Konusunu Oylayın.: Dedikodu Ve İftiranın Tevbesi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Dedikodu Ve İftiranın Tevbesi
  1. 12.Mart.2011, 08:26
    1
    Misafir

    Dedikodu Ve İftiranın Tevbesi






    Dedikodu Ve İftiranın Tevbesi Mumsema Dedikodu Ve İftiranın Tevbesi :


  2. 12.Mart.2011, 08:26
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 12.Mart.2011, 10:48
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Dedikodu Ve İftiranın Tevbesi




    Dedikodu Ve İftiranın Tevbesi :


    “Bavdat'ül-Ulem┠adlı kitapta şöyle denilmiştir: “Ebû Muhammed'e sordum: “Dedikodu eden kişi dedikodusu arkadaşının kulağı*na gitmeden tevbe ederse tevbesi kabul edilir mi?” diye sordum. “Evet o dedikodusu günah durumuna gelmeden tevbe etmiştir.” ce*vabını yerdi. Yani bu dedikoduya henüz kul hakkı karışmamıştır. Zira dedikodu dedikodu edilenin kulağına giderse ancak günah ol*maya intikal eder. Ben yine sordum dedim ki: “Eğer bu dedikodu tevbe ettikten sonra sahibinin kulağına giderse ne olur?» Bu soru*ma karşılık: “Tevbesi batıl olmaz.” cevabını verdi. Belki Allah Teâlâ dedikodu yapanı tevbe ettiği için dedikodu edileni de üzüldüğü için affeder. Çünkü Allah Teâlâ kerem sahibidir. Tevbeyi kabul et*tikten sonra tekrar reddetmesi şanına yakışmaz. Belki ikisini de af*feder.”
    Burada işi Allah'ın keremine ve lütfuna bağışladığı aşikârdır. Çünkü o kişinin tevbesinin kabul edilmesinin dedikodu edilen kişi*nin bu sözü bilmemesi şartına bağlı olması ihtimali vardır.
    Fakat bir kimse başkasına iftirada bulunsa ki iftira bir kim*sede olmayan şeyi ona isnad etmektir bu iftira edenin üç yerde tevbe etmesi gerekir. Birincisi iftirada bulunduğu topluluk arasına gidip “Ben falancayı sizin yanınızda böyle böyle andım. Bilmiş olun ki ben bu sözde yalancıyım.” demesi lâzımdır. İkincisi iftirada bulunduğu kişiye gidip onu bu konuda razı kılmak ve helallik almaktır. Üçüncüsü: Allah'ın hukukunda olduğu gibi adabına uygun şe*kilde tevbe etmektir. İftiradan daha büyük bir günah yoktur.
    Sonra dedikodusunu yaptığı bir kimseye “Seni dedikodu ettim. Hakkını helâl et.” demek yeterli midir? Yoksa dedikodunun konu*sunu ona açıklamak zorunda mıdır? İbn'ül-Acemî “El-Mânsik” adlı kitabında gıybet konusunda “Eğer bildirmesi fitneye sebep olacağı*nı biliyorsa dedikodunun konusunu sahibine bildirmez” diyor. Bize göre meçhul haklardan ibra etmenin caiz olması da buna delil teş*kil etmektedir. Ancak sonra dedikodu edilen kişinin helâllik iste*yen kişiyi ibra etmesi müstahaptır. Çünkü bu şekilde arkadaşını gü*nahtan kurtarmış oluyor. Böylece kendisi de büyük bir mükâfatla kurtulmuş oluyor.
    “El-Mültakıt” adlı kitapta şöyle deniliyor: “Bir kimsenin başka birinde alacağı bulunsa ve bu alacağını tahsil etmeğe gücü yetmese bu borcu o kişinin boynunda bırakmaktansa onu ibra etmesi ve hakkını helâl etmesi onun için daha hayırlıdır.”
    “EI-Kınye”de ise iki hasmın bir anlaşmazlık sebebiyle tokalaş*ması helâllik talebidir denilmektedir. Şerefül-Eimme'den rivayet edildiğine göre iki kişi birbirine sövse helâllaşmaları vacip olur.
