Konusunu Oylayın.: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatıma’nın babasına söylediği “Ey arpa ekmeği ile karnını doyurmayan babacığım” ş

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Peygamberimiz Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatıma’nın babasına söylediği “Ey arpa ekmeği ile karnını doyurmayan babacığım” ş
  1. 14.Mart.2011, 19:42
    1
    Misafir

    Peygamberimiz Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatıma’nın babasına söylediği “Ey arpa ekmeği ile karnını doyurmayan babacığım” ş






    Peygamberimiz Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatıma’nın babasına söylediği “Ey arpa ekmeği ile karnını doyurmayan babacığım” ş Mumsema Peygamberimiz Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatıma’nın babasına söylediği “Ey arpa ekmeği ile karnını doyurmayan babacığım” şiirini yazar mısınız?


  2. 14.Mart.2011, 19:42
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 14.Mart.2011, 23:57
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,584
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatıma’nın babasına söylediği “Ey arpa ekmeği ile karnını doyurmayan babac




    Cevap 1:

    Peygamberimiz Hz. Muhammed’in ve ailesinin bu özelliği rivayetlerde geçmekte ise de, Hz. Fatıma validemize ait böyle bir ifade bulamadık.

    Aişe validemizden nakledildiğine göre Peygamberimizin ailesinin iki gün arka arkaya arpa ekmeğiyle, bir başka rivayette de üç gün arka arkaya buğday ekmeğiyle karnını doyurmadığı ifade edilmektedir. (bk. Müslim, Zühd, 20-22)

    Allah Resûlü zaman zaman yokluk sebebiyle uzun süre açlık çekmiş, varlık zamanlarında da kendi iradesiyle azla yetinerek, elindekileri dâima ihtiyaç sâhiplerine infâk etmiştir.

    Allah Resulü'nün evindeki temel gıda maddelerinin başında hurma, süt ve arpa ekmeği gelmektedir. Ancak hurma ve süt her zaman bulunmazdı. Nitekim Peygamber Efendimiz'in mübarek evlerinde bir veya iki ay gibi uzun bir süre ateş yanmadığı olmuş, bu esnada ev halkı genellikle hurma ve su ile idare etmişlerdir. (Buhârî, Hibe, 1)

    Gerçi Peygamber Efendimiz zamanında Hicaz bölgesinde hem arpa hem de buğday, elde edilmesi ve bulunması zor olan yiyecek maddelerindendi. Bununla birlikte her ikisine de sahip olma imkanı en fazla olan, yine Peygamberimiz idi. Fakat Peygamber efendimiz, hiçbir zaman içinde yaşadığı toplumun sahip olmadığı imkanları elde etme ve onlardan farklı yaşama gibi bir temayül içinde olmamıştır. İnsanlar açlık çekmişse, buna herkesten çok kendisi ve ailesi maruz kalmıştır. Oysa Allah tarafından, dilerse kendisi için Mekke vadisinin altına çevrilmesi teklif edilmişti. Ancak o, bunu kabul etmeyerek bir gün tok, bir gün aç kalmayı tercih etmiş ve; "Allâhım! Acıktığım zaman sana tazarrû ve niyâzda bulunurum, doyduğumda ise sana hamd ve sena ederim." ( Tirmizî, Zühd, 35) diyerek mucizevi ve imtiyazlı bir hayat tarzı istememiş, toplumsal hayat neyi gerektiriyorsa ona uygun bir yaşayışı Rabbi'nden niyaz etmiştir.

    Bu açıklamalardan, Resûlullâh Efendimizin aile fertlerini tamamen aç bırakması gibi bir durum da akla gelmemelidir. Efendimiz hicrî dördüncü yılda kendisine hibe edilen Nadir oğulları hurmalığından elde ettiği mahsulü satar ve bu paradan ailesinin bir yıllık ihtiyacını ayırırdı. (Buhârî, Nafakât, 2) Ayrıca, Peygamber Efendimizin ailesinin sağmal hayvanlarından bahseden Ümmü Seleme vâlidemiz, "Geçimimizin büyük bir kısmı develerden ve koyunlardandı." demiştir. (İbn-i Sa'd, I, 496)

    Ne var ki Peygamberimizin aile fertleri dışında dullar, muhtaçlar ve Mescid-i Nebevî'nin suffasında kalan ilim ve ibadetle meşgul, yersiz yurtsuz fakir kimseler de onun desteğiyle hayatlarını devam ettirmekteydi. O, bir devlet başkanı sorumluluğu ile bunların nafakasını, kendi aile fertlerininki gibi düşünmekteydi.

