Konusunu Oylayın.: Zikir ve virdin önemi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Zikir ve virdin önemi
  1. 11.Mart.2011, 07:32
    1
    Misafir

    Zikir ve virdin önemi

  2. 11.Mart.2011, 11:56
    2
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Zikir ve virdin önemi




    ZİKİR VE VİRDİN ÖNEMİ

    Elhamdülillâhi Rabbi8217;l-âlemîn. Ve8217;s-salâtü ve8217;s-selâmü alâ rasûlinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve ashâbihî ve ezvâcihî ve evlâdihî ve etbâihî ve ehl-i beytihî ve ümmehâtihî ve ebîhi bi-adedi külli şey8217;in fi8217;d-dünyâ ve8217;l-âhireti ve kezâlik. Ve8217;l-hamdü lillâhi Rabbi8217;l-âlemîn.
    Biliyorsunuz şu içinde yaşadığımız kâinat ve onun bir parçası olan dünya ile insan arasında müthiş benzerlikler vardır. Bu benzerlikler üzerinde düşünecek olursak şöylece sıralayabiliriz. Hatta bu benzerliklere sizler dahi düşünerek başka benzerliklerde ekleyebilirsiniz.
    Kâinat bir âlem olduğu gibi, insan da bir âlemdir.
    Dikkat edilirse görülür ki, kâinatın yapısıyla insanın yapısı aynıdır. Her ikisinde de atomdan moleküller, moleküllerden elementler, elementlerden mevcudat yaratılmıştır.
    İnsanın da temel maddesi atomlar, kâinatın da temel maddesi atomlardır.
    Dünyada inişler, çıkışlar vardır, insanın da hayatı inişler ve çıkışlardan ibarettir.
    Dünyada da mevsimler yaşanır, insan da halden hale girerek mevsimlerin dönüşümünü yaşar.

    Yeryüzünün dörtte üçü sularla kaplı olduğu gibi, vücudumuzun da dörtte üçü sularla kaplıdır.
    Nehirler gibi kan damarlarımız var olduğu gibi,
    Telefon telleri gibi sinir sistemimiz mevcuttur.
    Nasıl ki dünyada dağlar, tepeler mevcut, insanda da onun benzerleri olan burun tepe olarak, saçlarımız orman olarak yüce rabbimizce tasarlanmıştır.
    Yeryüzü ile gökyüzü evlenir, canlılar türer. İnsanlar evlenir, çocukları olur.
    Allah bütün gezegenler içinde dünyaya ehemmiyet verdiği gibi; Dünyadaki canlılar içinde de insana bir başka ehemmiyet ve üstünlük vermiştir.
    Allah bütün gezegenler içinde dünyaya neden daha fazla ehemmiyet vermiştir?
    Çünkü bu sarayın aziz misafiri insandır.

    Allah insana neden bu kadar önem vermiştir?
    Çünkü İslamiyet'i anlayıp yaşayacak olan sadece insandır.

    Şimdi görüyoruz ki, dünyanın yapısı dine uygun, din dünyanın yapısına uygun olarak rabbimizce tasarlanmıştır.
    Öyleyse insan kendi varlığında kâinatı, kâinatta da Rabbi8217;ni okumalıdır. Gitmek istediği yer cennet sarayları ise oranın adabını öğrenmeli, oraya kabul edilecek olgunluğa erişmeli ve bütün hazırlıklarımız ahirete dönük olmalıdır.
    Başta da dedik ya; bizler bu camia içinde yer aldığımıza göre; elhamdülillah iman nuru ile şereflenerek, gitmek istediğimiz yerin cennet sarayları ve rabbimizin razı olduğu kullar zümresine dâhil olmak olduğu aşikârdır.



  3. 11.Mart.2011, 11:56
    2
    Hüvel Baki..



    ZİKİR VE VİRDİN ÖNEMİ

    Elhamdülillâhi Rabbi8217;l-âlemîn. Ve8217;s-salâtü ve8217;s-selâmü alâ rasûlinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve ashâbihî ve ezvâcihî ve evlâdihî ve etbâihî ve ehl-i beytihî ve ümmehâtihî ve ebîhi bi-adedi külli şey8217;in fi8217;d-dünyâ ve8217;l-âhireti ve kezâlik. Ve8217;l-hamdü lillâhi Rabbi8217;l-âlemîn.
    Biliyorsunuz şu içinde yaşadığımız kâinat ve onun bir parçası olan dünya ile insan arasında müthiş benzerlikler vardır. Bu benzerlikler üzerinde düşünecek olursak şöylece sıralayabiliriz. Hatta bu benzerliklere sizler dahi düşünerek başka benzerliklerde ekleyebilirsiniz.
    Kâinat bir âlem olduğu gibi, insan da bir âlemdir.
    Dikkat edilirse görülür ki, kâinatın yapısıyla insanın yapısı aynıdır. Her ikisinde de atomdan moleküller, moleküllerden elementler, elementlerden mevcudat yaratılmıştır.
    İnsanın da temel maddesi atomlar, kâinatın da temel maddesi atomlardır.
    Dünyada inişler, çıkışlar vardır, insanın da hayatı inişler ve çıkışlardan ibarettir.
    Dünyada da mevsimler yaşanır, insan da halden hale girerek mevsimlerin dönüşümünü yaşar.

