Konusunu Oylayın.: Üç talak'ın uygulama şekli nasıldır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Üç talak'ın uygulama şekli nasıldır?
  1. 23.Şubat.2011, 16:19
    1
    Misafir

    Üç talak'ın uygulama şekli nasıldır?






    Üç talak'ın uygulama şekli nasıldır? Mumsema (değişik kanallardan okuduğum kadarıyla) İslama göre boşanmanın üç talak üzerine gerçekleşebileceği belirtilmektedir.Bu Üç talak'ın uygulama şekli nasıldır? her talak için mecburi bir zaman aralığı (Minimum,Maksimum) ne kadardır veya varmıdır.?


  2. 23.Şubat.2011, 16:19
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    (değişik kanallardan okuduğum kadarıyla) İslama göre boşanmanın üç talak üzerine gerçekleşebileceği belirtilmektedir.Bu Üç talak'ın uygulama şekli nasıldır? her talak için mecburi bir zaman aralığı (Minimum,Maksimum) ne kadardır veya varmıdır.?


    Benzer Konular

    - Sünnete uygun boşama şekli nasıldır?

    - Namaz kılma şekli nasıldır...

    - Azrailin can alma şekli nasıldır?

    - Cuma namazı kılınış şekli nasıldır?

    - İslamda örtünme şekli nasıldır

  3. 23.Şubat.2011, 16:41
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Üç talak'ın uygulama şekli nasıldır?




    Talak; sünnet üzere ve bi dat üzere diye ikiye ayrılır

    a-Sünnet Üzere Olan Talak
    Kur'an ve Sünnet'e uygun bir şekilde, kişinin zifafa girmiş bulunduğu karısını temizliği içinde, ona dokunmadan bir talakla boşamasıdır. Bu boşanma şekli Kur an ve Sünnet'te tavsiye edilen boşanma şeklidir

    "Ey Nebi, kadınları boşayacağınız zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti sayın" (65 TALAK, 1)
    İddeti içinde boşamanın nasıl olacağını, Rasulullah(as), Hz.Ömer(r.anh)'in óğlu Hz. Abdullah(r.anh) olayında ortaya koymuştu. İddeti sayılarak boşamanın, bir defada yapılması hem boşayan hem de boşanan için hayırlıdır Çünkü bu arada eşlerin birbirlerine karşı duyguları yumuşar ve bir daha bir araya gelmek için talepte bulunabilirler

    "...Kocaları da bu arada barışmak isterlerse, onları geri almaya daha çok hak sahibidirler..." (2 BAKARA, 228)
    Boşanan kadının kocasına geri dönmesi için, boşamanın Kur'ani ölçüler içinde Sünnet'e uygun olması gerekir. Sünnet'e uygun bir boşanmada izlenecek yol şudur:

    Nisa, 34. ayetinde belirtildiği gibi, kadın evde huzursuzluk çıkarıyorsa; veya Ahzab, 28. ayetinde geçtiği üzere, kadın dünya hayatını ve süsünü istiyorsa böyle durumlarda, öncelikle kadına öğüt verilir. Allah'ın ayetleri ve yaratılış gayesi hatırlatılır. Bu dönem, kadının durumuna göre uzun veya daha kısa bir zaman alabilir. Ancak bunun en az zamanı, iddet müddetlerinde olduğu gibi, üç aydan az olmamalıdır. Çünkü, en az üç aylık bir süre içinde kadın, olayın ciddiyetini kavrar; hissi davrandığını anlayarak mantıksal davranmak ve Kur'ani hareket etmek için kendine çeki-düzen verebilir, hatasını anlayarak tevbe edebilir. Verilen öğüde rağmen, kendisine çeki-düzen vermeyen bir kadın ya da erkek, bu yolla düzelmeyeceğini ortaya koyuyor demektir. Dolayısıyla ikinci yaptırıma baş vurularak kadının ya da erkeğin düzeltilmesi, yuvanın yıkılmaması yolunâ gidilir. Bu ikinci yaptırım, kişinin eşini yatağından uzaklaştırmasıdır. Bunun süresini de dört aydan kısa tutmamak gerekir. Çünkü bir kadın ya da erkek ancak uzun bir süre eşinden ayrı kalırsa ólayın ciddiyetini kavrar. Bu süreyi de, Hz, Ömer(r.anh)'in dönemindeki şu olayla belirliyoruz. Gerçi bu süre ölçü değil, ancak bir benzerlik olması bakımından önemlidir.

