Konusunu Oylayın.: Tövbeye, hayatın hangi safhasında başlamalı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Tövbeye, hayatın hangi safhasında başlamalı?
  1. 15.Mart.2011, 13:32
    1
    Misafir

    Tövbeye, hayatın hangi safhasında başlamalı?

  2. 15.Mart.2011, 14:24
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Tövbeye, hayatın hangi safhasında başlamalı?




    Tövbe ile ilgili soruda deniyor ki:
    - Can boğazdan çıkmadan tövbe kabul olur, diyorlar. Gerçekten de son nefesimizi vermek üzere iken dahi tövbemiz kabul olur mu? Tövbeyi son ana kadar tehir etmek uygun olur mu?

    Biz, tövbe gibi mühim bir görevimize, hayatın sonunda değil de başında başlamayı esas alırız, bir hayat boyu tövbe fırsatlarını kaçırdıktan sonra aklı başına gelenlerin çaresizliğine düşmekten de Rabbimize sığınırız..
    Bu itibarla insan, hayatının daha başında, buluğ çağından itibaren hata ve kusurlarını hatırlamalı, her an tövbe istiğfar halinde olmalı, hadisin ifadesiyle, günde yüz defa da olsa tövbe istiğfar duygusu içinde yaşamalı,tövbe duygusundan mahrum bir an bile geçmemelidir.. Tövbe istiğfar duygusu içinde olmak, yaptığı yanlışları tövbe ile hemen temizleyip yeni yanlışlar yapmama azmiyle hayatını değerlendirmek demektir.
    Şurası da unutulmamalı ki, böyle tövbe istiğfar duygusu içinde hayatını değerlendiren insanı şeytan kendi haline bırakmaz :‘ Can boğazdan çıkmadıkça tövbe kapısı da kapanmaz, öyle ise tövbe için aceleye gerek yoktur,daha vakit var..’ diyerek tövbesini tehir ettirmek ister.
    Şeytanın bu vesvesesine uyup ta tövbemizi tehir etmek gibi bir yanılgıya düşmemeliyiz.
    Zira canın boğaza kadar çıktığı son anda, heyecan da son hadde çıkar, böylesine telaşlı ve korkulu anlarda rahatça tövbe etmek ne kadar mümkün olur? Ayrıca son andaki bu tövbeye de (yeis) çaresizlik tövbesi denir. Sanki istekle değil de tünelin ucu göründüğü için yapılan tövbe gibi olur.
    Kaldı ki bazı ölümler ani olur, ne tövbeye vakit kalır, ne de istiğfara. Allah korusun tövbesiz yaşayan insan böylesi ani ölümlerde hazırlıksız gider gideceği yere..
    Onun için tövbe asla tehir edilmez. Hayatın başında, buluğa erdiği anda başlar, hayatın sonuna kadar her an ve saniyede tövbe, istiğfar duygusu içinde olmaya gayret edilir, son nefesine kadar da Rabbimizden af ve mağfiret dilenilir...
    Buna rağmen şeytan insanı yine de bırakmaz, hep ümitsizlik telkin eden vesveselerini sürdürür:
    -Senin günahın çok, böyle tövbelerle,istiğfarlarla affedilmezsin, boşuna ümitlenme!..demek ister.Tövbe etme duygusunu zayıflatmaya çalışır..
    Şeytanın ümitsizlik telkin eden bu türlü vesvesesini etkisiz hale getirmek için Hazret-i Ali Efendimiz de şöyle bir soru sorar vesveseye maruz kalan insanlara. Der ki:
    -Senin günahın mı çok, yoksa Rabbimizin af ve merhameti mi? Elbette Rabbimizin af ve merhameti çok değil mi? Öyle ise affı, merhameti senin günahından çok olan Rabbi’nin affından ümidini kesme, şeytanın verdiği vesveseye uyup ta tövbeni tehir etme!..
    Evet, kulun günah ve hatası ne kadar çok olursa olsun Rabbimizin af ve mağfireti ondan daha çok ve büyüktür. Öyle ise tövbe, istiğfarı asla ihmal etmemeli, Şeytanın ümitsizlik telkin eden vesvese tuzağına düşmemelidir.
    İmam-ı Şarani Hazretleri tövbe eden insanın Allah yanındaki sevimliliğini anlatırken fevkalade sevindirici bir misal verir. Bu müjdeli misalinde Hazret-i İmam der ki:
    Rabbimiz Musa aleyhisselama buyurmuş ki:
    -Mahalle halkı bir kulumun cenazesine sahip çıkmayıp ortada bıraktı. Git ona sen sahip çık, cenazesini sen defnet! Musa aleyhisselam :
    - Ya Rabbi der, halkın sahip çıkmadığı bir cenazeye neden ben sahip çıkmalıyım, hikmeti nedir? Buyurur ki:
    - İnsanlar o kulumun açıktaki günahını biliyor, sahip çıkmıyorlar, ben ise, ‘ Daha fazla geç kalmamayım’ diyerek yaptığı gizli tövbesini biliyor, o tövbesinin hatırı için ona sahip çıkmanı istiyorum. Tövbe ederek tertemiz bir hayata yöneldikten sonra gelen o kulum benim misafirimdir. Sen sahip çık tövbe ile gelen o misafirime!.
    Evet, tövbesini ihmal etmeyen kuluna Rabbimiz sahip çıkıyor, ‘ Misafirim’ diyor. Öyle ise Rabbinin misafiri olmak isteyenler, tövbesini asla tehir etmemeli, misafir olmaya layık bir tövbe temizliği içinde yaşamaya yönelmeliler...
    Ahmet Şahin


  3. 15.Mart.2011, 14:24
    2
    Editör



    Tövbe ile ilgili soruda deniyor ki:
    - Can boğazdan çıkmadan tövbe kabul olur, diyorlar. Gerçekten de son nefesimizi vermek üzere iken dahi tövbemiz kabul olur mu? Tövbeyi son ana kadar tehir etmek uygun olur mu?