    Her peygamber gibi, Peygamber Efendimiz de açlık ve yokluk başta olmak üzere, bir çok sıkıntılarla imtihan olunmuştur.

    Cevap 2:

    Hz. Fatıma validemiz, babası Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselam vefat edince şöyle demiştir:

    “Babam!
    Ey Rabb'inin davetine icabet eden babam!
    Ey Mekanı Firdevs Cenneti olan babam!
    Ey Cebrail'in ölüm haberini getirdiği babam!
    "Ey Rabbine kendisinden daha yakını bulunmayan babam !
    Ey makamı Findevs cennetinde olan babam!
    Ey Rabbin davetine icabet eden babam!
    Ey vefatı bize Cebrail'ce haber verilen babam!"
    (bk. Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 646-647; M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/279)

    Ayrıca, Hz. Fâtıma söylediği mersiyelerinden birinde şöyle demiştir:

    "Gökyüzünün ufukları tozlandı.
    Güneş dürülüp ışığını kaybetti.
    Gecesi gündüzü karanlıklara gömüldü.
    Peygamberden sonra, yeryüzü ona duyduğu teessürden ve şiddetli ıstıraptan dolayı bir kum yığını haline geldi.
    Varsın ona Doğunun ve Batının şehirleri ağlasın!
    Mudarlar ve bütün Yemen kabileleri ona ağlasın!
    Ona yüce dağlar, ovalar, örtülü Beytullah ve rükünler de ağlasın!
    Ey peygamberler hâtemi olan (babam!)
    Furkan'ı indiren sana getirdi salâtü selam!"
    (Kastalâni, Mevâhibü'l-ledünniye, 2/501)

    Hz. Fâtıma, Peygamberimiz Aleyhissalatü vesselamın kabrinin toprağından alıp kokladıktan ve gözlerine sürdükten sonra da şöyle demiştir:

    "Ahmed’in toprağını koklayanın hali ne mi olur: ömür boyunca güzel koku koklamamak.
    Benim üzerime öyle musibetler döküldü ki, onlar gündüzlerin üzerine dökülseydi, gece olurlardı belki!"
    (Kastalâni, a.e., a.y.)

    Hz. Fatıma validemizin ağlaması ve üzüntüsü dile getirmesi, babasından ayrı kalmasındandır. Nitekim Peygamber efendimiz, kendisine vefat edeceğini haber verince üzülmüş, ancak ailesinden ilk olarak yine kendisinin vefat edeceğini haber vermesine de sevinmiştir:

    Peygamber Efendimiz (sav), irtihaline sebep olan rahatsızlığı günlerinden birinde, Hz. Fatıma'yı yanına çağırır ve eğilip kulağına bir şeyler fısıldar. Hz. Fatıma validemiz sessizce göz yaşları döktü. Bir süre sonra Allah Rasûlü (sav) yine onun kulağına bir şeyler fısıldar. Bu sefer de öyle sevindi ki, onu karşıdan görenler, kendisine bütün Cennet kapılarının açıldığını zannederlerdi. Bu hadise Hz. Aişe validemizin gözünden kaçmamış, biraz sonra bunun sebebini sormuş, Hz. Fatıma validemiz, bunun Allah Rasûlü'ne ait bir sır olduğunu, dolayısıyla da açıklayamayacağını söyleyerek onu cevapsız bırakmıştı.

