Konusunu Oylayın.: Prof.Dr. Necmettin Erbakan'ın Gençlere Hitabı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Prof.Dr. Necmettin Erbakan'ın Gençlere Hitabı
  1. 09.Mart.2011, 07:41
    1
    Misafir

    Prof.Dr. Necmettin Erbakan'ın Gençlere Hitabı






    Prof.Dr. Necmettin Erbakan'ın Gençlere Hitabı Mumsema Prof.Dr. Necmettin Erbakan'ın Gençliğe Hitabesi


  2. 09.Mart.2011, 07:49
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Prof.Dr. Necmettin Erbakan'ın Gençlere Hitabı




    Hayat doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, faydalı ile zararlının, adaletle zulmün mücadelesinden ibarettir.



    Hayat doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, faydalı ile zararlının, adaletle zulmün mücadelesinden ibarettir. İslam sadece Müslümanlara değil bütün dünyaya huzur ve barış getirecek değerleri bünyesinde taşımaktadır. Gençler de bu barışın teminatıdır. Barış, kardeşlik, sevgi, adalet ve huzur tüm insanlığın ortak talebidir. Müslüman gençlerin de bu değerleri taşımaları bir zorunluluktur.
    Taşıdığımız bu sorumlulukların aksine bugün bütün insanlık bir buhranın içindedir. İslam coğrafyası ırkçı emperyalistlerin elinde kan gölü haline çevrilmiştir. Ayrıca işsizlik, açlık, insan hakkı ihlalleri ile dünya gençliği bunalıma sürüklenmektedir. Bunalımdan çıkmanın yolu ancak ve ancak Milli Görüş ile mümkündür.
    Bizim davamızın esası şefkattir. Gayemiz, tüm insanlığın saadeti için bütün gücümüzle çalışmaktır. İnsanlığın saadeti için çalışmak inancımız gereğidir. Dünyaya yön veren ve tarihe şan veren hareketlerin itici gücü tarih boyunca gençler olmuştur. Çelebi Mehmet'leri ve Fatih'leri yetiştiren bu coğrafya bağrından sayısız kahraman çıkartmıştır, yine çıkartacaktır. Bizim hareketimizin motoru gençliktir. Genç, davasının sancağını en yükseğe diken Ulubatlı Hasan'ların yolunda yürüyen insandır. Gençliğini insanlığın kurtuluş davasına adayan Milli Görüş gençliği, dün olduğu gibi, yeni dönemde de büyük şahlanışıyla destanlar yazacak potansiyele sahiptir. Bu bağlamda Milli Görüş genci sağlam bir itikat ve inanca sahip olmalı, iç ve dış temizliğine de dikkat etmelidir. İbadetlerini ihmal etmemeli, ahlak sahibi bir insan olarak kendi nefisini de terbiye ederek bütün insanlığın saadeti için çalışmalıdır.
    Şunu unutmayalım ki, gerek Selçuklular gerek Osmanlılar bin yıldan beri yeryüzünde hakkı ve adaleti tesis ettiler. Sadece çok büyük devlet adamları, bilim adamları olduğu için değil, aynı zamanda bütün yönleriyle güçlü oldukları için yeryüzündeki bu büyük hizmeti Cenab-ı Allah onlara nasip etmiştir. Çünkü Anadolu'muzun her yerinde alimler insanları irşat ediyor gençlerimize örnek oluyorlardı. Bu güzel örnekleri gören gençlerimiz aynı inanç ve imanla yetişiyor, bir Seyit çavuş böyle meydana geliyordu. Tarihimizdeki bütün zaferler silahla değil maddi üstünlükle değil sadece iman, aşk ve azimle kazanılmıştır. Bir ülkenin gücü; tankı, topu, parası değil, imanlı evlatlarıdır. Bunun da temelinin; inançlı, milli ve manevi değerlerine bağlı aileler olduğu unutulmamalıdır. İnanç, her şeyin temelini teşkil eder ve gençler olarak sağlam bir imana sahip olunmalıdır. Kıymetli gençler insanların hayrı ve saadeti için, tüm gücünüzle çalışın. Her nefesin hesabının verileceğini bilerek, hayır yolunda çalışın. ömrünüzün sonuna kadar insanlığa hizmete devam edin.
    'ÇAY SOHBETLERİNDE VE EDEBİYAT KÜRSÜLERİNDE KAHRAMANLIK SATMAK KOLAY'
    Ayrıca asıl marifet, yük altında ve hizmet esnasında sadık ve sağlam kalabilmektir. Yoksa çay sohbetlerinde ve edebiyat kürsülerinde kahramanlık satmak kolaydır. Bu bağlamda, fert fert şu söyleyeceğim sözlere kulak veriniz, Milli Görüş'ü bilmek için, bugünkü olayları bilmek için mutlaka tarihimizi yakinen tanımak mecburiyetindeyiz. İşte bu sebepten dolayıdır ki, Milli Görüş'ün temsil ettiği büyük manadan dolayıdır ki, söyleyeceklerime dikkat ediniz.
    Kıymetli gençler, herhangi bir kimse Malazgirt'te inanışının şahlanışını yaşamadan, Kosova'da, Niğbolu'da bir kılıç olup parlamadan, Ulubatlı Hasan olup İstanbul'u fethetmeden, Sultan Fatih olup atını denize sürmeden, Kanuni olup şanlı ordularıyla Avrupa'nın içlerine yürümeden, Seyit çavuş olup 250 kiloluk mermiyi 'Ya Allah' deyip namluya sürmeden, bir insan Sakarya'nın siperlerine girmeden ve Kıbrıs'ta düşman tahkimatının arasından geçmeden Milli Görüş'ün ne olduğunu anlayamaz.
    Sizler bu şuura ermiş gençler olarak, insanlığın saadeti için çalışıyorsunuz. Bütün dünyanın sizin bu çalışmalarınıza ne kadar ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Bu dünyayı inşaallah sizler kurtaracaksınız. Çünkü yaşadığımız olayların bir tek ilacı var, yıllardan beri tecrübelerimizle belirttiğimiz gibi bu ilaç da ancak Milli Görüş'tür. Bu davanın motoru olarak gayretli çalışmalarınız inşaallah dünyadaki insanları kurtaracaktır. Hepimiz sevabı da, vebali de olan büyük bir sorumluluğun altındayız.
    Yıllardır tüm insanlara duyurmaya çalıştığımız evrensel hakikatleri, gönülden gönüle nesiller boyunca taşıyacak olan gençlerimizin, insanlığın beklediği büyük hamleyi en kısa zamanda gerçekleştireceklerine olan inancımız tamdır.
    Bu münasebetle ülkemizin her köşesinde canla başla çalışan bütün gençlerimizi alınlarından öpüyor, muvaffakiyetler diliyorum. Allah (c.c) hepimizi cennetinde buluştursun.


