Konusunu Oylayın.: Şafii Mezhebinde Müctehîdler ve Mezhebin Yayılışı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Şafii Mezhebinde Müctehîdler ve Mezhebin Yayılışı
  1. 03.Mart.2011, 03:32
    1
    Misafir

    Şafii Mezhebinde Müctehîdler ve Mezhebin Yayılışı

  2. 03.Mart.2011, 05:02
    2
    Galus
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 13
    Mesaj Sayısı: 4,820
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Şafii Mezhebinde Müctehîdler ve Mezhebin Yayılışı




    Şafii Mezhebinde Müctehîdler

    İmam Şafiî'nin Irak'ta, Mekke'de ve Mısır'da talebeleri vardı. Şam'da, Yemen'de, daha sonra Nişâbur ve Horasan'da yerleşmiş olan Şâfiîler bulunuyordu. Yâni, böyle birbirinden Uzak ülkelerde birçok kimseler aynı mezhebe mensup bulunuyorlardı. Bunlar ara-sında Şafiî mezhebine göre müntesip müçtehidler, Şafiî'den rivayet edilen fürû' mes'elelerine, Şafii'nin açıkladığı kıyas ve esaslara (usûle) göre tahric yapan müçtehidler vardı.
    Şüphesiz bunlar, tahriclerde bulunurlarken değişik olan çevre ve meşreblerinin, karşılaştıkları hâdiselerin, bu hâdiseleri halletme-de kullandıkları metodların tesirlerinde kalmışlardır. Şüphesiz ki bu da,, onların ayrı ayrı görüşe sahip olmalarına yol açmıştır. Gerçi hepsi de, aynı kaynaktan ilham alıyor, aynı usûle bağlı kalıyorlardı.
    Eğer biz Horasan, Nisâbur ve Irak'taki Şafii fakîhlerinin görüş-lerini araştırırsak ve onları bu araştırmanın ışığı altında tahlil edecek olursak, onlarda değişik çevre ve temayüllerin tesirini görürüz. Bu fakîhlerden bir kısmı, Şafiî'den nakledilen furû'a şiddetle bağlanı-yor, bir kısmı da bu konuda şiddet göstermiyordu. İmam Muhyiddin en-Nevevi şöyle der: «Bilmiş ol ki, Irak'lı arkadaşlarımızın Şafiî'nin nass'larını, mezhebinin kaidelerini ve seleflerimizin çeşitli görüşle-rini nakilleri, Horasanlıların nakillerinden umumiyetle daha sağlam ve daha esaslıdır. Horasanlılar ise tertip, fer'i mes'eleleri ortaya koyma ve Şafiî mezhebinin nass ve kaideleri üzerinde tasarruf ba-kımından ekseriya daha iyidir.»
    Şafiî mezhebine mensup tahric yapan müçtehidler, Horasan ve Nisâbur'da Şiî - İmamî mezheb'le, Yemen'de de Zeydî mezhebi ile te-mas etmişlerdir. Farklı mezhebler arasında kimi yönlerden temasın bulunuşu, bir kısım mes'elelerde çatışma doğursa bile, bu mezhep-lerden her birine mensup olanların birbirini anlamasını ve iyi bul-duğu hususları kabul etmesini mümkün kılar. Çünkü fikrî ve mad-dî temaslar, görüşler arasında ister istemez mübadeleyi sağlar.
    Şafii mezhebi, Arap ülkelerinden Uzak bu yerlerde Hanefî mez-hebi ile de yüzyüze gelmiştir. Her iki mezheb arasında çok şiddetli bir çatışma başlamış ve bu son haddine varmıştır. Bu maksatla ca-milerde ve bütün toplantı yerlerinde münazaralar yapılıyordu. Her bilgin kendi mezhebini savunmak, mezheb ve görüşlerini destekle-yen, diğer mezheb ve onun görüşlerini zayıflatan delilleri serdetme-yi Allah'a ibâdet sayıyordu. Hattâ yas törenleri bile mahalle mes-citlerinde tertiplenen fıkıh münazaraları ile ihya ediliyordu. Bunun üzerine şu iki husus ortaya çıkmıştır:
    1 — Mezheb taassubu şiddetlenmiş ve bâzı yazarlar bu husus-ta çok ileri gitmişlerdir. Hattâ bâzıları, İmam Şafii'nin; «İnsanlar, fıkıhta Ebu Hanife'nin îyâlidir» diye övdüğü ve herkesçe münâkaşasız bir şekilde, Irak fakîhlerinin üstadı olduğu kabul edilen îmanı Ebu Hanife'ye dil uzatacak kadar ileri gitmiştir. Bunun, hem Şafii hem de Hanefî âlimleri üzerinde çok kötü ve üzücü tesirleri olmuş-tur. Öyle ki, bir kısım Şafiî âlimleri, İmam Ebu Hanîfe'nin menkı-belerini yazmaya teşebbüs etmek suretiyle o büyük îmam'a karşı yapılan yergi (ta'an) damgasını Şâfiîlerden silmeye çalışmıştır.
    2 — Doğu İslâm memleketlerinde, bilhassa Hanefîler, Şâfiîler, Zahiriler ve Şiîler (İmamîler - Ca'ferîler) arasında çok şiddetli mez-heb münakaşalarına girilmiş ve bunlar, zaman zaman büyük fitne-lerin doğmasına sebep olmuştur. Hattâ bu yüzden birçok insanların kanlan bile boşa akıp [1][57]gitmiştir.[1][58]

