Konusunu Oylayın.: Salavatı Şerif Nedemek?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Salavatı Şerif Nedemek?
  1. 18.Mart.2011, 19:55
    1
    Misafir

    Salavatı Şerif Nedemek?

  2. 19.Mart.2011, 00:50
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Salavatı Şerif Nedemek?




    Bismi’llâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

    Salât ve selâmın simgesel yönü

    Yüce Allah, "Peygamber'e salât âyeti"nde (Ahzâb, 33/56), Yüce Peygamberi'ne salâtı emretmiştir. Bu emir, zorunluluk (vücûb) anlatır. Buna göre, Peygamber'e salât vâciptir. Ulema, ömürde bir defa Peygamber'e salât ve selâmın vâcip olduğunda neredeyse icma etmiştir. Bu anlamda salât ve selâm, tıpkı kelime-i tevhîd gibi, İslâm'ın bir simgesidir. Öyle ki bir kişinin Müslümanlığı, ancak salât ve selâmı söyleyerek sahih olur. Salât ve selâm ile peygambere bağlılık gösterenin Müslüman olduğuna hükmedilir.

    Peygamber adının anılmasında salât ve selâm

    Ulema, ömürde bir defa salât ve selâmın vâcip olduğunda ittifak ettikten sonra, her mecliste ve adının her her anılışında da vacip (zorunlu) mi, yoksa mendûp (iyi ve uygun) mu olduğunda, farklı görüşler belirtmişlerdir:

    1) Salâtın her defada vâcip oluşu: Bazı bilginlere göre, Hz.Peygamber'in (s.a.) adının her anılışında salât vâciptir. Yüce Allah salât ve selâmı emretmiştir. Emir, tekrar anlatır. Ayrıca, Hz.Peygamber'e (s.a.) salât ve selâm belirtmeyenlere şiddetli tehdit bildirilmiştir. Nitekim Hz.Peygamber (s.a.) adı huzurunda anıldığında kendisine salât etmeyenin cimri olduğunu belirtmiştir. (Tirmizî)

    2) Salâtın tek defa vâcip oluşu: Bazı bilginlere göre, aynı mecliste (konuşma/yazı ortamında) peygamberimizin adı defalarca anılsa bile, bir tek defa için vâciptir.

    3) Salâtın çok sayıda yapılmasının vâcip oluşu: Başka bazı bilginlere göre ise, herhangi bir sayı ya da meclisle sınırlamaksızın çok sayıda salât vâciptir. Ömürde bir defa olması yeterli olmaz.

    Ulemanın çoğunluğu, Hz.Peygamber'e (s.a.) salâtın, tıpkı zikir (Allah'ı anma ifadeleri), tesbîh (sübhânellah ifadeleri) ve tahmîd (hamd ifadeleri) gibi, kurbet (Allah'a yakınlık) ve ibadet olduğunu, ömürde bir defa vâcip, her zaman ve her yerde mendûp ve mesnûn olduğunu ve salâtın faziletine dair hadisler dolayısıyla çok çok salât ve selâm gerektiğini belirtir. Öyleyse salât ve selâm, yapılması istenen bir şeydir, ama vâcip olarak değil de, mendûp ve müstehap (hoş ve güzel) olarak. Müslümanın, ilâhî emre uyarak, peygamberimizin şerefli adı her anıldığında salâtu selâm ifadelerini kullanması mendûptur.

    Peygamberlerden başkasına salât ve selâm

    Peygamberimiz dışındaki peygamberlere de sevgi ve saygı göstermek zorundayız. Bunun için, diğer peygamberlerin adı anıldığında onlara da salâtu selâm duası yapılır. Peygamberler dışındaki kişilere salât ifadesinin kulanılıp kullanılmayacağı konusunda, iki görüş belirtilmiştir:

    1) Salâtın peygamberlere özgü oluşu: Müslüman ulemanın çoğunluğuna göre, salât bir simgedir (şiâr), peygamberlere özgüdür. Bu yüzden, peygamberlerden başkası için salât ifadesi kullanılamaz. Onlar için Arapçasıyla "rahimehullah" ya da "rahmetullahi aleyhi", Türkçesiyle "merhûm", "rahmetli", "Allah rahmet eylesin" gibi "rahmet" ifadeleri kullanılır. Sahâbe ve onlardan sonraki nesil olan tâbiîn için, Arapçasıyla "radıyellahu anhu", Türkçesiyle "Allah râzı olsun" saygı ifadeleri kullanılır; onlar için de "salât" ifadesi kullanılamaz. Çünkü salât, peygamberlerin simgesidir. Tek bir peygamberin adı anıldığında "aleyhi's-salâtü ve's-selâm"ya da kısaca "aleyhi's-selâm", birden çok peygamber anıldığında zamir değişikliği yapılarak "aleyhimü's-salâtü ve's-selâm" ya da "salevâtullahi aleyhim" saygı ve dua ifadeleri kullanılır.

