Konusunu Oylayın.: Dinimiz İslam'ın evlenmemeye bakış açısı nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Dinimiz İslam'ın evlenmemeye bakış açısı nedir?
  1. 09.Mart.2011, 21:44
    1
    Misafir

    Dinimiz İslam'ın evlenmemeye bakış açısı nedir?

  2. 10.Mart.2011, 02:08
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Dinimiz İslam'ın evlenmemeye bakış açısı nedir?




    Evleneceklerin durumuna göre nikâhın hükmü farz, vacib, sünnet, haram, mekruh veya mübah kısımlarına ayrılır:
    1. Evlenmediği taktirde zinaya düşeceği kesin olan kimsenin -mehri verecek ve eşinin geçimini sağlayacak durumda ise- evlenmesi farzdır.

    2. Yine evlenmezse zinaya düşme tehlikesi bulunan kimsenin -mehir ve nafakayı sağlayacak durumda ise- evlenmesi vacibtir. Hanefiler dışındaki çoğunluk farz ve vacib arasında bir ayırım yapmaz (İbnül-Hümâm, a.g.e., II, 342; el-Kâsânî, el-Bedâyî', II, 260 vd.).

    3. Evlenince, eşine zulüm yapacağına kesin gözüyle bakılan kimsenin evlenmesi haramdır. Hem zinaya düşme, hem de eşine zulüm yapma korkusu bulunan kimsede haramlık yönü tercih edilir. Çünkü bir konuda helâl ve haram birleşince, prensip olarak haram üstün tutulur ve ondan kaçınmak gerekir. Nitekim ayet-i kerimede, "Evlenmeye güç yetiremeyenler, Allah kendilerine fazlu kereminden zenginletinceye kadar iffetlerini korusunlar" (en-Nûr, 24/33) buyurulur.

    4. Eşine zulüm yapacağından korkulan kimsenin evlenmesi mekruhtur (el-Mevsılî, el-İhtiyâr, III, 82).

    5. Cinsel bakımdan itidal halde bulunanların evlenmesi sünnettir. İtidal; evlenmezse zinaya düşeceğinden korkulmayan, evlenirse de eşine zulüm yapacağından endişe duyulmayan kimsenin halidir. Toplumda çoğunluğun bu durumda olması asıldır. Yukarıda zikrettiğimiz, evlenemeyen gençlere oruç tutmayı tavsiye eden, evlilik konusunda aşırı çekimser kalmağa karar veren üç sahabeyi uyaran hadisler bunun delilidir.

    Diğer yandan Hz. Peygamber ve Ashab-ı kiram evlenmişler ve onlara uyanlar da bu sünneti sürdürmüşlerdir. Tercih edilen görüş budur (bk. el-Fetâvâl-Hindiyye, I, 267).

    İmam Şâfiî'ye göre ise, bu durumda evlenmek mubahtır. Evlenmek veya bekâr kalmak caiz olur. O'na göre, vakitlerini ibadete ayırmak ve ilimle uğraşmak evlilikten daha üstündür. Dayandığı deliller şunlardır: Cenab-ı Hak Yahyâ peygamberi şu sözlerle övmüştür: "...efendi, nefsine hakim, iffetli" (Âl-i İmrân, 3/39). Ayetteki hasûr ifadesi; gücü yettiği halde kadınla cinsel temas kurmayan kimse anlamına gelir. Evlilik daha üstün olsaydı, bunu terketmek övülmezdi. Çoğunluk fakihler bu örneğin daha önceki şeriat uygulaması olduğunu, İslâm ümmetini bağlamadığını söylemişlerdir.

    İmam Şâfiî'nin diğer bir delili şu ayettir: "Haram olanlar dışındaki kadınlar, onları mallarınızdan harcayarak almak, onlarla evlenmek ve zinâ etmemek şartıyla size helal kılındı" (en-Nisâ, 4/24). Bir şeyin helal olması mübah olması demektir. Çünkü bu iki kelime birbirinin eş anlamlısıdır. Diğer yandan evlilik, kişiye cinsel yönden yarar sağlar. Yararına olan bir işi yapmak ise bir kimseye vacib olmaz. Böylece evlilik yeme, içme, alış-veriş gibi mübah olan muamelelerdendir (ez-Zühaylî, el Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletüh, Dimaşk 1405/1985, VII, 33, 34; İbn Hacer el-Askalânî, Bülûğul-Merâm min Edilletil-Ahkâm, Terc. Ahmed Davudoğlu, İstanbul 1967, II, 228 vd.; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, İstanbul 1983, s. 183, 184).