    Yeryüzünün dörtte üçü sularla kaplı olduğu gibi, vücudumuzun da dörtte üçü sularla kaplıdır.
    Nehirler gibi kan damarlarımız var olduğu gibi,
    Telefon telleri gibi sinir sistemimiz mevcuttur.
    Nasıl ki dünyada dağlar, tepeler mevcut, insanda da onun benzerleri olan burun tepe olarak, saçlarımız orman olarak yüce rabbimizce tasarlanmıştır.
    Yeryüzü ile gökyüzü evlenir, canlılar türer. İnsanlar evlenir, çocukları olur.
    Allah bütün gezegenler içinde dünyaya ehemmiyet verdiği gibi; Dünyadaki canlılar içinde de insana bir başka ehemmiyet ve üstünlük vermiştir.
    Allah bütün gezegenler içinde dünyaya neden daha fazla ehemmiyet vermiştir?
    Çünkü bu sarayın aziz misafiri insandır.

    Allah insana neden bu kadar önem vermiştir?
    Çünkü İslamiyet'i anlayıp yaşayacak olan sadece insandır.

    Şimdi görüyoruz ki, dünyanın yapısı dine uygun, din dünyanın yapısına uygun olarak rabbimizce tasarlanmıştır.
    Öyleyse insan kendi varlığında kâinatı, kâinatta da Rabbi8217;ni okumalıdır. Gitmek istediği yer cennet sarayları ise oranın adabını öğrenmeli, oraya kabul edilecek olgunluğa erişmeli ve bütün hazırlıklarımız ahirete dönük olmalıdır.
    Başta da dedik ya; bizler bu camia içinde yer aldığımıza göre; elhamdülillah iman nuru ile şereflenerek, gitmek istediğimiz yerin cennet sarayları ve rabbimizin razı olduğu kullar zümresine dâhil olmak olduğu aşikârdır.



  4. 11.Mart.2011, 11:57
    3
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Zikir ve virdin önemi

    Onun için hemen şu sorulara cevap aramamız gerekir.
    1-Rabbimiz bizden ne istiyor?
    2-Rabbimizin ne istediğini kâinatın sultanı efendimiz Hz. Muhammed bizlere nasıl anlatmış ve ne öğütlerde bulunmuştur?
    3-Rabbimizin sevdiği ve onun yolunun gönüllü hizmetçisi olan büyüklerimiz bizlere ne buyurmuşlardır?
    Rabbimiz bizden ne istiyor sorusuna cevap bulmak için başvurabileceğimiz en büyük kaynak yine rabbimizin kitabı Kuran-ı Kerim ve Resulullah efendimiz (s.a.v.)8217; İn Mübarek sünneti seniyyeleri, yani yaşarken bizlere bıraktığı örnek hayatlarıdır.
    Rabbimiz, yüce kitabımızda bizlerden ne istediğini, açık ve seçik olarak şu ayeti kerime ile bildirmiştir.

    8220;Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsin diye yarattım.8221; (Ez-Zariyet:56)
    Ayrıca; Resulullah (s.a.v.) efendimiz, Keşfu'l-hafa adlı kitaptaki bir kutsi hadiste Rabb8217;ımızın şöyle buyurduğunu bildirmektedir:
    8220;Ben gizli bir hazineydim, bilinmek ve tanınmak için mahlûkatı yarattım8221; (c.2s.132) Kaynak: Tasavvufun sırları; sayfa:116 / M. Nurullah Seyda (k.s.)

    Yine Bakara suresi ayet 152 de yüce ALLAH (c.c.) şöyle ferman buyurmaktadır:
    8220; O halde siz, beni anın ki, bende sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük yapmayın.8221;

    Buna müteakip Efendimiz (s.a.v.) ise, Ebu Hüreyre (r.a) den nakledilen bir hadiste şöyle buyurmaktadır: 8220; Cenab-ı Allah şöyle ferman buyuruyor: Ben kulumun bana olan zannı üzereyim. O beni anarsa onunla beraber olurum. O beni kalbinden anarsa ben de onu içimden anarım. O beni bir toplulukta anarsa, ben onu, ondan daha üstün bir toplulukta anarım. Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın aklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim.8221; diye bildirmektedir.(Buhari-Müslim-Tirmizi-Nesei-İbni Mace-Ahmed)

    Şimdi bu açık ve net ayeti kerimelerden vede hadislerden sonra tekrar yine konumuzun baş tarafındaki dünya ve insan benzetmesini neden yaptığımıza gelelim. Sanırım bazılarımız acaba neden bu kıyaslamaları yaptı ya da konuyla ne alakası vardır diye sormuştur. Siz kardeşlerime şöyle bir soru yöneltirsem acaba cevabınız ne olur du?
    Güneş olmasaydı dünyanın hali nice olur du? Ya da Güneş durup dururken rabbimizden aldığı emir gereği her gün doğup batışını aksatsaydı bu güzelim dünyamızın hali nice olurdu?
    Elbette ki cevaplarımız, genel olarak; bu dünyanın sonu olurdu, dünya karanlıkta kalırdı ya da dünya donup buzullara dönüşürdü gibi yanıtlarda birleşirdik. İşte Dünya, Güneşten ışığını almazsa nasıl harap olursa; biz insanlarda cenab-ı Hakkı anmazsak, onu tespih atlarla, tefekkürlerimizle hatırlamazsak yani zikir vazifemizi yerine getirmez isek, HARAP OLURUZ. Denilebilir ki ZİKİR; BİZ İNSANLARIN, BİR NEVİ GÜNEŞ GİBİ HAYAT KAYNAĞIDIR. İmanımızın nurlanması için bir ışık, pırıl pırıl olmasına vesile olan bir temizleme, arındırma yöntemidir.