    2) Salâtın genel oluşu: Bazı bilginlere göre ise, peygamberler dışındaki kişilere de saygı, sevgi ve iyilik ifadesi olarak kullanılabilir. Çünkü salâtın kök anlamı, duadır. Dua ise, peygamberlere de, peygamber olmayanlara da yapılır. Nitekim bizzat Hz.Peygamber (s.a.), "Allahım, Ebu Evfâ ailesine salât et" diye dua etmiştir. Bu konuda, Osmanlı Şeyhülislâmı Ebussuûd Efendi'nin şu güzel açıklamasını dikkate almak gerekir: "Peygamberler dışındakilere salât, bağımsız/doğrudan değil de dolayısıyla ve bağımlı olarak (peygamberimize/peygamberlere yapılan salâttan sonra ve onun kapsamı içinde) câiz olabilir, doğrudan salât ise mekruhtur. Çünkü salât, İslâm geleneğinde peygamberleri anmanın simgesidir. Nitekim, azîz ve celîl olmasına rağmen peygamberimiz için, 'Hz.Muhammed Azze ve Celle' ifadesini kullanmak câiz olmaz." Müslümanlar, bütün insanlar için şartlara ve kişilere uygun nezaket ve zarafet ifadelerini kullanırlar. Efendimiz’e salavat getirmek, her zaman ve zeminde, herkes için gereklidir. Zira salavatın bol bol getirilmesinin birçok faydaları vardır. Ama bununla birlikte İmam Sehâvî müstakil bir başlık altında Allah Resûlüne salavat getirmenin belirli ve özel vakitlerini açıklamıştır. Tabii ki bunları da muteber ve sahih hadislere dayanmıştır. Benzer şeyi ibn Kayyım da yapmıştır. Haşimi de bunları derleyip toparlamıştır:

    1-Son teşehhütten sonra. Meşrudur ve üzerinde icma’ vardır.

    2-İlk teşehhütten sonra. Bu imam Şafinin görüşüdür.

    3-Kunut duasının sonunda. ‘Sallallahu ale’n-Nebî’ şeklinde.

    4-Cenaze namazında.

    5-Hutbelerde Allah’a hamdden sonra.

    6-Ezan ve kametten sonra: Abdullah b. Ömer (r.a) Efendimiz’den şöyle rivayet etmiştir: “Müezzinin sesini duyunca, söylediklerini aynen söyleyin. Sonra da bana salavât getirin.” Müslim rivayet etmiştir.

    7-Dua esnasında: Ömer (r.a)’dan rivayete göre; dua, peygamberine salavat getirinceye kadar askıdadır. Tirmizinin rivayeti.

    8-Mescide girerken ve girildiğinde, yolumuz mescide düştünğünde.

    9-Safâ ile Merve’de.

    10-Toplantılarda: Aişe validemiz şöyle buyurmuştur: “Meclislerinizi salavat getirerek süsleyin.” Ve yine, bir meclisten/toplantıdan kalkıldığı zaman.

    11-Peygamberimizin (s.a)’in adı anılınca: “Yanında benim adım anılıp da bana salavat getirmeyenin burnu yerde sürtülsün” bu hadisi ebu Hüreyre nakletmiştir. (Hakim ve Tirmizi)

    12-Telbiyeden sonra.

    13-el-Haceru’l-Esvedi selamladıktan sonra.

    14-Çarşıya çıkıldığı zaman. İbn Mes’ud çarşıya çıkarken bazı dualar okur ve salavat getirirdi.

    15-Ziyafet sırasında.

    16-Gece uykusundan kalkınca.

    17-Kur’an hatminden sonra.

    18-Cuma günü.

    19-Sıkıntı ve endişe anlarında.

    20-Resulullah’ın mübarek ismi yazılırken. Bu konuda sağlam rivayetler vardır.

    20-İlim, zikir ve dersle meşgul olurken.

    21-Sabah ve akşam.

    22-Bir hata ve günah işlendiğinde af ve mağfiret umudu için.

    23-Fakirlik, ihtiyaç ve sıkıntı anında.

    24-Nikah hutbesinde.

    25-Abdest aldıktan sonra.

    26-Eve girildiğinde.

    27-Zikrullah için toplanıldığında.

    28-Bir şey unutulduğunda: Enes (r.a)’den rivayete göre, Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur: “Bir şey unuttuğunuzda…”

    29-İhtiyaç arzedilirken.

    30-Kulak çınladığı zaman.

    31-Namazlardan sonra.

    32-Namaz kılarken: Hz. Hasan (ra), Nafile namaz kılarken, içinde Resûlullah’dan söz edilen bir ayet geldiğinde durur ve salavat getirirdi.

