Konusunu Oylayın.: Hz. Fatıma, yorgun ve zayıf düştüğü bir sırada, üstelik hamileyken, Peygamberimizden bir hizmetçi istediiğizaman ne karş

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hz. Fatıma, yorgun ve zayıf düştüğü bir sırada, üstelik hamileyken, Peygamberimizden bir hizmetçi istediiğizaman ne karş
  1. 19.Mart.2011, 21:22
    1
    Misafir

    Hz. Fatıma, yorgun ve zayıf düştüğü bir sırada, üstelik hamileyken, Peygamberimizden bir hizmetçi istediiğizaman ne karş






    Hz. Fatıma, yorgun ve zayıf düştüğü bir sırada, üstelik hamileyken, Peygamberimizden bir hizmetçi istediiğizaman ne karş Mumsema Hz. Fatıma, yorgun ve zayıf düştüğü bir sırada, üstelik hamileyken, Peygamberimizden bir hizmetçi
    istediiğizaman ne karşılık almıştı ?


  2. 19.Mart.2011, 21:22
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Hz. Fatıma, yorgun ve zayıf düştüğü bir sırada, üstelik hamileyken, Peygamberimizden bir hizmetçi
    istediiğizaman ne karşılık almıştı ?


    Benzer Konular

    - Zayıf hadis nedir? İslamda zayıf hadis kavramı

    - Ateş düştüğü yeri yakar atasözünün anlamı

    - Peygamberimizden sonra soyundan kalan oldumu yoksa peygamberimizden öncemi öldüler ?

    - Sözünde durmayanlara karş ı insanlar nasıl davranırlar?

    - Yorgun Hayat.

  3. 19.Mart.2011, 22:21
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Hz. Fatıma, yorgun ve zayıf düştüğü bir sırada, üstelik hamileyken, Peygamberimizden bir hizmetçi istediiğizaman




    Kızım, Ehli Suffe açlıktan iki büklümken sana bunu veremem.


  4. 19.Mart.2011, 22:21
    2
    Özel Üye



    Kızım, Ehli Suffe açlıktan iki büklümken sana bunu veremem.


  5. 21.Mart.2011, 12:09
    3
    imamhatipli42
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 7
    Mesaj Sayısı: 3,569
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51

    Cevap: Hz. Fatıma, yorgun ve zayıf düştüğü bir sırada, üstelik hamileyken, Peygamberimizden bir hizmetçi istediiğizaman

    Hz. Fatıma'nın Hizmetçi İstemesi

    O'nun terbiye sisteminden bir diğer kesiti de İmam Buhârî ve Müslim veriyor... Hâdiseyi bize Hz. Ali (radıyallâhu anh) anlatıyor ve diyor ki:

    "Evimizde hizmetçimiz yoktu. Bütün işlerini bizzat Fatıma kendisi yapıyordu. Zaten, bütünü bir tek odadan ibaret olan bir hücrecikte kalıyorduk. O hücrecikte, Fatıma ocağı yakar ve yemek pişirmeye çalışırdı. Çok kere, ateşi alevlendirmek için eğilip üflerken, ateşten çıkan kılvılcımlar benek benek elbisesini yakardı. Onun için elbisesi delik deşik olmuştu. Yaptığı sadece bu değildi. Ekmek yapmak, evin ihtiyacı olan suyu taşımak da onun yüklendiği işlerdendi. Ayrıca değirmen taşını çevire çevire eli; su taşıya taşıya da sırtı nasır bağlamıştı.

    Bu arada bir harp dönüşü Medine'ye esirler getirilmişti. Allah Resûlü bu esirleri, müracaat eden Medine halkına dağıtıyordu. Fatıma'ya, babasına gidip ev işlerinde kendisine yardımcı olabilecek bir hâdim (hizmetçi) istemesini söyledim. O da babasına gitti fakat evde yoktu. Hz. Âişe: "Geldiğinde ben haber veririm." dedi, o da geri döndü.

