Konusunu Oylayın.: İmam Zehebi Kimdir ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
İmam Zehebi Kimdir ?
  1. 09.Mart.2011, 22:11
    1
    Misafir

    İmam Zehebi Kimdir ?






    İmam Zehebi Kimdir ? Mumsema İmam Zehebi Kimdir İmam Zehebi hayatı hakkında eğitici bir yazı yazar mısınız ?


  2. 09.Mart.2011, 22:11
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 10.Mart.2011, 00:23
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: İmam Zehebi Kimdir ?




    İmam Zehebi

    1-Ailesi, Doğumu Ve Yaşadığı Çağ

    İmam Zehebî, hicri 673 miladi 1374 yılının Rabiü'l evvel ayında, Şam şehrinde dünyaya gelmiş bir Türkmen büyüğüdür.

    Aslen Diyarbakır'a bağlı Meyyarfar kın şehrinde oturan Türkmen bir ailenin çocuğudur. Diyar-ı Bekir o zaman şehrin değil mıntıkanın adıydı. Bu gün Meyyarfar kın diye bir yer resmen anılmasada burası bütün Diyarbakır halkının bildiği, Ülkemizin en kadim şehirlerinden birisi olan Silvan’dır.[11]

    Dedesi Kaymaz hicri 661 de, 109 yaşında iken Silvanda vefat etmiştir. Bu zat Zehebî'nin dedesi Osman'ın babasıdır. Dedesi Osman ise yine Zehebî'nin bildirdiğine göre Ümmî bir zat olup Allah'a tam teslim olan bir zat imiş[12]. Allah'tan ruhunu Cunfa gecesi almasını niyaz eder imiş ki 683 yılında Cuma gecesi vefat etmiş."[13]

    Babası Şihabüddin Ahmed'e gelince, yine Zehebî'nin Mıtcemdekİ kısa tercemesi nden onun âlım ve fadıl biri olup rivayet ilmine aşina bir zat olduğu anlaşılıyor.

    Hicri 641 de Şam'da dünyaya gelmiş ve yine orada 697 yılında, genç bîr çağda vefat etmiştir. Babası Zehebî'nin ilk hocasıdır. Zehebî Babası Said b. Muhammed, Ya'kup b. Ahmed- Ali b. Ahmed, Ali b. Rüzbe, Ali b. Baka, Abdüs Samed b. Abdi'l Kerim, Hüseyin b. Ebî Bekr, Ebü'l Vakt es Siczî, Ebü'l Hasen ed Davudi, Ebû Muhammed es-Serahsî, Muhammed b. Yusuf, Muhammed b. İsmail, Mekkî b. İbrahim, Abdullah b. Ebî Hind, Babası, İbni Abbas (r.a.) isnadı ile Efendimiz (s.a.v.)'in

    (İnsanlardan çoğu şu iki nfmetle, sağlık ve boş vakit hususunda aldanmıştır)[14] hadisini nakleder.[15]

    İşte esas "Zehebî" diye adlanan zat önce babası idi. Sarraflıkla meşgul olduğu için bu anlamda Zehebî denmiştin Bu sayede köleler azad edecek kadar zenginleşmiş idi.

    Annesi Musul asıllı, Alemüddîn Ebû Bekir Sancar b. Abdullah'ın kızıdır.[16]

    Yine kendisini n Mucemin dibacesin de anlatışından, kendisine önceleri "İbniz-Zehebî" dendiği anlaşılırsada Beşşar Avvadın "Ez Ze-hebî" adlı eserinde de (sayfa 79) işaret ettiği gibi daha sonraları ba-ba mesleğini bizzat icra edişinden olsa gerekki "İbni'1 kelimesi kaldı-rılıp kendi devrinin yazarlarınca bile "Zehebî" diye anılmıştır.

    Zehebinin babası âlim olduğu gibi, hemen hemen ailenin tama-mıda alimlerde n teşekkül etmiştir.

    Öz halası Sittü'l Ehl bn. Osman devrinin icazet sahibesi alime-Ierinden idi. Aynı zamanda Zehebî'nin süt annesidir . Zehebî ondan rivayet eder ki, bundan Zehebî Mucemde "Bana halam Süteyt, îbni Ebi'l Yüsr'dan rivayetle haber verdiki.. ." diyerek Ebû Musa el- Eşari (r.a) tan: Ben ve Ebûd-Derda Peygamber (s.a.v.)in yanındayken «Kim iki çenesi arasındakini (dilini) iyi korursa, Cennete girer.»[17] hadisini müsned olarak nakleder.[18]

    Zehebî yine dayısı Ali b. Sincer b. Abdillah el- Mevsilî'den de okumuştur. Bu zat aynı zamanda Zehebî ile beraber Balebek şehrinde et-Tac AbdiTl Halik'tan da okumuştu. 736 da vefat etti.

    Yine Halası Fatıma'nm eşi Ahmed b. Abdi'l Ganî de devrin hadis alimeleri nden olup "İbni Haristanî" diye tanınırdı.

    İşte Zehebînin aile çevresi böyle ilim ehli insanlard an teşekkül ediyordu. Ailenin aynı zamanda zengin olması Zehebî'nin bütün efradının alim olmalarını sağlamıştı. İleride de temas edeceğim gibi kızı, Emetü'l Aziz. büyük oğlu Ebûdderdâ Abdullah ve küçük oğlu Şihabüddİn Ebû Hureyre Abdurrahm an'da o devrin ileri gelen alimler-inden idi. Bu kızından olan torunu Abdü'l Kadirde iyi bir alim olup dedesi Zehebîden bizzat Tarihü'l İslam kitabının rivayet icazetini almıştı.

    Zehebî'nin yaşadığı çağ hicrî yedinci asrın sonlarıyla sekizinci asrın ilk yansı arasıdır. Eyyûbî devleti çökmüş yerini Memlukler al-mış bulunuyor du.

    Moğol istilaları önceki şeklini değiştirmiş olsa bile hala devam etmekteyd i. Şeklini değiştirmesi Cengiz devrindek i putperest Moğol Tarihin İslamlar istila ettikleri islam diyarında, bir asra yakın kalınca bir kısmı önce Hıristiyanlaşmışsada sonradan hemen hemen hepsi müslüman olmuştu. Ancak bu mUslümanhğa rağmen İslam potasında tam erimiş değillerdi. Hala Şaman dini adetine devamla idareyide elde tutup in-sanları katletmey e ve çevrede yağmacılığa devam ediyorlar dı. Bir ke-re güç ellerinde ydi. İçerideki Hıristiyan Yahudi ve Ermeniler ile Şia mezhebi salikleri onlara destek veriyorla rdı..

    İşte bu Moğol istilası Cengizle başlayıp tâ Zehebî'nin çağma ka-dar iki asır sürüp İslam dünyasını ma'murelerin i harab etmiş, alim-leri, mücahitleri, kadınları çocukları kılıçtan geçirmiş, adeta nereden geleceği belli olmayan bir ilâhî afet gibi, İslam dünyasını kasıp kavurmuştu. Onların belaları müslümanlığı kabul ettikten sonra bile devam ederek Kılıç Aslan'ların Diyar-i Rum'u fethe memur mücahit Anadolu Selçuklularını bile ortadan kaldırmıştı.

    Bunların sonucu olarak her tarafta otorite dağılmış, anarşi hort-lamış, can mal ve ırz emniyeti kalmamış idi. Açlık sefalet ve cehalet altında kalan halk canından bezmiş bir halde, bütün olanlara sadece katlanmak zorundaydı. Korku yılgınlığa, şirret çılgınlığa dönmüştü. Tarihçilerin bildirdiğine göre Konya'da nöbet tutan bir moğol askerini görmeden geçen Selçuklu'yu moğol askeri durulur ve küfürle:

    -Ulan beni selamlama manın cezasının canın olduğunu bil-miyormusun ? der.

    -Selçuklu ayaklarına kapanarak görmediğini söylersede mazeret kabul edilmez. Asker bağırır:

    -Uzat lan boynunu !...

    Çaresiz uzatır zavallı. Asker elini kılıcına götürür, ama bakar ki kılıç yok. Sert bir sesle bağırır:

    -Vaziyetini bozma, kılıcım kışlada kalmış, ben kılıcımı alıp gelene kadar sakın kıpırdama, yoksa senin derini yüzerim.!.....

    -Asker kılıcını almaya gider; Toplanan insanlar yalvarırlar ada-ma, ,,kaç! kaç, durma kaç. Kışla ta nerede, seni nerde bula-cak".....


  4. 10.Mart.2011, 00:23
    2
    Editör



    İmam Zehebi

    1-Ailesi, Doğumu Ve Yaşadığı Çağ

    İmam Zehebî, hicri 673 miladi 1374 yılının Rabiü'l evvel ayında, Şam şehrinde dünyaya gelmiş bir Türkmen büyüğüdür.

