Konusunu Oylayın.: Yanlışlıkla adam öldüren kişinin ödeyeceği diyet miktarı ne kadardır?

5 üzerinden 4.33 | Toplam : 3 kişi
Yanlışlıkla adam öldüren kişinin ödeyeceği diyet miktarı ne kadardır?
  1. 12.Mart.2011, 16:04
    1
    Misafir

    Yanlışlıkla adam öldüren kişinin ödeyeceği diyet miktarı ne kadardır?






    Yanlışlıkla adam öldüren kişinin ödeyeceği diyet miktarı ne kadardır? Mumsema Yanlışlıkla adam öldüren kişinin ödiyeceği diyet miktarı ne kadardır?


  2. 12.Mart.2011, 16:04
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 12.Mart.2011, 16:38
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Yanlışlıkla adam öldüren kişinin ödeyeceği diyet miktarı ne kadardır?




    KATLIN KEFFARETI


    Katilin keffaretinin hükmü ve delili cenin de olsa bir insanın öldü*rülmesi haramdır. Öldüren kimseye Allah'ın hakkı olarak keffaret gerekli olur. Cinayet ister kasden olsun, ister kasda benzer şekilde olsun, ister kazaen olsun, ister bir hak nedeniyle olsun, katil ister bir çocuk, ister bir deli olsun hüküm değişmez.
    Fakat çocukluk ve delilik halinde cinayet işleyene kısas cezası der*hal uygulanmaz. Çocuk baliğ olduktan ve deli de iyileştikten sonra, sar*hoşluk halinde cinayet işleyen aklı başında iken cinayet işleyene, sonra da deliren kimseye derhal kısas uygulanır. Kısas ve öldürmede keffaretin va-cib olduğunun delili şu ayettir:
    Bir müminin diğer bir mü'mini öldürme yetkisi yoktur. Ancak yanlışlıkla olması müstesna, kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse (keffaret olarak) mü'min bir köleyi azat etmesi ve öldürülenin ailesine de teslim edilecek bir diyetin verilmesi farzdır. Meğer (öldürülenin varisleri o diyeti sadaka olarak) bağışlamış olsunlar. (Bu takdirde di*yet düşer.) Eğer (yanlışlıkla öldürülen) mü'min olup size düşman olan (harbi) bir kavim ise, o takdirde (diyet yoktur sadece) bir köleyi azad etmek lazımdır. Eğer öldürülen kişi, sizinle aralarında sözleşme bulu*nan (ehl'i zimmet) bir kavimdense, onun aile efradına teslim edilen bir diyetle beraber mü'min olan bir köleyi azad etmek lazım gelir. Ki*min gücü bunlara yetmiyorsa, ona peş peşe iki ay oruç tutması farz*dır ki Allah tarafından tevbesi kabul edilsin. Allah bilendir ve hikmet sahibidir. [80]
    Vasile b. Eska şöyle anlatır:
    Hakkında -kati nedeniyle- ateşin vacip olduğu bir arkadaşımız için Hz. Peygamberin yanına gittik. Bize 'Bir köle azad edin. Allah da onun (kö*lenin) her bir uzvu için, ateşten onun bir uzvunu azad eder buyurdu [81] Bu hadis kasden adam öldürmede keffaretin vacib olduğuna delalet eder. Zira -şu ayetten de anlaşılacağı gibi
    Kasden öldürmediği takdirde katil üzerine ateş vacib olmaz." Bir mü'mini kasden öldürenin cezası cehennemde ebedi kalmaktır. Allah ona gazap ve lanet eder. Ona büyük bir azap hazırlar" [82]
    Bir önceki ayet ise, kazaen adam öldüren kişinin üzerine keffaretin vacib olduğunu ifade etmektedir. Kazaen adam öldüren kişinin üzerine keffaret vacib olduğuna göre, kasda benzer öldürmede ve kasden öldürme de bitarıkı evla vacib olur. Zira keffaret cebir ve telafi içindir. Kasden veya kasda benzer şekilde adam Öldüren kişi, kazaen öldüren kişiden daha faz*la telafi ve cebre muhtaçtır. Katl'ın keffaretinin keyfiyeti katilin eğer kendi*sinin ve nafakası kendisine vacib olan kişilerin nafakasından daha fazla malı varsa -mü'min bir köle azad etmesi farzdır. Azad edecek olan bu kö*lenin sağlam olması şarttır. Bunu zıhar keffaretinde izah etmiştik. Eğer fa*kirlikte veya köle bulmaktan ötürü mü'min bir köle azad etmezse, peş pe*şe iki ay oruç tutmalıdır. Hastalık nedeniyle peş peşe iki ay oruç tutmak*tan aciz ise keffaret köle azad edecek duruma gelinceye veya hastalıktan kurtulup oruç tutacak güce kavuşuncaya kadar tehir edilir. Katlin kefareti olarak altmış fakiri doyurmak söz konusu değildir. Bu, zıhar ve Ramazan orucunu cinsi münasebet yaparak bozma keffaretinde söz konusudur. Bunların birbirine kıyas edilmesi doğru değildir. Çünkü keffarette kıyas yoktur.
    Bir ihtar: Bağı ve saldırganı öldüren bir kişiye kefaret vacip olmaz. Zira bu kişilerin tazminaü söz konusu değildir. Bağı ve saldırgan kişiler, harbi, kafir, mürted, evli olduğu halde zina eden kişi gibidirler. Yine kısa*sa mahkum edilen bir katili öldüren kişiye de keffaret düşmez. Zira onun kanı, maktulün velisine göre mubahtır.
    Kısasın şartları: Kısas, kasdi öldürme ve kasdi organ kesme cinayet*lerinde uygulanır.
    1. Katilin mükellef, yani akıl ve baliğ olması.
    2. Katilin, maktulün aslı yani ana-babası olmaması: Oğlunu öldüren baba hakkında kısas cezası uygulanmaz.
    Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Baba çocuğunu öldürme sebebiyle kısas olunmaz. [83]
    3. Maktulün müslüman olması ya da kendisine güvence verilmiş bir gayrı müslim olması.
    Şu halde, savaşçı bir fakir veya islamdan dönmüş bir kimse bir müslüman tarafından öldürülürse, ne kısas ve ne de diyet gerekir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Dinini değiştiren kimseyi öldürün" [84]
    4. Katil ile Maktulün denk olması: Zimmi bir kafir öldüren bir müs-lümana kısas uygulanmaz. Ancak büyük günah işlemiş olur ve kendisine diyetin üçte biri lazım gelir.
    Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kafiri öldürme nedeniyle müslüman kişi öldürülemez.[85] Kısası kim uygular? Öldürme veya organ kesmekten dolayı kısas ce*zası sabit olunca maktulün velisi bu kısası bizzat infaz etmek üzere ha*kimden talep eder. Hakim de buna müsaade eder ki, hakkım alabilsin. Ancak maktulün velisinin, kısası bizzat infaz etmek için iki şartı vardır:
    1. Devlet başkanın izniyle olması devlet başkanından veya tayin etti-aği hakimden izin almadan acele ederek kısası uygularsa, günahkar olur ve cezaya da müstahak olur.
    2. Adam öldürme cinayeti olması: Organ kesme cinayeti olması: Or*gan kesme cinayetinden dolayı uygulanacak kısas cezasının, bizzat devlet başkanı tarafından tatbik edilmesi gerekir. Kısasın infazı: İkrar etmekle veya şahitlik etmekle sabit olur.


  4. 12.Mart.2011, 16:38
    2
    Silent and lonely rains



    KATLIN KEFFARETI


    Katilin keffaretinin hükmü ve delili cenin de olsa bir insanın öldü*rülmesi haramdır. Öldüren kimseye Allah'ın hakkı olarak keffaret gerekli olur. Cinayet ister kasden olsun, ister kasda benzer şekilde olsun, ister kazaen olsun, ister bir hak nedeniyle olsun, katil ister bir çocuk, ister bir deli olsun hüküm değişmez.
    Fakat çocukluk ve delilik halinde cinayet işleyene kısas cezası der*hal uygulanmaz. Çocuk baliğ olduktan ve deli de iyileştikten sonra, sar*hoşluk halinde cinayet işleyen aklı başında iken cinayet işleyene, sonra da deliren kimseye derhal kısas uygulanır. Kısas ve öldürmede keffaretin va-cib olduğunun delili şu ayettir:
    Bir müminin diğer bir mü'mini öldürme yetkisi yoktur. Ancak yanlışlıkla olması müstesna, kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse (keffaret olarak) mü'min bir köleyi azat etmesi ve öldürülenin ailesine de teslim edilecek bir diyetin verilmesi farzdır. Meğer (öldürülenin varisleri o diyeti sadaka olarak) bağışlamış olsunlar. (Bu takdirde di*yet düşer.) Eğer (yanlışlıkla öldürülen) mü'min olup size düşman olan (harbi) bir kavim ise, o takdirde (diyet yoktur sadece) bir köleyi azad etmek lazımdır. Eğer öldürülen kişi, sizinle aralarında sözleşme bulu*nan (ehl'i zimmet) bir kavimdense, onun aile efradına teslim edilen bir diyetle beraber mü'min olan bir köleyi azad etmek lazım gelir. Ki*min gücü bunlara yetmiyorsa, ona peş peşe iki ay oruç tutması farz*dır ki Allah tarafından tevbesi kabul edilsin. Allah bilendir ve hikmet sahibidir. [80]
    Vasile b. Eska şöyle anlatır:
    Hakkında -kati nedeniyle- ateşin vacip olduğu bir arkadaşımız için Hz. Peygamberin yanına gittik. Bize 'Bir köle azad edin. Allah da onun (kö*lenin) her bir uzvu için, ateşten onun bir uzvunu azad eder buyurdu [81] Bu hadis kasden adam öldürmede keffaretin vacib olduğuna delalet eder. Zira -şu ayetten de anlaşılacağı gibi
    Kasden öldürmediği takdirde katil üzerine ateş vacib olmaz." Bir mü'mini kasden öldürenin cezası cehennemde ebedi kalmaktır. Allah ona gazap ve lanet eder. Ona büyük bir azap hazırlar" [82]
    Bir önceki ayet ise, kazaen adam öldüren kişinin üzerine keffaretin vacib olduğunu ifade etmektedir. Kazaen adam öldüren kişinin üzerine keffaret vacib olduğuna göre, kasda benzer öldürmede ve kasden öldürme de bitarıkı evla vacib olur. Zira keffaret cebir ve telafi içindir. Kasden veya kasda benzer şekilde adam Öldüren kişi, kazaen öldüren kişiden daha faz*la telafi ve cebre muhtaçtır. Katl'ın keffaretinin keyfiyeti katilin eğer kendi*sinin ve nafakası kendisine vacib olan kişilerin nafakasından daha fazla malı varsa -mü'min bir köle azad etmesi farzdır. Azad edecek olan bu kö*lenin sağlam olması şarttır. Bunu zıhar keffaretinde izah etmiştik. Eğer fa*kirlikte veya köle bulmaktan ötürü mü'min bir köle azad etmezse, peş pe*şe iki ay oruç tutmalıdır. Hastalık nedeniyle peş peşe iki ay oruç tutmak*tan aciz ise keffaret köle azad edecek duruma gelinceye veya hastalıktan kurtulup oruç tutacak güce kavuşuncaya kadar tehir edilir. Katlin kefareti olarak altmış fakiri doyurmak söz konusu değildir. Bu, zıhar ve Ramazan orucunu cinsi münasebet yaparak bozma keffaretinde söz konusudur. Bunların birbirine kıyas edilmesi doğru değildir. Çünkü keffarette kıyas yoktur.
    Bir ihtar: Bağı ve saldırganı öldüren bir kişiye kefaret vacip olmaz. Zira bu kişilerin tazminaü söz konusu değildir. Bağı ve saldırgan kişiler, harbi, kafir, mürted, evli olduğu halde zina eden kişi gibidirler. Yine kısa*sa mahkum edilen bir katili öldüren kişiye de keffaret düşmez. Zira onun kanı, maktulün velisine göre mubahtır.
    Kısasın şartları: Kısas, kasdi öldürme ve kasdi organ kesme cinayet*lerinde uygulanır.
    1. Katilin mükellef, yani akıl ve baliğ olması.
    2. Katilin, maktulün aslı yani ana-babası olmaması: Oğlunu öldüren baba hakkında kısas cezası uygulanmaz.
    Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Baba çocuğunu öldürme sebebiyle kısas olunmaz. [83]
    3. Maktulün müslüman olması ya da kendisine güvence verilmiş bir gayrı müslim olması.
    Şu halde, savaşçı bir fakir veya islamdan dönmüş bir kimse bir müslüman tarafından öldürülürse, ne kısas ve ne de diyet gerekir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Dinini değiştiren kimseyi öldürün" [84]
    4. Katil ile Maktulün denk olması: Zimmi bir kafir öldüren bir müs-lümana kısas uygulanmaz. Ancak büyük günah işlemiş olur ve kendisine diyetin üçte biri lazım gelir.
    Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kafiri öldürme nedeniyle müslüman kişi öldürülemez.[85] Kısası kim uygular? Öldürme veya organ kesmekten dolayı kısas ce*zası sabit olunca maktulün velisi bu kısası bizzat infaz etmek üzere ha*kimden talep eder. Hakim de buna müsaade eder ki, hakkım alabilsin. Ancak maktulün velisinin, kısası bizzat infaz etmek için iki şartı vardır:
    1. Devlet başkanın izniyle olması devlet başkanından veya tayin etti-aği hakimden izin almadan acele ederek kısası uygularsa, günahkar olur ve cezaya da müstahak olur.
    2. Adam öldürme cinayeti olması: Organ kesme cinayeti olması: Or*gan kesme cinayetinden dolayı uygulanacak kısas cezasının, bizzat devlet başkanı tarafından tatbik edilmesi gerekir. Kısasın infazı: İkrar etmekle veya şahitlik etmekle sabit olur.


