Konusunu Oylayın.: Hicret ne demek?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Hicret ne demek?
  1. 09.Mart.2011, 20:34
    1
    Misafir

    Hicret ne demek?

  2. 09.Mart.2011, 21:46
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Hicret ne demek?




    HİCRET NEDİR?

    Sözlükte "terketmek, ayrılmak, bir yerden başka bir yere göç etmek" demektir. İslâm terminolojisinde hicret kavramı ile Hz. Muhammed (a.s.) ve arkadaşlarının M. 622 yılında Mekke'den Medine'ye göç etmeleri kastedilir. Mekkeli müşriklerin baskılarına dayanamayan müslümanlar daha önce de iki kâfile halinde Habeşistan'a hicret etmişlerdir.
    Kur'ân'da bu kimseler muhacirler olarak anılmış ve Allah'ın onların kötülüklerini örteceği (Âl-i İmrân, 3/195), onlardan razı olduğu, onlar için cennetler hazırladığı (Tevbe, 9/100), onların hakîkî mü'minler olduğu (Enfâl, 8/74), Allah katındaki derecelerinin büyük olduğu (Tevbe, 9/20) ve Allah'ın rahmetine mazhar olacakları (Bakara, 2/218) bildirilmiştir. Çünkü muhacirler; îmanları uğruna yurtlarını terk etmişler, Allah yolunda eziyetlere uğramışlar, müşriklerle savaşmışlar (Âl-i İmrân, 3/195), mallarını ve canlarını ortaya koymuşlardır (Enfâl, 8/72).
    Allah'a kulluk etmesi için yaratılan (Zâriyat, 56/51), ancak bulunduğu bir yerde bu görevini yerine getiremeyen, ibadet edebileceği bir yere de hicret etmeyen böylece nefsine zulmeden insan Kur'ân'da kınanmıştır (Nisâ, 4/97). "Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek çok yer bulur, bolluk bulur..." (Nisâ, 4/100). Çünkü "Allah'ın arzı geniştir" (Zümer, 39/10). Hicret kavramı, Kur'ân'da göç etmenin dışında Allah'a eş koşmak ve puta tapmak gibi çirkin davranışlardan (ricz) kaçınmak (Müddessir, 74/5) ve bir insanın yanından ayrılmak (Meryem, 19/46; Nisâ, 4/34) anlamında da kullanılmıştır. Hz. Peygamber (a.s.), "muhâcir, Allah'ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir" (Buhârî, Îmân, 4-5) sözü ile hicret kavramına mecâzî bir anlam da yüklemiştir. (İ.K.)