    Cenab-ı Hak Ra8217;d suresindeki -27,28 ayetlerinde şöyle ferman buyurmaktadır:
    8220;Kendisine kalbi ile yöneleni hidayete erdirir.8221;
    8220;Bunlar, Allah8217;a iman edenler ve kalpleri Allah8217;ın zikriyle huzura kavuşanlardır. İyice bilin ki, ancak Allah8217;ı anmakla kalpler yatışır ve huzur bulur.8221;

    Bir başka Hadisi şerifte de efendimiz şöyle ferman buyurmaktadırlar;
    8220;Dikkat ediniz, Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi olduğu zaman bütün vücut iyi olur O kötü olduğu zaman bütün vücut kötü olur. İşte o et parçası kalptir "( sahi-i Bahari c.1-s.60-h.ş no,40)

    Büyüklerimizin üzerinde sıklıkla durduğu bu hadisi şerife, Şeyh Muhammed Nurullah (k.s.) efendi; şöyle açıklık getirmektedir:8220; Demek oluyor ki zahiri cesedin amel ve fiillerinin düzelmesi ve bozulması, içerdeki kalbin düzelmesine ve bozulmasına bağlıdır. Bunun için kalbi düzeltmek istiyorsak ya da kalbimiz hep düzgün kalsın istiyorsak, o zaman onu ( zikrullah ile) süsleyip korumalı ve hastalığını da bu yolla tedavi etmeye gayret etmeliyiz diye buyurmaktadırlar. (Tasavvufun Sırları Kitabından)
    Yine Zikrin önem ve ehemmiyetini açıklıkla anlatan bir başka ayeti kerimde de yüce Allah (c.c.) şöyle ferman buyurmaktadır:
    8220;Akıl sahipleri o kimselerdir ki, ayakta oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah8217;ı zikrederler (anarlar). Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler: 8220; Rabb8217;imiz (derler), bunu boş yere yaratmadın. Sen yücesin. Artık bizi cehennem ateşinden koru.8221; (Ali İmran.191)



  5. 11.Mart.2011, 11:57
    3
    Hüvel Baki..
    Onun için hemen şu sorulara cevap aramamız gerekir.
    1-Rabbimiz bizden ne istiyor?
    2-Rabbimizin ne istediğini kâinatın sultanı efendimiz Hz. Muhammed bizlere nasıl anlatmış ve ne öğütlerde bulunmuştur?
    3-Rabbimizin sevdiği ve onun yolunun gönüllü hizmetçisi olan büyüklerimiz bizlere ne buyurmuşlardır?
    Rabbimiz bizden ne istiyor sorusuna cevap bulmak için başvurabileceğimiz en büyük kaynak yine rabbimizin kitabı Kuran-ı Kerim ve Resulullah efendimiz (s.a.v.)8217; İn Mübarek sünneti seniyyeleri, yani yaşarken bizlere bıraktığı örnek hayatlarıdır.
    Rabbimiz, yüce kitabımızda bizlerden ne istediğini, açık ve seçik olarak şu ayeti kerime ile bildirmiştir.

    8220;Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsin diye yarattım.8221; (Ez-Zariyet:56)
    Ayrıca; Resulullah (s.a.v.) efendimiz, Keşfu'l-hafa adlı kitaptaki bir kutsi hadiste Rabb8217;ımızın şöyle buyurduğunu bildirmektedir:
    8220;Ben gizli bir hazineydim, bilinmek ve tanınmak için mahlûkatı yarattım8221; (c.2s.132) Kaynak: Tasavvufun sırları; sayfa:116 / M. Nurullah Seyda (k.s.)

    Yine Bakara suresi ayet 152 de yüce ALLAH (c.c.) şöyle ferman buyurmaktadır:
    8220; O halde siz, beni anın ki, bende sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük yapmayın.8221;

    Buna müteakip Efendimiz (s.a.v.) ise, Ebu Hüreyre (r.a) den nakledilen bir hadiste şöyle buyurmaktadır: 8220; Cenab-ı Allah şöyle ferman buyuruyor: Ben kulumun bana olan zannı üzereyim. O beni anarsa onunla beraber olurum. O beni kalbinden anarsa ben de onu içimden anarım. O beni bir toplulukta anarsa, ben onu, ondan daha üstün bir toplulukta anarım. Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın aklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim.8221; diye bildirmektedir.(Buhari-Müslim-Tirmizi-Nesei-İbni Mace-Ahmed)

