Konusunu Oylayın.: Sabretmek - Sabrettirmek, Sabrı Kazanmak ve Karşılıklı Sabrı Tavsiye Etmek

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sabretmek - Sabrettirmek, Sabrı Kazanmak ve Karşılıklı Sabrı Tavsiye Etmek
  1. 12.Mart.2011, 07:24
    1
    Misafir

    Sabretmek - Sabrettirmek, Sabrı Kazanmak ve Karşılıklı Sabrı Tavsiye Etmek






    Sabretmek - Sabrettirmek, Sabrı Kazanmak ve Karşılıklı Sabrı Tavsiye Etmek Mumsema Sabretmek - Sabrettirmek, Sabrı Kazanmak ve Karşılıklı Sabrı Tavsiye Etmek


  2. 12.Mart.2011, 07:24
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 12.Mart.2011, 11:57
    2
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    Cevap: Sabretmek - Sabrettirmek, Sabrı Kazanmak ve Karşılıklı Sabrı Tavsiye Etmek




    04. Konu : Sabretmek Sabrettirmek, Sabrı Kazanmak Ve Karşılıklı Sabrı Tavsiye Etmek.

    Sabrın, bu isimlerinin arasındaki fark, kulun kendi halî-ne ve başkasıyla olan haline göredir. Bir kimse kendini venef-sini İyi ve hoş olmayanlardan kolaylıkla menederse buna «sa­bır» denir. Şayet kendini güçlükle ve acılan yudumlayarak menederse buna «tasabbur: zoraki sabır» denir. Zira bu babın binası tekellüf (bir şeyi güçlükle elde etmek) içindir. [«Takal-lüm: zoraki yumuşama», «teşeccu': zoraki kahraman», «teker-rüm: zoraki cömert olma», «tahammül: zoraki yüklenme» gi­bi.] Bir kul, sabretmeye kendini zorlar ve onun üzerinde ıs­rarla durursa, sabır onun için bir tabiat olur. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde, «Her kim sabretmek is­terse, Cenab-ı Hak ona sabır ihsan eder» buyurmuşlardır. Bir kul iffetli olmaya çalışırsa, iffet onun için bir tabiat olur. Di­ğer ahlaklar da böyledir.

    Ahlâk, çalışmakla mı kazanılır yoksa çalışmaya gerek duy­maz mı? Bu konuda alimler ihtilaf etmişlerdir. Bazıları dedi ki asla ahlak çalışmakla kazanılmaz. Nitekim bir şair, «Kaîbden, sizi unutması istenmişti fakat, kalbler değişimi ka­bul etmez» dedi. Diğer bir şair de, «Ey kendi tabiatından olma­yan şeyle süslenmek'isteyen kimse, kazanılması istenilen ahla Önüne yaradılıştaki ahlak çıkar» demiştir. Yani sonradan ahlak kazanılmaz. Çünkü Allah Teala mahlûkatı, ahlakı, rızkı ve eceli ezelde takdir etmiştir.

    Bazıları da dediler ki, Aklın, yumuşaklığın, cömertliğin, sahavetin ve kahramanlığın kazanıldığı gibi ahlakın kazanılma­sı da mümkündür. Nitekim bunlar fiiliyatta görülmektedir.

    Dediler ki «Çalışma ve uğraşma, melekeler (yetenekler) kazandırır». Bunun manası, bir kimse bir şeyle uğraşır, o iş üzerinde devam ederek adet haline getirirse, o şey onun için meleke, huy ve tabiat olur. Kul, önceleri güçlükle sabretmeye çalışır ama sonunda sabır onun için bir huy olur. Nitekim bir kimse, hilim, vakar, sükûnet ve sebat sahibi olmak için cehd-ü gayret ederse, nihayetinde bunlar onun için yaradılışındaki ta­biî ahlakları gibi olurlar.

    Dediler ki !Allah Teala, insanda, kabul etme ve'öğrenmt kuvveti ve istidadı yaratmıştır. O halde tabiatları, muktazasın-dan alıp nakletmek mümkündür. Ne var ki bu nakil, bazen za­yıf olur da az bir etkiyle kul, tabii haline döner, bazen de kuv­vetli olur, tabii haline dönmez, ancak etki çok kuvvetli oldu­ğu takdirde döner. Bu nakil, bazen o kadar sağlam olur ki, kul için ikinci bir tabiat olur da nerdeyse eski tabiatına dönemez.

