Konusunu Oylayın.: İslam’da kişisel özgürlükte neden sınırlar var? Neden insana istediği gibi yaşama hakkı verilmiyor?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslam’da kişisel özgürlükte neden sınırlar var? Neden insana istediği gibi yaşama hakkı verilmiyor?
  1. 22.Şubat.2011, 23:07
    1
    Misafir

    İslam’da kişisel özgürlükte neden sınırlar var? Neden insana istediği gibi yaşama hakkı verilmiyor?






    İslam’da kişisel özgürlükte neden sınırlar var? Neden insana istediği gibi yaşama hakkı verilmiyor? Mumsema İslam’da kişisel özgürlükte neden sınırlar var? Neden insana istediği gibi yaşama hakkı verilmiyor?


  2. 23.Şubat.2011, 01:15
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İslam’da kişisel özgürlükte neden sınırlar var? Neden insana istediği gibi yaşama hakkı verilmiyor?




    1. Bugün dünyanın hiçbir ülkesinde insanlar sınırsız özgürlüğe sahip değildir. Çünkü, sınırsız özgürlük hayvanlıktır. Dünyanın bütün anayasalarında ve yasalarında onlarca yasaklar vardır.

    Şunu unutmayalım ki, toplu halde yaşamak zorunda olan insanların, özgürlüğü başkasına zarar vermeyecek sınırlarla çevrilidir. Çünkü başkasının da zarar görmeme özgürlüğü vardır. Eğer siz insanlara -hayalinizde canlandırdığınız- sınırsız özgürlüğü tanırsanız, başkasının özgürlük hakkını daraltmakla kalmaz, aynı zamanda ona zarar vermiş olursunuz. Yasalardaki yasakçı maddelerin amacı bu zararı önlemektir.

    Yüce Yaratıcı kadar insanların halinden anlayan var mı? İnsanı hangi duygular, hangi biyolojik, psikolojik donanımlarla yarattığını, bu donanımların yan etkilerinin neler olduğunu, bunların aşırılığa kaçmaması için hangi tedbirin alınması gerektiğini insanı bizzat yaratandan daha iyi bilen var mı? Allah’ın kanunlarının hepsi, pek çok hikmetle dolu prensiplerdir.
    “... Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır."(Mülk, 67/13-14)
    mealindeki ayetlerinden alacağımız çok dersler vardır.

    Bununla beraber, insanları yaratan Allah, âdil ve özgürce bir imtihanın gerçekleşmesi için hayvanların aksine insanların duygularına bir sınır koymamış, onları alabildiğince özgür yaratmıştır. Ta ki, her insan kendi özgür iradesiyle iyi veya kötü bir hayat tarzını seçebilsin, kendi özgür iradesiyle cenneti veya cehennemi hak etsin... Yaratılışta insana verdiği sonsuz özgürlüğün nasıl kullanılacağını, hangi yolun iyi hangisinin kötü olduğunu belirten peygamberler ve kitaplarla mesajlar göndermiştir. İmtihanda başarılı, dünya ve ahiret hayatında huzurlu yaşamaları için kullarına rehberlik etmesinden daha güzel bir şey olabilir mi?

    2. Her insan bir dini tercih etme özgürlüğüne sahiptir. “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 2/256), “Sizin dinizin size benim dinim bana...” (Kafirun, 10976) mealindeki ayetlerde bu özgürlüğün altı çizilmiştir.

    Ancak dinden dönmek biraz daha farklıdır. İslam dini bu farklılıktan kaynaklanan hususlardan ötürü, kişinin istediği dinde olmasına müsamaha ile baktığı halde, İslam dininden dönenlere yanı özgürlüğü tanımamıştır. Bunun sebebi kişinin din özgürlüğüne bir kısıtlama getirmek değil, toplumu mürtet olmuş kişinin kötülüklerinden korumaya yöneliktir. Dinden dönen kimseler genellikle toplumun huzurunu bozucu, kamu yararını zedeleyici davranışlarda bulunmaları söz konusu olduğu için, bu konuda gereken zecrî tedbirler alınmıştır. Dinden dönen kimseye yönelik düşünülen cezalar, İslam alimleri arasında farklı boyuttadır. Bu farklı içtihatlar da alimlerin toplumun korunmasına yönelik alınması gereken tedbirler, cezaî müeyyideler konusundaki farklı anlayışlarından kaynaklanmaktadır.