    Bir gece vakti, Hz. Ömer(r.anh), etrafı kontrol etmek için dışarı çıktığı zaman, bir kadının şiir söyleyerek yalnız olduğunu ve kocasını özlediğini dile getirdiğini işitir. Bunun üzerine Halife, bu kadının neden böyle söylediğini soruşturduğunda, kadının kocasının, uzun zamandan beri mücahidlerle olduğunu ve geri dönmediğini anlar ve kızı Hafsa'ya, bir kadının kocasından uzak olarak ne kadar sabredebileceğini sorar. Hafsa(r.anha)'nın "dört ay" demesi üzerine Hz. Ömer(r.anh), hiç bir erkeği dört aydan fazla hanımından uzaklaştırmamaya karar verir.

    Dört ay yatağından uzaklaşılan kadın yada erkek, bu süre içinde de düzelmezse, yine aile birliğinin korunması, yuvada huzurun tesisi için, üçüncü yaptırıma geçilir. Bu yaptırım, kadının huzursuzluk çıkardığı zamanlarda dövülmesidir. Aile birliğinin korunmasını esas alan İslam, bu dövmenin nasıl ve ne şekilde yerine getirileceğini belirlemiştir.

    Hz. Peygamber(as)'den rivayet edilen bir hadisi şerifte:
    "Sizin kadınlarınız üzerinde olan haklarınız, hoşlanmadığınız kişileri evlerinize almamalarıdır. Şayet böyle yaparlarsa, hafif olarak, şiddete başvurmadan dövebilirsiniz. Döverken yüzüne ve tehlikeli yerlerine vurmaktan sakınmak gerekir. Çünkü maksat, terbiye etmek olup, telef etmek değildir."

    "Herhangi biriniz köleyi döver gibi karısını döver de aynı gün akşamında onunla belki cinsi münasebette bulunur." (İmam Ahmet)
    Kötü bir şekilde değil de, hafif olarak dövülmesine rağmen kadın düzelmezse, işte bu durumda yapılacak iş, o kadını iddeti içinde boşamaktır. Şayet boşanacak olan erkek ise, bu durumda kadın, kocasına karşı yumuşak davranmayarak, onu cezalandırır.

    Birinci talakı verilen kadın, bu süre içinde düzelirse ve kocası da onu isterse tekrar kocasına dönebilir. Kadın, döndükten belli bir müddet sonra yeniden huzursuzluk çıkarırsa, yine aynı birinci talakta olduğu gibi yaptırımlar uygulanır, düzelmezse ikinci talakı verilir. İkinci talaktan sonra yeniden, kocası isterse yuvasına döner. Üçüncü defa huzursuzluk çıkarır veya dünya hayatı ve süsünü isterse bu kadın, son talakı da verilerek boşanır ve ikinci bir kişiyle evlenmedikten sonra birinci kocasına helal olmaz.

    Talakı verilen Kadın, erkeğin evinden çıkartılmaz. Erkeğin evinin bir bölümünde oturtulur ve nafakası temin edilir. Evden çıkması için kadına baskı yapmak haramdır. Kadının evde kalma suresi, temizlenip talakı verildikten sonra üç aydır, eğer kadın hamile ise, bu süre çocuğu doğuruncaya kadardır. Doğuma kadar kadının geçimi erkeğe aittir.

