)
    Bu nedenle insan başıboş bir varlık değildir. Allah insanı yaratmış, elçilerine vahyettikleri kitaplarla ona emir ve yasaklarını haber vermiştir. Allah her an işitmekte ve görmektedir. Insan dünya hayatında göstermiş olduğu ahlak ve tavırlardan ötürü ahirette hesap verecektir. Tüm bunların bilincinde olan müminler hayatlarını büyük bir amaç üzere geçirirler. Müminler için boşluğa düşmek gibi birşey sözkonusu değildir. Bilirler ki, dünyada yere düşen tek bir yaprağa kadar, herşey Allah'ın kontrolündedir. Allah'ın kontrolünde gelişen her olayda da mutlaka bir hayır olduğunun, şer gibi gözükse dahi bunda bir güzellik olduğunun farkındadırlar. Bu nedenle müminleri hiçbir olay üzmez, hiçbir olay endişeye kaptırmaz ve korkutmaz. Allah'a güvenip, dayandıkları için son derece tevekküllü olurlar.

    Bu, günlük hayatlarındaki olaylardan, ani gelişen beklenmedik olaylara kadar herşey için geçerlidir. Hastalık, ölüm, maddi imkansızlıklar başta olmak üzere diğer insanları bunalıma iten hiçbir şey müminleri etkilemez. Onlar, dünyada kısa bir süre kalıp, asıl yurtları olan ahirete gideceklerinin farkındadırlar. Bu nedenle dünyada denemeden geçirildiklerini bilir ve sürekli Allah'ın rızasını kazanacak şekilde hareket ederler. Açıkça görüldüğü gibi müminlerin dünyada çok ciddi bir amaçları, beklentileri ve özlemleri vardır. Bu ruh halindeki insanların mutsuzluğa kapılmaları, üzülmeleri ve amaçsızlık içine düşmeleri mevzu bahis olamaz.

    Bütün bunlardan anlaşıldığı gibi gençlerin içine düştükleri bunalımın ve sıkıntının, yaşadıkları karamsar ve çözümsüz ruh halinin ana sebebi Allah'ı ve dini tanımamak yani diğer bir deyişle manevi yönden boşlukta olmaktır. Aksi takdirde istatistiklerde belirtilen sebeplerin hiçbiri kalmayacak, ne yalnızlık, ne sıkıntı, ne herhangi bir korku, ne depresyon ne de kişilik bozukluğu gibi bir durum söz konusu olmayacaktır. Dolayısıyla gençlerin pek çok probleminin altında, içinde bulundukları bu manevi boşluk yatmaktadır. Bunun giderilebilmesinin tek yolu ise Kuran ahlakının yaygınlaşmasıdır.

    Bu konuyu incelerken düşünülmesi gereken noktalardan biri de bu insanların uyuşturucuyu hangi parayla aldıklarıdır. Tam bağımlı olduklarında bu parayı karşılayabilmek için çoğunlukla herşeyi göze alırlar. Genelde bu tarz bağımlı kişilerin fuhuş yaptıkları, kanunsuz işlere bulaştıkları, her türlü ahlaksızlığa tevessül ettikleri ve hatta hırsızlık yaptıkları bilinmektedir. Bu durumda uyuşturucu yalnızca bedenlerine, zihinlerine zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda onları ahlaki yönden de geri dönüşü zor bir noktaya getirir. Işte tüm bunların çözümü az önce de belirtildiği gibi Kuran ahlakının yaygınlaşmasıyla mümkündür.

    Bediüzzaman Said Nursi de gençliğin kurtuluşunu imanda görmüş, özellikle de Allah korkusunun, cehennem endişesinin üzerinde durmuş ve bu konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir:

    İnsanların hayat-ı içtimaiyesinin medarı olan gençler, delikanlılar, şiddet-i galeyanda olan hissiyatlarını ve ifratkâr bulunan nefis ve hevalarını tecavüzattan ve zulümlerden ve tahribattan durduran ve hayat-ı içtimaiyenin hüsn-ü cereyanını temin eden; yalnız Cehennem fikridir. Yoksa Cehennem endişesi olmazsa "El-hükmü lil-galib" kaidesiyle o sarhoş delikanlılar, hevesatları peşinde bîçare zaîflere, âcizlere, dünyayı Cehenneme çevireceklerdi ve yüksek insaniyeti gayet süflî bir hayvaniyete döndüreceklerdi.