    Bu fetvalar halk arasında ilim adamları arasında meşhur ol*duğu üzere; “dedikodu yaygındır herkesin diğeri üzerinde hakkı vardır. Dolayısıyla birbirine karşı haklarını karşılıklı olarak yap*tıkları dedikodu ile ödemiş olurlar.” düşüncesi kabul edilemez.
    “El-Kınye”de kaydedildiğine göre bir kimse diğer bir kimseye eziyet etse sonra bu kişiye üst üste birkaç kere selâm verse ve bu kişi de selâmını alsa güzel davransa; öyle ki kendisine hakkını he*lâl ettiğini zannetse bu kişinin mazereti kabul değildir. Eziyet ettiği kişiden helâllik istemesi vaciptir.”
    Şereful Eimme el-Mekki'den şöyle dediği rivayet edilmiştir. Ezi*yet eden hemen o anda helâllik istemez. Çünkü o kişi gazabla dolu*dur beni affetmez derse tehir ettiğinden ötürü mazereti kabul de*ğildir.
    El-Kirmanî “el-Mensik” adlı kitabında bu konuda diyor ki; son*ra sağlam bir şekilde eğer tevbe ederse kesinlikle ve şeksiz şüp*hesiz olarak kabul edilir reddedilmez. Çünkü Allah Teâlâ nassın hükmü ile bizlere vaatta bulunuyor:
    “O Allah ki kullarından tevbeyi kabul eder ve kötülükleri af*feder.” [558] buyuruyor. Hiç kimse için Tevbenin kabulü Allah'ın dilemesine bağlıdır demek doğru olmaz. Zira bu halis bir cahilliktir. Bunu söyleyenin kâfir olmasından korkulur. Çünkü bu tevbelerin şüphesiz ve kesinlikle kabulü konusunda Allah'ın kesin bir vaadidir. Tevbe eden kişi eğer doğru ise tevbesînin kabul edilmesi konusun*da şüpheye düşünce o tevbe ve bu inançla ilk günahından daha bü*yük bir günaha girmiş olur. Bundan ve helake götüren bütün dü*şünce ve davranışlardan Allah'a sığınırız.”
    İmam Gazali'nin sözü bu konuya açıklık getirmektedir: “Tevbe şartlarını topladığı zaman mutlaka makbuldür. Tövbekar olan kişi yalnız tevbesinin şartlarına uygun olup olmadığı konusunda şüphe*ye düşer. Kabul edileceğini düşündüğü için bunu bildiği tasavvur edilse de haddizatında tevbenin mutlaka kabul edilme yolu olduğun*da bizi şüpheye sevketmez.”
    Biz ise şöyle deriz; Tevbenin tarifinde “Gücü yettiği zaman” söz*leri şu sebebe dayanmaktadır: Bir kimse zina yapmaya gücü yet*mediği ve kudretten kesildiği için bu işi terk ederse buna tevbe de*nilmez. “El-Mevâkıf” adlı kitabtada böyle yazılmaktadır. Mevâkıf şârihi diyor ki; bu kaydın faydası şudur: Kötülüğü terk etmeye az*metmek mutlak değildir ki kudreti kaybolan kimseden olması dü*şünülsün. Belki bu azim işi yapma kudretinin var olduğunu farz etmekle kayıtlıdır. Bu sebeple o azim bu kudrete sahip olmayandan vaki olacağı da düşünülebilir.
    Bu takdirde bu kudrete kesinlikle yok denilemez. Bu konudaki araştırmanın neticesi Âmidi'nin sözüdür. Biz gelecekte işi yapmaya ehil olduğu zaman gücü yeterse kaydını şu sakıncaya göre koyduk; bir kimse zina etse sonradan zina etme kudretinden kesilse yahut ölüme yaklaşsa gelecekte işi terk etmeye azmetmesi tasavvur edile*mez. Bununla beraber yaptığına pişman olursa selefin ittifakı ile tevbesi kabuldür.
    Ebû Haşim'in ise bu konuda «bir kimse zina ve diğer kötülük*leri yapma kudretinden kesildiği zaman âciz olduğu için tevbesi ka*bul ve sahih olmaz» sözü batıldır. Çünkü ölüm korkusu getiren bir hastalığa yakalanmış kişi gelecekte bu işi yapmaktan aciz olduğu*nu kesin olarak bilse de ittifakla yapacağı tevbe sahihtir.



