Konusunu Oylayın.: Anne sağlığı tehlikedeyse beş aylık bebek kürtajla alınır mı ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 9 kişi
Anne sağlığı tehlikedeyse beş aylık bebek kürtajla alınır mı ?
  1. 05.Mart.2011, 14:00
    1
    Misafir

    Anne sağlığı tehlikedeyse beş aylık bebek kürtajla alınır mı ?






    Anne sağlığı tehlikedeyse beş aylık bebek kürtajla alınır mı ? Mumsema ben 5.5 aylık hamileyim 3.5 aydır sürekli kanamalı ve çok rahatsızım .son 15 günde rahatsızlığım iyice arttı.çok kansız kaldım.artık bana kan vermeye başladılar.doktorum bir süre daha böyle devam ederse banim sağlığımın tehlikeye gireceğini ve bebeği almamız gerekeceğini söyledi.fakat bebeğim canlı ve sağlıklı görünüyor.bu durumda bebeği aldırmak caiz midir?çok üzülüyorum.ne yapacağımı şaşırdım.lütfen bana bi yol gösterin.kansızlıktan artık neredeyse ayakta duramıyorum.iki tane daha evladım var.onların da bana ihtiyacı var.ama karnımdaki bebeğe de kıyamıyorum.Allaha dua ediyorum sürekli .şimdiden Allah razı olsun...


  2. 05.Mart.2011, 14:00
    1
    erilar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    erilar
    Misafir



    ben 5.5 aylık hamileyim 3.5 aydır sürekli kanamalı ve çok rahatsızım .son 15 günde rahatsızlığım iyice arttı.çok kansız kaldım.artık bana kan vermeye başladılar.doktorum bir süre daha böyle devam ederse banim sağlığımın tehlikeye gireceğini ve bebeği almamız gerekeceğini söyledi.fakat bebeğim canlı ve sağlıklı görünüyor.bu durumda bebeği aldırmak caiz midir?çok üzülüyorum.ne yapacağımı şaşırdım.lütfen bana bi yol gösterin.kansızlıktan artık neredeyse ayakta duramıyorum.iki tane daha evladım var.onların da bana ihtiyacı var.ama karnımdaki bebeğe de kıyamıyorum.Allaha dua ediyorum sürekli .şimdiden Allah razı olsun...


    Benzer Konular

    - Anne sağlığı tehlikede ise kürtaj yapmak caiz olur mu?

    - Anne karnından 6 aylık alınan bebek yıkanırmı cenaze namazı kılınırmı?

    - 6 aylık çocuk nasıl alınır?

    - 8 aylık anne karnında ölen bebek ahirette annesiyle buluşurmu ve şefaatçimidir?

    - Kalbi hasta olan 5,5 aylık bebek aldırılırmı bebek şefaatçi olurmu ahirette canlanırmı

  3. 05.Mart.2011, 16:48
    2
    tekturk
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Ekim.2009
    Üye No: 61589
    Mesaj Sayısı: 779
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 8
    Yaş: 39
    Bulunduğu yer: Tilburg/Hollanda

    Cevap: Anne sağlığı tehlikedeyse beş aylık bebek kürtajla alınır mı ?




    Allah yar ve yardimcin olsun , cok zor bir durumdasiniz..ne diyecegimi bilemedim Allaha bol bol dua et , Allah sabir ve acil sifalar versin


  4. 05.Mart.2011, 16:48
    2
    Devamlı Üye



    Allah yar ve yardimcin olsun , cok zor bir durumdasiniz..ne diyecegimi bilemedim Allaha bol bol dua et , Allah sabir ve acil sifalar versin


  5. 05.Mart.2011, 18:09
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,693
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Anne sağlığı tehlikedeyse beş aylık bebek kürtajla alınır mı ?

    Geçmiş olsun kardeşim Allah c.c acil şifalar versin
    konu hakkında mezheplerin görüşlerini ve hükümlerini
    aşağıdaki yazıdan okuyabilirsiniz...

    _____________________________________

    Kürtaj:
    A- Tanım:
    Dindeki hükmü bakımından kürtaj, ananın veya bir başkasının maddî veya manevî müdahalesi ile cenînin rahimde veya dışarı çıkarılarak öldürülmesidir.
    Cenîn, hâmileliğin ilk gününden itibaren hâmile kadının rahmindeki çocuktur.
    Özellikle cerrahi tıbbın gelişmesinden önce ilkel yöntemlerle yapılan cenîn katli günümüzde, ameliyat ortamında ve -genellikle- doktorlar tarafından yapılmaktadır.

    B- Tarihî geçmişi:
    Kur'ân-ı Kerim'de ve hadîslerde -muhtemelen nadiren uygulandığı veya hiç uygulanmadığı için- cenînin kasten öldürülmesine temas edilmemiştir. Fıkıh ilmi oluştuğu ve kitaplaştığı zamanlarda (hicrî birinci asrın sonlarından itibaren) önce cezâ hukuku bahislerinde cenînin kasten veya kazâ ile öldürülmesi konuları ele alınmış, daha sonra (müctehid imamların yaşadığı ve icitihad faâliyetinin yaygın olarak sürdürüldüğü ilk dört asırdan sonra) doğumu önlemek üzere rahimdeki çocuğun belli bir süre içinde imhâ edilmesinin câiz olup olmadığı konusu tartışılmıştır.

    C- Bağlayıcı kaynaklarda kürtaj:
    Kur'ân-ı Kerim'de "ve'du'l-benât" terimi ile ifade edilen "kız çocukların diri diri toprağa gömülerek öldürülmesi" cinayetine özel âyetlerle ve açıkça; cenînin öldürülmesi hâdisesine ise özel terimleriyle değil, bunu da içine alan genel açıklamalar yoluyla temas edilmiştir. Özellikle "haksız olarak nefsin öldürülmesini yasaklayan" âyetler cenînin katlini de içine almaktadır.

    1. En'âm sûresinde (6/98) Allah Teâlâ'nın bütün insanları tek bir nefisten yarattığı, bu nefsin oluş aşamalarında ana rahminin de bulunduğu (nefsin bir müddet ana rahminde kaldığı) ifade edilmiştir. Sûrenin 151. âyetinde ise hem çocukların (evlâd) hem de nefsin öldürülmesi şiddetle yasaklanmıştır. Cenîn, "nefis" kavramına kesin, çocuk (veled-evlâd) kavramına ise ihtimâlli olarak dahildir.
    2. Mümtehine sûresinde (60/12) Hz. Peygamber'e (s.a.v.), kadınlardan bazı suçlar, günahlar ve cinayetler konusunda -bunları yapmamak üzere- söz alması, yemin ettirmesi istenmektedir; bu günahlar ve cinayetler arasında "çocuklarını öldürmek" de vardır. Bu âyetteki çocuklara "cenîn" de dahildir.
    Hadîslerde doğumu engellemek maksadıyla cenînin kasten imhâ ve katledilmesi konusu geçmemiştir. Azil konusunu işlerken zikredilen hadîslerde cenînin imhâ edilmesine değil, siperm ile yumurtanın buluşmasını engellemek maksadıyla yapılan azle "gizli veid" denilmiştir. İleride açıklanacak olan ve bazı fıkıhçıların "ceninin imhâsının, çocuk düşürme ve kürtaj yaptırmanın câiz olduğuna delîl kıldıkları "rûhun üflenmesi" ile ilgili hadîsin ise kürtaj ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.

    D- Fıkıhta kürtaj:
    Bağlayıcı delîl ve kaynaklardan yola çıkarak nesneler, davranışlar ve ilişkilerin dinî hükümlerini (farz, vacib, mendûb, mubah, mekruh, haram... olmalarını) açıklamayı konu edinmiş bulunan fıkıh ilminde cenînin imhâsı iki yönden ele alınmıştır: a) câiz olup olmadığı, b) Kasten veya kazâ yoluyla cenîn imhâ edildiğinde uygulanacak cezâ.

    1. Câiz olup olmaması bakımından kürtaj:
    Fıkıhta kürtajın, cenînin öldürülmesinin ve çocuk düşürmenin câiz olup omadığı araştırılırken öncelikle bu nesnenin (ceninin) canlı ve insan olup olmadığının tesbiti üzerinde durulmuştur. Cenînin canlı ve insan olduğu sabit olduğu takdirde hiçbir fıkıhçı onun imhâsına cevaz veremez; çünkü İslâm'ın nefsi, doğmuş çocuğu ve insanı öldürmeyi kesin olarak yasakladığı bilinmektedir. Bazı fıkıhçıları bu konuda tereddüde sevkeden ve kürtajın belli bir süre içinde câiz olduğu görüşüne meylettiren sebep bilgi eksikliğidir, bir hadîsi amacından saptırmak ve yanlış yorumlamaktır, bu fıkıhçıların yaşadıkları çağda kendilerine ulaşan "yanlış tıp ve canlılar âlemi" bilgisidir.
    Eksik ve yanlış bilgiler:
    Genel olarak İslâm ilimlerinde ve özel olarak da fıkıh ilminde uzman olan Gazzâlî, İhyâu-ulûmi'd-din isimli eserinde azil konusunu işlerken cenînin imhâsı konusuna da temas etmiş ve şu önemli açıklamayı yapmıştır: "Azil, cenîni öldürmeye (ichâz) veya doğmuş kız çocuğunu toprağa gömerek katletmeye (ve'd) benzemez; çünkü -azilden farklı olarak- bu ikisi, olacağı değil, olmuşu (hâsılı) imhâ etmektir. Bu olmuşun (ceninin) çeşitli aşamaları vardır. Varlığının ilk aşaması, erkek menisinin (spermin) rahime girerek kadının suyu ile karışması ve hayat için müsait hale gelmesidir. Bunu bozmak ve imhâ etmek cinayettir. Sonra katılaşıp et parçası haline gelirse bunu imhâ etme cinayeti daha büyük olur. Rûh üflenip insan olarak yaratma ve şekillendirme tamamlanınca cinayet daha da büyür. Cinayetin en büyük olanı ise cenînin canlı olarak ana rahminden ayrılıp çıkmasından sonra onu öldürmektir... İnsanın varoluşunun başlangıcı meninin erkekten ayrılması değil de ana rahmine düşüp kadının suyu ile birleşmesidir" dedik; çünkü çocuk, tek başına erkeğin suyundan yaratılmıyor, iki eşten yaratılıyor. Bu da ya her ikisinin suyundandır yahut da erkeğin suyu ile kadının hayız kanının birleşmesinden yaratılmaktadır..." (İhyâ ve şerhi İthâf, V, 380).
    Hicrî altıncı asrın başlarında (505/1111) vefât etmiş bulunan Gazzâlî o çağların bilgisine de tercümanlık etmektedir ve ifadesinde geçen şu noktalar, fıkıhçıların cenîn konusundaki hükümlerini değerlendirme bakımından önem arzetmektedir:
    a) Gazzâlî gibi birçok fıkıhçı, dinî kaynaklarda erkeğin ve kadının çocuğun oluşumunu sağlayan katkılarına su denildiği için erkeğin menisine ve dolayısıyla spermine olduğu gibi kadının yumurtasına da su (mâ') demektedirler.
    b) İki su karıştığında yani aşılanma olduğunda hâsıl olan nesneye canlı demek yerine, canlı olmaya, can verilmeye müsait hale gelmiş nesne denilmekte, aşılanmış yumurta böyle nitelendirilmektedir.
    c) Yumurta aşılandıktan sonra cenînin rahimde geçirdiği gelişme aşamalarının ikisine alâka ve muzğa ismi verilmektedir. Birçok fıkıhçı ve tefsirciye göre alâka "pıhtılaşmış kan", muzğa ise "bir çiğnemlik çiğ et parçası" demektir. Bugün bize tıbbın öğrettiğine göre cenîn hiçbir zaman pıhtılaşmış bir kan veya bir çiğnemlik cansız et parçası değildir.
    d) Çocuğun cinsi temas sonunda karı ve kocadan gelen sudan veya kocanın suyu ile kadının hayız kanından oluştuğu bilgisi de çağdaş tıp bilimine uymayan bilgilerdir.
    e) Rûhun üflenmesi olayı aşağıda açıklanacak olan bir hadîste geçmektedir, rûh gibi onun üflenmesinin de ne mânâya geldiği, insanın yaratılmasında hangi işlevlere sahip ve neler üzerinde etkili bulunduğu konusunda -hükme dayanak kılınacak- bilgi yoktur.
    f) Bütün bu eksik bilgilere rağmen Gazzâlî'nin, rahimde hâsıl olan birleşme anından itibaren hâsıl olan şeyi "insan varlığının bir aşaması" olarak kabul etmesi ve bunu imhâ etmenin cinayet olduğunu kaydetmesi apaçık bir gerçeğin tesbiti mâhiyetindedir.
    Rûhun üflenmesi ile ilgili hadîs:
    Buhârî ve Müslim gibi sahîh hadîsleri toplayan kaynaklarda rivâyet edilen bir hadîse göre Peygamberimiz (s.a.v.) insanların yaratılışlarını ve kaderlerinin (alın yazılarının) yazılmasını açıklarken şöyle buyuruyor:" Her birinizin yaratılması anasının karnında kırk günde toparlanır, sonra orada, aynı süre kadar alâka (katılaşmış kan veya asılan nesne) olur, sonra aynı süre kadar muzğa (bir çiğnemlik et) olur. Sonra melek gönderilir, ona rûhu üfler ve kendisine dört sözlük emir verilir: Rızkı, eceli, ameli (yapıp edeceekleri) ve ebedî hayattaki durumu; cenhnetlik mi, cehennemlik mi olacağı yazdırılır..." (Buhârî, Bed'u'l-halk, 6; Müslim, Kader, 1-5).
    Buharî ile Müslim'de yer alan bu rivâyet dışında hadîsin Müslim'deki başka rivâyetlerinde önemli farklılıklar görülmektedir:
    a) Rûhun üflenmesine kadar geçen süre yukarıdaki rivâyette 120 gün olduğu halde diğer rivâyetlerde üç rakam daha zikredilmiştir: 40, 45, 42.
    b) Rivâyetlerin birinde kırk iki günden sonra göz, kulak, deri, et ve kemiğin yaratıldığı, sonra melek tarafından Allah'a "erkek mi, yoksa kız mı" diye sorulduğu, Allah'ın hükmettiği ve meleğin de yazdığı kaydedilmiştir.
    Bu hadîslerin yer aldığı kaynaklar sağlam olduğu için sened (rivâyet eden şahıslar) bakımından olumsuz şeyler söylemek, "bu hadîsi uydurmuşlardır, yalan söylüyorlar..." demek doğru değildir. Ancak metin üzerinde yapılan inceleme sonunda hem birbiri ile çelişen farklı ifadeler, hem de ilim ve gerçeklik bakımından tutarsızlıklar tesbit edilince hadîsi Peygamberimiz'den (s.a.v.) ilk nakleden râvilerin veya onlardan alanların "yanıldıklarını, olduğu gibi nakletmekte hatâya düştüklerini" söylemek gerekir; aksi halde tutarsızlıklar ve gerçeğe uymayan açıklamalar Hz. Peygamber'e (s.a.v.) ait olur ki, bunu bir müslümanın kabûl etmesi mümkün değildir. Çocuğun rahimde geçen hayatının safhaları Kur'ân'da (meselâ Müminûn: 23/14) ve hadîslerde dıştan bakan birinin göreceği manzaraya (görüntüye) göre açıklanmış, bundan insanların ibret almaları, Allah Tealâ'nın varlık, birlik, irâde ve kudretini anlamak için bu eserini de delîl olarak kullanmaları istenmiştir. Hadîsleri nakleden râviler ise bazı kelimeleri, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) ağzından çıktığı gibi nakletme konusunda hatâya düşmüşlerdir. Hadîsler konusunda böyle düşünmemiz ve bu hükme varmamızın sebebi -aşağıda sıralanacak olan- önemli çelişkiler (ıztırab) ve bilinen gerçeğe aykırı açıklamalardır:
    a) Rûhun üflenmesine kadar geçen süre için verilen rakamlar 40, 42, 45 ve 120 gün şeklinde değişiktir. Rûhun üflenmesi olayı belli bir süre sonunda olduğuna göre bu rivâyetlerin tamamının doğru (sahîh) kabûl edilmesi mümkün değildir.
    b) Çocuğun cinsiyetinin Yaratıcı tarafından belirlenmesinin kırkıncı günden sonra olduğu açıklaması bilimin ortaya koyduğu gerçeğe aykırıdır; çünkü çocuğun cinsiyeti, hattâ bazı kişisel özellikleri hâmileliğin ilk gününden (aşılanmanın gerçekeleştiği andan) itibaren bellidir, sabittir.
    c) Tıbbın ilgili dalında uzmanlaşmış ilim adamlarının verdikleri bilgiye göre hâmileliğin üçüncü haftasının sonunda kalp atmaya başlar, 24-25. günde göz ve kulakla ilgili ilk oluşumlar, kol ve bacak tomurcukları, 30. günde gözdeki lens, 36-42. günlerde el ve ayaklarda parmakları ayıran oluklar ve dış kulak taslağı oluşmuştur.
    Konumuz bakımından daha da önemli olan husus, bu hadîsin "cenini öldürme, cenîn üzerinde tasarrufta bulunma" konusu ile hiçbir ilgisinin bulunmaması, insanın yaratılmasına ve kaderinin belirlenmesine ait açıklamalar yapmak maksadıyla buyurulmuş olmasıdır. Bu sebepledir ki hadîsçiler bu hadîsi "Yaratılış" ve "Kader" bahislerinde rivâyet etmişlerdir.
    Fıkıhta kürtajın câiz olup olmadığını ortaya koymak üzere açılan bu alt başlıkta, fıkıhçıların hükümlerine dayanak kıldıkları akıl (bilgi) ve nakil (hadîs) delîlleri ile ilgili olarak yaptığımız bu giriş mâhiyetindeki açıklamalardan sonra mezheblere göre kürtajın hükmünü şöylece özetlemek mümkündür:

    Hanefî mezhebinde:
    Bu mezhepte, 120 günden sonra cenînin imhâ edilmesi ve düşürülmesinin câiz olmadığı hükmünde ittifak edilmiş, daha öncesi ile ilgili olarak da iki farklı görüş ortaya çıkmıştır. Birinci görüş bunun câiz olduğudur. Câiz diyenler yukarıda zikredilen hadîse dayanmış, 120 günden önce henüz çocuk olarak bir şeyin yaratılmadığını, mevcûdun insan olmadığını, kan, et gibi bir şey olduğunu, organlarının belirmediğini ileri sürmüşlerdir (İbn Âbidin, III, 176; İbn el-Hümâm, II, 495). İkinci görüş câiz olmadığıdır. Bu görüşü savunan Hanefî fıkıhçılara göre -önemli bir mazeret ve sebep bulunmadıkça- cenînin, 120 günden önce de imhâ edilmesi ve düşürülmesi câiz değildir; çünkü hac ibâdeti yapmak üzere ihrama giren bir kimsenin avlanması yasak olduğu gibi, kuşun yumurtasını kırması da, "yumurta kuşun temel unsurudur, kuş yumurtadan olmaktadır" denilerek câiz görülmemiştir. Burada da cenîn öldürüldüğü veya düşürüldüğünde günah sözkonusu olur, ancak bunu yapanın günahı ve suçu, doğup yaşayan bir kimseyi öldüren katilin günahı kadar değildir (el-Fetâvâ el-Hâniyye, III, 410). Bu eserde "önemli mazeret" için iki örnek verilmiştir:
    a) Bir kadın çocuğunu emzirirken hâmile kalsa ve bu yüzden sütü kesilse, kocasının da süt anne kiralayacak imkânı bulunmadığından çocuğun açlıktan ölme tehlikesi belirse, bu durumda, 120 günü doldurmadığı ve organları belirmediği için henüz kan sayılan cenîni, dışarıda ve yaşayan bir çocuğu kurtarmak için düşürmek câiz olur.
    b) Çocuk yolda takılsa ve doğum mümkün olmasa bakılır; eğer çocuk ölmüş ise bunun parçalanarak çıkarılması câizdir. Çocuk yaşıyorsa, anayı kurtarmak için onu parçalayıp çıkarmak câiz değildir; çünkü buradaki iki can birbirine eşittir ve öldürülenin bunu hak edecek bir suçu yoktur.
    Görüldüğü üzere Hanefî mezhebi fıkıhçılarının bir kısmının 120 günden önce çocuk düşürmeyi câiz görmeleri, rahimdeki varlığın insan mı yoksa bir kan kümesi veya et parçası mı olduğu konusundaki yanlış bilgilerine dayanmaktadır. "Rahimdeki kitle hareket etmedikçe ve hareketin gaz vb. den değil de çocuktan geldiği bilinmedikçe çocuk olduğuna hükmedilemez" denilerek bu bilgi eksikliğine açıklık getirilmiştir. Günümüzde ise rahimde oluşan şeyin çocuk olup olmadığı yaklaşık onbeş gün sonra muayene ve test ile tesbit edilmektedir ve birçok organın ilk kırk gün içinde belirmeye başladığı da bilinmektedir. Bu bilgiler karşısında günümüzde, Hanefî mezhebi adına, 120 günden önce çocuk aldırmanın câiz olduğunu söylemek mümkün değildir, böyle bir fetvâ cinayete iştirak sayılır.
    Malikî mezhebi:
    Bu mezhebin fıkıhçıları kırk günden önce de olsa cenîni öldürme ve düşürmenin câiz olmadığını açıkça ifade etmişlerdir (Derdîr, II,266-267).
    Şâfiî mezhebi:
    Bu mezhebe bağlı bulunan bazı fıkıhçılar kırk günü tamamlanmamış bulunan cenînin düşürülmesinin -Hanefîlerinkine benzer gerekçelerle- câiz olduğunu söylerken Gazzâlî gibi fıkıhçılar bunun haram olduğunu ifade etmişlerdir ve bu görüşün mûteber olduğu kaydedilmiştir (Şebrâmellesî, VI, 179).

    Hanbelî mezhebi:
    Hanbelî mezhebi fıkıhçılarına göre hâmilelik üzerinden kırk gün geçtikten sonra çocuk düşürmek câiz değildir. Kırk günden önce câiz olduğunu söyleyen fıkıhçılar ise -yukarıda açıklanmış bulunan- eksik bilgilere dayanmışlardır.
    Zâhiriyye mezhebi imamlarından İbn Hazm, 120 günden önce çocuğunu düşüren anneye mâlî cezâ, daha sonra düşürene ise kısas veya diyet gerekeceğini ifade etmiştir; bu ifade onun, baştan itibaren çocuk düşürmeyi câiz görmediğini göstermektedir (Muhallâ, XI, 31; Zeydân, el-Mufassal, III, 119-127).

    (Prof. Dr. Hayrettin Karaman)


  6. 05.Mart.2011, 18:09
    3
    Silent and lonely rains
    Geçmiş olsun kardeşim Allah c.c acil şifalar versin
    konu hakkında mezheplerin görüşlerini ve hükümlerini
    aşağıdaki yazıdan okuyabilirsiniz...

    _____________________________________

    Kürtaj:
    A- Tanım:
    Dindeki hükmü bakımından kürtaj, ananın veya bir başkasının maddî veya manevî müdahalesi ile cenînin rahimde veya dışarı çıkarılarak öldürülmesidir.
    Cenîn, hâmileliğin ilk gününden itibaren hâmile kadının rahmindeki çocuktur.
    Özellikle cerrahi tıbbın gelişmesinden önce ilkel yöntemlerle yapılan cenîn katli günümüzde, ameliyat ortamında ve -genellikle- doktorlar tarafından yapılmaktadır.

    B- Tarihî geçmişi:
    Kur'ân-ı Kerim'de ve hadîslerde -muhtemelen nadiren uygulandığı veya hiç uygulanmadığı için- cenînin kasten öldürülmesine temas edilmemiştir. Fıkıh ilmi oluştuğu ve kitaplaştığı zamanlarda (hicrî birinci asrın sonlarından itibaren) önce cezâ hukuku bahislerinde cenînin kasten veya kazâ ile öldürülmesi konuları ele alınmış, daha sonra (müctehid imamların yaşadığı ve icitihad faâliyetinin yaygın olarak sürdürüldüğü ilk dört asırdan sonra) doğumu önlemek üzere rahimdeki çocuğun belli bir süre içinde imhâ edilmesinin câiz olup olmadığı konusu tartışılmıştır.

    C- Bağlayıcı kaynaklarda kürtaj:
    Kur'ân-ı Kerim'de "ve'du'l-benât" terimi ile ifade edilen "kız çocukların diri diri toprağa gömülerek öldürülmesi" cinayetine özel âyetlerle ve açıkça; cenînin öldürülmesi hâdisesine ise özel terimleriyle değil, bunu da içine alan genel açıklamalar yoluyla temas edilmiştir. Özellikle "haksız olarak nefsin öldürülmesini yasaklayan" âyetler cenînin katlini de içine almaktadır.

    1. En'âm sûresinde (6/98) Allah Teâlâ'nın bütün insanları tek bir nefisten yarattığı, bu nefsin oluş aşamalarında ana rahminin de bulunduğu (nefsin bir müddet ana rahminde kaldığı) ifade edilmiştir. Sûrenin 151. âyetinde ise hem çocukların (evlâd) hem de nefsin öldürülmesi şiddetle yasaklanmıştır. Cenîn, "nefis" kavramına kesin, çocuk (veled-evlâd) kavramına ise ihtimâlli olarak dahildir.
    2. Mümtehine sûresinde (60/12) Hz. Peygamber'e (s.a.v.), kadınlardan bazı suçlar, günahlar ve cinayetler konusunda -bunları yapmamak üzere- söz alması, yemin ettirmesi istenmektedir; bu günahlar ve cinayetler arasında "çocuklarını öldürmek" de vardır. Bu âyetteki çocuklara "cenîn" de dahildir.
    Hadîslerde doğumu engellemek maksadıyla cenînin kasten imhâ ve katledilmesi konusu geçmemiştir. Azil konusunu işlerken zikredilen hadîslerde cenînin imhâ edilmesine değil, siperm ile yumurtanın buluşmasını engellemek maksadıyla yapılan azle "gizli veid" denilmiştir. İleride açıklanacak olan ve bazı fıkıhçıların "ceninin imhâsının, çocuk düşürme ve kürtaj yaptırmanın câiz olduğuna delîl kıldıkları "rûhun üflenmesi" ile ilgili hadîsin ise kürtaj ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur.

    D- Fıkıhta kürtaj:
    Bağlayıcı delîl ve kaynaklardan yola çıkarak nesneler, davranışlar ve ilişkilerin dinî hükümlerini (farz, vacib, mendûb, mubah, mekruh, haram... olmalarını) açıklamayı konu edinmiş bulunan fıkıh ilminde cenînin imhâsı iki yönden ele alınmıştır: a) câiz olup olmadığı, b) Kasten veya kazâ yoluyla cenîn imhâ edildiğinde uygulanacak cezâ.

    1. Câiz olup olmaması bakımından kürtaj:
    Fıkıhta kürtajın, cenînin öldürülmesinin ve çocuk düşürmenin câiz olup omadığı araştırılırken öncelikle bu nesnenin (ceninin) canlı ve insan olup olmadığının tesbiti üzerinde durulmuştur. Cenînin canlı ve insan olduğu sabit olduğu takdirde hiçbir fıkıhçı onun imhâsına cevaz veremez; çünkü İslâm'ın nefsi, doğmuş çocuğu ve insanı öldürmeyi kesin olarak yasakladığı bilinmektedir. Bazı fıkıhçıları bu konuda tereddüde sevkeden ve kürtajın belli bir süre içinde câiz olduğu görüşüne meylettiren sebep bilgi eksikliğidir, bir hadîsi amacından saptırmak ve yanlış yorumlamaktır, bu fıkıhçıların yaşadıkları çağda kendilerine ulaşan "yanlış tıp ve canlılar âlemi" bilgisidir.
    Eksik ve yanlış bilgiler:
    Genel olarak İslâm ilimlerinde ve özel olarak da fıkıh ilminde uzman olan Gazzâlî, İhyâu-ulûmi'd-din isimli eserinde azil konusunu işlerken cenînin imhâsı konusuna da temas etmiş ve şu önemli açıklamayı yapmıştır: "Azil, cenîni öldürmeye (ichâz) veya doğmuş kız çocuğunu toprağa gömerek katletmeye (ve'd) benzemez; çünkü -azilden farklı olarak- bu ikisi, olacağı değil, olmuşu (hâsılı) imhâ etmektir. Bu olmuşun (ceninin) çeşitli aşamaları vardır. Varlığının ilk aşaması, erkek menisinin (spermin) rahime girerek kadının suyu ile karışması ve hayat için müsait hale gelmesidir. Bunu bozmak ve imhâ etmek cinayettir. Sonra katılaşıp et parçası haline gelirse bunu imhâ etme cinayeti daha büyük olur. Rûh üflenip insan olarak yaratma ve şekillendirme tamamlanınca cinayet daha da büyür. Cinayetin en büyük olanı ise cenînin canlı olarak ana rahminden ayrılıp çıkmasından sonra onu öldürmektir... İnsanın varoluşunun başlangıcı meninin erkekten ayrılması değil de ana rahmine düşüp kadının suyu ile birleşmesidir" dedik; çünkü çocuk, tek başına erkeğin suyundan yaratılmıyor, iki eşten yaratılıyor. Bu da ya her ikisinin suyundandır yahut da erkeğin suyu ile kadının hayız kanının birleşmesinden yaratılmaktadır..." (İhyâ ve şerhi İthâf, V, 380).
    Hicrî altıncı asrın başlarında (505/1111) vefât etmiş bulunan Gazzâlî o çağların bilgisine de tercümanlık etmektedir ve ifadesinde geçen şu noktalar, fıkıhçıların cenîn konusundaki hükümlerini değerlendirme bakımından önem arzetmektedir:
    a) Gazzâlî gibi birçok fıkıhçı, dinî kaynaklarda erkeğin ve kadının çocuğun oluşumunu sağlayan katkılarına su denildiği için erkeğin menisine ve dolayısıyla spermine olduğu gibi kadının yumurtasına da su (mâ') demektedirler.
    b) İki su karıştığında yani aşılanma olduğunda hâsıl olan nesneye canlı demek yerine, canlı olmaya, can verilmeye müsait hale gelmiş nesne denilmekte, aşılanmış yumurta böyle nitelendirilmektedir.
    c) Yumurta aşılandıktan sonra cenînin rahimde geçirdiği gelişme aşamalarının ikisine alâka ve muzğa ismi verilmektedir. Birçok fıkıhçı ve tefsirciye göre alâka "pıhtılaşmış kan", muzğa ise "bir çiğnemlik çiğ et parçası" demektir. Bugün bize tıbbın öğrettiğine göre cenîn hiçbir zaman pıhtılaşmış bir kan veya bir çiğnemlik cansız et parçası değildir.
    d) Çocuğun cinsi temas sonunda karı ve kocadan gelen sudan veya kocanın suyu ile kadının hayız kanından oluştuğu bilgisi de çağdaş tıp bilimine uymayan bilgilerdir.
    e) Rûhun üflenmesi olayı aşağıda açıklanacak olan bir hadîste geçmektedir, rûh gibi onun üflenmesinin de ne mânâya geldiği, insanın yaratılmasında hangi işlevlere sahip ve neler üzerinde etkili bulunduğu konusunda -hükme dayanak kılınacak- bilgi yoktur.
    f) Bütün bu eksik bilgilere rağmen Gazzâlî'nin, rahimde hâsıl olan birleşme anından itibaren hâsıl olan şeyi "insan varlığının bir aşaması" olarak kabul etmesi ve bunu imhâ etmenin cinayet olduğunu kaydetmesi apaçık bir gerçeğin tesbiti mâhiyetindedir.
    Rûhun üflenmesi ile ilgili hadîs:
    Buhârî ve Müslim gibi sahîh hadîsleri toplayan kaynaklarda rivâyet edilen bir hadîse göre Peygamberimiz (s.a.v.) insanların yaratılışlarını ve kaderlerinin (alın yazılarının) yazılmasını açıklarken şöyle buyuruyor:" Her birinizin yaratılması anasının karnında kırk günde toparlanır, sonra orada, aynı süre kadar alâka (katılaşmış kan veya asılan nesne) olur, sonra aynı süre kadar muzğa (bir çiğnemlik et) olur. Sonra melek gönderilir, ona rûhu üfler ve kendisine dört sözlük emir verilir: Rızkı, eceli, ameli (yapıp edeceekleri) ve ebedî hayattaki durumu; cenhnetlik mi, cehennemlik mi olacağı yazdırılır..." (Buhârî, Bed'u'l-halk, 6; Müslim, Kader, 1-5).
    Buharî ile Müslim'de yer alan bu rivâyet dışında hadîsin Müslim'deki başka rivâyetlerinde önemli farklılıklar görülmektedir:
    a) Rûhun üflenmesine kadar geçen süre yukarıdaki rivâyette 120 gün olduğu halde diğer rivâyetlerde üç rakam daha zikredilmiştir: 40, 45, 42.
    b) Rivâyetlerin birinde kırk iki günden sonra göz, kulak, deri, et ve kemiğin yaratıldığı, sonra melek tarafından Allah'a "erkek mi, yoksa kız mı" diye sorulduğu, Allah'ın hükmettiği ve meleğin de yazdığı kaydedilmiştir.
    Bu hadîslerin yer aldığı kaynaklar sağlam olduğu için sened (rivâyet eden şahıslar) bakımından olumsuz şeyler söylemek, "bu hadîsi uydurmuşlardır, yalan söylüyorlar..." demek doğru değildir. Ancak metin üzerinde yapılan inceleme sonunda hem birbiri ile çelişen farklı ifadeler, hem de ilim ve gerçeklik bakımından tutarsızlıklar tesbit edilince hadîsi Peygamberimiz'den (s.a.v.) ilk nakleden râvilerin veya onlardan alanların "yanıldıklarını, olduğu gibi nakletmekte hatâya düştüklerini" söylemek gerekir; aksi halde tutarsızlıklar ve gerçeğe uymayan açıklamalar Hz. Peygamber'e (s.a.v.) ait olur ki, bunu bir müslümanın kabûl etmesi mümkün değildir. Çocuğun rahimde geçen hayatının safhaları Kur'ân'da (meselâ Müminûn: 23/14) ve hadîslerde dıştan bakan birinin göreceği manzaraya (görüntüye) göre açıklanmış, bundan insanların ibret almaları, Allah Tealâ'nın varlık, birlik, irâde ve kudretini anlamak için bu eserini de delîl olarak kullanmaları istenmiştir. Hadîsleri nakleden râviler ise bazı kelimeleri, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) ağzından çıktığı gibi nakletme konusunda hatâya düşmüşlerdir. Hadîsler konusunda böyle düşünmemiz ve bu hükme varmamızın sebebi -aşağıda sıralanacak olan- önemli çelişkiler (ıztırab) ve bilinen gerçeğe aykırı açıklamalardır:
    a) Rûhun üflenmesine kadar geçen süre için verilen rakamlar 40, 42, 45 ve 120 gün şeklinde değişiktir. Rûhun üflenmesi olayı belli bir süre sonunda olduğuna göre bu rivâyetlerin tamamının doğru (sahîh) kabûl edilmesi mümkün değildir.
    b) Çocuğun cinsiyetinin Yaratıcı tarafından belirlenmesinin kırkıncı günden sonra olduğu açıklaması bilimin ortaya koyduğu gerçeğe aykırıdır; çünkü çocuğun cinsiyeti, hattâ bazı kişisel özellikleri hâmileliğin ilk gününden (aşılanmanın gerçekeleştiği andan) itibaren bellidir, sabittir.
    c) Tıbbın ilgili dalında uzmanlaşmış ilim adamlarının verdikleri bilgiye göre hâmileliğin üçüncü haftasının sonunda kalp atmaya başlar, 24-25. günde göz ve kulakla ilgili ilk oluşumlar, kol ve bacak tomurcukları, 30. günde gözdeki lens, 36-42. günlerde el ve ayaklarda parmakları ayıran oluklar ve dış kulak taslağı oluşmuştur.
    Konumuz bakımından daha da önemli olan husus, bu hadîsin "cenini öldürme, cenîn üzerinde tasarrufta bulunma" konusu ile hiçbir ilgisinin bulunmaması, insanın yaratılmasına ve kaderinin belirlenmesine ait açıklamalar yapmak maksadıyla buyurulmuş olmasıdır. Bu sebepledir ki hadîsçiler bu hadîsi "Yaratılış" ve "Kader" bahislerinde rivâyet etmişlerdir.
    Fıkıhta kürtajın câiz olup olmadığını ortaya koymak üzere açılan bu alt başlıkta, fıkıhçıların hükümlerine dayanak kıldıkları akıl (bilgi) ve nakil (hadîs) delîlleri ile ilgili olarak yaptığımız bu giriş mâhiyetindeki açıklamalardan sonra mezheblere göre kürtajın hükmünü şöylece özetlemek mümkündür:

    Hanefî mezhebinde:
    Bu mezhepte, 120 günden sonra cenînin imhâ edilmesi ve düşürülmesinin câiz olmadığı hükmünde ittifak edilmiş, daha öncesi ile ilgili olarak da iki farklı görüş ortaya çıkmıştır. Birinci görüş bunun câiz olduğudur. Câiz diyenler yukarıda zikredilen hadîse dayanmış, 120 günden önce henüz çocuk olarak bir şeyin yaratılmadığını, mevcûdun insan olmadığını, kan, et gibi bir şey olduğunu, organlarının belirmediğini ileri sürmüşlerdir (İbn Âbidin, III, 176; İbn el-Hümâm, II, 495). İkinci görüş câiz olmadığıdır. Bu görüşü savunan Hanefî fıkıhçılara göre -önemli bir mazeret ve sebep bulunmadıkça- cenînin, 120 günden önce de imhâ edilmesi ve düşürülmesi câiz değildir; çünkü hac ibâdeti yapmak üzere ihrama giren bir kimsenin avlanması yasak olduğu gibi, kuşun yumurtasını kırması da, "yumurta kuşun temel unsurudur, kuş yumurtadan olmaktadır" denilerek câiz görülmemiştir. Burada da cenîn öldürüldüğü veya düşürüldüğünde günah sözkonusu olur, ancak bunu yapanın günahı ve suçu, doğup yaşayan bir kimseyi öldüren katilin günahı kadar değildir (el-Fetâvâ el-Hâniyye, III, 410). Bu eserde "önemli mazeret" için iki örnek verilmiştir:
    a) Bir kadın çocuğunu emzirirken hâmile kalsa ve bu yüzden sütü kesilse, kocasının da süt anne kiralayacak imkânı bulunmadığından çocuğun açlıktan ölme tehlikesi belirse, bu durumda, 120 günü doldurmadığı ve organları belirmediği için henüz kan sayılan cenîni, dışarıda ve yaşayan bir çocuğu kurtarmak için düşürmek câiz olur.
    b) Çocuk yolda takılsa ve doğum mümkün olmasa bakılır; eğer çocuk ölmüş ise bunun parçalanarak çıkarılması câizdir. Çocuk yaşıyorsa, anayı kurtarmak için onu parçalayıp çıkarmak câiz değildir; çünkü buradaki iki can birbirine eşittir ve öldürülenin bunu hak edecek bir suçu yoktur.
    Görüldüğü üzere Hanefî mezhebi fıkıhçılarının bir kısmının 120 günden önce çocuk düşürmeyi câiz görmeleri, rahimdeki varlığın insan mı yoksa bir kan kümesi veya et parçası mı olduğu konusundaki yanlış bilgilerine dayanmaktadır. "Rahimdeki kitle hareket etmedikçe ve hareketin gaz vb. den değil de çocuktan geldiği bilinmedikçe çocuk olduğuna hükmedilemez" denilerek bu bilgi eksikliğine açıklık getirilmiştir. Günümüzde ise rahimde oluşan şeyin çocuk olup olmadığı yaklaşık onbeş gün sonra muayene ve test ile tesbit edilmektedir ve birçok organın ilk kırk gün içinde belirmeye başladığı da bilinmektedir. Bu bilgiler karşısında günümüzde, Hanefî mezhebi adına, 120 günden önce çocuk aldırmanın câiz olduğunu söylemek mümkün değildir, böyle bir fetvâ cinayete iştirak sayılır.
    Malikî mezhebi:
    Bu mezhebin fıkıhçıları kırk günden önce de olsa cenîni öldürme ve düşürmenin câiz olmadığını açıkça ifade etmişlerdir (Derdîr, II,266-267).
    Şâfiî mezhebi:
    Bu mezhebe bağlı bulunan bazı fıkıhçılar kırk günü tamamlanmamış bulunan cenînin düşürülmesinin -Hanefîlerinkine benzer gerekçelerle- câiz olduğunu söylerken Gazzâlî gibi fıkıhçılar bunun haram olduğunu ifade etmişlerdir ve bu görüşün mûteber olduğu kaydedilmiştir (Şebrâmellesî, VI, 179).

