Konusunu Oylayın.: Birine özenmek caiz mi? iki yüzlülük sayılırmı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Birine özenmek caiz mi? iki yüzlülük sayılırmı?
  1. 25.Şubat.2011, 18:12
    1
    Misafir

    Birine özenmek caiz mi? iki yüzlülük sayılırmı?






    Birine özenmek caiz mi? iki yüzlülük sayılırmı? Mumsema bırısıne ozebnek dogrumu yada insan kendısı gıbuı mı olmalı


  2. 25.Şubat.2011, 18:12
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 25.Şubat.2011, 21:03
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Birine özenmek caiz mi? iki yüzlülük sayılırmı?




    Cenab-ı Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    “Biz israiloğullarına kitab, hüküm (bilgelik ve egemenlik) ve peygamber lik verdik; onları güzel rızıklarla besledik ve kendileri ni alemlere üstün kıldık.

    Ve onlara din konusunda açık bilgiler gönderdik. Onlar kendileri ne bilgi geldikten sonra sırf aralarındaki çekemezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz, Rabbin Kıyamet günü ayrılığa düştükleri konularda aralarında hüküm verecekti r.

    Sonra sana da bu konuda belirli bir şeriat verdik; sen ona uy, bilmeyenl erin keyfine uyma.

    Çünkü onlar Sen'i Allah'ın azabından kurtarama zlar. Hiç şüphesiz, zalimler birbirler inin dostlarıdırlar, buna karşılık Allah günahdan kaçınanların dostudur.” (Casiye: 16-19)

    Cenab-ı Allah bu ayetlerde israiloğullarına birçok din ve dünya nimeti verdiğini, fakat onların kendileri ne bilgi geldikten sonra biribirle rini çekemedikleri için aralarında çatışmaya giriştiklerini, daha sonra Hz. Muhammed'e (salât ve selâm üzerine olsun) kuralları belirli bir şeriat bildirip ona uymasını emrettiğini ve bilmeyenl erin keyifleri ne uymasını yasakladığını belirtiyo r.

    Ayetteki “Bilmeyenl er” deyiminin kapsamına bu şeriate ters düşen herkes girer.

    Onların “keyfine” demek de, bu şeriata ters düşenlerin hoşlarına giden bütün görüş ve davranışlar, müşriklerin asılsız dinlerini n gereği sayarak uyguladıkları kurallar ile bunlara bağlı gelenekle r demektir. Onlar bunlardan hoşlandıkları için bu alanda onlara uymak, onların keyifleri ne uymak demektir.

    Böyle olduğu içindir ki, kâfirler, kimi görüş ve gelenekle rin müslümanlarca uygulanma sından sevinç duyarlar, bu durumdan hoşlanırlar ve böyle bir sonuca varabilme k için büyük maddi masraflar yapmaya seve seve katlanırlar.

    Onların gelenekle ri arasında olan herhangi bir davranışı benimseme nin onların keyifleri ne uymak demek olamayacağı farzedils e bile, o konuda onlara karşı çıkmak böyle bir eğilimin söz konusu olmadığını ispat etmenin en kesin delili ve Allah'ın rızasını kazanmanın en geçerli yoludur.

    Ayrıca böyle bir davranışta onlara uymak, daha başka ve daha tehlikeli konularda da onlara özenmenin bir bahanesi olacaktır. Çünkü Peygamber imizin (salât ve selâm üzerine olsun):

    “Kim bir yasak bölgenin (koruluğun) çevresinde dolaşırsa, her an oraya girebilir” sözü bunun delilidir .

    Bu iki endişeden hangisi gözönüne alınırsa alınsın amaç gerçekleşmiş olur. Gerçi ilk endişe daha önemli ve geçerlidir. Şu ayet de aynı anlamı dile getiriyor:

    “Kendileri ne kitab verdikler imiz aslında sana indirdiğimiz gerçekler karşısında sevinç duyarlar. Fakat (sana karşı birleşen) gurupların bazı mensupları bu gerçeklerin bir kısmını inkâr ederler. De ki, 'Bana yalnız Allah'a kulluk etmem ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmamam emredildi . Ben (herkesi) O'na çağırırım ve dönüşüm de O'nadır.