    Allah Rasûlü'nün vefatından sonra Hz. Aişe validemiz tekrar sorunca, Fatıma anamız da şöyle cevap vermiştir: “Birinci defada bana, kendisinin vefat edeceğini söylemişti. O'nun için ağlamıştım. İkinci defa ise bana, kendi ailesi içinde, O'na en erken kavuşacak insanın, ben olduğum müjdesini vermişti. Ve işte onun için de sevindim” demiştir. (Müslim, Fezailü's-Sahabe 97-99; Buhari, Menakıb 25; Fezailü Ashabi'n-Nebi 12; İzti'zan 43)

    Evet, Hz. Fatıma anamız, yaklaşık altı ay sonra vefat etmiştir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 14.Mart.2011, 23:57
    2
    Moderatör



    Cevap 1:

    Peygamberimiz Hz. Muhammed’in ve ailesinin bu özelliği rivayetlerde geçmekte ise de, Hz. Fatıma validemize ait böyle bir ifade bulamadık.

    Aişe validemizden nakledildiğine göre Peygamberimizin ailesinin iki gün arka arkaya arpa ekmeğiyle, bir başka rivayette de üç gün arka arkaya buğday ekmeğiyle karnını doyurmadığı ifade edilmektedir. (bk. Müslim, Zühd, 20-22)

    Allah Resûlü zaman zaman yokluk sebebiyle uzun süre açlık çekmiş, varlık zamanlarında da kendi iradesiyle azla yetinerek, elindekileri dâima ihtiyaç sâhiplerine infâk etmiştir.

    Allah Resulü'nün evindeki temel gıda maddelerinin başında hurma, süt ve arpa ekmeği gelmektedir. Ancak hurma ve süt her zaman bulunmazdı. Nitekim Peygamber Efendimiz'in mübarek evlerinde bir veya iki ay gibi uzun bir süre ateş yanmadığı olmuş, bu esnada ev halkı genellikle hurma ve su ile idare etmişlerdir. (Buhârî, Hibe, 1)

    Gerçi Peygamber Efendimiz zamanında Hicaz bölgesinde hem arpa hem de buğday, elde edilmesi ve bulunması zor olan yiyecek maddelerindendi. Bununla birlikte her ikisine de sahip olma imkanı en fazla olan, yine Peygamberimiz idi. Fakat Peygamber efendimiz, hiçbir zaman içinde yaşadığı toplumun sahip olmadığı imkanları elde etme ve onlardan farklı yaşama gibi bir temayül içinde olmamıştır. İnsanlar açlık çekmişse, buna herkesten çok kendisi ve ailesi maruz kalmıştır. Oysa Allah tarafından, dilerse kendisi için Mekke vadisinin altına çevrilmesi teklif edilmişti. Ancak o, bunu kabul etmeyerek bir gün tok, bir gün aç kalmayı tercih etmiş ve; "Allâhım! Acıktığım zaman sana tazarrû ve niyâzda bulunurum, doyduğumda ise sana hamd ve sena ederim." ( Tirmizî, Zühd, 35) diyerek mucizevi ve imtiyazlı bir hayat tarzı istememiş, toplumsal hayat neyi gerektiriyorsa ona uygun bir yaşayışı Rabbi'nden niyaz etmiştir.

    Bu açıklamalardan, Resûlullâh Efendimizin aile fertlerini tamamen aç bırakması gibi bir durum da akla gelmemelidir. Efendimiz hicrî dördüncü yılda kendisine hibe edilen Nadir oğulları hurmalığından elde ettiği mahsulü satar ve bu paradan ailesinin bir yıllık ihtiyacını ayırırdı. (Buhârî, Nafakât, 2) Ayrıca, Peygamber Efendimizin ailesinin sağmal hayvanlarından bahseden Ümmü Seleme vâlidemiz, "Geçimimizin büyük bir kısmı develerden ve koyunlardandı." demiştir. (İbn-i Sa'd, I, 496)

    Ne var ki Peygamberimizin aile fertleri dışında dullar, muhtaçlar ve Mescid-i Nebevî'nin suffasında kalan ilim ve ibadetle meşgul, yersiz yurtsuz fakir kimseler de onun desteğiyle hayatlarını devam ettirmekteydi. O, bir devlet başkanı sorumluluğu ile bunların nafakasını, kendi aile fertlerininki gibi düşünmekteydi.