  5. 12.Mart.2011, 16:48
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Yanlışlıkla adam öldüren kişinin ödeyeceği diyet miktarı ne kadardır?

    CİNAYETLER VE CEZALAR


    Cinayetin tarifi: Cinayet: Cinayetin cemidir: 'Günah işledi, başkası*na kötülük yaptı' anlamına gelir. Aynı zamanda bedene, mala ve namusa saldırmaya da cinayet denir. Cinayetin ıstılahı manası İse kısas veya diyet gerektirecek şekilde bedene saldırmak demektir. Bu bakımdan cinayet, fakihlerin İstılahında lügat manasından daha özel bir manaya ıtlak olun*muştur. Cinayetin şer'i hükmü ve delili: Bedeni cinayetler haram ve yasak*tır. Bu bakımdan hiçbir bedene saldırmak caiz değildir. Müslümanlar tüm asırlarda cinayetin, haksız yere insan öldürmenin haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu hususta hiç kimse muhalefet etmemiştir. Cinayetin haram olduğu Kur'an, sünnet ve icma ile sabittir. Kur'andaki delil ise şöyledir:
    Allah'ın haram kıldığı bir cana haksızca kıymayın, zulmen öldü*rülen kimsenin velisine (kısas ya da diyet istemede) yetki verdik. O (ve*li) kısasta ileri gitmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiştir. [1]
    Başka bir ayet ise şöyledir:
    Bir Mü'minin diğer bir mü'mini öldürme yetkisi yoktur. Ancak yanlışlıkla olması müstesna. [2]
    Bir Mü'mini kasden öldüren kimseye gelince, onun cezası orada da*imi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, ona lanet etmiş ve bir de ona büyük (dehşetli) bir azap hazırlamıştır. [3]
    Hadise gelince Rasûlü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    Allah'tan başka ibadete layık hiçbir ilah bulunmadığına ve benim de Allah'ın muhakkak bir elçisi olduğuma şahadet eden müslüman kimsenin kanı helal olmaz. Ancak şu üç sebepten biri ile helal olur: Evli olduğu halde zina etmekle, kasden öldürmekle, dinini terk edip cemaatten ayrılmakla.[4]
    Helak edici olan yedi şeyden çekiniz. 'Onlar nelerdir? Ey Allah'ın Ra-sülü!' diye sorulunca, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: 'Allah'a şirk koşmak, sihir yapmak, bir hak karşılığı olmak müstesna Allah'ın haram kıldığı bir nefsi öldürmek, yetim malı yemek, riba (Faiz) kazancı yemek, düşmana hücum sırasında savaştan kaçmak. Zinadan masum olup hatı*rından bile geçmeyen müslüman kadınlara zina isnad etmek. [5]
    Haksız yere adam öldürmenin haram olduğunda, müçtehid imamlar arasında hiçbir ihtilaf vaki olmamıştır. Allah'u Teala'ya ortak koşmaktan sonra, en büyük günah adam öldürmektir. Adam öldürüp helal sayan bir kimse kafir olur ve ayette buyurulduğu gibi; "Onun cezası, içinde sürekli kalacağı cehennemdir" Fakat helal saymazsa, günahkar ve fasık olur. Ka*fir sayılmaz ve cehennemde ebedi kalmaz. Cehennemde uzun bir zaman*dan sonra, Allah (c.c.) dilediğinde onu affeder ve cehennemden onu çıka*rır Zira yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
    Şüphe yok ki Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez. Şirk koşmaktan başka diğer günahları dilediği kimse için bağışlar. [6]
    Şu halde kati de bu günahlardan sayılır. Başka bir ayette ise şöyledir
    Ey nefisleri aleyhinde aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetin*den ümit kesmeyin. Zira o, bütün günahları affedicidir. [7]
    Kafirin tevbesi makbul olduğuna göre, fasık ve asi bir müslümamn tevbesi bittank evla makbul olur. Allah Teala'nm "Bir mü'mini kasden öldüren kimseye gelince; onun cezası, orada daimi kalmak üzere ce*hennemdir.[8]
    Sözü kasden insan öldürmeyi helal gören kişiye hami edilir veya eğer tevbe etmezse Allah onu affetmez, şeklinde anlaşılır. Bu ayetin mut*lak olduğu, fakat zikredilecek şu ayetle tahsis edildiği de söylenmiştir: Şüphe yok ki Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez. Ortak koşmaktan başka diğer günahları dilediği kimse için bağışlanır.[9] Cinayetin çeşitleri: İnsan öldürme ve öldürme dışındaki cinayetler olmak üzere iki kısma ayrılır:
    1. insan öldürme: Kasti (bilerek) öldürme kasde benzer öldürme ve yanlışlıkla öldürme olmak üzere üç çeşittir. Her birinin ayn tarifi ve onlara bağlı has hükümleri vardır: Şimdi bunların izahına geçiyoruz:
    1. Kasti öldürme: Genelde öldürücü bir aletle birinin canına kasd edip ve bilerek onu öldürmektir. Bu gibi öldürme; kama, büyük sopa, taş ve tabanca, yakma ile de olabilir. Bütün bu öldürme şekilleri kasd ve öl*dürücü bir vesile ile olduktan sonra hükmü aynı olur. Şu halde, bu öldür*me çeşidi de iki şey aranır; bir kasıd, öteki de öldürme aleti. Hükmü: Biri dünya ile ilgili, öteki de ahirete ait olmak üzere iki hükmü vardır: Dünya*ya ait olan hüküm: Katile kısas cezası uygulanır: Ahirete ait olan hüküm ise, haram ve büyük günahdır. Küfür derecesinden sonra en büyük gü*nahtır. Zira cezası, cehennemde en şiddetli azaptır. Onun için katil tevbe etmezse, af ve mağfiretle Allah'u Teala'mn yardımı ona yetişemezse, onun cezası, içinde sürekli kalacağı cehennemdir. Zira yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
    Bir mü'mini kasden öldüren kimseye gelince; onun cezası ora*da daimi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş. Ona la*net etmiş ve bir de ona büyük (dehşetli) bir azab hazırlamıştır.
    Öldürmenin dünyevi hükmü ise kısastır. Buna gavad denir. Keved, çekilme manasına gelir. Zira insanlar, katili bağlayarak öldürüleceği yere çekip götürürler. Kısasın delili şu ayeti cehledir:
    "Ey iman edenler! Öldürmelerde üzerinize kısas farz kılındı. Hü*re karşılık hür, köleye karşılık köle ve kadına karşılık kadın (kısas edilir) fakat katil bir kişi, kendi lehine (ölenin) kardeşi tarafından af*fedilirse, artık (maktulün velisi) örfe uygun (diyeti) tahsil etsin, (katil*de) güzel bir şekilde (diyeti) ödesin. Bu uygulama Rabbinizden size bir hafiflik ve rahmettir. Bu (antlaşmadan) sonra (anlaşma şartlarına) te*cavüz eden kim olursa olsun onun için elem verici bir azap vardır. Ey akıl sahipleri! Sizin için kısasta hayat vardır. Umulur ki böylece (kısa*sı gerektiren hareketlerden) sakınırsınız!" [10]
    Hakikaten kısas cezasının tatbikatında hayat mucuttur. Zira kısas cezası uygulanırsa, öldürme olayları yok denecek kadar azalır. Öyle ki adam öldürmek isteyen bir kimse; "şu adamı öldürürsem, kesinlikle beni de öldürürler" der ve bu işten vazgeçer. Böylece hem kendi hayatı, hem de öldürmek istediği adamın hayatı kurulmuş olur. Kısasın terki ve affı: kı*sas, aslı bir hükümdür. Kasden bir kişiyi öldürme üzerine terettüb eder. Kısas, öldürülen kişinin velilerinin hakkıdır. Onlar isterlerse bu hakkı ka*tilden alırlar. Kadı, katili öldürme imkanını onlara vermek mecburiyetin*dedir. Zira yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
    Zulmen öldürülen kimsenin velisine (kısas ya da diyet isteme*de) yetki verdik. O (veli) kısasta ileri gitmesin. Zira (bu yetki veril*mekle) kendisine yardım edilmiştir." [11]
    Şu halde öldürülen kişinin velisi kadı'nin yardımına mazhar olmuş*tur. Yani kadı tarafından iyi bir şeye erişmiştir. Öldürülen kişinin velileri isterlerse kısastan vazgeçerlerse, katilin diyet ödemesi gerekir. Katil gecik*tirmeden ve tam olarak kısasın yerine diyeti ölünün velilerine vermek zo*rundadır. Zira diyetin verilmesi vacibtir.
    Zira yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:
    Fakat (katil) bir kişi, kendi lehine (ölenin) kardeşi tarafından affedilirse, artık (maktulün velisi) örfe uygun (diyeti) tahsil etsin, (Ka*til de) güzel bir şekilde diyeti ödesin. [12]
    Abdullah b. Abbas bu ayet hakkında 'Kasden işlenildiğinde, af, diye*tin kabul edilmesidir' demiş ve "(katilde) güzel bir şekilde (diyeti) ödesin" ibaresini, bu marufa uyularak güzellikle eda edilmesi gerektiği şekilde yo*rumlamıştır. [13] Hz. Peygamber (s.a.v.) öldürülen kişinin velisinin hakkı hususunda şöyle buyurmuştur. Her kimin bir yakını öldürülmüş ise, o kişi, iki görüş*ten birini seçmek durumundadır. Ya affeder veya (kısas olarak katili) öl*dürür. [14]
    Hadisin diğer bir versiyonunda ise şöyle buyurulmuştur: Yakını öl*dürülen kişi ya kısas olarak katili öldürür veya diyet alır.[15]
    Burada şu hususun bilinmesi lazımdır. Öldürülen kişinin velilerin*den bazıları katili affederse, hepsi affetmiş sayılır. Zira kısas bölünemez bütündür. Velhasıl; maktulün velisi kısası uygulatmak, diyeti verdirmek veya diyetsiz olarak katili affetmekten birini yapmakta serbesttirler. Mak*tulün velileri kısastan affetme hakkına sahip oldukları gibi, diyetinin hep*sinden veya bir kısmından vazgeçmek yine serbesttirler. Bütün bu aflarla ilgili olarak Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
    "Affetmeniz tekvaya daha uygundur.[16] Diyet: Bir kimseyi öldürme ve bir organını kesip yaralama duru*munda ödenmesi gereken maldır. Kasti olarak öldürülenin diyeti; dört ya*şına basmış 30 deve, beş yaşına basmış 30 deve ve gebe olan 40 deve ol*mak üzere toplam 100 devedir. Kasten işlenen cinayetin diyeti, üç yönden ağır hükümler taşar:
    1. Acilen verilmesi.
    2. 100 devenin yaşlan itibarıyla üç kısımdan ödenmesi.
    3. Diyetin yalnız katilin malından alınması. Zira Rasûlü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    389 "Kasden adam öldüren kişinin velileri (akilesi) onun diyetini ödemek mecburiyetinde değildirler.[17]
    İbn Şihab'ın şöyle dediği rivayet ediliyor:
    Sünnet, kasden adam öldüren kişinin akrabalarının onun diyetini ödemeye katılmak mecburiyetinde olmadıkları şeklinde cari olmuştur. An*cak katilin akrabaları isterse diyetin ödenmesine yardım edebilirler. [18]
    Diyetin ağırlaştırılmasının delili, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyur*muştur:
    Kasden bir mü'mini öldüren bir kimse, maktulün velilerine teslim edi*lir. İsterse öldürür, isterse diyet alırlar. Diyetin miktarı dört yaşına basmış 30 deve, beş yaşına basmış 30 deve ve gebe olan 40 devedir. Bir şey üzeri*ne sulh yapsalar, kendilerine caizdir. Bu şekilde ödeme, diyette ağrırlaşmadır. [19]
    Eğer o yörede deve bulunmuyorsa, kıymeti ne kadar para tutarsa o kıymeti vermek lazımdır.
    2. Kasden öldürmeye benzer öldürmenin Hükmü: Biri uhrevi, öteki dünyevi olmak üzere iki kısımdır: Uhrevi hükmü, haram ve günah olduğu için ahirette azaba duçar ve müstahak olur. Zira burada kasden öldürme söz konusudur. Fakat azabı, kasti öldürme azabından daha azdır. Dünye*vi hükmüne gelince; katil öldürme kadına olmadığı için, hakkında kısas cezası yoktur. Eğer maktulün velisi katilin öldürülmesini ne kadar isterse yine bu kısas uygulanmaz. Fakat diyet olarak yine 100 devenin ödenmesi gerekir. Bu diyetde, bir tarafı ağır ve iki taraftan hafiftir. Şöyle ki:
    1. Develer yukardaki usule göre ödenir.
    2. Üç yılda ve üç taksitte verilir.
    3. Katile beraber asabe durumunda olan varisleri diyet ödenmesine katılırlar. Bu hükme delil olarak Peygamberimiz (s.a.)şöyle buyurmuş*tur:


  6. 12.Mart.2011, 16:48
    3
    Silent and lonely rains
    CİNAYETLER VE CEZALAR