    Peygamberlerden de Hz. İsa ve Hz. Yahya gibi evlenmeyenler vardır. İslam alimlerinden Taberi, Seyyid Kutub gibi evlenmemeyi tercih edenleri görmekteyiz.

    Hz. Peygamberin yatılı medrese talebeleri ola ashab-ı suffada da benzeri bir durumu görmek mümkündür.

    İslâm dininde genel olarak bekâr kalmak yoktur. Fakir olduğu için evlenemeyene zengin müslümanların yardım etmesi gerekir. Çünkü evlenemeyen erkek ve kadının namuslu bir hayat sürmesi ve toplumun bu konuda korunması için tek çare onların evlenmelerini sağlamaktır.
    Bilindiği gibi Hz. Muhammed ve O'nun ashabı evlenmişler ve onlara uyanlar bu sünneti devam ettirmişlerdir.

    Bu konuda Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: "içinizden bekârları ve kölelerinizden, cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfuyla onlan zenginleştirir. Allah, (lütfü) geniş olan ve (her şeyi) bilendir. "(2)

    Rasulullah (s.a.v.) de birçok hadislerinde bu konuya dikkat çekmiştir: "Evlenmek benim sünnetimdir. Kim benim bu sünnetimle amel etmezse benim yolumda olmamış olur. Evleniniz! Çünkü ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim. Evlenmeye imkan bulamayan oruç tutsun. Çünkü oruç şehveti kırar."(3)

    "Ey gençler topluluğu! Kim içinizden evlenmeye güç yetirebiliyorsa evlensin. Çünkü gözü haramdan en çok saklayan, ırzı en iyi muhafaza eden budur. Kim de evlenmeye güç yetiremezse oruca devam etsin. Zira oruç, onun için bir korunmadır."(4)

    "Dört şey Peygamberlerin sünnetlerindendir. Haya, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve evlenmek."(5)

    Bu delillerden de anlaşıldı gibi, İslâm'da bekâr kalmak yoktur. Ra sulullah (s.a.v.)'in sünnetine tâbi olanların evlenmesi gerekmektedir. İslâm'a hizmet amacıyla bekâr kalmak söz konusu değildir. Her konuda olduğu gibi tebliğde de, İslâmî mücadelede de önderimiz Hz. Muhammed'dir. O bize nasıl göstermişse öyle hareket etmeliyiz.

    Evlenme ehliyeti:

    Nikâhın geçerli olması için ergenlik şart değildir. Buna göre küçüklerin evliliği, velisi veya vekili tarafından yapılırsa geçerlidir.
    Akıl hastalarının nikâhı aynı şekilde velileri tarafından gerçekleştirilir.
    Akıllı ve ergenlik çağına gelen biri, Hanefî mezhebine göre velisinin izni olmadan evlenebilir. Aynı şekilde dul veya bakire kadın da velisinin izni olmadan evlenebilir.
    Kadın ergenlik çağına ulaştıktan sonra kimse onu evlendirmeye zorlayamaz. Ergenlik çağına ulaşan kızın velisi kendisinden izin istediği zaman eğer kız susup cevap vermez veyahut gülerse izin vermiş sayılır. Rasululah (s.a.v.) bu konuda şöyle buyuruyor: "Dul kendisini evlendirme hususunda velisinden daha ileridir. Bakireden izin istenir, onun izni susmasıdır."(6)

    Bakire bir kız Rasulullah (s.a.v.)'e gelerek kendisi istemediği halde babasının kendisini zorla evlendireceğini söyledi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), bu nikâhı kabul edip etmemekte kızı serbest bıraktı.(7)

    (1) İbn Âbidin, c.5 s.253; Mezâhib-i Erbaa, c.5 s.17
    (2) Nur, 32
    (3) İbn Ma'ce, Nikâh 1
    (4) Buhârî, Nikâh 2-3; Müslim, Nikâh 1-3; Ebu Dâvud, Nikâh 1; Tirmizî, Nikâh l Nesâî, Nikâh 3; İbn Ma'ce, Nikâh 1
    (5) Tirmizî, Nikâh 1
    (6) Müslim, Nikâh 66; Tirmizî, Nikâh 12; Ebu Dâvud, Nikâh 26; Nesâî, Nikâh 31-32
    (7) Ebu Dâvud, Nikâh 25

    Sadık AKKİRAZ (EVLİLİK VE MAHREMİYETLERİ)
    arşivden...