    Bu gün içinde bulunduğumuz toplumlarda mevcut anayasayı tanımayanlara “anayasayı ilgaya teşebbüs”ten ölüm cezası bile verildi. Dinden dönen kimse de İslam devletinin anayasasını ilgaya teşebbüs, kanunlarını reddetmiş olur. Bunun elbette bir karşılığı olmalıdır.

    Ayrıca, her insan belli bazı kriterlere bağlı olarak insanca yaşayabilir. Bu kriterler, dinden de başka ahlakî doktrinlerden de kaynaklanabilir. Böyle ahlakî kriterlere sahip olmayanlar kelimenin tam anlamıyla anarşist olur. Çünkü, elinde bir ölçü olmayan kimsenin -yaratılışta özgürlük adına verilmiş- sınırsız temayüllerini sınırlandıracak hiçbir müeyyideden söz edilemez. Başka insanlar bu ahlakî ve de insanî değer ölçülerini bir dinden, bir gelenekten, yahut bir felsefî doktrinden alabilirler. Fakat bir Müslüman bütün değer ölçülerini Hz. Muhammed (asv)’in dininden almıştır. Eğer, bir kişi dinden dönmek suretiyle Hz. Muhammed (asv)’in ortaya koyduğu dinî gelenekten, dinî kültürden, dinî ahlak öğretisinden uzaklaşırsa, artık kendisini ölçüye alacak hiçbir kriter ruhunda yer almaz. Çünkü, İslam dini gibi bütün prensiplerini akla tespit ettiren, bütün ahlakî doktrinlerini gönüllere nakşeden, her an kendisini görmekte olan Allah’a ve hesap gününe imanı insanların iliklerine kadar yerleştiren evrensel bir dinden çıkan kimse, daha hiçbir ölçüye gelmez. Samimî bir insan bile olamaz, her an başkasına zarar verebilen anarşist bir ruh haline sahip olur. Böyle bir anarşiye özgürlük istemek insanlığın canına okumak anlamına gelir.

    Acaba, bu gün hangi uygar ve özgür dünya ülkesinde, insan her türlü melaneti yapma özgürlüğüne sahiptir. Hangi devlet vardır ki, başkasını öldürme özgürlüğüne müsamaha ile baksın, başkasının şeref ve haysiyetini ayaklar altına alma özgürlüğüne izin vesin, başkasının malının çalınmasına müsaade etsin…

    3. İslam’da yardımlaşma esastır. Bugün bütün uygar devletlerde vergi alındığı gibi, İslam ülkesinde de bu vergi alma sistemi vardır. Ancak, prensip olarak Müslümanlardan zekât alınır, gayri müslim vatandaşlardan ise, vergi alınır. Devlet yönetimi ihtiyaç duyduğu zaman zekât veren Müslümanlardan ayrıca vergi de alabilir. Fakat gayri müslimlerden ayrıca zekât almaz. Şimdi böyle bir sistemde “gayri müslimlerden adaletli olmayan bir vergi alınır” denilebilir mi?