    Cinayetin tarifi: Cinayet: Cinayetin cemidir: 'Günah işledi, başkası*na kötülük yaptı' anlamına gelir. Aynı zamanda bedene, mala ve namusa saldırmaya da cinayet denir. Cinayetin ıstılahı manası İse kısas veya diyet gerektirecek şekilde bedene saldırmak demektir. Bu bakımdan cinayet, fakihlerin İstılahında lügat manasından daha özel bir manaya ıtlak olun*muştur. Cinayetin şer'i hükmü ve delili: Bedeni cinayetler haram ve yasak*tır. Bu bakımdan hiçbir bedene saldırmak caiz değildir. Müslümanlar tüm asırlarda cinayetin, haksız yere insan öldürmenin haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Bu hususta hiç kimse muhalefet etmemiştir. Cinayetin haram olduğu Kur'an, sünnet ve icma ile sabittir. Kur'andaki delil ise şöyledir:
    Allah'ın haram kıldığı bir cana haksızca kıymayın, zulmen öldü*rülen kimsenin velisine (kısas ya da diyet istemede) yetki verdik. O (ve*li) kısasta ileri gitmesin. Çünkü kendisine yardım edilmiştir. [1]
    Başka bir ayet ise şöyledir:
    Bir Mü'minin diğer bir mü'mini öldürme yetkisi yoktur. Ancak yanlışlıkla olması müstesna. [2]
    Bir Mü'mini kasden öldüren kimseye gelince, onun cezası orada da*imi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, ona lanet etmiş ve bir de ona büyük (dehşetli) bir azap hazırlamıştır. [3]
    Hadise gelince Rasûlü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    Allah'tan başka ibadete layık hiçbir ilah bulunmadığına ve benim de Allah'ın muhakkak bir elçisi olduğuma şahadet eden müslüman kimsenin kanı helal olmaz. Ancak şu üç sebepten biri ile helal olur: Evli olduğu halde zina etmekle, kasden öldürmekle, dinini terk edip cemaatten ayrılmakla.[4]
    Helak edici olan yedi şeyden çekiniz. 'Onlar nelerdir? Ey Allah'ın Ra-sülü!' diye sorulunca, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: 'Allah'a şirk koşmak, sihir yapmak, bir hak karşılığı olmak müstesna Allah'ın haram kıldığı bir nefsi öldürmek, yetim malı yemek, riba (Faiz) kazancı yemek, düşmana hücum sırasında savaştan kaçmak. Zinadan masum olup hatı*rından bile geçmeyen müslüman kadınlara zina isnad etmek. [5]
    Haksız yere adam öldürmenin haram olduğunda, müçtehid imamlar arasında hiçbir ihtilaf vaki olmamıştır. Allah'u Teala'ya ortak koşmaktan sonra, en büyük günah adam öldürmektir. Adam öldürüp helal sayan bir kimse kafir olur ve ayette buyurulduğu gibi; "Onun cezası, içinde sürekli kalacağı cehennemdir" Fakat helal saymazsa, günahkar ve fasık olur. Ka*fir sayılmaz ve cehennemde ebedi kalmaz. Cehennemde uzun bir zaman*dan sonra, Allah (c.c.) dilediğinde onu affeder ve cehennemden onu çıka*rır Zira yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
    Şüphe yok ki Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez. Şirk koşmaktan başka diğer günahları dilediği kimse için bağışlar. [6]
    Şu halde kati de bu günahlardan sayılır. Başka bir ayette ise şöyledir
    Ey nefisleri aleyhinde aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetin*den ümit kesmeyin. Zira o, bütün günahları affedicidir. [7]
    Kafirin tevbesi makbul olduğuna göre, fasık ve asi bir müslümamn tevbesi bittank evla makbul olur. Allah Teala'nm "Bir mü'mini kasden öldüren kimseye gelince; onun cezası, orada daimi kalmak üzere ce*hennemdir.[8]
    Sözü kasden insan öldürmeyi helal gören kişiye hami edilir veya eğer tevbe etmezse Allah onu affetmez, şeklinde anlaşılır. Bu ayetin mut*lak olduğu, fakat zikredilecek şu ayetle tahsis edildiği de söylenmiştir: Şüphe yok ki Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez. Ortak koşmaktan başka diğer günahları dilediği kimse için bağışlanır.[9] Cinayetin çeşitleri: İnsan öldürme ve öldürme dışındaki cinayetler olmak üzere iki kısma ayrılır:
    1. insan öldürme: Kasti (bilerek) öldürme kasde benzer öldürme ve yanlışlıkla öldürme olmak üzere üç çeşittir. Her birinin ayn tarifi ve onlara bağlı has hükümleri vardır: Şimdi bunların izahına geçiyoruz:
    1. Kasti öldürme: Genelde öldürücü bir aletle birinin canına kasd edip ve bilerek onu öldürmektir. Bu gibi öldürme; kama, büyük sopa, taş ve tabanca, yakma ile de olabilir. Bütün bu öldürme şekilleri kasd ve öl*dürücü bir vesile ile olduktan sonra hükmü aynı olur. Şu halde, bu öldür*me çeşidi de iki şey aranır; bir kasıd, öteki de öldürme aleti. Hükmü: Biri dünya ile ilgili, öteki de ahirete ait olmak üzere iki hükmü vardır: Dünya*ya ait olan hüküm: Katile kısas cezası uygulanır: Ahirete ait olan hüküm ise, haram ve büyük günahdır. Küfür derecesinden sonra en büyük gü*nahtır. Zira cezası, cehennemde en şiddetli azaptır. Onun için katil tevbe etmezse, af ve mağfiretle Allah'u Teala'mn yardımı ona yetişemezse, onun cezası, içinde sürekli kalacağı cehennemdir. Zira yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
    Bir mü'mini kasden öldüren kimseye gelince; onun cezası ora*da daimi kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gazap etmiş. Ona la*net etmiş ve bir de ona büyük (dehşetli) bir azab hazırlamıştır.
    Öldürmenin dünyevi hükmü ise kısastır. Buna gavad denir. Keved, çekilme manasına gelir. Zira insanlar, katili bağlayarak öldürüleceği yere çekip götürürler. Kısasın delili şu ayeti cehledir:
    "Ey iman edenler! Öldürmelerde üzerinize kısas farz kılındı. Hü*re karşılık hür, köleye karşılık köle ve kadına karşılık kadın (kısas edilir) fakat katil bir kişi, kendi lehine (ölenin) kardeşi tarafından af*fedilirse, artık (maktulün velisi) örfe uygun (diyeti) tahsil etsin, (katil*de) güzel bir şekilde (diyeti) ödesin. Bu uygulama Rabbinizden size bir hafiflik ve rahmettir. Bu (antlaşmadan) sonra (anlaşma şartlarına) te*cavüz eden kim olursa olsun onun için elem verici bir azap vardır. Ey akıl sahipleri! Sizin için kısasta hayat vardır. Umulur ki böylece (kısa*sı gerektiren hareketlerden) sakınırsınız!" [10]
    Hakikaten kısas cezasının tatbikatında hayat mucuttur. Zira kısas cezası uygulanırsa, öldürme olayları yok denecek kadar azalır. Öyle ki adam öldürmek isteyen bir kimse; "şu adamı öldürürsem, kesinlikle beni de öldürürler" der ve bu işten vazgeçer. Böylece hem kendi hayatı, hem de öldürmek istediği adamın hayatı kurulmuş olur. Kısasın terki ve affı: kı*sas, aslı bir hükümdür. Kasden bir kişiyi öldürme üzerine terettüb eder. Kısas, öldürülen kişinin velilerinin hakkıdır. Onlar isterlerse bu hakkı ka*tilden alırlar. Kadı, katili öldürme imkanını onlara vermek mecburiyetin*dedir. Zira yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
    Zulmen öldürülen kimsenin velisine (kısas ya da diyet isteme*de) yetki verdik. O (veli) kısasta ileri gitmesin. Zira (bu yetki veril*mekle) kendisine yardım edilmiştir." [11]
    Şu halde öldürülen kişinin velisi kadı'nin yardımına mazhar olmuş*tur. Yani kadı tarafından iyi bir şeye erişmiştir. Öldürülen kişinin velileri isterlerse kısastan vazgeçerlerse, katilin diyet ödemesi gerekir. Katil gecik*tirmeden ve tam olarak kısasın yerine diyeti ölünün velilerine vermek zo*rundadır. Zira diyetin verilmesi vacibtir.
    Zira yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:
    Fakat (katil) bir kişi, kendi lehine (ölenin) kardeşi tarafından affedilirse, artık (maktulün velisi) örfe uygun (diyeti) tahsil etsin, (Ka*til de) güzel bir şekilde diyeti ödesin. [12]
    Abdullah b. Abbas bu ayet hakkında 'Kasden işlenildiğinde, af, diye*tin kabul edilmesidir' demiş ve "(katilde) güzel bir şekilde (diyeti) ödesin" ibaresini, bu marufa uyularak güzellikle eda edilmesi gerektiği şekilde yo*rumlamıştır. [13] Hz. Peygamber (s.a.v.) öldürülen kişinin velisinin hakkı hususunda şöyle buyurmuştur. Her kimin bir yakını öldürülmüş ise, o kişi, iki görüş*ten birini seçmek durumundadır. Ya affeder veya (kısas olarak katili) öl*dürür. [14]
    Hadisin diğer bir versiyonunda ise şöyle buyurulmuştur: Yakını öl*dürülen kişi ya kısas olarak katili öldürür veya diyet alır.[15]
    Burada şu hususun bilinmesi lazımdır. Öldürülen kişinin velilerin*den bazıları katili affederse, hepsi affetmiş sayılır. Zira kısas bölünemez bütündür. Velhasıl; maktulün velisi kısası uygulatmak, diyeti verdirmek veya diyetsiz olarak katili affetmekten birini yapmakta serbesttirler. Mak*tulün velileri kısastan affetme hakkına sahip oldukları gibi, diyetinin hep*sinden veya bir kısmından vazgeçmek yine serbesttirler. Bütün bu aflarla ilgili olarak Allahu Teala şöyle buyurmuştur:
    "Affetmeniz tekvaya daha uygundur.[16] Diyet: Bir kimseyi öldürme ve bir organını kesip yaralama duru*munda ödenmesi gereken maldır. Kasti olarak öldürülenin diyeti; dört ya*şına basmış 30 deve, beş yaşına basmış 30 deve ve gebe olan 40 deve ol*mak üzere toplam 100 devedir. Kasten işlenen cinayetin diyeti, üç yönden ağır hükümler taşar:
    1. Acilen verilmesi.
    2. 100 devenin yaşlan itibarıyla üç kısımdan ödenmesi.
    3. Diyetin yalnız katilin malından alınması. Zira Rasûlü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    389 "Kasden adam öldüren kişinin velileri (akilesi) onun diyetini ödemek mecburiyetinde değildirler.[17]
    İbn Şihab'ın şöyle dediği rivayet ediliyor:
    Sünnet, kasden adam öldüren kişinin akrabalarının onun diyetini ödemeye katılmak mecburiyetinde olmadıkları şeklinde cari olmuştur. An*cak katilin akrabaları isterse diyetin ödenmesine yardım edebilirler. [18]
    Diyetin ağırlaştırılmasının delili, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyur*muştur:
    Kasden bir mü'mini öldüren bir kimse, maktulün velilerine teslim edi*lir. İsterse öldürür, isterse diyet alırlar. Diyetin miktarı dört yaşına basmış 30 deve, beş yaşına basmış 30 deve ve gebe olan 40 devedir. Bir şey üzeri*ne sulh yapsalar, kendilerine caizdir. Bu şekilde ödeme, diyette ağrırlaşmadır. [19]
    Eğer o yörede deve bulunmuyorsa, kıymeti ne kadar para tutarsa o kıymeti vermek lazımdır.
    2. Kasden öldürmeye benzer öldürmenin Hükmü: Biri uhrevi, öteki dünyevi olmak üzere iki kısımdır: Uhrevi hükmü, haram ve günah olduğu için ahirette azaba duçar ve müstahak olur. Zira burada kasden öldürme söz konusudur. Fakat azabı, kasti öldürme azabından daha azdır. Dünye*vi hükmüne gelince; katil öldürme kadına olmadığı için, hakkında kısas cezası yoktur. Eğer maktulün velisi katilin öldürülmesini ne kadar isterse yine bu kısas uygulanmaz. Fakat diyet olarak yine 100 devenin ödenmesi gerekir. Bu diyetde, bir tarafı ağır ve iki taraftan hafiftir. Şöyle ki:
    1. Develer yukardaki usule göre ödenir.
    2. Üç yılda ve üç taksitte verilir.
    3. Katile beraber asabe durumunda olan varisleri diyet ödenmesine katılırlar. Bu hükme delil olarak Peygamberimiz (s.a.)şöyle buyurmuş*tur:


  7. 12.Mart.2011, 16:52
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Yanlışlıkla adam öldüren kişinin ödeyeceği diyet miktarı ne kadardır?