    «Istibar» kelimesi, «tesabbur» kelimesinden daha mübala­ğalıdır. Tescbbur, ıstıbann başlangıcıdır. {Tekessübün, iktisa­bın başlangıcı olduğu gibi.) Tesabbur, sabretmeye başlayıp, de­vam etmektir. Istıbar ise, sabrın huy haline gelmesidir. «A/w-sabere» kelimesi, «Müfaale» babındandır. Bu babdan gelen fiil­ler, ekseri iki kişi arasında cereyan eder. (Müşateme: sövüşme, mudarebe: dövüşme gibi.) Nitekim Allah Teala, «Ey iman edenleri Sabredin ve sabır yarışında düşmanlarınızı geçin, (sı­nırlarda) nöbet beklesin, (Bu sayede) felah bulmayı umabi­lirsiniz*» (Al-i İmran/200) buyurmuştur. Allah Teala, kullan-na önce «sabrı» emretmiştir. Çünkü bu sabır, kulların kendi nefislerine karşı olan sabırdır. Sonra «musabere»yi emretmiş­tir. Musabere ise, düşmanlara karşı olan sabırdır. Mûrabata: Sabır ve musaberede sebat etmek, devam etmek ve bunlardan hiçbir zaman ayrılmamaktır.

    Kul bazan kendi nefsine karşı sabreder, fakat düşmana karşı sabredemez. Bazen düşmana karşı da sabreder, fakat bu Sabn devam ettiremez, bazen de bu sabn düşmana karşı de­vam da ettirir, fakat takva sahibi olamaz. Halbuki Allah Tea­la, bunların hepsine takvah oluşan malik ve sahip olduğunu, kurtuluşun da takvaya bağlı bulunduğunu haber vererek, «Al­lah'dan korkun ki, kurtuluşu umabîlesiniz» buyurmuştur.

    Mûrabata; Vatan sınırlarım görünen düşmanların hücum­larından devamlı korumaktır. Kalbin sınırını da görünmeyen hevanm ve şeytanın girmesinden devamlı korumaktır, aksi tak­dirde şeytan sınırdan girip kalbi memleketinden çıkartır. [4]




    Eserin yazarı: İbn Kayyım El-Cevziyye Eser: Sabredenler ve şükredenle


  4. 12.Mart.2011, 11:57
    2
    Feseyekfikehumullah



    04. Konu : Sabretmek Sabrettirmek, Sabrı Kazanmak Ve Karşılıklı Sabrı Tavsiye Etmek.

    Sabrın, bu isimlerinin arasındaki fark, kulun kendi halî-ne ve başkasıyla olan haline göredir. Bir kimse kendini venef-sini İyi ve hoş olmayanlardan kolaylıkla menederse buna «sa­bır» denir. Şayet kendini güçlükle ve acılan yudumlayarak menederse buna «tasabbur: zoraki sabır» denir. Zira bu babın binası tekellüf (bir şeyi güçlükle elde etmek) içindir. [«Takal-lüm: zoraki yumuşama», «teşeccu': zoraki kahraman», «teker-rüm: zoraki cömert olma», «tahammül: zoraki yüklenme» gi­bi.] Bir kul, sabretmeye kendini zorlar ve onun üzerinde ıs­rarla durursa, sabır onun için bir tabiat olur. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde, «Her kim sabretmek is­terse, Cenab-ı Hak ona sabır ihsan eder» buyurmuşlardır. Bir kul iffetli olmaya çalışırsa, iffet onun için bir tabiat olur. Di­ğer ahlaklar da böyledir.