    Yatağa uzanmıştık ki, az sonra Allah Resûlü birdenbire çıkageldi. Yataktan doğrulmak istedikse de O buna mâni oldu.. ve aramıza oturdu. Öyle ki sadrıma temas eden ayağındaki serinliği göğsümde hissediyordum. Arzumuzu sordu. Fatıma da durumu aynen nakletti. Allah Resûlü birden uhrevîleşti ve şöyle dedi:

    "Yâ Fatıma, Allah'tan kork ve Allah'a karşı vazifende kusur etme! Allah'ın omuzuna yüklediği farzları hakkıyla yerine getir. Kocana da daima sadık ve itaatkâr ol! Onun hakkını da gözet! (Yani, senin iki vazifen var: Allah'a karşı kulluk etmek ve sonra da kocana itaatte bulunmak.) Sana ayrı bir şey daha söyleyeyim. Yatağına girmek istediğin zaman, otuz üç defa "Sübhanallah", otuz üç defa "Elhamdülillah", otuz üç defa da "Allahü Ekber" de. İşte bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır."[18]

    Bunun mânâsı şu idi: Ben senin nazarını uhrevî âlemlere çeviriyorum.. ve orada senin, bana ulaşman ve benimle beraber olman için de iki yol var: Birincisi, Rabbine karşı kulluk vazifende kusur etmemen. İkincisi de; kocana karşı vazife ve mükellefiyetlerini yerine getirmen. Eğer bir hâdim, senin kocana karşı vazifelerinde senin yerini alır ve senin yapman gerekenleri o yaparsa, bu bir ölçüde senin eksik kalmana sebebiyet verebilir. Oysaki senin zülcenaheyn olman lâzımdır. Bir insan nasıl en mükemmel kul olur ve Allah'a kulluğunu en mükemmel şekilde yerine getirir? Bir insan nasıl en mükemmel insan olur ve üzerindeki mükellefiyetleri kusursuz ve arızasız yerine getirir? İşte sana düşen bunları araştırmaktır.

    Sen evvelâ, Rabbine karşı kulluğunu en mükemmel şekilde eda et ve mükemmel bir kul ol! Sonra da Ali gibi kıyamete kadar gelecek ehlullahı sulbünde taşıyan büyük bir insana karşı, mükellefiyetlerini yerine getir ve mükemmel bir insan ol! Ol ki, bütün mükemmeliyetlerin ve mükemmellerin toplanma yeri olan Cennet'te benimle beraber olabilesin!

    Burada, Hz. Ali ile ilgili, istidradî bir hususu arz etmeden geçmeye gönlüm razı olmuyor. Hz. Ali ki, Allah Resûlü ona, kızını hem de hiç tereddüt etmeden vermişti. Çünkü onda, Hz. Fatıma gibi bir nebi kızına koca ve bir nebiye damat olma liyakatı vardı. Zira o şah-ı evliyâ idi.. ve evliyâya baba olabilecek mahiyette yaratılmıştı. Öyle ki, Allah Resûlü bir gün şöyle buyuracaktı: "Her peygamberin nesli kendinden devam etmiştir; Benim neslimi ise Ali devam ettirecektir."[19] Yani Benim soy ağacımı o sulayacak, o yetiştirecek ve o tımar edecek. Neticede semerâtı toplayanlar da benimle beraber, Ehl-i Beyt içinde onu da anacaklar. Binaenaleyh, meseleye bu yönüyle bakılacak olursa, Hz. Ali'ye itaat, aynen Allah Resûlü'ne itaattir. Allah Resûlü'ne itaat da Allah'a itaat demektir.

