Konusunu Oylayın.: Mürşit farz mıdır mürşide tabi olunmazsa dalalettemi oluruz

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Mürşit farz mıdır mürşide tabi olunmazsa dalalettemi oluruz
  1. 03.Mart.2011, 14:09
    1
    Misafir

    Mürşit farz mıdır mürşide tabi olunmazsa dalalettemi oluruz






    Mürşit farz mıdır mürşide tabi olunmazsa dalalettemi oluruz Mumsema selamün aleyküm mürşit farz mıdır mürşide tabi olmasak dalattemi oluruz saygılar<


  2. 03.Mart.2011, 14:09
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 03.Mart.2011, 19:37
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,811
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: mürşit farz mıdır mürşide tabi olunmazsa dalalettemi oluruz




    Mürşid Kimdir, Ne Yapar?
    Takva imamı olan kâmil mürşid, âlimdir. Aynı zamanda âriftir. Feraset sahibidir. Takva nuru ile yürür. İlâhi destekle yol alır. Kalbi her an Rabbine bağlıdır. İlhama mazhardır. Müşahede sahibidir. Devamlı naz ve niyaz içindedir. Allah rızasından başka bir iddiası ve davası yoktur. Halini iyi bilir. Bildiğinin hakkını verir. Bilmediklerini öğrenir. Her şeyi bilmek durumunda ve zorunda değildir. Bütün mürşidlerin fıkıhta müctehid olması gerekmez, bir hak mezhebe göre ameli kâfidir.
    Kâmil mürşidler, kalbin temizlenmesi ve nefsin terbiyesi için önce ayet ve hadislerin zahir ve batın manalarına son derece önem verirler. Onların işaretlerine de dikkat ederler. Bunların yanında Sahâbe-i Kirâm’ın söz ve davranışlarıyla amel eder, onları kendilerine örnek alıp usüller belirlerler. Ayrıca, İslâm âlimlerinin üzerinde icmâ ettiği, güzel bulduğu hususları değerlendirirler. Önceki sâlihlerin tecrübe, müşâhede ve tesbitlerine itimat ederler. Bunlardan başka, kıyas yoluyla yeni tesbitler yapabilirler. Dinin yasaklamadığı örf ve adetleri göz önünde tutup halkın özellik ve karakterine uygun usüller belirleyebilirler. Kâmil mürşidler ayrıca, önceki peygamberlerin söz ve gidişatından, getirdikleri dinin edeblerinden istifade yoluna gidebilirler. Buna fıkıh usulünde “Şer’u men kablenâ” yani bizden önceki şeriatlarla amel etme prensibi denir. Usulünce yapıldığında bunun da yolu açıktır.
    Tasavvuftaki herhangi bir uygulamanın dindeki yeri ve hükmü araştırılırken, onun sadece hangi âyet veya hadise dayandığını sormak yeterli ve isabetli değildir. Bu uygulama hangi dini delile dayanıyor diye sormalı ve hükmü ona göre vermelidir. Meselâ âyet ve hadislerde açık olarak hükmünü bulamadığımız bir amel, sahâbenin sözüne veya uygulamasına dayanıyorsa makbuldür. Aynı şekilde İcmâ, kıyas, maslahat, istihsan gibi delillere dayanan uygulamalar da makbuldür. Hepsi dindendir, derecesine göre sevap vesilesidir.


  4. 03.Mart.2011, 19:37
    2
    Editör



    Mürşid Kimdir, Ne Yapar?
    Takva imamı olan kâmil mürşid, âlimdir. Aynı zamanda âriftir. Feraset sahibidir. Takva nuru ile yürür. İlâhi destekle yol alır. Kalbi her an Rabbine bağlıdır. İlhama mazhardır. Müşahede sahibidir. Devamlı naz ve niyaz içindedir. Allah rızasından başka bir iddiası ve davası yoktur. Halini iyi bilir. Bildiğinin hakkını verir. Bilmediklerini öğrenir. Her şeyi bilmek durumunda ve zorunda değildir. Bütün mürşidlerin fıkıhta müctehid olması gerekmez, bir hak mezhebe göre ameli kâfidir.
    Kâmil mürşidler, kalbin temizlenmesi ve nefsin terbiyesi için önce ayet ve hadislerin zahir ve batın manalarına son derece önem verirler. Onların işaretlerine de dikkat ederler. Bunların yanında Sahâbe-i Kirâm’ın söz ve davranışlarıyla amel eder, onları kendilerine örnek alıp usüller belirlerler. Ayrıca, İslâm âlimlerinin üzerinde icmâ ettiği, güzel bulduğu hususları değerlendirirler. Önceki sâlihlerin tecrübe, müşâhede ve tesbitlerine itimat ederler. Bunlardan başka, kıyas yoluyla yeni tesbitler yapabilirler. Dinin yasaklamadığı örf ve adetleri göz önünde tutup halkın özellik ve karakterine uygun usüller belirleyebilirler. Kâmil mürşidler ayrıca, önceki peygamberlerin söz ve gidişatından, getirdikleri dinin edeblerinden istifade yoluna gidebilirler. Buna fıkıh usulünde “Şer’u men kablenâ” yani bizden önceki şeriatlarla amel etme prensibi denir. Usulünce yapıldığında bunun da yolu açıktır.
    Tasavvuftaki herhangi bir uygulamanın dindeki yeri ve hükmü araştırılırken, onun sadece hangi âyet veya hadise dayandığını sormak yeterli ve isabetli değildir. Bu uygulama hangi dini delile dayanıyor diye sormalı ve hükmü ona göre vermelidir. Meselâ âyet ve hadislerde açık olarak hükmünü bulamadığımız bir amel, sahâbenin sözüne veya uygulamasına dayanıyorsa makbuldür. Aynı şekilde İcmâ, kıyas, maslahat, istihsan gibi delillere dayanan uygulamalar da makbuldür. Hepsi dindendir, derecesine göre sevap vesilesidir.





+ Yorum Gönder