  3. 10.Mart.2011, 02:08
    2
    Silent and lonely rains



    Evleneceklerin durumuna göre nikâhın hükmü farz, vacib, sünnet, haram, mekruh veya mübah kısımlarına ayrılır:
    1. Evlenmediği taktirde zinaya düşeceği kesin olan kimsenin -mehri verecek ve eşinin geçimini sağlayacak durumda ise- evlenmesi farzdır.

    2. Yine evlenmezse zinaya düşme tehlikesi bulunan kimsenin -mehir ve nafakayı sağlayacak durumda ise- evlenmesi vacibtir. Hanefiler dışındaki çoğunluk farz ve vacib arasında bir ayırım yapmaz (İbnül-Hümâm, a.g.e., II, 342; el-Kâsânî, el-Bedâyî', II, 260 vd.).

    3. Evlenince, eşine zulüm yapacağına kesin gözüyle bakılan kimsenin evlenmesi haramdır. Hem zinaya düşme, hem de eşine zulüm yapma korkusu bulunan kimsede haramlık yönü tercih edilir. Çünkü bir konuda helâl ve haram birleşince, prensip olarak haram üstün tutulur ve ondan kaçınmak gerekir. Nitekim ayet-i kerimede, "Evlenmeye güç yetiremeyenler, Allah kendilerine fazlu kereminden zenginletinceye kadar iffetlerini korusunlar" (en-Nûr, 24/33) buyurulur.

    4. Eşine zulüm yapacağından korkulan kimsenin evlenmesi mekruhtur (el-Mevsılî, el-İhtiyâr, III, 82).

    5. Cinsel bakımdan itidal halde bulunanların evlenmesi sünnettir. İtidal; evlenmezse zinaya düşeceğinden korkulmayan, evlenirse de eşine zulüm yapacağından endişe duyulmayan kimsenin halidir. Toplumda çoğunluğun bu durumda olması asıldır. Yukarıda zikrettiğimiz, evlenemeyen gençlere oruç tutmayı tavsiye eden, evlilik konusunda aşırı çekimser kalmağa karar veren üç sahabeyi uyaran hadisler bunun delilidir.

    Diğer yandan Hz. Peygamber ve Ashab-ı kiram evlenmişler ve onlara uyanlar da bu sünneti sürdürmüşlerdir. Tercih edilen görüş budur (bk. el-Fetâvâl-Hindiyye, I, 267).

    İmam Şâfiî'ye göre ise, bu durumda evlenmek mubahtır. Evlenmek veya bekâr kalmak caiz olur. O'na göre, vakitlerini ibadete ayırmak ve ilimle uğraşmak evlilikten daha üstündür. Dayandığı deliller şunlardır: Cenab-ı Hak Yahyâ peygamberi şu sözlerle övmüştür: "...efendi, nefsine hakim, iffetli" (Âl-i İmrân, 3/39). Ayetteki hasûr ifadesi; gücü yettiği halde kadınla cinsel temas kurmayan kimse anlamına gelir. Evlilik daha üstün olsaydı, bunu terketmek övülmezdi. Çoğunluk fakihler bu örneğin daha önceki şeriat uygulaması olduğunu, İslâm ümmetini bağlamadığını söylemişlerdir.

    İmam Şâfiî'nin diğer bir delili şu ayettir: "Haram olanlar dışındaki kadınlar, onları mallarınızdan harcayarak almak, onlarla evlenmek ve zinâ etmemek şartıyla size helal kılındı" (en-Nisâ, 4/24). Bir şeyin helal olması mübah olması demektir. Çünkü bu iki kelime birbirinin eş anlamlısıdır. Diğer yandan evlilik, kişiye cinsel yönden yarar sağlar. Yararına olan bir işi yapmak ise bir kimseye vacib olmaz. Böylece evlilik yeme, içme, alış-veriş gibi mübah olan muamelelerdendir (ez-Zühaylî, el Fıkhu'l-İslâmî ve Edilletüh, Dimaşk 1405/1985, VII, 33, 34; İbn Hacer el-Askalânî, Bülûğul-Merâm min Edilletil-Ahkâm, Terc. Ahmed Davudoğlu, İstanbul 1967, II, 228 vd.; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, İstanbul 1983, s. 183, 184).