    Hicretin Nedenleri İslam Tarihindeki Önemi


    Hicret'in, İslâm tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olması sebebiyle bir dönüm noktası olduğunu yazımızın başında
    belirtmiştik Gerçekleşen bu büyük hadise ile İslamiyet'in, fert, aile ve cemiyet hayatında daha müşahhas olarak tatbik
    edildiğini, yeni bir toplum modelinin ortaya çıktığını görüyoruz Hicrete aktif olarak katılanlar ve onlara kucak açıp barındıranlar
    Kuran'da Rızay-ı ilahiyi kazananlar arasında takdim edilir "Öne ilk geçen muhacir ve ensarla, onlara güzellikle tabi olanlar,
    işte Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'dan razı olmuşlardır Allah onlara içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır İşte büyük kurtuluş budur" (21)
    Medine'de başlayan bu yeni toplum hayatında, bir asırdan fazla bir zamandır Evs ve Hazreç arasında devam edip gelen kavga
    ve savaşların sona erdiğini, bu iki kabile arasında tarihten gelen düşmanlıkların bittiğini, din kardeşliği, inanç ve akide birlikteliğine
    dayalı yeni bir barış ve huzur döneminin başladığını görüyoruz Ayrıca, Ensar ve Muhacirin arasında yardımlaşma ve
    dayanışmayı temel alan "muahat=kardeşlik" esasları dahilinde hayatın yeniden tesis ve tanzim edildiğine şahit oluyoruz
    Yardımlaşma bu iki kesim arasında o kadar ileri seviyelere vardırılmıştı ki, kanbağına bağlı kardeşliğin dahi önüne geçmişti
    Varını yoğunu Mekke'de bırakıp gelen Muhacirlerin sıkıntıları böylece en aza indirilmiş olmaktaydı
    Hicretle beraber, Müslümanlar Medine toplumunun idarî yapısında belirleyici konuma gelerek yönetimde inisiyatif sahibi
    olmuşlardı Toplum hayatını tanzim eden yeni prensipler belirlenmiş, Müslümanlar ve Yahudilerin hak ve sorumluluklarını
    belirleyen, güvence altına alan meşhur "Medine sözleşmesi" imzalanmıştı Buna göre, kimsenin tabii insan hakları keyfî şekilde
    ihlal edilemeyecek, kişilerin inandıkları dinin esaslarına göre yaşama serbestlikleri olacak; mala-cana tecavüzde
    bulunulmayacaktır
    Peygamber Efendimiz, Medine'nin hicret öncesinden gelen "Yesrib" adını, "hoş ve güzel" anlamına gelen "Taybe" veya
    "Tâbe" sözcükleriyle değiştirdi Çünkü "Yesrib" kelimesi iyi bir manaya işaret etmiyordu Adının değişmesiyle birlikte
    Medine yeni bir statüye kavuşmuş; Mekke'dekine benzer harem sınırları içine alınmıştır
    Mekke döneminde, tevhid inancı, nübüvvet ve ahirete iman esaslarını muhtevî ayetler nazil olurken, Medine'de ise, ferdî, ailevî ve ictimaî hayatı düzenleyen ahkam ayetleri inmeye başlamış; on senelik bir zaman dilimi içinde dinin, hayatın çeşitli safhalarıyla ilgili prensipleri tamamlanmıştır Bu devrede din hızlı bir şekilde Medine'de ve Medine dışında yayılmış, bir çok fetih hareketleri gerçekleşmiş, "büyük fetih" olarak nitelenen Hudeybiye Musalahası imzalanmış; akabinde Mekke'nin fethi müyesser olmuştur Dinin duyulmasına ve anlaşılmasına engel teşkil eden baskı ortadan kalkınca İslamiyet gerçek hüviyetiyle insanlarca tanınma imkanına kavuşmuştur Böylece İslam'ın adalet, huzur ve güven veren esasları iyice farketilmiş; büyük kitleler nezdinde hüsnü kabul görmüştür
    Hicretin bize verdiği pek çok dersler bulunmaktadır Peygamberimizin de hayatında gördüğümüz gibi, inançlı kimselerin hayatında ümitsizliğe ve karamsarlığa asla yer yoktur En zor ve kritik anlarda dahi sabır, azim ve metanetle meselelerin
    üstesinden gelen Allah Rasülü, kendinden sonraki asırlarda tebliğ görevini üstlenecek olanlara numune-i imtisal olmuştur
    Başarıya götüren maddi unsurlar yanında manevi faktörler de vardır Müspet sonuca yalnızca maddi yollarla ulaşılacağını
    düşünmek fevkalade yanlış bir husustur Her meselede sebeblere sarılmanın ötesinde, hükmü herşeye geçen, heran herşeyi sevk
    ve idare eden Yüce Yaratıcı'ya tam bir teslimiyet esas olmalıdır
    Hicretle ilgili bu yazımızı bitirirken bir konuya daha işaret etmemizin gereğine inanıyorum Allah Rasülü Medine'ye gelişinin
    hemen ardından mescidini inşa ederek bunun, müslüman bir toplumun hayatında icra edeceği fonksiyonu özellikle göstermek
    istemiştir

    Ramazan ÖZALPDEMİR



  3. 09.Mart.2011, 21:46
    2
    Silent and lonely rains



    HİCRET NEDİR?

    Sözlükte "terketmek, ayrılmak, bir yerden başka bir yere göç etmek" demektir. İslâm terminolojisinde hicret kavramı ile Hz. Muhammed (a.s.) ve arkadaşlarının M. 622 yılında Mekke'den Medine'ye göç etmeleri kastedilir. Mekkeli müşriklerin baskılarına dayanamayan müslümanlar daha önce de iki kâfile halinde Habeşistan'a hicret etmişlerdir.
    Kur'ân'da bu kimseler muhacirler olarak anılmış ve Allah'ın onların kötülüklerini örteceği (Âl-i İmrân, 3/195), onlardan razı olduğu, onlar için cennetler hazırladığı (Tevbe, 9/100), onların hakîkî mü'minler olduğu (Enfâl, 8/74), Allah katındaki derecelerinin büyük olduğu (Tevbe, 9/20) ve Allah'ın rahmetine mazhar olacakları (Bakara, 2/218) bildirilmiştir. Çünkü muhacirler; îmanları uğruna yurtlarını terk etmişler, Allah yolunda eziyetlere uğramışlar, müşriklerle savaşmışlar (Âl-i İmrân, 3/195), mallarını ve canlarını ortaya koymuşlardır (Enfâl, 8/72).
    Allah'a kulluk etmesi için yaratılan (Zâriyat, 56/51), ancak bulunduğu bir yerde bu görevini yerine getiremeyen, ibadet edebileceği bir yere de hicret etmeyen böylece nefsine zulmeden insan Kur'ân'da kınanmıştır (Nisâ, 4/97). "Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek çok yer bulur, bolluk bulur..." (Nisâ, 4/100). Çünkü "Allah'ın arzı geniştir" (Zümer, 39/10). Hicret kavramı, Kur'ân'da göç etmenin dışında Allah'a eş koşmak ve puta tapmak gibi çirkin davranışlardan (ricz) kaçınmak (Müddessir, 74/5) ve bir insanın yanından ayrılmak (Meryem, 19/46; Nisâ, 4/34) anlamında da kullanılmıştır. Hz. Peygamber (a.s.), "muhâcir, Allah'ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir" (Buhârî, Îmân, 4-5) sözü ile hicret kavramına mecâzî bir anlam da yüklemiştir. (İ.K.)