    İşte biz bu gerçekleri arabça bir hikmet kaynağı halinde indirdik. Eğer sana gelen bu bilgiden sonra onların keyifleri ne uyacak olursan, artık Sen'i Allah'ın azabından kurtaraca k ne bir veli ne de bir koruyucu bulamazsın.” (Ra'd: 36-37)

    Burada “Onların keyifleri ne”, deyiminde ki “onlar”, Allahuale m, Peygamber imiz'e inmiş gerçeklerin bir kısmını inkâr eden, ve O'na karşı birleşik cephe oluşturan guruplardır. Buna göre yahudi olsun, hristiyan olsun veya başka bir kesim olsun, Kur'a'nın bir kısmını inkâr eden her gurup, her zümre ve her akım bu kategoriy e girer. Cenab-ı Allah (c.c.) aynı konuda Kur'an'nın başka bir yerinde de şöyle buyuruyor:

    “Eğer sana bilgi geldikten sonra onların keyifleri ne uyacak olursan, o takdirde kesinlikl e zalimlerd en olursun.” (Bakara: 145)

    Demek ki, “onların” dinlerini n gereği olan bir konuda veya dinlerind en kaynaklan mış bir gelenekle rinde onlara özenmek, onların “arzularına ve keyifleri ne” uymak demektir. Aslında onların arzularına ve keyifleri ne uymak eylemi bunlardan daha önemsiz bir özenti ile de gerçekleşir. Şu ayet de konumuza büyük oranda ışık tutucudur:

    “Sen onların dinlerine (ideolojil erine, kültürlerine) sıkı sıkıya uymadıkça, ne yahudiler ve ne de hristiyan lar senden razı olmazlar. De ki, “Asıl doğru yol, Allah'ın yoludur.” Sana gelen bilgiden sonra eğer Sen onların arzularına ve keyifleri ne uyacak olursan, artık Sen'i Allah'ın azabından kurtaraca k ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulamazsın.” (Bakara: 120)

    Dikkat edilsin ki, Cenab-ı Allah (c.c.) ayetin bilgi verme özelliği taşıyan kısmında “millet” (yani ideoloji ve kültür) deyimini kullanırken, yasaklama cümlesinde “arzu ve keyif” ifadesini kullanıyor. Çünkü söz konusu kavimler ve milletler, ancak ideolojil erine ve uygarlıklarına bütünü ile uyulunca tatmin olurlar ve ancak bu takdirde karşılarındakini benimserl er. Bu yüzden onlara uymanın, onlara özenmenin azı da çoğu da yasaklanmıştır. Bilindiği gibi, daha önce belirttiğimiz üzere onların bazı dini gelenekle rine uymak, belirli oranda onların bir kısım arzularına uymak demek olduğu gibi, aynı zamanda diğer arzularında da onlara uyma ihtimali'nin sınırları içine girmek demektir. Şimdi de şu ayetleri okuyalım:

    “Kendileri ne Kitab verilenle re Sen her türlü ayeti (delili ve mucizeyi) getirecek olsan bile, onlar yine Sen'in kıblene uymazlar; Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Aslında onlar da birbirler inin kıblesine uymazlar. Sana gelen bilgiden sonra eğer Sen onların arzularına ve keyifleri ne uyacak olursan, o takdirde kesinlikl e zalimlerd en olursun.

    Kendileri ne Kitab verdikler imiz (onun peygamber olduğunu) oğullarını tanıdıkları gibi bilirler. Buna rağmen onların bir gurubu, bile bile gerçeği saklarlar .

    Gerçek, Rabb'inin katından gelendir. Sakın bu konuda kuşkuya düşenlerden olma.

    Herkesin yöneldiği bir istikamet vardır. Buna göre hayırlı konularda aranızda yarışınız. Nerede olursanız olunuz, Allah sizleri bir araya getirecek tir. Allah her şeye kadirdir.

    Nereden yola çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir; bu, hiç şüphesiz Rabb'inin bildirdiği bir gerçektir. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Nereden yola çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Nerede olursanız, yüzünüzü o yana çeviriniz ki, insanların aleyhiniz de kullanabi lecekleri bir delilleri olmasın. Yalnız onların arasındaki zalimler (gerçeği tanımayanlar) başka...” (Bakara: 145-151)

    İlk tefsir alimlerin in epeycesi (Burada Selefin ünlü tefsircil eri Mücahit, Ata, El-Dehhak, Rebii Bin Enes, ve Katade El-Seyyidî kasdedilm ektedir.) bu ayetlerin son kısımlarını yorumlark en şöyle demişlerdir:

    “İnsanların, aleyhiniz de kullanabi lecekleri bir delilleri olmasın” cümlesinin anlamı:

    “Yahudiler, kendi kıblelerine uymanızı aleyhiniz de bir delil diye kullanara k-Müslümanlar madem ki, bizim kıblemize uydular, yakında dinimize de uyarlar- diye konuşmasınlar” demektedi r.

    Cenab-ı Allah müslümanların kıblesini değiştirerek yahudiler in bu kozunu, bu dayanağını ellerinde n almıştır. Bilindiği gibi, “delil, gerekçe” terimi, doğru olsun, eğri olsun, tartışmalarda kullanılan dayanak demektir.