    Şafiî Mezhebinin Yayılışı

    Şafiî mezhebi, özellikle Mısır'da yayılmıştır. Çünkü İmam Şafiî, hayatının son kısmını burada geçirmiştir. Bu mezheb, Irak'ta da ya-yılmıştır. Zira Şafiî, fikirlerini neşretmeye önce orada başlamıştır. Irak yoluyla Horasan ve Maveran'ün-Nehr'de de yayılma imkânı bulmuş ve bu ülkelerde fetva ile tedrisatı Hanefî mezhebi ile pay-laşmıştır.
    Bununla beraber, bu ülkelerde Hanefî mezhebi hâkim durumda idi. Çünkü o, Abbasî Devletinin resmî mezhebi idi. Şafiî mezhebi, halk üzerinde Hanefî mezhebi ile hâkimiyet mücadelesi yapmış, Mı-sır ve Suriye'ye Fatura Devleti hakim olduktan sonra bile Mısır'da halk üzerindeki otoritesini korumuştur.
    Mısır'da iktidar Eyyûbîlerin eline geçince, Şafiî mezhebi daha da kuvvetlenmiş, hem halk, hem de devlet üzerinde en büyük otori-teye sahip olmuştur. Şafiî mezhebinin bu durumu Kölemenler dev-rinde Sultan Zahir Baybars'a kadar devam etmiştir. Bu sultan, ka-dıların \dört mezhebe göre tâyin edilmesi fikrini ortaya atmıştır. Bunun üzerine her mezhebin kendi görüşlerine göre hükmeden ve mezheb mensuplarının dâvalarına bakan ayrı bir kadı tâyin edilmiş-tir. Fakat adı geçen sultan da, Şafiî mezhebine diğer mezheblerden üstün bir yer tanımıştır. Şöyle ki: Taşra şehirlerine kadı (nâib) tâ-yin etme hakkı ile yetim ve vakıf mallarını kontrol hakkı yalnız Şa-fiî mezhebine ait idi. Şafiî mezhebinden sonra Mâliki mezhebi, bun-dan sonra da Hanbelî mezhebi geliyordu. Fakat Subh el-A'şâ'da zikredildiğine göre İbni Batûta, Melik Nâsır'dan beri Mısır'da mezheblerin derecelendirildiğini ve Hanefî mezhebinin Mâliki mezhebinden önce geldiğini söyler.
    Osmanlılar, Mısır'ı zaptedince, Hanefî mezhebini birinci dere-ceye almışlardır. Mehmet Ali Paşa Mısır'a hâkim olunca, Hanefî mez-hebinden başka diğer mezheblerle resmiyette amel edilmesini ilga etmiştir. Fakat Şafiî ve Mâliki mezhebleri halk üzerindeki mevkiini korumuştur.
    Şamlılar, kazâî konularda, 302 H. yılında ölen Ebu Zur'a ed-Dimaşki eş-Şâfiî[1][59] Şam Kadılığına tâyin edilinceye kadar, Evzâi mez-hebine bağlı idiler. Lâkin Şafiî mezhebinin bundan önce de halk ara-sında yüksek bir mevkii vardı.
    Bir kısım Iraklılar katında Şafiî mezhebinin büyük bir itibarı olduğu halde, bu mezheb, halk üzerinde tamamen bir kuvvet gös-teremediği gibi, kaza (yargı) bakımından da Hanefî mezhebini ye-nememiştir. Nihayet Halîfe el-Kadir Billâh Bağdad'a Şafiî bir kadı tâyin etmiş; fakat halk, buna karşı ayaklanmıştır. Meydana gelen fitneler karşısında Halife, halkın çoğunluğunu memnun etmek zo-runda kalmış ve Şafiî kadıyı vazifesinden ayırmıştır.
    Şafiî mezhebi, İran'a da girmiştir. İbn u'-Subkî «Tabakâtu-Şâfiîyye» sinde; «İran'da Şafiî mezhebi ile Davud-i Zâhirî'nin mezhe-binden başka bir mezheb yoktu» demiştir. Zannedirim ki, bu ifade-de bir mübalâğa vardır.
    Şafiî mezhebi, Hicrî üçüncü asrın sonunda Merv ve Horasan'a gelmiştir. Bu mezhebi buralara getiren âlimler, hem mezhebin ki-taplarını münevverler arasında, hem de Şafiî fıkhını halk arasında yaymaya çalışıyorlardı. Bu Şafiî âlimleri, sadece bunlarla yetinme-mişler, hâkim ve sultanları da ikna etmek için uğraşmışlar, onların yâli veya hâkim oldukları memleketlerde bu mezhebi uygulamaları-nı istemişlerdir.
    Şafiî mezhebinin Endülüs ve Mağrib ülkelerinde bir yer işgal etmediği söylenebilir.
    Bugün Şafii mezhebinin, mâzîde girmiş olduğu ülkelerde devam ettiği düşünülebilir. Şafiî mezhebi, günümüzde (Yemen tarafların-da) Zeydî mezhebi ile halk üzerinde hâkimiyet mücadelesi yapmak-ta, İran'da da Şiî mezhebi ile yanyana bulunmaktadır.[1][60]
    Allah, İmam Şafiî'ye rahmet etsin ve ondan razı olsun![1][61]