    Zaten umumî mânâda kocalık hakkı için, Efendimiz şöyle buyurmaktadır: "Eğer Allah'tan başkasına secde bahis mevzuu olsaydı, kadınlara, kocalarına secde etmelerini emrederdim."[20] Eğer böyle bir şey caiz olsaydı, Hz. Ali bunu çoktan hak etmişti. Evet, eğer erkeğe secde bahis mevzuu olsaydı, başta Hz. Ali gelirdi. Hz. Fatıma'nın zülcenaheyn olması için Hz. Ali ve ona hizmet bu denli önemli olunca Hz. Fatıma'nın hizmetçi kullanması, onun kanatlarından birinin kırılması demektir. Böyle tek kanatlı biri ise Hz. Hasan'a, Hz. Hüseyin'e, Şah-ı Geylânî'ye.. ve kıyamete kadar gelecek bütün aktâba, müceddidîne, müçtehidîne ana olamazdı. Allah Resûlü onu bu büyüklükte bir ana yapmak için, âdeta dünyaya ait bütün alâkalarını kesiyor, onun nazarını tamamen ahirete çeviriyordu. Zira Allah (celle celâluhu) da O'nu böyle yapmış ve böyle terbiye etmişti:

    Evet, dünyaya gelmeden babasını almış.. ve O, gözünü dünyaya açtığında, baba adına dayanacak bir şey bulamamıştı. Altı yaşına gelince de diğer desteğini çekip almış.. ve daha hayatının mebdeinde O'na nur-u tevhîde, sırr-ı ehadiyete giden yolları açmıştı. Vâkıa, belki bir süre, izzet ve azamete perde, bakıp himaye edene de şeref, Abdülmuttalip vesâyeti yaşanmıştı ama bu, O'nun nazarında artık delik deşik olan sebepler adına hiçbir şey ifade etmiyordu. Ebû Talib'in bakımı görümü ise, amcalık himayesini aşamamış bir vesâyet.. ve uhrevî buuduyla Hz. Ali'ye baba olmaya bahşedilmiş külfet suretinde bir nimetti. Bu yakınlık sayesinde bir gün gelecek O da Ali'yi alıp yanında yetiştirecek, Şah-ı Merdân, Haydar-ı Kerrar ve şah-ı evliyâ hâline getirecekti. Allah (celle celâluhu), O'na böyle davranmış, esbabı bütün bütün çekip almış.. ve O'nu bütün hissiyatıyla kendine tevcih etmişti. Sen sebepler âleminde gezemezsin, sen her noktada رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ hakikatini[21] temsil etmelisin. Allah'a güvenmeli ve Allah'a dayanmalısın.

    Fatıma O'nun kızıydı. Hakk'ın terbiye adına kendisine lütfettiği ve ihsanda bulunduğu şeyleri O, kızından esirgeyemezdi. O kız ki, Hz. Hasaneyn'den Hâtemü'l-evliyâ'ya kadar, birçok velinin anası olacaktı. Bu itibarla onun bu mübarek meyvelere çekirdek olabilecek mahiyette yetiştirilmesi lâzımdı. İşte bundan dolayı Efendimiz, bir taraftan fevkalâde re'feti, şefkati, sevgisi ve gönüllerinde taht kurmanın yanında, diğer taraftan da Fatıma'nın nazarını hep uhrevî âlemlere çeviriyordu.


  6. 21.Mart.2011, 12:09
    3
    Özel Üye
    Hz. Fatıma'nın Hizmetçi İstemesi

    O'nun terbiye sisteminden bir diğer kesiti de İmam Buhârî ve Müslim veriyor... Hâdiseyi bize Hz. Ali (radıyallâhu anh) anlatıyor ve diyor ki:

    "Evimizde hizmetçimiz yoktu. Bütün işlerini bizzat Fatıma kendisi yapıyordu. Zaten, bütünü bir tek odadan ibaret olan bir hücrecikte kalıyorduk. O hücrecikte, Fatıma ocağı yakar ve yemek pişirmeye çalışırdı. Çok kere, ateşi alevlendirmek için eğilip üflerken, ateşten çıkan kılvılcımlar benek benek elbisesini yakardı. Onun için elbisesi delik deşik olmuştu. Yaptığı sadece bu değildi. Ekmek yapmak, evin ihtiyacı olan suyu taşımak da onun yüklendiği işlerdendi. Ayrıca değirmen taşını çevire çevire eli; su taşıya taşıya da sırtı nasır bağlamıştı.