    Şimdi bu açık ve net ayeti kerimelerden vede hadislerden sonra tekrar yine konumuzun baş tarafındaki dünya ve insan benzetmesini neden yaptığımıza gelelim. Sanırım bazılarımız acaba neden bu kıyaslamaları yaptı ya da konuyla ne alakası vardır diye sormuştur. Siz kardeşlerime şöyle bir soru yöneltirsem acaba cevabınız ne olur du?
    Güneş olmasaydı dünyanın hali nice olur du? Ya da Güneş durup dururken rabbimizden aldığı emir gereği her gün doğup batışını aksatsaydı bu güzelim dünyamızın hali nice olurdu?
    Elbette ki cevaplarımız, genel olarak; bu dünyanın sonu olurdu, dünya karanlıkta kalırdı ya da dünya donup buzullara dönüşürdü gibi yanıtlarda birleşirdik. İşte Dünya, Güneşten ışığını almazsa nasıl harap olursa; biz insanlarda cenab-ı Hakkı anmazsak, onu tespih atlarla, tefekkürlerimizle hatırlamazsak yani zikir vazifemizi yerine getirmez isek, HARAP OLURUZ. Denilebilir ki ZİKİR; BİZ İNSANLARIN, BİR NEVİ GÜNEŞ GİBİ HAYAT KAYNAĞIDIR. İmanımızın nurlanması için bir ışık, pırıl pırıl olmasına vesile olan bir temizleme, arındırma yöntemidir.

    Cenab-ı Hak Ra8217;d suresindeki -27,28 ayetlerinde şöyle ferman buyurmaktadır:
    8220;Kendisine kalbi ile yöneleni hidayete erdirir.8221;
    8220;Bunlar, Allah8217;a iman edenler ve kalpleri Allah8217;ın zikriyle huzura kavuşanlardır. İyice bilin ki, ancak Allah8217;ı anmakla kalpler yatışır ve huzur bulur.8221;

    Bir başka Hadisi şerifte de efendimiz şöyle ferman buyurmaktadırlar;
    8220;Dikkat ediniz, Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi olduğu zaman bütün vücut iyi olur O kötü olduğu zaman bütün vücut kötü olur. İşte o et parçası kalptir "( sahi-i Bahari c.1-s.60-h.ş no,40)

    Büyüklerimizin üzerinde sıklıkla durduğu bu hadisi şerife, Şeyh Muhammed Nurullah (k.s.) efendi; şöyle açıklık getirmektedir:8220; Demek oluyor ki zahiri cesedin amel ve fiillerinin düzelmesi ve bozulması, içerdeki kalbin düzelmesine ve bozulmasına bağlıdır. Bunun için kalbi düzeltmek istiyorsak ya da kalbimiz hep düzgün kalsın istiyorsak, o zaman onu ( zikrullah ile) süsleyip korumalı ve hastalığını da bu yolla tedavi etmeye gayret etmeliyiz diye buyurmaktadırlar. (Tasavvufun Sırları Kitabından)
    Yine Zikrin önem ve ehemmiyetini açıklıkla anlatan bir başka ayeti kerimde de yüce Allah (c.c.) şöyle ferman buyurmaktadır:
    8220;Akıl sahipleri o kimselerdir ki, ayakta oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah8217;ı zikrederler (anarlar). Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler: 8220; Rabb8217;imiz (derler), bunu boş yere yaratmadın. Sen yücesin. Artık bizi cehennem ateşinden koru.8221; (Ali İmran.191)



  6. 11.Mart.2011, 11:57
    4
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Zikir ve virdin önemi

    "Ey inananlar, Allah'ı çokça zikredin ve O'nu sabah akşam tesbih edin" (el-Ahzâb, 33/41, 42).
    Birde şu ayeti kerimeyi Elmalının tefsirinden okuyalım:
    8220;İşte ey Muhammed! Onları söyle ve nefsinde Rabbini zikret, bir tazarru ve yakarış ile ve bir nevi korku ile yani korkarak, çekinerek ve yalvararak, yakararak, kalben ve fikren sesli olmayan bir söz ile, yani sırrî olanın biraz üstünde, yalnızca kendin işitecek kadar, kırâet veya dua veyahut dil ile yapılan zikirlerden güzel tefekküre engel olmayacak şekilde sabahları ve akşamları, (işte böylece) içinden Rabbini zikretmeyi kendine vird et, ve gafillerden olma. Kalbin daima uyanık olsun ve Allah'ı zikretmeye devam et.(araf suresi ayet 205)
    Bu ayetler ve buna benzer nasihat dolu ayetler, bir haylice yer almıştır yüce kitabımız Kuran-ı Kerimde. Sadece zikir, aynı kökten gelen kelimelerle birlikte, Kur'ân'da üç yüz'e yakın yerde geçmektedir.
    Gavs-ı Sani k.s. Hz.leri:
    Zikre devam ediniz, virde önem veriniz. Çünkü kalbin tek ilacı zikirdir. Kuran okumak, salâvat çekmek, hizmet etmek sevaptır; fakat bunlar kalbe ilaç olmaz, nefsin çirkin sıfatlarını değiştirmez. Nefsi ancak zikir terbiye eder. Buyururlar.
    Bütün Allah dostları dostluk liyakatini zikir ve edeple almışlardır. Bizler de bu şereften nasiplenmek istiyorsak aynı yolu takip etmeliyiz.
    Sanırım şimdi neden bu konuyu sizlerle paylaşmak istememin sebebini anlamışsınızdır. Malumunuzdur ki, etrafımıza samimiyetle göz atarsak, bir çoğumuzun belkide hemen yanı başında bir kamil mürşit olma olasılığı çok yüksektir. Olmasada bile, bir mürşit bulmuş tanıdığımız birileri illaki mevcuttur.Bu bizler için ganimet olmalıdır. Bu bizler için kaçırılmaz bir fırsat olup, halen vird almamış olan kardeşlerimiz için bunu, Rabbimizin bize bir ikramı diye düşünüp, o şeyhimizden vird almayı şiddetle arzulamalıyız. Almış olanlarımızın ise ihlâsla, itina ile ve tüm samimiyetimizle virtlerimizi günübirlik yapmada özen göstermeyi kendimize düstur edinmeliyiz. Bu uğurda elimizden gelen gayreti göstermeliyiz.