    [1][56] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/356-357.
    [1][57] Elimizdeki metinde (2) rakamı yazıldığı halde bu ikinci husus zikredilmemistir. Biz bu kısmı, yazarın el-Imam eş-Şâfiî (Kahire 1948) »dil ese-rinin 374-377. sayfalarından Özetliyerek tamamladık. Çeviren.
    [1][58] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/357-358.
    [1][59] Asıl adı, Muhammed b. Osman'dır. Çeviren.
    [1][60] Anadolu'muzun doğu kesimlerinde, Kafkasya, Azerbaycan, Hindistan, Fi-lipin, Seylân ve Malaya müslümanlan arasında Şefiî mezhebine men-sup olanlar nayli kabarıktır. Endonezya adalarında ise hâkim olan mez-heb, sadece Şafiî mezhebidir. Çeviren.
    [1][61] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/358-360.


  3. 03.Mart.2011, 05:02
    2
    Özel Üye



    Şafii Mezhebinde Müctehîdler

    İmam Şafiî'nin Irak'ta, Mekke'de ve Mısır'da talebeleri vardı. Şam'da, Yemen'de, daha sonra Nişâbur ve Horasan'da yerleşmiş olan Şâfiîler bulunuyordu. Yâni, böyle birbirinden Uzak ülkelerde birçok kimseler aynı mezhebe mensup bulunuyorlardı. Bunlar ara-sında Şafiî mezhebine göre müntesip müçtehidler, Şafiî'den rivayet edilen fürû' mes'elelerine, Şafii'nin açıkladığı kıyas ve esaslara (usûle) göre tahric yapan müçtehidler vardı.
    Şüphesiz bunlar, tahriclerde bulunurlarken değişik olan çevre ve meşreblerinin, karşılaştıkları hâdiselerin, bu hâdiseleri halletme-de kullandıkları metodların tesirlerinde kalmışlardır. Şüphesiz ki bu da,, onların ayrı ayrı görüşe sahip olmalarına yol açmıştır. Gerçi hepsi de, aynı kaynaktan ilham alıyor, aynı usûle bağlı kalıyorlardı.
    Eğer biz Horasan, Nisâbur ve Irak'taki Şafii fakîhlerinin görüş-lerini araştırırsak ve onları bu araştırmanın ışığı altında tahlil edecek olursak, onlarda değişik çevre ve temayüllerin tesirini görürüz. Bu fakîhlerden bir kısmı, Şafiî'den nakledilen furû'a şiddetle bağlanı-yor, bir kısmı da bu konuda şiddet göstermiyordu. İmam Muhyiddin en-Nevevi şöyle der: «Bilmiş ol ki, Irak'lı arkadaşlarımızın Şafiî'nin nass'larını, mezhebinin kaidelerini ve seleflerimizin çeşitli görüşle-rini nakilleri, Horasanlıların nakillerinden umumiyetle daha sağlam ve daha esaslıdır. Horasanlılar ise tertip, fer'i mes'eleleri ortaya koyma ve Şafiî mezhebinin nass ve kaideleri üzerinde tasarruf ba-kımından ekseriya daha iyidir.»
    Şafiî mezhebine mensup tahric yapan müçtehidler, Horasan ve Nisâbur'da Şiî - İmamî mezheb'le, Yemen'de de Zeydî mezhebi ile te-mas etmişlerdir. Farklı mezhebler arasında kimi yönlerden temasın bulunuşu, bir kısım mes'elelerde çatışma doğursa bile, bu mezhep-lerden her birine mensup olanların birbirini anlamasını ve iyi bul-duğu hususları kabul etmesini mümkün kılar. Çünkü fikrî ve mad-dî temaslar, görüşler arasında ister istemez mübadeleyi sağlar.
    Şafii mezhebi, Arap ülkelerinden Uzak bu yerlerde Hanefî mez-hebi ile de yüzyüze gelmiştir. Her iki mezheb arasında çok şiddetli bir çatışma başlamış ve bu son haddine varmıştır. Bu maksatla ca-milerde ve bütün toplantı yerlerinde münazaralar yapılıyordu. Her bilgin kendi mezhebini savunmak, mezheb ve görüşlerini destekle-yen, diğer mezheb ve onun görüşlerini zayıflatan delilleri serdetme-yi Allah'a ibâdet sayıyordu. Hattâ yas törenleri bile mahalle mes-citlerinde tertiplenen fıkıh münazaraları ile ihya ediliyordu. Bunun üzerine şu iki husus ortaya çıkmıştır:
    1 — Mezheb taassubu şiddetlenmiş ve bâzı yazarlar bu husus-ta çok ileri gitmişlerdir. Hattâ bâzıları, İmam Şafii'nin; «İnsanlar, fıkıhta Ebu Hanife'nin îyâlidir» diye övdüğü ve herkesçe münâkaşasız bir şekilde, Irak fakîhlerinin üstadı olduğu kabul edilen îmanı Ebu Hanife'ye dil uzatacak kadar ileri gitmiştir. Bunun, hem Şafii hem de Hanefî âlimleri üzerinde çok kötü ve üzücü tesirleri olmuş-tur. Öyle ki, bir kısım Şafiî âlimleri, İmam Ebu Hanîfe'nin menkı-belerini yazmaya teşebbüs etmek suretiyle o büyük îmam'a karşı yapılan yergi (ta'an) damgasını Şâfiîlerden silmeye çalışmıştır.
    2 — Doğu İslâm memleketlerinde, bilhassa Hanefîler, Şâfiîler, Zahiriler ve Şiîler (İmamîler - Ca'ferîler) arasında çok şiddetli mez-heb münakaşalarına girilmiş ve bunlar, zaman zaman büyük fitne-lerin doğmasına sebep olmuştur. Hattâ bu yüzden birçok insanların kanlan bile boşa akıp [1][57]gitmiştir.[1][58]