    "(Boşadığınız) o kadınları, gücünüzün ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıştır(ıp evden çıkmaya zorla)mak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Şayet gebe iseler, yüklerini bırakıncaya kadar onların geçimini sağlayın. Sonra sizin için (çocuğunuzu) emzirirlerse onlara ücretlerini verin ve aranızda güzelce konuşup anlaşın. (Anlaşmakta) güçlük çekerseniz (o zaman) çocuğu, başka bir kadın emzirecektir." (65 TALAK, 6)

    "Anneler, çocuklarını -emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için- tam iki yıl emzirirler. Onların uygun biçimde yiyeceğini ve giyeceğini sağlamak, çocuğun babasına aittir."(2 BAKARA, 233)

    Kocası ölen kadının evde bekleme süresi bir yıldır. Kocası vasiyet bırakarak eşinin bir yıl geçiminin sağlanmasını ister. Ancak kadın kendi isteği ile evi terk ederse, ölen üzerine bir sorumluluk yoktur.
    "İçinizden ölüp geriye eşler bırakanlar, eşlerinin (evlerinden) çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanması vasiyet etsinler. Şayet kendileri çıkarlarsa, kendi haklarında uygun olanı yapmalarında sizin için günah yoktur. Allah daima üstündür, hikmet sahibidir."(2 BAKARA, 240)

    Sünnet üzere olan talak tek tek verilir. Her talak için, eğer erkek birinci talakla geri alırsa, yapılacak işlem aynıdır. Üçüncü talaktan sonra geri dönüş olmayacağından, kadın istediği erkekle evlenir. İkinci eşle olan evlilikten sonra, yine boşanma söz konusu olursa, talakta uygulanacak işlem aynı olacaktır. Bu eş de, talakını verdiği kadının geçimini, iddet müddeti süresince sağlamakla mükelleftir.
    "Boşanmış kadınların uygun olan geçimlerini sağlamak korunanlar üzerine bir borçtur." (2 BAKARA, 241)

    b- Bid'at Üzere Yapılan Talak
    Kur'ani esaslara ve Sünnet'e aykırı şekilde yapılan talak, bid'at üzere yapılan talaktır. Bu talaka, üç talakı birden vermek, hayızlı halde, nifazlı ve cimada bulunulmuş iken temizlik halindeki talak şekilleri girer.
    Bu talak şekilleri, Kurani esaslarla çatıştığından, talakı veren harama girmiş, Allah'ın hükmüne karşı çıkmış olur. Çünkü yüce Rabbimiz:
    "...Kadınlarınızın iddetlerini gözeterek boşayın..."(65/1) buyurmuştur. İbn Aliyye, İbni Teymiyye, İbn Hazm ve İbn Kayyım gibi Kur'ani düstur edinen alimler bu görüştedirler. Nitekim İbn Ömer'in, hanımını hayızlı iken boşamasını Rasulullah(as) kabul etmemiş, geçersiz saymış ve karısına dönmesi emretmiştir. Bu emirle, yapılan talak geçersiz sayılmış ve şartları yerine getirildikten sonra boşayıp boşamamakta serbest bırakılmıştır.
    Bid'i talaka, İslami esaslarla çatıştığından dolâyı, bi'dat adı verilmiştir. Nitekim Rasulullah(as): "Her bid'at dalalettir" buyurarak bu çeşit talakın aynı zamanda dalalet olduğunu ifade etmişlerdir. Yine bir hadisi şerifte Rasulullah(as):
    "Üzerinde bizim emrimiz olmayan her iş reddedilmiştir." buyurarak, bunun geçersiz olduğunu ortaya koymuştur. Müminler için rahmet, şifa ve hidayet olan(10/57) Kur'an'ı Kerimde şöyle buyuruyor:
    "Allah ve Rasulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (33 AHZAB, 36)
    Bu apaçık hükümlere göre, bid'i talak geçersizdir. Geçerli olduğunu iddia etmek Allah ve Rasulü'ne karşı gelmektir ve sapıklıktır:
    Fıkh-us Sünne'de bildirildiği üzere, bid'at üzere yapılan talakın vaki olmayacağını; Abdullulah bin Ma'mer, Said bin Züseyyed ve İbn Abbas'ın arkadaşlarından Tavus ortaya koymuşlardır. Ayrıca Halla b. Amr ve tabünden Ebu Kilabe ile Hambeli imamlarından İbn Akil, Ehl-i Beyt imamları, zahiriler ve İmam-ı Ahmet de bu görüşü tercih etmişlerdir.
    Kısacası bid'at üzere yapılan talak, Allah ve Rasulünün emirlerine muhalefet olduğundan, bu talakı yapan sapıklık içine girmiştir.