  3. 09.Mart.2011, 07:49
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Hayat doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, faydalı ile zararlının, adaletle zulmün mücadelesinden ibarettir.



    Hayat doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, faydalı ile zararlının, adaletle zulmün mücadelesinden ibarettir. İslam sadece Müslümanlara değil bütün dünyaya huzur ve barış getirecek değerleri bünyesinde taşımaktadır. Gençler de bu barışın teminatıdır. Barış, kardeşlik, sevgi, adalet ve huzur tüm insanlığın ortak talebidir. Müslüman gençlerin de bu değerleri taşımaları bir zorunluluktur.
    Taşıdığımız bu sorumlulukların aksine bugün bütün insanlık bir buhranın içindedir. İslam coğrafyası ırkçı emperyalistlerin elinde kan gölü haline çevrilmiştir. Ayrıca işsizlik, açlık, insan hakkı ihlalleri ile dünya gençliği bunalıma sürüklenmektedir. Bunalımdan çıkmanın yolu ancak ve ancak Milli Görüş ile mümkündür.
    Bizim davamızın esası şefkattir. Gayemiz, tüm insanlığın saadeti için bütün gücümüzle çalışmaktır. İnsanlığın saadeti için çalışmak inancımız gereğidir. Dünyaya yön veren ve tarihe şan veren hareketlerin itici gücü tarih boyunca gençler olmuştur. Çelebi Mehmet'leri ve Fatih'leri yetiştiren bu coğrafya bağrından sayısız kahraman çıkartmıştır, yine çıkartacaktır. Bizim hareketimizin motoru gençliktir. Genç, davasının sancağını en yükseğe diken Ulubatlı Hasan'ların yolunda yürüyen insandır. Gençliğini insanlığın kurtuluş davasına adayan Milli Görüş gençliği, dün olduğu gibi, yeni dönemde de büyük şahlanışıyla destanlar yazacak potansiyele sahiptir. Bu bağlamda Milli Görüş genci sağlam bir itikat ve inanca sahip olmalı, iç ve dış temizliğine de dikkat etmelidir. İbadetlerini ihmal etmemeli, ahlak sahibi bir insan olarak kendi nefisini de terbiye ederek bütün insanlığın saadeti için çalışmalıdır.
    Şunu unutmayalım ki, gerek Selçuklular gerek Osmanlılar bin yıldan beri yeryüzünde hakkı ve adaleti tesis ettiler. Sadece çok büyük devlet adamları, bilim adamları olduğu için değil, aynı zamanda bütün yönleriyle güçlü oldukları için yeryüzündeki bu büyük hizmeti Cenab-ı Allah onlara nasip etmiştir. Çünkü Anadolu'muzun her yerinde alimler insanları irşat ediyor gençlerimize örnek oluyorlardı. Bu güzel örnekleri gören gençlerimiz aynı inanç ve imanla yetişiyor, bir Seyit çavuş böyle meydana geliyordu. Tarihimizdeki bütün zaferler silahla değil maddi üstünlükle değil sadece iman, aşk ve azimle kazanılmıştır. Bir ülkenin gücü; tankı, topu, parası değil, imanlı evlatlarıdır. Bunun da temelinin; inançlı, milli ve manevi değerlerine bağlı aileler olduğu unutulmamalıdır. İnanç, her şeyin temelini teşkil eder ve gençler olarak sağlam bir imana sahip olunmalıdır. Kıymetli gençler insanların hayrı ve saadeti için, tüm gücünüzle çalışın. Her nefesin hesabının verileceğini bilerek, hayır yolunda çalışın. ömrünüzün sonuna kadar insanlığa hizmete devam edin.
    'ÇAY SOHBETLERİNDE VE EDEBİYAT KÜRSÜLERİNDE KAHRAMANLIK SATMAK KOLAY'
    Ayrıca asıl marifet, yük altında ve hizmet esnasında sadık ve sağlam kalabilmektir. Yoksa çay sohbetlerinde ve edebiyat kürsülerinde kahramanlık satmak kolaydır. Bu bağlamda, fert fert şu söyleyeceğim sözlere kulak veriniz, Milli Görüş'ü bilmek için, bugünkü olayları bilmek için mutlaka tarihimizi yakinen tanımak mecburiyetindeyiz. İşte bu sebepten dolayıdır ki, Milli Görüş'ün temsil ettiği büyük manadan dolayıdır ki, söyleyeceklerime dikkat ediniz.
    Kıymetli gençler, herhangi bir kimse Malazgirt'te inanışının şahlanışını yaşamadan, Kosova'da, Niğbolu'da bir kılıç olup parlamadan, Ulubatlı Hasan olup İstanbul'u fethetmeden, Sultan Fatih olup atını denize sürmeden, Kanuni olup şanlı ordularıyla Avrupa'nın içlerine yürümeden, Seyit çavuş olup 250 kiloluk mermiyi 'Ya Allah' deyip namluya sürmeden, bir insan Sakarya'nın siperlerine girmeden ve Kıbrıs'ta düşman tahkimatının arasından geçmeden Milli Görüş'ün ne olduğunu anlayamaz.
    Sizler bu şuura ermiş gençler olarak, insanlığın saadeti için çalışıyorsunuz. Bütün dünyanın sizin bu çalışmalarınıza ne kadar ihtiyacı olduğunu çok iyi biliyorsunuz. Bu dünyayı inşaallah sizler kurtaracaksınız. Çünkü yaşadığımız olayların bir tek ilacı var, yıllardan beri tecrübelerimizle belirttiğimiz gibi bu ilaç da ancak Milli Görüş'tür. Bu davanın motoru olarak gayretli çalışmalarınız inşaallah dünyadaki insanları kurtaracaktır. Hepimiz sevabı da, vebali de olan büyük bir sorumluluğun altındayız.
    Yıllardır tüm insanlara duyurmaya çalıştığımız evrensel hakikatleri, gönülden gönüle nesiller boyunca taşıyacak olan gençlerimizin, insanlığın beklediği büyük hamleyi en kısa zamanda gerçekleştireceklerine olan inancımız tamdır.
    Bu münasebetle ülkemizin her köşesinde canla başla çalışan bütün gençlerimizi alınlarından öpüyor, muvaffakiyetler diliyorum. Allah (c.c) hepimizi cennetinde buluştursun.