    Şafiî Mezhebinin Yayılışı

    Şafiî mezhebi, özellikle Mısır'da yayılmıştır. Çünkü İmam Şafiî, hayatının son kısmını burada geçirmiştir. Bu mezheb, Irak'ta da ya-yılmıştır. Zira Şafiî, fikirlerini neşretmeye önce orada başlamıştır. Irak yoluyla Horasan ve Maveran'ün-Nehr'de de yayılma imkânı bulmuş ve bu ülkelerde fetva ile tedrisatı Hanefî mezhebi ile pay-laşmıştır.
    Bununla beraber, bu ülkelerde Hanefî mezhebi hâkim durumda idi. Çünkü o, Abbasî Devletinin resmî mezhebi idi. Şafiî mezhebi, halk üzerinde Hanefî mezhebi ile hâkimiyet mücadelesi yapmış, Mı-sır ve Suriye'ye Fatura Devleti hakim olduktan sonra bile Mısır'da halk üzerindeki otoritesini korumuştur.
    Mısır'da iktidar Eyyûbîlerin eline geçince, Şafiî mezhebi daha da kuvvetlenmiş, hem halk, hem de devlet üzerinde en büyük otori-teye sahip olmuştur. Şafiî mezhebinin bu durumu Kölemenler dev-rinde Sultan Zahir Baybars'a kadar devam etmiştir. Bu sultan, ka-dıların \dört mezhebe göre tâyin edilmesi fikrini ortaya atmıştır. Bunun üzerine her mezhebin kendi görüşlerine göre hükmeden ve mezheb mensuplarının dâvalarına bakan ayrı bir kadı tâyin edilmiş-tir. Fakat adı geçen sultan da, Şafiî mezhebine diğer mezheblerden üstün bir yer tanımıştır. Şöyle ki: Taşra şehirlerine kadı (nâib) tâ-yin etme hakkı ile yetim ve vakıf mallarını kontrol hakkı yalnız Şa-fiî mezhebine ait idi. Şafiî mezhebinden sonra Mâliki mezhebi, bun-dan sonra da Hanbelî mezhebi geliyordu. Fakat Subh el-A'şâ'da zikredildiğine göre İbni Batûta, Melik Nâsır'dan beri Mısır'da mezheblerin derecelendirildiğini ve Hanefî mezhebinin Mâliki mezhebinden önce geldiğini söyler.
    Osmanlılar, Mısır'ı zaptedince, Hanefî mezhebini birinci dere-ceye almışlardır. Mehmet Ali Paşa Mısır'a hâkim olunca, Hanefî mez-hebinden başka diğer mezheblerle resmiyette amel edilmesini ilga etmiştir. Fakat Şafiî ve Mâliki mezhebleri halk üzerindeki mevkiini korumuştur.
    Şamlılar, kazâî konularda, 302 H. yılında ölen Ebu Zur'a ed-Dimaşki eş-Şâfiî[1][59] Şam Kadılığına tâyin edilinceye kadar, Evzâi mez-hebine bağlı idiler. Lâkin Şafiî mezhebinin bundan önce de halk ara-sında yüksek bir mevkii vardı.