    Çünkü yüce Rabb'imiz şöyle buyurmaktadır:

    "Allah'a ve Rasulüne karşı gelenler kendilerinden öncekilerin tepelendikleri gibi tepeleneceklerdir! Biz açık açık ayetler indirdik. Kafirler için küçük düşürücü bir azab vardır." (58 MUCADELE, 5)


  4. 23.Şubat.2011, 16:41
    2
    Silent and lonely rains



    Talak; sünnet üzere ve bi dat üzere diye ikiye ayrılır

    a-Sünnet Üzere Olan Talak
    Kur'an ve Sünnet'e uygun bir şekilde, kişinin zifafa girmiş bulunduğu karısını temizliği içinde, ona dokunmadan bir talakla boşamasıdır. Bu boşanma şekli Kur an ve Sünnet'te tavsiye edilen boşanma şeklidir

    "Ey Nebi, kadınları boşayacağınız zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti sayın" (65 TALAK, 1)
    İddeti içinde boşamanın nasıl olacağını, Rasulullah(as), Hz.Ömer(r.anh)'in óğlu Hz. Abdullah(r.anh) olayında ortaya koymuştu. İddeti sayılarak boşamanın, bir defada yapılması hem boşayan hem de boşanan için hayırlıdır Çünkü bu arada eşlerin birbirlerine karşı duyguları yumuşar ve bir daha bir araya gelmek için talepte bulunabilirler

    "...Kocaları da bu arada barışmak isterlerse, onları geri almaya daha çok hak sahibidirler..." (2 BAKARA, 228)
    Boşanan kadının kocasına geri dönmesi için, boşamanın Kur'ani ölçüler içinde Sünnet'e uygun olması gerekir. Sünnet'e uygun bir boşanmada izlenecek yol şudur:

    Nisa, 34. ayetinde belirtildiği gibi, kadın evde huzursuzluk çıkarıyorsa; veya Ahzab, 28. ayetinde geçtiği üzere, kadın dünya hayatını ve süsünü istiyorsa böyle durumlarda, öncelikle kadına öğüt verilir. Allah'ın ayetleri ve yaratılış gayesi hatırlatılır. Bu dönem, kadının durumuna göre uzun veya daha kısa bir zaman alabilir. Ancak bunun en az zamanı, iddet müddetlerinde olduğu gibi, üç aydan az olmamalıdır. Çünkü, en az üç aylık bir süre içinde kadın, olayın ciddiyetini kavrar; hissi davrandığını anlayarak mantıksal davranmak ve Kur'ani hareket etmek için kendine çeki-düzen verebilir, hatasını anlayarak tevbe edebilir. Verilen öğüde rağmen, kendisine çeki-düzen vermeyen bir kadın ya da erkek, bu yolla düzelmeyeceğini ortaya koyuyor demektir. Dolayısıyla ikinci yaptırıma baş vurularak kadının ya da erkeğin düzeltilmesi, yuvanın yıkılmaması yolunâ gidilir. Bu ikinci yaptırım, kişinin eşini yatağından uzaklaştırmasıdır. Bunun süresini de dört aydan kısa tutmamak gerekir. Çünkü bir kadın ya da erkek ancak uzun bir süre eşinden ayrı kalırsa ólayın ciddiyetini kavrar. Bu süreyi de, Hz, Ömer(r.anh)'in dönemindeki şu olayla belirliyoruz. Gerçi bu süre ölçü değil, ancak bir benzerlik olması bakımından önemlidir.