    4. Eşcinsellik, bütün insanlık camiasında kural dışı, normal olmayan bir hastalık olarak değerlendirilmektedir. Bir İslam ülkesinde bütün insanların prensip olarak kötü gördüğü böyle insanlık dışı bir eyleme müsamaha ile bakmasını beklemek, elbette doğru bir beklenti değildir. Çünkü İslam dini fıtrat dinidir. Allah, İslam dinini, yarattığı varlıkların var oluş amaçlarına uygun prensiplerle göndermiştir. Bu prensiplerin başında insanların erkek-kadın olarak yaratılması, bu çiftlerden insan neslinin çoğalıp devam etmesini amaçlamıştır. İslam dininin bu prensibe taban tabana zıt olan eşcinsellik gibi bir saplantıyı hoşgörü ile karşılamasını istemek, bu fıtrat dininin kendi evrensel, ontolojik, sosyolojik hikmetlerini bırakıp bazı sapık insanların heva ve heveslerine uymasını beklemek anlamına gelir.

    Ancak şunu belirtmeliyiz ki, bir İslam ülkesinde her türlü günahı işleyen insan -kendini küfre, inkara sokmadığı sürece- yine mümin bir vatandaş olarak kabul edilir. Ve İslam ülkesinde hiçbir zaman insanların gizli günahları araştırılmaz, insanlar fişlenmez ve günahları ortaya çıkmadığı sürece herhangi bir takibe uğramazlar. Tabii ki, suçlu olduğu belirlenmiş olan kimsenin gereken cezaya çarptırılması, toplumu kötülüklerden korumayı, vatandaşların huzurunu temin etmeyi düşünen her ülkenin yaptığı ve yapması gereken rutin işlerdir.

    Özetle, insanları varlıkların en değerlisi olarak yaratan Allah, onun soyunun tertemiz nikah yoluyla devam etmesini istemektedir. Allah’ın en son ve en kapsamlı prensiplere sahip evrensel bir din olan İslam dini, bu onurlu insanlık camiasında neslin karışmaması, lekelenmemesi için, zina suçunu yasaklarken; neslin yolunu tamamen tıkayan, biyoloji, ontoloji kanunlarına zıt, psikolojik saplantı sonu ortaya çıkan bir patolojik vaka olan eşcinselliğe izin vermesi düşünülebilir mi? Her devletin bu konudaki görevi, bu suçu işlemeye teşvik eden nedenleri ortadan kaldırmak ve bu gibi insanları tedavi etmek olmalıdır.

    5. İslam’da kılık-kıyafetin standart bir şekli yoktur. Herkes istediği şekilde giyinebilir. Sadece İslam’ın öngörüsüne göre, -kadın erkek farkı gözetmeksiniz- toplumun ahlakını zedeleyen, ahlaksızlığı teşvik eden, insanların onuruna yakışmayan giyim-kuşama hoşgörüyle bakmaz. Çünkü, bu gibi aykırı davranışlar, sadece kamu ahlakını bozmakla kalmıyor, aynı zamanda kişinin kendi iman ve inancına da aykırı düşüyor.
    İslam ülkesinin yöneticileri, vatandaşlarının sadece dünyada mutlu olmalarını değil, aynı zamanda ahirette mutlu olmalarını sağlamaya yönelik çaba sarf etmekle de yükümlüdür. Bilindiği gibi, giyim-kuşam insanların bedenini örtmek için vardır. Hayvanlar gibi tabii postlarla insanları örtmek mümkün olduğu halde, eşref-i mahlukat olarak yaratılan insanların bedenlerinin ayrı bir giyim-kuşama ihtiyaç duyacak şekilde yaratılması, yeryüzü halifesi olan insanların hilafet nişanesi olarak özel bir üniforma giymesi amaçlanmıştır. Bu sebeple, giyimin adı ne olursa olsun, bu hilafet nişanesi olma özelliğini yitirmemesi gerekir. Bunun içindir ki, insanlar tek başına da olsa, lüzumsuz yere çırılçıplak olmazlar. Vicdanları buna razı değildir.

    6. Daha önce de ifade edildiği üzere, dünyanın hiçbir ülkesinde kişiler her isteğini yapabilme, her kötülüğü işleme lüksüne sahip değildir. Bunlar görünürde ferdî kararlar gibi görünse de, aslında fıtraten / yaratılıştan medenî olan insanların sosyal hayatlarını ilgilendiren toplumsal olaylardır. Bu husus -özellikle- özgürlük maddesinde detaylı bir şekilde geçtiği için kısa kesiyoruz.