    Bu arada bir harp dönüşü Medine'ye esirler getirilmişti. Allah Resûlü bu esirleri, müracaat eden Medine halkına dağıtıyordu. Fatıma'ya, babasına gidip ev işlerinde kendisine yardımcı olabilecek bir hâdim (hizmetçi) istemesini söyledim. O da babasına gitti fakat evde yoktu. Hz. Âişe: "Geldiğinde ben haber veririm." dedi, o da geri döndü.

    Yatağa uzanmıştık ki, az sonra Allah Resûlü birdenbire çıkageldi. Yataktan doğrulmak istedikse de O buna mâni oldu.. ve aramıza oturdu. Öyle ki sadrıma temas eden ayağındaki serinliği göğsümde hissediyordum. Arzumuzu sordu. Fatıma da durumu aynen nakletti. Allah Resûlü birden uhrevîleşti ve şöyle dedi:

    "Yâ Fatıma, Allah'tan kork ve Allah'a karşı vazifende kusur etme! Allah'ın omuzuna yüklediği farzları hakkıyla yerine getir. Kocana da daima sadık ve itaatkâr ol! Onun hakkını da gözet! (Yani, senin iki vazifen var: Allah'a karşı kulluk etmek ve sonra da kocana itaatte bulunmak.) Sana ayrı bir şey daha söyleyeyim. Yatağına girmek istediğin zaman, otuz üç defa "Sübhanallah", otuz üç defa "Elhamdülillah", otuz üç defa da "Allahü Ekber" de. İşte bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır."[18]

    Bunun mânâsı şu idi: Ben senin nazarını uhrevî âlemlere çeviriyorum.. ve orada senin, bana ulaşman ve benimle beraber olman için de iki yol var: Birincisi, Rabbine karşı kulluk vazifende kusur etmemen. İkincisi de; kocana karşı vazife ve mükellefiyetlerini yerine getirmen. Eğer bir hâdim, senin kocana karşı vazifelerinde senin yerini alır ve senin yapman gerekenleri o yaparsa, bu bir ölçüde senin eksik kalmana sebebiyet verebilir. Oysaki senin zülcenaheyn olman lâzımdır. Bir insan nasıl en mükemmel kul olur ve Allah'a kulluğunu en mükemmel şekilde yerine getirir? Bir insan nasıl en mükemmel insan olur ve üzerindeki mükellefiyetleri kusursuz ve arızasız yerine getirir? İşte sana düşen bunları araştırmaktır.

    Sen evvelâ, Rabbine karşı kulluğunu en mükemmel şekilde eda et ve mükemmel bir kul ol! Sonra da Ali gibi kıyamete kadar gelecek ehlullahı sulbünde taşıyan büyük bir insana karşı, mükellefiyetlerini yerine getir ve mükemmel bir insan ol! Ol ki, bütün mükemmeliyetlerin ve mükemmellerin toplanma yeri olan Cennet'te benimle beraber olabilesin!

    Burada, Hz. Ali ile ilgili, istidradî bir hususu arz etmeden geçmeye gönlüm razı olmuyor. Hz. Ali ki, Allah Resûlü ona, kızını hem de hiç tereddüt etmeden vermişti. Çünkü onda, Hz. Fatıma gibi bir nebi kızına koca ve bir nebiye damat olma liyakatı vardı. Zira o şah-ı evliyâ idi.. ve evliyâya baba olabilecek mahiyette yaratılmıştı. Öyle ki, Allah Resûlü bir gün şöyle buyuracaktı: "Her peygamberin nesli kendinden devam etmiştir; Benim neslimi ise Ali devam ettirecektir."[19] Yani Benim soy ağacımı o sulayacak, o yetiştirecek ve o tımar edecek. Neticede semerâtı toplayanlar da benimle beraber, Ehl-i Beyt içinde onu da anacaklar. Binaenaleyh, meseleye bu yönüyle bakılacak olursa, Hz. Ali'ye itaat, aynen Allah Resûlü'ne itaattir. Allah Resûlü'ne itaat da Allah'a itaat demektir.