    Bir gece vakti, Hz. Ömer(r.anh), etrafı kontrol etmek için dışarı çıktığı zaman, bir kadının şiir söyleyerek yalnız olduğunu ve kocasını özlediğini dile getirdiğini işitir. Bunun üzerine Halife, bu kadının neden böyle söylediğini soruşturduğunda, kadının kocasının, uzun zamandan beri mücahidlerle olduğunu ve geri dönmediğini anlar ve kızı Hafsa'ya, bir kadının kocasından uzak olarak ne kadar sabredebileceğini sorar. Hafsa(r.anha)'nın "dört ay" demesi üzerine Hz. Ömer(r.anh), hiç bir erkeği dört aydan fazla hanımından uzaklaştırmamaya karar verir.

    Dört ay yatağından uzaklaşılan kadın yada erkek, bu süre içinde de düzelmezse, yine aile birliğinin korunması, yuvada huzurun tesisi için, üçüncü yaptırıma geçilir. Bu yaptırım, kadının huzursuzluk çıkardığı zamanlarda dövülmesidir. Aile birliğinin korunmasını esas alan İslam, bu dövmenin nasıl ve ne şekilde yerine getirileceğini belirlemiştir.

    Hz. Peygamber(as)'den rivayet edilen bir hadisi şerifte:
    "Sizin kadınlarınız üzerinde olan haklarınız, hoşlanmadığınız kişileri evlerinize almamalarıdır. Şayet böyle yaparlarsa, hafif olarak, şiddete başvurmadan dövebilirsiniz. Döverken yüzüne ve tehlikeli yerlerine vurmaktan sakınmak gerekir. Çünkü maksat, terbiye etmek olup, telef etmek değildir."

    "Herhangi biriniz köleyi döver gibi karısını döver de aynı gün akşamında onunla belki cinsi münasebette bulunur." (İmam Ahmet)
    Kötü bir şekilde değil de, hafif olarak dövülmesine rağmen kadın düzelmezse, işte bu durumda yapılacak iş, o kadını iddeti içinde boşamaktır. Şayet boşanacak olan erkek ise, bu durumda kadın, kocasına karşı yumuşak davranmayarak, onu cezalandırır.

    Birinci talakı verilen kadın, bu süre içinde düzelirse ve kocası da onu isterse tekrar kocasına dönebilir. Kadın, döndükten belli bir müddet sonra yeniden huzursuzluk çıkarırsa, yine aynı birinci talakta olduğu gibi yaptırımlar uygulanır, düzelmezse ikinci talakı verilir. İkinci talaktan sonra yeniden, kocası isterse yuvasına döner. Üçüncü defa huzursuzluk çıkarır veya dünya hayatı ve süsünü isterse bu kadın, son talakı da verilerek boşanır ve ikinci bir kişiyle evlenmedikten sonra birinci kocasına helal olmaz.

    Talakı verilen Kadın, erkeğin evinden çıkartılmaz. Erkeğin evinin bir bölümünde oturtulur ve nafakası temin edilir. Evden çıkması için kadına baskı yapmak haramdır. Kadının evde kalma suresi, temizlenip talakı verildikten sonra üç aydır, eğer kadın hamile ise, bu süre çocuğu doğuruncaya kadardır. Doğuma kadar kadının geçimi erkeğe aittir.

    "(Boşadığınız) o kadınları, gücünüzün ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıştır(ıp evden çıkmaya zorla)mak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Şayet gebe iseler, yüklerini bırakıncaya kadar onların geçimini sağlayın. Sonra sizin için (çocuğunuzu) emzirirlerse onlara ücretlerini verin ve aranızda güzelce konuşup anlaşın. (Anlaşmakta) güçlük çekerseniz (o zaman) çocuğu, başka bir kadın emzirecektir." (65 TALAK, 6)

    "Anneler, çocuklarını -emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse için- tam iki yıl emzirirler. Onların uygun biçimde yiyeceğini ve giyeceğini sağlamak, çocuğun babasına aittir."(2 BAKARA, 233)

