Konusunu Oylayın.: Kainatta en yüksek hakikat iman hakikatlarıdır. ondan sonrada namazdır.

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kainatta en yüksek hakikat iman hakikatlarıdır. ondan sonrada namazdır.
  1. 01.Mart.2011, 12:12
    1
    Misafir

    Kainatta en yüksek hakikat iman hakikatlarıdır. ondan sonrada namazdır.






    Kainatta en yüksek hakikat iman hakikatlarıdır. ondan sonrada namazdır. Mumsema kainatta en yüksek hakikat iman hakikatlarıdır.ondan sonrada namazdır.o halde bizde bu yüksek hakikat olan namazı hayatımıza tatbik ederek yaşamalıyız.Nur ışıktır . ışığın olduğu yerde yaşam kolaydır.eğer kişi nurlarıda okuyarak yaşıyorsa o zaman hayat nur ala nur olur..cenab-ı hak bizleri iman hakikatlarını kavramış ve o yolda hareket eden kullarından eylesin.Amin.
    sizler ne düşünüyorsunuz?


  2. 01.Mart.2011, 12:12
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    kainatta en yüksek hakikat iman hakikatlarıdır.ondan sonrada namazdır.o halde bizde bu yüksek hakikat olan namazı hayatımıza tatbik ederek yaşamalıyız.Nur ışıktır . ışığın olduğu yerde yaşam kolaydır.eğer kişi nurlarıda okuyarak yaşıyorsa o zaman hayat nur ala nur olur..cenab-ı hak bizleri iman hakikatlarını kavramış ve o yolda hareket eden kullarından eylesin.Amin.
    sizler ne düşünüyorsunuz?


    Benzer Konular

    - Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar (gerçek hikayesi)

    - Tarikat hem hakikat bil hakikat

    - Allah'a iman eden ama peygamberlere iman etmeyenin iman durumu nedir? Peygamberlere iman etmek şart

    - Hucurat suresi 15. ayet:Müminler ancak Allah'a ve Resûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşme

    - Yüksek, yüksek tepelere'nin öyküsünü verirmisiniz?

  3. 01.Mart.2011, 12:34
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: kainatta en yüksek hakikat iman hakikatlarıdır. ondan sonrada namazdır.




    Paylaşım için Allah c.c razı olsun kardeşim
    Konuyla ilgili bir paylaşım bizden...

    _____________________

    KAİNAT BİSMİLLAH DİYOR

    Bedîüzzaman Hazretleri On Dördüncü Lem’a’nın İkinci Makam’ını Besmelenin sırlarına ayırmıştır. Birinci sırda kâinat simasında Ulûhiyet, yeryüzü simasında Rahmâniyet, insan simasında da Rahîmiyet hakikatine değinmiştir .Yani kâinattan insana, yani arştan ferşe bir nuranî satır gibi uzanan kâinatla ilgili üç İlâhî hakikat vardır. Şimdi bu hakikatler üzerinde kısaca duralım:

    Kainat Simasındaki “ULUHİYET” hakikati:

    Besmele bahsi, bir esmâ bahsidir. Çünkü Allah'ın adıyla başlamak, her işte, her şeyde Allah'ın ismini okumayı gerektirir.(1) Kâinata mana-yı harfi ile bakan Said Nursi “Besmelenin birinci sırrında Ulûhiyeti kâinat simasıyla ilişkilendirmiştir“Çünkü lâfza-i Celâl, Zât-ı Akdes’e delâlet eder: Zât-ı Akdes de, bütün sıfat-ı kemaliyeyi istilzam eder.”(2) ifadesi ile Allah isminin, bütün isimleri ve sıfatları içine aldığından bütün âlemlerdeki her çeşit isim ve sıfat tecellilerine bu isimle işaret etmiştir. Evet, Bismillah bütün mevcudâtın lisan-ı hal zikridir. Kâinattaki her mevcudun kendi kuvvetinin çok üstünde olan işleri yüklenmesi ile lisan-ı hal zikrinin Bismillah olduğunu Kurandaki şu ayet ifade eder.

