Konusunu Oylayın.: Ehli kitap'tan inkarcıları dost edinmemek

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ehli kitap'tan inkarcıları dost edinmemek
  1. 20.Şubat.2011, 23:52
    1
    Misafir

    Ehli kitap'tan inkarcıları dost edinmemek

  2. 21.Şubat.2011, 03:26
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ehli kitap'tan inkarcıları dost edinmemek




    KUR'ÂN'DA EHL-İ KİTAP

    Kur'ân-ı Kerîm'de Ehl-i Kitap'la ilgili çok âyet vardır. Bu âyetlerle Ehl-i Kitab'ın îmân durumuyla ilgili farklı açıklamalar yer almaktadır. Bazı âyetler, Ehl-i Kitap'dan bir kısmının kâfir olduğunu bildirirken diğer bazı âyetler de Ehl-i Kitab'ın hepsinin bir olmadığını, onlar içerisinde istikâmet sahibi kimselerin olduğunu, bunların Allah'a ve âhirete inandıklarını, iyiliği emredip, kötülükten men'ettiklerini, bunların sâlih kimseler olduklarını bildirir. Şimdi biz bu âyet gruplarından bazıları üzerinde durmak suretiyle Kur'ân'ın Ehl-i Kitap'la ilgili vermek istediği mesajı anlamaya çalışalım.

    Ehl-i Kitab'ın İnanç Durumu

    Daha Önce açıkladığımız gibi Yahudilikte ve Hristiyanlıkta Tanrı, Âhiret, Melek, Kitap, Peygamber vb. inancı vardır. Ancak Yahudilerin ve Hristiyanların inançları, Müslümanlarınki gibi değildir. Kur'ân'a göre bunlar, inançlarına şirk bulaştırmışlardır.

    Ehl-i Kitab'ın Hepsinin Bir Olmaması

    Ehl-i Kitap'la ilgili Kur'ân âyetleri incelendiği zaman bu âyetlerden bir kısmında Ehl-i Kitab'ın bir bütün olarak değerlendirildiğini görürüz.89 Bu tür âyetlerde Ehl-i Kitap'Ia ilgili verilen hükümlerin çoğunlukla olumsuz olması dikkât çekicidir. Şu âyetlerde olduğu gibi: "Eğer Ehl-i Kitap îmân edip (kötülüklerden) sakınsalardı, herhalde (geçmiş) kötülüklerini örter ve onları nimetli Cennetlere sokardık" (Maide, 5/65). Bu âyet, Ehl-i Kitab'ın mü'min sayılmadığına delâlet etmektedir. "Ey Ehl-i Kitap! Biz, birtakım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevirmeden, yahut onları, cumartesi adamları gibi lânetlemeden önce (davranarak), sîze gelenleri doğrulamak üzere indirdiğimize (Kur'ân'a) îmân edin; Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektir" (Nisâ', 4/ 47). Bu âyette Ehl-i Kitap, Kur'ân'a inanmaya çağırılıyor.

    Ehl-i Kitap'tan bahseden bir kısım âyetler ise onları ikiye ayırıyor. Bu tür âyetlerde Ehl-i Kitap'dan bazılarının Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğini ve Kur'ân'ı kabul etmedikleri için kâfir oldukları,90 bazılarının da Hz. Muhammed (sav)'e ve Kur'ân'a inanarak mü'min oldukları bildirilir. "Ehl-i Kitap'tan öyleleri vardır ki, Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene, tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek îmân ederler. Allah'ın âyetlerini az bir pahaya satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır"(Al-i İmrân, 3/199). Bu âyet, Ehl-i Kitap'dan bazılarının beş vasfını zikretmektedir ki şunlardır: 1) Allah'a inanmaları, 2) Allah'ın Hz. Muhammed (sav)'e indirdiği Kur'ân'a inanmaları, 3) Allah'ın Hz. Muhammed (sav)'den önceki peygamberlere indirdiği kitaplara inanmaları, 4) Allah'a karşı huşûlu olmaları, yani Allah'ın emirlerine itaatkâr olmaları, 5) Allah'ın âyetlerini az bir pahaya satmamaları, yani Ehl-i Kitap'dan bazılarının yaptığı gibi Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğinin doğruluğunu gizlememeleri.91 Bundan dolayı Yüce Allah onlara mükâfat vereceğini haber veriyor: "Ondan (Kur'ân'dan) önce kendilerine Kitap verdiklerimiz, ona da îmân ederler"'(Kasas, 28/52) âyeti de önce Ehl-i Kitap'tan iken Hz. Muhammed (sav)'e inanıp Müslüman olanları kasdetmektedir.92 Bundan sonra gelen âyet de bunu teyid etmektedir.93 "İşte sana bu kitabı indirdik. Onun için kendilerine Kitap verdiklerimiz buna îmân ediyorlar. Şunlardan (Araplardan) da ona îmân eden nice kimseler vardır. Bizim âyetlerimizi kâfirlerden başkası bilerek inkâr etmez" (Ankebût, 29/ 47). Yine bu âyette zikredilenler de Ehl-i Kitap'dan, Müslüman olanlardır. 94

    Burada bir nokta üzerinde durmak gerekiyor. Yüce Allah bu tür âyetlerde önce Ehl-i Kitap'dan iken Hz. Muhammed (sav)'e inanıp Müslüman olmuş kimselerden bahsederken "Ehl-i Kitap'dan... şöyleleri var" buyuruyor ki burada "mecâz-ı mürsel" san'atı vardır. Mecâzın bir çeşidi "İ'tibâru mâ kân= önceki durumuna itibar" dır ki burada da aynı şey sözkonusudur.95 Bunlar, Müslüman olmadan önce Ehl-i Kitap'tan oldukları için yüce Allah onlardan bahsederken "Ehl-i Kitap'tan..." ifadesini kullanmıştır.

    Bu açıklamalardan sonra, "Hepsi bir değildir. Ehl-i Kitap içinde istikâmet sahibi bir topluluk vardır ki gece saatlerinde secde ederek Allah'ın âyetlerini okurlar. Onlar, Allah'a ve âhiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten men'ederler; hayırlı işlere koşuşurlar, İşte bunlar, sâlih insanlardandır" (Âl-i İmrân, 3/113-114) âyetinin ifade ettiği manâyı doğru bir şekilde anlayıp değerlendirebiliriz. Bu ve benzeri âyetler, Hz. Muhammed (sav)'in dinine girip Müslüman olan Ehl-i Kitap'dan bahsetmektedir. Ayette geçen, "Ehl-i Kitap içinde istikâmet sâhibi bir topluluk vardır" dan maksat, Yahudi İken Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğine inanan Abdullah b. Selâm ve arkadaşlarıdır ki Yahudi ileri gelenleri bunlar için "kâfir, fâsık oldular" deyince, bu âyet, bunların fazileti hakkında nâzil oldu.96 Diğer bir görüşe göre bu âyet; Necranlılardan kırk, Habeşlilerden otuziki ve Rumlardan üç kişi hakkında nâzil olmuştur ki, bunlar önce Hz. İsa dîni üzere idiler, akşam ve yatsı arasında namaz kılarlardı. Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğini duyunca hemen onu tasdik ettiler.97 İşte bu âyet, Hz. Muhammed (sav)'e inanan mü'minleri övmek için inmiştir; "Öyle ya, mü'min olan, yoldan çıkmış kimse (fâsık) gibi midir? Bunlar elbette bir olmazlar" (Secde, 32/18) âyetiyle işaret edildiği gibi "Gece saatlerinde secde ederek Allah'ın âyetlerini okurlar" kısmına gelince; çok açıktaki önce Ehl-i Kitap'dan iken Hz. Muhammed (sav)'e ve Kur'ân'a inanıp Müslüman olan bu kişiler, beş vakit namaza ilâveten geceleri, çoğu insanın uykuda olduğu zamanlarda secde eder, yani teheccüd namazı kılarlar. Allah'ın âyetlerini, yani Kur'ân'ı okurlardı.98 "Onlar, Allah'a ve âhiret gününe inanırlar" lâfz-ı celîlesi ile sadece Allah'a ve âhirete îmân, kasdedilmez; bütün îmân esaslarına îmân kasdedilir. Zira Allah'a samimî olarak îmân; Allah'ın peygamberlerine, kitaplarına meleklerine vb. îmânı gerektirir. Âhirette îmân da günahlardan uzak durmayı gerektirir." Al-i İmrân sûresi, 75. âyetinde işaret edilen kimseler de bu gruba dahil Kitap Ehlidir: "Ehl-i Kitap'tan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emânet bıraksan, onu sana noksansız iâde eder. Fakat öylesi de vardır ki, ona bir dinar emânet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan onu sana iâde etmez. Çünkü bunlar, 'Ümmîlerin malını almakta bizim İçin vebâl yoktur' derler. Allah'a karşı da bile bile yalan söylerler" (Âl-i İmrân, 3/75). Bu âyette işaret edilen güvenilir kimse hakkında çoğu müfessirler, Yahudi âlimlerinden iken Hz. Peygamber (sav)'e îmân eden Abdullah b. Selâm olduğunu söylemişlerdir ki bu zâta Kureyş'den birisi binikiyüz okka altın emânet bırakmıştı. Bu zat emânet bırakana bu altınları eksiksiz teslim etti. Güvenilir olmayan kişi de Yahudilerden Fenhâs b. Âzûrâ'dır. Buna da bir Kureyşli bir dinar emânet bırakmıştı. Emânetini almaya geldiğinde Fenhâs, bunu inkâr etti, vermedi. Yani emânete riâyet edenler, Yahudilerden Müslüman olanlardır. Emânete hâinlik edenler de Yahudilikte kalanlardır. Çünkü onlara göre, dinlerinden olmayanı öldürmek helâl olduğu gibi, malını almak de helâldir. Bir başka görüşe göre emânete riâyet edenler, Hristiyanlar, hıyânet edenler, Yahudilerdir.101

    Al-i İmrân sûresindeki bir âyette Ehl-i Kitab'ın, inanmalarının kendileri için hayırlı olacağı bildiriliyor: "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men'eder ve Allah'a inanırsınız. Ehl-i Kitap da inansaydı elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde îmân edenler var; (fakat) pek çoğu yoldan çıkmışlardır" (Âl-i İmrân, 3/110). Bu âyet Hz. Muhammed'e inanan Müslümanların hem tek Allah'a inandıkları, hem de iyiliği emredip kötülüğü men'ettiği için en hayırlı ümmet olduklarını bildirdikten sonra "Ehl-i Kitap inansaydı, elbet kendileri için iyi olurdu" buyurarak, onların İslâm dînine inanmadıklarını bildiriyor. Sonra da içlerinden bir kısmının mü'minler olduğunu bildiriyor. Buradaki mü'minlerden maksat, önce Ehl-i Kitap'dan iken Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliği, bilgisi kendisine ulaşınca eski dinini, inanışını bırakıp da Hz. Muhammed'in dînine giren Müslümanlardır.102 Eğer Ehl-i Kitap mü'min sayılacak olsaydı, aynı âyette "Şayet onlar inansalardı, onlar için iyi olurdu" denir de arkasından "Onlardan inananlar da var, ama çoğu inanmaz" denmezdi. Demek ki yüce Allah (cc), "Onlar inansalardı" lafzıyla "Hz. Muhammed (sav)'e inansalardı" demeyi murad etmiştir.103

    Mâide sûresinin "Onlardan aşırılığa kaçmayan (iktisadlı, mu'tedil) bir zümre vardır" (Mâide, 5/66) âyetindeki "muktesid ümmet" hakkında tefsirciler iki görüş nakletmektedirler. Birincisi; bunlardan kasıt, Yahudilerden Abdullah b. Selâm, Hristiyanlardan Necâşî gibi Ehl-i Kitap arasından Rasûlullah (sav)'a îmân edenlerdir. İkincisi; Ehl-i Kitap içinde kendi dinlerinde âdil ve doğru olan, Rasûlullah (sav)'a îmân etmiş olmamakla beraber şiddetli inat ve kalp katılığı bulunmayıp, ılımlı ve tarafsız olan kimselerdir ki, öncekiler de bu gibilerden çıkar.104

    Ehl-i Kitab'ın Kâfir Olduğunu Bildiren Âyetler

    Tevbe sûresinin şu âyetleri Ehl-i Kitab'ın inanç durumunu açıkça ortaya koyuyor: "Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve Hak dîni (kendine) din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın. Yahudiler, 'Uzeyr, Allah'ın oğludur' dediler. Hristiyanlar da, 'Mesih (as), Allah'ın oğludur' dediler. Bu, onların ağızlarıyla geveledikleri sözleridir. (Sözlerini) önceden kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin. Nasıl da (Hak'dan bâtıla) döndürülüyorlar. (Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (Hristiyanlar da) rahiplerini ve Meryem oğlu (İsa'yı) rabler edindiler.

    Halbuki hepsine de tek Tanrı'ya kulluk etmekten başka bir şey emrolunmadı. O'nâan başka hiçbir Tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden münezzehtir. Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez" (Tevbe, 9/29-32).

    Bu âyetlerde, Ehl-i Kitap'dan Allah'a ve âhirete inanmayan, Allah'ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dîni kendine din edinmeyen kimselerle cizye verinceye kadar savaşmakla emrolunması, Kur'ân'ın onların mü'min saymadığının delilidir. Âyet; Yahudilerin, Uzeyr'i; Hristiyanların, İsa'yı "Allah'ın oğlu" kabul ettiklerini; ayrıca Yahudilerin, din adamlarını; Hristiyanların da hem Hz. İsa'yı ve hem de din adamlarını -Allah'ı bırakıp- "Rab" edindiklerini bildirerek Allah'a şirk koştuklarım haber veriyor. Âyetteki: "O, bunların ortak koştukları şeylerden münezzehtir" (Tevbe, 9/31) ifadesi, onların şirkinin takriridir.

    Mâide sûresinin şu âyetleri de, Hz. İsa'yı tanrı kabul edenlerin ve üçlü bir tanrı inancına sahip olanların kâfir olduklarını açık ve net bir şekilde bildiriyor. "And olsun ki, 'Allah, Meryem oğlu Mesih' dir' diyenler, kesinlikle kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesih: "Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Biliniz ki kim Allah'a ortak koşarsa, muhakkak Allah ona Cennet'i haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zâlimler İçin yardımcılar da yoktur' demişti" (Mâide, 5/72). "And olsun, 'Allah, üçün üçüncüsüdür' diyenler de kâfir olmuşlardır. Halbuki bir tek tanrıdan başka hiçbir tanrı yoktur. Eğer diye geldiklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kâfir olanlara acı bir azap vardır" (Mâide, 5/73). "Şüphesiz, 'Allah, Meryem oğlu Mesih'tir' diyenler, and olsun ki kâfir olmuşlardır" (Mâide, 5/17).

    Yüce Allah, Kur'ân'da Hz. İsa'nın, tanrı olmadığını, diğer peygamberler gibi bir peygamber ve insan olduğunu bildirir: "Meryem oğlu Mesih, ancak bir rasûldür. Ondan önce de (birçok) rasûller gelip geçmiştir. Anası da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri nasıl açıklıyoruz, sonra bak, nasıl (hakdan) yüz çeviriyorlar?" (Mâide, 5/75). "Ey Ehl-i Kitap! Dininiz hususunda haddi aşmayın. Allah'a karşı hak olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, yalnız Allah'ın peygamberi ve kelimesidir ki onu Meryem'e bırakmıştır. O, Allah tarafından (gelen) bir ruhtur. Artık Allah'a ve peygamberlerine inanın da (Allah) 'üç' (dur) demeyin. Kendiniz İçin hayırlı olmak üzere (bundan) vazgeçin. Allah, ancak bir tek tanrıdır. O, herhangi bir çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter" (Nisâ, 4/171). Bu âyetteki "İsa, Allah'ın kelimesidir" demek, "Cebrâil'in üflemesiyle Hz. Meryem'in rahmine bırakıp 'ol' emriyle yarattığıdır" demektir. "Allah tarafından bir ruhtur" demek, "Allah, onunla bir çok ölü kalbe hayat vermiştir" demektir. 105

    Kur'ân, Hristiyanlara Allah'ın tek tanrı olduğunu, O'ndan başka tanrı olmadığını, çocuk edinmekten münezzeh olduğunu bildiriyor ve onları "Tanrı üçtür" demekten vazgeçmeye dâvet ediyor. Onları "Dininizde haddi aşmayın" diye uyarıyor. Zira Yahudiler, Hz, İsa'nın -hâşâ- "zînâ çocuğu" olduğunu söyleme cesaretini gösterecek kadar onun durumunu alçaktılar. Buna karşılık Hristiyanlar da "O, tanrıdır ve tanrının oğludur" diye onu tanrılık makamına yükselterek aşın gittiler. Yüce Allah, böylece her iki din mensuplarını aşırılığı bırakıp, hakkı kabule çağırıyor. 106

    Yüce Allah, Hz. İsa'nın insanları tevhide dâvet ettiğini, şirke çağırmadığını şöylece beyan ediyor: "Allah, 'Ey Meryem oğlu Isa! İnsanlara: Allah'ı bırakıp da beni ve anamı iki tanrı edininiz' diyen sen misin?' dediği zaman o (şöyle) dedi: 'Seni tenzih ederim (ya Rabbi), hakkım olmadık bir sözü söylemem bana yakışmaz. Eğer onu söyledimse Sen şüphesiz onu bilirsin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben Senin zâtında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca Sensin. Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin dedim..." (Mâide, 5/116-117). Esasen teslis inancı Hristiyanlığa Hz. İsa'dan çok sonra girmiştir. Bu âyeti te'kid eden bir başka âyette de bütün peygamberlerin, insanları, tek Allah'a kulluğa çağırdıkları bildirilir: "Beşerden hiç kimseye yakışmaz ki Allah kendisine kitabı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği versin de sonra o, insanlara:

    'Allah'ı bırakıp da (gelin) bana kul olun' desin. Fakat o, 'Öğretmekte ve okuyup okutmakta olduğunuz kitap sayesinde rabbâniler (Rabbe hâlis kullar) olunuz'(der). Size, 'Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin' diye de emretmez. Siz Müslüman olduktan sonra o size hiç kâfirliği emreder mi?" (Âl-i İmrân, 3/79-80).


  3. 21.Şubat.2011, 03:26
    2
    Silent and lonely rains



    KUR'ÂN'DA EHL-İ KİTAP

    Kur'ân-ı Kerîm'de Ehl-i Kitap'la ilgili çok âyet vardır. Bu âyetlerle Ehl-i Kitab'ın îmân durumuyla ilgili farklı açıklamalar yer almaktadır. Bazı âyetler, Ehl-i Kitap'dan bir kısmının kâfir olduğunu bildirirken diğer bazı âyetler de Ehl-i Kitab'ın hepsinin bir olmadığını, onlar içerisinde istikâmet sahibi kimselerin olduğunu, bunların Allah'a ve âhirete inandıklarını, iyiliği emredip, kötülükten men'ettiklerini, bunların sâlih kimseler olduklarını bildirir. Şimdi biz bu âyet gruplarından bazıları üzerinde durmak suretiyle Kur'ân'ın Ehl-i Kitap'la ilgili vermek istediği mesajı anlamaya çalışalım.

    Ehl-i Kitab'ın İnanç Durumu

    Daha Önce açıkladığımız gibi Yahudilikte ve Hristiyanlıkta Tanrı, Âhiret, Melek, Kitap, Peygamber vb. inancı vardır. Ancak Yahudilerin ve Hristiyanların inançları, Müslümanlarınki gibi değildir. Kur'ân'a göre bunlar, inançlarına şirk bulaştırmışlardır.

    Ehl-i Kitab'ın Hepsinin Bir Olmaması

    Ehl-i Kitap'la ilgili Kur'ân âyetleri incelendiği zaman bu âyetlerden bir kısmında Ehl-i Kitab'ın bir bütün olarak değerlendirildiğini görürüz.89 Bu tür âyetlerde Ehl-i Kitap'Ia ilgili verilen hükümlerin çoğunlukla olumsuz olması dikkât çekicidir. Şu âyetlerde olduğu gibi: "Eğer Ehl-i Kitap îmân edip (kötülüklerden) sakınsalardı, herhalde (geçmiş) kötülüklerini örter ve onları nimetli Cennetlere sokardık" (Maide, 5/65). Bu âyet, Ehl-i Kitab'ın mü'min sayılmadığına delâlet etmektedir. "Ey Ehl-i Kitap! Biz, birtakım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevirmeden, yahut onları, cumartesi adamları gibi lânetlemeden önce (davranarak), sîze gelenleri doğrulamak üzere indirdiğimize (Kur'ân'a) îmân edin; Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektir" (Nisâ', 4/ 47). Bu âyette Ehl-i Kitap, Kur'ân'a inanmaya çağırılıyor.

    Ehl-i Kitap'tan bahseden bir kısım âyetler ise onları ikiye ayırıyor. Bu tür âyetlerde Ehl-i Kitap'dan bazılarının Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğini ve Kur'ân'ı kabul etmedikleri için kâfir oldukları,90 bazılarının da Hz. Muhammed (sav)'e ve Kur'ân'a inanarak mü'min oldukları bildirilir. "Ehl-i Kitap'tan öyleleri vardır ki, Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene, tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek îmân ederler. Allah'ın âyetlerini az bir pahaya satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır"(Al-i İmrân, 3/199). Bu âyet, Ehl-i Kitap'dan bazılarının beş vasfını zikretmektedir ki şunlardır: 1) Allah'a inanmaları, 2) Allah'ın Hz. Muhammed (sav)'e indirdiği Kur'ân'a inanmaları, 3) Allah'ın Hz. Muhammed (sav)'den önceki peygamberlere indirdiği kitaplara inanmaları, 4) Allah'a karşı huşûlu olmaları, yani Allah'ın emirlerine itaatkâr olmaları, 5) Allah'ın âyetlerini az bir pahaya satmamaları, yani Ehl-i Kitap'dan bazılarının yaptığı gibi Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğinin doğruluğunu gizlememeleri.91 Bundan dolayı Yüce Allah onlara mükâfat vereceğini haber veriyor: "Ondan (Kur'ân'dan) önce kendilerine Kitap verdiklerimiz, ona da îmân ederler"'(Kasas, 28/52) âyeti de önce Ehl-i Kitap'tan iken Hz. Muhammed (sav)'e inanıp Müslüman olanları kasdetmektedir.92 Bundan sonra gelen âyet de bunu teyid etmektedir.93 "İşte sana bu kitabı indirdik. Onun için kendilerine Kitap verdiklerimiz buna îmân ediyorlar. Şunlardan (Araplardan) da ona îmân eden nice kimseler vardır. Bizim âyetlerimizi kâfirlerden başkası bilerek inkâr etmez" (Ankebût, 29/ 47). Yine bu âyette zikredilenler de Ehl-i Kitap'dan, Müslüman olanlardır. 94

    Burada bir nokta üzerinde durmak gerekiyor. Yüce Allah bu tür âyetlerde önce Ehl-i Kitap'dan iken Hz. Muhammed (sav)'e inanıp Müslüman olmuş kimselerden bahsederken "Ehl-i Kitap'dan... şöyleleri var" buyuruyor ki burada "mecâz-ı mürsel" san'atı vardır. Mecâzın bir çeşidi "İ'tibâru mâ kân= önceki durumuna itibar" dır ki burada da aynı şey sözkonusudur.95 Bunlar, Müslüman olmadan önce Ehl-i Kitap'tan oldukları için yüce Allah onlardan bahsederken "Ehl-i Kitap'tan..." ifadesini kullanmıştır.

    Bu açıklamalardan sonra, "Hepsi bir değildir. Ehl-i Kitap içinde istikâmet sahibi bir topluluk vardır ki gece saatlerinde secde ederek Allah'ın âyetlerini okurlar. Onlar, Allah'a ve âhiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten men'ederler; hayırlı işlere koşuşurlar, İşte bunlar, sâlih insanlardandır" (Âl-i İmrân, 3/113-114) âyetinin ifade ettiği manâyı doğru bir şekilde anlayıp değerlendirebiliriz. Bu ve benzeri âyetler, Hz. Muhammed (sav)'in dinine girip Müslüman olan Ehl-i Kitap'dan bahsetmektedir. Ayette geçen, "Ehl-i Kitap içinde istikâmet sâhibi bir topluluk vardır" dan maksat, Yahudi İken Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğine inanan Abdullah b. Selâm ve arkadaşlarıdır ki Yahudi ileri gelenleri bunlar için "kâfir, fâsık oldular" deyince, bu âyet, bunların fazileti hakkında nâzil oldu.96 Diğer bir görüşe göre bu âyet; Necranlılardan kırk, Habeşlilerden otuziki ve Rumlardan üç kişi hakkında nâzil olmuştur ki, bunlar önce Hz. İsa dîni üzere idiler, akşam ve yatsı arasında namaz kılarlardı. Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğini duyunca hemen onu tasdik ettiler.97 İşte bu âyet, Hz. Muhammed (sav)'e inanan mü'minleri övmek için inmiştir; "Öyle ya, mü'min olan, yoldan çıkmış kimse (fâsık) gibi midir? Bunlar elbette bir olmazlar" (Secde, 32/18) âyetiyle işaret edildiği gibi "Gece saatlerinde secde ederek Allah'ın âyetlerini okurlar" kısmına gelince; çok açıktaki önce Ehl-i Kitap'dan iken Hz. Muhammed (sav)'e ve Kur'ân'a inanıp Müslüman olan bu kişiler, beş vakit namaza ilâveten geceleri, çoğu insanın uykuda olduğu zamanlarda secde eder, yani teheccüd namazı kılarlar. Allah'ın âyetlerini, yani Kur'ân'ı okurlardı.98 "Onlar, Allah'a ve âhiret gününe inanırlar" lâfz-ı celîlesi ile sadece Allah'a ve âhirete îmân, kasdedilmez; bütün îmân esaslarına îmân kasdedilir. Zira Allah'a samimî olarak îmân; Allah'ın peygamberlerine, kitaplarına meleklerine vb. îmânı gerektirir. Âhirette îmân da günahlardan uzak durmayı gerektirir." Al-i İmrân sûresi, 75. âyetinde işaret edilen kimseler de bu gruba dahil Kitap Ehlidir: "Ehl-i Kitap'tan öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emânet bıraksan, onu sana noksansız iâde eder. Fakat öylesi de vardır ki, ona bir dinar emânet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan onu sana iâde etmez. Çünkü bunlar, 'Ümmîlerin malını almakta bizim İçin vebâl yoktur' derler. Allah'a karşı da bile bile yalan söylerler" (Âl-i İmrân, 3/75). Bu âyette işaret edilen güvenilir kimse hakkında çoğu müfessirler, Yahudi âlimlerinden iken Hz. Peygamber (sav)'e îmân eden Abdullah b. Selâm olduğunu söylemişlerdir ki bu zâta Kureyş'den birisi binikiyüz okka altın emânet bırakmıştı. Bu zat emânet bırakana bu altınları eksiksiz teslim etti. Güvenilir olmayan kişi de Yahudilerden Fenhâs b. Âzûrâ'dır. Buna da bir Kureyşli bir dinar emânet bırakmıştı. Emânetini almaya geldiğinde Fenhâs, bunu inkâr etti, vermedi. Yani emânete riâyet edenler, Yahudilerden Müslüman olanlardır. Emânete hâinlik edenler de Yahudilikte kalanlardır. Çünkü onlara göre, dinlerinden olmayanı öldürmek helâl olduğu gibi, malını almak de helâldir. Bir başka görüşe göre emânete riâyet edenler, Hristiyanlar, hıyânet edenler, Yahudilerdir.101

    Al-i İmrân sûresindeki bir âyette Ehl-i Kitab'ın, inanmalarının kendileri için hayırlı olacağı bildiriliyor: "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men'eder ve Allah'a inanırsınız. Ehl-i Kitap da inansaydı elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde îmân edenler var; (fakat) pek çoğu yoldan çıkmışlardır" (Âl-i İmrân, 3/110). Bu âyet Hz. Muhammed'e inanan Müslümanların hem tek Allah'a inandıkları, hem de iyiliği emredip kötülüğü men'ettiği için en hayırlı ümmet olduklarını bildirdikten sonra "Ehl-i Kitap inansaydı, elbet kendileri için iyi olurdu" buyurarak, onların İslâm dînine inanmadıklarını bildiriyor. Sonra da içlerinden bir kısmının mü'minler olduğunu bildiriyor. Buradaki mü'minlerden maksat, önce Ehl-i Kitap'dan iken Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliği, bilgisi kendisine ulaşınca eski dinini, inanışını bırakıp da Hz. Muhammed'in dînine giren Müslümanlardır.102 Eğer Ehl-i Kitap mü'min sayılacak olsaydı, aynı âyette "Şayet onlar inansalardı, onlar için iyi olurdu" denir de arkasından "Onlardan inananlar da var, ama çoğu inanmaz" denmezdi. Demek ki yüce Allah (cc), "Onlar inansalardı" lafzıyla "Hz. Muhammed (sav)'e inansalardı" demeyi murad etmiştir.103

    Mâide sûresinin "Onlardan aşırılığa kaçmayan (iktisadlı, mu'tedil) bir zümre vardır" (Mâide, 5/66) âyetindeki "muktesid ümmet" hakkında tefsirciler iki görüş nakletmektedirler. Birincisi; bunlardan kasıt, Yahudilerden Abdullah b. Selâm, Hristiyanlardan Necâşî gibi Ehl-i Kitap arasından Rasûlullah (sav)'a îmân edenlerdir. İkincisi; Ehl-i Kitap içinde kendi dinlerinde âdil ve doğru olan, Rasûlullah (sav)'a îmân etmiş olmamakla beraber şiddetli inat ve kalp katılığı bulunmayıp, ılımlı ve tarafsız olan kimselerdir ki, öncekiler de bu gibilerden çıkar.104

    Ehl-i Kitab'ın Kâfir Olduğunu Bildiren Âyetler

    Tevbe sûresinin şu âyetleri Ehl-i Kitab'ın inanç durumunu açıkça ortaya koyuyor: "Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve Hak dîni (kendine) din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın. Yahudiler, 'Uzeyr, Allah'ın oğludur' dediler. Hristiyanlar da, 'Mesih (as), Allah'ın oğludur' dediler. Bu, onların ağızlarıyla geveledikleri sözleridir. (Sözlerini) önceden kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin. Nasıl da (Hak'dan bâtıla) döndürülüyorlar. (Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (Hristiyanlar da) rahiplerini ve Meryem oğlu (İsa'yı) rabler edindiler.

    Halbuki hepsine de tek Tanrı'ya kulluk etmekten başka bir şey emrolunmadı. O'nâan başka hiçbir Tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden münezzehtir. Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoşlanmasalar da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez" (Tevbe, 9/29-32).

    Bu âyetlerde, Ehl-i Kitap'dan Allah'a ve âhirete inanmayan, Allah'ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram saymayan, hak dîni kendine din edinmeyen kimselerle cizye verinceye kadar savaşmakla emrolunması, Kur'ân'ın onların mü'min saymadığının delilidir. Âyet; Yahudilerin, Uzeyr'i; Hristiyanların, İsa'yı "Allah'ın oğlu" kabul ettiklerini; ayrıca Yahudilerin, din adamlarını; Hristiyanların da hem Hz. İsa'yı ve hem de din adamlarını -Allah'ı bırakıp- "Rab" edindiklerini bildirerek Allah'a şirk koştuklarım haber veriyor. Âyetteki: "O, bunların ortak koştukları şeylerden münezzehtir" (Tevbe, 9/31) ifadesi, onların şirkinin takriridir.

    Mâide sûresinin şu âyetleri de, Hz. İsa'yı tanrı kabul edenlerin ve üçlü bir tanrı inancına sahip olanların kâfir olduklarını açık ve net bir şekilde bildiriyor. "And olsun ki, 'Allah, Meryem oğlu Mesih' dir' diyenler, kesinlikle kâfir olmuşlardır. Halbuki Mesih: "Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a kulluk ediniz. Biliniz ki kim Allah'a ortak koşarsa, muhakkak Allah ona Cennet'i haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zâlimler İçin yardımcılar da yoktur' demişti" (Mâide, 5/72). "And olsun, 'Allah, üçün üçüncüsüdür' diyenler de kâfir olmuşlardır. Halbuki bir tek tanrıdan başka hiçbir tanrı yoktur. Eğer diye geldiklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kâfir olanlara acı bir azap vardır" (Mâide, 5/73). "Şüphesiz, 'Allah, Meryem oğlu Mesih'tir' diyenler, and olsun ki kâfir olmuşlardır" (Mâide, 5/17).