    7. Dinimizde, -genel prensip olarak- adam öldürmek ve evli olduğu halde zina etmek suçundan başka ölüm cezası yoktur. İslam’a göre, bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir.
    “Bir tek insanı haksız yere öldürmek, bütün insanları öldürmek gibidir.”(Maide, 5/32)
    mealindeki ayette bu gerçeğe dikkat çekilmiştir. Bir insanı haksız yere öldüren onun hayatını söndürmüş olduğu için, bu büyük suçun cezasını kendi hayatıyla ödeyecektir. Çünkü, öleceğini bilen kimse başkasını kolay kolay öldürmez. Böyle olunca da hem maktul hem de katil olma potansiyelini taşıyan iki kişinin hayatı kurtulmuş olur.
    “Sizin için kısasta hayat vardır.” (Bakara, 2/179)
    mealindeki ayette bu gerçeğe işaret edilmiştir. Bununla beraber, Kur’an’da katili affetmenin daha uygun olacağını tavsiye etmektedir. Şu ayette bu noktanın altı çizilmiştir:
    “Ey iman edenler! Öldürülen kimselerin hakkını almak için size kısas farz kılındı. (…) Ama kim, maktûlün velisi tarafından affedilirse kısas düşer. (…) Bu esneklik Rabbiniz tarafından bir kolaylık ve lütuftur...”(Bakara, 2/178)
    Zina da aslında bir insanın manen öldürülmesi manasına gelir. Çünkü, neslin karıştırılması sonucu olarak bir insanın gerçek kimliği öldürülmüş olur. Yanlış bir akrabalık yüzünden pek çok hukukî hatalar meydana gelir. A’nın oğlu B’nin oğlu sayılır; miras hukukunda asıl babası olan “B” ile değil “A” ile muamelesi söz konusu olur. Bununla beraber, bekarlık hafifletici bir unsur olarak kabul edilmiş ve ölüm cezası bekârlara tatbik edilmemiştir. Yine ilginç bir husus da şudur ki, Kur’an’da zina cezası sadece yüz değnek olarak öngörülmüştür. Recim cezası sadece hadislerde yer almaktadır.


  3. 23.Şubat.2011, 01:15
    2
    Silent and lonely rains



    1. Bugün dünyanın hiçbir ülkesinde insanlar sınırsız özgürlüğe sahip değildir. Çünkü, sınırsız özgürlük hayvanlıktır. Dünyanın bütün anayasalarında ve yasalarında onlarca yasaklar vardır.

    Şunu unutmayalım ki, toplu halde yaşamak zorunda olan insanların, özgürlüğü başkasına zarar vermeyecek sınırlarla çevrilidir. Çünkü başkasının da zarar görmeme özgürlüğü vardır. Eğer siz insanlara -hayalinizde canlandırdığınız- sınırsız özgürlüğü tanırsanız, başkasının özgürlük hakkını daraltmakla kalmaz, aynı zamanda ona zarar vermiş olursunuz. Yasalardaki yasakçı maddelerin amacı bu zararı önlemektir.

    Yüce Yaratıcı kadar insanların halinden anlayan var mı? İnsanı hangi duygular, hangi biyolojik, psikolojik donanımlarla yarattığını, bu donanımların yan etkilerinin neler olduğunu, bunların aşırılığa kaçmaması için hangi tedbirin alınması gerektiğini insanı bizzat yaratandan daha iyi bilen var mı? Allah’ın kanunlarının hepsi, pek çok hikmetle dolu prensiplerdir.
    “... Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır."(Mülk, 67/13-14)
    mealindeki ayetlerinden alacağımız çok dersler vardır.