    Birde şu ayeti kerimelerin mealine kulak verelim:
    ARAF-179 - Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler.Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.
    180 - Oysa en güzel isimler Allah'ındır. Bundan dolayı Allah'a onlarla dua edin. Onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri (inkârcıları) terkedin. Onlar yakında yaptıklarının cezasını çekecekler.
    181-Cehennem için yaratılmış olan böyle gafillere, böyle dinsizlere karşılık yarattığımız kimselerden öyle bir bir ümmet, öyle üstün bir cemaat de vardır ki, hakka sarılarak rehberlik ederler ve yol gösterirler ve hakkiyle adalet eylerler. Şu halde bunların oy birliğiyle ortaya koydukları kararlara uymak, arkalarından gitmek hidayettir ve bütün bunlar Allah'ın âyetlerindendir.

    Bu ayetler, net olarak bizlere gafillerden olma, sapıklardan yani inkârcılardan olma ve onları terk et derken, nasıl olmamız gerektiğini, neler yapmamız gerektiğini açık seçik olarak tarif etmektedir.
    Yine malumunuzdur ki, bu kapıya(tarikat kapısına) gelenlere hiçbir baskı olmadan sadece kişinin kendi isteği ve arzusu nedeniyle vede üstadlarca uygun görülmesi halinde verilen virt konusuna da değinelim inşaallah.
    Büyükler, kim mürşidinin sırrına ulaşmak istiyorsa virde sarılsın. Çünkü mürşidin sırrı onda gizlidir, demişlerdir.
    Bir adam Cüneyd-i Bağdadi k.s.nin elinde tesbih gördü. Hayret etti ve: Sen bu derece yüksek şeref ve makam sahibi bir insan iken, hâlâ elinde tesbih mi taşıyorsun? diye sordu. Bu büyük zaat adama döndü ve dedi ki:
    - Evet tesbih taşıyorum. O benim bu makamlara ulaşma sebebimdir. Onu hiçbir zaman terk etmem. (İkazul-Himem)
    Sabit el-Benanî k.s.nin oğlu anlatır:
    Vefatı yaklaştığında babamın yanına vardım. Kendisine kelime-i tevhidi telkin etmek istedim. Babacığım lâ ilahe illAllah de! diye hatırlatmada bulundum. Bana dönerek: Oğlum! Beni kendi halime bırak. Ben şu anda günlük altıncı virdimi yapmakla meşgulüm. dedi. (İbnul-Cevzî, Sıfatus-Safve)
    İşte bu kadar kıymet içeren bu mevzu, yani vird hakkında da azda olsa bilgi verelim istedik. Belki yazılışı ve ve söylenişiyle çok kısacık olsa da virtlerimiz bizleri bize sanki hayal gibiymiş gibi gelen yaşantılara ulaşmaya vesiledir.
    Bütün Müslümanların üstadı Ebu Hamid Gazali (rah) insanın suhi basiretinin açılması hususunda şöyle der: Zannetme ki bu güç-basiret-sadece uyku ve ölümle açılır. Bilakis cihad ve riyazetini ihlasla yapan, şehvet, gazab ve kötü amellerin elinden kurtulabilen kimseler için uyanıklık halinde açılır. Bir kimse tenha bir yerde oturup, duyu yollarını iptal eder, kalbini lafz-ı Celal8217;e müstağrak (Mânevi bir vaziyete dalmış, sahip eder.)kılar. (Yani diliyle değil kalbiyle8221; ALLAH ALLAH8221; demeye başlar.) Kendinden habersiz olup Allah (c.c.)8217;tan başka hiçbir şeyi görmez olunca bu kuvvet (basiret) açılır. Yakaza (uyanıklık) halinde enbiya ve elliyanın ruhlarını ve melekleri görür, kendisine yer ve göklerin sırrı açılır.
    8220;senin perdeni kaldırdık, bu gün görüşün keskindir8221; (El-Kaf:22) ayeti kerimesi mucibinde açıklanması ve anlatılması mümkün olmayan şeyleri görür. Nitekim Resulullah efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    8220;Benim için yer dürüldü de doğusunu ve batısını gördüm8221; (Tefsir-i Kurtubi) demiştir.
    Bizim tarikatımızda (Nakşibendi) zikrin usulü şöyledir: Her türlü hatıra gelecek şeylerden ve sükunet bulduğumuz bir yerde iki rekat namaz kılınır. Ardından 25 Estağfurullah çekilir ve ardından da gözler yumularak beş dakika ölüm halleri üzerine, ölüm rabıtası yapılır( rabıta-yı mevt). Ardından yine Resulullah8217;ın (s.a.v) ruhaniyetinden, şeyhimizin ruhaniyetine gelinceye kadar gelen büyüklerimize rabıta yapılarak himmet ve istimdad talebinde bulunulur (mürşit rabıtası). Bunlar yapıldıktan sonrada Allah8217;u tealanın azamet, yüceliği ve kudreti düşünülür. Bunun ardından da 8220;lafza-i celal- ALLAH8221; zikrine dil damağa yapıştırılarak başlanır. Üstad kime ne kadar vermişse o sayı adedince dil ağızda oynatılmadan içimizden tekrar ederiz.
    Günlük vird ilaç gibidir. Bu ilacın ne zaman ne kadar alınacağını manevi doktor olan mürşid belirler. Hastaya ilacı reçeteye uygun olarak içmek düşer. Kâmil mürşid, vird verdiği kimseye sevgi ve feyiz de verir. Onu kontrol eder. Dua ile destekler. Şeytanın tuzaklarını tanır, hilelerini bilir. Onun zikri kullanıp müridi düşürebileceği benlik, ibadetine güvenme, insanları küçük görme, Allah rızasını unutup keşif keramet gibi şeylere yönelme tehlikelerine karşı tedbir alır.
    Arifler der ki: Zikrin sayısı ve şekli değişebilir, fakat kuldan hiçbir zaman zikir vazifesi düşmez. Bu vazife ölene kadar sürer. Berzah ve ahiret aleminde de devam eder. Ayrıca, zikir ne kadar yüksek olursa olsun, kuldan hiçbir ibadeti düşürmez. Gerçek zikir, ibadetlere lezzet katar, kalbi destekler, kulu istikamet üzere tutar.
    Sabit el-Benanî k.s.nin oğlu anlatır:
    Vefatı yaklaştığında babamın yanına vardım. Kendisine kelime-i tevhidi telkin etmek istedim. Babacığım lâ ilahe illAllah de! diye hatırlatmada bulundum. Bana dönerek: Oğlum! Beni kendi halime bırak. Ben şu anda günlük altıncı virdimi yapmakla meşgulüm. dedi. (İbnul-Cevzî, Sıfatus-Safve)