    Gerçekten de insanları kötülüklerden alıkoyan en önemli faktör Allah korkusudur. Yaptığı herşeyin hesabını vereceğini bilen ve hesap günü hardal tanesi kadar bir şeyin dahi eksik bırakılmayacağının farkında olan bir insan Allah'ın sınırlarına çok titiz olur ve Allah'ın hoşnut olmayacağını bildiği bir fiilden de şiddetle imtina eder. Yalnızca cehenneme gitme ihtimali dahi bu insanın titizliğini kat kat arttırır. Ancak dinden uzak bir yaşam süren gençler bunu düşünmedikleri gibi gençliklerine de çok güvenirler, günün birinde herkes gibi yaşlanacaklarını ve bunun çok yakın olduğunu düşünmezler. Bu şekilde başıboş bir yaşam sürmelerinde ve bu tarz maddelerde teselli aramalarında bunun etkisi büyüktür. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi de aynı noktaya işaret etmektedir:

    Bu gençlerin gençlikleri eğer daimî olsaydı; menfî milliyetle onlara içirdiğiniz şarabın muvakkat bir menfaatı, bir faidesi olurdu. Fakat o gençliğin lezzetli sarhoşluğu; ihtiyarlıkla elemle ayılması ve o tatlı uykunun ihtiyarlık sabahında esefle uyanmasıyla, o şarabın humarı ve sıkıntısı onu çok ağlattıracak ve o lezzetli rü'yanın zevalindeki elem, ona çok hazîn teessüf ettirecek. "Eyvah! Hem gençlik gitti, hem ömür gitti, hem müflis olarak kabre gidiyorum; keşki aklımı başıma alsaydım." dedirecek. Acaba bu taifenin hamiyet-i milliyeden hissesi, az bir zamanda muvakkat bir keyf görmek için, pek uzun bir zamanda teessüfle ağlattırmak mıdır? Yoksa onların saadet-i dünyeviyeleri ve lezzet-i hayatiyeleri; o güzel, şirin gençlik nimetinin şükrünü vermek suretinde, o nimeti sefahet yolunda değil, belki istikamet yolunda sarfetmekle; o fâni gençliği, ibadetle manen ibka etmek ve o gençliğin istikametiyle Dâr-ı Saadette ebedî bir gençlik kazanmakta mıdır? Zerre miktar şuurun varsa söyle!..

    Işte toplumdaki pek çok sorunun kökeninde olduğu gibi uyuşturucu madde bağımlısı gençlerin sorununda da asıl problem dinden uzak bir yaşam sürmeleridir. Gençlere verilen materyalist ve dinden uzak eğitim, onların bu durumlarının en önemli nedenlerinden biridir. Başıboşluğun, maneviyattan uzak bir hayatın, dejenerasyonun özendirildiği bir toplumda bu gibi sonuçların ortaya çıkması çok doğaldır. Güzel ahlak, yardımlaşma, fedakarlık, paylaşma, dürüstülük, samimiyet, iffet, namus, haysiyet gibi güzel ahlak özelliklerinin unutulması ise yine Kuran ahlakının gençlere öğretilmemesinden kaynaklanmaktadır. Gençleri insanlıktan çıkaran, beyinlerini uyuşturup düşünmelerini, yeni şeyler üretmelerini, vicdanlarını kullanmalarını engelleyen uyuşturucu, işte bu ahlakın bir sonucudur. Bu nedenle gençlere Kuran'daki güzel ahlak yapısının öğretilmesi gerek kişisel olarak gerekse toplumsal olarak büyük kazançlar sağlayacaktır.

    Bugün uyuşturucu ile mücadele adı altında yapılanlar kalıcı birer çözüm olmaktan çok uzaktır. Gençleri zorla, baskıyla uyuşturucudan uzak tutmanın bir sonuç vermeyeceği açıktır. Çünkü bu kişiler hastaneden çıkar çıkmaz aynı şekilde uyuşturucuya tekrar dönmekte, uyuşturucu kaçakçılığı yapan insanlar da hapishaneden çıkar çıkmaz aynı işe tekrar başlamaktadırlar. Bunun nedeni gerekli eğitimin verilmemesi ve yüzeysel çözümlerle sonuç almaya çalışılmasıdır. Oysa önemli olan insanın Allah korkusu, Kuran ahlakı ve irade ile bu bağımlılığı yenmesinin sağlanmasıdır. Eğer bu eğitim gerektiği gibi verilirse, dinin getirdiği güzellikler her türlü manevi boşluğun yerini alacak, insanın manevi dünyasını zenginleştirecek ve iradesini güçlendirecektir. Dolayısıyla tek çözüm dindir.
    Serap Akıncıoğlu