    Hicretin Nedenleri İslam Tarihindeki Önemi


    Hicret'in, İslâm tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olması sebebiyle bir dönüm noktası olduğunu yazımızın başında
    belirtmiştik Gerçekleşen bu büyük hadise ile İslamiyet'in, fert, aile ve cemiyet hayatında daha müşahhas olarak tatbik
    edildiğini, yeni bir toplum modelinin ortaya çıktığını görüyoruz Hicrete aktif olarak katılanlar ve onlara kucak açıp barındıranlar
    Kuran'da Rızay-ı ilahiyi kazananlar arasında takdim edilir "Öne ilk geçen muhacir ve ensarla, onlara güzellikle tabi olanlar,
    işte Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'dan razı olmuşlardır Allah onlara içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır İşte büyük kurtuluş budur" (21)
    Medine'de başlayan bu yeni toplum hayatında, bir asırdan fazla bir zamandır Evs ve Hazreç arasında devam edip gelen kavga
    ve savaşların sona erdiğini, bu iki kabile arasında tarihten gelen düşmanlıkların bittiğini, din kardeşliği, inanç ve akide birlikteliğine
    dayalı yeni bir barış ve huzur döneminin başladığını görüyoruz Ayrıca, Ensar ve Muhacirin arasında yardımlaşma ve
    dayanışmayı temel alan "muahat=kardeşlik" esasları dahilinde hayatın yeniden tesis ve tanzim edildiğine şahit oluyoruz
    Yardımlaşma bu iki kesim arasında o kadar ileri seviyelere vardırılmıştı ki, kanbağına bağlı kardeşliğin dahi önüne geçmişti
    Varını yoğunu Mekke'de bırakıp gelen Muhacirlerin sıkıntıları böylece en aza indirilmiş olmaktaydı
    Hicretle beraber, Müslümanlar Medine toplumunun idarî yapısında belirleyici konuma gelerek yönetimde inisiyatif sahibi
    olmuşlardı Toplum hayatını tanzim eden yeni prensipler belirlenmiş, Müslümanlar ve Yahudilerin hak ve sorumluluklarını
    belirleyen, güvence altına alan meşhur "Medine sözleşmesi" imzalanmıştı Buna göre, kimsenin tabii insan hakları keyfî şekilde
    ihlal edilemeyecek, kişilerin inandıkları dinin esaslarına göre yaşama serbestlikleri olacak; mala-cana tecavüzde
    bulunulmayacaktır
    Peygamber Efendimiz, Medine'nin hicret öncesinden gelen "Yesrib" adını, "hoş ve güzel" anlamına gelen "Taybe" veya
    "Tâbe" sözcükleriyle değiştirdi Çünkü "Yesrib" kelimesi iyi bir manaya işaret etmiyordu Adının değişmesiyle birlikte
    Medine yeni bir statüye kavuşmuş; Mekke'dekine benzer harem sınırları içine alınmıştır
    Mekke döneminde, tevhid inancı, nübüvvet ve ahirete iman esaslarını muhtevî ayetler nazil olurken, Medine'de ise, ferdî, ailevî ve ictimaî hayatı düzenleyen ahkam ayetleri inmeye başlamış; on senelik bir zaman dilimi içinde dinin, hayatın çeşitli safhalarıyla ilgili prensipleri tamamlanmıştır Bu devrede din hızlı bir şekilde Medine'de ve Medine dışında yayılmış, bir çok fetih hareketleri gerçekleşmiş, "büyük fetih" olarak nitelenen Hudeybiye Musalahası imzalanmış; akabinde Mekke'nin fethi müyesser olmuştur Dinin duyulmasına ve anlaşılmasına engel teşkil eden baskı ortadan kalkınca İslamiyet gerçek hüviyetiyle insanlarca tanınma imkanına kavuşmuştur Böylece İslam'ın adalet, huzur ve güven veren esasları iyice farketilmiş; büyük kitleler nezdinde hüsnü kabul görmüştür
    Hicretin bize verdiği pek çok dersler bulunmaktadır Peygamberimizin de hayatında gördüğümüz gibi, inançlı kimselerin hayatında ümitsizliğe ve karamsarlığa asla yer yoktur En zor ve kritik anlarda dahi sabır, azim ve metanetle meselelerin
    üstesinden gelen Allah Rasülü, kendinden sonraki asırlarda tebliğ görevini üstlenecek olanlara numune-i imtisal olmuştur
    Başarıya götüren maddi unsurlar yanında manevi faktörler de vardır Müspet sonuca yalnızca maddi yollarla ulaşılacağını
    düşünmek fevkalade yanlış bir husustur Her meselede sebeblere sarılmanın ötesinde, hükmü herşeye geçen, heran herşeyi sevk
    ve idare eden Yüce Yaratıcı'ya tam bir teslimiyet esas olmalıdır
    Hicretle ilgili bu yazımızı bitirirken bir konuya daha işaret etmemizin gereğine inanıyorum Allah Rasülü Medine'ye gelişinin
    hemen ardından mescidini inşa ederek bunun, müslüman bir toplumun hayatında icra edeceği fonksiyonu özellikle göstermek
    istemiştir

    Ramazan ÖZALPDEMİR






+ Yorum Gönder