    Aslen Diyarbakır'a bağlı Meyyarfar kın şehrinde oturan Türkmen bir ailenin çocuğudur. Diyar-ı Bekir o zaman şehrin değil mıntıkanın adıydı. Bu gün Meyyarfar kın diye bir yer resmen anılmasada burası bütün Diyarbakır halkının bildiği, Ülkemizin en kadim şehirlerinden birisi olan Silvan’dır.[11]

    Dedesi Kaymaz hicri 661 de, 109 yaşında iken Silvanda vefat etmiştir. Bu zat Zehebî'nin dedesi Osman'ın babasıdır. Dedesi Osman ise yine Zehebî'nin bildirdiğine göre Ümmî bir zat olup Allah'a tam teslim olan bir zat imiş[12]. Allah'tan ruhunu Cunfa gecesi almasını niyaz eder imiş ki 683 yılında Cuma gecesi vefat etmiş."[13]

    Babası Şihabüddin Ahmed'e gelince, yine Zehebî'nin Mıtcemdekİ kısa tercemesi nden onun âlım ve fadıl biri olup rivayet ilmine aşina bir zat olduğu anlaşılıyor.

    Hicri 641 de Şam'da dünyaya gelmiş ve yine orada 697 yılında, genç bîr çağda vefat etmiştir. Babası Zehebî'nin ilk hocasıdır. Zehebî Babası Said b. Muhammed, Ya'kup b. Ahmed- Ali b. Ahmed, Ali b. Rüzbe, Ali b. Baka, Abdüs Samed b. Abdi'l Kerim, Hüseyin b. Ebî Bekr, Ebü'l Vakt es Siczî, Ebü'l Hasen ed Davudi, Ebû Muhammed es-Serahsî, Muhammed b. Yusuf, Muhammed b. İsmail, Mekkî b. İbrahim, Abdullah b. Ebî Hind, Babası, İbni Abbas (r.a.) isnadı ile Efendimiz (s.a.v.)'in

    (İnsanlardan çoğu şu iki nfmetle, sağlık ve boş vakit hususunda aldanmıştır)[14] hadisini nakleder.[15]

    İşte esas "Zehebî" diye adlanan zat önce babası idi. Sarraflıkla meşgul olduğu için bu anlamda Zehebî denmiştin Bu sayede köleler azad edecek kadar zenginleşmiş idi.

    Annesi Musul asıllı, Alemüddîn Ebû Bekir Sancar b. Abdullah'ın kızıdır.[16]

    Yine kendisini n Mucemin dibacesin de anlatışından, kendisine önceleri "İbniz-Zehebî" dendiği anlaşılırsada Beşşar Avvadın "Ez Ze-hebî" adlı eserinde de (sayfa 79) işaret ettiği gibi daha sonraları ba-ba mesleğini bizzat icra edişinden olsa gerekki "İbni'1 kelimesi kaldı-rılıp kendi devrinin yazarlarınca bile "Zehebî" diye anılmıştır.

    Zehebinin babası âlim olduğu gibi, hemen hemen ailenin tama-mıda alimlerde n teşekkül etmiştir.

    Öz halası Sittü'l Ehl bn. Osman devrinin icazet sahibesi alime-Ierinden idi. Aynı zamanda Zehebî'nin süt annesidir . Zehebî ondan rivayet eder ki, bundan Zehebî Mucemde "Bana halam Süteyt, îbni Ebi'l Yüsr'dan rivayetle haber verdiki.. ." diyerek Ebû Musa el- Eşari (r.a) tan: Ben ve Ebûd-Derda Peygamber (s.a.v.)in yanındayken «Kim iki çenesi arasındakini (dilini) iyi korursa, Cennete girer.»[17] hadisini müsned olarak nakleder.[18]

    Zehebî yine dayısı Ali b. Sincer b. Abdillah el- Mevsilî'den de okumuştur. Bu zat aynı zamanda Zehebî ile beraber Balebek şehrinde et-Tac AbdiTl Halik'tan da okumuştu. 736 da vefat etti.

    Yine Halası Fatıma'nm eşi Ahmed b. Abdi'l Ganî de devrin hadis alimeleri nden olup "İbni Haristanî" diye tanınırdı.

    İşte Zehebînin aile çevresi böyle ilim ehli insanlard an teşekkül ediyordu. Ailenin aynı zamanda zengin olması Zehebî'nin bütün efradının alim olmalarını sağlamıştı. İleride de temas edeceğim gibi kızı, Emetü'l Aziz. büyük oğlu Ebûdderdâ Abdullah ve küçük oğlu Şihabüddİn Ebû Hureyre Abdurrahm an'da o devrin ileri gelen alimler-inden idi. Bu kızından olan torunu Abdü'l Kadirde iyi bir alim olup dedesi Zehebîden bizzat Tarihü'l İslam kitabının rivayet icazetini almıştı.

    Zehebî'nin yaşadığı çağ hicrî yedinci asrın sonlarıyla sekizinci asrın ilk yansı arasıdır. Eyyûbî devleti çökmüş yerini Memlukler al-mış bulunuyor du.

    Moğol istilaları önceki şeklini değiştirmiş olsa bile hala devam etmekteyd i. Şeklini değiştirmesi Cengiz devrindek i putperest Moğol Tarihin İslamlar istila ettikleri islam diyarında, bir asra yakın kalınca bir kısmı önce Hıristiyanlaşmışsada sonradan hemen hemen hepsi müslüman olmuştu. Ancak bu mUslümanhğa rağmen İslam potasında tam erimiş değillerdi. Hala Şaman dini adetine devamla idareyide elde tutup in-sanları katletmey e ve çevrede yağmacılığa devam ediyorlar dı. Bir ke-re güç ellerinde ydi. İçerideki Hıristiyan Yahudi ve Ermeniler ile Şia mezhebi salikleri onlara destek veriyorla rdı..

    İşte bu Moğol istilası Cengizle başlayıp tâ Zehebî'nin çağma ka-dar iki asır sürüp İslam dünyasını ma'murelerin i harab etmiş, alim-leri, mücahitleri, kadınları çocukları kılıçtan geçirmiş, adeta nereden geleceği belli olmayan bir ilâhî afet gibi, İslam dünyasını kasıp kavurmuştu. Onların belaları müslümanlığı kabul ettikten sonra bile devam ederek Kılıç Aslan'ların Diyar-i Rum'u fethe memur mücahit Anadolu Selçuklularını bile ortadan kaldırmıştı.

    Bunların sonucu olarak her tarafta otorite dağılmış, anarşi hort-lamış, can mal ve ırz emniyeti kalmamış idi. Açlık sefalet ve cehalet altında kalan halk canından bezmiş bir halde, bütün olanlara sadece katlanmak zorundaydı. Korku yılgınlığa, şirret çılgınlığa dönmüştü. Tarihçilerin bildirdiğine göre Konya'da nöbet tutan bir moğol askerini görmeden geçen Selçuklu'yu moğol askeri durulur ve küfürle:

    -Ulan beni selamlama manın cezasının canın olduğunu bil-miyormusun ? der.

    -Selçuklu ayaklarına kapanarak görmediğini söylersede mazeret kabul edilmez. Asker bağırır:

    -Uzat lan boynunu !...

    Çaresiz uzatır zavallı. Asker elini kılıcına götürür, ama bakar ki kılıç yok. Sert bir sesle bağırır:

    -Vaziyetini bozma, kılıcım kışlada kalmış, ben kılıcımı alıp gelene kadar sakın kıpırdama, yoksa senin derini yüzerim.!.....

    -Asker kılıcını almaya gider; Toplanan insanlar yalvarırlar ada-ma, ,,kaç! kaç, durma kaç. Kışla ta nerede, seni nerde bula-cak".....


  5. 10.Mart.2011, 00:24
    3
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: İmam Zehebi Kimdir ?

    -Adam kıpırdayamaz, sadece ,,duymadımzmı kaçarsam derimi yüzecek" diye inler.

    -Yine öldürecek ne fark eder" derlersed e adam artık kaçamaz. Onunki korku barajını aşıp tam bir yılgınlığa ulaşmıştır.

    İşte o kargaşada birden toplanan haçlı istilası, Bir Hasan-ı Sab-bah belası, bir Mısırdaki Şia zulmü... Dert üstüne binlerce dert...

    İlim aranmaz, Devletlul er ilimden yana değil, mevcut ilim adam-ları ise değerlerini yitirmiş, cahilleri n elinde zebun. Şakşakçılar, üç kağıtçılar, deynekçiler, münafıklar, kah hoca kisvesi altında, kah derviş, kah vatan kurtaran aslan kılığında bu devletlü adamları azıt-makla meşgul.

    İşte Şam, o zaman diyar-ı İslamın tam ortası olduğu için dış tehlikele rden en uzak bir yerde bulunuyor du. Bozulan ve sıfıra inen Abbasî otoritesi nin alimlerid e Irak'tan Şam'a gelmişlerdi. Hatta o za-manlar sıkıştırılmaya başlayan Endülüs alimlerid e Şam ve Mısır diyarına gelmiş bulunuyor du.