    33-Bütün önemli konuşmalarda.

    34-Uykudan önce.


  3. 19.Mart.2011, 00:50
    2
    Silent and lonely rains



    Bismi’llâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

    Salât ve selâmın simgesel yönü

    Yüce Allah, "Peygamber'e salât âyeti"nde (Ahzâb, 33/56), Yüce Peygamberi'ne salâtı emretmiştir. Bu emir, zorunluluk (vücûb) anlatır. Buna göre, Peygamber'e salât vâciptir. Ulema, ömürde bir defa Peygamber'e salât ve selâmın vâcip olduğunda neredeyse icma etmiştir. Bu anlamda salât ve selâm, tıpkı kelime-i tevhîd gibi, İslâm'ın bir simgesidir. Öyle ki bir kişinin Müslümanlığı, ancak salât ve selâmı söyleyerek sahih olur. Salât ve selâm ile peygambere bağlılık gösterenin Müslüman olduğuna hükmedilir.

    Peygamber adının anılmasında salât ve selâm

    Ulema, ömürde bir defa salât ve selâmın vâcip olduğunda ittifak ettikten sonra, her mecliste ve adının her her anılışında da vacip (zorunlu) mi, yoksa mendûp (iyi ve uygun) mu olduğunda, farklı görüşler belirtmişlerdir:

    1) Salâtın her defada vâcip oluşu: Bazı bilginlere göre, Hz.Peygamber'in (s.a.) adının her anılışında salât vâciptir. Yüce Allah salât ve selâmı emretmiştir. Emir, tekrar anlatır. Ayrıca, Hz.Peygamber'e (s.a.) salât ve selâm belirtmeyenlere şiddetli tehdit bildirilmiştir. Nitekim Hz.Peygamber (s.a.) adı huzurunda anıldığında kendisine salât etmeyenin cimri olduğunu belirtmiştir. (Tirmizî)

    2) Salâtın tek defa vâcip oluşu: Bazı bilginlere göre, aynı mecliste (konuşma/yazı ortamında) peygamberimizin adı defalarca anılsa bile, bir tek defa için vâciptir.

    3) Salâtın çok sayıda yapılmasının vâcip oluşu: Başka bazı bilginlere göre ise, herhangi bir sayı ya da meclisle sınırlamaksızın çok sayıda salât vâciptir. Ömürde bir defa olması yeterli olmaz.

    Ulemanın çoğunluğu, Hz.Peygamber'e (s.a.) salâtın, tıpkı zikir (Allah'ı anma ifadeleri), tesbîh (sübhânellah ifadeleri) ve tahmîd (hamd ifadeleri) gibi, kurbet (Allah'a yakınlık) ve ibadet olduğunu, ömürde bir defa vâcip, her zaman ve her yerde mendûp ve mesnûn olduğunu ve salâtın faziletine dair hadisler dolayısıyla çok çok salât ve selâm gerektiğini belirtir. Öyleyse salât ve selâm, yapılması istenen bir şeydir, ama vâcip olarak değil de, mendûp ve müstehap (hoş ve güzel) olarak. Müslümanın, ilâhî emre uyarak, peygamberimizin şerefli adı her anıldığında salâtu selâm ifadelerini kullanması mendûptur.

    Peygamberlerden başkasına salât ve selâm

    Peygamberimiz dışındaki peygamberlere de sevgi ve saygı göstermek zorundayız. Bunun için, diğer peygamberlerin adı anıldığında onlara da salâtu selâm duası yapılır. Peygamberler dışındaki kişilere salât ifadesinin kulanılıp kullanılmayacağı konusunda, iki görüş belirtilmiştir:

    1) Salâtın peygamberlere özgü oluşu: Müslüman ulemanın çoğunluğuna göre, salât bir simgedir (şiâr), peygamberlere özgüdür. Bu yüzden, peygamberlerden başkası için salât ifadesi kullanılamaz. Onlar için Arapçasıyla "rahimehullah" ya da "rahmetullahi aleyhi", Türkçesiyle "merhûm", "rahmetli", "Allah rahmet eylesin" gibi "rahmet" ifadeleri kullanılır. Sahâbe ve onlardan sonraki nesil olan tâbiîn için, Arapçasıyla "radıyellahu anhu", Türkçesiyle "Allah râzı olsun" saygı ifadeleri kullanılır; onlar için de "salât" ifadesi kullanılamaz. Çünkü salât, peygamberlerin simgesidir. Tek bir peygamberin adı anıldığında "aleyhi's-salâtü ve's-selâm"ya da kısaca "aleyhi's-selâm", birden çok peygamber anıldığında zamir değişikliği yapılarak "aleyhimü's-salâtü ve's-selâm" ya da "salevâtullahi aleyhim" saygı ve dua ifadeleri kullanılır.