    Biz, tövbe gibi mühim bir görevimize, hayatın sonunda değil de başında başlamayı esas alırız, bir hayat boyu tövbe fırsatlarını kaçırdıktan sonra aklı başına gelenlerin çaresizliğine düşmekten de Rabbimize sığınırız..
    Bu itibarla insan, hayatının daha başında, buluğ çağından itibaren hata ve kusurlarını hatırlamalı, her an tövbe istiğfar halinde olmalı, hadisin ifadesiyle, günde yüz defa da olsa tövbe istiğfar duygusu içinde yaşamalı,tövbe duygusundan mahrum bir an bile geçmemelidir.. Tövbe istiğfar duygusu içinde olmak, yaptığı yanlışları tövbe ile hemen temizleyip yeni yanlışlar yapmama azmiyle hayatını değerlendirmek demektir.
    Şurası da unutulmamalı ki, böyle tövbe istiğfar duygusu içinde hayatını değerlendiren insanı şeytan kendi haline bırakmaz :‘ Can boğazdan çıkmadıkça tövbe kapısı da kapanmaz, öyle ise tövbe için aceleye gerek yoktur,daha vakit var..’ diyerek tövbesini tehir ettirmek ister.
    Şeytanın bu vesvesesine uyup ta tövbemizi tehir etmek gibi bir yanılgıya düşmemeliyiz.
    Zira canın boğaza kadar çıktığı son anda, heyecan da son hadde çıkar, böylesine telaşlı ve korkulu anlarda rahatça tövbe etmek ne kadar mümkün olur? Ayrıca son andaki bu tövbeye de (yeis) çaresizlik tövbesi denir. Sanki istekle değil de tünelin ucu göründüğü için yapılan tövbe gibi olur.
    Kaldı ki bazı ölümler ani olur, ne tövbeye vakit kalır, ne de istiğfara. Allah korusun tövbesiz yaşayan insan böylesi ani ölümlerde hazırlıksız gider gideceği yere..
    Onun için tövbe asla tehir edilmez. Hayatın başında, buluğa erdiği anda başlar, hayatın sonuna kadar her an ve saniyede tövbe, istiğfar duygusu içinde olmaya gayret edilir, son nefesine kadar da Rabbimizden af ve mağfiret dilenilir...
    Buna rağmen şeytan insanı yine de bırakmaz, hep ümitsizlik telkin eden vesveselerini sürdürür:
    -Senin günahın çok, böyle tövbelerle,istiğfarlarla affedilmezsin, boşuna ümitlenme!..demek ister.Tövbe etme duygusunu zayıflatmaya çalışır..
    Şeytanın ümitsizlik telkin eden bu türlü vesvesesini etkisiz hale getirmek için Hazret-i Ali Efendimiz de şöyle bir soru sorar vesveseye maruz kalan insanlara. Der ki:
    -Senin günahın mı çok, yoksa Rabbimizin af ve merhameti mi? Elbette Rabbimizin af ve merhameti çok değil mi? Öyle ise affı, merhameti senin günahından çok olan Rabbi’nin affından ümidini kesme, şeytanın verdiği vesveseye uyup ta tövbeni tehir etme!..
    Evet, kulun günah ve hatası ne kadar çok olursa olsun Rabbimizin af ve mağfireti ondan daha çok ve büyüktür. Öyle ise tövbe, istiğfarı asla ihmal etmemeli, Şeytanın ümitsizlik telkin eden vesvese tuzağına düşmemelidir.
    İmam-ı Şarani Hazretleri tövbe eden insanın Allah yanındaki sevimliliğini anlatırken fevkalade sevindirici bir misal verir. Bu müjdeli misalinde Hazret-i İmam der ki:
    Rabbimiz Musa aleyhisselama buyurmuş ki:
    -Mahalle halkı bir kulumun cenazesine sahip çıkmayıp ortada bıraktı. Git ona sen sahip çık, cenazesini sen defnet! Musa aleyhisselam :
    - Ya Rabbi der, halkın sahip çıkmadığı bir cenazeye neden ben sahip çıkmalıyım, hikmeti nedir? Buyurur ki:
    - İnsanlar o kulumun açıktaki günahını biliyor, sahip çıkmıyorlar, ben ise, ‘ Daha fazla geç kalmamayım’ diyerek yaptığı gizli tövbesini biliyor, o tövbesinin hatırı için ona sahip çıkmanı istiyorum. Tövbe ederek tertemiz bir hayata yöneldikten sonra gelen o kulum benim misafirimdir. Sen sahip çık tövbe ile gelen o misafirime!.
    Evet, tövbesini ihmal etmeyen kuluna Rabbimiz sahip çıkıyor, ‘ Misafirim’ diyor. Öyle ise Rabbinin misafiri olmak isteyenler, tövbesini asla tehir etmemeli, misafir olmaya layık bir tövbe temizliği içinde yaşamaya yönelmeliler...
    Ahmet Şahin





+ Yorum Gönder