    Havasının güzelliği, suyunun bolluğu ve tatlılığı, ovasının münbitliği ile Şam, o çağda yeryüzünün en kalabalık ve en ma'mur yer-lerinden birisi idi. Ticaret ve Ziraat merkezi olması binlerce sanaat ehlini barındırdığı gibi: yerinden ve yurdundan ayrılan binlerce alim de iltica için ancak Şam'da yurt bulabiliy ordu.

    Memlüklerin bu sırada Şam'da ve Mısır'da iyi bir otorite kurma-ları müslümanları rahatlatmış hele bizzat Şeyhül İslam İbni Teymiyye ve arkadaşlannında iştirak ettiği harpte, Moğolları yenip Şam diyarından sürmeleri moğol zulmünün sonunu getirirke n, Şam diyarmmda İslam aleminde yeniden manevi bir başkent havası tenef-füs etmesini sağlamıştı. Artık sadece Zehebî'nin Siyer-i AMamU'n Nübelâ'daki verdiği adlara bakarak bile, Şamm hicri yedinci asrın or-talarından, sekizinci asrın sonlarına kadar, islam fikriyatının merkezi haline gelmiş olduğu sonucuna hemen ulaşabiliriz. Oradaki medre-selerin çokluğu, kalitesi ve okutulan derslere baktığımızda, Abbasi-lerin orta zamanında görülen sadece Sarf-nahiv, mantık meânî, bedî' beyan belagat ve benzeri bir sürü lüzumlu lüzumsuz şeylerle günleri heba eden medresele rden tamamen ayrı olduğu, bunların adeta Selef devri medresele ri gibi Sünnet ve ahkamının tedvin şekli ile ders ver-en medresele r olduğunu görüyoruz.

    Şöyle dersem hiçte mübalağa etmiş olmadığımın şuurundayım "Tebe-i Tabiini takiben gelen dört. beş ve altıncı asır ile yedinci as-rın yansına kadar gelen Uç dört yüz yıllık bir devrede bile bu asırda-ki kadar ciddi İslamî eserler verilmemiş, verilenle rde ancak mevzi mevzi kalmış, ekseriyet i şiir, divan, tasavvuf, usul, aklî ve fikrî kav-galara yer veren eserler olmuştur." İşte Hafız Zehebî böyle bir or-tamda hayatını sürdürmüştür.[19]



    2- İlim Öğrenmesi Ve İnkişafı

    Zehebî babasından öğrendiklerinin yanında çok ciddi ve uzun bir tahsil hayatı geçirmiştir. Öyle ki onun öğrenme metodunu takip eden herkes onun neden bu denli allâme oluşunu kavrayaca ktır.

    Zehebî, ilk medrese tahsiline daha tıfıl iken başlamıştır. Kendisi-nin bildirdiğine göre ilk hocası Büsbüs lakabıyla anılan Halepli Alaeddin Ali b. Muhammed olup dört yıl bu zatın derslerin e devam et-mişti.[20]

    Sonra Zehebî, Mes"ud b. Abdillah es-Salihî'ye okumaya gidip Kur'anı yirmi kadar hatimle ikmal ettiğini, bu şeyhin küçük çocukla-ra çok merhametl i davranıp gayet iyi ahlak verdiğini anlatır.[21]

    Artık Zehebî, ilmin tadını almıştır. Bundan sonra durup dinlenme bilmeden bin kırk, cet 1040 şeyhten ders alıncaya kadar tükenmez bir sabır, coşkun bir aşk ve şevkle okumasını ikmal etmeye çalışır.

    Zehebî, kendisini n nasıl okuduğuna dair hususi bir ma'lürnat vermiyors a da, onun Mucemüş-Şüyüh, Marifetin Kurra, Siyer'i A'la-mün Nübelâ ve Tarihü'l İslam'ının son cildinde kafi derecede bilgi mevcuttur . Ben bunları oralarla karşılaştırarak Beşşar Avvad Ma'ruf un tertibine göre tahsilini kısaca sunuyorum .

    Devrindek i bütün ilimleri Öğrenmesine rağmen Zehebî'nin bilhas-sa üç ilimde derinleme sine bir eğitimi gözlenir. Bunlar sırasıyla;

    1- Kîraat

    2- Hadis

    3- Tarih, olarak özetlenebilir.

    Kıraat İlmi: Muceminde bildirdiğine göre Zehebî 691 yılında bir gurup arkadaşıyla o zamanın en meşhur Kurrası sayılan Cema-lüddin Ebî İshak İbrahim b. Dâvûd el-Askalanî'ye gitmiş ve "Cem'ul Kebiri" okumuş, sonrada Kıraat'ı Sebâ'ya başlayıp Kasas suresini henüz bitirmiştik! Şeyh 692 yılında felcinin ilerlemes i ile vefat etti, bu yüzden Kıraat tahsili yarım kalmıştır. Yine bu esnada el-Cem'ül Kebiri okuduğu Şeyh Cemalüddin Ebû İshak'tan Ed-Dâni'nin "Et-Te-ysir" adlı eserinden yedi İmam'ın kıraatini hatmetmiş. "Hirzü'l Ema-ni" adlı Şatıbî'nin eserinide okumuş ve henüz yaşı yirmi civarında iken Kıraat ilmini ve usulünü iyice öğrenmişti. Şeyh Şihabüddin Mu-hammed b. Ahmed kendisini imtihan edip Zehebî'ye kendi merviy-yatmın icazetini vermiştir.

    Zehebî bu fende çalışmalarını kesintisi z sürdürüp daha öğrenci iken 691 yılında tecvid ilmine dair "el-Mukaddime" adlı eseri Mu-hammed b. Cevherden nakille yazmıştır.

    Şeyh Mecdüddîn Ebî Bekr, Muvaffaku ddin b. Mansur, Muhammed b. Mansur'dan da Kıraatı-Seb'ayı okuduğu gibi, Şeyh Ömer b. el-Kav-vas'tan da "El-Mebhec fi kıraatisseba'' ve İbni Mücahid'in "Es-Seb'a" ve '"Şatıbıyye" yide okumuştur.

    Hicri 692 yılında Şeyhi Şemsüddin Muhammed b. Abdilaziz ha-stalanınca Kurra olarak yerini Zehebî'ye devretti ki bu onun ilk hocalığıda olmuştur. Ama ilim aşkı onu bir yıl bile bu işte durdurama mıştîr.

    Zehebî Hicri 693'te Ba'lebek şehrine gittiğinde, Hakim'den resmi izin almadı gerekçesi ile Kıraat dersinden Muhammed b. Ahmed b. Ali tarafından engellend iğimde bu zatı anlatırken kaydeder.[22]

    Hadis Aşkına Doğru: Subkî'nin Tabakatında belirttiği üzere Zehebî daha onsekiz yaşlarındayken, hadis ilmine yönelerek tam bir gayret ve didinme ile bu ilimde müthiş bir dereceye yükselmiştir. Ar-tık Zehebî bütün ömrünü, bütün vakitleri ni hadise tahsis etmişti. O, hadisin bir kısım dallarında ilerleyip diğerlerini ihmal etmemiştir. Aksine hadisin her sahasında, İlelinde, âlisinde, nazilinde, isnadın-da, rical ilminde, metninde, ahkamında, sahih ve zayıfında, müsned ve mürselinde, muttesıl ve munkatı'ında kesinlikl e otorite olmuştur.

    Zehebî bu konuda hemen hemen hiç kimsenin okuyamaya cağı kadar kitapları okuyup bin kırk tane âlimden semai olan ender alim-lerden biridir.

    Şurada açık açık belirteyi mki: Zehebî bu konuda bir Abdürrah-man b. el-Cevzî. bir Hakim, bir İbni Hibban, bir Tahavî. bir Ebû Nü-aym ve emsali alimlerle kıyas ettiğimiz zaman onlardan daha diray-etli ve daha Cami' bir zat olduğu ortaya çıkar.

    Gerçi o zevat-ı kiram selef devrinin son halkalarını teşkil eder-ler ve bize uiaşan eserlerin den anlaşıldığı gibi yazdıklarını taklid de-ğil tahkik ve isnadıyla yazmışlardır. Ancak Tahavî Asarı açıklama ve ihtilaflı asarın arasını bulmadaki ulaştığı yüce mertebesi ne rical yönünden ulaşmadığı anlaşılır. Bir yerde tenkid ettiği zatı başka bir yerde şahit de alır hüccet de...Fıkhi yöndende zaten fikri-istiklalini pek az meselede göstermiştir.

    Hadis sahasında en çok eser verenleri n başında gelen Beyhakî ise bütün eserlerin i Şafii merhumun fıkıhta naklettiği haber ve eser-leri savunma esasına dayandığı için gerek te'vil gerek rical yönünden çok tenkid edilmiştir.