    Zaten umumî mânâda kocalık hakkı için, Efendimiz şöyle buyurmaktadır: "Eğer Allah'tan başkasına secde bahis mevzuu olsaydı, kadınlara, kocalarına secde etmelerini emrederdim."[20] Eğer böyle bir şey caiz olsaydı, Hz. Ali bunu çoktan hak etmişti. Evet, eğer erkeğe secde bahis mevzuu olsaydı, başta Hz. Ali gelirdi. Hz. Fatıma'nın zülcenaheyn olması için Hz. Ali ve ona hizmet bu denli önemli olunca Hz. Fatıma'nın hizmetçi kullanması, onun kanatlarından birinin kırılması demektir. Böyle tek kanatlı biri ise Hz. Hasan'a, Hz. Hüseyin'e, Şah-ı Geylânî'ye.. ve kıyamete kadar gelecek bütün aktâba, müceddidîne, müçtehidîne ana olamazdı. Allah Resûlü onu bu büyüklükte bir ana yapmak için, âdeta dünyaya ait bütün alâkalarını kesiyor, onun nazarını tamamen ahirete çeviriyordu. Zira Allah (celle celâluhu) da O'nu böyle yapmış ve böyle terbiye etmişti:

    Evet, dünyaya gelmeden babasını almış.. ve O, gözünü dünyaya açtığında, baba adına dayanacak bir şey bulamamıştı. Altı yaşına gelince de diğer desteğini çekip almış.. ve daha hayatının mebdeinde O'na nur-u tevhîde, sırr-ı ehadiyete giden yolları açmıştı. Vâkıa, belki bir süre, izzet ve azamete perde, bakıp himaye edene de şeref, Abdülmuttalip vesâyeti yaşanmıştı ama bu, O'nun nazarında artık delik deşik olan sebepler adına hiçbir şey ifade etmiyordu. Ebû Talib'in bakımı görümü ise, amcalık himayesini aşamamış bir vesâyet.. ve uhrevî buuduyla Hz. Ali'ye baba olmaya bahşedilmiş külfet suretinde bir nimetti. Bu yakınlık sayesinde bir gün gelecek O da Ali'yi alıp yanında yetiştirecek, Şah-ı Merdân, Haydar-ı Kerrar ve şah-ı evliyâ hâline getirecekti. Allah (celle celâluhu), O'na böyle davranmış, esbabı bütün bütün çekip almış.. ve O'nu bütün hissiyatıyla kendine tevcih etmişti. Sen sebepler âleminde gezemezsin, sen her noktada رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَإِلَيْكَ أَنَبْنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ hakikatini[21] temsil etmelisin. Allah'a güvenmeli ve Allah'a dayanmalısın.

    Fatıma O'nun kızıydı. Hakk'ın terbiye adına kendisine lütfettiği ve ihsanda bulunduğu şeyleri O, kızından esirgeyemezdi. O kız ki, Hz. Hasaneyn'den Hâtemü'l-evliyâ'ya kadar, birçok velinin anası olacaktı. Bu itibarla onun bu mübarek meyvelere çekirdek olabilecek mahiyette yetiştirilmesi lâzımdı. İşte bundan dolayı Efendimiz, bir taraftan fevkalâde re'feti, şefkati, sevgisi ve gönüllerinde taht kurmanın yanında, diğer taraftan da Fatıma'nın nazarını hep uhrevî âlemlere çeviriyordu.





+ Yorum Gönder