    "Kasde benzer öldürmenin diyeti, kasden öldürmenin diyeti gibi ağır*dır. Fakat sahibi öldürülmez. [20]
    Bu diyete, katilin akrabasının iştiraklarıyla ilgili olarak, Muğire b. Şu'be (r.a.) şunları nakl etmiştir:"Bir kadın, hamile olan kendi kumasını bir çadır direği ile vurarak öldürdü o kadın gebeli olduğu halde öldürdü. Hz. Peygamber (s.a.v.) mak*tule kadının diyetini, katilinin asabe durumunda olan varislerine yükle*di" [21]
    Bu da, akrabalar arasında bir yardım etmek anlamına diye yapıl*mıştır. Bu akrabalardan amaç, baba tarafından erkeklerdir. Fakat katilin babası ve çocukları buna dahil değildir. Bunlar, diyetin ödenmesine katkı*da bulunmak zorunda değildirler. Katilin asabelerinden en yakını kimse, diyetin fazlasını o yüklenir, katilin asıl ve ferlerinin diyete iştirak etmeye mecbur olmadıklarının delili Ebu Rimse'nin rivayet ettiği şu hadistir:
    "Ben babamla beraber Rasûlullah'ın (s.a.v.) yanma gitmiştim. Rasu-lullah (s.a.v.) bir zata (veya Ebu Rimse'nin babasına) 'Bu çocuk kimdir?' dedi. O da 'oğlumdur', cevabını verdi. Rasûlullah, çocuğun cinayetinden dolayı bir şey vermez." [22]
    Kasde benzer öldürme çoğunlukla öldürücü olmayan bir aletle, hak*sız yere bir kişiye vurup onu öldürmektir. Mesela küçücük bir deynek ile vurup tehlikeli yere isabet etmesi veya adamı bağlayıp su kenarında bı*rakmak gibi bir sebeple öldürme sebebi yapmaktır.
    Kasden öldürmeye benzer cinayetleri küçük öldürmeye benzer cina*yetler: Küçük sopa veya kamçı gibi meydana gelen cinayetlerdir. Bunların diyeti, 40 gebe olmak üzere 100 devedir. [23]
    Bu diyet baba tarafından erkeklerdir. Zira Rasülü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    Oğlunun işlediği cinayetten dolayı babası onun diyetini vermek zo*runda olmadığı gibi, oğlu da babasının işlediği cinayetten dolayı onun di*yetini vermek zorunda değildir.
    Başka bir hadis de şöyledir:
    Çocuk, babasının diyetini ödemekten tedbire edilmiştir. Yani kur*tarmıştır. Hanefilere göre, öldürme dışındaki fıilerde kasta benzer cinayet yoktur. Bu tür cinayetler ya kasti olur ya da hata yoluyla olur. Çünkü ata benzeri silah olmayan yahut onun hükmünde olmayan bir şey ile vurmak*tadır. Ağır bir taş ve büyükçe bir sopa ile vurmak gibi. Bunun meydana gelmesi vurma aletine bağlıdır. Öldürmenin hükmü ise kullanılan aletin farklılığına göre değişir. Öldürme dışındaki fıilerdeki telefin hükmünde ise, aletin farklılaşması ile farklılık olmaz. Bunda sadece meydana gelen neti*ceye bakılır. Bu ise telef etmenin ortaya çıkması yahut saldın kastıdır. Bu*nun için fiilin kastına delaleti bakımından bütün aletler arasında eşitlik vardır. Buna göre fiil sadece ya kastendir ve hataendir. Hanefilere göre kasta benzer cinayetin cezası kastın cezasının aynısıdır. Buna delil de on*ların söyledikleri şu sözdür: "İnsanı öldürmede kasta benzer olan bir şey, onun dışındaki saldırılarda kasıttır. [24]
    3. Hataen (yanlışlıkla) öldürme kasıtsız ve istemeyerek yapılan öl*dürmedir. Mesela; bir adamın kayarak başkasının üzerine düşmesi veya ava ok atıp, okun bir insana isabet etmesi gibi sebeplerle vuku bulan öl*dürmelerdir. Hükmü, bunun da uhrevi ve dünyevi olmak üzere iki hükmü vardır. Uhrevi hükmü, affa tabidir. Günah ve cezası yoktur. Zira Rasülü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    Şüphesiz Allah; Yanılma, unutma ve zorlama nedeniyle ümmetimin üzerinden sorumluluğu kaldırmıştır. [25]
    Hataen öldürmenin dünyevi hükmü ise: Ortada kasıt bulunmadığı için katile kısas yapılmaz. Yani öldürülmez. Fakat bu katile diyet lazımdır. Üç sene zarfında taksitler halinde katil ile birlikte baba tarafından erkek olan akrabalarının diyeti vermeleri lazımdır. Bu diyetde 100 devedir ve beş kısmına ayrılır; İki yaşını basmış 20 deve, üç yaşına basmış 20 erkek deve dört yaşma basmış 20 deve ve beş yaşına başlamış 20 deve olmak üzere toplam 100 deve. [26]
    Bunu da yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
    Yanlışlık dışında bir mü'min, diğer mü'mini öldüremez. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse, rnü'min bir köleyi (kefaret olarak) azad etmesi ve ölenin ailesine de bir diyet vermesi gerekir. Ancak (ölenin alisi bu diyeti almayıp) bağışlarsa başka. [27]
    Şu halde; her üç öldürme çeşidinde de diyetten başka, katil keffaret verecektir. Bu kefaret, mü'min bir köleyi azad etmek, buna gücü yetmez*se, iki ay arka arkaya oruç tutmaktır. Hemen bu konuda bunu da belirte*lim ki, kasti Öldürmede diyeti yalnız katile aittir. Zira bu suçu o işlemiştir. Fakat kaste benzer öldürme ve yanlışlıkla öldürmede, diyet yalnız katile ait değildir. Asabe olan akrabalarının da kendisine yardım etmeleri lazım*dır. Zira bu durumlarda kasıd yok ve aynı zaman da katil her üç öldürme çeşidinde de kefaret vermekle yükümlüdür. Bu keffaret yüce Allah'ın bir hakkıdır. Şu halde diyetten ne kadar affedilse de bile, yine keffaret ver*mekte zorunludur: Diyeti yalnız katili verirse, altından kalkması mümkün değildir. Bu nedenle İslam dini, azar azar bu diyeti akrabalara da yükle*miş ki, kasıtlı olarak cinayet işlemeyen böyle bir katile yardım etsinler ve akrabalık bağlan kuvvetlensin. Hataen adam öldürmenin diyetinin üç yıl*da Ödenmesi ise Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn Ömer ve İbn Abbas'm sözüne daya*nılarak hükme bağlanmıştır. Bu hükümde de Ashab-ı Kiramdan da hiçbiri onlara muhalefet etmemiştir. Bunun için bu hüküm üzerinde icma vaki olmuştur.
    İmam Şafii şöyle demiştir:
    Hz. Peygamber (s.a.v.) hataen adam öldürmede, diyeti katilin akra*balarının üç yılda ödemelerine hükmetmiştir. Ulema, diyetin üç senede ve her sene üçte bir alınması hususunda mutabık kalmışlardır. [28] Şafii mez*hebi alimleri hataen öldürmede diyetin bazı durumlarda ağırlaştınlacağını söylemişlerdir: Mesela: Mekke sınırlan dahilinde olması hataen öldürme*nin haram aylarda olması halinde diyet ağırlaşır. Haram aylan zi'1-Kade, zi'1-Hicce, Muharrem ve Receb aylandır. Bu aylann şerefi ve hürmeti var*dır. Müslümanlar bu aylarda düşmana karşı savaş açmazlar.
    Zira. yüce Allah şöyle buyurmuştur:
    (Ey Muhammedi) Sana haram aylarından ve onda savaşmanın doğru olup olmadığından soruyorlar deki: Haram ay'da savaşmak bü*yük bir günahtır.[29] "Ey iman edenler! Ne Allah'ın hacda (uyulması istenen) adetlerine, ne haram ay'a hürmetsizlik etmeyin. [30]
    Bir de anne, baba, amca, kız kardeş dayı ve benzeri yakın akrabala-nn hataen öldürülmesi, diyeti ağırlaştırır.
    4. İnsan öldürme dışındaki olan cinayetler. Bu da; insan yaralama, organ kesme ve organı etkisiz hale getirmek üzere, üç kısma ayrılır:
    1) Yaralama cinayeti yüz, baş ve vücudun yaralanması gibi cinayet*lerdir. Yaralamada kısas yoktur. Zira zabtu-rabtı çok zordur. Yüz ve başta meydana gelen yaralamalar ki buna şecac denir. Şu halde baş ve yüzde meydana gelen yaralamalar on çeşittir:
    1. el-Harise denen yaralama da deri hafifçe yırtılır. Örneği: Tırnakla*mada yaralamada deri hafifçe yırtılır. Örneği: Tırnaklamada olduğu gibi bir iz bırakır. Buna el-Gaşire denir.
    2. ed-Damiye denen yaralama, bu yaralamada deri yırtılır, sızı mey*dana gelir. Kan çıkarsa da akmaz. Eğer akarsa bu yaralamaya damiye de*nir.
    3. el-Badıa denen yaralama; Bu yaralamada et de hafifçe parçalanır. Zaten bu ismi, kesmek manasına gelen el-bid'a kökünden alınmıştır.
    4. el-Mütelahime denen yaralama bu yaralamada et ve deri parça*lanmakla birlikte et ile kemik arasındaki ince zara ulaşmaz. Buna etleşen, iyileşen manasına gelen el-Lahime de denir. Buna bir isim verilmesi, iyi*leşmesinin kesin olmasındandır.
    5. es-simkak denen yarama bu yaralamada et ile kemik arasındaki perde de yaralanır. O perdeye arapçada es-simsak denir.
    6. el-Muzıha (Muvazzıha) denen yaralama bu yaralama da simhak denilen perde yırtılır ve kemik ortaya çıkar. Şu halde yaralamada kullanı*lan alet kemiğe ulaşır.
    7. el-Haşime denen yaralama bu yaralamada kemik kınlır. Kemiğin ortaya çıkıp çıkmaması durumu değiştirmez.
    8. el-Mungıleden yaralama bu yaralamada kemik bir yerden diğer bir yere kayar. Kemiğin ortaya çıkıp çıkmaması durumu değiştirmez.
    9. el-Me'müme denen yaralama bu yaralamada, yaralamada kullanlan alet beyin zarına kadar ulaşır. Bu yaralama Aynı zamanda el-emme de denir.
    10. ed-damiğe denen yaralama bu yaralamada beynin torbası yırtı*lır. Yara beyne kadar ulaşır. Bu yara muhakkak surette öldürücüdür.
    Şunu belirtelim ki bu yaralanma şekilleri içinde sadece el-Muziha denen yaralama da kısas vacib olur. Zira el-Müzıha denen yaranın benze*rini yaralayan kişiye açmak kolaydır. Bunu dışındaki yaralamalarda kısas vacib değildir. Bu nedenle bu yaralamalarda kısas vacib değildir. Karşılı*ğında diyet alınır.
    2) Organ cinayeti; bu da başkasının el, ayak ve kulağını kesmek ya da gözünü çıkarmakla olur. Öldürme cinayetinde olduğu gibi, organ cina*yetleri de kasti kaste benzer veya yanlışlıkla olmak üzere üç kısımdır. Organlara karşı kasti olarak işlenen cinayetlerde kısas gerekir. Başkasının elini kesenin de eli kesilir. Yani caniye yaptığının misliyle karşılık verilir. Bu uygulamada organlar arasında eşitlik bulunması da gerekir. Şöyleki; bir kimse, birisinin sağ elini keserse, onunda sağ eli kesilir v.s. Fakat kas*te benzer ve yalnışlık yapılan organ cinayetinde kısas yoktur. Diyet lazım gelir. El, ayak, kulak, göz gibi organların diyeti tam diyetin yarısıdır. Yani 50 devedir.
    3) Cinayet, bazı durumlarda organların birini veya bir parçasını ya*rarsız ve etkisiz hale getirmekle olur. Bu durumda aşağıdaki cinayetlere göre diyet vacibtir.
    1. Aklı kökten götürmek: Bir kişi, herhangi bir sebeple bir insanın aklını etkisiz hale getirirse, yani onun delirmesine sebep olursa, tam diyet vermesi vacib olur.
    2. İşitme: Her iki kulağı etkisiz hale getiren kimseye tam diyet tek kulağı etkisiz hale getirirse yarım diyet lazımdır.
    3. Görme; her iki gözlü kör edenin tam, tek gözü etkisiz hale getire*nin de yarım diyet vermesi lazım gelir.
    4. Koklama: Bu duyunun hepsini etkisiz bir hale getirenin tam diyet vermesi vacibtir.
    5. Konuşma: Bir kimse herhangi bir sebeple başkasının dilsizliğine sebebiyet verirse, tam diyet vermesi vacibtir.
    6. Erkeklik kuvvetinden düşürme: Bir kimse her hangi bir sebeple, başkasının kısırlığına sebebiyet verirse; yani onu cinsel ilişkiden düşürür-se, tam diyet vermesi vacibtir.
    7. Gebelik; herhangi bir sebeple kadını gebelikten düşürürse, yani kısırlığa sebebiyet verirse, kadının diyeti olan yarım diyet lazımdır.
    8. Felç; bir kişinin herhangi bir sebeple, başkasının el veya ayakları*nın felcine sebebiyet verirse, kendisine tam diyet lazımdır. Kısasın müm*kün olmadığı hallerde ise (bu hataen fiil ve şüphe taşıyan fiildir) diyet ve erş gerekir. Buna göre genel olarak bir organın kesilmesinin cezası, kısas yahut diyet ve tazirdir. Organlardan sağlanan faydanın pratikte ortadan kaldırılmasının cezası ise diyet ve erştir. Diğer yaralamalar ve şcac (baş ve yüzdeki yaralama) ise kısas yahut erş ve hükümet-i adi vacibdir. Kısas: Öldürme veya organ cinayetini işleyen kişiye yaptığının misliyle muamele*de bulunmaktır. Kısacası, cinayete misilleme demektir. Kısas, kasti öldür*me ve kasdı organ kesme cinayetlerinde uygulanır. Erş: İnsan vücuduna karşı işlenen öldürmeden aşağı cinayetlerdeki şer'an miktan tebit edilmiş ödenmesi gereken mal demektir. Hükümet: ehli vukuf tarafından takdir edilecektir. Buna hükümet-i adi de denir: Seran miktan tespit edilmemiş olan şeylerde, hakimin bilir kişi aracılığı ile takdir edeceği maldır. Çolak el ve buna benzer menfaati şeylere karşı işlenmiş cinayet ile: Yaralama, or*ganı işlemez hala getirme ve benzerleri gibi. Fakihlere göre azalardan (el-atratan) kasıt, eller ve ayaklardır. Parmak, burun, göz, kulak, dudak, diş, saç, göz kapağı ve benzerleri de onlar gibi değerlendirilir. Organları kesme*nin cezası ya kısastır veya her hangi bir sebep dolayısıyla kısasın uygulan*masına imkan olmazsa onun yerine geçmek üzere diyet ve tazirdir. Birinci asli ceza kısas: Öldürme dışında kalan azalarda ve yaralamalarda taraf (organ); kulak, el ve ayak gibi sonu belli, sınırı olan organdır, yara ise ya*ralama ile meydana gelen etkisidir. Yaralamadığı zati değildir. Yaralama*larda kısasın uygulanabilmesi için Öldürmede kısas için öngörülen genel şartlar aranır ve ayrıca buna dair özel şartlar da eklenir. Genel şartlar: Hanefilere göre cinayeti işleyen caninin akıllı ve baliğ, kasten yapmış, ira*de sahibi olması kendisine karşı cinayet işlediği kimsenin aslı (babası, de*desi..} olmaması ayrıca kendisine karşı cinayet işlenen kimsenin caninin bir parçası yahut da mülkü olmayıp kanı koruma altında olan birisi olma*sı, cinayetin sebep olmak yoluyla değil de dolaysız olarak işlenmesi ve mi*sillemeye imkan verecek şekilde kısasın mümkün olması aranır. [31] Cum*hur, kasten öldürmede de açıkladığımız gibi ayrıca kendisine karşı cinayet işlenen kimsenin caniye denk olmasını da şart koşarlar. Onlara göre cina*yetin sebep yoluyla olmasıyla mübaşereten (dolaysız) olması arasında fark yoktur. Buna göre genel olarak kısasın engelleri aşağıdaki gibi sıralanır:
    1. Baba bulmak: Öldürmede olduğu gibi, öldürme dışındaki cina*yetlerde de çocuğa karşılık babaya kısas uygulanmaz. Zira: "Çocuğuna karşılık babaya kısa uygulanmaz" hadisi bunu gerektirmektir. Bu hüküm*de dört mezhep ittifak halindedir. [32]
    2. Denkliğin olmaması: Hanefilere göre öldürme dışındaki cinayet*lerde cani ile mecniyyünaleyh arasında denklik iki yahut üç halde, cum*hura göre iki halde ortadan kalkar: Hanefilere göre bu hal cinsiyet farklıhğı ile adet benzerliğinin olmamasıdır. Buna göre erkek ile kadın arasında öldürme dışındaki yaralamalarda kısas yoktur. "! Çünkü Hanefilere göre âza mal gibidir. Erkek ve kadının diyeti arasında misliyet tehakuk etmedi*ğine göre zira kadının diyeti erkeğin diyetinin yansıdır. Kadının azalan ve erkeğin azalan arasında denklik ve eşitlik ortada olmadığına göre, azalan arasında kısas da yine yoktur. Örneği, birkaç kişi tek bir kişinin elini ya*hut parmağını kesse veya dişini çıkarsa, o zaman canilere kısas yoktur. Zira çok el ile bir tek el arasında mümaselet yoktur. Cumhura göre ise ka*dına karşılık erkeğe kısas uygulandığı gibi, bunun aksi halde de kısas uy*gulandığı için, bir çok kimsenin eli bir tek el karşılığında kesilir. Bir de cumhura göre denkliğin olmadığı iki hal ise -öldürme dolayısıyla kısasta olduğu gibi- hürriyet ve müslümanlıktır. Bu durumda cumhura göre köle karşılığında hür kimseye kısas yoktur. Fakat hür kimse karşılığında köle*nin âzası kesilir. Köleye karşılık kölenin azası de kesilir. Hanefilere göre Hür ile köle arasında mutlak olarak kısas yoktur. Bunun aksi de öyledir. Bizzat köleler arasında da yine kısas yoktur. Zira onlar arasında mümase*let yoktur. Zira kıymeti farklıdır. Şu halde Hanefilere göre öldürmeden başka yaralamalarda kısasa mani üçüncü bir haldir. Cumhura göre kafir olan zimmi karşılığında müslümana, öldürme dışındaki cinayete dolayısıy*la, kısas yoktur. Fakat Şafiilerle Hanbelilere göre müslümana karşılık zim-minin âzası kesilir. Zira canda denklik yoktur. Malikilere göre ise müslü*mana karşılık zimminin âzası kesilmez. Zira öldürmenin dışındaki cina*yetlerde kısas her iki taraf arasında eşitliği gerektirir. Müslüman ile kafir arasında ise mutlak olarak eşitlik olmaz. [33]
    3. Şafiilerle Hanbelilere göre saldıranın kasta benzer olması; mese*la, bir kişi bir diğerine bir tokat atıp gözünü patlatır yahut bir küçük taş atıp elini felç eder. Yahut mudiha (başın derisini yanp kemiğin ortaya çık*tığı yara) sonucunu verecek şekilde bir şişkinlik olursa Şafiilerle Hanbeli*lere göre kısas yoktur. Böyle bir durumda Şer'an göz yahut el için tesbit edilmiş olan diyetin ödenmesi gerekir. Diyet: Cana ya da can hükmünde olana karşı işlenen cinayet sebebiyle ödenmesi gereken maldır. Şu halde "diyet" can bedeli ya da onun hükmünde olan bedeller hakkında, kullan*mışlardır. Diyetin meşruluğu kitap, sünnet ve icma ile sabit olmuştur. Malikilerle Hanefilere göre caniye kıssa uygulanması gerekir. Zira onlann yanında öldürmenin dışındaki kasta benzer saldınlann hükmü, saldın ni*teliği bulunduğundan dolayı, kastilik hükmüdür.
    4. Hanefilere göre fiilin tesebbüben olması: Yani öldürme yahut öldürmenin dışındaki cinayetlere kısasın uygulanabilmesi için cinayetin dolaysız olarak yapılması gerekir. Cumhura göre muhalefet vardır.
    5. Hanefilere göre cinayetin darü'l harbde meydana gelmesi:
    Eğer orada öldürme yahut cinayet meydana gelse kısas yoktur. Bu konu*da tüm mezhepler imama muhalet etmişlerdir.
    6. Kısasın uygulanmasına imkan olmaması: Eğer kısasın uygu*lanması mümkün değilse, fakihlere göre öldürmede yahu cinayette kısas yoktur. O vakit kısas diyete dönüşür. [34]
    İnsan öldürme dışındaki cinayetlerde kısasın uygulanması için şu üç hususta cinayet ile ceza arasında misillemenin gerçekleşmesi gerekir. Fiilde misilleme, yerde yahut yer ve isimde misilleme, menfaat yahut sağ*lıkta mükemmellik itibariyle misilleme.[35]
    Misillemenin şart olduğunun delili ise, yüce Allah'ın şu buyruklandır:


  8. 12.Mart.2011, 16:52
    4
    Silent and lonely rains
    "Kasde benzer öldürmenin diyeti, kasden öldürmenin diyeti gibi ağır*dır. Fakat sahibi öldürülmez. [20]
    Bu diyete, katilin akrabasının iştiraklarıyla ilgili olarak, Muğire b. Şu'be (r.a.) şunları nakl etmiştir:"Bir kadın, hamile olan kendi kumasını bir çadır direği ile vurarak öldürdü o kadın gebeli olduğu halde öldürdü. Hz. Peygamber (s.a.v.) mak*tule kadının diyetini, katilinin asabe durumunda olan varislerine yükle*di" [21]
    Bu da, akrabalar arasında bir yardım etmek anlamına diye yapıl*mıştır. Bu akrabalardan amaç, baba tarafından erkeklerdir. Fakat katilin babası ve çocukları buna dahil değildir. Bunlar, diyetin ödenmesine katkı*da bulunmak zorunda değildirler. Katilin asabelerinden en yakını kimse, diyetin fazlasını o yüklenir, katilin asıl ve ferlerinin diyete iştirak etmeye mecbur olmadıklarının delili Ebu Rimse'nin rivayet ettiği şu hadistir:
    "Ben babamla beraber Rasûlullah'ın (s.a.v.) yanma gitmiştim. Rasu-lullah (s.a.v.) bir zata (veya Ebu Rimse'nin babasına) 'Bu çocuk kimdir?' dedi. O da 'oğlumdur', cevabını verdi. Rasûlullah, çocuğun cinayetinden dolayı bir şey vermez." [22]
    Kasde benzer öldürme çoğunlukla öldürücü olmayan bir aletle, hak*sız yere bir kişiye vurup onu öldürmektir. Mesela küçücük bir deynek ile vurup tehlikeli yere isabet etmesi veya adamı bağlayıp su kenarında bı*rakmak gibi bir sebeple öldürme sebebi yapmaktır.
    Kasden öldürmeye benzer cinayetleri küçük öldürmeye benzer cina*yetler: Küçük sopa veya kamçı gibi meydana gelen cinayetlerdir. Bunların diyeti, 40 gebe olmak üzere 100 devedir. [23]
    Bu diyet baba tarafından erkeklerdir. Zira Rasülü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    Oğlunun işlediği cinayetten dolayı babası onun diyetini vermek zo*runda olmadığı gibi, oğlu da babasının işlediği cinayetten dolayı onun di*yetini vermek zorunda değildir.
    Başka bir hadis de şöyledir:
    Çocuk, babasının diyetini ödemekten tedbire edilmiştir. Yani kur*tarmıştır. Hanefilere göre, öldürme dışındaki fıilerde kasta benzer cinayet yoktur. Bu tür cinayetler ya kasti olur ya da hata yoluyla olur. Çünkü ata benzeri silah olmayan yahut onun hükmünde olmayan bir şey ile vurmak*tadır. Ağır bir taş ve büyükçe bir sopa ile vurmak gibi. Bunun meydana gelmesi vurma aletine bağlıdır. Öldürmenin hükmü ise kullanılan aletin farklılığına göre değişir. Öldürme dışındaki fıilerdeki telefin hükmünde ise, aletin farklılaşması ile farklılık olmaz. Bunda sadece meydana gelen neti*ceye bakılır. Bu ise telef etmenin ortaya çıkması yahut saldın kastıdır. Bu*nun için fiilin kastına delaleti bakımından bütün aletler arasında eşitlik vardır. Buna göre fiil sadece ya kastendir ve hataendir. Hanefilere göre kasta benzer cinayetin cezası kastın cezasının aynısıdır. Buna delil de on*ların söyledikleri şu sözdür: "İnsanı öldürmede kasta benzer olan bir şey, onun dışındaki saldırılarda kasıttır. [24]
    3. Hataen (yanlışlıkla) öldürme kasıtsız ve istemeyerek yapılan öl*dürmedir. Mesela; bir adamın kayarak başkasının üzerine düşmesi veya ava ok atıp, okun bir insana isabet etmesi gibi sebeplerle vuku bulan öl*dürmelerdir. Hükmü, bunun da uhrevi ve dünyevi olmak üzere iki hükmü vardır. Uhrevi hükmü, affa tabidir. Günah ve cezası yoktur. Zira Rasülü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    Şüphesiz Allah; Yanılma, unutma ve zorlama nedeniyle ümmetimin üzerinden sorumluluğu kaldırmıştır. [25]
    Hataen öldürmenin dünyevi hükmü ise: Ortada kasıt bulunmadığı için katile kısas yapılmaz. Yani öldürülmez. Fakat bu katile diyet lazımdır. Üç sene zarfında taksitler halinde katil ile birlikte baba tarafından erkek olan akrabalarının diyeti vermeleri lazımdır. Bu diyetde 100 devedir ve beş kısmına ayrılır; İki yaşını basmış 20 deve, üç yaşına basmış 20 erkek deve dört yaşma basmış 20 deve ve beş yaşına başlamış 20 deve olmak üzere toplam 100 deve. [26]
    Bunu da yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:
    Yanlışlık dışında bir mü'min, diğer mü'mini öldüremez. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse, rnü'min bir köleyi (kefaret olarak) azad etmesi ve ölenin ailesine de bir diyet vermesi gerekir. Ancak (ölenin alisi bu diyeti almayıp) bağışlarsa başka. [27]
    Şu halde; her üç öldürme çeşidinde de diyetten başka, katil keffaret verecektir. Bu kefaret, mü'min bir köleyi azad etmek, buna gücü yetmez*se, iki ay arka arkaya oruç tutmaktır. Hemen bu konuda bunu da belirte*lim ki, kasti Öldürmede diyeti yalnız katile aittir. Zira bu suçu o işlemiştir. Fakat kaste benzer öldürme ve yanlışlıkla öldürmede, diyet yalnız katile ait değildir. Asabe olan akrabalarının da kendisine yardım etmeleri lazım*dır. Zira bu durumlarda kasıd yok ve aynı zaman da katil her üç öldürme çeşidinde de kefaret vermekle yükümlüdür. Bu keffaret yüce Allah'ın bir hakkıdır. Şu halde diyetten ne kadar affedilse de bile, yine keffaret ver*mekte zorunludur: Diyeti yalnız katili verirse, altından kalkması mümkün değildir. Bu nedenle İslam dini, azar azar bu diyeti akrabalara da yükle*miş ki, kasıtlı olarak cinayet işlemeyen böyle bir katile yardım etsinler ve akrabalık bağlan kuvvetlensin. Hataen adam öldürmenin diyetinin üç yıl*da Ödenmesi ise Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn Ömer ve İbn Abbas'm sözüne daya*nılarak hükme bağlanmıştır. Bu hükümde de Ashab-ı Kiramdan da hiçbiri onlara muhalefet etmemiştir. Bunun için bu hüküm üzerinde icma vaki olmuştur.
    İmam Şafii şöyle demiştir:
    Hz. Peygamber (s.a.v.) hataen adam öldürmede, diyeti katilin akra*balarının üç yılda ödemelerine hükmetmiştir. Ulema, diyetin üç senede ve her sene üçte bir alınması hususunda mutabık kalmışlardır. [28] Şafii mez*hebi alimleri hataen öldürmede diyetin bazı durumlarda ağırlaştınlacağını söylemişlerdir: Mesela: Mekke sınırlan dahilinde olması hataen öldürme*nin haram aylarda olması halinde diyet ağırlaşır. Haram aylan zi'1-Kade, zi'1-Hicce, Muharrem ve Receb aylandır. Bu aylann şerefi ve hürmeti var*dır. Müslümanlar bu aylarda düşmana karşı savaş açmazlar.
    Zira. yüce Allah şöyle buyurmuştur:
    (Ey Muhammedi) Sana haram aylarından ve onda savaşmanın doğru olup olmadığından soruyorlar deki: Haram ay'da savaşmak bü*yük bir günahtır.[29] "Ey iman edenler! Ne Allah'ın hacda (uyulması istenen) adetlerine, ne haram ay'a hürmetsizlik etmeyin. [30]
    Bir de anne, baba, amca, kız kardeş dayı ve benzeri yakın akrabala-nn hataen öldürülmesi, diyeti ağırlaştırır.
    4. İnsan öldürme dışındaki olan cinayetler. Bu da; insan yaralama, organ kesme ve organı etkisiz hale getirmek üzere, üç kısma ayrılır:
    1) Yaralama cinayeti yüz, baş ve vücudun yaralanması gibi cinayet*lerdir. Yaralamada kısas yoktur. Zira zabtu-rabtı çok zordur. Yüz ve başta meydana gelen yaralamalar ki buna şecac denir. Şu halde baş ve yüzde meydana gelen yaralamalar on çeşittir:
    1. el-Harise denen yaralama da deri hafifçe yırtılır. Örneği: Tırnakla*mada yaralamada deri hafifçe yırtılır. Örneği: Tırnaklamada olduğu gibi bir iz bırakır. Buna el-Gaşire denir.
    2. ed-Damiye denen yaralama, bu yaralamada deri yırtılır, sızı mey*dana gelir. Kan çıkarsa da akmaz. Eğer akarsa bu yaralamaya damiye de*nir.
    3. el-Badıa denen yaralama; Bu yaralamada et de hafifçe parçalanır. Zaten bu ismi, kesmek manasına gelen el-bid'a kökünden alınmıştır.
    4. el-Mütelahime denen yaralama bu yaralamada et ve deri parça*lanmakla birlikte et ile kemik arasındaki ince zara ulaşmaz. Buna etleşen, iyileşen manasına gelen el-Lahime de denir. Buna bir isim verilmesi, iyi*leşmesinin kesin olmasındandır.
    5. es-simkak denen yarama bu yaralamada et ile kemik arasındaki perde de yaralanır. O perdeye arapçada es-simsak denir.
    6. el-Muzıha (Muvazzıha) denen yaralama bu yaralama da simhak denilen perde yırtılır ve kemik ortaya çıkar. Şu halde yaralamada kullanı*lan alet kemiğe ulaşır.
    7. el-Haşime denen yaralama bu yaralamada kemik kınlır. Kemiğin ortaya çıkıp çıkmaması durumu değiştirmez.
    8. el-Mungıleden yaralama bu yaralamada kemik bir yerden diğer bir yere kayar. Kemiğin ortaya çıkıp çıkmaması durumu değiştirmez.
    9. el-Me'müme denen yaralama bu yaralamada, yaralamada kullanlan alet beyin zarına kadar ulaşır. Bu yaralama Aynı zamanda el-emme de denir.
    10. ed-damiğe denen yaralama bu yaralamada beynin torbası yırtı*lır. Yara beyne kadar ulaşır. Bu yara muhakkak surette öldürücüdür.
