Konusunu Oylayın.: Kadere rıza göstermek imam gazali

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kadere rıza göstermek imam gazali
  1. 22.Şubat.2011, 19:39
    1
    Misafir

    Kadere rıza göstermek imam gazali






    Kadere rıza göstermek imam gazali Mumsema Kadere rıza göstermek imam gazali dinde kırk prensip kitabından bilgiler paylaşabilir misiniz ?


  2. 22.Şubat.2011, 19:39
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Kadere rıza göstermek imam gazali dinde kırk prensip kitabından bilgiler paylaşabilir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Küfre rıza göstermek küfürdür ne demektir?

    - Kadere Rıza Kısaca Ne Demektir

    - Kadere rıza ile ilgili hadisler

    - Kadere rıza ile kazaya rıza aynı anlama mı gelmektedir?

    - Kadere Rıza

  3. 23.Şubat.2011, 00:45
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,075
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: kadere rıza göstermek imam gazali




    Allah Teâlâ’nın Takdirine Rıza Göstermek
    Bil ki, takdire rıza göstermek de sabır gibi imanın mertebelerindendir. Sabır takdire boyun eğmek, ve ona karşı kötü tepki göstermekten sakınmaktır. Rızâ ise, onu içten­likle kabullenmek ve benimsemektir. Nefse ağır gelen ve acı veren musibetlere rızâ göstermek iki sebepten dolayı­dır. Bunlardan birisi, Allah Teâlâ'nın istediğini nefsin istedi­ğine tercih etmek, birisi de musibetin sevabını geçici bir ra­hatlıktan üstün tutmaktır.
    Rıza bu olduğu için, bazı kimselerin, "Küfür ve günah­lar da Allah Teâlâ'nın takdirleridir. Onun için, bunlara da rıza göstermek, onları da hoş görmek ve onlara karşı emr-i maruf ve nehy-i münker yapmayı terk etmek lâzımdır." de­meleri, bazılarının da, musibetlere karşı duâ etmemek ve meşru sebeplere tevessül etmemek gerektiğini söylemeleri yanlıştır.
    Dini yanlış anlamaktan da sakınmak lâzımdır. Çünkü din diye yanlış anlaşılan şey din değildir. Ancak dini doğ­ru anlamak da o kadar kolay değildir. Eğer dini doğru bir şekilde anlamak kolay olsaydı, Allah Rasûlü (sa), amcazadesi Abdullah İbni Abbas için, "Allah'ım! Onu dinde âlim kıl ve ona dini doğru öğret." (Muttefekun aleyh) diye duâ et­me ihtiyacını duymazdı ve şu duayı yapmazdı:
    "Allah'ım! Bize hakkı hak olarak bildir ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak bildir ve ondan sakınmayı nasip et."
    Biz burada önce rızanın faziletini, ondan sonra da onun hakikatini açıklamaya çalışacağız.
    Doğru olan, önce bir şeyin hakikatini, ondan sonra faziletini açıklamaktır. Çünkü bir şeyin ne olduğunu öğrenmeden onun fazileti­ni öğrenmek bir işe yaramaz. Ancak güçlü bir müellif olan İmam Ga­zali (ra), bu kitabın başından sonuna kadar bunun tersini yapmıştır. İhtimal ki, kavramların hakikatini açıklarken sözün çok uza­ması sebebiyle önce kısaca onların fazilet veya reziletlerini bildirmeyi daha uygun bulmuştur.