    “Bilmez misin ki göklerde ve yerde bulunan kimseler, hatta güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar bütün canlılar ve insanların da bir çoğu Allah’ın yüceliğine secde ediyorlar. İnsanların çoğu hakkında ise azap hükmü kesinleşmiştir. Allah’ın zelil kıldığını aziz edecek kuvvet yoktur. Şüphesiz ki Allah ne dilerse yapar.” (3)

    Üstad Hazretleri meali verilen bu ayetin kısa bir tefsirini yaparken kâinattaki her mevcudun Allah’ı hamd,secde ve tesbih ettiğini söyler. Fakat her mevcudun mazhar oldukları esma farklı olduğundan varlıkların ibadetlerinin de farklı farklı olduğunu anlatır. (4) “Kainattaki büyük cirmler, haşmet lisanıyla tesbihat yaparlar.Küçük canlılar ise rahmet lisanıyla Allah’ı anarak kainattan yükselen ulvi sesleri tatlılaştırırlar.”(5) Bu konu hakkında Nebiler Serveri buyurdular ki:"Her kim yakînen (şüphesiz) inanarak Besmele-i şerifeyi okursa, dağlar onunla beraber tesbih eder. Ancak dağların bu tesbihi duyulmaz." (6)

    Arz simasındaki “RAHMANİYET” hakikati:

    Said Nursi Besmeledeki Rahmaniyeti arz simasıyla, ilişkilendirmiştir. Çünkü Rahmân ismi, Rezzak mânâsına gelmekte ve yeryüzündeki bütün canlılara yapılan ihsan ve ikramı nazara vermektedir.(7) Evet, yeryüzünde çok çeşitli bitki ve hayvan gruplarının, hiçbirinin unutulmadan, karıştırılmadan, zamanında ve mükemmel bir düzen içinde yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan rızıkların ayrı ayrı tarzda verilmesi ancak rahmetin tecellisidir. Dünyada mevcudatın var oluşlarındaki hikmet ise rahmetin delilidir.( Hatta iman kulağı ile dinleyen insan arzımızdaki lisan-ı hal ile yapılan zikirleri duyacaktır.Rüzgarların terennüm ettiği manaları, bulutların naralarını, denizlerin dalgalarındaki Rabbani kelamları işitir. Hatta yağmurdan tut kuşa varana kadar her bir çeşit mahlukattan ulvi sesler işitir.(9)

    İnsan simasındaki “RAHİMİYET” hakikati:

    Risale-i Nurlarda ise Rahimiyet insan manevi simasıyla ilişkilendirilmiştir. Sebebi ise Rahîm ismi yeryüzündeki bir milyonu aşkın canlı türünden özellikle insana bakmaktadır. Zira bu türler içerisinde dünyada imtihana tabi tutulan, cennet ve cehenneme aday kılınan sadece insan türüdür. Zaten Rahîm isminin bir açıklaması “müminleri lütfuyla cennete, kâfirleri adliyle cehenneme koyan” demektir.

    Kainattaki mevcudatı insanın etrafına hikmetli ve anlamlı bir şekilde toplanması ve insanın ihtiyaçlarını karşılamak için koşturulmasının iki şekilde açıklanabilir.

    a-Kainattaki her şey insanı tanıyor ve biliyor bu sebeple yardımına koşuyor.

    b-Kainat perdesi arkasında her şeye gücü yeten bir zatın emriyle ve izniyle tüm varlıklar insana yardım ediyor.

    Bizi bilen, hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti içeren rahmet hakikatidir.(10) Bu hakikate karşı kul Rabbinin yüce adını zikretip, fânilere bel bağlamaktan kurtularak bütün gönlüyle yalnız Allah’a yönelmelidir. (11) Bu manayı Risale-i Nur’da Üstad Hzleri şöyle ifade etmiştir. “Hamdin en meşhur manası, sıfât-ı kemaliyeyi izhar etmektir. Şöyle ki: Cenab-ı Hak insanı kâinata câmi’ bir nüsha ve on sekiz bin âlemi hâvi şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve esma-i hüsnadan her birisinin tecelligâhı olan her bir âlemden bir örnek, bir nümune, insanın cevherinde vedîa bırakmıştır. Eğer insan maddî ve manevî herbir uzvunu Allah’ın emrettiği yere sarf etmekle hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfîyi îfa ve şeriata imtisal ederse, insanın cevherinde vedîa bırakılan o örneklerin her birisi, kendi âlemine bir pencere olur. İnsan o pencereden, o âleme bakar. Ve o âleme tecelli eden sıfatla, o âlemden tezahür eden isme bir mir’at ve bir âyine olur. O vakit insan ruhuyla, cismiyle âlem-i şehadet ve âlem-i gayba bir hülâsa olur. Ver her iki âleme tecelli eden, insana da tecelli eder. İşte bu cihetle insan, sıfât-ı kemaliye-i İlahiyeye hem mazhar olur, hem müzhir olur.