    Hakim, Sahih kaidesind e işi son derece gevşetirken İbnü'İ Cevzî ise iyice sertleştirip Buharî ve Müslim'i de çürüğe çıkaran bir kritiğe girmiş isede Tefsiri olan "ZadU'l Mesîr"'inde kendi kaidesini n tersine zayıf, hatta uydurmala rı kitabına doldurmuştur. İbni Hibban ricale dair Sikat ve Zuafa'da fazla isim verme gayretimi yoksa naklettiği yeri araştırmadığındanmı; pek çok sikayı zayıf, zayıfıda sika yapmış tır. "Sahih" adını verdiği eserinde de aynı zayıflığı devam ettirmiştir.

    Zehebî ise Ricalde ortaya koyduğu "Kaşif", "MizanU'l-İ'tidal", "Tezkeretü'l Huffaz" ve "DivanÜd-Duafa" adlı eserleriy le tıpkı Buha-rî, Yahya b. Main, Yahya b. Said el-Kattan, Er-Razi, Darakutni, İmam Ahmed, Nesâî ve o tabaka alimleri gibi çok ciddi bir araştırma neticesin de öyle bir mertebeye ulaşmıştırki, artık hadis araştırıcıları için bir Buhari ne ise Zehebî'de aynı konumu paylaşmıştır. Kendisin-den sonra gelenler onu "hadis ilminin Emirü'l Mü'minin'i, Selefin ba-kıyyesi" gibi adlarla yad etmişlerdir.

    Hatta kendisind en bir asır sonraki hadiste "Emirü'l Mü'minin" olan Fethü'l Bârî adlı dev eserin sahibi İbni Hacer el-Askalanî onun bu ilmine hep hayranlık duymuş ve "Zemzemi ne niyetle içersen o olur"[23] hadisine dayanarak Zemzemi içip kendisini Zehebî gibi bir ilim sahibi yapması için Allah'a dua etmiştir.

    Yine İbni Hacer'e, Zehebî hakkında kendisine sorulunca:

    "O öyle bir alimdirki, kıyamet günü peygamber imizin yanına oturtulup kendisine hadi şu insanlara bakta hükmünü ver dense Ze-hebî oradakile rin yüzlerine bakarak kimin yalancı kimin sika olduğu-nu ayırabilirdi." demiştir.

    Hadis hususunda Zehebî dolaşmadık kapı bırakmamıştır. Kendi devrinde mevcut olan bütün meşhur alimlere yetişip icazet almaya gayret etmiş, bunun için Ceziretü'l Arab'da dönüp dolaşıp durmuştur.

    Bir taraftan okuyan Zehebî hiç vakit kaybetmed en okuduğu uzun kitapların pek çoğunu kısaltmış, büyük bir kısmını tehzib etmiş, boylece okuduğu hiçbir şeyi zayi etmemiştir. O kendi devrine kadar 7 asır İçinde yazılan herşeyi zabta geçirirken adeta unutmayı inkar derecesin e varan bir zeka ve gözlerinin kapanmasına ramak bıraka-cak bir sabrın da yardımı ile adeta canlı bir kütüphane olmuştur.

    İlerde de ayrı bir fasılda geleceği gibi, İmam Zehebî, ilmî çalış masını ve fikrî gelişmesini ikmal edipte eser vermeye başladığı za-man artık bu kritikler ini çok yüce bir makamdan kontrol eden him-meti âlî, kahraman, cür'etli o derecede maharetli bir komutan olarak eserlerin i kaleme almıştır.

    Onun bir "Mizanü'l İ'tidali," bir "Tezkeretü'l Huffazı", bir "Siyeri A'lamün-Nilbelasi", bir Hakim'in Müstedreki üzerine yazdığı "İstidra-ki", "Tarihü'l İslam'ındaki" nakd-i ricali bile onun asla kendinden ön-ceki nakd alimlerin in görüşlerini nakleden iyi bir nakilci değil, na-klettiğini kelime kelime asla uygun biçimde naklettik ten sonra "ben derimki" diyerek bir hüküm belirtisi varki sanki yedinci ve seki-zinci asırda değilde hicri birinci ikinci asırda yaşamış, o olayları ve naklettiği Ricalin bir yakını, bir arkadaşı imiş hissini uyandırır.

    Tarih: Zehebî'nin en güçlü, en meşhur taraflarından birisi bu ilimdir. Ancak şu bir gerçektirki, Zehebî, tarihçiliği mi yoksa hadisçi-liği mi ağır basar, tam aynlamaya n bir kimsedir.


  6. 10.Mart.2011, 00:24
    3
    Editör
    -Adam kıpırdayamaz, sadece ,,duymadımzmı kaçarsam derimi yüzecek" diye inler.

    -Yine öldürecek ne fark eder" derlersed e adam artık kaçamaz. Onunki korku barajını aşıp tam bir yılgınlığa ulaşmıştır.

    İşte o kargaşada birden toplanan haçlı istilası, Bir Hasan-ı Sab-bah belası, bir Mısırdaki Şia zulmü... Dert üstüne binlerce dert...

    İlim aranmaz, Devletlul er ilimden yana değil, mevcut ilim adam-ları ise değerlerini yitirmiş, cahilleri n elinde zebun. Şakşakçılar, üç kağıtçılar, deynekçiler, münafıklar, kah hoca kisvesi altında, kah derviş, kah vatan kurtaran aslan kılığında bu devletlü adamları azıt-makla meşgul.

    İşte Şam, o zaman diyar-ı İslamın tam ortası olduğu için dış tehlikele rden en uzak bir yerde bulunuyor du. Bozulan ve sıfıra inen Abbasî otoritesi nin alimlerid e Irak'tan Şam'a gelmişlerdi. Hatta o za-manlar sıkıştırılmaya başlayan Endülüs alimlerid e Şam ve Mısır diyarına gelmiş bulunuyor du.

    Havasının güzelliği, suyunun bolluğu ve tatlılığı, ovasının münbitliği ile Şam, o çağda yeryüzünün en kalabalık ve en ma'mur yer-lerinden birisi idi. Ticaret ve Ziraat merkezi olması binlerce sanaat ehlini barındırdığı gibi: yerinden ve yurdundan ayrılan binlerce alim de iltica için ancak Şam'da yurt bulabiliy ordu.

    Memlüklerin bu sırada Şam'da ve Mısır'da iyi bir otorite kurma-ları müslümanları rahatlatmış hele bizzat Şeyhül İslam İbni Teymiyye ve arkadaşlannında iştirak ettiği harpte, Moğolları yenip Şam diyarından sürmeleri moğol zulmünün sonunu getirirke n, Şam diyarmmda İslam aleminde yeniden manevi bir başkent havası tenef-füs etmesini sağlamıştı. Artık sadece Zehebî'nin Siyer-i AMamU'n Nübelâ'daki verdiği adlara bakarak bile, Şamm hicri yedinci asrın or-talarından, sekizinci asrın sonlarına kadar, islam fikriyatının merkezi haline gelmiş olduğu sonucuna hemen ulaşabiliriz. Oradaki medre-selerin çokluğu, kalitesi ve okutulan derslere baktığımızda, Abbasi-lerin orta zamanında görülen sadece Sarf-nahiv, mantık meânî, bedî' beyan belagat ve benzeri bir sürü lüzumlu lüzumsuz şeylerle günleri heba eden medresele rden tamamen ayrı olduğu, bunların adeta Selef devri medresele ri gibi Sünnet ve ahkamının tedvin şekli ile ders ver-en medresele r olduğunu görüyoruz.

    Şöyle dersem hiçte mübalağa etmiş olmadığımın şuurundayım "Tebe-i Tabiini takiben gelen dört. beş ve altıncı asır ile yedinci as-rın yansına kadar gelen Uç dört yüz yıllık bir devrede bile bu asırda-ki kadar ciddi İslamî eserler verilmemiş, verilenle rde ancak mevzi mevzi kalmış, ekseriyet i şiir, divan, tasavvuf, usul, aklî ve fikrî kav-galara yer veren eserler olmuştur." İşte Hafız Zehebî böyle bir or-tamda hayatını sürdürmüştür.[19]



    2- İlim Öğrenmesi Ve İnkişafı

    Zehebî babasından öğrendiklerinin yanında çok ciddi ve uzun bir tahsil hayatı geçirmiştir. Öyle ki onun öğrenme metodunu takip eden herkes onun neden bu denli allâme oluşunu kavrayaca ktır.

    Zehebî, ilk medrese tahsiline daha tıfıl iken başlamıştır. Kendisi-nin bildirdiğine göre ilk hocası Büsbüs lakabıyla anılan Halepli Alaeddin Ali b. Muhammed olup dört yıl bu zatın derslerin e devam et-mişti.[20]

    Sonra Zehebî, Mes"ud b. Abdillah es-Salihî'ye okumaya gidip Kur'anı yirmi kadar hatimle ikmal ettiğini, bu şeyhin küçük çocukla-ra çok merhametl i davranıp gayet iyi ahlak verdiğini anlatır.[21]

    Artık Zehebî, ilmin tadını almıştır. Bundan sonra durup dinlenme bilmeden bin kırk, cet 1040 şeyhten ders alıncaya kadar tükenmez bir sabır, coşkun bir aşk ve şevkle okumasını ikmal etmeye çalışır.