    Bununla beraber, insanları yaratan Allah, âdil ve özgürce bir imtihanın gerçekleşmesi için hayvanların aksine insanların duygularına bir sınır koymamış, onları alabildiğince özgür yaratmıştır. Ta ki, her insan kendi özgür iradesiyle iyi veya kötü bir hayat tarzını seçebilsin, kendi özgür iradesiyle cenneti veya cehennemi hak etsin... Yaratılışta insana verdiği sonsuz özgürlüğün nasıl kullanılacağını, hangi yolun iyi hangisinin kötü olduğunu belirten peygamberler ve kitaplarla mesajlar göndermiştir. İmtihanda başarılı, dünya ve ahiret hayatında huzurlu yaşamaları için kullarına rehberlik etmesinden daha güzel bir şey olabilir mi?

    2. Her insan bir dini tercih etme özgürlüğüne sahiptir. “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 2/256), “Sizin dinizin size benim dinim bana...” (Kafirun, 10976) mealindeki ayetlerde bu özgürlüğün altı çizilmiştir.

    Ancak dinden dönmek biraz daha farklıdır. İslam dini bu farklılıktan kaynaklanan hususlardan ötürü, kişinin istediği dinde olmasına müsamaha ile baktığı halde, İslam dininden dönenlere yanı özgürlüğü tanımamıştır. Bunun sebebi kişinin din özgürlüğüne bir kısıtlama getirmek değil, toplumu mürtet olmuş kişinin kötülüklerinden korumaya yöneliktir. Dinden dönen kimseler genellikle toplumun huzurunu bozucu, kamu yararını zedeleyici davranışlarda bulunmaları söz konusu olduğu için, bu konuda gereken zecrî tedbirler alınmıştır. Dinden dönen kimseye yönelik düşünülen cezalar, İslam alimleri arasında farklı boyuttadır. Bu farklı içtihatlar da alimlerin toplumun korunmasına yönelik alınması gereken tedbirler, cezaî müeyyideler konusundaki farklı anlayışlarından kaynaklanmaktadır.

    Bu gün içinde bulunduğumuz toplumlarda mevcut anayasayı tanımayanlara “anayasayı ilgaya teşebbüs”ten ölüm cezası bile verildi. Dinden dönen kimse de İslam devletinin anayasasını ilgaya teşebbüs, kanunlarını reddetmiş olur. Bunun elbette bir karşılığı olmalıdır.

    Ayrıca, her insan belli bazı kriterlere bağlı olarak insanca yaşayabilir. Bu kriterler, dinden de başka ahlakî doktrinlerden de kaynaklanabilir. Böyle ahlakî kriterlere sahip olmayanlar kelimenin tam anlamıyla anarşist olur. Çünkü, elinde bir ölçü olmayan kimsenin -yaratılışta özgürlük adına verilmiş- sınırsız temayüllerini sınırlandıracak hiçbir müeyyideden söz edilemez. Başka insanlar bu ahlakî ve de insanî değer ölçülerini bir dinden, bir gelenekten, yahut bir felsefî doktrinden alabilirler. Fakat bir Müslüman bütün değer ölçülerini Hz. Muhammed (asv)’in dininden almıştır. Eğer, bir kişi dinden dönmek suretiyle Hz. Muhammed (asv)’in ortaya koyduğu dinî gelenekten, dinî kültürden, dinî ahlak öğretisinden uzaklaşırsa, artık kendisini ölçüye alacak hiçbir kriter ruhunda yer almaz. Çünkü, İslam dini gibi bütün prensiplerini akla tespit ettiren, bütün ahlakî doktrinlerini gönüllere nakşeden, her an kendisini görmekte olan Allah’a ve hesap gününe imanı insanların iliklerine kadar yerleştiren evrensel bir dinden çıkan kimse, daha hiçbir ölçüye gelmez. Samimî bir insan bile olamaz, her an başkasına zarar verebilen anarşist bir ruh haline sahip olur. Böyle bir anarşiye özgürlük istemek insanlığın canına okumak anlamına gelir.