  4. 01.Mart.2012, 14:53
    3
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Kendisini Milletine Adayan Adam Necmeddin Erbakan

    Kendisini Milletine Adayan Adam

    Çalışmalarını ve bütün vaktini nerede ise orda geçirirdi. Yemek vakti gelince yukarıyı arar, anneme ‘bugün yemeğe misafirlerimiz var, ona göre yemek gönder’ der ve hiçbir zaman boş kalmazdı.
    Bir sonbahar mevsimine, takvimler 26 Ekim 1926’yı gösterdiğinde Kozanoğullarından ağır ceza hâkimi Mehmet Sabri Erbakan ile Kamer hanımın evladı olarak Sinop da dünyaya geldi. Babasının mesleğinden dolayı muhtelif birçok ilde eğitimini sürdürmek zorunda kaldı. Çocukluğundan, gençliğine öğrencilik yılları başarılarla dolu, ismi sadece Türkiye’de değil dünyada zikredilen sayılı liderler arasında yer aldı. Erbakan hoca, ileri yaşlarında bir lider olma hissiyatını ve gerçeğini çocuk yaşlarda hissetmiş olmalı ki; eğitim ve öğretim yıllarını azimle ve derecelerle dolu geçirdi.
    Erbakan hoca hayatında hep ilkleri yaşadı. Eğitim hayatında hep birinci oldu. 1,5 yılda3 tez yazdı. Türkiye’nin en genç doçenti oldu. İlk yerli otomobil üretimi için gümüş motoru kurdu. Döneminde dikta gibi görünen askerlere sanayi konferansı verdi. 1970’de Milli Nizamı kurdu. 4 yıl koalisyon ortağı oldu. Ve 54. Hükümetin Başbakanı oldu. Bütün bunları yaparken bir ad uğruna değil, insanlığa hizmet etmenin vakur ve bilincini yaşadı.

    Doğumdan ölümüne kadar hayatı mücadele ile geçen Prof Dr. Necmettin Erbakan Hocanın “her bahar bir çiçekle başlar” sözünde ki hakikat gibi, hem Türk siyasetine, hem de dünya siyasetine damgasını vurmuş değerli bir lider idi.

    Zorluklardan yılmayan, her engelin ardından başarı ile geçen ve yaşamı boyunca hakka hizmet noktasında hep halkı ile bütünleşen nadide bir liderdi.

    Kimilerine göre zekâ küpü, dahi, kimilerine göre de iyi bir siyasetçi olarak nitelendirilirdi. Her sohbetinde kullandığı cümleler basit cümleler yerine ilmi bir seminer niteliğinde idi. Herkesin anlayacağı, fakat manevi yönü ağır, İslam dinine hâkim ilmi ile konuları, sabırla ve titizlikle anlatırdı. O’nun her selamı, alan için bir huzur ve tebessüm sadakası vasfında idi.

    Prof. Dr. Necmettin Erbakan çocuk yıllarında başlayan siyasi rotası, gençlik ve ileri yaşlarına kadar hiç sapmadan katmerleşerek arttı. İslam adına, insanlık adına dünyaya Türk zekâsını tescillendiren ve yeri geldiğinde konuşma ve ikna kabiliyeti ile elini masaya vurabilen değerli bir siyaset adamı oldu.

    Onun deyimi ile “fırtınalara yön veren kelebeklerin kanat çırpınışıdır. Bizim davamızda kimse kendi için yaşamaz, herkes kardeşi için yaşar. Menfaati öldürmenin en kolay yolu budur” diyerek, hayatı boyunca kendinden ziyade halkını düşünerek yaşamıştır.