    Hanbelî mezhebi:
    Hanbelî mezhebi fıkıhçılarına göre hâmilelik üzerinden kırk gün geçtikten sonra çocuk düşürmek câiz değildir. Kırk günden önce câiz olduğunu söyleyen fıkıhçılar ise -yukarıda açıklanmış bulunan- eksik bilgilere dayanmışlardır.
    Zâhiriyye mezhebi imamlarından İbn Hazm, 120 günden önce çocuğunu düşüren anneye mâlî cezâ, daha sonra düşürene ise kısas veya diyet gerekeceğini ifade etmiştir; bu ifade onun, baştan itibaren çocuk düşürmeyi câiz görmediğini göstermektedir (Muhallâ, XI, 31; Zeydân, el-Mufassal, III, 119-127).

    (Prof. Dr. Hayrettin Karaman)


  7. 05.Mart.2011, 18:11
    4
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,693
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Anne sağlığı tehlikedeyse beş aylık bebek kürtajla alınır mı ?

    Mütedeyyin bir doktor, çocuğun sakat olarak doğacağını söylerse, kürtaj ile çocuğu aldırmak caiz midir?

    Bu konu gerçekten çok ciddi ve karar verilmesi de o kadar zordur. Ama insan hayatı her şeyden daha önemli. Düşünün yeni doğan bir bebeğiniz var ve dediler ki çocuk zihinsel özürlü. Ne yapardınız? Hemen öldürelim diyebilir miydiniz? Herhalde diyemezdiniz.
    -Dinimize göre, bir cenin anne rahminde canlandıktan sonra, annenin hayatı söz konusu olmadığı sürece, hiçbir mazeretle aldırılmaz ve aldırılması bir cinayettir(bk. Gazalî, İhya, 2/47; V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 3/556-558).

    -Ezher Üniversitesi alimlerinin konu ile ilgili fetvaları şöyledir.

    “Anne rahminde canlı hale gelen bir ceninin annenin hayatı söz konusu olduğu durumun dışında aldırılmasının haram olduğuna dair alimlerin ittifakı vardır. Çünkü, kendisine ruh üfürüldükten sonra, normal bir insanın sahip olduğu bütün haklara sahiptir. Normal bir insanın öldürülmesini yasaklayan ayetlerin hükmü onun hakkında da geçerlidir. Anne hayatının tehlikede olduğu husus ise, uzmanlar tarafından, ceninin anne rahminde kalmaya devam etmesi durumunda hayatının tehlikeye gireceğine dair vereceği raporla anlaşılır. ‘daha fazla zararı daha az zararla bertaraf etme’ kaidesi gereğince, annenin hayatı, ceninin hayatına tercih edilir”(bk. Fetava’l-Ezher, 2/317-318-Şamile).

    - Yoksulluk/fakirlik korkusuyla, dünyaya gelmiş bir çocuğun hayatına son vermek ne kadar çirkin ise, sakat doğacak, hayatta sıkıntı çekecek veya çektirecek diye bir çocuğu rahim dünyasında öldürmek de öyle çirkin bir zulümdür. Kur’an’da -mealen- “ fakirliğe düşme endişesiyle evlatlarınızı öldürmeyiniz. Onların da sizin de rızkınızı veren Biziz. Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur”(İsra, 17/31) diye ifade edilen öldürme işi, genel bir kapsama sahiptir, rahimdeki cinayetleri de içine alabilir. Çünkü, evlat dünyada olduğu gibi rahimde de evlattır.

    Çocuğun sahibi de bizim sahibimiz de Allah’tır. Bizim görevimiz onun emanetine sahip olmaktır. Hangisini iyi olacağını bilemeyiz. Bu gibi hayati konularda son sözü söyleyecek olanlar, sakat doğuma teşhis koyan doktorlarla anne baba olmalıdır elbette. Bununla beraber soruyla ilgili tespitlerimizi şöyle özetleyebiliriz:

    1- Doğum kontrolükonusunu inceleyen fıkıhçılar, sakat doğma ihtimaliyle çocuğun aldırılmasına caiz görmüyorlar. Özürlü doğmuş bir çocuk, o özür gerekçesiyle nasıl öldürülemezse, ana rahminde yaşamaya başlayan cenin de özürlü doğma ihtimaliyle aldırılamaz, yani öldürülemez. Kaldı ki, diyorlar bazen sakat doğacak zannedilen cenin nur topu gibi sağlam bir yavru olarak da dünyaya gelebiliyor. Yahut da sakatlık derecesi yaşamasını zorlaştıracak boyutta olmuyor, kolay yaşayacak bir arıza ile çocuk hayatını sürdürebiliyor. Anlaşılan, verilecek aldırma kararında bu hususların iyi düşünülmesi gerekiyor...

    2- Çocuğun aldırılması; ancak annenin hayatının tehlikeye girmesi durumunda caiz olabiliyor. Bu konuda deniyor ki: Rahimdeki ceninin hayatı henüz tam değildir. Ama annenin hayatı tamdır. Tam olan bir hayat, tam olmayan hayata feda edilmez. Öyle ise ölüm tehlikesi beliren bir annenin hayatını kurtarmak için nakıs hayatlı cenin aldırılabilir. Bu, meşru bir mazerettir. Bunda görüş birliği de vardır!..

    Diğer taraftan tıp bazen yanılabiliyor. Bunun örneklerini görüyoruz. Nitekim, Ahmed Şahin hocamızın başına gelen şu olay bunun en güzel örneğidir:

    Telefonun öbür ucundan gelen ses sanki imdat diye sızlanıyor gibiydi. Belli ki ciddi bir sıkıntı içindeydi.

    – Hocam şükürler olsun ki size ulaşabildim, ömür boyu bana vicdan azabı çektirecek bir imzayı atmak üzereyim. Yardım edin lütfen!. dedi..

    Önce şaşırdım böyle bir imza işine. Ne imzasıydı bu?

    – Atacağın imza çek, senet imzası ise bizim bu konuda pek bilgimiz olmaz, dedim. Bir ah çekti:

    – Keşke, dedi, çek senet imzası olsaydı. Çekten, senetten çok daha büyük olay bu. Bir insanın öldürülmesi için atacağım imza. Daha doğrusu kendi yavrumun ölümüne izin vermem için istenen imza.!. İyice şaşırdım:

    – Açıklayın da şaşkınlıktan kurtarın bizi. Çocuğunuzu mu öldürtmek istiyorlar size?

    – Aynen öyle, dedi. Sonra da şöyle açıkladı durumunu:

    – Bir müddetten beri hamilelik kontrolleri yaptırıyorum. Son kontrolümde çocuğun sakat olacağı görüşünü benimsediler doktorlar. Bu çocuğun sağlam doğma şansı yok denecek kadar azdır, geç kalmadan aldır, dediler. Günlerdir buhranlar içindeyim. Uzatılan kağıdı imzalayıp sakat doğacak çocuğumu aldırayım mı? Yoksa sakat ta olsa doğsun mu?

    Yanlış bir karar verir de ömür boyu vicdan azabı çekerim diye deprasyona girdim. Çek, senet imzasıyla kıyaslanamayacak kadar büyük bir olay değil mi bu? Bana bir çıkış yolu gösterin. Aldırayım mı sakat doğma ihtimali olan çocuğumu? Yoksa sakat ta olsa doğmalı mı?.

    – Bu sizinle doktorlarınızın arasında bir mesele. Durumun ciddiyetini doktorlarınız bilir. Biz ancak ilgili kitaplardaki bilgiyi aktarmakla iktifa ederiz. Başka bir etkimiz, tepkimiz olamaz!.

    – Ben de onu istiyorum zaten. İlgili kitaplarımızda ne hüküm veriliyor sakat doğacak çocuk konusunda? Sakat doğma ihtimali varsa aldırılabilir, diyor mu?

    – Hayreddin Karaman Hocaefendi (Hayatımızdaki İslam) kitabında, ”sakat, geri zekalı, hasta doğma ihtimallerinden dolayı çocuk aldırılamaz” diyor. Anlaşılan, sakat ta olsa hiçbir çocuğun yaşama hakkı elinden alınamaz. Ama ölü doğarsa veya doğduktan sonra ölürse ondan da kimse sorumlu tutulamaz.

    – Açıkça aldırma mı diyorsunuz bana?.

    – Ben bir şey demiyorum. Kararı siz verin. İmzayı siz atacaksınız. Ben sadece bildiğimi arz etmeye çalıştım... Teşekkür ederek ayrıldı telefondan.. Aradan epeyce bir zaman geçti. Bir gün yine bir telefon. Ama nefes nefese:

    – Hocam iki gündür durmadan size dua ediyorum. Beni ömür boyu vicdan azabı çekeceğim bir yanlıştan kurtardınız.

    – Tanıyamadım kusura bakmayın!..

    – Hani sakat doğum yapma ihtimali olan biri vardı ya?. İşte ben O’yum. Siz, sakat ta olsa çocuğun yaşama hakkı elinden alınamaz, demiştiniz. Ben de sizden aldığım cesaretle, dua ederek sonucu beklemeye başladım. Şu anda Ok Meydanı hastanesindeyim. Mutluluğumu sizinle paylaşmak istiyorum. Şükürler olsun Rabbime. Sakat filan değil nur topu gibi bir oğlan çocuğu ihsan etti bana. Sağlam doğma ihtimali çok az demişlerdi. İşte o çok az gerçekleşti. Bana cesaret verdiğiniz için, size özel dualar ediyorum.

    – Dileriz bütün sakat ihtimali olan doğumlar da sizin gibi mutlu şekilde sonuçlansın...

    – Bu duanıza da amin diyorum. Rabbim benzerlerine de aynı mutluluğu nasip eylesin!

    Sakat doğum konusuna ait bir telefon sohbetimizi takdim etmiş olduk. Bilmem iştirak ettiniz, bilmem itiraz.. Artık takdir ve tercih sizindir.
    SİE


  8. 05.Mart.2011, 18:11
    4
    Silent and lonely rains
    Mütedeyyin bir doktor, çocuğun sakat olarak doğacağını söylerse, kürtaj ile çocuğu aldırmak caiz midir?

    Bu konu gerçekten çok ciddi ve karar verilmesi de o kadar zordur. Ama insan hayatı her şeyden daha önemli. Düşünün yeni doğan bir bebeğiniz var ve dediler ki çocuk zihinsel özürlü. Ne yapardınız? Hemen öldürelim diyebilir miydiniz? Herhalde diyemezdiniz.
    -Dinimize göre, bir cenin anne rahminde canlandıktan sonra, annenin hayatı söz konusu olmadığı sürece, hiçbir mazeretle aldırılmaz ve aldırılması bir cinayettir(bk. Gazalî, İhya, 2/47; V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 3/556-558).

    -Ezher Üniversitesi alimlerinin konu ile ilgili fetvaları şöyledir.

    “Anne rahminde canlı hale gelen bir ceninin annenin hayatı söz konusu olduğu durumun dışında aldırılmasının haram olduğuna dair alimlerin ittifakı vardır. Çünkü, kendisine ruh üfürüldükten sonra, normal bir insanın sahip olduğu bütün haklara sahiptir. Normal bir insanın öldürülmesini yasaklayan ayetlerin hükmü onun hakkında da geçerlidir. Anne hayatının tehlikede olduğu husus ise, uzmanlar tarafından, ceninin anne rahminde kalmaya devam etmesi durumunda hayatının tehlikeye gireceğine dair vereceği raporla anlaşılır. ‘daha fazla zararı daha az zararla bertaraf etme’ kaidesi gereğince, annenin hayatı, ceninin hayatına tercih edilir”(bk. Fetava’l-Ezher, 2/317-318-Şamile).

    - Yoksulluk/fakirlik korkusuyla, dünyaya gelmiş bir çocuğun hayatına son vermek ne kadar çirkin ise, sakat doğacak, hayatta sıkıntı çekecek veya çektirecek diye bir çocuğu rahim dünyasında öldürmek de öyle çirkin bir zulümdür. Kur’an’da -mealen- “ fakirliğe düşme endişesiyle evlatlarınızı öldürmeyiniz. Onların da sizin de rızkınızı veren Biziz. Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur”(İsra, 17/31) diye ifade edilen öldürme işi, genel bir kapsama sahiptir, rahimdeki cinayetleri de içine alabilir. Çünkü, evlat dünyada olduğu gibi rahimde de evlattır.

    Çocuğun sahibi de bizim sahibimiz de Allah’tır. Bizim görevimiz onun emanetine sahip olmaktır. Hangisini iyi olacağını bilemeyiz. Bu gibi hayati konularda son sözü söyleyecek olanlar, sakat doğuma teşhis koyan doktorlarla anne baba olmalıdır elbette. Bununla beraber soruyla ilgili tespitlerimizi şöyle özetleyebiliriz:

    1- Doğum kontrolükonusunu inceleyen fıkıhçılar, sakat doğma ihtimaliyle çocuğun aldırılmasına caiz görmüyorlar. Özürlü doğmuş bir çocuk, o özür gerekçesiyle nasıl öldürülemezse, ana rahminde yaşamaya başlayan cenin de özürlü doğma ihtimaliyle aldırılamaz, yani öldürülemez. Kaldı ki, diyorlar bazen sakat doğacak zannedilen cenin nur topu gibi sağlam bir yavru olarak da dünyaya gelebiliyor. Yahut da sakatlık derecesi yaşamasını zorlaştıracak boyutta olmuyor, kolay yaşayacak bir arıza ile çocuk hayatını sürdürebiliyor. Anlaşılan, verilecek aldırma kararında bu hususların iyi düşünülmesi gerekiyor...

    2- Çocuğun aldırılması; ancak annenin hayatının tehlikeye girmesi durumunda caiz olabiliyor. Bu konuda deniyor ki: Rahimdeki ceninin hayatı henüz tam değildir. Ama annenin hayatı tamdır. Tam olan bir hayat, tam olmayan hayata feda edilmez. Öyle ise ölüm tehlikesi beliren bir annenin hayatını kurtarmak için nakıs hayatlı cenin aldırılabilir. Bu, meşru bir mazerettir. Bunda görüş birliği de vardır!..

    Diğer taraftan tıp bazen yanılabiliyor. Bunun örneklerini görüyoruz. Nitekim, Ahmed Şahin hocamızın başına gelen şu olay bunun en güzel örneğidir:

    Telefonun öbür ucundan gelen ses sanki imdat diye sızlanıyor gibiydi. Belli ki ciddi bir sıkıntı içindeydi.

    – Hocam şükürler olsun ki size ulaşabildim, ömür boyu bana vicdan azabı çektirecek bir imzayı atmak üzereyim. Yardım edin lütfen!. dedi..

    Önce şaşırdım böyle bir imza işine. Ne imzasıydı bu?

    – Atacağın imza çek, senet imzası ise bizim bu konuda pek bilgimiz olmaz, dedim. Bir ah çekti:

    – Keşke, dedi, çek senet imzası olsaydı. Çekten, senetten çok daha büyük olay bu. Bir insanın öldürülmesi için atacağım imza. Daha doğrusu kendi yavrumun ölümüne izin vermem için istenen imza.!. İyice şaşırdım:

    – Açıklayın da şaşkınlıktan kurtarın bizi. Çocuğunuzu mu öldürtmek istiyorlar size?

    – Aynen öyle, dedi. Sonra da şöyle açıkladı durumunu:

    – Bir müddetten beri hamilelik kontrolleri yaptırıyorum. Son kontrolümde çocuğun sakat olacağı görüşünü benimsediler doktorlar. Bu çocuğun sağlam doğma şansı yok denecek kadar azdır, geç kalmadan aldır, dediler. Günlerdir buhranlar içindeyim. Uzatılan kağıdı imzalayıp sakat doğacak çocuğumu aldırayım mı? Yoksa sakat ta olsa doğsun mu?

    Yanlış bir karar verir de ömür boyu vicdan azabı çekerim diye deprasyona girdim. Çek, senet imzasıyla kıyaslanamayacak kadar büyük bir olay değil mi bu? Bana bir çıkış yolu gösterin. Aldırayım mı sakat doğma ihtimali olan çocuğumu? Yoksa sakat ta olsa doğmalı mı?.

    – Bu sizinle doktorlarınızın arasında bir mesele. Durumun ciddiyetini doktorlarınız bilir. Biz ancak ilgili kitaplardaki bilgiyi aktarmakla iktifa ederiz. Başka bir etkimiz, tepkimiz olamaz!.

    – Ben de onu istiyorum zaten. İlgili kitaplarımızda ne hüküm veriliyor sakat doğacak çocuk konusunda? Sakat doğma ihtimali varsa aldırılabilir, diyor mu?

    – Hayreddin Karaman Hocaefendi (Hayatımızdaki İslam) kitabında, ”sakat, geri zekalı, hasta doğma ihtimallerinden dolayı çocuk aldırılamaz” diyor. Anlaşılan, sakat ta olsa hiçbir çocuğun yaşama hakkı elinden alınamaz. Ama ölü doğarsa veya doğduktan sonra ölürse ondan da kimse sorumlu tutulamaz.

    – Açıkça aldırma mı diyorsunuz bana?.

    – Ben bir şey demiyorum. Kararı siz verin. İmzayı siz atacaksınız. Ben sadece bildiğimi arz etmeye çalıştım... Teşekkür ederek ayrıldı telefondan.. Aradan epeyce bir zaman geçti. Bir gün yine bir telefon. Ama nefes nefese:

    – Hocam iki gündür durmadan size dua ediyorum. Beni ömür boyu vicdan azabı çekeceğim bir yanlıştan kurtardınız.

    – Tanıyamadım kusura bakmayın!..

    – Hani sakat doğum yapma ihtimali olan biri vardı ya?. İşte ben O’yum. Siz, sakat ta olsa çocuğun yaşama hakkı elinden alınamaz, demiştiniz. Ben de sizden aldığım cesaretle, dua ederek sonucu beklemeye başladım. Şu anda Ok Meydanı hastanesindeyim. Mutluluğumu sizinle paylaşmak istiyorum. Şükürler olsun Rabbime. Sakat filan değil nur topu gibi bir oğlan çocuğu ihsan etti bana. Sağlam doğma ihtimali çok az demişlerdi. İşte o çok az gerçekleşti. Bana cesaret verdiğiniz için, size özel dualar ediyorum.

    – Dileriz bütün sakat ihtimali olan doğumlar da sizin gibi mutlu şekilde sonuçlansın...

    – Bu duanıza da amin diyorum. Rabbim benzerlerine de aynı mutluluğu nasip eylesin!

    Sakat doğum konusuna ait bir telefon sohbetimizi takdim etmiş olduk. Bilmem iştirak ettiniz, bilmem itiraz.. Artık takdir ve tercih sizindir.
    SİE


  9. 17.Eylül.2013, 18:44
    5
    Misafir

    Cevap: Anne sağlığı tehlikedeyse beş aylık bebek kürtajla alınır mı ?

    bende 4.5aylık hamıleyım ve bekarım cocugu aldırmak istıyorum ve de bunun uzerıne orencıyım mutlaka aldırmam lazım lutfen bana yardımcı olun nasıl aldıra bılırım cok zor bır durumdayım ailem duyarsa benı oldururler


  10. 17.Eylül.2013, 18:44
    5
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    bende 4.5aylık hamıleyım ve bekarım cocugu aldırmak istıyorum ve de bunun uzerıne orencıyım mutlaka aldırmam lazım lutfen bana yardımcı olun nasıl aldıra bılırım cok zor bır durumdayım ailem duyarsa benı oldururler


  11. 06.Eylül.2016, 12:48
    6
    Misafir

    Yorum: Anne sağlığı tehlikedeyse beş aylık bebek kürtajla alınır mı ?

    4.5 aylık olana kadar nerdeydin bu satten sonra çok zor allah yardımcın olsun babası yani birlikte olduğun kişi sahip çıkmıyormu???


  12. 06.Eylül.2016, 12:48
    6
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    4.5 aylık olana kadar nerdeydin bu satten sonra çok zor allah yardımcın olsun babası yani birlikte olduğun kişi sahip çıkmıyormu???


  13. 27.Ekim.2016, 11:31
    7
    Misafir

    Yorum: Anne sağlığı tehlikedeyse beş aylık bebek kürtajla alınır mı ?

    Selam benim sorum var 9 haftalik hamileyim 4 çocukda doğum zehirlenmesi gecirdim yaklasik 1 hafta yogunbakimda kaldim simdi bundada tehlike var Doktorum aldirmalisin diyor kac tane Doktora sordumsam tehlike var diyor lar aldirsam gunahmi


  14. 27.Ekim.2016, 11:31
    7
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Selam benim sorum var 9 haftalik hamileyim 4 çocukda doğum zehirlenmesi gecirdim yaklasik 1 hafta yogunbakimda kaldim simdi bundada tehlike var Doktorum aldirmalisin diyor kac tane Doktora sordumsam tehlike var diyor lar aldirsam gunahmi


  15. 27.Ekim.2016, 22:53
    8
    arifselim
    Yönetici

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 04.Nisan.2007
    Üye No: 211
    Mesaj Sayısı: 22,465
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Yorum: Anne sağlığı tehlikedeyse beş aylık bebek kürtajla alınır mı ?

    Aleykum selam. Ancak hayati bir tehlike söz konusu olursa buna doktorlar karar vererek hareket edilebilir. Bunun dışında kesinlikle aldırmanız caiz değildir.


  16. 27.Ekim.2016, 22:53
    8
    Yönetici
    Aleykum selam. Ancak hayati bir tehlike söz konusu olursa buna doktorlar karar vererek hareket edilebilir. Bunun dışında kesinlikle aldırmanız caiz değildir.





+ Yorum Gönder