    Her peygamber gibi, Peygamber Efendimiz de açlık ve yokluk başta olmak üzere, bir çok sıkıntılarla imtihan olunmuştur.

    Cevap 2:

    Hz. Fatıma validemiz, babası Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselam vefat edince şöyle demiştir:

    “Babam!
    Ey Rabb'inin davetine icabet eden babam!
    Ey Mekanı Firdevs Cenneti olan babam!
    Ey Cebrail'in ölüm haberini getirdiği babam!
    "Ey Rabbine kendisinden daha yakını bulunmayan babam !
    Ey makamı Findevs cennetinde olan babam!
    Ey Rabbin davetine icabet eden babam!
    Ey vefatı bize Cebrail'ce haber verilen babam!"
    (bk. Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 646-647; M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 8/279)

    Ayrıca, Hz. Fâtıma söylediği mersiyelerinden birinde şöyle demiştir:

    "Gökyüzünün ufukları tozlandı.
    Güneş dürülüp ışığını kaybetti.
    Gecesi gündüzü karanlıklara gömüldü.
    Peygamberden sonra, yeryüzü ona duyduğu teessürden ve şiddetli ıstıraptan dolayı bir kum yığını haline geldi.
    Varsın ona Doğunun ve Batının şehirleri ağlasın!
    Mudarlar ve bütün Yemen kabileleri ona ağlasın!
    Ona yüce dağlar, ovalar, örtülü Beytullah ve rükünler de ağlasın!
    Ey peygamberler hâtemi olan (babam!)
    Furkan'ı indiren sana getirdi salâtü selam!"
    (Kastalâni, Mevâhibü'l-ledünniye, 2/501)

    Hz. Fâtıma, Peygamberimiz Aleyhissalatü vesselamın kabrinin toprağından alıp kokladıktan ve gözlerine sürdükten sonra da şöyle demiştir:

    "Ahmed’in toprağını koklayanın hali ne mi olur: ömür boyunca güzel koku koklamamak.
    Benim üzerime öyle musibetler döküldü ki, onlar gündüzlerin üzerine dökülseydi, gece olurlardı belki!"
    (Kastalâni, a.e., a.y.)

    Hz. Fatıma validemizin ağlaması ve üzüntüsü dile getirmesi, babasından ayrı kalmasındandır. Nitekim Peygamber efendimiz, kendisine vefat edeceğini haber verince üzülmüş, ancak ailesinden ilk olarak yine kendisinin vefat edeceğini haber vermesine de sevinmiştir:

    Peygamber Efendimiz (sav), irtihaline sebep olan rahatsızlığı günlerinden birinde, Hz. Fatıma'yı yanına çağırır ve eğilip kulağına bir şeyler fısıldar. Hz. Fatıma validemiz sessizce göz yaşları döktü. Bir süre sonra Allah Rasûlü (sav) yine onun kulağına bir şeyler fısıldar. Bu sefer de öyle sevindi ki, onu karşıdan görenler, kendisine bütün Cennet kapılarının açıldığını zannederlerdi. Bu hadise Hz. Aişe validemizin gözünden kaçmamış, biraz sonra bunun sebebini sormuş, Hz. Fatıma validemiz, bunun Allah Rasûlü'ne ait bir sır olduğunu, dolayısıyla da açıklayamayacağını söyleyerek onu cevapsız bırakmıştı.

    Allah Rasûlü'nün vefatından sonra Hz. Aişe validemiz tekrar sorunca, Fatıma anamız da şöyle cevap vermiştir: “Birinci defada bana, kendisinin vefat edeceğini söylemişti. O'nun için ağlamıştım. İkinci defa ise bana, kendi ailesi içinde, O'na en erken kavuşacak insanın, ben olduğum müjdesini vermişti. Ve işte onun için de sevindim” demiştir. (Müslim, Fezailü's-Sahabe 97-99; Buhari, Menakıb 25; Fezailü Ashabi'n-Nebi 12; İzti'zan 43)

    Evet, Hz. Fatıma anamız, yaklaşık altı ay sonra vefat etmiştir.


    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder