Konusunu Oylayın.: Ahmet Altanın Din hakkındaki yazıları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ahmet Altanın Din hakkındaki yazıları
  1. 05.Mart.2011, 00:31
    1
    Misafir

    Ahmet Altanın Din hakkındaki yazıları






    Ahmet Altanın Din hakkındaki yazıları Mumsema Ahmet Altanın Din hakkındaki yazılarını paylaşırmısınız?


  2. 05.Mart.2011, 00:31
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 05.Mart.2011, 00:56
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ahmet Altanın Din hakkındaki yazıları




    Hayrettin Karaman`dan Ahmet Altan`a cevap
    Ahmet Altan`ın günah işleme özgürlüğü ile dindarların kul haklarına duyarsız kalırken, cinsel ayıp ve günahların üzerinde çok durduğu eleştirisine Hayrettin Karaman`dan cevap geldi.
    Günah işleme özgürlüğü mü?
    "O zaman, kendi günahının bedelini ödemeye razı olan, kendi "günah işleme özgürlüğüne" sahip çıkan, kendi hayat tarzını dindarların günahkârca bulduğu bir anlayış üzerine oturtanlar, "bu dindarlar bir gün hepimizin özel hayatına, yaşama biçimine, içkisine, cinselliğine karışmak isteyecek" diye endişelenmez mi?"
    Böyle diyor sayın A. Altan.
    Dindar Müslümanların kul hakları karşısında duyarsız oldukları, cinsel ayıplar ve günahları ise itirazlarının merkezine yerleştirdikleri" tespitine katılmadığımı, kul haklarına karşı dinli dinsiz herkesin duyarlı olması ve elinden geleni yapması gerekli bulunduğunu daha önceki yazılarda ifade etmiştim. "Günah işleme özgürlüğü" konusunu ise bu yazıda ele alacağım.
    İslam`a göre Müslümanların içinde ve egemenliğinde yaşayan bir kişi isterse Müslüman olur, istemezse olmaz; "Müslüman olmam, dinsiz veya başka bir dinde kalacağım"derse ona dokunulamaz, Müslümanlara tanınan temel insan hakları ona da tanınır. Ancak Müslüman veya dindar olmayan kişi, kamuya açık alanlarda toplumun genel ahlakına, kamu düzenine aykırı davranamaz, dini ve inancı gereği olarak böyle bir davranışta bulunması gerekiyorsa bunu özel mekanında, kendilerine ait topluluklar içinde yapar. Müslüman olmayanların içkisine, domuzuna, İslami tesettüre riayet etmemelerine... karışılmaz. Ama kendi din ve ahlak anlayışlarına göre serbest olsa bile Müslümanlarla beraber oldukları –kamuya açık- alanlarda oturup içki içmelerine, kadın ve kızlarla öpüşmelerine izin verilmez (çünkü bu davranışlar hem kötü örnek teşkil eder (genel ahlak) hem de –müdahale edenler olacağı için- düzen ve asayişe zarar verir.
    Müslüman olanlara gelince, bunlar kamuya açık olan yerlerde İslam`ın ayıplarını ve günahlarını işleyemezler; işlemeye kalkışırlarsa ilgililer tarafından engellenirler. Şu halde İslami düzende kişilerin "günah işleme hak ve hürriyetleri" olamaz. Nitekim laik ve seküler düzenlerde de kişilerin "suç işleme hak ve hürriyetleri" olamaz. Bu düzenlerde "suç" ne ise İslami düzende "günah" odur. Her ikisi için de "işleme hak ve hürriyeti" söz konusu değildir.
    Laik-seküler bir düzen içinde yaşamak durumunda olan dindarlar, Müslümanların göz önünde günah işlemeleri durumunda duyarsız ve ilgisiz kalamazlar; bunu engellemek için ellerinden geleni (düzenin izin verdiğini, yapılması mümkün ve sakıncasız olanı) yaparlar; en azından uyarırlar, öğüt verirler, bunlar da mümkün veya uygun olmuyorsa memnuniyetsizliklerini belli ederler veya içlerine gömerler.
    Ülkemizde açıkça işlenen ayıplar ve günahlar var. Medya`da ve özellikle televizyonlarda, seküler düzende bile bu kadarı caiz olmayan fiiller ve görüntüler sergileniyor. Vakıa olarak bunların daha çoğu da cinsellikle ilgili; insanların cinsellik konusundaki ilgi ve zaafları istismar edilerek "kirli" para kazanma yoluna gidiliyor. Dindar Müslümanların bunlara karşı tavır almaları, çocuklarını ve gençlerini korumak için tedbirlere başvurmaları yadırganacak bir davranış değildir. Ayrıca Müslümanlar yalnızca cinsellikle ilgili günahlara değil, başka günahlara da hoş bakmazlar ve olmaması için imkan dahilinde gayret gösterirler; bu onların dini vazifeleridir.
    YENİŞAFAK



  4. 05.Mart.2011, 00:56
    2
    Silent and lonely rains



    Hayrettin Karaman`dan Ahmet Altan`a cevap
    Ahmet Altan`ın günah işleme özgürlüğü ile dindarların kul haklarına duyarsız kalırken, cinsel ayıp ve günahların üzerinde çok durduğu eleştirisine Hayrettin Karaman`dan cevap geldi.
    Günah işleme özgürlüğü mü?
    "O zaman, kendi günahının bedelini ödemeye razı olan, kendi "günah işleme özgürlüğüne" sahip çıkan, kendi hayat tarzını dindarların günahkârca bulduğu bir anlayış üzerine oturtanlar, "bu dindarlar bir gün hepimizin özel hayatına, yaşama biçimine, içkisine, cinselliğine karışmak isteyecek" diye endişelenmez mi?"
    Böyle diyor sayın A. Altan.
    Dindar Müslümanların kul hakları karşısında duyarsız oldukları, cinsel ayıplar ve günahları ise itirazlarının merkezine yerleştirdikleri" tespitine katılmadığımı, kul haklarına karşı dinli dinsiz herkesin duyarlı olması ve elinden geleni yapması gerekli bulunduğunu daha önceki yazılarda ifade etmiştim. "Günah işleme özgürlüğü" konusunu ise bu yazıda ele alacağım.
    İslam`a göre Müslümanların içinde ve egemenliğinde yaşayan bir kişi isterse Müslüman olur, istemezse olmaz; "Müslüman olmam, dinsiz veya başka bir dinde kalacağım"derse ona dokunulamaz, Müslümanlara tanınan temel insan hakları ona da tanınır. Ancak Müslüman veya dindar olmayan kişi, kamuya açık alanlarda toplumun genel ahlakına, kamu düzenine aykırı davranamaz, dini ve inancı gereği olarak böyle bir davranışta bulunması gerekiyorsa bunu özel mekanında, kendilerine ait topluluklar içinde yapar. Müslüman olmayanların içkisine, domuzuna, İslami tesettüre riayet etmemelerine... karışılmaz. Ama kendi din ve ahlak anlayışlarına göre serbest olsa bile Müslümanlarla beraber oldukları –kamuya açık- alanlarda oturup içki içmelerine, kadın ve kızlarla öpüşmelerine izin verilmez (çünkü bu davranışlar hem kötü örnek teşkil eder (genel ahlak) hem de –müdahale edenler olacağı için- düzen ve asayişe zarar verir.
    Müslüman olanlara gelince, bunlar kamuya açık olan yerlerde İslam`ın ayıplarını ve günahlarını işleyemezler; işlemeye kalkışırlarsa ilgililer tarafından engellenirler. Şu halde İslami düzende kişilerin "günah işleme hak ve hürriyetleri" olamaz. Nitekim laik ve seküler düzenlerde de kişilerin "suç işleme hak ve hürriyetleri" olamaz. Bu düzenlerde "suç" ne ise İslami düzende "günah" odur. Her ikisi için de "işleme hak ve hürriyeti" söz konusu değildir.
    Laik-seküler bir düzen içinde yaşamak durumunda olan dindarlar, Müslümanların göz önünde günah işlemeleri durumunda duyarsız ve ilgisiz kalamazlar; bunu engellemek için ellerinden geleni (düzenin izin verdiğini, yapılması mümkün ve sakıncasız olanı) yaparlar; en azından uyarırlar, öğüt verirler, bunlar da mümkün veya uygun olmuyorsa memnuniyetsizliklerini belli ederler veya içlerine gömerler.
    Ülkemizde açıkça işlenen ayıplar ve günahlar var. Medya`da ve özellikle televizyonlarda, seküler düzende bile bu kadarı caiz olmayan fiiller ve görüntüler sergileniyor. Vakıa olarak bunların daha çoğu da cinsellikle ilgili; insanların cinsellik konusundaki ilgi ve zaafları istismar edilerek "kirli" para kazanma yoluna gidiliyor. Dindar Müslümanların bunlara karşı tavır almaları, çocuklarını ve gençlerini korumak için tedbirlere başvurmaları yadırganacak bir davranış değildir. Ayrıca Müslümanlar yalnızca cinsellikle ilgili günahlara değil, başka günahlara da hoş bakmazlar ve olmaması için imkan dahilinde gayret gösterirler; bu onların dini vazifeleridir.
    YENİŞAFAK