    Yüce Allah, Kur'ân'da Hz. İsa'nın, tanrı olmadığını, diğer peygamberler gibi bir peygamber ve insan olduğunu bildirir: "Meryem oğlu Mesih, ancak bir rasûldür. Ondan önce de (birçok) rasûller gelip geçmiştir. Anası da çok doğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri nasıl açıklıyoruz, sonra bak, nasıl (hakdan) yüz çeviriyorlar?" (Mâide, 5/75). "Ey Ehl-i Kitap! Dininiz hususunda haddi aşmayın. Allah'a karşı hak olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, yalnız Allah'ın peygamberi ve kelimesidir ki onu Meryem'e bırakmıştır. O, Allah tarafından (gelen) bir ruhtur. Artık Allah'a ve peygamberlerine inanın da (Allah) 'üç' (dur) demeyin. Kendiniz İçin hayırlı olmak üzere (bundan) vazgeçin. Allah, ancak bir tek tanrıdır. O, herhangi bir çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeter" (Nisâ, 4/171). Bu âyetteki "İsa, Allah'ın kelimesidir" demek, "Cebrâil'in üflemesiyle Hz. Meryem'in rahmine bırakıp 'ol' emriyle yarattığıdır" demektir. "Allah tarafından bir ruhtur" demek, "Allah, onunla bir çok ölü kalbe hayat vermiştir" demektir. 105

    Kur'ân, Hristiyanlara Allah'ın tek tanrı olduğunu, O'ndan başka tanrı olmadığını, çocuk edinmekten münezzeh olduğunu bildiriyor ve onları "Tanrı üçtür" demekten vazgeçmeye dâvet ediyor. Onları "Dininizde haddi aşmayın" diye uyarıyor. Zira Yahudiler, Hz, İsa'nın -hâşâ- "zînâ çocuğu" olduğunu söyleme cesaretini gösterecek kadar onun durumunu alçaktılar. Buna karşılık Hristiyanlar da "O, tanrıdır ve tanrının oğludur" diye onu tanrılık makamına yükselterek aşın gittiler. Yüce Allah, böylece her iki din mensuplarını aşırılığı bırakıp, hakkı kabule çağırıyor. 106

    Yüce Allah, Hz. İsa'nın insanları tevhide dâvet ettiğini, şirke çağırmadığını şöylece beyan ediyor: "Allah, 'Ey Meryem oğlu Isa! İnsanlara: Allah'ı bırakıp da beni ve anamı iki tanrı edininiz' diyen sen misin?' dediği zaman o (şöyle) dedi: 'Seni tenzih ederim (ya Rabbi), hakkım olmadık bir sözü söylemem bana yakışmaz. Eğer onu söyledimse Sen şüphesiz onu bilirsin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben Senin zâtında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca Sensin. Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin dedim..." (Mâide, 5/116-117). Esasen teslis inancı Hristiyanlığa Hz. İsa'dan çok sonra girmiştir. Bu âyeti te'kid eden bir başka âyette de bütün peygamberlerin, insanları, tek Allah'a kulluğa çağırdıkları bildirilir: "Beşerden hiç kimseye yakışmaz ki Allah kendisine kitabı, hükmü (hikmeti) ve peygamberliği versin de sonra o, insanlara:

    'Allah'ı bırakıp da (gelin) bana kul olun' desin. Fakat o, 'Öğretmekte ve okuyup okutmakta olduğunuz kitap sayesinde rabbâniler (Rabbe hâlis kullar) olunuz'(der). Size, 'Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin' diye de emretmez. Siz Müslüman olduktan sonra o size hiç kâfirliği emreder mi?" (Âl-i İmrân, 3/79-80).


  4. 21.Şubat.2011, 03:28
    3
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Ehli kitap'tan inkarcıları dost edinmemek

    Ehl-i Kitabın Hz. Peygamber (sav)'e Karşı Tutumları

    Kur'ân-ı Kerîm, herkesi olduğu gibi Ehl-i Kitâb'ı da Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğine îmâna çağırmaktadır: "Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî peygambere uyanlar (var ya). işte o peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men'eder. Onlar temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar ve üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri atar.107 O peygambere inanıp ona saygı gösteren, yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr'a (Kur'ân'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır. De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi Allah'ın (gönderdiği) elçiyim. O'ndan başka tanrı yoktur; O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah'a ve O'nun ümmî râsulüne, Allah'a ve O'nun kelimelerine gönülden inanan Rasûlüne îmân edin ve O'na uyun ki, doğru yolu bulaşınız" (A'râf, 7/157-158). Bu âyetlerde Hz. Peygamber (sav)'in isminin, sıfatının ve bazı özelliklerinin Tevrat ve İncil'de bildirildiği; insanlara iyiliği emrettiği, kötülükten men'ettiği; temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kıldığı; daha önceki şeriatlardaki insanlara ağır gelen bazı hükümlerin Muhammed (sav)'in şeriatında hafifletildiği, değiştirildiği, Muhammed (sav)'e, Kur'ân'a uyanların kurtuluşa ereceği, doğru yolun bu olduğu bildiriliyor.

    Kur'ân, Ehl-i Kitab'ın, Hz. Muhammed (sav)'i öz oğullarını bildikleri gibi bildiklerini, ama hasetlerinden dolayı hakkı gizleyip O'nun peygamberliğini inkâr ettiklerini haber veriyor: "Kendilerine kitap verdiklerimiz O'nu (o peygamberi) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir grup bile bile gerçeği gizlerler" (Bakara, 2/146). "Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi O'nu tanırlar (O'nun Allah tarafından gönderildiğini bilirler). Fakat kendilerine yazık ettiler; çünkü onlar inanmazlar" (En'âm, 6/20). Bu âyetler aynı zamanda Hz. Peygamber (sav)'in peygamberliğini kabul etmeyen Ehl-i Kitâb'ın mü'min sayılamayacağını bildirmektedir.

    Beyyine sûresindeki şu âyetler de Ehl-i Kitap'dan bazılarının, kendi kitaplarında (Tevrat ve İncirde) Hz. Muhammed (sav)'in son peygamber olarak gönderileceği bildirildiği için; "Biz, Tevrat ve İncil'de geleceği bildirilen o peygamber gelinceye kadar dînimizden ayrılmayız" dedikleri, ama Yüce Allah Hz. Muhammed (sav)'i peygamber olarak gönderince hasetlerinden dolayı sözlerinden caydıklarını, onun peygamberliğini kabul etmediklerini; bazılarının ise onun peygamberliğini kabul edip Müslüman olduklarını bildiriyor: "Kitap Ehlinden (Yahudi ve Hristiyanlardan) ve müşriklerden (putperestlerden) inkârcılar, kendilerine apaçık hüccet (Peygamber veya Kur'ân) içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu tertemiz sahifeleri okuyan, Allah katından bir peygamber gelene kadar (dinlerinden) vazgeçecek değillerdi. Ama kendilerine Kitap verilenler, açık delil (Peygamber) onlara geldikten sonra ayrılığa düştüler. Halbuki onlar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardı. En doğru din budur. Kitap Ehlinden ve müşriklerden inkârcılar, şüphesiz içinde temelli kalacakları Cehennem ateşindedirler. İşte bunlar, yaratılanların en kötüsüdürler. İmân edip yararlı iş işleyenler ise, yaratıkların en iyisidirler..." (Beyyine, 98/1-7). Demek ki Ehl-i Kitab'ın inkârcılıkları, bilgisizlikten ve delilsizlikten değil, aksine kendilerine apaçık bir delil geldikten ve hak belirginleştikten sonra, sırf arzu ve inatlarındandır.108

    Bakara sûresinin şu âyetleri de, Ehl-i Kitap'dan Yahudilerin, Allah'ın gönderdiği peygamberlerin bildirdikleri işlerine gelmediği, hoşlarına gitmediği için peygamberlere karşı büyüklük tasladıkları onlara kulak asmadıklarını, bazı peygamberleri yalanladıklarını, bazılarını öldürdüklerini, üstelik peygamberlerle, "Kalplerimiz perdelidir" diye alay ettiklerini yani, "Siz ne derseniz deyin, sizin söyledikleriniz bizi hiç ilgilendirmez, siz boşuna yoruluyorsunuz" diye onları alaylı bir şekilde reddettiklerini bildirdiği gibi aynı zamanda kendileri kitaplı ve dinli oldukları için aralarında büyük bir düşmanlık bulunan kâfirlere (Arap müşriklerine) karşı:

    "Ey Allahım! Âhir zamanda gönderilecek peygamber ile bize yardım et ve fetihler nasip eyle" diye dua ettiklerini; müşriklere de, "Bizim dediğimizi doğrulayıcı bir peygamberin çıkma zamanı yaklaştı. Biz onunla beraber olup sizi Âd ve İrem gibi öldüreceğiz" dedikleri halde, yüce Allah, Hz. Muhammed (sav)'i peygamber gönderince, hasedlerinden dolayı onu peygamber tanımadıklarını, Kur'ân'ın Allah kelâmı olmasını inkâr ettiklerini, böylece kâfir olduklarını ve Cehennem azabını hak ettiklerini bildiriyor:109 "And olsun Biz Musâ'ya Kitâb'ı verdik. Arkasından peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya mûcizeler verdik. Ve onu, Ruhu'l-Kudüs (Cebrâil) ile destekledik. Ne zaman gönlünüzün arzulamadığı şeyleri söyleyen bir elçi gelmişse ona karşı kötülük tasladınız. Size gelen peygamberlerden bir kısmını yalanlarken, bir kısmını da öldürüyorsunuz. (Yahudiler Peygamberle alay ederek): 'Kalplerimiz perdelidir' dediler. Aksine, küfür ve İsyanları sebebiyle Allah onlara lanet etti. O yüzden çok azı inanırlar. Daha önce kâfirlere karşı (o gelecek peygamberle) yardım bekliyorlardı. Allah katından, ellerindeki Tevrat'ı doğrulayan bir kitap gelip de Tevrat'tan öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince derhal inkâr ettiler. İşte Allah'ın lâneti böyle inkârcılaradır. Kullarından dilediğine Allah'ın lütuf ve ihsanından (Kur'ân ve peygamberliği) göndermesini kıskandıkları İçin Allah'ın indirdiklerini inkâr edip kendi canlarına karşılık satın aldıkları şey (azap) ve sebeple de önceden gelmiş bir lânet üstüne gazaba uğramaları ne kadar kötü'. Ayrıca kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır. Kendilerine, 'Allah'ın indirdiği Kur'ân'a îmân edin' denilince, 'Biz sadece bize indirilene (Tevrat'a) inanırız' derler. Ondan başkasını inkâr ederler. Halbuki o Kur'ân, kendi ellerinde bulunan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gelmiş hak bir kitaptır. (Yâ Muhammedi) onlara 'Şayet siz gerçekten inanıyor idiyseniz daha önce Allah' ın peygamberlerini neden öldürüyordunuz?' diye sor" (Bakara, 2/87-91).

    Ehl-i Kitap, sadece Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğim inkâr etmekle kalmaz, aynı zamanda mü'minleri de Allah'ın yolundan çevirmeye çalışır. Şu âyet buna işaret etmektedir: "De ki: 'Ey Ehl-i Kitap! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah'ın âyetlerini inkâr edersiniz?' De ki: 'Ey Ehl-i Kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yellenerek mü'minleri Allah yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınıza tamamiyle şâhittir"(Âl-i İmrân, 3/98-99). Yüce Allah, bu âyette, Ehl-i Kitab'ın, Allah'ın âyetlerini yani Hz. Muhammed (sav)'in peygamberlik iddiasını doğrulayan sem'î ve akit delilleri inkâr ederek kâfir olduklarını, kendilerini, Tevrat ve İncil'e inanan mü'minler zannettikleri halde onların Tevrat ve İncil'in de inkârcıları olduklarını bildiriyor.110 Hz. Peygamber'in, O'na inen kitabın ve dinin hak olduğunu bildikleri halde hak din İslâm'a inanan mü'minleri Allah yolundan saptırmaya kalkışanların yaptıklarını Allah'ın görüp bildiğini ve bunun cezasını çekeceklerini haber vererek onları ikaz ediyor.111 Ardından da mü'minleri şöyle uyarıyor: "Ey îmân edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız, îmânınızdan sonra sizi çevirip kâfirler haline getirirler" (Âl-i İmrân, 3/100). "Ey îmân edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğuna yol göstermez." (Mâide, 5/51).


    DİPNOTLAR
    77 Bk. Osman Cilacı a.g.e., s. 88.
    78 Bk. Matta, 28/19.
    79 Bk. Günay Tiimer-Abdurrahman Küçük, a.g.e., s. 252.
    80 Bk. Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, a.g.e., s. 253-256'dan özetleyerek. Teslis akidesi, çeşitli tarihlerde toplanan Hristiyan Konsillerinde başka başka anlaşılmıştır. 1) 325 tarihinde İznik'te toplanan ruhânî meclis Oğul'un Baba ile aynı cevherden olduğunu kabul etmiştir. 2) 431 tarihinde Efes'te toplanan mecliste Oğul'un beşerî-ilâhî iki tabiatını teyid ile Hz. Meryem'e "Tanrı'nın anası=teotokos" ünvanını verilmiştir. 3) 361 tarihinde İstanbul'da toplanan genel ruhanî meclis, İznik Konsili'nin akidesini teyid ederek "Kutsal Ruh"un, Baba ve Oğul ile aynı cevherden olduğunu kabul etmiştir. 4) 451 tarihinde Kadıköy (Kalsidon)'de toplanan rûhânî meclis "Oğul"'un iki tabiatını yeniden kabul etmiştir. 5) 553 tarihinde toplanan II. İstanbul rûhânî meclisi bugünkü mânâda Teslis'i kabul etmiştir. 6) 650 tarihinde toplanan III. İstanbul rûhânî meclisi, Hz. İsa'da İki tabiî irade ile iki hareket tarzı bulunduğunu karara bağlamıştır. (Bk: Osman Cilacı, a.g.e. s. 87).
    81 Bk. İncil, Matta, İstanbul 1972. Kitab-ı Mukaddes Kitabevi, 22/30.
    82 Bk. Osman Cilacı, a.g.e., s. 96.
    83 Bk. Osman Cilacı, a.g.e., s. 98; Ahmet Kahraman, a.g.e., s. 184.
    84 Bk. Matta, 28/18.
    85 Bk. Osman Cilacı, a.g.e., s. 101", Ahmet Kahraman, a.g.e., s. 185.
    86 Bk. Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, a.g.e., s. 273.
    87 Bk. Osman Cilacı, a.g.e., s. 103.
    88 Bk. Günay Türner-Abdurrahman Küçük, a.g.e., s. 252.
    89 Meselâ, bk.: Nisa, 4/47: Mâide, 5/65; En'an. 6/20.
    90 Bk. Bakara, 2/146; En'an, 6/20; Tevbe, 9/29-32; Beyyine, 98/1-7.
    91 Bk. Râzî, a.g.e., III, 186-187.
    92 Bk. Ali Cârim, Mustafa Emin; el-Belğatu'l-Vâdiha, Mısır, 1383/1964, Dârul-Meârif, s. 108-110.
    93 Bk.Kasas, 28/53.
    94 Aynı eser.
    95 Bk, Râzî, a.g.e, III, 46 Kâdî Beydâvî, a.g.e., 1,95; Nesefî, a.g.e., I, 176; "Allah'ın âyetleri" tabiri mücerred zikredildiği zaman bununla Kur'ân âyetlerinin kasdedildiği herkesin bildiği bir husustur.
    96 Bk. Râzî, a.g.e., III, 47.
    97 Bk. Kâdî Beydâvî, a.g.e., 1. 89; Nesefî, a.g.e., I, 164.
    98 Bk. Râzî, Tefsir, II, 715; Kâdî Beydâvî, a.g.e., 1,89; Nesefî, a.g.e., 1,164; Elmalılı, a.g.e.. II,352-353.
    99 Bk. Râzî, a.g.e., III,40; Kâdî Beydâvî, a.g.e., 194; Nesefî, a.g.e., I, 175.
    100 Bk. Nesefî, a.g.e., I, 175.
    101 Bk. Râzî, Tefsir III, 634; Kâdî Beydâvî, Tefsir, I, 157; Nesefî, Tefsir, I,292; Elmalılı. a.g.e., III, 221.
    102 Bk. Kâdî Beydâvî, a.g.e., I, 142; Nesefî Tefsir, I, 265.
    103 Bk. Nesefî, Tefsir, I. 265.
    104 Yani hata ile adam öldürme İcrası ve günah işleyen organların, pislik değen elbisenin kesilmesi gibi ağır teklifleri kaldırır.
    105 Bk. Elmalılı, a.g.e, IX, 30-32.
    106 Bk.Elmalılı,a.g.e.,lX,3:,31.
    107 Bk. Kâdî Beydâvî, a.g.e., I. 93.
    108 Bk.Elmalılı, a.g.e., IX, 30-32.
    109 Bk.Elmalılı,a.g.e.,IX,3O-31.
    110 Bk. Kâdî Beydâvî, a.g.e., 193.
    111 Bk. Nesefî, a.g.e.. I, 172.
    (Yeni Ümit, 31. Sayı)