    Bir kısım Iraklılar katında Şafiî mezhebinin büyük bir itibarı olduğu halde, bu mezheb, halk üzerinde tamamen bir kuvvet gös-teremediği gibi, kaza (yargı) bakımından da Hanefî mezhebini ye-nememiştir. Nihayet Halîfe el-Kadir Billâh Bağdad'a Şafiî bir kadı tâyin etmiş; fakat halk, buna karşı ayaklanmıştır. Meydana gelen fitneler karşısında Halife, halkın çoğunluğunu memnun etmek zo-runda kalmış ve Şafiî kadıyı vazifesinden ayırmıştır.
    Şafiî mezhebi, İran'a da girmiştir. İbn u'-Subkî «Tabakâtu-Şâfiîyye» sinde; «İran'da Şafiî mezhebi ile Davud-i Zâhirî'nin mezhe-binden başka bir mezheb yoktu» demiştir. Zannedirim ki, bu ifade-de bir mübalâğa vardır.
    Şafiî mezhebi, Hicrî üçüncü asrın sonunda Merv ve Horasan'a gelmiştir. Bu mezhebi buralara getiren âlimler, hem mezhebin ki-taplarını münevverler arasında, hem de Şafiî fıkhını halk arasında yaymaya çalışıyorlardı. Bu Şafiî âlimleri, sadece bunlarla yetinme-mişler, hâkim ve sultanları da ikna etmek için uğraşmışlar, onların yâli veya hâkim oldukları memleketlerde bu mezhebi uygulamaları-nı istemişlerdir.
    Şafiî mezhebinin Endülüs ve Mağrib ülkelerinde bir yer işgal etmediği söylenebilir.
    Bugün Şafii mezhebinin, mâzîde girmiş olduğu ülkelerde devam ettiği düşünülebilir. Şafiî mezhebi, günümüzde (Yemen tarafların-da) Zeydî mezhebi ile halk üzerinde hâkimiyet mücadelesi yapmak-ta, İran'da da Şiî mezhebi ile yanyana bulunmaktadır.[1][60]
    Allah, İmam Şafiî'ye rahmet etsin ve ondan razı olsun![1][61]

    [1][56] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/356-357.
    [1][57] Elimizdeki metinde (2) rakamı yazıldığı halde bu ikinci husus zikredilmemistir. Biz bu kısmı, yazarın el-Imam eş-Şâfiî (Kahire 1948) »dil ese-rinin 374-377. sayfalarından Özetliyerek tamamladık. Çeviren.
    [1][58] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/357-358.
    [1][59] Asıl adı, Muhammed b. Osman'dır. Çeviren.
    [1][60] Anadolu'muzun doğu kesimlerinde, Kafkasya, Azerbaycan, Hindistan, Fi-lipin, Seylân ve Malaya müslümanlan arasında Şefiî mezhebine men-sup olanlar nayli kabarıktır. Endonezya adalarında ise hâkim olan mez-heb, sadece Şafiî mezhebidir. Çeviren.
    [1][61] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof. Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/358-360.





+ Yorum Gönder