    Yine bu ilk dönem tefsircil erine göre, yukarıdaki ayetlerin son cümlesinde geçen “Yalnız onların arasındaki zalimler başka” ifadesi ile Kureyş'li müşrikler kasdedilm iştir. Çünkü müslümanların kıblesinin Mescid-i Haram yönüne çevrilmesi üzerine bunlar “Müslümanlar bizim kıblemize döndüler. Buna göre yakında bizim dinimize de döneceklerdir” demeye başladılar.


  4. 25.Şubat.2011, 21:03
    2
    Silent and lonely rains



    Cenab-ı Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    “Biz israiloğullarına kitab, hüküm (bilgelik ve egemenlik) ve peygamber lik verdik; onları güzel rızıklarla besledik ve kendileri ni alemlere üstün kıldık.

    Ve onlara din konusunda açık bilgiler gönderdik. Onlar kendileri ne bilgi geldikten sonra sırf aralarındaki çekemezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphesiz, Rabbin Kıyamet günü ayrılığa düştükleri konularda aralarında hüküm verecekti r.

    Sonra sana da bu konuda belirli bir şeriat verdik; sen ona uy, bilmeyenl erin keyfine uyma.

    Çünkü onlar Sen'i Allah'ın azabından kurtarama zlar. Hiç şüphesiz, zalimler birbirler inin dostlarıdırlar, buna karşılık Allah günahdan kaçınanların dostudur.” (Casiye: 16-19)

    Cenab-ı Allah bu ayetlerde israiloğullarına birçok din ve dünya nimeti verdiğini, fakat onların kendileri ne bilgi geldikten sonra biribirle rini çekemedikleri için aralarında çatışmaya giriştiklerini, daha sonra Hz. Muhammed'e (salât ve selâm üzerine olsun) kuralları belirli bir şeriat bildirip ona uymasını emrettiğini ve bilmeyenl erin keyifleri ne uymasını yasakladığını belirtiyo r.

    Ayetteki “Bilmeyenl er” deyiminin kapsamına bu şeriate ters düşen herkes girer.

    Onların “keyfine” demek de, bu şeriata ters düşenlerin hoşlarına giden bütün görüş ve davranışlar, müşriklerin asılsız dinlerini n gereği sayarak uyguladıkları kurallar ile bunlara bağlı gelenekle r demektir. Onlar bunlardan hoşlandıkları için bu alanda onlara uymak, onların keyifleri ne uymak demektir.

    Böyle olduğu içindir ki, kâfirler, kimi görüş ve gelenekle rin müslümanlarca uygulanma sından sevinç duyarlar, bu durumdan hoşlanırlar ve böyle bir sonuca varabilme k için büyük maddi masraflar yapmaya seve seve katlanırlar.

    Onların gelenekle ri arasında olan herhangi bir davranışı benimseme nin onların keyifleri ne uymak demek olamayacağı farzedils e bile, o konuda onlara karşı çıkmak böyle bir eğilimin söz konusu olmadığını ispat etmenin en kesin delili ve Allah'ın rızasını kazanmanın en geçerli yoludur.

    Ayrıca böyle bir davranışta onlara uymak, daha başka ve daha tehlikeli konularda da onlara özenmenin bir bahanesi olacaktır. Çünkü Peygamber imizin (salât ve selâm üzerine olsun):

    “Kim bir yasak bölgenin (koruluğun) çevresinde dolaşırsa, her an oraya girebilir” sözü bunun delilidir .

    Bu iki endişeden hangisi gözönüne alınırsa alınsın amaç gerçekleşmiş olur. Gerçi ilk endişe daha önemli ve geçerlidir. Şu ayet de aynı anlamı dile getiriyor:

    “Kendileri ne kitab verdikler imiz aslında sana indirdiğimiz gerçekler karşısında sevinç duyarlar. Fakat (sana karşı birleşen) gurupların bazı mensupları bu gerçeklerin bir kısmını inkâr ederler. De ki, 'Bana yalnız Allah'a kulluk etmem ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmamam emredildi . Ben (herkesi) O'na çağırırım ve dönüşüm de O'nadır.

    İşte biz bu gerçekleri arabça bir hikmet kaynağı halinde indirdik. Eğer sana gelen bu bilgiden sonra onların keyifleri ne uyacak olursan, artık Sen'i Allah'ın azabından kurtaraca k ne bir veli ne de bir koruyucu bulamazsın.” (Ra'd: 36-37)

    Burada “Onların keyifleri ne”, deyiminde ki “onlar”, Allahuale m, Peygamber imiz'e inmiş gerçeklerin bir kısmını inkâr eden, ve O'na karşı birleşik cephe oluşturan guruplardır. Buna göre yahudi olsun, hristiyan olsun veya başka bir kesim olsun, Kur'a'nın bir kısmını inkâr eden her gurup, her zümre ve her akım bu kategoriy e girer. Cenab-ı Allah (c.c.) aynı konuda Kur'an'nın başka bir yerinde de şöyle buyuruyor:

    “Eğer sana bilgi geldikten sonra onların keyifleri ne uyacak olursan, o takdirde kesinlikl e zalimlerd en olursun.” (Bakara: 145)

    Demek ki, “onların” dinlerini n gereği olan bir konuda veya dinlerind en kaynaklan mış bir gelenekle rinde onlara özenmek, onların “arzularına ve keyifleri ne” uymak demektir. Aslında onların arzularına ve keyifleri ne uymak eylemi bunlardan daha önemsiz bir özenti ile de gerçekleşir. Şu ayet de konumuza büyük oranda ışık tutucudur:

    “Sen onların dinlerine (ideolojil erine, kültürlerine) sıkı sıkıya uymadıkça, ne yahudiler ve ne de hristiyan lar senden razı olmazlar. De ki, “Asıl doğru yol, Allah'ın yoludur.” Sana gelen bilgiden sonra eğer Sen onların arzularına ve keyifleri ne uyacak olursan, artık Sen'i Allah'ın azabından kurtaraca k ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulamazsın.” (Bakara: 120)

    Dikkat edilsin ki, Cenab-ı Allah (c.c.) ayetin bilgi verme özelliği taşıyan kısmında “millet” (yani ideoloji ve kültür) deyimini kullanırken, yasaklama cümlesinde “arzu ve keyif” ifadesini kullanıyor. Çünkü söz konusu kavimler ve milletler, ancak ideolojil erine ve uygarlıklarına bütünü ile uyulunca tatmin olurlar ve ancak bu takdirde karşılarındakini benimserl er. Bu yüzden onlara uymanın, onlara özenmenin azı da çoğu da yasaklanmıştır. Bilindiği gibi, daha önce belirttiğimiz üzere onların bazı dini gelenekle rine uymak, belirli oranda onların bir kısım arzularına uymak demek olduğu gibi, aynı zamanda diğer arzularında da onlara uyma ihtimali'nin sınırları içine girmek demektir. Şimdi de şu ayetleri okuyalım:

    “Kendileri ne Kitab verilenle re Sen her türlü ayeti (delili ve mucizeyi) getirecek olsan bile, onlar yine Sen'in kıblene uymazlar; Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Aslında onlar da birbirler inin kıblesine uymazlar. Sana gelen bilgiden sonra eğer Sen onların arzularına ve keyifleri ne uyacak olursan, o takdirde kesinlikl e zalimlerd en olursun.

    Kendileri ne Kitab verdikler imiz (onun peygamber olduğunu) oğullarını tanıdıkları gibi bilirler. Buna rağmen onların bir gurubu, bile bile gerçeği saklarlar .

    Gerçek, Rabb'inin katından gelendir. Sakın bu konuda kuşkuya düşenlerden olma.

    Herkesin yöneldiği bir istikamet vardır. Buna göre hayırlı konularda aranızda yarışınız. Nerede olursanız olunuz, Allah sizleri bir araya getirecek tir. Allah her şeye kadirdir.

    Nereden yola çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir; bu, hiç şüphesiz Rabb'inin bildirdiği bir gerçektir. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Nereden yola çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Nerede olursanız, yüzünüzü o yana çeviriniz ki, insanların aleyhiniz de kullanabi lecekleri bir delilleri olmasın. Yalnız onların arasındaki zalimler (gerçeği tanımayanlar) başka...” (Bakara: 145-151)

    İlk tefsir alimlerin in epeycesi (Burada Selefin ünlü tefsircil eri Mücahit, Ata, El-Dehhak, Rebii Bin Enes, ve Katade El-Seyyidî kasdedilm ektedir.) bu ayetlerin son kısımlarını yorumlark en şöyle demişlerdir:

    “İnsanların, aleyhiniz de kullanabi lecekleri bir delilleri olmasın” cümlesinin anlamı:

    “Yahudiler, kendi kıblelerine uymanızı aleyhiniz de bir delil diye kullanara k-Müslümanlar madem ki, bizim kıblemize uydular, yakında dinimize de uyarlar- diye konuşmasınlar” demektedi r.

    Cenab-ı Allah müslümanların kıblesini değiştirerek yahudiler in bu kozunu, bu dayanağını ellerinde n almıştır. Bilindiği gibi, “delil, gerekçe” terimi, doğru olsun, eğri olsun, tartışmalarda kullanılan dayanak demektir.

    Yine bu ilk dönem tefsircil erine göre, yukarıdaki ayetlerin son cümlesinde geçen “Yalnız onların arasındaki zalimler başka” ifadesi ile Kureyş'li müşrikler kasdedilm iştir. Çünkü müslümanların kıblesinin Mescid-i Haram yönüne çevrilmesi üzerine bunlar “Müslümanlar bizim kıblemize döndüler. Buna göre yakında bizim dinimize de döneceklerdir” demeye başladılar.





+ Yorum Gönder