    Acaba, bu gün hangi uygar ve özgür dünya ülkesinde, insan her türlü melaneti yapma özgürlüğüne sahiptir. Hangi devlet vardır ki, başkasını öldürme özgürlüğüne müsamaha ile baksın, başkasının şeref ve haysiyetini ayaklar altına alma özgürlüğüne izin vesin, başkasının malının çalınmasına müsaade etsin…

    3. İslam’da yardımlaşma esastır. Bugün bütün uygar devletlerde vergi alındığı gibi, İslam ülkesinde de bu vergi alma sistemi vardır. Ancak, prensip olarak Müslümanlardan zekât alınır, gayri müslim vatandaşlardan ise, vergi alınır. Devlet yönetimi ihtiyaç duyduğu zaman zekât veren Müslümanlardan ayrıca vergi de alabilir. Fakat gayri müslimlerden ayrıca zekât almaz. Şimdi böyle bir sistemde “gayri müslimlerden adaletli olmayan bir vergi alınır” denilebilir mi?

    4. Eşcinsellik, bütün insanlık camiasında kural dışı, normal olmayan bir hastalık olarak değerlendirilmektedir. Bir İslam ülkesinde bütün insanların prensip olarak kötü gördüğü böyle insanlık dışı bir eyleme müsamaha ile bakmasını beklemek, elbette doğru bir beklenti değildir. Çünkü İslam dini fıtrat dinidir. Allah, İslam dinini, yarattığı varlıkların var oluş amaçlarına uygun prensiplerle göndermiştir. Bu prensiplerin başında insanların erkek-kadın olarak yaratılması, bu çiftlerden insan neslinin çoğalıp devam etmesini amaçlamıştır. İslam dininin bu prensibe taban tabana zıt olan eşcinsellik gibi bir saplantıyı hoşgörü ile karşılamasını istemek, bu fıtrat dininin kendi evrensel, ontolojik, sosyolojik hikmetlerini bırakıp bazı sapık insanların heva ve heveslerine uymasını beklemek anlamına gelir.

    Ancak şunu belirtmeliyiz ki, bir İslam ülkesinde her türlü günahı işleyen insan -kendini küfre, inkara sokmadığı sürece- yine mümin bir vatandaş olarak kabul edilir. Ve İslam ülkesinde hiçbir zaman insanların gizli günahları araştırılmaz, insanlar fişlenmez ve günahları ortaya çıkmadığı sürece herhangi bir takibe uğramazlar. Tabii ki, suçlu olduğu belirlenmiş olan kimsenin gereken cezaya çarptırılması, toplumu kötülüklerden korumayı, vatandaşların huzurunu temin etmeyi düşünen her ülkenin yaptığı ve yapması gereken rutin işlerdir.

    Özetle, insanları varlıkların en değerlisi olarak yaratan Allah, onun soyunun tertemiz nikah yoluyla devam etmesini istemektedir. Allah’ın en son ve en kapsamlı prensiplere sahip evrensel bir din olan İslam dini, bu onurlu insanlık camiasında neslin karışmaması, lekelenmemesi için, zina suçunu yasaklarken; neslin yolunu tamamen tıkayan, biyoloji, ontoloji kanunlarına zıt, psikolojik saplantı sonu ortaya çıkan bir patolojik vaka olan eşcinselliğe izin vermesi düşünülebilir mi? Her devletin bu konudaki görevi, bu suçu işlemeye teşvik eden nedenleri ortadan kaldırmak ve bu gibi insanları tedavi etmek olmalıdır.