    Rızâ'nın Fazileti ve Hakikati
    Rızâ, Allah Teâlâ'nın kuldan razı olması ve kulun O'ndan razı olması diye ikiye ayrılır. Ancak, bu iki rızâ tü­rü birbirinden ayrılmazlar. Çünkü Allah Teâlâ kuldan razı ise, kul da O'ndan razı olur. Bunun aksi de doğrudur. Yani, kul Allah Teâlâ'dan razı ise, Allah Teâlâ da kendisinden râzıdır. Onun için, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:
    "Allah onlardan râzıdır. Onlar da Allah'tan râzıdırlar." (Beyyine) Bir âyette de: "Allah'tan razı olmak en büyük amel, Allah’ın razı olması ise en büyük mükâfattır." (Tevbe, 72) denilmiştir.
    Rızâ’nın fazileti hakkında Allah Rasûlü (sa) da şunları söylemiştir:
    "Allah Teâlâ cennet ehline görünür ve onlara şunu söy­ler: 'Ben size verdiğim sözü yerine getirdim; nimetimi üze­rinizde tamamladım ve sizi ikram yurdu olan cennete yer­leştirdim. Bundan sonra benden ne istersiniz?’ Cennet ehli: 'Rabbimiz! Bizden razı olmanı isteriz.’ derler." (Ebu Ya'lâ, Bezzâr, Taberânî)
    "Ne mutlu o kimseye ki, İslâm’a hidâyet edilmiş, rızkı ki­fayet miktarı verilmiş ve kendisi buna rızâ göstermiştir." (Geçti)
    "Bir kul rızkın azı ile Allah Teâlâ'dan razı olursa, Allah Teâlâ da amelin azı ile ondan razı olur." (Deylemî)
    "Allah Teâlâ bir kulunu sevmek istediği zaman, onu (varlık veya yoklukla) imtihan eder. O bu imtihanı şükret­mek, sabır ve rızâ göstermek suretiyle kazanırsa, onu se­ver." (Geçti)
    "Ümmetimden bir taife, kendilerinden hesap sorulma­dan cennete gönderilirler. Melekler onlara, 'Ameliniz ney­di?’ diye sorunca da şöyle derler: "Biz halvette iken de Rabbimize karşı günah işlemekten sakınırdık ve O'nun bize takdir ettiği rızka rızâ gösterirdik." (İbnu Hibban)
    "Ey fakirler! Fakirliğinizin sevabını almak istiyorsanız, rıza gösterin." (Geçti)
    "Allah Teâlâ’nın sizden razı olmasını istiyorsanız, siz de O'ndan razı olunuz." (Hâkim)
    "Allah Teâlâ buyurdu ki: Kaderi ben takdir ettim; ted­biri ben tayin ettim ve bunları ben istedim. Kim bunlara rı­zâ gösterirse, ben de ondan razı olurum. Kim kızgınlık gösterirse, ben de ona kızarım." (Taberanî)
    "Allah Teâlâ, adaletinin gereği olarak mutluluk ve hu­zuru yakîn ve rızaya, mutsuzluk ve huzursuzluğu da şüp­he ve kızgınlığa yerleştirmiştir." (Taberanî)
    Allah Rasûlü (sa), hicret yolculu­ğunda Kuba'ya geldiğinde orada bir toplulukla karşılaşır ve onlara:
    -"Kimlersiniz?" diye sorar. Topluluk:
    -"Biz mü’minleriz." derler. Allah Rasûlü (sa):
    -"İmanınızın alâmeti nedir?" diye sorar. Topluluk:
    -"Biz belâya sabreder, nimete şükreder, takdire rıza gösteririz." derler. Bunun üzerine Allah Rasûlü (sa) şöyle der:
    -"Öyleyse, siz gerçekten mü’minlersiniz." (Geçti)
    Mâlik İbni Enes (ra) şunu söylemiştir:
    "Ben yirmi yaşıma kadar on sene Allah Rasûlü’nün ev işlerinde kendisine hizmet ettim. Bir gün bile bana, yaptı­ğım bir şeyden dolayı, 'Niye yaptın?’ veya yapmadığım bir şeyden dolayı, 'Niye yapmadın?’ veya olan bir şey için, 'Keşke olmasaydı!’ veya olmayan bir şey için, 'Keşke olsay­dı!’ demedi. Dediği şey: ‘mukadder olsaydı olurdu.’ de­mekten ibaret idi." (Muttefekun aleyh)
    Allah Teâlâ’nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bazen ben bir şey isterim, kul ise başka bir şey ister. Fakat benim istediğim olur. Kul, benim istediğime rızâ gösterirse, ben de onu razı ederim; rıza göstermezse ben onu kendi istedi­ğini gerçekleştirmek için çalıştırıp yorarım, sonra yine ken­di istediğimi yaparım."
    Abdullah İbni Abbas (ra) şöyle demiştir: "Kıyâmet gününde en evvel cennete davet edilenler, her hâl ve durumda Allah Teâlâ'ya hamd edenlerdir."
    Hz. Ömer (ra) şöyle demiştir: "Varlık veya yokluk içinde yaşamak benim için aynı şeydir."
    Ömer İbni Abdulaziz (ra) şöyle demiştir: "Benim sevincim, kaderin tecellilerini seyretmektir."
    Ömer İbni Abdulaziz'e, "Ne istersin?" diye sordukla­rında da şöyle demiştir: "Allah Teâlâ'nın takdir ettiği şeyi isterim."
    Meymun İbni Mehrân şöyle demiştir: "Kadere razı ol­mayanın akılsızlığına devâ ve ilaç bulunmaz."
    Muhammed İbni Vâsih'in ayağında ağrı yapan bir çı­ban çıkmıştı. (İhtimal ki, bu bir kanser çıbanıydı ve ağrısı çok fazlaydı.) Bir adam, "Bu çıbandan dolayı sana acıyo­rum." dedi. Muhammed şu karşılığı verdi: "Bense, onun gözümde çıkmadığına sevinip şükrediyorum."
    Bir abid, rüyasında bir çobanı cennette görür ve ertesi gün yanına gidip amelini öğrenmek ister. Fakat, çobanın fevkalâde bir amelini görmez. Bunun üzerine ona, "Başka bir amelin yok mu?" diye sorar. Çoban, şu cevabı verir: "Yok. Ancak bir huyum vardır. Ben zorlukta olsam rahat­lıkta olmayı, hasta olsam sıhhatte olmayı, güneşte olsam gölgede olmayı temenni etmem." Abid, onu dinledikten sonra şunu söyler: "Bunu sadece bir huy olarak görme; bu amellerin en üstünüdür."
    Ebud Derdâ (ra) şöyle demiştir: "İmanın zirvesi Allah Teâlâ'nın hükmüne sabretmek ve O'nun kade­rine rızâ göstermektir."
    Rabia şöyle demiştir: "Kul nimete sevindiği gibi, musi­bete de sevinirse rıza mertebesine çıkmış olur."
    Fudayl şöyle demiştir: "Allah Teâlâ'nın istenilen şeyi vermesiyle vermemesi aynı ruh hâliyle karşılanırsa rıza mertebesine ulaşılmış olur."