    Kocası ölen kadının evde bekleme süresi bir yıldır. Kocası vasiyet bırakarak eşinin bir yıl geçiminin sağlanmasını ister. Ancak kadın kendi isteği ile evi terk ederse, ölen üzerine bir sorumluluk yoktur.
    "İçinizden ölüp geriye eşler bırakanlar, eşlerinin (evlerinden) çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanması vasiyet etsinler. Şayet kendileri çıkarlarsa, kendi haklarında uygun olanı yapmalarında sizin için günah yoktur. Allah daima üstündür, hikmet sahibidir."(2 BAKARA, 240)

    Sünnet üzere olan talak tek tek verilir. Her talak için, eğer erkek birinci talakla geri alırsa, yapılacak işlem aynıdır. Üçüncü talaktan sonra geri dönüş olmayacağından, kadın istediği erkekle evlenir. İkinci eşle olan evlilikten sonra, yine boşanma söz konusu olursa, talakta uygulanacak işlem aynı olacaktır. Bu eş de, talakını verdiği kadının geçimini, iddet müddeti süresince sağlamakla mükelleftir.
    "Boşanmış kadınların uygun olan geçimlerini sağlamak korunanlar üzerine bir borçtur." (2 BAKARA, 241)

    b- Bid'at Üzere Yapılan Talak
    Kur'ani esaslara ve Sünnet'e aykırı şekilde yapılan talak, bid'at üzere yapılan talaktır. Bu talaka, üç talakı birden vermek, hayızlı halde, nifazlı ve cimada bulunulmuş iken temizlik halindeki talak şekilleri girer.
    Bu talak şekilleri, Kurani esaslarla çatıştığından, talakı veren harama girmiş, Allah'ın hükmüne karşı çıkmış olur. Çünkü yüce Rabbimiz:
    "...Kadınlarınızın iddetlerini gözeterek boşayın..."(65/1) buyurmuştur. İbn Aliyye, İbni Teymiyye, İbn Hazm ve İbn Kayyım gibi Kur'ani düstur edinen alimler bu görüştedirler. Nitekim İbn Ömer'in, hanımını hayızlı iken boşamasını Rasulullah(as) kabul etmemiş, geçersiz saymış ve karısına dönmesi emretmiştir. Bu emirle, yapılan talak geçersiz sayılmış ve şartları yerine getirildikten sonra boşayıp boşamamakta serbest bırakılmıştır.
    Bid'i talaka, İslami esaslarla çatıştığından dolâyı, bi'dat adı verilmiştir. Nitekim Rasulullah(as): "Her bid'at dalalettir" buyurarak bu çeşit talakın aynı zamanda dalalet olduğunu ifade etmişlerdir. Yine bir hadisi şerifte Rasulullah(as):
    "Üzerinde bizim emrimiz olmayan her iş reddedilmiştir." buyurarak, bunun geçersiz olduğunu ortaya koymuştur. Müminler için rahmet, şifa ve hidayet olan(10/57) Kur'an'ı Kerimde şöyle buyuruyor:
    "Allah ve Rasulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (33 AHZAB, 36)
    Bu apaçık hükümlere göre, bid'i talak geçersizdir. Geçerli olduğunu iddia etmek Allah ve Rasulü'ne karşı gelmektir ve sapıklıktır:
    Fıkh-us Sünne'de bildirildiği üzere, bid'at üzere yapılan talakın vaki olmayacağını; Abdullulah bin Ma'mer, Said bin Züseyyed ve İbn Abbas'ın arkadaşlarından Tavus ortaya koymuşlardır. Ayrıca Halla b. Amr ve tabünden Ebu Kilabe ile Hambeli imamlarından İbn Akil, Ehl-i Beyt imamları, zahiriler ve İmam-ı Ahmet de bu görüşü tercih etmişlerdir.
    Kısacası bid'at üzere yapılan talak, Allah ve Rasulünün emirlerine muhalefet olduğundan, bu talakı yapan sapıklık içine girmiştir.

    Çünkü yüce Rabb'imiz şöyle buyurmaktadır:

    "Allah'a ve Rasulüne karşı gelenler kendilerinden öncekilerin tepelendikleri gibi tepeleneceklerdir! Biz açık açık ayetler indirdik. Kafirler için küçük düşürücü bir azab vardır." (58 MUCADELE, 5)





+ Yorum Gönder