    5. İslam’da kılık-kıyafetin standart bir şekli yoktur. Herkes istediği şekilde giyinebilir. Sadece İslam’ın öngörüsüne göre, -kadın erkek farkı gözetmeksiniz- toplumun ahlakını zedeleyen, ahlaksızlığı teşvik eden, insanların onuruna yakışmayan giyim-kuşama hoşgörüyle bakmaz. Çünkü, bu gibi aykırı davranışlar, sadece kamu ahlakını bozmakla kalmıyor, aynı zamanda kişinin kendi iman ve inancına da aykırı düşüyor.
    İslam ülkesinin yöneticileri, vatandaşlarının sadece dünyada mutlu olmalarını değil, aynı zamanda ahirette mutlu olmalarını sağlamaya yönelik çaba sarf etmekle de yükümlüdür. Bilindiği gibi, giyim-kuşam insanların bedenini örtmek için vardır. Hayvanlar gibi tabii postlarla insanları örtmek mümkün olduğu halde, eşref-i mahlukat olarak yaratılan insanların bedenlerinin ayrı bir giyim-kuşama ihtiyaç duyacak şekilde yaratılması, yeryüzü halifesi olan insanların hilafet nişanesi olarak özel bir üniforma giymesi amaçlanmıştır. Bu sebeple, giyimin adı ne olursa olsun, bu hilafet nişanesi olma özelliğini yitirmemesi gerekir. Bunun içindir ki, insanlar tek başına da olsa, lüzumsuz yere çırılçıplak olmazlar. Vicdanları buna razı değildir.

    6. Daha önce de ifade edildiği üzere, dünyanın hiçbir ülkesinde kişiler her isteğini yapabilme, her kötülüğü işleme lüksüne sahip değildir. Bunlar görünürde ferdî kararlar gibi görünse de, aslında fıtraten / yaratılıştan medenî olan insanların sosyal hayatlarını ilgilendiren toplumsal olaylardır. Bu husus -özellikle- özgürlük maddesinde detaylı bir şekilde geçtiği için kısa kesiyoruz.

    7. Dinimizde, -genel prensip olarak- adam öldürmek ve evli olduğu halde zina etmek suçundan başka ölüm cezası yoktur. İslam’a göre, bir insanı öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir.
    “Bir tek insanı haksız yere öldürmek, bütün insanları öldürmek gibidir.”(Maide, 5/32)
    mealindeki ayette bu gerçeğe dikkat çekilmiştir. Bir insanı haksız yere öldüren onun hayatını söndürmüş olduğu için, bu büyük suçun cezasını kendi hayatıyla ödeyecektir. Çünkü, öleceğini bilen kimse başkasını kolay kolay öldürmez. Böyle olunca da hem maktul hem de katil olma potansiyelini taşıyan iki kişinin hayatı kurtulmuş olur.
    “Sizin için kısasta hayat vardır.” (Bakara, 2/179)
    mealindeki ayette bu gerçeğe işaret edilmiştir. Bununla beraber, Kur’an’da katili affetmenin daha uygun olacağını tavsiye etmektedir. Şu ayette bu noktanın altı çizilmiştir:
    “Ey iman edenler! Öldürülen kimselerin hakkını almak için size kısas farz kılındı. (…) Ama kim, maktûlün velisi tarafından affedilirse kısas düşer. (…) Bu esneklik Rabbiniz tarafından bir kolaylık ve lütuftur...”(Bakara, 2/178)
    Zina da aslında bir insanın manen öldürülmesi manasına gelir. Çünkü, neslin karıştırılması sonucu olarak bir insanın gerçek kimliği öldürülmüş olur. Yanlış bir akrabalık yüzünden pek çok hukukî hatalar meydana gelir. A’nın oğlu B’nin oğlu sayılır; miras hukukunda asıl babası olan “B” ile değil “A” ile muamelesi söz konusu olur. Bununla beraber, bekarlık hafifletici bir unsur olarak kabul edilmiş ve ölüm cezası bekârlara tatbik edilmemiştir. Yine ilginç bir husus da şudur ki, Kur’an’da zina cezası sadece yüz değnek olarak öngörülmüştür. Recim cezası sadece hadislerde yer almaktadır.





+ Yorum Gönder