  7. 11.Mart.2011, 11:57
    4
    Hüvel Baki..
    "Ey inananlar, Allah'ı çokça zikredin ve O'nu sabah akşam tesbih edin" (el-Ahzâb, 33/41, 42).
    Birde şu ayeti kerimeyi Elmalının tefsirinden okuyalım:
    8220;İşte ey Muhammed! Onları söyle ve nefsinde Rabbini zikret, bir tazarru ve yakarış ile ve bir nevi korku ile yani korkarak, çekinerek ve yalvararak, yakararak, kalben ve fikren sesli olmayan bir söz ile, yani sırrî olanın biraz üstünde, yalnızca kendin işitecek kadar, kırâet veya dua veyahut dil ile yapılan zikirlerden güzel tefekküre engel olmayacak şekilde sabahları ve akşamları, (işte böylece) içinden Rabbini zikretmeyi kendine vird et, ve gafillerden olma. Kalbin daima uyanık olsun ve Allah'ı zikretmeye devam et.(araf suresi ayet 205)
    Bu ayetler ve buna benzer nasihat dolu ayetler, bir haylice yer almıştır yüce kitabımız Kuran-ı Kerimde. Sadece zikir, aynı kökten gelen kelimelerle birlikte, Kur'ân'da üç yüz'e yakın yerde geçmektedir.
    Gavs-ı Sani k.s. Hz.leri:
    Zikre devam ediniz, virde önem veriniz. Çünkü kalbin tek ilacı zikirdir. Kuran okumak, salâvat çekmek, hizmet etmek sevaptır; fakat bunlar kalbe ilaç olmaz, nefsin çirkin sıfatlarını değiştirmez. Nefsi ancak zikir terbiye eder. Buyururlar.
    Bütün Allah dostları dostluk liyakatini zikir ve edeple almışlardır. Bizler de bu şereften nasiplenmek istiyorsak aynı yolu takip etmeliyiz.
    Sanırım şimdi neden bu konuyu sizlerle paylaşmak istememin sebebini anlamışsınızdır. Malumunuzdur ki, etrafımıza samimiyetle göz atarsak, bir çoğumuzun belkide hemen yanı başında bir kamil mürşit olma olasılığı çok yüksektir. Olmasada bile, bir mürşit bulmuş tanıdığımız birileri illaki mevcuttur.Bu bizler için ganimet olmalıdır. Bu bizler için kaçırılmaz bir fırsat olup, halen vird almamış olan kardeşlerimiz için bunu, Rabbimizin bize bir ikramı diye düşünüp, o şeyhimizden vird almayı şiddetle arzulamalıyız. Almış olanlarımızın ise ihlâsla, itina ile ve tüm samimiyetimizle virtlerimizi günübirlik yapmada özen göstermeyi kendimize düstur edinmeliyiz. Bu uğurda elimizden gelen gayreti göstermeliyiz.

    Birde şu ayeti kerimelerin mealine kulak verelim:
    ARAF-179 - Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler.Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir.
    180 - Oysa en güzel isimler Allah'ındır. Bundan dolayı Allah'a onlarla dua edin. Onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri (inkârcıları) terkedin. Onlar yakında yaptıklarının cezasını çekecekler.
    181-Cehennem için yaratılmış olan böyle gafillere, böyle dinsizlere karşılık yarattığımız kimselerden öyle bir bir ümmet, öyle üstün bir cemaat de vardır ki, hakka sarılarak rehberlik ederler ve yol gösterirler ve hakkiyle adalet eylerler. Şu halde bunların oy birliğiyle ortaya koydukları kararlara uymak, arkalarından gitmek hidayettir ve bütün bunlar Allah'ın âyetlerindendir.