  6. 21.Mart.2011, 13:18
    3
    Silent and lonely rains
    MANEVİ BOŞLUK İNSANI ÇOK BÜYÜK BİR YIKIMA SÜRÜKLER
    Şu an dünya üzerinde ahlaki açıdan çok büyük bir çöküş yaşanmaktadır. Bunu anlamak için çok uzun araştırmalar yapmaya ya da kitaplar okumaya da gerek yoktur. İnsanın çevresinde olan bitenleri dikkatle izlemesi, insanların yaşamlarını incelemesi, değer yargılarındaki değişimi gözlemlemesi bu dejenerasyonu anlaması için yeterlidir. Aile kavramının eski taşıdığı değeri yitirmesi, cinayetlerin, rüşvetlerin, yolsuzlukların çok büyük bir hızla artması, sevgi, saygı, adalet ve fedakarlık gibi manevi değerlerin rağbet görmemesi ve uyuşturucu, alkol, kumar gibi kötü alışkanlıkların insanlar arasında yaygınlaşması bu dejenerasyonun en önemli işaretleridir.

    Özellikle de uyuşturucunun gençler arasında çok büyük bir hızla yayılması toplumların geleceği açısından çok büyük bir tehlike arz etmektedir. Uyuşturucunun en çok rağbet gördüğü yaşların lise çağları olması ise oldukça düşündürücüdür. Ancak bu sonuçları gördükten sonra yapılması gereken şey üzülmek, hayıflanmak ya da sessiz kalmak değil, en kalıcı çözümleri almaktır. Dolayısıyla öncelikle yapılması gereken şey gençleri bu maddeleri kullanmaya iten sebeplerin araştırılması ve bu sebepler ivedilikle ortadan kaldırılmasıdır.

    Uyuşturucu bağımlılığın nedenleri ve daha ziyade kimlerin kullandığı araştırıldığında karşımıza çok geniş bir yelpaze çıkmaktadır. Zengin ya da fakir, kültürlü ya da eğitimli her sınıftan insanda -türleri değişse bile- çok yoğun bir bağımlılık gözlemlenmektedir .Demek ki sebepleri maddi konularda değil, manevi eksikliklerde aramak gerekmektedir. İşte bu noktada karşımıza özellikle son yıllarda yaşanan şiddetli ahlaki dejenerasyon ve manevi boşluk karşımıza çıkmaktadır. Dinden ve dinin getirdiği güzel ahlaktan uzaklaşan bir toplumda bu tip alışkanlıkların görülmesi çok normaldır. Çünkü ancak dini kavrayan, Kuran ahlakını yaşayan, manevi olgunluğa erişmiş bir insan bağımlılığın insana verdiği zararları fark eder. Dinden uzaklaşan bir insan ise uyuşturucunun bir çözüm olmadığını, insanı çok büyük bir felakete götürdüğünü fark edemeyecek kadar boşluk içindedir. Dinin getirdiği manevi huzurdan, tevekkülden, güvenden, sevgi, şefkat ve merhametten uzaklaşan insanlar bu maddeleri kullanarak içinde bulundukları manevi boşluğu gidereceklerini zannederler. Ancak bu

    gerçekte çok büyük bir yanılgıdır ve Kuran ahlakından ve dolayısıyla dinden uzak bir yaşam bu sorunun en büyük müsebbibi olduğunu göstermektedir. Buna bağlı olarak sorunun çözümünde de en etkili yol gençlere Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmak, Kuran ahlakını öğretmek, içlerindeki manevi boşluğu gidermenin yollarını göstermek, dünyaya ne için geldiklerini, öldükten sonra nereye gideceklerini, dünyada bulunma amaçlarını onlara anlatmaktır.