    Erbakan hoca 1967 yılında çocuklarının annesi, siyasi ve hayat arkadaşı Nermin hanımla hayatını birleştirdi. Erbakan hoca 12 Eylül döneminde 1 yıl ceza evinde kaldığı dönemde de, partilerinin kapatıldığı dönemde de Nermin Erbakan, tüm yaşananları metanetle karşılamış ve dava uğruna eşi ile birlikte Milli görüş hareketini yurdun en ücra köşesine varıncaya kadar anlatmak için gitti. Bundan dolayı ne şikâyetçi nede eşinden ayrı kaldı. Belki de Erbakan hocanın başarısını tamamlayıcı tek unsur onu anlayan iyi bir eş ve huzurlu yuvası oldu.

    Erbakan hoca gerek eş olarak, gerekse de bir baba olarak örnek alınacak güzel bir ömür sürdü. Eşine verdiği değer; her konuşmasında, eşini anlatımında kurduğu cümle ve kullandığı üslup takdire şayan vasıflarda idi. O eşine değer veren ve verilmesi gerektiği konusunda hayatı boyunca gittiği her yerde, dili döndükçe anlatmaya çalışan ve yaşantısı ile bizzat gösteren farklı bir liderdi.

    Olumlu yada olumsuz olaylara karşı tepki vermeyen; olmuyorsa bizim göremediğimiz bir hayır, oluyor ise de yine bizim anlam veremediğimiz bir güzellik vardır diyerek hayata hep pozitif baktı. Canını yakanlara, can yakarak değil, sabırla ve metanetle davrandı. Kimseleri menfaati uğruna satmayan, elinden alınanlara “vardır bunda da bir hayır” diyecek kadar vakurla bakabilen bir liderdi. Özellikle ilerleyen yaşına rağmen dim dik ayakta durmayı başaran, akli hiçbir melekesini son nefesine kadar kaybetmeyen ve son anına kadar mücadele uğruna, insanlık adına, İslam adına cihad etmeyi başaran bir liderdi.

    O iyi bir eş, örnek bir aile babası ve örnek bir ağabey, arkadaş ve dost olma vasfını halkına verdiği değerle ifade ederken, sevenlerinin de ona teveccühü yadsınamayacak kadar çok oldu.
    Prof. Dr. Necmettin Erbakan hayatı boyunca kendisine yapılan haksızlıklar karşısında, içeri kan ağlasa da dimdik durmayı başaran nadide bir lider oldu. Bazıları “hocam sen haklısın” derken yüzüne karşı, arkasından onu yok etmenin planlarını yaptı. Canını yaktılar, mücadelesinden yıldırmaya ve saf dışı bırakmaya çalıştılar. Ama O hep dimdik hak batıl mücadelesi verdi. Kimseye kızmadı, kimsenin kuyusunu kazan olmadı.

    Edebi ile vakur duruşu ile 28 Şubat gibi bir süreçte, kendisine yapılan her türlü zülüm ve haksızlığa karşı sustu ve yapacaklarını söz ile değil icraatla gösterdi. Belki de kimsenin kolay kolay başaramayacağı O 28 Şubat sürecinde, Erbakan Hoca aklıyla, ilmiyle ve olgun kişiliği ile ülkeyi onlarca yıl geri götüreceği bilinci ile hep mücadele verdi. Ona o gün hakaret edip dışlayanlar bu gün onun haklılığı karşısında saygı gösterir oldular. 28 Şubat darbesini yapanlar bu toplumun karşısında telafisi olmayan çok büyük bir mahcubiyetle tarihe gömülmüşlerdir.
    Belki de dünya hayatında kolay kolay kimseye nasip olmayacak nadide insanlardan ve kişiliklerden biri olan Erbakan Hoca, mücadeleyi anlık kızgınlıklara, heva ve heveslere değil, akılcı yaklaşımı ve ileri görüşlülüğü ile hak edilen noktaya gelmesi için mücadeleler verdi.
    O bir mücadele adamı idi.

    O bir Hak yolunda halkına adanmış mücahit bir liderdi.

    Ve o bir dünya lideri idi.

    Özellikle 28 Şubat döneminin getirisi olan ağır yaptırımlarda, hep mücadele ederek, kimsenin hakkına söz etmeden, kimselere yaranmadan ve kimselere riyakârlık yapmadan, halkı ile bir bütün lider olma vasfını kazanmıştı.

    Canını yaktıkları her noktada o baharda açan çiçekler gibi yeniden bizlere mevsim oldu.

    Erbakan Hocayı bir seminerinde kızı şöyle anlatır; “babamın ofisi evin alt katında idi.

    Her evlat gibi bizde babamızın mesaisi bitsin eve gelsin diye beklerken, babam eve gelir, anneme ‘ben çıkıyorum, toplantım var’ der ve üç gün sonra çok farklı bir şehirde dava mücadelesi verirken haberi gelir. Bizler babamızı ne akşam nede sabah görürdük. Belki de onu sevenleri bizden daha fazla gördü. Hayatı hep dava kardeşlerine, Ülkesine hizmet etmekle geçti. Kimseyi kırmaz, her davete icabet ederdi. Vasfı, kimliği ne olursa olsun herkesi eşit görür, o şekilde mücadele ederdi”.

    Erbakan Hoca belki de son yüzyılda lider olma vasfına haiz sayılı bir liderdir. 28 Şubatın getirilerinde partisi kapatıldı ve o yine yılmadı mücadeleye devam etti. Özellikle İslam Birleşmiş Milletleri, İslam NATO’su, İslam Ortak Pazarı, D8 gibi daha birçok projeyi de her yönü ile hayata geçirmek için var gücü ile çalıştı.

    Erbakan hoca, Müslümanların sadece bir ülke ile sınırlı olmadığını Filistin’i, Çeçenistan’ı, Afganistan’ı, Sudan’ı, Keşmir’i, Irak’ı, Bosna’yı, Moro’yu ve diğer İslam ülkelerini anlatarak onların dertlerini paylaşarak ümmet bilincini bizlere öğretti.

    Çok değil, son yüzyılda yaşanan Kıbrıs barış harekâtında her ne kadar hakkı tevdi edilmese de, gösterdiği gayret ve isimsiz kahramanlık, Kıbrıs’ın bu gün ki bağımsız huzurunu getirmeye vesile olmuştur. Erbakan hoca için siyaset sadece mecliste değil halkın içinde; İslam coğrafyasının her karış toprağında zulme uğrayan insanlık için hemhal olmaktan geçer. Yaşamını bir gaye üzerine kuran ve ölümü ile bu gayenin gerekçesi cenaze namazının kalabalıklığı ile yerini bulduran müstesna bir liderdi.

    Muhterem Erbakan hoca bugün gündemde olan fakat engellerle yok edilmeye çalışılan dindar gençlik yolunda çok gayretler sarf etti. Özellikle imanlı gençlerin yetişmesi için İmam-Hatipleri açtı. Dünyanın en büyük gençlik teşkilatını kurdu. Değer yargılarının korunması ve deforme olmaması için yerli üretimi ve yerli tüketimi teşvik etti.

    Bunca mücadeleyi ve gayreti bir ömre sığdıran Erbakan hoca, yine onu Başbakanlıktan eden ve Türkiye’yi bir kaosa sürükleyen 28 Şubat gününden bir gün önce 27 Şubatta aramızdan ayrıldı. O’nun ölümü de hayatı gibi güzel oldu. Belki de bu dünyada sayılı insanlara nasip olacak kadar kalabalık bir insan seli ile ayaz bir İstanbul gününde, sıcak kalpleri ile milyonlar uğurladı onu rabbine…

    Hep gülen yüzü umutlu sözleri ile hafızalarda kaldı hoca…

    Kimi Erbakan yazan atkısı ile kimisi şapkası ile ona son görevlerini yapmak için toplandılar Fatih Camisinin avlusuna. Küçücük çocuklardan, 80 yaşındaki dedelere kadar herkesin yüzünde hüzün vardı, Türkiye bilge adamını hakka uğurluyordu…

    Fevzi paşa’dan, Halıcılara, Vatan caddesinden, Akdeniz caddesine milyonlar hocasını uğurlamak için sel olup aktılar sanki…

    Tabutu geçerken, sevenleri gözyaşına boğuldu, artık tebessüm eden yüzü, umut dolu sözleri olmayacaktı…

    Tekbirler ile yürünen yolda soğuğa rağmen içler yanıyor, kan ağlıyordu.

    Ona haksızlık yapanlar, utanırımıydı artık? Onun ne vatansever olduğu, ne büyük bir bilim adamı olduğu, nezaket sahibi olduğu, ancak öldükten sonramı anlaşılacaktı…

    Milyonlar şahit oldu onun yaptıklarına ve haklarını helal eden haykırışları ile yolcu ettiler rabbine…

    Ne güzel bir uğurlanıştı onunki. Ya Rap bizde şahidiz…

    Arkasından sel olan kalabalık hoca gibi vakur bir eda ile;

    Mücadeleyi ve cihadı öğrettin,

    Birileri İsraili tanımazken siyonizm ve onun hedeflerini anlattın,

    İmam-Hatipleri açtın, imanlı nesillerin yetişmesine öncülük ettin,

    Türkiye’nin siyasi, iktisadi ve kültürel bağımsızlığı için mücadele ettin,

    Yeni bir dünya için D-8’leri kurdun,

    Anadolu sermayesini ayağa kaldırdın,

    Bütün yasaklara ve habis cezalarına rağmen teşkilatına gelecek zararlara karşı kendini defalarca feda ettin,

    Ve sen Türkiye’nin onurlu duruşunun temsilcisi oldun, diyerek, bizler şahidiz Ya Rab! Nidaları ile seslendiler giden hocalarına.

    Dualarla, Kur’an- Kerim nidaları ile en sevgiliye gönderdiler hocalarını. Ve giderken hocanın ardından, yine hocanın o güzel cümleleri ile seslendiler insanlığa ve dünyaya; “Onlar zannediyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Ama biz sussak tarih susmayacak. Tarih sussa hakikat susmayacak. Onlar zannediyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Hayır, bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdanlarından kurtulsalar tarihin azabından kurtulamayacaklar, tarihin azabından kurtulsalar Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar”, diyerek son vazifelerini yaptılar hocalarına.

    Yaptığı onca çalışmanın ve verdiği onca mücadelenin ardından Erbakan hoca, dünyanın birçok noktasında, günümüzde belki de hiçbir lidere nasip olmayacak bir dua ile hayata gözlerini yumdu. Sadece Türkiye’de değil, başta Mekke ve Medine olmak üzere farklı coğrafyalarda üst düzey yöneticiler tarafından gıyabında cenaze namazı kılınıp, dualarla ebediyete, yani sevgilisine uğurlandı. Ve Türkiye’de dini temsilcilerinden tutunda birçok ülkenin liderlerinin katılımı ile saatlerce musalla taşına omuzlar üzerinde getirilerek kılınan cenaze namazı, bu son yüzyıl da hiçbir lidere nasip olmadı.

    Bizler Erbakan hocamızı Rahmet-i Rahman’a tekbirler, salâvatlar, dualarla uğurladık. Milyonlarca insan, ümmetin can dostu, mazlumların sesi Erbakan hocayı, ebedi istirahatgâhına gözyaşları ve dualar eşliliğinde yolcu etti. Erbakan hoca hayatı cihad olarak gördü ve son nefesine kadar öyle yaşadı. Biz O’ndan razıyız, Sen de razı ol ya Rab!

    Ve son olarak, Prof. Dr. Necmettin Erbakan için söylenecek son söz, “Bazen Elif gibi yalnız kalmak, ama yine Elif gibi dik durmak demektir. Bir ömür ve bir destan demektir.”

    Mekanın Cennet olsun bilge insan,Değerli hocam….

    Lütfi ŞENOCAK
    Desk ve Din-Bir-Sen



  5. 01.Mart.2012, 14:53
    3
    Moderatör
    Kendisini Milletine Adayan Adam

    Çalışmalarını ve bütün vaktini nerede ise orda geçirirdi. Yemek vakti gelince yukarıyı arar, anneme ‘bugün yemeğe misafirlerimiz var, ona göre yemek gönder’ der ve hiçbir zaman boş kalmazdı.
    Bir sonbahar mevsimine, takvimler 26 Ekim 1926’yı gösterdiğinde Kozanoğullarından ağır ceza hâkimi Mehmet Sabri Erbakan ile Kamer hanımın evladı olarak Sinop da dünyaya geldi. Babasının mesleğinden dolayı muhtelif birçok ilde eğitimini sürdürmek zorunda kaldı. Çocukluğundan, gençliğine öğrencilik yılları başarılarla dolu, ismi sadece Türkiye’de değil dünyada zikredilen sayılı liderler arasında yer aldı. Erbakan hoca, ileri yaşlarında bir lider olma hissiyatını ve gerçeğini çocuk yaşlarda hissetmiş olmalı ki; eğitim ve öğretim yıllarını azimle ve derecelerle dolu geçirdi.
    Erbakan hoca hayatında hep ilkleri yaşadı. Eğitim hayatında hep birinci oldu. 1,5 yılda3 tez yazdı. Türkiye’nin en genç doçenti oldu. İlk yerli otomobil üretimi için gümüş motoru kurdu. Döneminde dikta gibi görünen askerlere sanayi konferansı verdi. 1970’de Milli Nizamı kurdu. 4 yıl koalisyon ortağı oldu. Ve 54. Hükümetin Başbakanı oldu. Bütün bunları yaparken bir ad uğruna değil, insanlığa hizmet etmenin vakur ve bilincini yaşadı.

    Doğumdan ölümüne kadar hayatı mücadele ile geçen Prof Dr. Necmettin Erbakan Hocanın “her bahar bir çiçekle başlar” sözünde ki hakikat gibi, hem Türk siyasetine, hem de dünya siyasetine damgasını vurmuş değerli bir lider idi.

    Zorluklardan yılmayan, her engelin ardından başarı ile geçen ve yaşamı boyunca hakka hizmet noktasında hep halkı ile bütünleşen nadide bir liderdi.

    Kimilerine göre zekâ küpü, dahi, kimilerine göre de iyi bir siyasetçi olarak nitelendirilirdi. Her sohbetinde kullandığı cümleler basit cümleler yerine ilmi bir seminer niteliğinde idi. Herkesin anlayacağı, fakat manevi yönü ağır, İslam dinine hâkim ilmi ile konuları, sabırla ve titizlikle anlatırdı. O’nun her selamı, alan için bir huzur ve tebessüm sadakası vasfında idi.

    Prof. Dr. Necmettin Erbakan çocuk yıllarında başlayan siyasi rotası, gençlik ve ileri yaşlarına kadar hiç sapmadan katmerleşerek arttı. İslam adına, insanlık adına dünyaya Türk zekâsını tescillendiren ve yeri geldiğinde konuşma ve ikna kabiliyeti ile elini masaya vurabilen değerli bir siyaset adamı oldu.

    Onun deyimi ile “fırtınalara yön veren kelebeklerin kanat çırpınışıdır. Bizim davamızda kimse kendi için yaşamaz, herkes kardeşi için yaşar. Menfaati öldürmenin en kolay yolu budur” diyerek, hayatı boyunca kendinden ziyade halkını düşünerek yaşamıştır.

    Erbakan hoca 1967 yılında çocuklarının annesi, siyasi ve hayat arkadaşı Nermin hanımla hayatını birleştirdi. Erbakan hoca 12 Eylül döneminde 1 yıl ceza evinde kaldığı dönemde de, partilerinin kapatıldığı dönemde de Nermin Erbakan, tüm yaşananları metanetle karşılamış ve dava uğruna eşi ile birlikte Milli görüş hareketini yurdun en ücra köşesine varıncaya kadar anlatmak için gitti. Bundan dolayı ne şikâyetçi nede eşinden ayrı kaldı. Belki de Erbakan hocanın başarısını tamamlayıcı tek unsur onu anlayan iyi bir eş ve huzurlu yuvası oldu.

    Erbakan hoca gerek eş olarak, gerekse de bir baba olarak örnek alınacak güzel bir ömür sürdü. Eşine verdiği değer; her konuşmasında, eşini anlatımında kurduğu cümle ve kullandığı üslup takdire şayan vasıflarda idi. O eşine değer veren ve verilmesi gerektiği konusunda hayatı boyunca gittiği her yerde, dili döndükçe anlatmaya çalışan ve yaşantısı ile bizzat gösteren farklı bir liderdi.

    Olumlu yada olumsuz olaylara karşı tepki vermeyen; olmuyorsa bizim göremediğimiz bir hayır, oluyor ise de yine bizim anlam veremediğimiz bir güzellik vardır diyerek hayata hep pozitif baktı. Canını yakanlara, can yakarak değil, sabırla ve metanetle davrandı. Kimseleri menfaati uğruna satmayan, elinden alınanlara “vardır bunda da bir hayır” diyecek kadar vakurla bakabilen bir liderdi. Özellikle ilerleyen yaşına rağmen dim dik ayakta durmayı başaran, akli hiçbir melekesini son nefesine kadar kaybetmeyen ve son anına kadar mücadele uğruna, insanlık adına, İslam adına cihad etmeyi başaran bir liderdi.

    O iyi bir eş, örnek bir aile babası ve örnek bir ağabey, arkadaş ve dost olma vasfını halkına verdiği değerle ifade ederken, sevenlerinin de ona teveccühü yadsınamayacak kadar çok oldu.
    Prof. Dr. Necmettin Erbakan hayatı boyunca kendisine yapılan haksızlıklar karşısında, içeri kan ağlasa da dimdik durmayı başaran nadide bir lider oldu. Bazıları “hocam sen haklısın” derken yüzüne karşı, arkasından onu yok etmenin planlarını yaptı. Canını yaktılar, mücadelesinden yıldırmaya ve saf dışı bırakmaya çalıştılar. Ama O hep dimdik hak batıl mücadelesi verdi. Kimseye kızmadı, kimsenin kuyusunu kazan olmadı.

    Edebi ile vakur duruşu ile 28 Şubat gibi bir süreçte, kendisine yapılan her türlü zülüm ve haksızlığa karşı sustu ve yapacaklarını söz ile değil icraatla gösterdi. Belki de kimsenin kolay kolay başaramayacağı O 28 Şubat sürecinde, Erbakan Hoca aklıyla, ilmiyle ve olgun kişiliği ile ülkeyi onlarca yıl geri götüreceği bilinci ile hep mücadele verdi. Ona o gün hakaret edip dışlayanlar bu gün onun haklılığı karşısında saygı gösterir oldular. 28 Şubat darbesini yapanlar bu toplumun karşısında telafisi olmayan çok büyük bir mahcubiyetle tarihe gömülmüşlerdir.
    Belki de dünya hayatında kolay kolay kimseye nasip olmayacak nadide insanlardan ve kişiliklerden biri olan Erbakan Hoca, mücadeleyi anlık kızgınlıklara, heva ve heveslere değil, akılcı yaklaşımı ve ileri görüşlülüğü ile hak edilen noktaya gelmesi için mücadeleler verdi.
    O bir mücadele adamı idi.

    O bir Hak yolunda halkına adanmış mücahit bir liderdi.

    Ve o bir dünya lideri idi.

    Özellikle 28 Şubat döneminin getirisi olan ağır yaptırımlarda, hep mücadele ederek, kimsenin hakkına söz etmeden, kimselere yaranmadan ve kimselere riyakârlık yapmadan, halkı ile bir bütün lider olma vasfını kazanmıştı.

    Canını yaktıkları her noktada o baharda açan çiçekler gibi yeniden bizlere mevsim oldu.

    Erbakan Hocayı bir seminerinde kızı şöyle anlatır; “babamın ofisi evin alt katında idi.

    Her evlat gibi bizde babamızın mesaisi bitsin eve gelsin diye beklerken, babam eve gelir, anneme ‘ben çıkıyorum, toplantım var’ der ve üç gün sonra çok farklı bir şehirde dava mücadelesi verirken haberi gelir. Bizler babamızı ne akşam nede sabah görürdük. Belki de onu sevenleri bizden daha fazla gördü. Hayatı hep dava kardeşlerine, Ülkesine hizmet etmekle geçti. Kimseyi kırmaz, her davete icabet ederdi. Vasfı, kimliği ne olursa olsun herkesi eşit görür, o şekilde mücadele ederdi”.

    Erbakan Hoca belki de son yüzyılda lider olma vasfına haiz sayılı bir liderdir. 28 Şubatın getirilerinde partisi kapatıldı ve o yine yılmadı mücadeleye devam etti. Özellikle İslam Birleşmiş Milletleri, İslam NATO’su, İslam Ortak Pazarı, D8 gibi daha birçok projeyi de her yönü ile hayata geçirmek için var gücü ile çalıştı.

    Erbakan hoca, Müslümanların sadece bir ülke ile sınırlı olmadığını Filistin’i, Çeçenistan’ı, Afganistan’ı, Sudan’ı, Keşmir’i, Irak’ı, Bosna’yı, Moro’yu ve diğer İslam ülkelerini anlatarak onların dertlerini paylaşarak ümmet bilincini bizlere öğretti.

    Çok değil, son yüzyılda yaşanan Kıbrıs barış harekâtında her ne kadar hakkı tevdi edilmese de, gösterdiği gayret ve isimsiz kahramanlık, Kıbrıs’ın bu gün ki bağımsız huzurunu getirmeye vesile olmuştur. Erbakan hoca için siyaset sadece mecliste değil halkın içinde; İslam coğrafyasının her karış toprağında zulme uğrayan insanlık için hemhal olmaktan geçer. Yaşamını bir gaye üzerine kuran ve ölümü ile bu gayenin gerekçesi cenaze namazının kalabalıklığı ile yerini bulduran müstesna bir liderdi.

    Muhterem Erbakan hoca bugün gündemde olan fakat engellerle yok edilmeye çalışılan dindar gençlik yolunda çok gayretler sarf etti. Özellikle imanlı gençlerin yetişmesi için İmam-Hatipleri açtı. Dünyanın en büyük gençlik teşkilatını kurdu. Değer yargılarının korunması ve deforme olmaması için yerli üretimi ve yerli tüketimi teşvik etti.

    Bunca mücadeleyi ve gayreti bir ömre sığdıran Erbakan hoca, yine onu Başbakanlıktan eden ve Türkiye’yi bir kaosa sürükleyen 28 Şubat gününden bir gün önce 27 Şubatta aramızdan ayrıldı. O’nun ölümü de hayatı gibi güzel oldu. Belki de bu dünyada sayılı insanlara nasip olacak kadar kalabalık bir insan seli ile ayaz bir İstanbul gününde, sıcak kalpleri ile milyonlar uğurladı onu rabbine…

    Hep gülen yüzü umutlu sözleri ile hafızalarda kaldı hoca…

    Kimi Erbakan yazan atkısı ile kimisi şapkası ile ona son görevlerini yapmak için toplandılar Fatih Camisinin avlusuna. Küçücük çocuklardan, 80 yaşındaki dedelere kadar herkesin yüzünde hüzün vardı, Türkiye bilge adamını hakka uğurluyordu…

    Fevzi paşa’dan, Halıcılara, Vatan caddesinden, Akdeniz caddesine milyonlar hocasını uğurlamak için sel olup aktılar sanki…

    Tabutu geçerken, sevenleri gözyaşına boğuldu, artık tebessüm eden yüzü, umut dolu sözleri olmayacaktı…

    Tekbirler ile yürünen yolda soğuğa rağmen içler yanıyor, kan ağlıyordu.

    Ona haksızlık yapanlar, utanırımıydı artık? Onun ne vatansever olduğu, ne büyük bir bilim adamı olduğu, nezaket sahibi olduğu, ancak öldükten sonramı anlaşılacaktı…

    Milyonlar şahit oldu onun yaptıklarına ve haklarını helal eden haykırışları ile yolcu ettiler rabbine…

    Ne güzel bir uğurlanıştı onunki. Ya Rap bizde şahidiz…

    Arkasından sel olan kalabalık hoca gibi vakur bir eda ile;

    Mücadeleyi ve cihadı öğrettin,

    Birileri İsraili tanımazken siyonizm ve onun hedeflerini anlattın,

    İmam-Hatipleri açtın, imanlı nesillerin yetişmesine öncülük ettin,

    Türkiye’nin siyasi, iktisadi ve kültürel bağımsızlığı için mücadele ettin,

    Yeni bir dünya için D-8’leri kurdun,

    Anadolu sermayesini ayağa kaldırdın,

    Bütün yasaklara ve habis cezalarına rağmen teşkilatına gelecek zararlara karşı kendini defalarca feda ettin,

    Ve sen Türkiye’nin onurlu duruşunun temsilcisi oldun, diyerek, bizler şahidiz Ya Rab! Nidaları ile seslendiler giden hocalarına.

    Dualarla, Kur’an- Kerim nidaları ile en sevgiliye gönderdiler hocalarını. Ve giderken hocanın ardından, yine hocanın o güzel cümleleri ile seslendiler insanlığa ve dünyaya; “Onlar zannediyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Ama biz sussak tarih susmayacak. Tarih sussa hakikat susmayacak. Onlar zannediyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Hayır, bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdanlarından kurtulsalar tarihin azabından kurtulamayacaklar, tarihin azabından kurtulsalar Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar”, diyerek son vazifelerini yaptılar hocalarına.

    Yaptığı onca çalışmanın ve verdiği onca mücadelenin ardından Erbakan hoca, dünyanın birçok noktasında, günümüzde belki de hiçbir lidere nasip olmayacak bir dua ile hayata gözlerini yumdu. Sadece Türkiye’de değil, başta Mekke ve Medine olmak üzere farklı coğrafyalarda üst düzey yöneticiler tarafından gıyabında cenaze namazı kılınıp, dualarla ebediyete, yani sevgilisine uğurlandı. Ve Türkiye’de dini temsilcilerinden tutunda birçok ülkenin liderlerinin katılımı ile saatlerce musalla taşına omuzlar üzerinde getirilerek kılınan cenaze namazı, bu son yüzyıl da hiçbir lidere nasip olmadı.

    Bizler Erbakan hocamızı Rahmet-i Rahman’a tekbirler, salâvatlar, dualarla uğurladık. Milyonlarca insan, ümmetin can dostu, mazlumların sesi Erbakan hocayı, ebedi istirahatgâhına gözyaşları ve dualar eşliliğinde yolcu etti. Erbakan hoca hayatı cihad olarak gördü ve son nefesine kadar öyle yaşadı. Biz O’ndan razıyız, Sen de razı ol ya Rab!

    Ve son olarak, Prof. Dr. Necmettin Erbakan için söylenecek son söz, “Bazen Elif gibi yalnız kalmak, ama yine Elif gibi dik durmak demektir. Bir ömür ve bir destan demektir.”

    Mekanın Cennet olsun bilge insan,Değerli hocam….

    Lütfi ŞENOCAK
    Desk ve Din-Bir-Sen






+ Yorum Gönder