Konusunu Oylayın.: Peygamber efenidimizin kuran da geçen kıssaları

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 17 kişi
Peygamber efenidimizin kuran da geçen kıssaları
  1. 19.Şubat.2011, 23:53
    1
    Misafir

    Peygamber efenidimizin kuran da geçen kıssaları

  2. 21.Şubat.2011, 13:36
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Peygamber efenidimizin kuran da geçen kıssaları




    1. 11 (93). DUHÂ [KUŞLUK VAKTİ] SÛRESİ


      DUHÂ SÛRESİ’NE GİRİŞ

      Duhâ sûresi on bir âyet olup Mekke’de inmiştir. İniş sırasına göre 11. sûredir.

      Peygamberimizin ve vahyin Allah’ın teminatı altında olduğu bu sûre ile açıklanmıştır.

      Ayrıca Fecr sûresinde değinilen “ikram, yetim, nankörlük” gibi kavramlar, bu sûrede peygamberimizin hayatından örnekler verilerek pekiştirilmiş ve detaylandırılmıştır.

      SÛRENİN İNİŞ SEBEPLERİ: Fecr sûresinin inişinden sonra uzun bir “ فترة- fetret” döneminin yaşandığı ve daha sonra Duhâ sûresinin inişiyle bu dönemin sona erdiği iddia edilmiştir. Başka bir ifadeyle, Allah’ın Fecr sûresinden sonra uzun bir süre peygamberine vahyi kestiği iddia edilmektedir.

      Fetretin sebepleri hakkındaki rivâyetlerden bazılarını Alak sûresinin tahlilinde anlatmış, Kur’ân’dan ve tarihî bilgilerden yararlanarak bu rivâyetlerin uydurma olduklarını ortaya koymuştuk. Konu tekrar gündeme geldiği için bu kez de İbn-i Kesir’den iki rivâyet ele alınarak bunlar incelenecektir:

      “İbn-i Cerir Taberi’nin rivâyetine gelince, o der ki:

      Bize ibn-i Ebû Şevarib ….. Abdullah İbn Şeddad’dan nakletti ki;
      Ayşe Allah’ın Elçisi’ne; ‘Ne oluyor, Rabbim sana darıldı mı?’ demiş. Bunun üzerine ve Duhâ sûresi nazil olmuş.

      Taberi’nin Ebû Kurayb’den rivâyetine göre ise Hadice ‘Durumundan anladığıma göre Rabbinin sana darıldığını sanıyorum’ demiş. Bunun üzerine bu sûre nazil olmuş.”

      İlk rivâyet incelendiğinde görülür ki, Peygamberimize bu ilk vahiyler geldiği tarihlerde Ayşe henüz bir çocuktu ve peygamberimiz ile bir yakınlığı bulunmamaktaydı. Bu tarihi durum, bu rivâyetin çeşitli gerekçelerle uydurulmuş birçok yalandan biri olduğunu göstermektedir.

      İkinci rivâyete gelince: Hadice’nin peygamberimizle bu şekilde konuşabilmesi için Allah’ın bildirdiği bir vahiy iniş takviminin bulunması ve Hadice’nin de bunu biliyor olması gerekir. Oysa Kur’ân’ın inişinin belli bir takvime bağlanmadığı herkesin malûmudur.

      Özetle, vahyin inişi sırasında bir fetret döneminin yaşandığına dair ileri sürülen iddialar tamamen dayanaksızdır. Furkân sûresinin 32,33. âyetlerinde Kur’ân’ın toptan değil, parça parça, azar azar, yeri geldiği zaman indirileceği açıkça bildirilmektedir. Dolayısıyla iki vahiy arasındaki boşluk dönemini fetret olarak değerlendirmek Kur’ân’a ters düşmektedir.

      RAHMÂN VE RAHÎM ALLAH ADIYLA.

      Âyetlerin meali:
      1–3 - Şu kuşluk vaktine ve karanlığı büsbütün bastırdığı zamanki geceye Andolsun ki, Rabbin seni terk etmeyecek ve sana darılmayacak.
      4–5 - Sonrası senin için öncesinden elbette daha hayırlı olacak. Ve Rabbin sana verecek, sen de hoşnut olacaksın.
      6 - O seni yetim olarak bulup barınağa kavuşturmadı mı?
      7 - Seni sapıtmış olarak bulup da hidâyet etmedi mi?
      8 - Seni aile geçindirme zorluğu içinde bulup da zengin etmedi mi?
      9 - O hâlde yetimi kahretme!
      10 - İsteyeni azarlama.
      11 - Ve Rabbinin nimetini söz ve fiillerinle ortaya koy!

      Âyetlerin Tahlili
      1 – 3. Âyetler: Şu kuşluk vaktine

      Kuşluk vakti, günün ilk aydınlık saatleridir. Burada, artık karanlık dönemlerin bittiğine, fecrden/şafaktan sonra aydınlığın başladığına dikkat çekilmektedir. Artık ruhî bunalımlar bitmiş, işler yoluna girmiş, insanlar müminleşmeye başlamışlardır. İleride daha iyi günler de gelecektir.

      Ve karanlığı büsbütün bastırdığı zamanki geceye Andolsun ki,

      Burada, küfür, şirk ve ruhi bunalımları simgeleyen karanlığın tam bastırdığı ortamlara dikkat çekilmektedir. Bir tarafta zifîri karanlık bütün ağırlığıyla kendini gösterirken diğer tarafta da kuşluk vaktinin yaşanması kanıttır ki,

      Rabbin seni terk etmeyecek ve sana darılmayacak.

      Alak sûresinin tahlilinde de belirttiğimiz gibi, âyetin lâfzî/sözel anlamı “Rabbin sana darılmadı ve seni bırakmadı da” şeklindedir. Ne var ki, bu ifade tarzı Kur’ân’da bir olayın, bir durumun ileride gerçekleşeceğinin kesin olduğunu vurgulamak için kullanılmaktadır. Leheb sûresinin ilk âyetinde olduğu gibi, Kur’ân’da yüzlerce örneği bulunan bu ifade tekniği dikkate alındığında, âyet “Rabbin sana darılmayacak ve seni bırakmayacak da” anlamına gelir. Bu âyetle peygamberimize yalnız bırakılmayacağı ve vahiylerin devam edeceği yönünde güvence verilmiştir.

      4 – 5. Âyetler: Sonrası senin için öncesinden elbette daha hayırlı olacak. Ve Rabbin sana verecek sen de hoşnut olacaksın.

      Yani; “Bundan sonraki hayatın, geçmiş hayatından daha iyi olacak. Rabbin sana çok şeyler verecek, sen de çok memnun olacaksın.”

      Nitekim peygamberimizin elçilik görevi aldıktan sonraki hayatı, görevi almadan önceki hayatına göre her açıdan kat kat üstünlüklerle dolu geçmiştir.

      Bu iki âyet peygamberimize âhirette şefaat yetkisi verilmek sûretiyle kendisinin memnun edileceği ve dolayısıyla onun âhiret hayatının dünya hayatından daha iyi olacağı şeklinde yorumlanmıştır. Peygamberi öveyim derken Müslümanları gevşekliğe ve asılsız beklentilere sürükleyen bu tür yorumların ciddi hiçbir dayanağı yoktur. Her şeyden önce bu yorum, şefaatin sadece Allah’a ait olduğunu bildiren onlarca âyete ters düşmektedir. Şefaat konusu, ileride Necm sûresinde detaylı olarak incelenecektir.

      6. Âyet: O seni yetim olarak bulup barınağa kavuşturmadı mı?

      Bu ve bundan sonraki iki âyette peygamberimizin geçmişi hatırlatılmaktadır. Gerçekten de peygamberimiz yetim olarak dünyaya gelmiş, önce dedesi Abdülmuttalib’in, onun ölümünden sonra da amcası Ebû Tâlib’in himayesi altında yaşamıştır.

      7. Âyet: Seni sapıtmış olarak bulup da hidâyet etmedi mi?

      Âyette geçen “dâllen” sözcüğü peygamberimiz için kullanıldığından, birçok meal ve tefsirde yumuşatılmış anlamlarla yer almış, buna bağlı olarak da peygamberimizin gece evine giderken yolunu kaybettiği veya buna benzer anlamlar verildiği tam 22 adet zorlama yorum ortaya çıkmıştır.

      Oysa “dalâlet” sözcüğünün âyette zıt anlamlı “هداي - hidâyet” sözcüğü ile birlikte kullanıldığı gözden kaçırılmamalıdır. Bu nedenledir ki, “dalâlet” sözcüğünün anlamının yumuşatılması âyetin ruhuna aykırı olur. Çünkü Fâtiha ve Leyl sûrelerinde de değinildiği gibi, “hidâyet” sözcüğü “Allah yolunu göstermek” demektir. Evin yolunu ya da köyün yolunu göstermek anlamına gelmez ve bu anlamda kullanılamaz. Dolayısıyla âyetteki “dalâlet” sözcüğü tam olarak “hidâyet dışında olmak, Allah yolunun dışında olmak” anlamına gelir.

      “Dâllen” sözcüğünün gerçek anlamını peygamberimize yakıştıramayanlar bu sözcüğü zoraki yorumlarla asıl anlamının dışında kullanmışlardır. Sözcüğün asıl anlamının ne olduğu, Necm sûresinin 2. âyetinde geçen “arkadaşınız sapmadı ve azmadı” ifadesinden de anlaşılmaktadır. Peygamberimizin vahiy aldığı dönemdeki halinin belirtildiği bu âyette onun hidâyet üzere bulunduğu, Allah yolunun dışına çıkmadığı belirtilmektedir.

      Konumuz olan Duhâ sûresi 7. âyette ise peygamberimizin de herkes gibi bir insan olduğuna, onun da kusur işleyebileceğine işaret vardır. Konuyla ilgili olarak aşağıdaki âyetler de tetkik edilmelidir:

      Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun… Şûra 52
      Bundan önce sen gafillerden idin… Yusuf 3
      Eğer sen şirk koşarsan amelin boşa gider… Zümer 65
      Kendi günahın için istiğfar et… Muhammed 19
      Eğer saparsam, kendi aleyhime saparım… Sebe 50
      Balığın arkadaşı (Yunus) gibi olma … Kalem 48

      Özetle bu âyette, Mekke’de Mekkeliler gibi yaşamakta olan Muhammed (as)’e Allah’ın hidâyeti ile İslâm’ın yolunun gösterildiği ve bu dünyada nimetlerin en büyüğü ile nimetlendirildiği anlatılmaktadır.

      8. Âyet: Seni aile geçindirme zorluğu içinde bulup da zengin etmedi mi?

      Bu âyeti de iki farklı şekilde yorumlamak mümkündür.

      Sözcüklerin gerçek anlamlarına göre:
      1. Yetim doğan Muhammed (as)’in, kendi dedesinin ve amcasının himayesinde, sıkıntı çekmeden ama bir aile geçindirmeye de gücü olmadan “عائل Âil [ihtiyaç sahibi]” olarak yaşamını sürdürdüğü bir sırada Hadice ile evlenerek zengin bir aile reisi konumuna yükselmesi;

      2. Ya da; peygamberimizin elçilik görevini aldıktan sonra Ebû Bekir, Osman ve diğer zenginlerin mal varlıklarını emrine vermeleri sonucunda zenginleşmesi.

      Sözcüklerin mecaz anlamlarına göre ise;
      Mekkeli Muhammed (as)’in vahiy sayesinde bilgilenmesi ve kanıt sahibi olması,

      Ya da; kendi halinde biri iken bir lider haline gelmesi kast edilmiş olabilir.

      9. Âyet: O halde yetimi kahretme!

      Yani; “Yetimi heder etme, yetimi ezme!”

      “قهر - kahr”, bir şeyi normal konumundan daha kötü bir duruma sokmaktır. Bir insanı olması gereken konumdan daha aşağı bir duruma getirmek, o insanı kahretmektir. Kahr, “ikram”ın, yani üstün kılmanın, saygın hâle getirmenin zıddıdır. Örnek olarak Araplar etin tencerede börtmesine, pörsümesine قهر - kahr” derler.

      Yetimin üstün kılınması gerektiği, bir önceki sûre olan Fecr de bildirilmişti. Bu sûrede ise konu zıt anlamı ile vurgulanarak pekiştirilmiştir. Yetimlik Kur’ân’ın önemle üzerinde durduğu bir konudur. Öyle ki, yetimi koruyup gözetmek dinimizin ana ilkelerinden biridir. Konu sadece bu iki sûrede işlenmekle kalmamış, Bakara sûresinin 220. âyetinde ve Nisa sûresinin ilk on âyetindeki şu hükümlerle detaylandırılmıştır:

      Yetimler, akraba grubu içine alınarak üvey evlât konumuna getirilmelidir.
      Bir arada yaşanılan yetimlere kardeş muamelesi yapılmalıdır.
      Yetimlerin malları kendilerine verilmelidir.
      Yetimlerin malları korunmalı ve idaresinde haksızlık yapılmamalıdır.
      Yetimler işe yarar hâle getirilmelidir, iş güç sahibi yapılmalıdır.
      Miras paylaşımında yetimler için de pay ayrılmalıdır.
      Bazı meallerde yer alan “yetime kahretme” şeklindeki çeviri, âyetin gerçek mesajını yansıtmamaktadır. Çünkü Türkçede “yetime kahretme” ile “yetimi kahretme” ifadeleri aynı anlama gelmez. Çevirilerin çoğunda kullanılmış olan “yetime kahretme” ifadesi, “yetime darılma, yetime gücenme” gibi bir anlam içermektedir. Oysa âyet, yetimin kahrolmasının, mahvolmasının önüne geçilmesi gerektiğini anlatmaktadır. Dolayısıyla buradaki çevirinin “yetimi kahretme” şeklinde olması gerekmektedir. Bu da bize âyetin şu mesajını iletmektedir: Yetimler aç-açık, evsiz-barksız, eğitimsiz-öğretimsiz, işsiz-güçsüz bırakılarak heder edilmemeli, gereken yapılarak analı-babalı gibi büyütülmeleri sağlanmalı, onlara en iyi eğitim ve öğretim verilmeli, saygın ve değerli kişiler olarak topluma kazandırılmalıdır.

      Kur’ân’ın yetimler için verdiği emirler hem bireysel hem de toplumsal boyutlar taşıyan emirlerdir. Onlar için yapılması emredilen işlerin bireylerce yapılabilir olanları bireyler tarafından; toplumca yapılabilir olanları ise toplum adına kamu otoritesini kullananlar tarafından yerine getirilmelidir. Bir iman toplumu, üstlenilmesi gereken maddi ve manevi yükler konusunda en az bireyleri kadar sorumludur. Nitekim Fecr sûresinin 17–20. âyetlerinde yetimin kerimleştirilmesi ve yoksulun yiyeceği üzerine teşvikleşilmesi görevleri doğrudan topluma verilmiştir.

      10. Âyet: İsteyeni azarlama.

      “سائل - sâil” sözcüğü “isteyen” demektir, ancak “soran” anlamına da gelmektedir. Çünkü soru sormak, bilgi istemek demektir. Âyette tümlece yer verilmeyerek isteyenin ne istediği belirtilmemiştir. Bu durum, “isteyen” sözcüğünün anlam alanını genişletmektedir. Dolayısıyla “isteyen” sözcüğü için “yiyecek-içecek gibi maddi ihtiyaçları isteyen”, ya da “din ve imanla ilgili manevi ihtiyaçlarını giderecek bilgi isteyen, soru soran” gibi anlamların geliştirilmesi mümkündür.

      11. Âyet: Ve Rabbinin nimetini söz ve fiillerinle ortaya koy!

      Sûrede açıklanan konular dikkate alındığında “Rabbinin nimeti” ifadesinden peygamberimize verilen her türlü nimet anlaşılmaktaysa da, ona verilen asıl nimet “İslâm Dini”dir. Zira başta Maide sûresinin 3. âyeti olmak üzere Kur’ân’da bahsedilen “nimet” İslâm dinidir. Peygamberimizden istenen de, bu nimeti [İslâm Dinini] hem yaşaması hem de anlatmasıdır.

      Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır

    2. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
    3. El-KEVSER


    4. Kevser, çok nimet demektir; ayrıca cennette bir havuzun da adıdır. Âdiyât sûresinden sonra Mekke'de inen bu sûre 3 (üç) âyettir. Erkek çocukları yaşamadığı için Peygamberimize müşrikler, nesli kesik manasına "ebter" dediler. Sûrede buna cevap verilmiştir.
    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.

    1. (Resûlum!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik.
    2. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes.
    3. Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir.

    İNŞİRAH SURESİ

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.

    1. Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?

    2. Yükünü senden alıp atmadık mı?
    3. O senin belini büken yükü .
    4. Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?
    5. Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır.
    6. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.
    7. Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul,
    8. Yalnız Rabbine yönel.
    "İnşirâh" açılmak, genişlemek, sevinmek manalarına gelir. Duhâ sûresinden sonra Mekke'de inmiştir. 8 (sekiz) âyettir. Bu sûrede Peygamberimizin, çocukluğunda risalete hazırlamak üzere kalbinnin açılıp arıtılmasından söz edilmektedir. Ayrıca, onun getirdiği dindeki kolaylıklara dikkat çekilerek Allah'a şükretmeye teşvik edilmektedir.


    Suyûtî, Sûrenin, müşriklerin mü'minleri fakirlikleri sebebiyle ayıplamaları üzerine nazil olduğunu söyler.[1] ki Sûrenin tamamı Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur ve bunda icma vardır. Nüzul sırası itiba*riyle Duhâ Sûresinden sonra nazil olmuştur.[2]

    6- Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık var!

    Bu ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

    1- İbni Cerir, Hasan-ı Basri'den rivayet etti:

    Şu, "muhakkak güçlükle beraber kolaylık var." ayeti in*diğinde Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu:

    "Müjde! Size kolaylık geldi. Bir zorluk iki kolaylığı mağlup edemez."[3]

    2- İbn Ebî Hatim'in Ebu Zür'a kanalıyla Enes ibn Mâlik'ten rivayetine göre bir gün Hz. Peygamber (sa) oturuyormuş. Karşısında da bir taş varmış.

    "Zorluk gelip şu taşın içine girse kolaylık gelir ve onun içine girerek zorluğu oradan çı*karırdı." buyurmuş ve işte bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeleri in*dirmiş.[4]

    3- İbn Merdûye'nin Câbir ibn Abdullah'tan rivayetine göre bu iki âyet-i kerime Medine-i Münevvere'de nazil olmuştur.



  3. 21.Şubat.2011, 13:36
    2
    Silent and lonely rains



    1. 11 (93). DUHÂ [KUŞLUK VAKTİ] SÛRESİ


      DUHÂ SÛRESİ’NE GİRİŞ

      Duhâ sûresi on bir âyet olup Mekke’de inmiştir. İniş sırasına göre 11. sûredir.

      Peygamberimizin ve vahyin Allah’ın teminatı altında olduğu bu sûre ile açıklanmıştır.

      Ayrıca Fecr sûresinde değinilen “ikram, yetim, nankörlük” gibi kavramlar, bu sûrede peygamberimizin hayatından örnekler verilerek pekiştirilmiş ve detaylandırılmıştır.

      SÛRENİN İNİŞ SEBEPLERİ: Fecr sûresinin inişinden sonra uzun bir “ فترة- fetret” döneminin yaşandığı ve daha sonra Duhâ sûresinin inişiyle bu dönemin sona erdiği iddia edilmiştir. Başka bir ifadeyle, Allah’ın Fecr sûresinden sonra uzun bir süre peygamberine vahyi kestiği iddia edilmektedir.

      Fetretin sebepleri hakkındaki rivâyetlerden bazılarını Alak sûresinin tahlilinde anlatmış, Kur’ân’dan ve tarihî bilgilerden yararlanarak bu rivâyetlerin uydurma olduklarını ortaya koymuştuk. Konu tekrar gündeme geldiği için bu kez de İbn-i Kesir’den iki rivâyet ele alınarak bunlar incelenecektir:

      “İbn-i Cerir Taberi’nin rivâyetine gelince, o der ki:

      Bize ibn-i Ebû Şevarib ….. Abdullah İbn Şeddad’dan nakletti ki;
      Ayşe Allah’ın Elçisi’ne; ‘Ne oluyor, Rabbim sana darıldı mı?’ demiş. Bunun üzerine ve Duhâ sûresi nazil olmuş.

      Taberi’nin Ebû Kurayb’den rivâyetine göre ise Hadice ‘Durumundan anladığıma göre Rabbinin sana darıldığını sanıyorum’ demiş. Bunun üzerine bu sûre nazil olmuş.”

      İlk rivâyet incelendiğinde görülür ki, Peygamberimize bu ilk vahiyler geldiği tarihlerde Ayşe henüz bir çocuktu ve peygamberimiz ile bir yakınlığı bulunmamaktaydı. Bu tarihi durum, bu rivâyetin çeşitli gerekçelerle uydurulmuş birçok yalandan biri olduğunu göstermektedir.

      İkinci rivâyete gelince: Hadice’nin peygamberimizle bu şekilde konuşabilmesi için Allah’ın bildirdiği bir vahiy iniş takviminin bulunması ve Hadice’nin de bunu biliyor olması gerekir. Oysa Kur’ân’ın inişinin belli bir takvime bağlanmadığı herkesin malûmudur.

      Özetle, vahyin inişi sırasında bir fetret döneminin yaşandığına dair ileri sürülen iddialar tamamen dayanaksızdır. Furkân sûresinin 32,33. âyetlerinde Kur’ân’ın toptan değil, parça parça, azar azar, yeri geldiği zaman indirileceği açıkça bildirilmektedir. Dolayısıyla iki vahiy arasındaki boşluk dönemini fetret olarak değerlendirmek Kur’ân’a ters düşmektedir.

      RAHMÂN VE RAHÎM ALLAH ADIYLA.

      Âyetlerin meali:
      1–3 - Şu kuşluk vaktine ve karanlığı büsbütün bastırdığı zamanki geceye Andolsun ki, Rabbin seni terk etmeyecek ve sana darılmayacak.
      4–5 - Sonrası senin için öncesinden elbette daha hayırlı olacak. Ve Rabbin sana verecek, sen de hoşnut olacaksın.
      6 - O seni yetim olarak bulup barınağa kavuşturmadı mı?
      7 - Seni sapıtmış olarak bulup da hidâyet etmedi mi?
      8 - Seni aile geçindirme zorluğu içinde bulup da zengin etmedi mi?
      9 - O hâlde yetimi kahretme!
      10 - İsteyeni azarlama.
      11 - Ve Rabbinin nimetini söz ve fiillerinle ortaya koy!

      Âyetlerin Tahlili
      1 – 3. Âyetler: Şu kuşluk vaktine

      Kuşluk vakti, günün ilk aydınlık saatleridir. Burada, artık karanlık dönemlerin bittiğine, fecrden/şafaktan sonra aydınlığın başladığına dikkat çekilmektedir. Artık ruhî bunalımlar bitmiş, işler yoluna girmiş, insanlar müminleşmeye başlamışlardır. İleride daha iyi günler de gelecektir.

      Ve karanlığı büsbütün bastırdığı zamanki geceye Andolsun ki,

      Burada, küfür, şirk ve ruhi bunalımları simgeleyen karanlığın tam bastırdığı ortamlara dikkat çekilmektedir. Bir tarafta zifîri karanlık bütün ağırlığıyla kendini gösterirken diğer tarafta da kuşluk vaktinin yaşanması kanıttır ki,

      Rabbin seni terk etmeyecek ve sana darılmayacak.

      Alak sûresinin tahlilinde de belirttiğimiz gibi, âyetin lâfzî/sözel anlamı “Rabbin sana darılmadı ve seni bırakmadı da” şeklindedir. Ne var ki, bu ifade tarzı Kur’ân’da bir olayın, bir durumun ileride gerçekleşeceğinin kesin olduğunu vurgulamak için kullanılmaktadır. Leheb sûresinin ilk âyetinde olduğu gibi, Kur’ân’da yüzlerce örneği bulunan bu ifade tekniği dikkate alındığında, âyet “Rabbin sana darılmayacak ve seni bırakmayacak da” anlamına gelir. Bu âyetle peygamberimize yalnız bırakılmayacağı ve vahiylerin devam edeceği yönünde güvence verilmiştir.

      4 – 5. Âyetler: Sonrası senin için öncesinden elbette daha hayırlı olacak. Ve Rabbin sana verecek sen de hoşnut olacaksın.

      Yani; “Bundan sonraki hayatın, geçmiş hayatından daha iyi olacak. Rabbin sana çok şeyler verecek, sen de çok memnun olacaksın.”

      Nitekim peygamberimizin elçilik görevi aldıktan sonraki hayatı, görevi almadan önceki hayatına göre her açıdan kat kat üstünlüklerle dolu geçmiştir.

      Bu iki âyet peygamberimize âhirette şefaat yetkisi verilmek sûretiyle kendisinin memnun edileceği ve dolayısıyla onun âhiret hayatının dünya hayatından daha iyi olacağı şeklinde yorumlanmıştır. Peygamberi öveyim derken Müslümanları gevşekliğe ve asılsız beklentilere sürükleyen bu tür yorumların ciddi hiçbir dayanağı yoktur. Her şeyden önce bu yorum, şefaatin sadece Allah’a ait olduğunu bildiren onlarca âyete ters düşmektedir. Şefaat konusu, ileride Necm sûresinde detaylı olarak incelenecektir.

      6. Âyet: O seni yetim olarak bulup barınağa kavuşturmadı mı?

      Bu ve bundan sonraki iki âyette peygamberimizin geçmişi hatırlatılmaktadır. Gerçekten de peygamberimiz yetim olarak dünyaya gelmiş, önce dedesi Abdülmuttalib’in, onun ölümünden sonra da amcası Ebû Tâlib’in himayesi altında yaşamıştır.

      7. Âyet: Seni sapıtmış olarak bulup da hidâyet etmedi mi?

      Âyette geçen “dâllen” sözcüğü peygamberimiz için kullanıldığından, birçok meal ve tefsirde yumuşatılmış anlamlarla yer almış, buna bağlı olarak da peygamberimizin gece evine giderken yolunu kaybettiği veya buna benzer anlamlar verildiği tam 22 adet zorlama yorum ortaya çıkmıştır.

      Oysa “dalâlet” sözcüğünün âyette zıt anlamlı “هداي - hidâyet” sözcüğü ile birlikte kullanıldığı gözden kaçırılmamalıdır. Bu nedenledir ki, “dalâlet” sözcüğünün anlamının yumuşatılması âyetin ruhuna aykırı olur. Çünkü Fâtiha ve Leyl sûrelerinde de değinildiği gibi, “hidâyet” sözcüğü “Allah yolunu göstermek” demektir. Evin yolunu ya da köyün yolunu göstermek anlamına gelmez ve bu anlamda kullanılamaz. Dolayısıyla âyetteki “dalâlet” sözcüğü tam olarak “hidâyet dışında olmak, Allah yolunun dışında olmak” anlamına gelir.

      “Dâllen” sözcüğünün gerçek anlamını peygamberimize yakıştıramayanlar bu sözcüğü zoraki yorumlarla asıl anlamının dışında kullanmışlardır. Sözcüğün asıl anlamının ne olduğu, Necm sûresinin 2. âyetinde geçen “arkadaşınız sapmadı ve azmadı” ifadesinden de anlaşılmaktadır. Peygamberimizin vahiy aldığı dönemdeki halinin belirtildiği bu âyette onun hidâyet üzere bulunduğu, Allah yolunun dışına çıkmadığı belirtilmektedir.

      Konumuz olan Duhâ sûresi 7. âyette ise peygamberimizin de herkes gibi bir insan olduğuna, onun da kusur işleyebileceğine işaret vardır. Konuyla ilgili olarak aşağıdaki âyetler de tetkik edilmelidir:

      Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun… Şûra 52
      Bundan önce sen gafillerden idin… Yusuf 3
      Eğer sen şirk koşarsan amelin boşa gider… Zümer 65
      Kendi günahın için istiğfar et… Muhammed 19
      Eğer saparsam, kendi aleyhime saparım… Sebe 50
      Balığın arkadaşı (Yunus) gibi olma … Kalem 48

      Özetle bu âyette, Mekke’de Mekkeliler gibi yaşamakta olan Muhammed (as)’e Allah’ın hidâyeti ile İslâm’ın yolunun gösterildiği ve bu dünyada nimetlerin en büyüğü ile nimetlendirildiği anlatılmaktadır.

      8. Âyet: Seni aile geçindirme zorluğu içinde bulup da zengin etmedi mi?

      Bu âyeti de iki farklı şekilde yorumlamak mümkündür.

      Sözcüklerin gerçek anlamlarına göre:
      1. Yetim doğan Muhammed (as)’in, kendi dedesinin ve amcasının himayesinde, sıkıntı çekmeden ama bir aile geçindirmeye de gücü olmadan “عائل Âil [ihtiyaç sahibi]” olarak yaşamını sürdürdüğü bir sırada Hadice ile evlenerek zengin bir aile reisi konumuna yükselmesi;

      2. Ya da; peygamberimizin elçilik görevini aldıktan sonra Ebû Bekir, Osman ve diğer zenginlerin mal varlıklarını emrine vermeleri sonucunda zenginleşmesi.

      Sözcüklerin mecaz anlamlarına göre ise;
      Mekkeli Muhammed (as)’in vahiy sayesinde bilgilenmesi ve kanıt sahibi olması,

      Ya da; kendi halinde biri iken bir lider haline gelmesi kast edilmiş olabilir.

      9. Âyet: O halde yetimi kahretme!

      Yani; “Yetimi heder etme, yetimi ezme!”

      “قهر - kahr”, bir şeyi normal konumundan daha kötü bir duruma sokmaktır. Bir insanı olması gereken konumdan daha aşağı bir duruma getirmek, o insanı kahretmektir. Kahr, “ikram”ın, yani üstün kılmanın, saygın hâle getirmenin zıddıdır. Örnek olarak Araplar etin tencerede börtmesine, pörsümesine قهر - kahr” derler.

      Yetimin üstün kılınması gerektiği, bir önceki sûre olan Fecr de bildirilmişti. Bu sûrede ise konu zıt anlamı ile vurgulanarak pekiştirilmiştir. Yetimlik Kur’ân’ın önemle üzerinde durduğu bir konudur. Öyle ki, yetimi koruyup gözetmek dinimizin ana ilkelerinden biridir. Konu sadece bu iki sûrede işlenmekle kalmamış, Bakara sûresinin 220. âyetinde ve Nisa sûresinin ilk on âyetindeki şu hükümlerle detaylandırılmıştır:

      Yetimler, akraba grubu içine alınarak üvey evlât konumuna getirilmelidir.
      Bir arada yaşanılan yetimlere kardeş muamelesi yapılmalıdır.
      Yetimlerin malları kendilerine verilmelidir.
      Yetimlerin malları korunmalı ve idaresinde haksızlık yapılmamalıdır.
      Yetimler işe yarar hâle getirilmelidir, iş güç sahibi yapılmalıdır.
      Miras paylaşımında yetimler için de pay ayrılmalıdır.
      Bazı meallerde yer alan “yetime kahretme” şeklindeki çeviri, âyetin gerçek mesajını yansıtmamaktadır. Çünkü Türkçede “yetime kahretme” ile “yetimi kahretme” ifadeleri aynı anlama gelmez. Çevirilerin çoğunda kullanılmış olan “yetime kahretme” ifadesi, “yetime darılma, yetime gücenme” gibi bir anlam içermektedir. Oysa âyet, yetimin kahrolmasının, mahvolmasının önüne geçilmesi gerektiğini anlatmaktadır. Dolayısıyla buradaki çevirinin “yetimi kahretme” şeklinde olması gerekmektedir. Bu da bize âyetin şu mesajını iletmektedir: Yetimler aç-açık, evsiz-barksız, eğitimsiz-öğretimsiz, işsiz-güçsüz bırakılarak heder edilmemeli, gereken yapılarak analı-babalı gibi büyütülmeleri sağlanmalı, onlara en iyi eğitim ve öğretim verilmeli, saygın ve değerli kişiler olarak topluma kazandırılmalıdır.

      Kur’ân’ın yetimler için verdiği emirler hem bireysel hem de toplumsal boyutlar taşıyan emirlerdir. Onlar için yapılması emredilen işlerin bireylerce yapılabilir olanları bireyler tarafından; toplumca yapılabilir olanları ise toplum adına kamu otoritesini kullananlar tarafından yerine getirilmelidir. Bir iman toplumu, üstlenilmesi gereken maddi ve manevi yükler konusunda en az bireyleri kadar sorumludur. Nitekim Fecr sûresinin 17–20. âyetlerinde yetimin kerimleştirilmesi ve yoksulun yiyeceği üzerine teşvikleşilmesi görevleri doğrudan topluma verilmiştir.

      10. Âyet: İsteyeni azarlama.

      “سائل - sâil” sözcüğü “isteyen” demektir, ancak “soran” anlamına da gelmektedir. Çünkü soru sormak, bilgi istemek demektir. Âyette tümlece yer verilmeyerek isteyenin ne istediği belirtilmemiştir. Bu durum, “isteyen” sözcüğünün anlam alanını genişletmektedir. Dolayısıyla “isteyen” sözcüğü için “yiyecek-içecek gibi maddi ihtiyaçları isteyen”, ya da “din ve imanla ilgili manevi ihtiyaçlarını giderecek bilgi isteyen, soru soran” gibi anlamların geliştirilmesi mümkündür.

      11. Âyet: Ve Rabbinin nimetini söz ve fiillerinle ortaya koy!

      Sûrede açıklanan konular dikkate alındığında “Rabbinin nimeti” ifadesinden peygamberimize verilen her türlü nimet anlaşılmaktaysa da, ona verilen asıl nimet “İslâm Dini”dir. Zira başta Maide sûresinin 3. âyeti olmak üzere Kur’ân’da bahsedilen “nimet” İslâm dinidir. Peygamberimizden istenen de, bu nimeti [İslâm Dinini] hem yaşaması hem de anlatmasıdır.

      Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır

    2. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM
    3. El-KEVSER


    4. Kevser, çok nimet demektir; ayrıca cennette bir havuzun da adıdır. Âdiyât sûresinden sonra Mekke'de inen bu sûre 3 (üç) âyettir. Erkek çocukları yaşamadığı için Peygamberimize müşrikler, nesli kesik manasına "ebter" dediler. Sûrede buna cevap verilmiştir.
    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.

    1. (Resûlum!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik.
    2. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes.
    3. Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir.

    İNŞİRAH SURESİ

    Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.

    1. Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?

    2. Yükünü senden alıp atmadık mı?
    3. O senin belini büken yükü .
    4. Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?
    5. Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır.
    6. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.
    7. Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul,
    8. Yalnız Rabbine yönel.
    "İnşirâh" açılmak, genişlemek, sevinmek manalarına gelir. Duhâ sûresinden sonra Mekke'de inmiştir. 8 (sekiz) âyettir. Bu sûrede Peygamberimizin, çocukluğunda risalete hazırlamak üzere kalbinnin açılıp arıtılmasından söz edilmektedir. Ayrıca, onun getirdiği dindeki kolaylıklara dikkat çekilerek Allah'a şükretmeye teşvik edilmektedir.


    Suyûtî, Sûrenin, müşriklerin mü'minleri fakirlikleri sebebiyle ayıplamaları üzerine nazil olduğunu söyler.[1] ki Sûrenin tamamı Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur ve bunda icma vardır. Nüzul sırası itiba*riyle Duhâ Sûresinden sonra nazil olmuştur.[2]

    6- Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık var!

    Bu ayetin nüzul sebebi ile ilgili rivayetler:

    1- İbni Cerir, Hasan-ı Basri'den rivayet etti:

    Şu, "muhakkak güçlükle beraber kolaylık var." ayeti in*diğinde Rasulullah (s.a.) şöyle buyurdu:

    "Müjde! Size kolaylık geldi. Bir zorluk iki kolaylığı mağlup edemez."[3]

    2- İbn Ebî Hatim'in Ebu Zür'a kanalıyla Enes ibn Mâlik'ten rivayetine göre bir gün Hz. Peygamber (sa) oturuyormuş. Karşısında da bir taş varmış.

    "Zorluk gelip şu taşın içine girse kolaylık gelir ve onun içine girerek zorluğu oradan çı*karırdı." buyurmuş ve işte bunun üzerine Allah Tealâ bu âyet-i kerimeleri in*dirmiş.[4]

    3- İbn Merdûye'nin Câbir ibn Abdullah'tan rivayetine göre bu iki âyet-i kerime Medine-i Münevvere'de nazil olmuştur.



  4. 03.Ocak.2012, 22:01
    3
    Misafir

    Cevap: Peygamber efenidimizin kuran da geçen kıssaları

    bi bulsam dükkan sizin yha . lütfen bir peygamber kıssası söyleyin...

    Alıntı
    Kuran'da Peygamber Kıssaları

    Allah tarih boyunca yaşamış olan tüm toplumlara kendi dinini tebliğ edecek Peygamberler göndermiştir. Kuran'da da dikkat çekildiği gibi, bu Peygamberlerin tüm davranışları, ahlaki özellikleri, müminler için örnektir. Allah, müminlere Peygamberleri örnek almayı tavsiye etmiştir:
    Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır. (Ahzab Suresi, 21)
    Bu nedenle de her mümin, Kuran'da Peygamberlerle ilgili bildirilen herşeyi dikkatle inceleyerek, onların yaşamlarını, gösterdikleri güzel ahlak örneklerini, Allah'a olan derin bağlılıklarını öğrenmelidir. Ki böylece dünya üzerinde yaşamış olan en kıymetli insanların üstün ahlakına talip olabilsin…
    Ayrıca Kuran'da Peygamberle ilgili olarak anlatılan her olay kuşkusuz tüm müminlerin hayatı için de aydınlatıcı ve yol göstericidir. Çünkü "yoksa sizden önce gelip geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?..." (Bakara Suresi, 214) ayetinin hükmüne göre, Peygamberlerin ve beraberindekilerin yaşadıklarının benzerlerini, onların izindeki müminler de yaşamaya devam edeceklerdir.

    Bu nedenle Kuran'da anlatılan Peygamberlerin yaşam şekillerini dikkatli bir şekilde incelemek, mümine büyük yarar sağlayacaktır. Allah Kuran'da, Peygamber kıssalarının "temiz akıl sahipleri" için ibretler içerdiğini bildirmektedir:
    Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kuran) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir. (Yusuf Suresi, 111)

    HER KAVME PEYGAMBER GÖNDERİLMİŞTİR

    Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiç bir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın. (Fatır Suresi, 24)

    Andolsun, Biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün. (Nahl Suresi, 36)
    Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz. (Şuara Suresi, 208)

    HER KAVME KENDİ LİSANIYLA PEYGAMBER GÖNDERİLMİŞTİR

    Biz hiçbir elçiyi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın. Böylece Allah, dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini hidayete erdirir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (İbrahim Suresi, 4)
    Andolsun, Biz senden önce elçiler gönderdik; onlardan kimini sana aktarıp-anlattık ve kimini anlatmadık. Herhangi bir elçiye, Allah'ın izni olmaksızın bir ayeti getirmek olacak şey değildir. Allah'ın emri geldiği zaman hak ile hüküm verilir ve işte burada (hakkı) iptal etmekte (istekli) olanlar hüsrana uğramışlardır. (Mümin Suresi, 78)

    PEYGAMBERLERİN GÖNDERİLİŞ AMACI

    Biz elçileri müjde vericiler ve uyarıp-korkutucular olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz. Şu halde kim iman ederse ve (davranışlarını) düzeltirse, artık onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. (Enam Suresi, 48)
    Bu, halkı habersizken, Rabbinin ülkeleri zulüm ve helak edici olmadığındandır. (Enam Suresi, 131)
    Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)
    Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir. (Nisa Suresi, 165)

    PEYGAMBERLERE İTAAT VE MÜKAFATI

    Ey iman edenler, Allah'tan sakınıp-korkun ve O'nun elçisine iman edin, size kendi rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Hadid Suresi, 28)
    Allah'a ve elçisine itaat edin, ki merhamet olunasınız. (Al-i İmran Suresi,132)
    İman edip salih amellerde bulunanları karanlıklardan nura çıkarması için Allah'ın apaçık ayetlerini size okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim iman edip salih bir amelde bulunursa, (Allah) onu içinde süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir. (Talak Suresi,11)
    Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve elçisine çağrıldıkları zaman mü'min olanların sözü: "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır. Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse ve Allah'tan korkup O'ndan sakınırsa, işte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır. (Nur Suresi, 51-52)

    Ey Ademoğulları, içinizden size ayetlerimi haber veren elçiler geldiğinde, kim sakınırsa ve (davranışlarını) düzeltirse işte onlar için korku yoktur, onlar mahzun olmayacaklardır. (Araf Suresi, 35)
    Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği Peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar. (Nisa Suresi, 69)

    Peygamber'e İtaat Allah'a İtaattir

    Kim Resûl'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik. (Nisa Suresi, 80)
    Peygamberler İnsanlardan Karşılık Beklememiştir
    İşte Allah'ın hidayet verdikleri bunlardır; öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy. De ki: "Ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur'an), alemlere bir 'öğüt ve hatırlatmadan' başkası değildir." (En'am Suresi, 90)
    Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir. Oysa ki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun. O, alemler için yalnızca bir 'öğüt ve hatırlatmadır.' (Yusuf Suresi, 103-104)
    Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun" dedi. "Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir." (Yasin Suresi, 20-21)
    Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. De ki: "Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum." (Furkan Suresi, 56-57)
    De ki: "Size bir tek öğüt veriyorum: "Allah için ikişer ikişer ve teker teker kıyam etmeniz, sonra düşünmeniz. Sizin sahibiniz (veya arkadaşınız olan Peygamber)de hiçbir delilik yoktur. O, yalnızca sizi, şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır." De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, artık o sizin olsun. Benim ecrim (ücretim), yalnızca Allah'a aittir. O, herşeye şahid olandır." (Sebe Suresi, 46-47)

    PEYGAMBERLERİN KARŞILAŞTIKLARI GÜÇLÜKLER KARŞISINDA SABRETMELERİNİ ÖĞÜTLEYEN AYETLER

    Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir. Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır. Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme. (Nahl Suresi, 125-127)

    Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu. Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin. (Taha Suresi, 129-130)
    Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın. Gerçekten biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz. (Yasin Suresi, 76)
    Onların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz, ancak Allah'ın hoşnutluğunu istemekten başka (bir amaçla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın- size eksiksizce ödenecektir. (Bakara Suresi, 272)
    Kesin olarak biliyoruz ki, onların söyledikleri seni gerçekten üzüyor. Doğrusu onlar, seni yalanlamıyorlar, ancak zalimler, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar. (En'am Suresi, 33)

    Sen, onlara karşı hüzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde olma. (Neml Suresi, 70)
    Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin.
    Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.
    Ve sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici değilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (söz) dinletebilirsin, işte Müslüman olanlar bunlardır. (Neml Suresi, 79-81)
    Bunlar, apaçık olan Kitabın ayetleridir. Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?) Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir. (Şuara Suresi, 2-4)

    Ey Peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudiler'den küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiçbir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azab vardır. (Maide Suresi, 41)

    Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup-ayrıl. (Mümezzil Suresi, 10)

    Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme. Şüphesiz o alay edenlere (karşı) biz sana yeteriz. Ki onlar, Allah ile beraber başka ilahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir. Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz. Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol. Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et. (Hicr Suresi, 94-99)
    Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir. (Kasasl Suresi, 56)

    PEYGAMBERLERE İTAATSİZLİK VE CEZASI

    Allah'ı ve elçilerini (tanımayıp) inkar eden, Allah ile elçilerinin arasını ayırmak isteyen, "Bazısına inanırız, bazısını tanımayız" diyen ve bu ikisi arasında bir yol tutturmak isteyenler. İşte bunlar, gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere aşağılatıcı bir azab hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 150-151)
    Gerçekten Allah'a ve Resûlü'ne karşı başkaldıranlar, kendilerinden öncekilerin alçaltılması gibi alçaltılmışlardır. Oysa Biz apaçık ayetler indirdik. Kafirler için küçültücü bir azap vardır. (Mücadele Suresi, 5)
    Ülkelerden niceleri vardır ki, Rablerinin ve O'nun elçilerinin emrine karşı gelip azmışlar, böylece Biz de onları çetin bir hesaba çekmişiz ve onları benzeri görülmedik bir azapla azaplandırmışız. (Talak Suresi, 8)
    Kim Allah'a ve elçisine isyan eder ve onun sınırlarını aşarsa, onu da içinde ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır. (Nisa Suresi, 14)
    Sonra birbiri peşisıra elçilerimizi gönderdik; her ümmete kendi elçisi geldiğinde, onu yalanladılar. Böylece biz de onları (yıkıma uğratıp yok etmede) kimini kiminin izinde yürüttük ve onları (tarihin anlatıp aktardığı) bir olay kıldık. İman etmeyen kavim için yıkım olsun. (Müminun Suresi, 44)



  5. 03.Ocak.2012, 22:01
    3
    Misafir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Misafir
    Misafir
    bi bulsam dükkan sizin yha . lütfen bir peygamber kıssası söyleyin...

    Alıntı
    Kuran'da Peygamber Kıssaları

    Allah tarih boyunca yaşamış olan tüm toplumlara kendi dinini tebliğ edecek Peygamberler göndermiştir. Kuran'da da dikkat çekildiği gibi, bu Peygamberlerin tüm davranışları, ahlaki özellikleri, müminler için örnektir. Allah, müminlere Peygamberleri örnek almayı tavsiye etmiştir:
    Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır. (Ahzab Suresi, 21)
    Bu nedenle de her mümin, Kuran'da Peygamberlerle ilgili bildirilen herşeyi dikkatle inceleyerek, onların yaşamlarını, gösterdikleri güzel ahlak örneklerini, Allah'a olan derin bağlılıklarını öğrenmelidir. Ki böylece dünya üzerinde yaşamış olan en kıymetli insanların üstün ahlakına talip olabilsin…
    Ayrıca Kuran'da Peygamberle ilgili olarak anlatılan her olay kuşkusuz tüm müminlerin hayatı için de aydınlatıcı ve yol göstericidir. Çünkü "yoksa sizden önce gelip geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?..." (Bakara Suresi, 214) ayetinin hükmüne göre, Peygamberlerin ve beraberindekilerin yaşadıklarının benzerlerini, onların izindeki müminler de yaşamaya devam edeceklerdir.

    Bu nedenle Kuran'da anlatılan Peygamberlerin yaşam şekillerini dikkatli bir şekilde incelemek, mümine büyük yarar sağlayacaktır. Allah Kuran'da, Peygamber kıssalarının "temiz akıl sahipleri" için ibretler içerdiğini bildirmektedir:
    Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kuran) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir. (Yusuf Suresi, 111)

    HER KAVME PEYGAMBER GÖNDERİLMİŞTİR

    Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiç bir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın. (Fatır Suresi, 24)

    Andolsun, Biz her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının" (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün. (Nahl Suresi, 36)
    Kendisi için bir uyarıcı olmaksızın, biz hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmış değiliz. (Şuara Suresi, 208)

    HER KAVME KENDİ LİSANIYLA PEYGAMBER GÖNDERİLMİŞTİR

    Biz hiçbir elçiyi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın. Böylece Allah, dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini hidayete erdirir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (İbrahim Suresi, 4)
    Andolsun, Biz senden önce elçiler gönderdik; onlardan kimini sana aktarıp-anlattık ve kimini anlatmadık. Herhangi bir elçiye, Allah'ın izni olmaksızın bir ayeti getirmek olacak şey değildir. Allah'ın emri geldiği zaman hak ile hüküm verilir ve işte burada (hakkı) iptal etmekte (istekli) olanlar hüsrana uğramışlardır. (Mümin Suresi, 78)