    Allah insanları Kendisine kulluk etmeleri, güzel ahlakı yaşamaları ve ahirete hazırlanmaları için yaratmıştır. İnsanın dünyada bulunma amacı budur. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
    "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Müminun Suresi, 115)
    Bu nedenle insan başıboş bir varlık değildir. Allah insanı yaratmış, elçilerine vahyettikleri kitaplarla ona emir ve yasaklarını haber vermiştir. Allah her an işitmekte ve görmektedir. Insan dünya hayatında göstermiş olduğu ahlak ve tavırlardan ötürü ahirette hesap verecektir. Tüm bunların bilincinde olan müminler hayatlarını büyük bir amaç üzere geçirirler. Müminler için boşluğa düşmek gibi birşey sözkonusu değildir. Bilirler ki, dünyada yere düşen tek bir yaprağa kadar, herşey Allah'ın kontrolündedir. Allah'ın kontrolünde gelişen her olayda da mutlaka bir hayır olduğunun, şer gibi gözükse dahi bunda bir güzellik olduğunun farkındadırlar. Bu nedenle müminleri hiçbir olay üzmez, hiçbir olay endişeye kaptırmaz ve korkutmaz. Allah'a güvenip, dayandıkları için son derece tevekküllü olurlar.

    Bu, günlük hayatlarındaki olaylardan, ani gelişen beklenmedik olaylara kadar herşey için geçerlidir. Hastalık, ölüm, maddi imkansızlıklar başta olmak üzere diğer insanları bunalıma iten hiçbir şey müminleri etkilemez. Onlar, dünyada kısa bir süre kalıp, asıl yurtları olan ahirete gideceklerinin farkındadırlar. Bu nedenle dünyada denemeden geçirildiklerini bilir ve sürekli Allah'ın rızasını kazanacak şekilde hareket ederler. Açıkça görüldüğü gibi müminlerin dünyada çok ciddi bir amaçları, beklentileri ve özlemleri vardır. Bu ruh halindeki insanların mutsuzluğa kapılmaları, üzülmeleri ve amaçsızlık içine düşmeleri mevzu bahis olamaz.

    Bütün bunlardan anlaşıldığı gibi gençlerin içine düştükleri bunalımın ve sıkıntının, yaşadıkları karamsar ve çözümsüz ruh halinin ana sebebi Allah'ı ve dini tanımamak yani diğer bir deyişle manevi yönden boşlukta olmaktır. Aksi takdirde istatistiklerde belirtilen sebeplerin hiçbiri kalmayacak, ne yalnızlık, ne sıkıntı, ne herhangi bir korku, ne depresyon ne de kişilik bozukluğu gibi bir durum söz konusu olmayacaktır. Dolayısıyla gençlerin pek çok probleminin altında, içinde bulundukları bu manevi boşluk yatmaktadır. Bunun giderilebilmesinin tek yolu ise Kuran ahlakının yaygınlaşmasıdır.

    Bu konuyu incelerken düşünülmesi gereken noktalardan biri de bu insanların uyuşturucuyu hangi parayla aldıklarıdır. Tam bağımlı olduklarında bu parayı karşılayabilmek için çoğunlukla herşeyi göze alırlar. Genelde bu tarz bağımlı kişilerin fuhuş yaptıkları, kanunsuz işlere bulaştıkları, her türlü ahlaksızlığa tevessül ettikleri ve hatta hırsızlık yaptıkları bilinmektedir. Bu durumda uyuşturucu yalnızca bedenlerine, zihinlerine zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda onları ahlaki yönden de geri dönüşü zor bir noktaya getirir. Işte tüm bunların çözümü az önce de belirtildiği gibi Kuran ahlakının yaygınlaşmasıyla mümkündür.

    Bediüzzaman Said Nursi de gençliğin kurtuluşunu imanda görmüş, özellikle de Allah korkusunun, cehennem endişesinin üzerinde durmuş ve bu konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir:

    İnsanların hayat-ı içtimaiyesinin medarı olan gençler, delikanlılar, şiddet-i galeyanda olan hissiyatlarını ve ifratkâr bulunan nefis ve hevalarını tecavüzattan ve zulümlerden ve tahribattan durduran ve hayat-ı içtimaiyenin hüsn-ü cereyanını temin eden; yalnız Cehennem fikridir. Yoksa Cehennem endişesi olmazsa "El-hükmü lil-galib" kaidesiyle o sarhoş delikanlılar, hevesatları peşinde bîçare zaîflere, âcizlere, dünyayı Cehenneme çevireceklerdi ve yüksek insaniyeti gayet süflî bir hayvaniyete döndüreceklerdi.