    2) Salâtın genel oluşu: Bazı bilginlere göre ise, peygamberler dışındaki kişilere de saygı, sevgi ve iyilik ifadesi olarak kullanılabilir. Çünkü salâtın kök anlamı, duadır. Dua ise, peygamberlere de, peygamber olmayanlara da yapılır. Nitekim bizzat Hz.Peygamber (s.a.), "Allahım, Ebu Evfâ ailesine salât et" diye dua etmiştir. Bu konuda, Osmanlı Şeyhülislâmı Ebussuûd Efendi'nin şu güzel açıklamasını dikkate almak gerekir: "Peygamberler dışındakilere salât, bağımsız/doğrudan değil de dolayısıyla ve bağımlı olarak (peygamberimize/peygamberlere yapılan salâttan sonra ve onun kapsamı içinde) câiz olabilir, doğrudan salât ise mekruhtur. Çünkü salât, İslâm geleneğinde peygamberleri anmanın simgesidir. Nitekim, azîz ve celîl olmasına rağmen peygamberimiz için, 'Hz.Muhammed Azze ve Celle' ifadesini kullanmak câiz olmaz." Müslümanlar, bütün insanlar için şartlara ve kişilere uygun nezaket ve zarafet ifadelerini kullanırlar. Efendimiz’e salavat getirmek, her zaman ve zeminde, herkes için gereklidir. Zira salavatın bol bol getirilmesinin birçok faydaları vardır. Ama bununla birlikte İmam Sehâvî müstakil bir başlık altında Allah Resûlüne salavat getirmenin belirli ve özel vakitlerini açıklamıştır. Tabii ki bunları da muteber ve sahih hadislere dayanmıştır. Benzer şeyi ibn Kayyım da yapmıştır. Haşimi de bunları derleyip toparlamıştır:

    1-Son teşehhütten sonra. Meşrudur ve üzerinde icma’ vardır.

    2-İlk teşehhütten sonra. Bu imam Şafinin görüşüdür.

    3-Kunut duasının sonunda. ‘Sallallahu ale’n-Nebî’ şeklinde.

    4-Cenaze namazında.

    5-Hutbelerde Allah’a hamdden sonra.

    6-Ezan ve kametten sonra: Abdullah b. Ömer (r.a) Efendimiz’den şöyle rivayet etmiştir: “Müezzinin sesini duyunca, söylediklerini aynen söyleyin. Sonra da bana salavât getirin.” Müslim rivayet etmiştir.

    7-Dua esnasında: Ömer (r.a)’dan rivayete göre; dua, peygamberine salavat getirinceye kadar askıdadır. Tirmizinin rivayeti.

    8-Mescide girerken ve girildiğinde, yolumuz mescide düştünğünde.

    9-Safâ ile Merve’de.

    10-Toplantılarda: Aişe validemiz şöyle buyurmuştur: “Meclislerinizi salavat getirerek süsleyin.” Ve yine, bir meclisten/toplantıdan kalkıldığı zaman.

    11-Peygamberimizin (s.a)’in adı anılınca: “Yanında benim adım anılıp da bana salavat getirmeyenin burnu yerde sürtülsün” bu hadisi ebu Hüreyre nakletmiştir. (Hakim ve Tirmizi)

    12-Telbiyeden sonra.

    13-el-Haceru’l-Esvedi selamladıktan sonra.

    14-Çarşıya çıkıldığı zaman. İbn Mes’ud çarşıya çıkarken bazı dualar okur ve salavat getirirdi.

    15-Ziyafet sırasında.

    16-Gece uykusundan kalkınca.

    17-Kur’an hatminden sonra.

    18-Cuma günü.

    19-Sıkıntı ve endişe anlarında.

    20-Resulullah’ın mübarek ismi yazılırken. Bu konuda sağlam rivayetler vardır.

    20-İlim, zikir ve dersle meşgul olurken.

    21-Sabah ve akşam.

    22-Bir hata ve günah işlendiğinde af ve mağfiret umudu için.

    23-Fakirlik, ihtiyaç ve sıkıntı anında.

    24-Nikah hutbesinde.

    25-Abdest aldıktan sonra.

    26-Eve girildiğinde.

    27-Zikrullah için toplanıldığında.

    28-Bir şey unutulduğunda: Enes (r.a)’den rivayete göre, Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur: “Bir şey unuttuğunuzda…”

    29-İhtiyaç arzedilirken.

    30-Kulak çınladığı zaman.

    31-Namazlardan sonra.

    32-Namaz kılarken: Hz. Hasan (ra), Nafile namaz kılarken, içinde Resûlullah’dan söz edilen bir ayet geldiğinde durur ve salavat getirirdi.

    33-Bütün önemli konuşmalarda.

    34-Uykudan önce.





+ Yorum Gönder