    Nitekim Muhyiddin-i Arabî "Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim, kainatı yarattım." kudsi hadîs-i şerifinin beyanında: “Mahlukatı yarattım ki, bana bir âyine olsun ve o âyinede cemalimi göreyim.” demiştir.” 12

    Kaynakça
    1-(Senai Demirci, Birinci söz).
    2-(İşârat-ül İcaz s.20)
    3-(22/18 Suat YILDIRIM)
    4- Sözler s.351
    5- M:234
    6-(Suyutî, DMensur. 1/26)
    7- İşârat-ül İcaz s.25
    8-Sözler, s.10
    9- İşârat-ül İcaz s.70
    10- Sözler, s.11
    11-73/8 Suat YILDIRIM
    12- İşârat-ül İcaz S.17



  4. 01.Mart.2011, 12:34
    2
    Silent and lonely rains



    Paylaşım için Allah c.c razı olsun kardeşim
    Konuyla ilgili bir paylaşım bizden...

    _____________________

    KAİNAT BİSMİLLAH DİYOR

    Bedîüzzaman Hazretleri On Dördüncü Lem’a’nın İkinci Makam’ını Besmelenin sırlarına ayırmıştır. Birinci sırda kâinat simasında Ulûhiyet, yeryüzü simasında Rahmâniyet, insan simasında da Rahîmiyet hakikatine değinmiştir .Yani kâinattan insana, yani arştan ferşe bir nuranî satır gibi uzanan kâinatla ilgili üç İlâhî hakikat vardır. Şimdi bu hakikatler üzerinde kısaca duralım:

    Kainat Simasındaki “ULUHİYET” hakikati:

    Besmele bahsi, bir esmâ bahsidir. Çünkü Allah'ın adıyla başlamak, her işte, her şeyde Allah'ın ismini okumayı gerektirir.(1) Kâinata mana-yı harfi ile bakan Said Nursi “Besmelenin birinci sırrında Ulûhiyeti kâinat simasıyla ilişkilendirmiştir“Çünkü lâfza-i Celâl, Zât-ı Akdes’e delâlet eder: Zât-ı Akdes de, bütün sıfat-ı kemaliyeyi istilzam eder.”(2) ifadesi ile Allah isminin, bütün isimleri ve sıfatları içine aldığından bütün âlemlerdeki her çeşit isim ve sıfat tecellilerine bu isimle işaret etmiştir. Evet, Bismillah bütün mevcudâtın lisan-ı hal zikridir. Kâinattaki her mevcudun kendi kuvvetinin çok üstünde olan işleri yüklenmesi ile lisan-ı hal zikrinin Bismillah olduğunu Kurandaki şu ayet ifade eder.

    “Bilmez misin ki göklerde ve yerde bulunan kimseler, hatta güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar bütün canlılar ve insanların da bir çoğu Allah’ın yüceliğine secde ediyorlar. İnsanların çoğu hakkında ise azap hükmü kesinleşmiştir. Allah’ın zelil kıldığını aziz edecek kuvvet yoktur. Şüphesiz ki Allah ne dilerse yapar.” (3)

    Üstad Hazretleri meali verilen bu ayetin kısa bir tefsirini yaparken kâinattaki her mevcudun Allah’ı hamd,secde ve tesbih ettiğini söyler. Fakat her mevcudun mazhar oldukları esma farklı olduğundan varlıkların ibadetlerinin de farklı farklı olduğunu anlatır. (4) “Kainattaki büyük cirmler, haşmet lisanıyla tesbihat yaparlar.Küçük canlılar ise rahmet lisanıyla Allah’ı anarak kainattan yükselen ulvi sesleri tatlılaştırırlar.”(5) Bu konu hakkında Nebiler Serveri buyurdular ki:"Her kim yakînen (şüphesiz) inanarak Besmele-i şerifeyi okursa, dağlar onunla beraber tesbih eder. Ancak dağların bu tesbihi duyulmaz." (6)

    Arz simasındaki “RAHMANİYET” hakikati:

    Said Nursi Besmeledeki Rahmaniyeti arz simasıyla, ilişkilendirmiştir. Çünkü Rahmân ismi, Rezzak mânâsına gelmekte ve yeryüzündeki bütün canlılara yapılan ihsan ve ikramı nazara vermektedir.(7) Evet, yeryüzünde çok çeşitli bitki ve hayvan gruplarının, hiçbirinin unutulmadan, karıştırılmadan, zamanında ve mükemmel bir düzen içinde yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli olan rızıkların ayrı ayrı tarzda verilmesi ancak rahmetin tecellisidir. Dünyada mevcudatın var oluşlarındaki hikmet ise rahmetin delilidir.( Hatta iman kulağı ile dinleyen insan arzımızdaki lisan-ı hal ile yapılan zikirleri duyacaktır.Rüzgarların terennüm ettiği manaları, bulutların naralarını, denizlerin dalgalarındaki Rabbani kelamları işitir. Hatta yağmurdan tut kuşa varana kadar her bir çeşit mahlukattan ulvi sesler işitir.(9)

    İnsan simasındaki “RAHİMİYET” hakikati:

    Risale-i Nurlarda ise Rahimiyet insan manevi simasıyla ilişkilendirilmiştir. Sebebi ise Rahîm ismi yeryüzündeki bir milyonu aşkın canlı türünden özellikle insana bakmaktadır. Zira bu türler içerisinde dünyada imtihana tabi tutulan, cennet ve cehenneme aday kılınan sadece insan türüdür. Zaten Rahîm isminin bir açıklaması “müminleri lütfuyla cennete, kâfirleri adliyle cehenneme koyan” demektir.

    Kainattaki mevcudatı insanın etrafına hikmetli ve anlamlı bir şekilde toplanması ve insanın ihtiyaçlarını karşılamak için koşturulmasının iki şekilde açıklanabilir.

    a-Kainattaki her şey insanı tanıyor ve biliyor bu sebeple yardımına koşuyor.

    b-Kainat perdesi arkasında her şeye gücü yeten bir zatın emriyle ve izniyle tüm varlıklar insana yardım ediyor.

    Bizi bilen, hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti içeren rahmet hakikatidir.(10) Bu hakikate karşı kul Rabbinin yüce adını zikretip, fânilere bel bağlamaktan kurtularak bütün gönlüyle yalnız Allah’a yönelmelidir. (11) Bu manayı Risale-i Nur’da Üstad Hzleri şöyle ifade etmiştir. “Hamdin en meşhur manası, sıfât-ı kemaliyeyi izhar etmektir. Şöyle ki: Cenab-ı Hak insanı kâinata câmi’ bir nüsha ve on sekiz bin âlemi hâvi şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve esma-i hüsnadan her birisinin tecelligâhı olan her bir âlemden bir örnek, bir nümune, insanın cevherinde vedîa bırakmıştır. Eğer insan maddî ve manevî herbir uzvunu Allah’ın emrettiği yere sarf etmekle hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfîyi îfa ve şeriata imtisal ederse, insanın cevherinde vedîa bırakılan o örneklerin her birisi, kendi âlemine bir pencere olur. İnsan o pencereden, o âleme bakar. Ve o âleme tecelli eden sıfatla, o âlemden tezahür eden isme bir mir’at ve bir âyine olur. O vakit insan ruhuyla, cismiyle âlem-i şehadet ve âlem-i gayba bir hülâsa olur. Ver her iki âleme tecelli eden, insana da tecelli eder. İşte bu cihetle insan, sıfât-ı kemaliye-i İlahiyeye hem mazhar olur, hem müzhir olur.

    Nitekim Muhyiddin-i Arabî "Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim, kainatı yarattım." kudsi hadîs-i şerifinin beyanında: “Mahlukatı yarattım ki, bana bir âyine olsun ve o âyinede cemalimi göreyim.” demiştir.” 12

    Kaynakça
    1-(Senai Demirci, Birinci söz).
    2-(İşârat-ül İcaz s.20)
    3-(22/18 Suat YILDIRIM)
    4- Sözler s.351
    5- M:234
    6-(Suyutî, DMensur. 1/26)
    7- İşârat-ül İcaz s.25
    8-Sözler, s.10
    9- İşârat-ül İcaz s.70
    10- Sözler, s.11
    11-73/8 Suat YILDIRIM
    12- İşârat-ül İcaz S.17






+ Yorum Gönder