  5. 21.Şubat.2011, 03:28
    3
    Silent and lonely rains
    Ehl-i Kitabın Hz. Peygamber (sav)'e Karşı Tutumları

    Kur'ân-ı Kerîm, herkesi olduğu gibi Ehl-i Kitâb'ı da Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğine îmâna çağırmaktadır: "Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî peygambere uyanlar (var ya). işte o peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men'eder. Onlar temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar ve üzerlerindeki ağırlıkları, sırtlarındaki zincirleri atar.107 O peygambere inanıp ona saygı gösteren, yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nûr'a (Kur'ân'a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır. De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi Allah'ın (gönderdiği) elçiyim. O'ndan başka tanrı yoktur; O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah'a ve O'nun ümmî râsulüne, Allah'a ve O'nun kelimelerine gönülden inanan Rasûlüne îmân edin ve O'na uyun ki, doğru yolu bulaşınız" (A'râf, 7/157-158). Bu âyetlerde Hz. Peygamber (sav)'in isminin, sıfatının ve bazı özelliklerinin Tevrat ve İncil'de bildirildiği; insanlara iyiliği emrettiği, kötülükten men'ettiği; temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kıldığı; daha önceki şeriatlardaki insanlara ağır gelen bazı hükümlerin Muhammed (sav)'in şeriatında hafifletildiği, değiştirildiği, Muhammed (sav)'e, Kur'ân'a uyanların kurtuluşa ereceği, doğru yolun bu olduğu bildiriliyor.

    Kur'ân, Ehl-i Kitab'ın, Hz. Muhammed (sav)'i öz oğullarını bildikleri gibi bildiklerini, ama hasetlerinden dolayı hakkı gizleyip O'nun peygamberliğini inkâr ettiklerini haber veriyor: "Kendilerine kitap verdiklerimiz O'nu (o peygamberi) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir grup bile bile gerçeği gizlerler" (Bakara, 2/146). "Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi O'nu tanırlar (O'nun Allah tarafından gönderildiğini bilirler). Fakat kendilerine yazık ettiler; çünkü onlar inanmazlar" (En'âm, 6/20). Bu âyetler aynı zamanda Hz. Peygamber (sav)'in peygamberliğini kabul etmeyen Ehl-i Kitâb'ın mü'min sayılamayacağını bildirmektedir.

    Beyyine sûresindeki şu âyetler de Ehl-i Kitap'dan bazılarının, kendi kitaplarında (Tevrat ve İncirde) Hz. Muhammed (sav)'in son peygamber olarak gönderileceği bildirildiği için; "Biz, Tevrat ve İncil'de geleceği bildirilen o peygamber gelinceye kadar dînimizden ayrılmayız" dedikleri, ama Yüce Allah Hz. Muhammed (sav)'i peygamber olarak gönderince hasetlerinden dolayı sözlerinden caydıklarını, onun peygamberliğini kabul etmediklerini; bazılarının ise onun peygamberliğini kabul edip Müslüman olduklarını bildiriyor: "Kitap Ehlinden (Yahudi ve Hristiyanlardan) ve müşriklerden (putperestlerden) inkârcılar, kendilerine apaçık hüccet (Peygamber veya Kur'ân) içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu tertemiz sahifeleri okuyan, Allah katından bir peygamber gelene kadar (dinlerinden) vazgeçecek değillerdi. Ama kendilerine Kitap verilenler, açık delil (Peygamber) onlara geldikten sonra ayrılığa düştüler. Halbuki onlar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah'a has kılarak O'na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardı. En doğru din budur. Kitap Ehlinden ve müşriklerden inkârcılar, şüphesiz içinde temelli kalacakları Cehennem ateşindedirler. İşte bunlar, yaratılanların en kötüsüdürler. İmân edip yararlı iş işleyenler ise, yaratıkların en iyisidirler..." (Beyyine, 98/1-7). Demek ki Ehl-i Kitab'ın inkârcılıkları, bilgisizlikten ve delilsizlikten değil, aksine kendilerine apaçık bir delil geldikten ve hak belirginleştikten sonra, sırf arzu ve inatlarındandır.108

    Bakara sûresinin şu âyetleri de, Ehl-i Kitap'dan Yahudilerin, Allah'ın gönderdiği peygamberlerin bildirdikleri işlerine gelmediği, hoşlarına gitmediği için peygamberlere karşı büyüklük tasladıkları onlara kulak asmadıklarını, bazı peygamberleri yalanladıklarını, bazılarını öldürdüklerini, üstelik peygamberlerle, "Kalplerimiz perdelidir" diye alay ettiklerini yani, "Siz ne derseniz deyin, sizin söyledikleriniz bizi hiç ilgilendirmez, siz boşuna yoruluyorsunuz" diye onları alaylı bir şekilde reddettiklerini bildirdiği gibi aynı zamanda kendileri kitaplı ve dinli oldukları için aralarında büyük bir düşmanlık bulunan kâfirlere (Arap müşriklerine) karşı:

    "Ey Allahım! Âhir zamanda gönderilecek peygamber ile bize yardım et ve fetihler nasip eyle" diye dua ettiklerini; müşriklere de, "Bizim dediğimizi doğrulayıcı bir peygamberin çıkma zamanı yaklaştı. Biz onunla beraber olup sizi Âd ve İrem gibi öldüreceğiz" dedikleri halde, yüce Allah, Hz. Muhammed (sav)'i peygamber gönderince, hasedlerinden dolayı onu peygamber tanımadıklarını, Kur'ân'ın Allah kelâmı olmasını inkâr ettiklerini, böylece kâfir olduklarını ve Cehennem azabını hak ettiklerini bildiriyor:109 "And olsun Biz Musâ'ya Kitâb'ı verdik. Arkasından peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya mûcizeler verdik. Ve onu, Ruhu'l-Kudüs (Cebrâil) ile destekledik. Ne zaman gönlünüzün arzulamadığı şeyleri söyleyen bir elçi gelmişse ona karşı kötülük tasladınız. Size gelen peygamberlerden bir kısmını yalanlarken, bir kısmını da öldürüyorsunuz. (Yahudiler Peygamberle alay ederek): 'Kalplerimiz perdelidir' dediler. Aksine, küfür ve İsyanları sebebiyle Allah onlara lanet etti. O yüzden çok azı inanırlar. Daha önce kâfirlere karşı (o gelecek peygamberle) yardım bekliyorlardı. Allah katından, ellerindeki Tevrat'ı doğrulayan bir kitap gelip de Tevrat'tan öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince derhal inkâr ettiler. İşte Allah'ın lâneti böyle inkârcılaradır. Kullarından dilediğine Allah'ın lütuf ve ihsanından (Kur'ân ve peygamberliği) göndermesini kıskandıkları İçin Allah'ın indirdiklerini inkâr edip kendi canlarına karşılık satın aldıkları şey (azap) ve sebeple de önceden gelmiş bir lânet üstüne gazaba uğramaları ne kadar kötü'. Ayrıca kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır. Kendilerine, 'Allah'ın indirdiği Kur'ân'a îmân edin' denilince, 'Biz sadece bize indirilene (Tevrat'a) inanırız' derler. Ondan başkasını inkâr ederler. Halbuki o Kur'ân, kendi ellerinde bulunan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gelmiş hak bir kitaptır. (Yâ Muhammedi) onlara 'Şayet siz gerçekten inanıyor idiyseniz daha önce Allah' ın peygamberlerini neden öldürüyordunuz?' diye sor" (Bakara, 2/87-91).