    Bu ayetler, net olarak bizlere gafillerden olma, sapıklardan yani inkârcılardan olma ve onları terk et derken, nasıl olmamız gerektiğini, neler yapmamız gerektiğini açık seçik olarak tarif etmektedir.
    Yine malumunuzdur ki, bu kapıya(tarikat kapısına) gelenlere hiçbir baskı olmadan sadece kişinin kendi isteği ve arzusu nedeniyle vede üstadlarca uygun görülmesi halinde verilen virt konusuna da değinelim inşaallah.
    Büyükler, kim mürşidinin sırrına ulaşmak istiyorsa virde sarılsın. Çünkü mürşidin sırrı onda gizlidir, demişlerdir.
    Bir adam Cüneyd-i Bağdadi k.s.nin elinde tesbih gördü. Hayret etti ve: Sen bu derece yüksek şeref ve makam sahibi bir insan iken, hâlâ elinde tesbih mi taşıyorsun? diye sordu. Bu büyük zaat adama döndü ve dedi ki:
    - Evet tesbih taşıyorum. O benim bu makamlara ulaşma sebebimdir. Onu hiçbir zaman terk etmem. (İkazul-Himem)
    Sabit el-Benanî k.s.nin oğlu anlatır:
    Vefatı yaklaştığında babamın yanına vardım. Kendisine kelime-i tevhidi telkin etmek istedim. Babacığım lâ ilahe illAllah de! diye hatırlatmada bulundum. Bana dönerek: Oğlum! Beni kendi halime bırak. Ben şu anda günlük altıncı virdimi yapmakla meşgulüm. dedi. (İbnul-Cevzî, Sıfatus-Safve)
    İşte bu kadar kıymet içeren bu mevzu, yani vird hakkında da azda olsa bilgi verelim istedik. Belki yazılışı ve ve söylenişiyle çok kısacık olsa da virtlerimiz bizleri bize sanki hayal gibiymiş gibi gelen yaşantılara ulaşmaya vesiledir.
    Bütün Müslümanların üstadı Ebu Hamid Gazali (rah) insanın suhi basiretinin açılması hususunda şöyle der: Zannetme ki bu güç-basiret-sadece uyku ve ölümle açılır. Bilakis cihad ve riyazetini ihlasla yapan, şehvet, gazab ve kötü amellerin elinden kurtulabilen kimseler için uyanıklık halinde açılır. Bir kimse tenha bir yerde oturup, duyu yollarını iptal eder, kalbini lafz-ı Celal8217;e müstağrak (Mânevi bir vaziyete dalmış, sahip eder.)kılar. (Yani diliyle değil kalbiyle8221; ALLAH ALLAH8221; demeye başlar.) Kendinden habersiz olup Allah (c.c.)8217;tan başka hiçbir şeyi görmez olunca bu kuvvet (basiret) açılır. Yakaza (uyanıklık) halinde enbiya ve elliyanın ruhlarını ve melekleri görür, kendisine yer ve göklerin sırrı açılır.
    8220;senin perdeni kaldırdık, bu gün görüşün keskindir8221; (El-Kaf:22) ayeti kerimesi mucibinde açıklanması ve anlatılması mümkün olmayan şeyleri görür. Nitekim Resulullah efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    8220;Benim için yer dürüldü de doğusunu ve batısını gördüm8221; (Tefsir-i Kurtubi) demiştir.
    Bizim tarikatımızda (Nakşibendi) zikrin usulü şöyledir: Her türlü hatıra gelecek şeylerden ve sükunet bulduğumuz bir yerde iki rekat namaz kılınır. Ardından 25 Estağfurullah çekilir ve ardından da gözler yumularak beş dakika ölüm halleri üzerine, ölüm rabıtası yapılır( rabıta-yı mevt). Ardından yine Resulullah8217;ın (s.a.v) ruhaniyetinden, şeyhimizin ruhaniyetine gelinceye kadar gelen büyüklerimize rabıta yapılarak himmet ve istimdad talebinde bulunulur (mürşit rabıtası). Bunlar yapıldıktan sonrada Allah8217;u tealanın azamet, yüceliği ve kudreti düşünülür. Bunun ardından da 8220;lafza-i celal- ALLAH8221; zikrine dil damağa yapıştırılarak başlanır. Üstad kime ne kadar vermişse o sayı adedince dil ağızda oynatılmadan içimizden tekrar ederiz.
    Günlük vird ilaç gibidir. Bu ilacın ne zaman ne kadar alınacağını manevi doktor olan mürşid belirler. Hastaya ilacı reçeteye uygun olarak içmek düşer. Kâmil mürşid, vird verdiği kimseye sevgi ve feyiz de verir. Onu kontrol eder. Dua ile destekler. Şeytanın tuzaklarını tanır, hilelerini bilir. Onun zikri kullanıp müridi düşürebileceği benlik, ibadetine güvenme, insanları küçük görme, Allah rızasını unutup keşif keramet gibi şeylere yönelme tehlikelerine karşı tedbir alır.
    Arifler der ki: Zikrin sayısı ve şekli değişebilir, fakat kuldan hiçbir zaman zikir vazifesi düşmez. Bu vazife ölene kadar sürer. Berzah ve ahiret aleminde de devam eder. Ayrıca, zikir ne kadar yüksek olursa olsun, kuldan hiçbir ibadeti düşürmez. Gerçek zikir, ibadetlere lezzet katar, kalbi destekler, kulu istikamet üzere tutar.
    Sabit el-Benanî k.s.nin oğlu anlatır:
    Vefatı yaklaştığında babamın yanına vardım. Kendisine kelime-i tevhidi telkin etmek istedim. Babacığım lâ ilahe illAllah de! diye hatırlatmada bulundum. Bana dönerek: Oğlum! Beni kendi halime bırak. Ben şu anda günlük altıncı virdimi yapmakla meşgulüm. dedi. (İbnul-Cevzî, Sıfatus-Safve)