    Ahlâk, çalışmakla mı kazanılır yoksa çalışmaya gerek duy­maz mı? Bu konuda alimler ihtilaf etmişlerdir. Bazıları dedi ki asla ahlak çalışmakla kazanılmaz. Nitekim bir şair, «Kaîbden, sizi unutması istenmişti fakat, kalbler değişimi ka­bul etmez» dedi. Diğer bir şair de, «Ey kendi tabiatından olma­yan şeyle süslenmek'isteyen kimse, kazanılması istenilen ahla Önüne yaradılıştaki ahlak çıkar» demiştir. Yani sonradan ahlak kazanılmaz. Çünkü Allah Teala mahlûkatı, ahlakı, rızkı ve eceli ezelde takdir etmiştir.

    Bazıları da dediler ki, Aklın, yumuşaklığın, cömertliğin, sahavetin ve kahramanlığın kazanıldığı gibi ahlakın kazanılma­sı da mümkündür. Nitekim bunlar fiiliyatta görülmektedir.

    Dediler ki «Çalışma ve uğraşma, melekeler (yetenekler) kazandırır». Bunun manası, bir kimse bir şeyle uğraşır, o iş üzerinde devam ederek adet haline getirirse, o şey onun için meleke, huy ve tabiat olur. Kul, önceleri güçlükle sabretmeye çalışır ama sonunda sabır onun için bir huy olur. Nitekim bir kimse, hilim, vakar, sükûnet ve sebat sahibi olmak için cehd-ü gayret ederse, nihayetinde bunlar onun için yaradılışındaki ta­biî ahlakları gibi olurlar.

    Dediler ki !Allah Teala, insanda, kabul etme ve'öğrenmt kuvveti ve istidadı yaratmıştır. O halde tabiatları, muktazasın-dan alıp nakletmek mümkündür. Ne var ki bu nakil, bazen za­yıf olur da az bir etkiyle kul, tabii haline döner, bazen de kuv­vetli olur, tabii haline dönmez, ancak etki çok kuvvetli oldu­ğu takdirde döner. Bu nakil, bazen o kadar sağlam olur ki, kul için ikinci bir tabiat olur da nerdeyse eski tabiatına dönemez.

    «Istibar» kelimesi, «tesabbur» kelimesinden daha mübala­ğalıdır. Tescbbur, ıstıbann başlangıcıdır. {Tekessübün, iktisa­bın başlangıcı olduğu gibi.) Tesabbur, sabretmeye başlayıp, de­vam etmektir. Istıbar ise, sabrın huy haline gelmesidir. «A/w-sabere» kelimesi, «Müfaale» babındandır. Bu babdan gelen fiil­ler, ekseri iki kişi arasında cereyan eder. (Müşateme: sövüşme, mudarebe: dövüşme gibi.) Nitekim Allah Teala, «Ey iman edenleri Sabredin ve sabır yarışında düşmanlarınızı geçin, (sı­nırlarda) nöbet beklesin, (Bu sayede) felah bulmayı umabi­lirsiniz*» (Al-i İmran/200) buyurmuştur. Allah Teala, kullan-na önce «sabrı» emretmiştir. Çünkü bu sabır, kulların kendi nefislerine karşı olan sabırdır. Sonra «musabere»yi emretmiş­tir. Musabere ise, düşmanlara karşı olan sabırdır. Mûrabata: Sabır ve musaberede sebat etmek, devam etmek ve bunlardan hiçbir zaman ayrılmamaktır.

    Kul bazan kendi nefsine karşı sabreder, fakat düşmana karşı sabredemez. Bazen düşmana karşı da sabreder, fakat bu Sabn devam ettiremez, bazen de bu sabn düşmana karşı de­vam da ettirir, fakat takva sahibi olamaz. Halbuki Allah Tea­la, bunların hepsine takvah oluşan malik ve sahip olduğunu, kurtuluşun da takvaya bağlı bulunduğunu haber vererek, «Al­lah'dan korkun ki, kurtuluşu umabîlesiniz» buyurmuştur.

    Mûrabata; Vatan sınırlarım görünen düşmanların hücum­larından devamlı korumaktır. Kalbin sınırını da görünmeyen hevanm ve şeytanın girmesinden devamlı korumaktır, aksi tak­dirde şeytan sınırdan girip kalbi memleketinden çıkartır. [4]




    Eserin yazarı: İbn Kayyım El-Cevziyye Eser: Sabredenler ve şükredenle





+ Yorum Gönder