  4. 12.Mart.2011, 10:48
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Dedikodu Ve İftiranın Tevbesi :


    “Bavdat'ül-Ulem┠adlı kitapta şöyle denilmiştir: “Ebû Muhammed'e sordum: “Dedikodu eden kişi dedikodusu arkadaşının kulağı*na gitmeden tevbe ederse tevbesi kabul edilir mi?” diye sordum. “Evet o dedikodusu günah durumuna gelmeden tevbe etmiştir.” ce*vabını yerdi. Yani bu dedikoduya henüz kul hakkı karışmamıştır. Zira dedikodu dedikodu edilenin kulağına giderse ancak günah ol*maya intikal eder. Ben yine sordum dedim ki: “Eğer bu dedikodu tevbe ettikten sonra sahibinin kulağına giderse ne olur?» Bu soru*ma karşılık: “Tevbesi batıl olmaz.” cevabını verdi. Belki Allah Teâlâ dedikodu yapanı tevbe ettiği için dedikodu edileni de üzüldüğü için affeder. Çünkü Allah Teâlâ kerem sahibidir. Tevbeyi kabul et*tikten sonra tekrar reddetmesi şanına yakışmaz. Belki ikisini de af*feder.”
    Burada işi Allah'ın keremine ve lütfuna bağışladığı aşikârdır. Çünkü o kişinin tevbesinin kabul edilmesinin dedikodu edilen kişi*nin bu sözü bilmemesi şartına bağlı olması ihtimali vardır.
    Fakat bir kimse başkasına iftirada bulunsa ki iftira bir kim*sede olmayan şeyi ona isnad etmektir bu iftira edenin üç yerde tevbe etmesi gerekir. Birincisi iftirada bulunduğu topluluk arasına gidip “Ben falancayı sizin yanınızda böyle böyle andım. Bilmiş olun ki ben bu sözde yalancıyım.” demesi lâzımdır. İkincisi iftirada bulunduğu kişiye gidip onu bu konuda razı kılmak ve helallik almaktır. Üçüncüsü: Allah'ın hukukunda olduğu gibi adabına uygun şe*kilde tevbe etmektir. İftiradan daha büyük bir günah yoktur.
    Sonra dedikodusunu yaptığı bir kimseye “Seni dedikodu ettim. Hakkını helâl et.” demek yeterli midir? Yoksa dedikodunun konu*sunu ona açıklamak zorunda mıdır? İbn'ül-Acemî “El-Mânsik” adlı kitabında gıybet konusunda “Eğer bildirmesi fitneye sebep olacağı*nı biliyorsa dedikodunun konusunu sahibine bildirmez” diyor. Bize göre meçhul haklardan ibra etmenin caiz olması da buna delil teş*kil etmektedir. Ancak sonra dedikodu edilen kişinin helâllik iste*yen kişiyi ibra etmesi müstahaptır. Çünkü bu şekilde arkadaşını gü*nahtan kurtarmış oluyor. Böylece kendisi de büyük bir mükâfatla kurtulmuş oluyor.
    “El-Mültakıt” adlı kitapta şöyle deniliyor: “Bir kimsenin başka birinde alacağı bulunsa ve bu alacağını tahsil etmeğe gücü yetmese bu borcu o kişinin boynunda bırakmaktansa onu ibra etmesi ve hakkını helâl etmesi onun için daha hayırlıdır.”
    “EI-Kınye”de ise iki hasmın bir anlaşmazlık sebebiyle tokalaş*ması helâllik talebidir denilmektedir. Şerefül-Eimme'den rivayet edildiğine göre iki kişi birbirine sövse helâllaşmaları vacip olur.
    Bu fetvalar halk arasında ilim adamları arasında meşhur ol*duğu üzere; “dedikodu yaygındır herkesin diğeri üzerinde hakkı vardır. Dolayısıyla birbirine karşı haklarını karşılıklı olarak yap*tıkları dedikodu ile ödemiş olurlar.” düşüncesi kabul edilemez.