  8. 11.Mart.2011, 11:58
    5
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Zikir ve virdin önemi

    Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.(hadid suresi ayet1)
    Bu ayeti celile den anlıyoruz ki, ALLAH (c.c.) ın yarattığı bütün canlı varlıklar ALLAH (c.c.) zikir ederler.
    bunu kalb gözü açık olan ALLAH cc veli kulları müşahade ederler.
    buna misal olarak şu meseleyi arz ederiz.
    Bir gün Üftâde hazretleri ( Bursada yaşamış, Celvetiye tarikatı piri,Aziz Mahmut Hüdai Hz. Şeyhidir) talebeleri ile kırlarda sohbet etmişlerdi. Bir ara talebeler etrafa dağılarak herbiri birer demet çiçek topladılar. Hüdâyî Efendi ise elinde kurumuş ve sapı kırılmış bir çiçek olduğu hâlde döndü. Herkes hediyelerini şeyhleri Üftâde hazretlerine takdim etmiş o da kabûl ederek memnuniyetini belirtmiş ve duâlar etmişti.
    Hüdâyî de hediyesini verince, Üftâde hazretleri:
    "Oğlum, arkadaşlarınız demet demet çiçek getirdiler. Siz bize bir tek solmuş çiçeği mi lâyık gördünüz?" buyurdu.
    Hazret-i Hüdâyî de; "Efendimize ne getirsem azdır. Fakat koparmak için el uzattığım her çiçek Allahü teâlâyı tesbih ediyordu. Bu tesbihi işiterek el çekip hiç birini koparamadım. Ancak kurumuş ve sapının kırılmış olmasından dolayı bu çiçeği tesbihten kesilmiş gördüm. Bu sebeple bunu getirebildim diyerek kalb gözü açık olan Hazret-i Hüdâyî nin bu örneği bizler için bir ilham kaynağı olmalıdır.."

    Yüce Allah, cümlemize; zikrin lezzetine, faziletine ve nimetine erişip, kalbi zikirle ilerlemeyi nasip ve müesser eylesin.
    CÜMLEMİZE NASİP OLA İNŞAALLAH.
    Amin.

    -ALINTI-



  9. 11.Mart.2011, 11:58
    5
    Hüvel Baki..
    Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.(hadid suresi ayet1)
    Bu ayeti celile den anlıyoruz ki, ALLAH (c.c.) ın yarattığı bütün canlı varlıklar ALLAH (c.c.) zikir ederler.
    bunu kalb gözü açık olan ALLAH cc veli kulları müşahade ederler.
    buna misal olarak şu meseleyi arz ederiz.
    Bir gün Üftâde hazretleri ( Bursada yaşamış, Celvetiye tarikatı piri,Aziz Mahmut Hüdai Hz. Şeyhidir) talebeleri ile kırlarda sohbet etmişlerdi. Bir ara talebeler etrafa dağılarak herbiri birer demet çiçek topladılar. Hüdâyî Efendi ise elinde kurumuş ve sapı kırılmış bir çiçek olduğu hâlde döndü. Herkes hediyelerini şeyhleri Üftâde hazretlerine takdim etmiş o da kabûl ederek memnuniyetini belirtmiş ve duâlar etmişti.
    Hüdâyî de hediyesini verince, Üftâde hazretleri:
    "Oğlum, arkadaşlarınız demet demet çiçek getirdiler. Siz bize bir tek solmuş çiçeği mi lâyık gördünüz?" buyurdu.
    Hazret-i Hüdâyî de; "Efendimize ne getirsem azdır. Fakat koparmak için el uzattığım her çiçek Allahü teâlâyı tesbih ediyordu. Bu tesbihi işiterek el çekip hiç birini koparamadım. Ancak kurumuş ve sapının kırılmış olmasından dolayı bu çiçeği tesbihten kesilmiş gördüm. Bu sebeple bunu getirebildim diyerek kalb gözü açık olan Hazret-i Hüdâyî nin bu örneği bizler için bir ilham kaynağı olmalıdır.."

    Yüce Allah, cümlemize; zikrin lezzetine, faziletine ve nimetine erişip, kalbi zikirle ilerlemeyi nasip ve müesser eylesin.
    CÜMLEMİZE NASİP OLA İNŞAALLAH.
    Amin.

    -ALINTI-






+ Yorum Gönder