  5. 05.Mart.2011, 00:59
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ahmet Altanın Din hakkındaki yazıları

    Ahmet Altan // Din ve cinsellik

    Dindar dostlarım var, onlarla konuşuruz arada bir, dinle ilgili çok şeyler öğrenirim, bu konuları öğrenmeyi de severim.
    Geçenlerde, hayatını tıp ve din üzerine düşünmekle geçiren çok başarılı bir doktor dostumun da olduğu bir sohbet sırasında, doktor ortaya bir soru attı.

    “Müslümanlıkta mutlak yasak var mıdır?”

    Ben bütün cehaletimle hemen cevap verdim.

    “Vardır tabii.”

    “Mesela?” dedi.

    “Zina” dedim.

    “Peki” dedi, “ıssız bir adada bir kadınla bir erkek kalsalar ve kurtuluş ihtimalleri de olmasa. Ortada nikâhı kıyacak üçüncü bir kişi olmadığına göre, ne olacak?”

    Tek tek bütün “mutlak yasakları” ve onların “yasak olmaktan” çıkabileceği özel durumları gözden geçirirken, akıllı bir hanım araya girdi.

    “Hiçbir şartta bozulmayacak mutlak bir yasak vardır” dedi.

    “Nedir” dedik.

    “Kul hakkıdır” dedi, “kul hakkı yemek her şartta mutlak yasaktır ve bunun istisnası yoktur.”

    Herkes, bu görüşe katıldı.

    En temel, en değişmez, en sarsılmaz yasağın “kul hakkı yemek” olduğu konusunda bir fikir birliği oluştu.

    Elbette böyle bir konuşmada benim dinleyici olmaktan öteye gidebilecek bir bilgim yok, din ya da dindarlık konusunda çok fazla söz söyleme hakkına ve haddine de sahip değilim ama benim için dinin temeli “dürüstlüktür” ve o dürüstlüğün asla vazgeçilemeyen çimentosu da “kul hakkı” yememek ve “hakkından fazlasına” göz dikmemektir.

    Biz, yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğu söylenen bir ülkede yaşıyoruz.

    Peki, bu ülkede kul hakkı yenmiyor mu?

    İşlenen cinayetler, Kürtlere yapılan eziyetler ve haksızlıklar, Alevi inancının ve ibadetinin inkârı, yolsuzluklar, hırsızlıklar, “kul hakkı” yemek değil midir?

    Bir kulun diğeriyle aynı haklara sahip bulunmasına karşı çıkmak, “kul hakkı” yemek anlamına gelmez mi?

    Bir düşünün şimdi, Müslümanlığın “en temel, en mutlak” yasağı çiğnendiğinde buna kaç Müslüman karşı çıkıyor, tepki gösteriyor, canhıraş bir yayın yapıyor?

    Çok fazla değil, değil mi?

    Peki, “cinsellikle” ilgili bir konu olduğunda, bir televizyon dizisinde ateşli bir şekilde öpüşüldüğünde, bir tiyatro eserinde aykırı bir konu ele alındığında kaç Müslüman “din ve ahlak” adına ayağa kalkıyor?

    Neden “din ve ahlakın” en temel konusu cinsellikmiş gibi sunuluyor?

    Kul hakkı yenmesi karşısında sessiz kalanların, konu cinsellik olduğunda din adına kükremesini nasıl açıklayacağız?

    Niye dindarların çoğunun aklında, “din, günah ve cinsellik” arasında bu kadar kuvvetli bir bağ var da, “din, günah ve kul hakkı” arasında bu kadar kuvvetli bir bağ yok?

    Müslümanlar, “kul hakkını” bu kadar önemseseler, bu ülkede yıllardır bu kadar çok yolsuzluk olur muydu?

    “Cinsellik” konusunda böylesine şiddetli tepkiler gösterilirken, kul hakkı konusunda aynı duyarlığa rastlamazsanız, bu tepkilerin “samimiyeti” konusunda bir kuşkuya düşmez misiniz?

    O zaman, kendi günahının bedelini ödemeye razı olan, kendi “günah işleme özgürlüğüne” sahip çıkan, kendi hayat tarzını dindarların günahkârca bulduğu bir anlayış üzerine oturtanlar, “bu dindarlar bir gün hepimizin özel hayatına, yaşama biçimine, içkisine, cinselliğine karışmak isteyecek” diye endişelenmez mi?