    PEYGAMBERLERİN GÖNDERİLİŞ AMACI

    Biz elçileri müjde vericiler ve uyarıp-korkutucular olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz. Şu halde kim iman ederse ve (davranışlarını) düzeltirse, artık onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır. (Enam Suresi, 48)
    Bu, halkı habersizken, Rabbinin ülkeleri zulüm ve helak edici olmadığındandır. (Enam Suresi, 131)
    Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar. (Sebe Suresi, 28)
    Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah'a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir. (Nisa Suresi, 165)

    PEYGAMBERLERE İTAAT VE MÜKAFATI

    Ey iman edenler, Allah'tan sakınıp-korkun ve O'nun elçisine iman edin, size kendi rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin. Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret etsin. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. (Hadid Suresi, 28)
    Allah'a ve elçisine itaat edin, ki merhamet olunasınız. (Al-i İmran Suresi,132)
    İman edip salih amellerde bulunanları karanlıklardan nura çıkarması için Allah'ın apaçık ayetlerini size okuyan bir elçi de (gönderdik). Kim iman edip salih bir amelde bulunursa, (Allah) onu içinde süresiz kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah, gerçekten ona ne güzel bir rızık vermiştir. (Talak Suresi,11)
    Aralarında hükmetmesi için, Allah'a ve elçisine çağrıldıkları zaman mü'min olanların sözü: "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte felaha kavuşanlar bunlardır. Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse ve Allah'tan korkup O'ndan sakınırsa, işte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır. (Nur Suresi, 51-52)

    Ey Ademoğulları, içinizden size ayetlerimi haber veren elçiler geldiğinde, kim sakınırsa ve (davranışlarını) düzeltirse işte onlar için korku yoktur, onlar mahzun olmayacaklardır. (Araf Suresi, 35)
    Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği Peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar), şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar. (Nisa Suresi, 69)

    Peygamber'e İtaat Allah'a İtaattir

    Kim Resûl'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik. (Nisa Suresi, 80)
    Peygamberler İnsanlardan Karşılık Beklememiştir
    İşte Allah'ın hidayet verdikleri bunlardır; öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy. De ki: "Ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur'an), alemlere bir 'öğüt ve hatırlatmadan' başkası değildir." (En'am Suresi, 90)
    Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir. Oysa ki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun. O, alemler için yalnızca bir 'öğüt ve hatırlatmadır.' (Yusuf Suresi, 103-104)
    Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun" dedi. "Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir." (Yasin Suresi, 20-21)
    Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. De ki: "Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum." (Furkan Suresi, 56-57)
    De ki: "Size bir tek öğüt veriyorum: "Allah için ikişer ikişer ve teker teker kıyam etmeniz, sonra düşünmeniz. Sizin sahibiniz (veya arkadaşınız olan Peygamber)de hiçbir delilik yoktur. O, yalnızca sizi, şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır." De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, artık o sizin olsun. Benim ecrim (ücretim), yalnızca Allah'a aittir. O, herşeye şahid olandır." (Sebe Suresi, 46-47)

    PEYGAMBERLERİN KARŞILAŞTIKLARI GÜÇLÜKLER KARŞISINDA SABRETMELERİNİ ÖĞÜTLEYEN AYETLER

    Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir. Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır. Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme. (Nahl Suresi, 125-127)

    Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu. Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin. (Taha Suresi, 129-130)
    Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın. Gerçekten biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz. (Yasin Suresi, 76)
    Onların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük) değildir. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak her ne infak ederseniz, kendiniz içindir. Zaten siz, ancak Allah'ın hoşnutluğunu istemekten başka (bir amaçla) infak etmezsiniz. Hayırdan her ne infak ederseniz -haksızlığa (zulme) uğratılmaksızın- size eksiksizce ödenecektir. (Bakara Suresi, 272)
    Kesin olarak biliyoruz ki, onların söyledikleri seni gerçekten üzüyor. Doğrusu onlar, seni yalanlamıyorlar, ancak zalimler, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar. (En'am Suresi, 33)

    Sen, onlara karşı hüzne kapılma ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntı içinde olma. (Neml Suresi, 70)
    Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin.
    Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.
    Ve sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici değilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (söz) dinletebilirsin, işte Müslüman olanlar bunlardır. (Neml Suresi, 79-81)
    Bunlar, apaçık olan Kitabın ayetleridir. Onlar mü'min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?) Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir. (Şuara Suresi, 2-4)

    Ey Peygamber, kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerle Yahudiler'den küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar, yalana kulak tutanlar, sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar (haber toplayanlar)dır. Onlar, kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar, "Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının" derler. Allah, kimin fitne(ye düşme)sini isterse, artık onun için sen Allah'tan hiçbir şeye malik olamazsın. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette onlar için büyük bir azab vardır. (Maide Suresi, 41)

    Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup-ayrıl. (Mümezzil Suresi, 10)

    Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme. Şüphesiz o alay edenlere (karşı) biz sana yeteriz. Ki onlar, Allah ile beraber başka ilahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir. Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz. Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol. Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et. (Hicr Suresi, 94-99)
    Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir. (Kasasl Suresi, 56)

    PEYGAMBERLERE İTAATSİZLİK VE CEZASI

    Allah'ı ve elçilerini (tanımayıp) inkar eden, Allah ile elçilerinin arasını ayırmak isteyen, "Bazısına inanırız, bazısını tanımayız" diyen ve bu ikisi arasında bir yol tutturmak isteyenler. İşte bunlar, gerçekten kafir olanlardır. Kafirlere aşağılatıcı bir azab hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 150-151)
    Gerçekten Allah'a ve Resûlü'ne karşı başkaldıranlar, kendilerinden öncekilerin alçaltılması gibi alçaltılmışlardır. Oysa Biz apaçık ayetler indirdik. Kafirler için küçültücü bir azap vardır. (Mücadele Suresi, 5)
    Ülkelerden niceleri vardır ki, Rablerinin ve O'nun elçilerinin emrine karşı gelip azmışlar, böylece Biz de onları çetin bir hesaba çekmişiz ve onları benzeri görülmedik bir azapla azaplandırmışız. (Talak Suresi, 8)
    Kim Allah'a ve elçisine isyan eder ve onun sınırlarını aşarsa, onu da içinde ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır. (Nisa Suresi, 14)
    Sonra birbiri peşisıra elçilerimizi gönderdik; her ümmete kendi elçisi geldiğinde, onu yalanladılar. Böylece biz de onları (yıkıma uğratıp yok etmede) kimini kiminin izinde yürüttük ve onları (tarihin anlatıp aktardığı) bir olay kıldık. İman etmeyen kavim için yıkım olsun. (Müminun Suresi, 44)



  6. 02.Nisan.2012, 17:43
    4
    Misafir

    Cevap: Peygamber efenidimizin kuran da geçen kıssaları

    allah aşkına kuranda geçen peygamber kıssaları ayetleri nelerdir bi cevaplayın


  7. 02.Nisan.2012, 17:43
    4
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    allah aşkına kuranda geçen peygamber kıssaları ayetleri nelerdir bi cevaplayın





+ Yorum Gönder