    Zehebî, kendisini n nasıl okuduğuna dair hususi bir ma'lürnat vermiyors a da, onun Mucemüş-Şüyüh, Marifetin Kurra, Siyer'i A'la-mün Nübelâ ve Tarihü'l İslam'ının son cildinde kafi derecede bilgi mevcuttur . Ben bunları oralarla karşılaştırarak Beşşar Avvad Ma'ruf un tertibine göre tahsilini kısaca sunuyorum .

    Devrindek i bütün ilimleri Öğrenmesine rağmen Zehebî'nin bilhas-sa üç ilimde derinleme sine bir eğitimi gözlenir. Bunlar sırasıyla;

    1- Kîraat

    2- Hadis

    3- Tarih, olarak özetlenebilir.

    Kıraat İlmi: Muceminde bildirdiğine göre Zehebî 691 yılında bir gurup arkadaşıyla o zamanın en meşhur Kurrası sayılan Cema-lüddin Ebî İshak İbrahim b. Dâvûd el-Askalanî'ye gitmiş ve "Cem'ul Kebiri" okumuş, sonrada Kıraat'ı Sebâ'ya başlayıp Kasas suresini henüz bitirmiştik! Şeyh 692 yılında felcinin ilerlemes i ile vefat etti, bu yüzden Kıraat tahsili yarım kalmıştır. Yine bu esnada el-Cem'ül Kebiri okuduğu Şeyh Cemalüddin Ebû İshak'tan Ed-Dâni'nin "Et-Te-ysir" adlı eserinden yedi İmam'ın kıraatini hatmetmiş. "Hirzü'l Ema-ni" adlı Şatıbî'nin eserinide okumuş ve henüz yaşı yirmi civarında iken Kıraat ilmini ve usulünü iyice öğrenmişti. Şeyh Şihabüddin Mu-hammed b. Ahmed kendisini imtihan edip Zehebî'ye kendi merviy-yatmın icazetini vermiştir.

    Zehebî bu fende çalışmalarını kesintisi z sürdürüp daha öğrenci iken 691 yılında tecvid ilmine dair "el-Mukaddime" adlı eseri Mu-hammed b. Cevherden nakille yazmıştır.

    Şeyh Mecdüddîn Ebî Bekr, Muvaffaku ddin b. Mansur, Muhammed b. Mansur'dan da Kıraatı-Seb'ayı okuduğu gibi, Şeyh Ömer b. el-Kav-vas'tan da "El-Mebhec fi kıraatisseba'' ve İbni Mücahid'in "Es-Seb'a" ve '"Şatıbıyye" yide okumuştur.

    Hicri 692 yılında Şeyhi Şemsüddin Muhammed b. Abdilaziz ha-stalanınca Kurra olarak yerini Zehebî'ye devretti ki bu onun ilk hocalığıda olmuştur. Ama ilim aşkı onu bir yıl bile bu işte durdurama mıştîr.

    Zehebî Hicri 693'te Ba'lebek şehrine gittiğinde, Hakim'den resmi izin almadı gerekçesi ile Kıraat dersinden Muhammed b. Ahmed b. Ali tarafından engellend iğimde bu zatı anlatırken kaydeder.[22]

    Hadis Aşkına Doğru: Subkî'nin Tabakatında belirttiği üzere Zehebî daha onsekiz yaşlarındayken, hadis ilmine yönelerek tam bir gayret ve didinme ile bu ilimde müthiş bir dereceye yükselmiştir. Ar-tık Zehebî bütün ömrünü, bütün vakitleri ni hadise tahsis etmişti. O, hadisin bir kısım dallarında ilerleyip diğerlerini ihmal etmemiştir. Aksine hadisin her sahasında, İlelinde, âlisinde, nazilinde, isnadın-da, rical ilminde, metninde, ahkamında, sahih ve zayıfında, müsned ve mürselinde, muttesıl ve munkatı'ında kesinlikl e otorite olmuştur.

    Zehebî bu konuda hemen hemen hiç kimsenin okuyamaya cağı kadar kitapları okuyup bin kırk tane âlimden semai olan ender alim-lerden biridir.

    Şurada açık açık belirteyi mki: Zehebî bu konuda bir Abdürrah-man b. el-Cevzî. bir Hakim, bir İbni Hibban, bir Tahavî. bir Ebû Nü-aym ve emsali alimlerle kıyas ettiğimiz zaman onlardan daha diray-etli ve daha Cami' bir zat olduğu ortaya çıkar.

    Gerçi o zevat-ı kiram selef devrinin son halkalarını teşkil eder-ler ve bize uiaşan eserlerin den anlaşıldığı gibi yazdıklarını taklid de-ğil tahkik ve isnadıyla yazmışlardır. Ancak Tahavî Asarı açıklama ve ihtilaflı asarın arasını bulmadaki ulaştığı yüce mertebesi ne rical yönünden ulaşmadığı anlaşılır. Bir yerde tenkid ettiği zatı başka bir yerde şahit de alır hüccet de...Fıkhi yöndende zaten fikri-istiklalini pek az meselede göstermiştir.

    Hadis sahasında en çok eser verenleri n başında gelen Beyhakî ise bütün eserlerin i Şafii merhumun fıkıhta naklettiği haber ve eser-leri savunma esasına dayandığı için gerek te'vil gerek rical yönünden çok tenkid edilmiştir.

    Hakim, Sahih kaidesind e işi son derece gevşetirken İbnü'İ Cevzî ise iyice sertleştirip Buharî ve Müslim'i de çürüğe çıkaran bir kritiğe girmiş isede Tefsiri olan "ZadU'l Mesîr"'inde kendi kaidesini n tersine zayıf, hatta uydurmala rı kitabına doldurmuştur. İbni Hibban ricale dair Sikat ve Zuafa'da fazla isim verme gayretimi yoksa naklettiği yeri araştırmadığındanmı; pek çok sikayı zayıf, zayıfıda sika yapmış tır. "Sahih" adını verdiği eserinde de aynı zayıflığı devam ettirmiştir.

    Zehebî ise Ricalde ortaya koyduğu "Kaşif", "MizanU'l-İ'tidal", "Tezkeretü'l Huffaz" ve "DivanÜd-Duafa" adlı eserleriy le tıpkı Buha-rî, Yahya b. Main, Yahya b. Said el-Kattan, Er-Razi, Darakutni, İmam Ahmed, Nesâî ve o tabaka alimleri gibi çok ciddi bir araştırma neticesin de öyle bir mertebeye ulaşmıştırki, artık hadis araştırıcıları için bir Buhari ne ise Zehebî'de aynı konumu paylaşmıştır. Kendisin-den sonra gelenler onu "hadis ilminin Emirü'l Mü'minin'i, Selefin ba-kıyyesi" gibi adlarla yad etmişlerdir.

    Hatta kendisind en bir asır sonraki hadiste "Emirü'l Mü'minin" olan Fethü'l Bârî adlı dev eserin sahibi İbni Hacer el-Askalanî onun bu ilmine hep hayranlık duymuş ve "Zemzemi ne niyetle içersen o olur"[23] hadisine dayanarak Zemzemi içip kendisini Zehebî gibi bir ilim sahibi yapması için Allah'a dua etmiştir.

    Yine İbni Hacer'e, Zehebî hakkında kendisine sorulunca:

    "O öyle bir alimdirki, kıyamet günü peygamber imizin yanına oturtulup kendisine hadi şu insanlara bakta hükmünü ver dense Ze-hebî oradakile rin yüzlerine bakarak kimin yalancı kimin sika olduğu-nu ayırabilirdi." demiştir.

    Hadis hususunda Zehebî dolaşmadık kapı bırakmamıştır. Kendi devrinde mevcut olan bütün meşhur alimlere yetişip icazet almaya gayret etmiş, bunun için Ceziretü'l Arab'da dönüp dolaşıp durmuştur.

    Bir taraftan okuyan Zehebî hiç vakit kaybetmed en okuduğu uzun kitapların pek çoğunu kısaltmış, büyük bir kısmını tehzib etmiş, boylece okuduğu hiçbir şeyi zayi etmemiştir. O kendi devrine kadar 7 asır İçinde yazılan herşeyi zabta geçirirken adeta unutmayı inkar derecesin e varan bir zeka ve gözlerinin kapanmasına ramak bıraka-cak bir sabrın da yardımı ile adeta canlı bir kütüphane olmuştur.

    İlerde de ayrı bir fasılda geleceği gibi, İmam Zehebî, ilmî çalış masını ve fikrî gelişmesini ikmal edipte eser vermeye başladığı za-man artık bu kritikler ini çok yüce bir makamdan kontrol eden him-meti âlî, kahraman, cür'etli o derecede maharetli bir komutan olarak eserlerin i kaleme almıştır.