  4. 23.Şubat.2011, 00:45
    2
    Administrator



    Allah Teâlâ’nın Takdirine Rıza Göstermek
    Bil ki, takdire rıza göstermek de sabır gibi imanın mertebelerindendir. Sabır takdire boyun eğmek, ve ona karşı kötü tepki göstermekten sakınmaktır. Rızâ ise, onu içten­likle kabullenmek ve benimsemektir. Nefse ağır gelen ve acı veren musibetlere rızâ göstermek iki sebepten dolayı­dır. Bunlardan birisi, Allah Teâlâ'nın istediğini nefsin istedi­ğine tercih etmek, birisi de musibetin sevabını geçici bir ra­hatlıktan üstün tutmaktır.
    Rıza bu olduğu için, bazı kimselerin, "Küfür ve günah­lar da Allah Teâlâ'nın takdirleridir. Onun için, bunlara da rıza göstermek, onları da hoş görmek ve onlara karşı emr-i maruf ve nehy-i münker yapmayı terk etmek lâzımdır." de­meleri, bazılarının da, musibetlere karşı duâ etmemek ve meşru sebeplere tevessül etmemek gerektiğini söylemeleri yanlıştır.
    Dini yanlış anlamaktan da sakınmak lâzımdır. Çünkü din diye yanlış anlaşılan şey din değildir. Ancak dini doğ­ru anlamak da o kadar kolay değildir. Eğer dini doğru bir şekilde anlamak kolay olsaydı, Allah Rasûlü (sa), amcazadesi Abdullah İbni Abbas için, "Allah'ım! Onu dinde âlim kıl ve ona dini doğru öğret." (Muttefekun aleyh) diye duâ et­me ihtiyacını duymazdı ve şu duayı yapmazdı:
    "Allah'ım! Bize hakkı hak olarak bildir ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak bildir ve ondan sakınmayı nasip et."
    Biz burada önce rızanın faziletini, ondan sonra da onun hakikatini açıklamaya çalışacağız.
    Doğru olan, önce bir şeyin hakikatini, ondan sonra faziletini açıklamaktır. Çünkü bir şeyin ne olduğunu öğrenmeden onun fazileti­ni öğrenmek bir işe yaramaz. Ancak güçlü bir müellif olan İmam Ga­zali (ra), bu kitabın başından sonuna kadar bunun tersini yapmıştır. İhtimal ki, kavramların hakikatini açıklarken sözün çok uza­ması sebebiyle önce kısaca onların fazilet veya reziletlerini bildirmeyi daha uygun bulmuştur.