    Peygamberlerden de Hz. İsa ve Hz. Yahya gibi evlenmeyenler vardır. İslam alimlerinden Taberi, Seyyid Kutub gibi evlenmemeyi tercih edenleri görmekteyiz.

    Hz. Peygamberin yatılı medrese talebeleri ola ashab-ı suffada da benzeri bir durumu görmek mümkündür.

    İslâm dininde genel olarak bekâr kalmak yoktur. Fakir olduğu için evlenemeyene zengin müslümanların yardım etmesi gerekir. Çünkü evlenemeyen erkek ve kadının namuslu bir hayat sürmesi ve toplumun bu konuda korunması için tek çare onların evlenmelerini sağlamaktır.
    Bilindiği gibi Hz. Muhammed ve O'nun ashabı evlenmişler ve onlara uyanlar bu sünneti devam ettirmişlerdir.

    Bu konuda Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: "içinizden bekârları ve kölelerinizden, cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfuyla onlan zenginleştirir. Allah, (lütfü) geniş olan ve (her şeyi) bilendir. "(2)

    Rasulullah (s.a.v.) de birçok hadislerinde bu konuya dikkat çekmiştir: "Evlenmek benim sünnetimdir. Kim benim bu sünnetimle amel etmezse benim yolumda olmamış olur. Evleniniz! Çünkü ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim. Evlenmeye imkan bulamayan oruç tutsun. Çünkü oruç şehveti kırar."(3)

    "Ey gençler topluluğu! Kim içinizden evlenmeye güç yetirebiliyorsa evlensin. Çünkü gözü haramdan en çok saklayan, ırzı en iyi muhafaza eden budur. Kim de evlenmeye güç yetiremezse oruca devam etsin. Zira oruç, onun için bir korunmadır."(4)

    "Dört şey Peygamberlerin sünnetlerindendir. Haya, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve evlenmek."(5)

    Bu delillerden de anlaşıldı gibi, İslâm'da bekâr kalmak yoktur. Ra sulullah (s.a.v.)'in sünnetine tâbi olanların evlenmesi gerekmektedir. İslâm'a hizmet amacıyla bekâr kalmak söz konusu değildir. Her konuda olduğu gibi tebliğde de, İslâmî mücadelede de önderimiz Hz. Muhammed'dir. O bize nasıl göstermişse öyle hareket etmeliyiz.

    Evlenme ehliyeti:

    Nikâhın geçerli olması için ergenlik şart değildir. Buna göre küçüklerin evliliği, velisi veya vekili tarafından yapılırsa geçerlidir.
    Akıl hastalarının nikâhı aynı şekilde velileri tarafından gerçekleştirilir.
    Akıllı ve ergenlik çağına gelen biri, Hanefî mezhebine göre velisinin izni olmadan evlenebilir. Aynı şekilde dul veya bakire kadın da velisinin izni olmadan evlenebilir.
    Kadın ergenlik çağına ulaştıktan sonra kimse onu evlendirmeye zorlayamaz. Ergenlik çağına ulaşan kızın velisi kendisinden izin istediği zaman eğer kız susup cevap vermez veyahut gülerse izin vermiş sayılır. Rasululah (s.a.v.) bu konuda şöyle buyuruyor: "Dul kendisini evlendirme hususunda velisinden daha ileridir. Bakireden izin istenir, onun izni susmasıdır."(6)

    Bakire bir kız Rasulullah (s.a.v.)'e gelerek kendisi istemediği halde babasının kendisini zorla evlendireceğini söyledi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), bu nikâhı kabul edip etmemekte kızı serbest bıraktı.(7)

    (1) İbn Âbidin, c.5 s.253; Mezâhib-i Erbaa, c.5 s.17
    (2) Nur, 32
    (3) İbn Ma'ce, Nikâh 1
    (4) Buhârî, Nikâh 2-3; Müslim, Nikâh 1-3; Ebu Dâvud, Nikâh 1; Tirmizî, Nikâh l Nesâî, Nikâh 3; İbn Ma'ce, Nikâh 1
    (5) Tirmizî, Nikâh 1
    (6) Müslim, Nikâh 66; Tirmizî, Nikâh 12; Ebu Dâvud, Nikâh 26; Nesâî, Nikâh 31-32
    (7) Ebu Dâvud, Nikâh 25

    Sadık AKKİRAZ (EVLİLİK VE MAHREMİYETLERİ)
    arşivden...





+ Yorum Gönder