    “El-Kınye”de kaydedildiğine göre bir kimse diğer bir kimseye eziyet etse sonra bu kişiye üst üste birkaç kere selâm verse ve bu kişi de selâmını alsa güzel davransa; öyle ki kendisine hakkını he*lâl ettiğini zannetse bu kişinin mazereti kabul değildir. Eziyet ettiği kişiden helâllik istemesi vaciptir.”
    Şereful Eimme el-Mekki'den şöyle dediği rivayet edilmiştir. Ezi*yet eden hemen o anda helâllik istemez. Çünkü o kişi gazabla dolu*dur beni affetmez derse tehir ettiğinden ötürü mazereti kabul de*ğildir.
    El-Kirmanî “el-Mensik” adlı kitabında bu konuda diyor ki; son*ra sağlam bir şekilde eğer tevbe ederse kesinlikle ve şeksiz şüp*hesiz olarak kabul edilir reddedilmez. Çünkü Allah Teâlâ nassın hükmü ile bizlere vaatta bulunuyor:
    “O Allah ki kullarından tevbeyi kabul eder ve kötülükleri af*feder.” [558] buyuruyor. Hiç kimse için Tevbenin kabulü Allah'ın dilemesine bağlıdır demek doğru olmaz. Zira bu halis bir cahilliktir. Bunu söyleyenin kâfir olmasından korkulur. Çünkü bu tevbelerin şüphesiz ve kesinlikle kabulü konusunda Allah'ın kesin bir vaadidir. Tevbe eden kişi eğer doğru ise tevbesînin kabul edilmesi konusun*da şüpheye düşünce o tevbe ve bu inançla ilk günahından daha bü*yük bir günaha girmiş olur. Bundan ve helake götüren bütün dü*şünce ve davranışlardan Allah'a sığınırız.”
    İmam Gazali'nin sözü bu konuya açıklık getirmektedir: “Tevbe şartlarını topladığı zaman mutlaka makbuldür. Tövbekar olan kişi yalnız tevbesinin şartlarına uygun olup olmadığı konusunda şüphe*ye düşer. Kabul edileceğini düşündüğü için bunu bildiği tasavvur edilse de haddizatında tevbenin mutlaka kabul edilme yolu olduğun*da bizi şüpheye sevketmez.”
    Biz ise şöyle deriz; Tevbenin tarifinde “Gücü yettiği zaman” söz*leri şu sebebe dayanmaktadır: Bir kimse zina yapmaya gücü yet*mediği ve kudretten kesildiği için bu işi terk ederse buna tevbe de*nilmez. “El-Mevâkıf” adlı kitabtada böyle yazılmaktadır. Mevâkıf şârihi diyor ki; bu kaydın faydası şudur: Kötülüğü terk etmeye az*metmek mutlak değildir ki kudreti kaybolan kimseden olması dü*şünülsün. Belki bu azim işi yapma kudretinin var olduğunu farz etmekle kayıtlıdır. Bu sebeple o azim bu kudrete sahip olmayandan vaki olacağı da düşünülebilir.
    Bu takdirde bu kudrete kesinlikle yok denilemez. Bu konudaki araştırmanın neticesi Âmidi'nin sözüdür. Biz gelecekte işi yapmaya ehil olduğu zaman gücü yeterse kaydını şu sakıncaya göre koyduk; bir kimse zina etse sonradan zina etme kudretinden kesilse yahut ölüme yaklaşsa gelecekte işi terk etmeye azmetmesi tasavvur edile*mez. Bununla beraber yaptığına pişman olursa selefin ittifakı ile tevbesi kabuldür.
    Ebû Haşim'in ise bu konuda «bir kimse zina ve diğer kötülük*leri yapma kudretinden kesildiği zaman âciz olduğu için tevbesi ka*bul ve sahih olmaz» sözü batıldır. Çünkü ölüm korkusu getiren bir hastalığa yakalanmış kişi gelecekte bu işi yapmaktan aciz olduğu*nu kesin olarak bilse de ittifakla yapacağı tevbe sahihtir.






+ Yorum Gönder