    “Kul hakkı yenmesine” ses çıkartmayanların, din ve ahlak adına sadece cinsellikle uğraşması, bu davranışın arkasında “dinden” başka güdüler olduğunu düşündürmez mi?

    Böyle kuşkular belirdiğinde, dindar olmayanlar, dindar olanlara güvenirler mi?

    “İnançsızların dürüstlüğü” dindarları her zaman çok şaşırtır, İzzet Begoviç’in bu konuda yazılar yazdığını da biliyorum, bu “inançsız dürüstlerle” “dindarlar” arasında “kul hakkı” üzerinden kurulabilecek köprüler ve ittifaklar bu kuşku yüzünden yıkılmaz mı?

    “Laikliği” bir yaşam özgürlüğü olarak gören çok insan dindarlardan uzak durmaz mı?

    Halbuki, dindarlar, az inançlılar, dinsizler, “kul hakkını” korumak için biraraya gelebilir, bu ülkenin birçok sorununu çözebilir.

    Böyle bir birlikteliğin Türkiye’de çözemeyeceği sorun yok.

    Yeter ki ortak ölçü “kul hakkı” olsun.

    Herkesin, hepimizin, kendi gerçeğimizle yüzleşmek zorunda kaldığımız bir dönemden geçiyoruz, acaba dindarlar da “önemli günahlar” sıralamasında cinselliği neden kul hakkından öne koyduklarını kendilerine sorsalar, birçok sorunun çözümüne engel olan bir sırrı ortaya çıkartabilirler mi?

    Ben dinin ve dindarların önemine inanan bir dinsizim.

    Ama bazen, kişisel ve toplumsal takıntıların hayata yansımasında “dinin” bir “kalkan” gibi kullanıldığından, bazı gerçekleri saklamak için mazeret haline getirildiğinden endişe ediyorum.

    Benim cehaletimi ve cüretimi bağışlama yüceliğini gösterecek dindarlar, bu konuyu benden çok daha ehil biçimde kurcalasalar, belki de bu toplumun gizli kilitlerinden birini açarız diye ümitleniyorum.

    Gerçek dürüstleri biraraya toplayacak “kul hakkından” daha önemli bir ortaklık olamaz diye düşünüyorum çünkü


  6. 05.Mart.2011, 00:59
    3
    Silent and lonely rains
    Ahmet Altan // Din ve cinsellik

    Dindar dostlarım var, onlarla konuşuruz arada bir, dinle ilgili çok şeyler öğrenirim, bu konuları öğrenmeyi de severim.
    Geçenlerde, hayatını tıp ve din üzerine düşünmekle geçiren çok başarılı bir doktor dostumun da olduğu bir sohbet sırasında, doktor ortaya bir soru attı.

    “Müslümanlıkta mutlak yasak var mıdır?”

    Ben bütün cehaletimle hemen cevap verdim.

    “Vardır tabii.”

    “Mesela?” dedi.

    “Zina” dedim.

    “Peki” dedi, “ıssız bir adada bir kadınla bir erkek kalsalar ve kurtuluş ihtimalleri de olmasa. Ortada nikâhı kıyacak üçüncü bir kişi olmadığına göre, ne olacak?”

    Tek tek bütün “mutlak yasakları” ve onların “yasak olmaktan” çıkabileceği özel durumları gözden geçirirken, akıllı bir hanım araya girdi.

    “Hiçbir şartta bozulmayacak mutlak bir yasak vardır” dedi.

    “Nedir” dedik.

    “Kul hakkıdır” dedi, “kul hakkı yemek her şartta mutlak yasaktır ve bunun istisnası yoktur.”

    Herkes, bu görüşe katıldı.

    En temel, en değişmez, en sarsılmaz yasağın “kul hakkı yemek” olduğu konusunda bir fikir birliği oluştu.

    Elbette böyle bir konuşmada benim dinleyici olmaktan öteye gidebilecek bir bilgim yok, din ya da dindarlık konusunda çok fazla söz söyleme hakkına ve haddine de sahip değilim ama benim için dinin temeli “dürüstlüktür” ve o dürüstlüğün asla vazgeçilemeyen çimentosu da “kul hakkı” yememek ve “hakkından fazlasına” göz dikmemektir.

    Biz, yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğu söylenen bir ülkede yaşıyoruz.