    Şunu belirtelim ki bu yaralanma şekilleri içinde sadece el-Muziha denen yaralama da kısas vacib olur. Zira el-Müzıha denen yaranın benze*rini yaralayan kişiye açmak kolaydır. Bunu dışındaki yaralamalarda kısas vacib değildir. Bu nedenle bu yaralamalarda kısas vacib değildir. Karşılı*ğında diyet alınır.
    2) Organ cinayeti; bu da başkasının el, ayak ve kulağını kesmek ya da gözünü çıkarmakla olur. Öldürme cinayetinde olduğu gibi, organ cina*yetleri de kasti kaste benzer veya yanlışlıkla olmak üzere üç kısımdır. Organlara karşı kasti olarak işlenen cinayetlerde kısas gerekir. Başkasının elini kesenin de eli kesilir. Yani caniye yaptığının misliyle karşılık verilir. Bu uygulamada organlar arasında eşitlik bulunması da gerekir. Şöyleki; bir kimse, birisinin sağ elini keserse, onunda sağ eli kesilir v.s. Fakat kas*te benzer ve yalnışlık yapılan organ cinayetinde kısas yoktur. Diyet lazım gelir. El, ayak, kulak, göz gibi organların diyeti tam diyetin yarısıdır. Yani 50 devedir.
    3) Cinayet, bazı durumlarda organların birini veya bir parçasını ya*rarsız ve etkisiz hale getirmekle olur. Bu durumda aşağıdaki cinayetlere göre diyet vacibtir.
    1. Aklı kökten götürmek: Bir kişi, herhangi bir sebeple bir insanın aklını etkisiz hale getirirse, yani onun delirmesine sebep olursa, tam diyet vermesi vacib olur.
    2. İşitme: Her iki kulağı etkisiz hale getiren kimseye tam diyet tek kulağı etkisiz hale getirirse yarım diyet lazımdır.
    3. Görme; her iki gözlü kör edenin tam, tek gözü etkisiz hale getire*nin de yarım diyet vermesi lazım gelir.
    4. Koklama: Bu duyunun hepsini etkisiz bir hale getirenin tam diyet vermesi vacibtir.
    5. Konuşma: Bir kimse herhangi bir sebeple başkasının dilsizliğine sebebiyet verirse, tam diyet vermesi vacibtir.
    6. Erkeklik kuvvetinden düşürme: Bir kimse her hangi bir sebeple, başkasının kısırlığına sebebiyet verirse; yani onu cinsel ilişkiden düşürür-se, tam diyet vermesi vacibtir.
    7. Gebelik; herhangi bir sebeple kadını gebelikten düşürürse, yani kısırlığa sebebiyet verirse, kadının diyeti olan yarım diyet lazımdır.
    8. Felç; bir kişinin herhangi bir sebeple, başkasının el veya ayakları*nın felcine sebebiyet verirse, kendisine tam diyet lazımdır. Kısasın müm*kün olmadığı hallerde ise (bu hataen fiil ve şüphe taşıyan fiildir) diyet ve erş gerekir. Buna göre genel olarak bir organın kesilmesinin cezası, kısas yahut diyet ve tazirdir. Organlardan sağlanan faydanın pratikte ortadan kaldırılmasının cezası ise diyet ve erştir. Diğer yaralamalar ve şcac (baş ve yüzdeki yaralama) ise kısas yahut erş ve hükümet-i adi vacibdir. Kısas: Öldürme veya organ cinayetini işleyen kişiye yaptığının misliyle muamele*de bulunmaktır. Kısacası, cinayete misilleme demektir. Kısas, kasti öldür*me ve kasdı organ kesme cinayetlerinde uygulanır. Erş: İnsan vücuduna karşı işlenen öldürmeden aşağı cinayetlerdeki şer'an miktan tebit edilmiş ödenmesi gereken mal demektir. Hükümet: ehli vukuf tarafından takdir edilecektir. Buna hükümet-i adi de denir: Seran miktan tespit edilmemiş olan şeylerde, hakimin bilir kişi aracılığı ile takdir edeceği maldır. Çolak el ve buna benzer menfaati şeylere karşı işlenmiş cinayet ile: Yaralama, or*ganı işlemez hala getirme ve benzerleri gibi. Fakihlere göre azalardan (el-atratan) kasıt, eller ve ayaklardır. Parmak, burun, göz, kulak, dudak, diş, saç, göz kapağı ve benzerleri de onlar gibi değerlendirilir. Organları kesme*nin cezası ya kısastır veya her hangi bir sebep dolayısıyla kısasın uygulan*masına imkan olmazsa onun yerine geçmek üzere diyet ve tazirdir. Birinci asli ceza kısas: Öldürme dışında kalan azalarda ve yaralamalarda taraf (organ); kulak, el ve ayak gibi sonu belli, sınırı olan organdır, yara ise ya*ralama ile meydana gelen etkisidir. Yaralamadığı zati değildir. Yaralama*larda kısasın uygulanabilmesi için Öldürmede kısas için öngörülen genel şartlar aranır ve ayrıca buna dair özel şartlar da eklenir. Genel şartlar: Hanefilere göre cinayeti işleyen caninin akıllı ve baliğ, kasten yapmış, ira*de sahibi olması kendisine karşı cinayet işlediği kimsenin aslı (babası, de*desi..} olmaması ayrıca kendisine karşı cinayet işlenen kimsenin caninin bir parçası yahut da mülkü olmayıp kanı koruma altında olan birisi olma*sı, cinayetin sebep olmak yoluyla değil de dolaysız olarak işlenmesi ve mi*sillemeye imkan verecek şekilde kısasın mümkün olması aranır. [31] Cum*hur, kasten öldürmede de açıkladığımız gibi ayrıca kendisine karşı cinayet işlenen kimsenin caniye denk olmasını da şart koşarlar. Onlara göre cina*yetin sebep yoluyla olmasıyla mübaşereten (dolaysız) olması arasında fark yoktur. Buna göre genel olarak kısasın engelleri aşağıdaki gibi sıralanır:
    1. Baba bulmak: Öldürmede olduğu gibi, öldürme dışındaki cina*yetlerde de çocuğa karşılık babaya kısas uygulanmaz. Zira: "Çocuğuna karşılık babaya kısa uygulanmaz" hadisi bunu gerektirmektir. Bu hüküm*de dört mezhep ittifak halindedir. [32]
    2. Denkliğin olmaması: Hanefilere göre öldürme dışındaki cinayet*lerde cani ile mecniyyünaleyh arasında denklik iki yahut üç halde, cum*hura göre iki halde ortadan kalkar: Hanefilere göre bu hal cinsiyet farklıhğı ile adet benzerliğinin olmamasıdır. Buna göre erkek ile kadın arasında öldürme dışındaki yaralamalarda kısas yoktur. "! Çünkü Hanefilere göre âza mal gibidir. Erkek ve kadının diyeti arasında misliyet tehakuk etmedi*ğine göre zira kadının diyeti erkeğin diyetinin yansıdır. Kadının azalan ve erkeğin azalan arasında denklik ve eşitlik ortada olmadığına göre, azalan arasında kısas da yine yoktur. Örneği, birkaç kişi tek bir kişinin elini ya*hut parmağını kesse veya dişini çıkarsa, o zaman canilere kısas yoktur. Zira çok el ile bir tek el arasında mümaselet yoktur. Cumhura göre ise ka*dına karşılık erkeğe kısas uygulandığı gibi, bunun aksi halde de kısas uy*gulandığı için, bir çok kimsenin eli bir tek el karşılığında kesilir. Bir de cumhura göre denkliğin olmadığı iki hal ise -öldürme dolayısıyla kısasta olduğu gibi- hürriyet ve müslümanlıktır. Bu durumda cumhura göre köle karşılığında hür kimseye kısas yoktur. Fakat hür kimse karşılığında köle*nin âzası kesilir. Köleye karşılık kölenin azası de kesilir. Hanefilere göre Hür ile köle arasında mutlak olarak kısas yoktur. Bunun aksi de öyledir. Bizzat köleler arasında da yine kısas yoktur. Zira onlar arasında mümase*let yoktur. Zira kıymeti farklıdır. Şu halde Hanefilere göre öldürmeden başka yaralamalarda kısasa mani üçüncü bir haldir. Cumhura göre kafir olan zimmi karşılığında müslümana, öldürme dışındaki cinayete dolayısıy*la, kısas yoktur. Fakat Şafiilerle Hanbelilere göre müslümana karşılık zim-minin âzası kesilir. Zira canda denklik yoktur. Malikilere göre ise müslü*mana karşılık zimminin âzası kesilmez. Zira öldürmenin dışındaki cina*yetlerde kısas her iki taraf arasında eşitliği gerektirir. Müslüman ile kafir arasında ise mutlak olarak eşitlik olmaz. [33]
    3. Şafiilerle Hanbelilere göre saldıranın kasta benzer olması; mese*la, bir kişi bir diğerine bir tokat atıp gözünü patlatır yahut bir küçük taş atıp elini felç eder. Yahut mudiha (başın derisini yanp kemiğin ortaya çık*tığı yara) sonucunu verecek şekilde bir şişkinlik olursa Şafiilerle Hanbeli*lere göre kısas yoktur. Böyle bir durumda Şer'an göz yahut el için tesbit edilmiş olan diyetin ödenmesi gerekir. Diyet: Cana ya da can hükmünde olana karşı işlenen cinayet sebebiyle ödenmesi gereken maldır. Şu halde "diyet" can bedeli ya da onun hükmünde olan bedeller hakkında, kullan*mışlardır. Diyetin meşruluğu kitap, sünnet ve icma ile sabit olmuştur. Malikilerle Hanefilere göre caniye kıssa uygulanması gerekir. Zira onlann yanında öldürmenin dışındaki kasta benzer saldınlann hükmü, saldın ni*teliği bulunduğundan dolayı, kastilik hükmüdür.
    4. Hanefilere göre fiilin tesebbüben olması: Yani öldürme yahut öldürmenin dışındaki cinayetlere kısasın uygulanabilmesi için cinayetin dolaysız olarak yapılması gerekir. Cumhura göre muhalefet vardır.
    5. Hanefilere göre cinayetin darü'l harbde meydana gelmesi:
    Eğer orada öldürme yahut cinayet meydana gelse kısas yoktur. Bu konu*da tüm mezhepler imama muhalet etmişlerdir.
    6. Kısasın uygulanmasına imkan olmaması: Eğer kısasın uygu*lanması mümkün değilse, fakihlere göre öldürmede yahu cinayette kısas yoktur. O vakit kısas diyete dönüşür. [34]
    İnsan öldürme dışındaki cinayetlerde kısasın uygulanması için şu üç hususta cinayet ile ceza arasında misillemenin gerçekleşmesi gerekir. Fiilde misilleme, yerde yahut yer ve isimde misilleme, menfaat yahut sağ*lıkta mükemmellik itibariyle misilleme.[35]
    Misillemenin şart olduğunun delili ise, yüce Allah'ın şu buyruklandır:


  9. 12.Mart.2011, 16:55
    5
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Yanlışlıkla adam öldüren kişinin ödeyeceği diyet miktarı ne kadardır?

    Yaralar ise kısastır.[36] "Eğer ceza verecek olursanız si*ze verilen zararın misli ile cezalandırınız.[37] "Kim size bir haksızlık yaparsa siz de onun size yaptığı haksızlığın misli ile onu ce*zalandırınız. [38]
    Bu cinayet miktarının fazlası, koruma altında olup o kısma tecavüz edilmesine engel olur. O bakımdan kısasta cinayet mahalline en yakın olan eklemden itibaren kısas uygulanır ve geri kalanında kısasın uygulan*masına imkan olmadığı için, bir telafi bedeli verilir. Örneği: Bir kişi bir başkasının elini kolunun yansından itibaren kesse, kolu kesilen kişi bi*lekten kısas işleyebilir. Zira bu kısasın, uygulanması mümkün olan ve ci*nayetin sınırlan içerisinde olan bir yerdir. Geri kalan için ise bedel alır. Zi*ra geri kalan misillemenin imkansız olduğu bir kemik kırmadır. Göğüs, o-muz yahut boyun kemikleri gibi kemiklerin kınlması halinde imamlann it*tifakı ile kısas yoktur. O takdirde eksiksiz erş (bu konuda tesbit edilmiş ödenmesi gereken miktar) ödenir. Zira bu durumda misilleme imkansız bir şeydir. [39]
    Yine müdiha sonrası baş ve yüzdeki yaralamalarda da kısasın olma*yacağı ittifakla kabul edilmiştir. Zira böyle bir durumda haddi aşmaksızın kısas uygulamaya imkan yoktur. Kısas mümkün olduğundan dolayı mu-dihada kısas vardır. Müdihadan aşağı yaralamalarda ise Melikilerin dışın*dakilere göre de kısas yoktur.
    Her hangi bir iz bırakmadığı takdirde kamçı sopa, tokat ve yumruk vurmalarda kısas yoktur. Zira bunlarda da misilleme yoktur. [40]
    Bu gibi vurmalarda tazir söz konusudur. Malikilere göre kamçıda kı*sas vardır. [41] Tokat ve benzerlerinde de kısas vardır. Öldürme dışındaki ci*nayetlere has kısasın engelleri üç tanedir:
    1. Fiilde misillemenin bulunmaması, mesela azalarda kesme işi, ek*lemlerden olmadığı takdirde haksızlık ve zulümden yana emin olunmaz. El ve kolda bilek, dirsek; omuz veya ayak tarafında ise topuk, diz kapağı ve uyluk eklemi veya burun yumuşağı gibi nihai sınırı olan şeyler gibi. Eğer kesme eklemde değilse yahut belli bir sının olmazsa burun kemiğinin yahut kolun ortasından pazunun, bacak ve baldırın ortasından kesilmesi gibi Hanefiler ve Hanbeİilerce tercih edilen tercihe göre kısas yoktur ve elin yahut ayağın diyetinin ödenmesi gerekir. [42]
    2. Miktar ve menfaat itibariyle yerde misilleme olmaması: El, elden başka bir şey karşılığında kesilmediği gibi, sağ el de sol el karşılığında; baş parmak yahut şahadet parmağı başkasının yerine kesilmez. Çünkü aynı cinsten değillerdir. Dişlerde de durum aynıdır. Kesici dişler, küçük azı dişleri ve büyük azı dişleri ancak kendileri gibi olan dişler karşılığında sökülür.Fakat üsteki alt çenedeki yerine veya onun aksi olmaz.
    3. Sağlık ve mükemmellik misillemenin olmaması: Sağlıklı bir el ço*lak bir el karşılığında, sağlıklı bir ayak işlemeyen bir ayak karşılığında ke*silmez. Buna kıyasen her eksiğe karşı tam olan kesilmez. Öldürmeden ci*nayetlerde kısasa dair en güzel uygulama örneği; Yüce Allah'ın şu buyru*ğudur:
    Biz onda yani Tevrat'ta onların üzerine cana can, göze göz, bu*runa burun, kulağa kulak, dişe diş (olmak üzere) kısas yazdığımız gi*bi; yaralar da birbirine kısastır. [43]
    Öldürme dışındaki kısas, kılıç ile uygulanmadığı gibi; yaralama is*ter onunla olsun ister başkası ile olsun daha fazlasını yapabilecek bir alet ile de yapılmaz. Bunun yerine uzman bir operetörün yardımı alınır ve us*tura, neşter ve benzeri şeyler kullanarak bunu gerçekleştirir. Yaralamalar*da kısas, caniye kendisinin işlediği cinayetten daha merhametlice istenir. Eğer yaralama taş ile yahut sopa ile olmuşsa ona ustura ile kısas uygula*nır. [44]
    Ebu Hanifeye göre: Eli kesildiğinden dolayı bir kişi bir başkasına kı*sas uygulsa ve cinayet yoluyla eli kesilen kişi, caninin elini kesse ve bun*dan dolayı cani ölse, kısas uygulayan tazminat olarak diyet öder. Böyle bir diyeti akile öder. Eğer ölüm baba, vasi yahut öğretmen gibi bir kimse tara*fından dövülme halinde olduğu gibi tedib sebebiyle meydana gelmiş ise, mütesebbib (buna sebeb olan) tazminat olarak diyet öder. Zira "tedib" kendisinden sonra tedib edilen kişinin hayatta kaldığı fiilin adıdır. Eğer bu fiil sirayet edecek olursa bunun tedib olmayıp öldürme olduğu ortaya çı*kar. Bunun için bu fiilde sorumlu tutulur. Cumhura m göre kısasın cana yahut organa ve menfaata sirayet etmesi sebebiyle kısas uygulayanın taz*minat ödemesi söz konusu değildir. Zira bu sirayet izin verilmiş bir fiilden meydana gelmiştir. Bunu Hz. Ali ile Hz. Ömer'in söylediği şu söz destekle*mektedir:
    Had veya kısas dolayısıyla Ölen kimsenin diyeti yoktur. Hak, onu öldürmüş olmaktadır. Bunu Said b. Mansür, Sünen'inde rivayet etmektedir. Bu ayn zamanda EbuYusuf ile Muhammed'in görüşüne de muvafıktır. Cinayetin sirayeti: Cinayetin sirayetinde tazminat olduğu hususunda fa-kihler arasında ihtilaf yoktur. [45]
    Eğer cinayet, ölüm ile sonu gelirse, o zaman kısas lazımdır. Birisine bir tokat atsa ve gözünün görme kabiliyeti kayb olsa cumhura göre ona kı*sas lazım gelmez. Zira bu durumda misillemenin imkanı yoktur. Şafıilere göre sirayet yoluyla olsa ona kısas lazım gelir. Zira bunun tespitinin yeri vardır. [46]
    Bir kişinin parmağı kesilse, öbür parmağı da kangren olup eklem yerinden düşse, Ebu Yusuf ve Muhammed ile Hanbelilere göre kısas lazım gelir. Ebu Hanife ve fakihlerin çoğunluğu ise kısas yoktur' der. İkinci par*mak için kısas vardır. Zira kasten yapıldığı meydana gelmemiştir. Tam bir diyeti lazım gelen organlarda dört çeşittir: Birinci çeşit bedende onun gibi yoktur. İkinci çeşidi bedende onun gibi iki tane vardır. Üçüncü çeşidi ben*dende onun gibi dört tane vardır. Dördüncü bedende onun gibi on tane vardır.
    1. Vücutta başka hir benzen olmayanlar: Bunlar burun, dil, erkeklik organı yahut haşefe, meninin kesilmesi halinde omurga, sidik yolu, anüs, deri, baştaki ve bitmemesi halinde sakal, burun: Hepsi yahut da burnun yumuşak kısmı kesilecek olursa diyet vermek lazımdır.
    Zira Rasûlü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    Tamamı kesilmesi halinde burunda bir diyet vardır." Burun ise nefes alınan iki burun deliğini ve bunlar arasında ki en*geli kapsar. Şafüler de dahil fakihlere göre burun kemiği hakkında bilir ki*şilerce takdir edilecek miktar, onun diyeti kapsamı içerisindedir. Burnun iki tarafından her birisinde ve bunlar arasındaki engelde ise üçte bir diyet vardır. Dil: Kendisi vasıtasıyla konuşulan dilde ise diyet vardır: Zira Rasû*lü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    Dilde diyet vardır."
    Cumhura göre daha konuşmayan küçüğün dilinde diyet vardır. Fa*kat Ebu Hanife'ye göre hükümet vardır. Malik, Hanefi ve Şafıilere göre ko*nuşmayan lal yani dilsizin dilinde hükümet yani hakimin takdir edebilece*ği bir bedel vardır. Erkeklik organı yahut haşefe yani zekerin baş tarafı, küçüğün ve yaşlının bile olsa yine diyet vardır. Zira diyete geçen hadis de*lildir. Hanefilerle Hanbelilere göre cinsi ilişkide bulunmayan kimse ile ha*yaları alınmış olanın erkeklik organında hükümet: Malikilerle Şafıilere gö*re tam bir diyet vardır.[47]
    Omurga: meninin kesilmesi halinde diyet vardır.
    Zira Rasûlü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Omur kemiklerinde diyet vardır." sidik yolu yahut anüs.
    Bunların her birisinin telef edilmesi halinde bütün fakihlere göre di*yet vardır. Deri: Hanefilerle Hanbelilere göre deride hükümet vardır. Fakat Hanefilere göre yüzün derisinin soyulmasında tam bir diyet vardır.
    Şafıilere göre: Derinin yüzülmesinde, yerine tüy bitmeyecek ve derisi yüzülende hareket gücü verebilen bir hayat kalmış ise ve sonra yüzmeden başka bir sebep dolayısıyla ölmesi halinde diyet lazım gelir.
    Başın yahut sakalın veya kaşların tüylerinin izale edilmesinde ise eğer daha sonra bunlar bitmeyecek olursa Maliklerle Şafıilere göre bütün bunlarda hükümet vardır. Fakat Hanefilerle Hanbelilere göre diyet lazım gelir.
    2. Vücutta kendisinden iki tane bulunan organlar:
    Bunlar, aşağıda zikir olmuştur: Eller, ayaklar, gözler, kulaklar, du*daklar, sonu gelen daha bitmeyen kaşların kılları, memeler, meme uçları, daşaklar. Fercin dudakları, kalçalar ve alt çene kemikler. Bunun birinde yarım diyet lazım gelir. İki el, eğer bilekten yahut dirsekten veya omuzdan pikler memenin ucu gibi el ile birlikte de parmaklar gibi göz kapaklarına tabidir. Malikilerle Şafîilere göre iş tüy bitim yerleri bozulacak olursa, di*ğer saç ve tüylerde olduğu gibi, hükümet-i adi lazımdır. [48]
    4. Bedende on tane bulananlar: Bunlar el ve ayak parmaklarıdır. Her bir parmak için diyetin onda biri vardır. Zira Rasûlü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    Diyetin onda biri vardır. Zira Amr b. Hazm yoluyla gelen hadiste şöyle denilmiştir: "El ve ayağın her bir parmağı için on deve vardır. "Her bir parmak ucu için ise parmağın diyetinin üçte biri vardır. Fakat baş par*mak ucunda o parmağın diyetinin yansı vardır. Bunda dört mezhebin itti*fakı vardır. Bir parmak diğer parmaktan üstün kabul edilmez. Zira Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Bir parmak bir diğer parmaktan üstün kabul edilmez. Zira Peygam*ber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Her bir parmakta on deve vardır. Her bir diş için beş deve vardır. Parmaklar birbirine eşit olduğu gibi dişler de eşittir..[49]
    Fazladan bulunan parmak yahut çolak olan parmak hakkında ise hükümet-i adi vardır. [50]
    Otuz iki dişte ise bir diyet vardır. Her bir diş için diyet miktarına ulaşmadığı sürece beş deve yahut beş yüz dirhem vardır. Dişin küçük ya*hut büyük olması arasında fark yoktur. Kalıcı ve geçici (süt) olması ara*sında da fark yoktur. Fazladan olan dişte ise hükümet-i adi vardır. Siyahk yeşimtraklık yahut kırmızılık gibi dişte çirkin değişikliklere sebep olan hallerde ise, Hanefılere göre dişinerşi, başkalarına göre hükümeti adi var*dır. Dikkat edilecek olursa cumhura göre küçük ve delilik bir hatadır ve bunu akile yüklenir. [51]
    Daha önceden açıklamış olduğumuz üzere Şafıilerce azhar olan gö*rüşe göre ise küçüğün kastı mümeyyiz olması halinde kasıttır. Aksi tak*dirde hatadır. Fakat kasıt halinde ona kısas yoktur. Ancak malından diyet ödenmesi gerekir ve onun yerine bunu akilesi yüklenmez. [52]