    Onun bir "Mizanü'l İ'tidali," bir "Tezkeretü'l Huffazı", bir "Siyeri A'lamün-Nilbelasi", bir Hakim'in Müstedreki üzerine yazdığı "İstidra-ki", "Tarihü'l İslam'ındaki" nakd-i ricali bile onun asla kendinden ön-ceki nakd alimlerin in görüşlerini nakleden iyi bir nakilci değil, na-klettiğini kelime kelime asla uygun biçimde naklettik ten sonra "ben derimki" diyerek bir hüküm belirtisi varki sanki yedinci ve seki-zinci asırda değilde hicri birinci ikinci asırda yaşamış, o olayları ve naklettiği Ricalin bir yakını, bir arkadaşı imiş hissini uyandırır.

    Tarih: Zehebî'nin en güçlü, en meşhur taraflarından birisi bu ilimdir. Ancak şu bir gerçektirki, Zehebî, tarihçiliği mi yoksa hadisçi-liği mi ağır basar, tam aynlamaya n bir kimsedir.


  7. 10.Mart.2011, 00:25
    4
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: İmam Zehebi Kimdir ?

    Bence Zehebî'nin Tarihçiliği kendinden önce yaşayan İbni İshak, Taberî: İbni Sa'd, Halife b. Hayyât, Vakidî, Mesudî, Ebû Nüaym, Ha-tib, İbni Esîr ve Birzalî'den daha değişiktir. Zira bunlarda tarih kriti-ği Zehebinin kİ kadar ciddi kriterler e dayanmaz. Bunlar bu hususta Siyer ve tarih yazarlarının rivayetle rini esas aldıklarından bu konuda öncülük etmiş olan zevatın eserlerin i tenkide bile tabi tutmadan ai-mışlardır. Zehebî ise bütün ömrünü verdiği hadis metodoloj isi ve Kuran'in tarih seyrini ve veriş prensiple rini tarih-i nakletmed e esas almış böylece öncekilerin naklettiği pekçok habere bu kritikle yaklaşınca bunların çoğunun yalan, yada zayıf olduğunu ortaya çı-karmıştır ki bunları "Tarihü'l-İsIanTi okurken sık sık göreceğiz.

    Bugün modern tarih yazarlarının hiç kullanmadığı hadis usulünü Zehebî Tarihinde metod olarak alır. Geniş bir tefsir ve hadis bilgisi, müthiş bir zeka birleşimi ile tarihi hadisleri, kendinden önceki bil-ginlerin eserlerin i incelerke n son derece dikkatlid ir. Mesela İbni İshak tarafından nakledile n ve İbni Hişam tarafındanda aynen kopye edilerek alınan Mirada ilgili Hz. Aişe (r.a.) île Muaviye (r.a.)'ın "Mi-raç hadisesin in bedenle değil ruhla olduğu" nakilleri ni[24] zayıflığı se-bebiyle kitabına almaz. Oysa İbni Cerir-i Taberî dahil, sonra gelen-lerin hemen ekserisi bu haberi esas alırlar. Bu yüzden Miraç ile ilgili kitap yada makale yazan herkes bu asılsız habere binaen bir sürü tartışmaya girip, "yok şöyle idi, yok böyle idi, şu kasdedilm işti", diye bir sürü söz sarfına mecbur kalmıştır. Elhamdülillah ben bu mevzuyu Zadü'l Meâd'ı tahkik ederken izah edip bu iki rivayetin de aslı olmadıgını belirtmiştim.[25] Aradan Uç dört yıl geçtikten sonra Ustad Zahid Kevserî'nin "Makâlaf'mda aynı kanaati daha kısa olarak arzettiğini görünce Allah'a hamd ve senalar etmişimdir.

    Zehebî zayıf bir rivayeti şöhretine binaen nakledinc e "Biz bu haberi delil diye değil ibret olsun diye naklettik" bazende "biz bunu hayret ettiğimizden anlattık, yoksa bu asla güvenilecek şey değil" gibi ifadelerl e kritiğini yapar.

    Tarihü'I İslam'ı kısaca tanıtma faslında bu konuya yeniden gire-ceğim için bunu uzatmıyorum.

    Zehebî, Birzalî, İbni Kesir ve emsali tarih yazarlarına göre tari-he değişik boyutlar kazandırmış bir zattır. Onun "İslam ülkeleri tari-hi" adını verdiği tarihi ülkelerin siyasi tarihine ait ilk sayılabilecek orjinalli kte bir tarihtir.

    Zehebî yine Tarihü'I İslam'ını dört cilt olarak, sadece Kronoloji k sıra ile yeniden kaleme almıştır.

    Onun "Siyer-İ A'lamün-Nübelâ" adlı 24 ciltlik şaheseri İslam Ulularının Tarihçe-i hayatlarıdır. Bu vesileyle Zehebî Devletler tarihi yanında alimler tarihini de yazmış bulunuyor .

    Zehebî bunları yaparken çok yönlü, çok objektif olarak hadise-lere yaklaşır. Mesela bu birinci ciltte "Selman-i Farisi (r.a)"m hay-atını verirken uzun uzadiya verip onun yaşı hakkında iki yüz elli ol-duğunda alimler ittifak etmişlerdir. Daha fazla oluşunda ise çeşitli görüşleri vardır, derken Siyeri a'lamUn-Nübela'sında:

    ,,Ben Tarihü'I İslam'da öyle demiştim. Şimdi, şu saatte artık bu görüşe razı değilim ve onu doğru görmüyorum." der.

    Bunu, onun yaşının sekseni geçmiş bir kimse olduğunu İbni Ebî Hatem'in "el-İlel" adlı eserindek i bir habere dayanarak verir.[26]

    Yine bu cildin Hicret kısmını anlatırken Beyhaki'den şu haberi nakleder. Ömer (r.a) anlatıyor:

    Ebû Bekir, hicret gecesi Rasulüllah'la beraber çıkmış kah Önünde kah ardında yürüyerek bekçilik etmişti. O gece sabaha kadar yürüyen Rasulüllah'm ayağında ayakkabı parçalanıp yalın ayak kalınca, onu omuzuna alıp mağaraya getirdi. Orada yılan deliği vardı. Bir yılan çıkarda Rasulüllah'a zarar verir korkusuyl a deliği ökçesiyle tıkadı. Yılanlarda onu soktular. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Rasulüllah (s.a.v.) de ona "Üzülme Allah bizimledi r." diyordu.. ...

    Sonra Zehebî:

    -“Bu münker bir haberdir. Beyhakî bunu nakledip rivayet hakkın-da sesini çıkarmamıştır. Bunun afeti bu Er-Rasibî denen ravidir. O meçhul olmakla beraber üstelik sika değildir. Hatib onu tarihinde an-latıp iğnelemektedir." diyor.[27]



    Zehebî'nin İlmen Ve Fikren İnkişafı


    İmam Zehebî, babasının maddi imkanlarını kendi ilim elde etme aşkına sarfetme bahtiyarlığına eren bir insandır.

    Gerçi çeşitli yerlerde anlattığına göre, hasret çektiği nice alimle-rin yanına gidemediğini uzaklara gitmeye babasının razı olmadığını anlatımda, yine mucem ve diğer yerlerde babası onu Şam mıntıkası içinde dört ayı geçmemek üzere çeşitli alimlerin yanına göndermiştir. Bazen yanına birini katarak gönderirmiş. Ancak kullandığı ifadeler-dende babasına son derece saygın bir evlat olduğu anlaşılıyor. Bunda galiba onun tek erkek evlat olma ihtimali oluşundanda kaynaklan abi-leceği görüşüne yer verenler vardır.

    Zehebî, önce Balebek şehrine sonra Haleb'e, Hımışa, Hama'ya, Trablus'a, Kerk'e, Maarra'ya, Busra'ya, Nablus'a, Remle'ye, Kudüs'e ve Tebük'e gidip oralarda ders veren büyük alimlerin her birinin yanında kalarak ders alıp icazet sahibi olmuştur.

    Bu suretle Şam diyarını dolaşıp kendini belirli bir kademeye ge-tiren Zehebî, bundan sonra, Mısır'a tahsile gitmiştir.[28]



    Zehebî Mısır’da


    Zehebî hicri 695'lerde Mısır'a doğru hareket ederek Filistin'den Mısır'a geçmiş ve oraaa Ibni Zahiri diye bilinen Ahmed b. Muham-med b. Abdillah el-Halebî'nin yanına inerek derse başlamıştır. Bu zat Zehebî'nin hem hocası nemde arkadaşı olan Alemüddin Birzalî'ninde hocasıdır. Sonra Zehebî orada El-Ebrekûhî. İbni Dakiku'l lyd el-Kuşeriyye, Şerefüd-Din Abdü'l Mü'min b. Halef ed-Dimyatî ve di-ğerlerinden ilim tahsilind e bulundu.