    Gerçekten de insanları kötülüklerden alıkoyan en önemli faktör Allah korkusudur. Yaptığı herşeyin hesabını vereceğini bilen ve hesap günü hardal tanesi kadar bir şeyin dahi eksik bırakılmayacağının farkında olan bir insan Allah'ın sınırlarına çok titiz olur ve Allah'ın hoşnut olmayacağını bildiği bir fiilden de şiddetle imtina eder. Yalnızca cehenneme gitme ihtimali dahi bu insanın titizliğini kat kat arttırır. Ancak dinden uzak bir yaşam süren gençler bunu düşünmedikleri gibi gençliklerine de çok güvenirler, günün birinde herkes gibi yaşlanacaklarını ve bunun çok yakın olduğunu düşünmezler. Bu şekilde başıboş bir yaşam sürmelerinde ve bu tarz maddelerde teselli aramalarında bunun etkisi büyüktür. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi de aynı noktaya işaret etmektedir:

    Bu gençlerin gençlikleri eğer daimî olsaydı; menfî milliyetle onlara içirdiğiniz şarabın muvakkat bir menfaatı, bir faidesi olurdu. Fakat o gençliğin lezzetli sarhoşluğu; ihtiyarlıkla elemle ayılması ve o tatlı uykunun ihtiyarlık sabahında esefle uyanmasıyla, o şarabın humarı ve sıkıntısı onu çok ağlattıracak ve o lezzetli rü'yanın zevalindeki elem, ona çok hazîn teessüf ettirecek. "Eyvah! Hem gençlik gitti, hem ömür gitti, hem müflis olarak kabre gidiyorum; keşki aklımı başıma alsaydım." dedirecek. Acaba bu taifenin hamiyet-i milliyeden hissesi, az bir zamanda muvakkat bir keyf görmek için, pek uzun bir zamanda teessüfle ağlattırmak mıdır? Yoksa onların saadet-i dünyeviyeleri ve lezzet-i hayatiyeleri; o güzel, şirin gençlik nimetinin şükrünü vermek suretinde, o nimeti sefahet yolunda değil, belki istikamet yolunda sarfetmekle; o fâni gençliği, ibadetle manen ibka etmek ve o gençliğin istikametiyle Dâr-ı Saadette ebedî bir gençlik kazanmakta mıdır? Zerre miktar şuurun varsa söyle!..

    Işte toplumdaki pek çok sorunun kökeninde olduğu gibi uyuşturucu madde bağımlısı gençlerin sorununda da asıl problem dinden uzak bir yaşam sürmeleridir. Gençlere verilen materyalist ve dinden uzak eğitim, onların bu durumlarının en önemli nedenlerinden biridir. Başıboşluğun, maneviyattan uzak bir hayatın, dejenerasyonun özendirildiği bir toplumda bu gibi sonuçların ortaya çıkması çok doğaldır. Güzel ahlak, yardımlaşma, fedakarlık, paylaşma, dürüstülük, samimiyet, iffet, namus, haysiyet gibi güzel ahlak özelliklerinin unutulması ise yine Kuran ahlakının gençlere öğretilmemesinden kaynaklanmaktadır. Gençleri insanlıktan çıkaran, beyinlerini uyuşturup düşünmelerini, yeni şeyler üretmelerini, vicdanlarını kullanmalarını engelleyen uyuşturucu, işte bu ahlakın bir sonucudur. Bu nedenle gençlere Kuran'daki güzel ahlak yapısının öğretilmesi gerek kişisel olarak gerekse toplumsal olarak büyük kazançlar sağlayacaktır.

    Bugün uyuşturucu ile mücadele adı altında yapılanlar kalıcı birer çözüm olmaktan çok uzaktır. Gençleri zorla, baskıyla uyuşturucudan uzak tutmanın bir sonuç vermeyeceği açıktır. Çünkü bu kişiler hastaneden çıkar çıkmaz aynı şekilde uyuşturucuya tekrar dönmekte, uyuşturucu kaçakçılığı yapan insanlar da hapishaneden çıkar çıkmaz aynı işe tekrar başlamaktadırlar. Bunun nedeni gerekli eğitimin verilmemesi ve yüzeysel çözümlerle sonuç almaya çalışılmasıdır. Oysa önemli olan insanın Allah korkusu, Kuran ahlakı ve irade ile bu bağımlılığı yenmesinin sağlanmasıdır. Eğer bu eğitim gerektiği gibi verilirse, dinin getirdiği güzellikler her türlü manevi boşluğun yerini alacak, insanın manevi dünyasını zenginleştirecek ve iradesini güçlendirecektir. Dolayısıyla tek çözüm dindir.
    Serap Akıncıoğlu





+ Yorum Gönder