    Peki, bu ülkede kul hakkı yenmiyor mu?

    İşlenen cinayetler, Kürtlere yapılan eziyetler ve haksızlıklar, Alevi inancının ve ibadetinin inkârı, yolsuzluklar, hırsızlıklar, “kul hakkı” yemek değil midir?

    Bir kulun diğeriyle aynı haklara sahip bulunmasına karşı çıkmak, “kul hakkı” yemek anlamına gelmez mi?

    Bir düşünün şimdi, Müslümanlığın “en temel, en mutlak” yasağı çiğnendiğinde buna kaç Müslüman karşı çıkıyor, tepki gösteriyor, canhıraş bir yayın yapıyor?

    Çok fazla değil, değil mi?

    Peki, “cinsellikle” ilgili bir konu olduğunda, bir televizyon dizisinde ateşli bir şekilde öpüşüldüğünde, bir tiyatro eserinde aykırı bir konu ele alındığında kaç Müslüman “din ve ahlak” adına ayağa kalkıyor?

    Neden “din ve ahlakın” en temel konusu cinsellikmiş gibi sunuluyor?

    Kul hakkı yenmesi karşısında sessiz kalanların, konu cinsellik olduğunda din adına kükremesini nasıl açıklayacağız?

    Niye dindarların çoğunun aklında, “din, günah ve cinsellik” arasında bu kadar kuvvetli bir bağ var da, “din, günah ve kul hakkı” arasında bu kadar kuvvetli bir bağ yok?

    Müslümanlar, “kul hakkını” bu kadar önemseseler, bu ülkede yıllardır bu kadar çok yolsuzluk olur muydu?

    “Cinsellik” konusunda böylesine şiddetli tepkiler gösterilirken, kul hakkı konusunda aynı duyarlığa rastlamazsanız, bu tepkilerin “samimiyeti” konusunda bir kuşkuya düşmez misiniz?

    O zaman, kendi günahının bedelini ödemeye razı olan, kendi “günah işleme özgürlüğüne” sahip çıkan, kendi hayat tarzını dindarların günahkârca bulduğu bir anlayış üzerine oturtanlar, “bu dindarlar bir gün hepimizin özel hayatına, yaşama biçimine, içkisine, cinselliğine karışmak isteyecek” diye endişelenmez mi?

    “Kul hakkı yenmesine” ses çıkartmayanların, din ve ahlak adına sadece cinsellikle uğraşması, bu davranışın arkasında “dinden” başka güdüler olduğunu düşündürmez mi?

    Böyle kuşkular belirdiğinde, dindar olmayanlar, dindar olanlara güvenirler mi?

    “İnançsızların dürüstlüğü” dindarları her zaman çok şaşırtır, İzzet Begoviç’in bu konuda yazılar yazdığını da biliyorum, bu “inançsız dürüstlerle” “dindarlar” arasında “kul hakkı” üzerinden kurulabilecek köprüler ve ittifaklar bu kuşku yüzünden yıkılmaz mı?

    “Laikliği” bir yaşam özgürlüğü olarak gören çok insan dindarlardan uzak durmaz mı?

    Halbuki, dindarlar, az inançlılar, dinsizler, “kul hakkını” korumak için biraraya gelebilir, bu ülkenin birçok sorununu çözebilir.

    Böyle bir birlikteliğin Türkiye’de çözemeyeceği sorun yok.

    Yeter ki ortak ölçü “kul hakkı” olsun.

    Herkesin, hepimizin, kendi gerçeğimizle yüzleşmek zorunda kaldığımız bir dönemden geçiyoruz, acaba dindarlar da “önemli günahlar” sıralamasında cinselliği neden kul hakkından öne koyduklarını kendilerine sorsalar, birçok sorunun çözümüne engel olan bir sırrı ortaya çıkartabilirler mi?

    Ben dinin ve dindarların önemine inanan bir dinsizim.

    Ama bazen, kişisel ve toplumsal takıntıların hayata yansımasında “dinin” bir “kalkan” gibi kullanıldığından, bazı gerçekleri saklamak için mazeret haline getirildiğinden endişe ediyorum.

    Benim cehaletimi ve cüretimi bağışlama yüceliğini gösterecek dindarlar, bu konuyu benden çok daha ehil biçimde kurcalasalar, belki de bu toplumun gizli kilitlerinden birini açarız diye ümitleniyorum.

    Gerçek dürüstleri biraraya toplayacak “kul hakkından” daha önemli bir ortaklık olamaz diye düşünüyorum çünkü





+ Yorum Gönder