    Oradayken İskenderiye şehrine geçip Yusuf b. el-Hasen et-Temî-mî el-Kabisi'den Bİrzalî, Mizzî ve İbni Seyyidin-Nas ile birlikte ders okudu. Yine orada Sadreddin Sahnum. Şerefüddin Ebi'l Huseyn Yahya b. Ahmed el-Cüzamî'den ders aldı. Bu Şerefüddin o zaman çok yaşlı olup çok ağır duyardı. Zehebî duysun diye bağıra bağıra okuduğundan dört hizibden fazla okumadan sesi kısılır imiş. Zehebî İskenderiye'de iken oranın diğer alimlerim de ihmal etmeyip onlardan da icazet aldı.

    Zehebî hicri 698 yılında hacca hareket etti. Ama o her hareket-ten ilim bekleyen biri olduğu için bu yolculuğunda El-Ulâ, Maan, Mekke, Arafat, Mina ve Medine'de bile bir çok şeyhten icazet aldığı-nı yine bizzat kendisi "Mucemiş-Şüyuh" unda anlatır.

    Böylece Zehebî, daha hicri birinci asrın sonunda ortaya çıkan ve üç asır devam eden hadis alimi olanlarda neredeyse birinci şart derecesin de kabul edilirken zorluğu sebebiyle terkedile n İlmi "Rıh-Iet"i tamamlamış ve çeşitli yerlerdek i hazineler ede el atarak daha sonra kendisini "tarihin gördüğü en büyük alimler" arasına koyacak olan bütün malzemeyi ele geçirmiş bulunuyor du.

    Zehebî, zaten çok düzenli okumuştur. Önce Nahiv ilmini. Şiir, lügat ve edebiyyat okumuştur.

    Bundan sonra Şeyhlerin icazeti ile bir çok meğazi, siyer tarih ve şeyhlerin mucemleri ile teracim-i ahval kitaplarını okumuştur.

    Daha sonra hadise girerek bütün hayatınca sürecek bir tedrisata başlayıp yüzlerce temel hadis kitabını şeyhlerin icazetiyl e okuduğu gibi Hasen b. Ara'fe'nin "Cüz"ünü. İbni Fil'in "Cüz"ünü ve pek çok ufak eserleri pek çok şeyh önünde okumak talihine ulaşmıştır.,

    Zehebî'nin yetişmesinde en büyük etkenlerd en biriside, onun da-ha okurken kıvrak ve nefis kaleminin ilerde kendine lazım gelecek pek çok eseri kısaltmasıdır. O bunları bir taraftan kısaltırken bir ta-raftanda adeta kendi eseri gibi ilave edilecek şeyleri ilave ederek, hükümleri vererek yapmıştır. Mesela onun el-Kaşif'i, Hafız Mizzi'nin Tehzibü'l Kemali'nin kısaltmasidır. Yine Tecrid-i Esmais-Sahabesi İbni Esir'in Üsdü'l Gabesinde n kısaltılmıştır. Divanüz-Zuafâ'sı İbni Adiy'nin el-Kamil'ine göre tanzim edilmiştir. Ama bunlar artık bir kısaltma yerine başlı başına bir eserdir.

    Bilhassa onun Mizanü'l İtidal'i gerçekten başlı başına devâsâ bir eserdir. Zehebî'nin ikiyüz küsur eseri hiç olmasada, sadece bu "Mi-zan"! olsaydı bile onu imam saydırmaya yeter, artardı bile.[29]



    İlim İçin Katlandığı Zorluklar


    Elbette Zehebî çağımızla kıyas edilmeyec ek zorluklar la okumuş biridir. Bir kere dört beş yaşlarında başlayıp, aralıksız 24 yıl durma-dan üstadlardan ders almış bunun için deve, at sırtlarında nice me-safeler kat etmiştir. Bundan sonraki hayatında gözlerini kaybedece k kadar bir dinamizml e, Ömrünün sonuna kadar ay ve mum ışığıyla bir yandan okuyup bir taraftan okutarak bir de yazarak müthiş bir hiz-met ifa etmiştir.

    Ancak Zehebî'nin bu konuda en enteresan yönü ilim aşkına sev-mediği kimseleri n bile önüne diz çökmüş olmasıdır. Mesela Mu'ce-müş-Şüyuh adlı eserine bir göz atınca şu ifadeleri görüyoruz:

    «Allah ona acısın. Namazlarını tam kılmazdı.» Şeyhi İsa b. Ab-dirrahman. (Mucem no 595).

    «Üzerinde dininin pırıltısı gözükmezdi. Lakin bendeki ilim aç-gözlülüğü beni bunun gibi heriflerd en ilim almaya şevketti.» Şeyhi Ala'üddin Ali b. Muzaffer.

    Şeyhi Muhammed b. Ahmed el-Makdisi'ye "Zavallının biri. Hep kötülenirdi."

    Mahmud b. Yahya için "Ahlaksız akılsız." der.

    -Yine Şeyhlerinden Muhammed b. Ebî Bekr'in Şii olduğunu anla-tır. (Mucem no 889).

    Yine böyle bir çok şeyhini tenkid eder.[30]


  8. 10.Mart.2011, 00:25
    4
    Editör
    Bence Zehebî'nin Tarihçiliği kendinden önce yaşayan İbni İshak, Taberî: İbni Sa'd, Halife b. Hayyât, Vakidî, Mesudî, Ebû Nüaym, Ha-tib, İbni Esîr ve Birzalî'den daha değişiktir. Zira bunlarda tarih kriti-ği Zehebinin kİ kadar ciddi kriterler e dayanmaz. Bunlar bu hususta Siyer ve tarih yazarlarının rivayetle rini esas aldıklarından bu konuda öncülük etmiş olan zevatın eserlerin i tenkide bile tabi tutmadan ai-mışlardır. Zehebî ise bütün ömrünü verdiği hadis metodoloj isi ve Kuran'in tarih seyrini ve veriş prensiple rini tarih-i nakletmed e esas almış böylece öncekilerin naklettiği pekçok habere bu kritikle yaklaşınca bunların çoğunun yalan, yada zayıf olduğunu ortaya çı-karmıştır ki bunları "Tarihü'l-İsIanTi okurken sık sık göreceğiz.

    Bugün modern tarih yazarlarının hiç kullanmadığı hadis usulünü Zehebî Tarihinde metod olarak alır. Geniş bir tefsir ve hadis bilgisi, müthiş bir zeka birleşimi ile tarihi hadisleri, kendinden önceki bil-ginlerin eserlerin i incelerke n son derece dikkatlid ir. Mesela İbni İshak tarafından nakledile n ve İbni Hişam tarafındanda aynen kopye edilerek alınan Mirada ilgili Hz. Aişe (r.a.) île Muaviye (r.a.)'ın "Mi-raç hadisesin in bedenle değil ruhla olduğu" nakilleri ni[24] zayıflığı se-bebiyle kitabına almaz. Oysa İbni Cerir-i Taberî dahil, sonra gelen-lerin hemen ekserisi bu haberi esas alırlar. Bu yüzden Miraç ile ilgili kitap yada makale yazan herkes bu asılsız habere binaen bir sürü tartışmaya girip, "yok şöyle idi, yok böyle idi, şu kasdedilm işti", diye bir sürü söz sarfına mecbur kalmıştır. Elhamdülillah ben bu mevzuyu Zadü'l Meâd'ı tahkik ederken izah edip bu iki rivayetin de aslı olmadıgını belirtmiştim.[25] Aradan Uç dört yıl geçtikten sonra Ustad Zahid Kevserî'nin "Makâlaf'mda aynı kanaati daha kısa olarak arzettiğini görünce Allah'a hamd ve senalar etmişimdir.

    Zehebî zayıf bir rivayeti şöhretine binaen nakledinc e "Biz bu haberi delil diye değil ibret olsun diye naklettik" bazende "biz bunu hayret ettiğimizden anlattık, yoksa bu asla güvenilecek şey değil" gibi ifadelerl e kritiğini yapar.

    Tarihü'I İslam'ı kısaca tanıtma faslında bu konuya yeniden gire-ceğim için bunu uzatmıyorum.

    Zehebî, Birzalî, İbni Kesir ve emsali tarih yazarlarına göre tari-he değişik boyutlar kazandırmış bir zattır. Onun "İslam ülkeleri tari-hi" adını verdiği tarihi ülkelerin siyasi tarihine ait ilk sayılabilecek orjinalli kte bir tarihtir.

    Zehebî yine Tarihü'I İslam'ını dört cilt olarak, sadece Kronoloji k sıra ile yeniden kaleme almıştır.

    Onun "Siyer-İ A'lamün-Nübelâ" adlı 24 ciltlik şaheseri İslam Ulularının Tarihçe-i hayatlarıdır. Bu vesileyle Zehebî Devletler tarihi yanında alimler tarihini de yazmış bulunuyor .