  10. 12.Mart.2011, 16:55
    5
    Silent and lonely rains
    Yaralar ise kısastır.[36] "Eğer ceza verecek olursanız si*ze verilen zararın misli ile cezalandırınız.[37] "Kim size bir haksızlık yaparsa siz de onun size yaptığı haksızlığın misli ile onu ce*zalandırınız. [38]
    Bu cinayet miktarının fazlası, koruma altında olup o kısma tecavüz edilmesine engel olur. O bakımdan kısasta cinayet mahalline en yakın olan eklemden itibaren kısas uygulanır ve geri kalanında kısasın uygulan*masına imkan olmadığı için, bir telafi bedeli verilir. Örneği: Bir kişi bir başkasının elini kolunun yansından itibaren kesse, kolu kesilen kişi bi*lekten kısas işleyebilir. Zira bu kısasın, uygulanması mümkün olan ve ci*nayetin sınırlan içerisinde olan bir yerdir. Geri kalan için ise bedel alır. Zi*ra geri kalan misillemenin imkansız olduğu bir kemik kırmadır. Göğüs, o-muz yahut boyun kemikleri gibi kemiklerin kınlması halinde imamlann it*tifakı ile kısas yoktur. O takdirde eksiksiz erş (bu konuda tesbit edilmiş ödenmesi gereken miktar) ödenir. Zira bu durumda misilleme imkansız bir şeydir. [39]
    Yine müdiha sonrası baş ve yüzdeki yaralamalarda da kısasın olma*yacağı ittifakla kabul edilmiştir. Zira böyle bir durumda haddi aşmaksızın kısas uygulamaya imkan yoktur. Kısas mümkün olduğundan dolayı mu-dihada kısas vardır. Müdihadan aşağı yaralamalarda ise Melikilerin dışın*dakilere göre de kısas yoktur.
    Her hangi bir iz bırakmadığı takdirde kamçı sopa, tokat ve yumruk vurmalarda kısas yoktur. Zira bunlarda da misilleme yoktur. [40]
    Bu gibi vurmalarda tazir söz konusudur. Malikilere göre kamçıda kı*sas vardır. [41] Tokat ve benzerlerinde de kısas vardır. Öldürme dışındaki ci*nayetlere has kısasın engelleri üç tanedir:
    1. Fiilde misillemenin bulunmaması, mesela azalarda kesme işi, ek*lemlerden olmadığı takdirde haksızlık ve zulümden yana emin olunmaz. El ve kolda bilek, dirsek; omuz veya ayak tarafında ise topuk, diz kapağı ve uyluk eklemi veya burun yumuşağı gibi nihai sınırı olan şeyler gibi. Eğer kesme eklemde değilse yahut belli bir sının olmazsa burun kemiğinin yahut kolun ortasından pazunun, bacak ve baldırın ortasından kesilmesi gibi Hanefiler ve Hanbeİilerce tercih edilen tercihe göre kısas yoktur ve elin yahut ayağın diyetinin ödenmesi gerekir. [42]
    2. Miktar ve menfaat itibariyle yerde misilleme olmaması: El, elden başka bir şey karşılığında kesilmediği gibi, sağ el de sol el karşılığında; baş parmak yahut şahadet parmağı başkasının yerine kesilmez. Çünkü aynı cinsten değillerdir. Dişlerde de durum aynıdır. Kesici dişler, küçük azı dişleri ve büyük azı dişleri ancak kendileri gibi olan dişler karşılığında sökülür.Fakat üsteki alt çenedeki yerine veya onun aksi olmaz.
    3. Sağlık ve mükemmellik misillemenin olmaması: Sağlıklı bir el ço*lak bir el karşılığında, sağlıklı bir ayak işlemeyen bir ayak karşılığında ke*silmez. Buna kıyasen her eksiğe karşı tam olan kesilmez. Öldürmeden ci*nayetlerde kısasa dair en güzel uygulama örneği; Yüce Allah'ın şu buyru*ğudur:
    Biz onda yani Tevrat'ta onların üzerine cana can, göze göz, bu*runa burun, kulağa kulak, dişe diş (olmak üzere) kısas yazdığımız gi*bi; yaralar da birbirine kısastır. [43]
    Öldürme dışındaki kısas, kılıç ile uygulanmadığı gibi; yaralama is*ter onunla olsun ister başkası ile olsun daha fazlasını yapabilecek bir alet ile de yapılmaz. Bunun yerine uzman bir operetörün yardımı alınır ve us*tura, neşter ve benzeri şeyler kullanarak bunu gerçekleştirir. Yaralamalar*da kısas, caniye kendisinin işlediği cinayetten daha merhametlice istenir. Eğer yaralama taş ile yahut sopa ile olmuşsa ona ustura ile kısas uygula*nır. [44]
    Ebu Hanifeye göre: Eli kesildiğinden dolayı bir kişi bir başkasına kı*sas uygulsa ve cinayet yoluyla eli kesilen kişi, caninin elini kesse ve bun*dan dolayı cani ölse, kısas uygulayan tazminat olarak diyet öder. Böyle bir diyeti akile öder. Eğer ölüm baba, vasi yahut öğretmen gibi bir kimse tara*fından dövülme halinde olduğu gibi tedib sebebiyle meydana gelmiş ise, mütesebbib (buna sebeb olan) tazminat olarak diyet öder. Zira "tedib" kendisinden sonra tedib edilen kişinin hayatta kaldığı fiilin adıdır. Eğer bu fiil sirayet edecek olursa bunun tedib olmayıp öldürme olduğu ortaya çı*kar. Bunun için bu fiilde sorumlu tutulur. Cumhura m göre kısasın cana yahut organa ve menfaata sirayet etmesi sebebiyle kısas uygulayanın taz*minat ödemesi söz konusu değildir. Zira bu sirayet izin verilmiş bir fiilden meydana gelmiştir. Bunu Hz. Ali ile Hz. Ömer'in söylediği şu söz destekle*mektedir:
    Had veya kısas dolayısıyla Ölen kimsenin diyeti yoktur. Hak, onu öldürmüş olmaktadır. Bunu Said b. Mansür, Sünen'inde rivayet etmektedir. Bu ayn zamanda EbuYusuf ile Muhammed'in görüşüne de muvafıktır. Cinayetin sirayeti: Cinayetin sirayetinde tazminat olduğu hususunda fa-kihler arasında ihtilaf yoktur. [45]
    Eğer cinayet, ölüm ile sonu gelirse, o zaman kısas lazımdır. Birisine bir tokat atsa ve gözünün görme kabiliyeti kayb olsa cumhura göre ona kı*sas lazım gelmez. Zira bu durumda misillemenin imkanı yoktur. Şafıilere göre sirayet yoluyla olsa ona kısas lazım gelir. Zira bunun tespitinin yeri vardır. [46]
    Bir kişinin parmağı kesilse, öbür parmağı da kangren olup eklem yerinden düşse, Ebu Yusuf ve Muhammed ile Hanbelilere göre kısas lazım gelir. Ebu Hanife ve fakihlerin çoğunluğu ise kısas yoktur' der. İkinci par*mak için kısas vardır. Zira kasten yapıldığı meydana gelmemiştir. Tam bir diyeti lazım gelen organlarda dört çeşittir: Birinci çeşit bedende onun gibi yoktur. İkinci çeşidi bedende onun gibi iki tane vardır. Üçüncü çeşidi ben*dende onun gibi dört tane vardır. Dördüncü bedende onun gibi on tane vardır.
    1. Vücutta başka hir benzen olmayanlar: Bunlar burun, dil, erkeklik organı yahut haşefe, meninin kesilmesi halinde omurga, sidik yolu, anüs, deri, baştaki ve bitmemesi halinde sakal, burun: Hepsi yahut da burnun yumuşak kısmı kesilecek olursa diyet vermek lazımdır.
    Zira Rasûlü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    Tamamı kesilmesi halinde burunda bir diyet vardır." Burun ise nefes alınan iki burun deliğini ve bunlar arasında ki en*geli kapsar. Şafüler de dahil fakihlere göre burun kemiği hakkında bilir ki*şilerce takdir edilecek miktar, onun diyeti kapsamı içerisindedir. Burnun iki tarafından her birisinde ve bunlar arasındaki engelde ise üçte bir diyet vardır. Dil: Kendisi vasıtasıyla konuşulan dilde ise diyet vardır: Zira Rasû*lü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    Dilde diyet vardır."
    Cumhura göre daha konuşmayan küçüğün dilinde diyet vardır. Fa*kat Ebu Hanife'ye göre hükümet vardır. Malik, Hanefi ve Şafıilere göre ko*nuşmayan lal yani dilsizin dilinde hükümet yani hakimin takdir edebilece*ği bir bedel vardır. Erkeklik organı yahut haşefe yani zekerin baş tarafı, küçüğün ve yaşlının bile olsa yine diyet vardır. Zira diyete geçen hadis de*lildir. Hanefilerle Hanbelilere göre cinsi ilişkide bulunmayan kimse ile ha*yaları alınmış olanın erkeklik organında hükümet: Malikilerle Şafıilere gö*re tam bir diyet vardır.[47]
    Omurga: meninin kesilmesi halinde diyet vardır.
    Zira Rasûlü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Omur kemiklerinde diyet vardır." sidik yolu yahut anüs.
    Bunların her birisinin telef edilmesi halinde bütün fakihlere göre di*yet vardır. Deri: Hanefilerle Hanbelilere göre deride hükümet vardır. Fakat Hanefilere göre yüzün derisinin soyulmasında tam bir diyet vardır.
    Şafıilere göre: Derinin yüzülmesinde, yerine tüy bitmeyecek ve derisi yüzülende hareket gücü verebilen bir hayat kalmış ise ve sonra yüzmeden başka bir sebep dolayısıyla ölmesi halinde diyet lazım gelir.
    Başın yahut sakalın veya kaşların tüylerinin izale edilmesinde ise eğer daha sonra bunlar bitmeyecek olursa Maliklerle Şafıilere göre bütün bunlarda hükümet vardır. Fakat Hanefilerle Hanbelilere göre diyet lazım gelir.
    2. Vücutta kendisinden iki tane bulunan organlar:
    Bunlar, aşağıda zikir olmuştur: Eller, ayaklar, gözler, kulaklar, du*daklar, sonu gelen daha bitmeyen kaşların kılları, memeler, meme uçları, daşaklar. Fercin dudakları, kalçalar ve alt çene kemikler. Bunun birinde yarım diyet lazım gelir. İki el, eğer bilekten yahut dirsekten veya omuzdan pikler memenin ucu gibi el ile birlikte de parmaklar gibi göz kapaklarına tabidir. Malikilerle Şafîilere göre iş tüy bitim yerleri bozulacak olursa, di*ğer saç ve tüylerde olduğu gibi, hükümet-i adi lazımdır. [48]
    4. Bedende on tane bulananlar: Bunlar el ve ayak parmaklarıdır. Her bir parmak için diyetin onda biri vardır. Zira Rasûlü Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    Diyetin onda biri vardır. Zira Amr b. Hazm yoluyla gelen hadiste şöyle denilmiştir: "El ve ayağın her bir parmağı için on deve vardır. "Her bir parmak ucu için ise parmağın diyetinin üçte biri vardır. Fakat baş par*mak ucunda o parmağın diyetinin yansı vardır. Bunda dört mezhebin itti*fakı vardır. Bir parmak diğer parmaktan üstün kabul edilmez. Zira Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
    Bir parmak bir diğer parmaktan üstün kabul edilmez. Zira Peygam*ber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Her bir parmakta on deve vardır. Her bir diş için beş deve vardır. Parmaklar birbirine eşit olduğu gibi dişler de eşittir..[49]
    Fazladan bulunan parmak yahut çolak olan parmak hakkında ise hükümet-i adi vardır. [50]
    Otuz iki dişte ise bir diyet vardır. Her bir diş için diyet miktarına ulaşmadığı sürece beş deve yahut beş yüz dirhem vardır. Dişin küçük ya*hut büyük olması arasında fark yoktur. Kalıcı ve geçici (süt) olması ara*sında da fark yoktur. Fazladan olan dişte ise hükümet-i adi vardır. Siyahk yeşimtraklık yahut kırmızılık gibi dişte çirkin değişikliklere sebep olan hallerde ise, Hanefılere göre dişinerşi, başkalarına göre hükümeti adi var*dır. Dikkat edilecek olursa cumhura göre küçük ve delilik bir hatadır ve bunu akile yüklenir. [51]
    Daha önceden açıklamış olduğumuz üzere Şafıilerce azhar olan gö*rüşe göre ise küçüğün kastı mümeyyiz olması halinde kasıttır. Aksi tak*dirde hatadır. Fakat kasıt halinde ona kısas yoktur. Ancak malından diyet ödenmesi gerekir ve onun yerine bunu akilesi yüklenmez. [52]





+ Yorum Gönder