    Ehl-i Kitap, sadece Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğim inkâr etmekle kalmaz, aynı zamanda mü'minleri de Allah'ın yolundan çevirmeye çalışır. Şu âyet buna işaret etmektedir: "De ki: 'Ey Ehl-i Kitap! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah'ın âyetlerini inkâr edersiniz?' De ki: 'Ey Ehl-i Kitap! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yellenerek mü'minleri Allah yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah, yaptıklarınıza tamamiyle şâhittir"(Âl-i İmrân, 3/98-99). Yüce Allah, bu âyette, Ehl-i Kitab'ın, Allah'ın âyetlerini yani Hz. Muhammed (sav)'in peygamberlik iddiasını doğrulayan sem'î ve akit delilleri inkâr ederek kâfir olduklarını, kendilerini, Tevrat ve İncil'e inanan mü'minler zannettikleri halde onların Tevrat ve İncil'in de inkârcıları olduklarını bildiriyor.110 Hz. Peygamber'in, O'na inen kitabın ve dinin hak olduğunu bildikleri halde hak din İslâm'a inanan mü'minleri Allah yolundan saptırmaya kalkışanların yaptıklarını Allah'ın görüp bildiğini ve bunun cezasını çekeceklerini haber vererek onları ikaz ediyor.111 Ardından da mü'minleri şöyle uyarıyor: "Ey îmân edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız, îmânınızdan sonra sizi çevirip kâfirler haline getirirler" (Âl-i İmrân, 3/100). "Ey îmân edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğuna yol göstermez." (Mâide, 5/51).


    DİPNOTLAR
    77 Bk. Osman Cilacı a.g.e., s. 88.
    78 Bk. Matta, 28/19.
    79 Bk. Günay Tiimer-Abdurrahman Küçük, a.g.e., s. 252.
    80 Bk. Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, a.g.e., s. 253-256'dan özetleyerek. Teslis akidesi, çeşitli tarihlerde toplanan Hristiyan Konsillerinde başka başka anlaşılmıştır. 1) 325 tarihinde İznik'te toplanan ruhânî meclis Oğul'un Baba ile aynı cevherden olduğunu kabul etmiştir. 2) 431 tarihinde Efes'te toplanan mecliste Oğul'un beşerî-ilâhî iki tabiatını teyid ile Hz. Meryem'e "Tanrı'nın anası=teotokos" ünvanını verilmiştir. 3) 361 tarihinde İstanbul'da toplanan genel ruhanî meclis, İznik Konsili'nin akidesini teyid ederek "Kutsal Ruh"un, Baba ve Oğul ile aynı cevherden olduğunu kabul etmiştir. 4) 451 tarihinde Kadıköy (Kalsidon)'de toplanan rûhânî meclis "Oğul"'un iki tabiatını yeniden kabul etmiştir. 5) 553 tarihinde toplanan II. İstanbul rûhânî meclisi bugünkü mânâda Teslis'i kabul etmiştir. 6) 650 tarihinde toplanan III. İstanbul rûhânî meclisi, Hz. İsa'da İki tabiî irade ile iki hareket tarzı bulunduğunu karara bağlamıştır. (Bk: Osman Cilacı, a.g.e. s. 87).
    81 Bk. İncil, Matta, İstanbul 1972. Kitab-ı Mukaddes Kitabevi, 22/30.
    82 Bk. Osman Cilacı, a.g.e., s. 96.
    83 Bk. Osman Cilacı, a.g.e., s. 98; Ahmet Kahraman, a.g.e., s. 184.
    84 Bk. Matta, 28/18.
    85 Bk. Osman Cilacı, a.g.e., s. 101", Ahmet Kahraman, a.g.e., s. 185.
    86 Bk. Günay Tümer-Abdurrahman Küçük, a.g.e., s. 273.
    87 Bk. Osman Cilacı, a.g.e., s. 103.
    88 Bk. Günay Türner-Abdurrahman Küçük, a.g.e., s. 252.
    89 Meselâ, bk.: Nisa, 4/47: Mâide, 5/65; En'an. 6/20.
    90 Bk. Bakara, 2/146; En'an, 6/20; Tevbe, 9/29-32; Beyyine, 98/1-7.
    91 Bk. Râzî, a.g.e., III, 186-187.
    92 Bk. Ali Cârim, Mustafa Emin; el-Belğatu'l-Vâdiha, Mısır, 1383/1964, Dârul-Meârif, s. 108-110.
    93 Bk.Kasas, 28/53.
    94 Aynı eser.
    95 Bk, Râzî, a.g.e, III, 46 Kâdî Beydâvî, a.g.e., 1,95; Nesefî, a.g.e., I, 176; "Allah'ın âyetleri" tabiri mücerred zikredildiği zaman bununla Kur'ân âyetlerinin kasdedildiği herkesin bildiği bir husustur.
    96 Bk. Râzî, a.g.e., III, 47.
    97 Bk. Kâdî Beydâvî, a.g.e., 1. 89; Nesefî, a.g.e., I, 164.
    98 Bk. Râzî, Tefsir, II, 715; Kâdî Beydâvî, a.g.e., 1,89; Nesefî, a.g.e., 1,164; Elmalılı, a.g.e.. II,352-353.
    99 Bk. Râzî, a.g.e., III,40; Kâdî Beydâvî, a.g.e., 194; Nesefî, a.g.e., I, 175.
    100 Bk. Nesefî, a.g.e., I, 175.
    101 Bk. Râzî, Tefsir III, 634; Kâdî Beydâvî, Tefsir, I, 157; Nesefî, Tefsir, I,292; Elmalılı. a.g.e., III, 221.
    102 Bk. Kâdî Beydâvî, a.g.e., I, 142; Nesefî Tefsir, I, 265.
    103 Bk. Nesefî, Tefsir, I. 265.
    104 Yani hata ile adam öldürme İcrası ve günah işleyen organların, pislik değen elbisenin kesilmesi gibi ağır teklifleri kaldırır.
    105 Bk. Elmalılı, a.g.e, IX, 30-32.
    106 Bk.Elmalılı,a.g.e.,lX,3:,31.
    107 Bk. Kâdî Beydâvî, a.g.e., I. 93.
    108 Bk.Elmalılı, a.g.e., IX, 30-32.
    109 Bk.Elmalılı,a.g.e.,IX,3O-31.
    110 Bk. Kâdî Beydâvî, a.g.e., 193.
    111 Bk. Nesefî, a.g.e.. I, 172.
    (Yeni Ümit, 31. Sayı)


  6. 21.Şubat.2011, 04:52
    4
    OGOG
    AZA

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Mayıs.2009
    Üye No: 48550
    Mesaj Sayısı: 311
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4
    Yaş: 52

    Cevap: Ehli kitap'tan inkarcıları dost edinmemek

    DOST EDİNMEK NEDİR











  7. 21.Şubat.2011, 04:52
    4
    AZA
    DOST EDİNMEK NEDİR











  8. 07.Ağustos.2013, 01:24
    5
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,512
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Ehli kitap'tan inkarcıları dost edinmemek

    Ehli Kitap'tan inkarcıları dost edinmemek KONUSU ıLE ıLGıLı AYETLER

    Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
    Kitap Ehlinden çoğu, kendilerine gerçek (hak) apaçık belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi inkâra döndürmek arzusunu duydular. Fakat, Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın ve (onlara ne sözle, ne de eylemle) ilişmeyin. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. ([...] / 109)
    Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının. ([..] / 57)


  9. 07.Ağustos.2013, 01:24
    5
    Üye
    Ehli Kitap'tan inkarcıları dost edinmemek KONUSU ıLE ıLGıLı AYETLER

    Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
    Kitap Ehlinden çoğu, kendilerine gerçek (hak) apaçık belli olduktan sonra, nefislerini (kuşatan) kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi inkâra döndürmek arzusunu duydular. Fakat, Allah'ın emri gelinceye kadar onları bırakın ve (onlara ne sözle, ne de eylemle) ilişmeyin. Hiç şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. ([...] / 109)
    Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının. ([..] / 57)





+ Yorum Gönder