    Zehebî bunları yaparken çok yönlü, çok objektif olarak hadise-lere yaklaşır. Mesela bu birinci ciltte "Selman-i Farisi (r.a)"m hay-atını verirken uzun uzadiya verip onun yaşı hakkında iki yüz elli ol-duğunda alimler ittifak etmişlerdir. Daha fazla oluşunda ise çeşitli görüşleri vardır, derken Siyeri a'lamUn-Nübela'sında:

    ,,Ben Tarihü'I İslam'da öyle demiştim. Şimdi, şu saatte artık bu görüşe razı değilim ve onu doğru görmüyorum." der.

    Bunu, onun yaşının sekseni geçmiş bir kimse olduğunu İbni Ebî Hatem'in "el-İlel" adlı eserindek i bir habere dayanarak verir.[26]

    Yine bu cildin Hicret kısmını anlatırken Beyhaki'den şu haberi nakleder. Ömer (r.a) anlatıyor:

    Ebû Bekir, hicret gecesi Rasulüllah'la beraber çıkmış kah Önünde kah ardında yürüyerek bekçilik etmişti. O gece sabaha kadar yürüyen Rasulüllah'm ayağında ayakkabı parçalanıp yalın ayak kalınca, onu omuzuna alıp mağaraya getirdi. Orada yılan deliği vardı. Bir yılan çıkarda Rasulüllah'a zarar verir korkusuyl a deliği ökçesiyle tıkadı. Yılanlarda onu soktular. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Rasulüllah (s.a.v.) de ona "Üzülme Allah bizimledi r." diyordu.. ...

    Sonra Zehebî:

    -“Bu münker bir haberdir. Beyhakî bunu nakledip rivayet hakkın-da sesini çıkarmamıştır. Bunun afeti bu Er-Rasibî denen ravidir. O meçhul olmakla beraber üstelik sika değildir. Hatib onu tarihinde an-latıp iğnelemektedir." diyor.[27]



    Zehebî'nin İlmen Ve Fikren İnkişafı


    İmam Zehebî, babasının maddi imkanlarını kendi ilim elde etme aşkına sarfetme bahtiyarlığına eren bir insandır.

    Gerçi çeşitli yerlerde anlattığına göre, hasret çektiği nice alimle-rin yanına gidemediğini uzaklara gitmeye babasının razı olmadığını anlatımda, yine mucem ve diğer yerlerde babası onu Şam mıntıkası içinde dört ayı geçmemek üzere çeşitli alimlerin yanına göndermiştir. Bazen yanına birini katarak gönderirmiş. Ancak kullandığı ifadeler-dende babasına son derece saygın bir evlat olduğu anlaşılıyor. Bunda galiba onun tek erkek evlat olma ihtimali oluşundanda kaynaklan abi-leceği görüşüne yer verenler vardır.

    Zehebî, önce Balebek şehrine sonra Haleb'e, Hımışa, Hama'ya, Trablus'a, Kerk'e, Maarra'ya, Busra'ya, Nablus'a, Remle'ye, Kudüs'e ve Tebük'e gidip oralarda ders veren büyük alimlerin her birinin yanında kalarak ders alıp icazet sahibi olmuştur.

    Bu suretle Şam diyarını dolaşıp kendini belirli bir kademeye ge-tiren Zehebî, bundan sonra, Mısır'a tahsile gitmiştir.[28]



    Zehebî Mısır’da


    Zehebî hicri 695'lerde Mısır'a doğru hareket ederek Filistin'den Mısır'a geçmiş ve oraaa Ibni Zahiri diye bilinen Ahmed b. Muham-med b. Abdillah el-Halebî'nin yanına inerek derse başlamıştır. Bu zat Zehebî'nin hem hocası nemde arkadaşı olan Alemüddin Birzalî'ninde hocasıdır. Sonra Zehebî orada El-Ebrekûhî. İbni Dakiku'l lyd el-Kuşeriyye, Şerefüd-Din Abdü'l Mü'min b. Halef ed-Dimyatî ve di-ğerlerinden ilim tahsilind e bulundu.

    Oradayken İskenderiye şehrine geçip Yusuf b. el-Hasen et-Temî-mî el-Kabisi'den Bİrzalî, Mizzî ve İbni Seyyidin-Nas ile birlikte ders okudu. Yine orada Sadreddin Sahnum. Şerefüddin Ebi'l Huseyn Yahya b. Ahmed el-Cüzamî'den ders aldı. Bu Şerefüddin o zaman çok yaşlı olup çok ağır duyardı. Zehebî duysun diye bağıra bağıra okuduğundan dört hizibden fazla okumadan sesi kısılır imiş. Zehebî İskenderiye'de iken oranın diğer alimlerim de ihmal etmeyip onlardan da icazet aldı.

    Zehebî hicri 698 yılında hacca hareket etti. Ama o her hareket-ten ilim bekleyen biri olduğu için bu yolculuğunda El-Ulâ, Maan, Mekke, Arafat, Mina ve Medine'de bile bir çok şeyhten icazet aldığı-nı yine bizzat kendisi "Mucemiş-Şüyuh" unda anlatır.

    Böylece Zehebî, daha hicri birinci asrın sonunda ortaya çıkan ve üç asır devam eden hadis alimi olanlarda neredeyse birinci şart derecesin de kabul edilirken zorluğu sebebiyle terkedile n İlmi "Rıh-Iet"i tamamlamış ve çeşitli yerlerdek i hazineler ede el atarak daha sonra kendisini "tarihin gördüğü en büyük alimler" arasına koyacak olan bütün malzemeyi ele geçirmiş bulunuyor du.

    Zehebî, zaten çok düzenli okumuştur. Önce Nahiv ilmini. Şiir, lügat ve edebiyyat okumuştur.

    Bundan sonra Şeyhlerin icazeti ile bir çok meğazi, siyer tarih ve şeyhlerin mucemleri ile teracim-i ahval kitaplarını okumuştur.

    Daha sonra hadise girerek bütün hayatınca sürecek bir tedrisata başlayıp yüzlerce temel hadis kitabını şeyhlerin icazetiyl e okuduğu gibi Hasen b. Ara'fe'nin "Cüz"ünü. İbni Fil'in "Cüz"ünü ve pek çok ufak eserleri pek çok şeyh önünde okumak talihine ulaşmıştır.,

    Zehebî'nin yetişmesinde en büyük etkenlerd en biriside, onun da-ha okurken kıvrak ve nefis kaleminin ilerde kendine lazım gelecek pek çok eseri kısaltmasıdır. O bunları bir taraftan kısaltırken bir ta-raftanda adeta kendi eseri gibi ilave edilecek şeyleri ilave ederek, hükümleri vererek yapmıştır. Mesela onun el-Kaşif'i, Hafız Mizzi'nin Tehzibü'l Kemali'nin kısaltmasidır. Yine Tecrid-i Esmais-Sahabesi İbni Esir'in Üsdü'l Gabesinde n kısaltılmıştır. Divanüz-Zuafâ'sı İbni Adiy'nin el-Kamil'ine göre tanzim edilmiştir. Ama bunlar artık bir kısaltma yerine başlı başına bir eserdir.

    Bilhassa onun Mizanü'l İtidal'i gerçekten başlı başına devâsâ bir eserdir. Zehebî'nin ikiyüz küsur eseri hiç olmasada, sadece bu "Mi-zan"! olsaydı bile onu imam saydırmaya yeter, artardı bile.[29]



    İlim İçin Katlandığı Zorluklar


    Elbette Zehebî çağımızla kıyas edilmeyec ek zorluklar la okumuş biridir. Bir kere dört beş yaşlarında başlayıp, aralıksız 24 yıl durma-dan üstadlardan ders almış bunun için deve, at sırtlarında nice me-safeler kat etmiştir. Bundan sonraki hayatında gözlerini kaybedece k kadar bir dinamizml e, Ömrünün sonuna kadar ay ve mum ışığıyla bir yandan okuyup bir taraftan okutarak bir de yazarak müthiş bir hiz-met ifa etmiştir.

    Ancak Zehebî'nin bu konuda en enteresan yönü ilim aşkına sev-mediği kimseleri n bile önüne diz çökmüş olmasıdır. Mesela Mu'ce-müş-Şüyuh adlı eserine bir göz atınca şu ifadeleri görüyoruz:

    «Allah ona acısın. Namazlarını tam kılmazdı.» Şeyhi İsa b. Ab-dirrahman. (Mucem no 595).

    «Üzerinde dininin pırıltısı gözükmezdi. Lakin bendeki ilim aç-gözlülüğü beni bunun gibi heriflerd en ilim almaya şevketti.» Şeyhi Ala'üddin Ali b. Muzaffer.

    Şeyhi Muhammed b. Ahmed el-Makdisi'ye "Zavallının biri. Hep kötülenirdi."

    Mahmud b. Yahya için "Ahlaksız akılsız." der.

    -Yine Şeyhlerinden Muhammed b. Ebî Bekr'in Şii olduğunu anla-tır. (Mucem no 889).

    Yine böyle bir çok şeyhini tenkid eder.[30]





+ Yorum Gönder