    Rızâ'nın Fazileti ve Hakikati
    Rızâ, Allah Teâlâ'nın kuldan razı olması ve kulun O'ndan razı olması diye ikiye ayrılır. Ancak, bu iki rızâ tü­rü birbirinden ayrılmazlar. Çünkü Allah Teâlâ kuldan razı ise, kul da O'ndan razı olur. Bunun aksi de doğrudur. Yani, kul Allah Teâlâ'dan razı ise, Allah Teâlâ da kendisinden râzıdır. Onun için, Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur:
    "Allah onlardan râzıdır. Onlar da Allah'tan râzıdırlar." (Beyyine) Bir âyette de: "Allah'tan razı olmak en büyük amel, Allah’ın razı olması ise en büyük mükâfattır." (Tevbe, 72) denilmiştir.
    Rızâ’nın fazileti hakkında Allah Rasûlü (sa) da şunları söylemiştir:
    "Allah Teâlâ cennet ehline görünür ve onlara şunu söy­ler: 'Ben size verdiğim sözü yerine getirdim; nimetimi üze­rinizde tamamladım ve sizi ikram yurdu olan cennete yer­leştirdim. Bundan sonra benden ne istersiniz?’ Cennet ehli: 'Rabbimiz! Bizden razı olmanı isteriz.’ derler." (Ebu Ya'lâ, Bezzâr, Taberânî)
    "Ne mutlu o kimseye ki, İslâm’a hidâyet edilmiş, rızkı ki­fayet miktarı verilmiş ve kendisi buna rızâ göstermiştir." (Geçti)
    "Bir kul rızkın azı ile Allah Teâlâ'dan razı olursa, Allah Teâlâ da amelin azı ile ondan razı olur." (Deylemî)
    "Allah Teâlâ bir kulunu sevmek istediği zaman, onu (varlık veya yoklukla) imtihan eder. O bu imtihanı şükret­mek, sabır ve rızâ göstermek suretiyle kazanırsa, onu se­ver." (Geçti)
    "Ümmetimden bir taife, kendilerinden hesap sorulma­dan cennete gönderilirler. Melekler onlara, 'Ameliniz ney­di?’ diye sorunca da şöyle derler: "Biz halvette iken de Rabbimize karşı günah işlemekten sakınırdık ve O'nun bize takdir ettiği rızka rızâ gösterirdik." (İbnu Hibban)
    "Ey fakirler! Fakirliğinizin sevabını almak istiyorsanız, rıza gösterin." (Geçti)
    "Allah Teâlâ’nın sizden razı olmasını istiyorsanız, siz de O'ndan razı olunuz." (Hâkim)
    "Allah Teâlâ buyurdu ki: Kaderi ben takdir ettim; ted­biri ben tayin ettim ve bunları ben istedim. Kim bunlara rı­zâ gösterirse, ben de ondan razı olurum. Kim kızgınlık gösterirse, ben de ona kızarım." (Taberanî)
    "Allah Teâlâ, adaletinin gereği olarak mutluluk ve hu­zuru yakîn ve rızaya, mutsuzluk ve huzursuzluğu da şüp­he ve kızgınlığa yerleştirmiştir." (Taberanî)
    Allah Rasûlü (sa), hicret yolculu­ğunda Kuba'ya geldiğinde orada bir toplulukla karşılaşır ve onlara:
    -"Kimlersiniz?" diye sorar. Topluluk:
    -"Biz mü’minleriz." derler. Allah Rasûlü (sa):
    -"İmanınızın alâmeti nedir?" diye sorar. Topluluk:
    -"Biz belâya sabreder, nimete şükreder, takdire rıza gösteririz." derler. Bunun üzerine Allah Rasûlü (sa) şöyle der:
    -"Öyleyse, siz gerçekten mü’minlersiniz." (Geçti)
    Mâlik İbni Enes (ra) şunu söylemiştir:
    "Ben yirmi yaşıma kadar on sene Allah Rasûlü’nün ev işlerinde kendisine hizmet ettim. Bir gün bile bana, yaptı­ğım bir şeyden dolayı, 'Niye yaptın?’ veya yapmadığım bir şeyden dolayı, 'Niye yapmadın?’ veya olan bir şey için, 'Keşke olmasaydı!’ veya olmayan bir şey için, 'Keşke olsay­dı!’ demedi. Dediği şey: ‘mukadder olsaydı olurdu.’ de­mekten ibaret idi." (Muttefekun aleyh)
    Allah Teâlâ’nın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bazen ben bir şey isterim, kul ise başka bir şey ister. Fakat benim istediğim olur. Kul, benim istediğime rızâ gösterirse, ben de onu razı ederim; rıza göstermezse ben onu kendi istedi­ğini gerçekleştirmek için çalıştırıp yorarım, sonra yine ken­di istediğimi yaparım."
    Abdullah İbni Abbas (ra) şöyle demiştir: "Kıyâmet gününde en evvel cennete davet edilenler, her hâl ve durumda Allah Teâlâ'ya hamd edenlerdir."
    Hz. Ömer (ra) şöyle demiştir: "Varlık veya yokluk içinde yaşamak benim için aynı şeydir."
    Ömer İbni Abdulaziz (ra) şöyle demiştir: "Benim sevincim, kaderin tecellilerini seyretmektir."
    Ömer İbni Abdulaziz'e, "Ne istersin?" diye sordukla­rında da şöyle demiştir: "Allah Teâlâ'nın takdir ettiği şeyi isterim."
    Meymun İbni Mehrân şöyle demiştir: "Kadere razı ol­mayanın akılsızlığına devâ ve ilaç bulunmaz."
    Muhammed İbni Vâsih'in ayağında ağrı yapan bir çı­ban çıkmıştı. (İhtimal ki, bu bir kanser çıbanıydı ve ağrısı çok fazlaydı.) Bir adam, "Bu çıbandan dolayı sana acıyo­rum." dedi. Muhammed şu karşılığı verdi: "Bense, onun gözümde çıkmadığına sevinip şükrediyorum."
    Bir abid, rüyasında bir çobanı cennette görür ve ertesi gün yanına gidip amelini öğrenmek ister. Fakat, çobanın fevkalâde bir amelini görmez. Bunun üzerine ona, "Başka bir amelin yok mu?" diye sorar. Çoban, şu cevabı verir: "Yok. Ancak bir huyum vardır. Ben zorlukta olsam rahat­lıkta olmayı, hasta olsam sıhhatte olmayı, güneşte olsam gölgede olmayı temenni etmem." Abid, onu dinledikten sonra şunu söyler: "Bunu sadece bir huy olarak görme; bu amellerin en üstünüdür."
    Ebud Derdâ (ra) şöyle demiştir: "İmanın zirvesi Allah Teâlâ'nın hükmüne sabretmek ve O'nun kade­rine rızâ göstermektir."
    Rabia şöyle demiştir: "Kul nimete sevindiği gibi, musi­bete de sevinirse rıza mertebesine çıkmış olur."
    Fudayl şöyle demiştir: "Allah Teâlâ'nın istenilen şeyi vermesiyle vermemesi aynı ruh hâliyle karşılanırsa rıza mertebesine ulaşılmış olur."


  5. 16.Nisan.2011, 09:07
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: kadere rıza göstermek imam gazali

    Alıntı
    "Allah'ım! Bize hakkı hak olarak bildir ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak bildir ve ondan sakınmayı nasip et."
    amin...güzel paylaşım Allah c.c razı olsun sizden..


  6. 16.Nisan.2011, 09:07
    3
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    "Allah'ım! Bize hakkı hak olarak bildir ve ona uymayı nasip et. Bâtılı da bâtıl olarak bildir ve ondan sakınmayı nasip et."
    amin...güzel paylaşım Allah c.c razı olsun sizden..





+ Yorum Gönder